Bir Kadının Yaşamından 24 Saat (Öyküler Seçkisi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
55.988
Gösterim
Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
Alt başlık:
Öyküler Seçkisi
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059702287
Çeviri:
Ahmet Arpad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Bu kitapta, 20. yüzyıl Avrupa'sının en önemli kalemlerinden olan Stefan Zweig'ın birbirinden çarpıcı beş öyküsü yer alıyor.

'Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'te tutkunun ve aşkın yakıcılığını; 'Kitapçı Mendel'de savaşın acımasız yüzünü ve bıraktığı silinmeyecek izlerini; 'Bir Yaz Öyküsü'nde anıların ardına gizlenmiş gerçek duyguları; 'Kızıl'da toplumun zayıf ruhlar üzerindeki gölgesini; ve 'Yalnız İki İnsan'da dışlanmışların kederini okuyuculara anlatıyor. Zweig bu öykülerde ölüm ve yaşamın sınırlarında dolaşıyor, sıradan insanların gizli kalmış sırlarını gün yüzüne çıkarıyor, ruhun karanlık taraflarına dokunarak çok yönlü anlatımını zenginleştiriyor.

Savaşın getirdiği acılarla boğuşmaya daha fazla katlanamayıp 1942'de hayatına son veren Stefan Zweig'ın, okuyucuları öykülerin içine çeken ve ruhlarına ayna tutan bu kitabını, Ahmet Arpad'ın özenli çevirisiyle sunuyoruz.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Bir kadının 24 saati daha ne kadar derin anlatılabilirdi?

24 saate düşünemeyeceğimiz kadar ruhsal devinim sığdırmayı olağanüstü bir şekilde başarabilen adam bu Zweig. Biz fani insanlar olarak günün yarısını yatmakla geçirdiğimiz sürece Zweig medeniyetleri seviyesine ulaşamayız muhtemelen. Kendisine ait okuduğum 4. kitap ve Zweig'a kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni, anlattıklarında geçmişime dair parçalar bulmam oluyor. Bu parçalarım, Zweig'ın kitaplarını o kadar iyi anlayabilmemi sağlıyor ki adeta yaşıyorum onları.

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum 4 kitabında da kilit karakterlerin isimleri ya tek harfliydi ya da hiç verilmemişti. Dr. B, Mrs. C, R. gibi. Bu olayı vermek istediği mesajı isimlere takılmadan vermek istemesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Kafka’nın Dava kitabında da K. vardır mesela, isimsiz ve bilinmeyen bir kişilik gibi ruhunu arar ve sorgular durur.

Kitaba geçmek gerekirse; 1920'li yılların sonunda yazılmış olan kitabın bazı kısımlarında siyasi göndermeler yapıldığını düşünüyorum. Mesela yemek masasında çıkan tartışmanın esas sebebi yazarın da belirttiği gibi birbirine düşman dünya görüşlerinin öfke içeren karşıtlıklarını ortaya koyma isteği diye düşünüyorum. Bunu bir Hayvan Çiftliği sonu gibi düşünebiliriz aslında. İnsanları, hayvanları ülkeler gibi düşünüp onların yaptığı tartışmayı ülkeler bazında açıklayabiliriz. Mesela bu kitapta da İngiliz Mrs.C hakkında bahsi geçen, "Varlığı hissedilmese de, hepimiz üzerinde özel bir güce sahipti." söylemi bence çok şey ifade ediyor bu konuda. I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra yazılmış bu kitabın bu örnekler gibi bazı kısımları İngiltere'nin kozları elinde tuttuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Mesela farklı bir bakış açısı olarak, kumar masasında olanları savaşın tarafları gibi düşünecek olursak, savaşı kimse kazanamıyor. Çünkü her zaman kumarhane kazanıyor ihtimaller kumarhane lehinde olduğu için. İşte belki Zweig da kumar üzerinden savaşmanın saçmalığını böyle bir betimlemeyle bize anlatmış olabilir diye düşünüyorum. Bir krupiyer var, tamamen ruhsuz. Sadece işini yapıyor, ruleti döndürüyor ve savaşı başlatmış oluyor. Bu savaş için de insanlar her şeyini verip sonucunda da yine her şeyini kaybetmiş oluyorlar. Zaten Zweig da Satranç kitabında olduğu gibi insanların psikolojik hegemonyasını siyasi konularla rahatlıkla birleştirebilecek türden bir yazar.

Esas konuya gelecek olursak. Kumar ya da kitapta bahsi geçtiği gibi rulet oynarken insanların ellerinin ve vücutlarının hareketlerinin nasıl olduklarını çok iyi bildiğimden dolayı, Zweig'ın bu kitabını da çok çok iyi bir şekilde özümsedim. 0 sayısı olduğu sürece ihtimalin sadece kırmızı veya siyahla ibaret olmadığı (yani %50-%50 değil) bir oyun olduğu için her zaman kumarhane daha avantajlı. Kitapta geçmişime benzettiğim diğer bir konu ise zamanında yanıma oturmuş bir adamın o masa başında kaybettiği sürece Lehçe bir şeyler söylemesi, sürekli Lehçe kötü sözler ve karışık cümleler kurmasıydı. Ellerini gerçekten de çok kullanırdı, hırslıydı ve masaya da sürekli vururdu. İşte ben bu adam sayesinde bu kitaptaki adamı anlayabiliyorum. Kitaptaki adamın gidip kiliseye Lehçe karışık sözlerle dua etmiş olmasını yanımdaki adamın Lehçe küfürleriyle eşit tutuyorum. Çünkü, kumar öyle bir şeydir ki siz istemeseniz de o sizin peşinizden gelir. Kiliseye gidip böyle bir şey için dua ederseniz o size aynı dilde küfür olarak geri döner. Kitapla ve benim hayatımla bağdaştırdığım gibi. Bu konuda bir garip yön ise Mrs. C'nin Anglikan mezhebinde olması. Bu mezhepte papazla vaftiz değil de insanlara derdini anlatarak ve insanlarla konuşarak gelen bir vicdan vaftizi var. O yüzden kitabın sonunda her şeyini anlatabileceği bir kişi bulduğu için kendi vicdanını bu konuda temize çektiğini düşünüyorum.

Mrs. C'nin yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüme düşüncesi ve herkese öğretildiği gibi kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmanın ayıp olduğu düşüncesi arasında kaldığı ikilem kitabın dönüm noktası. Fakat şöyle garip bir şey var aslında bu iki seçenekten herhangi birisi çıksa da adamın kaderi etkilenmeyecekmiş gibi. Sonuçta olan sadece Mrs. C'ye oluyor ve adam C ile tanışmasaydı da yapacağı şeyi yapıyor. Burada Mrs. C'nin çabası, vicdanı ve fedakarlığı ön planda. Sonucunun olumlu olmayacağı ihtimali bile olsa verilen manevi çaba çok iyi anlatılıyor.

Psikolojinin uç noktalarını da hissettiğim bir kitap oldu yine. Merakın, mistisizmin, fedakarlığın uç noktaları. Zweig'a anılarımı kitaplarda yaşattığı için minnettarım.
80 syf.
·2 günde·8/10
Stefan Zweig için sıklıkla karşılaşabileceğiniz tespiti yineleyerek başlamak istiyorum.
Nasıl yapabiliyor bunu?
Nasıl bir kadının hikayesini anlatıp bu kadar iyi tanımlayabiliyor bir kadının ruhunu?

Elbette bu soruların cevabı bende yok. Sadece hayranlığımı dile getirmek için bu soruların yeniden altını çizdim iyice görülebilsin diye.

‘Bir kadının hayatından 24 saat’; kitabın konusunu açıklamaya yetecek bir başlık. Zaten yazarın amacı şaşırtıp afallamamıza neden olacak bir farklılık göstermek değil. Zira Zweig’ın özelliği de bu değil bence. Aynı hikayeyi bir başkası anlatsa belki de çoğumuz (kısa olsa da) kitabı bitirmezdik bile. İşte burada yazarın bir kadının duygularını yansıtmaktaki üstün yeteneği ortaya çıkıyor. Aslında bu söylediklerim bir kitaba istinaden değil. Birçok kitabında kadın karakterler baş rolü üstlenmiş, hepsinde de bu hikayeyi bir kadın yazmış olmalı dedirtmiştir. En azından bana dedirtti.

Genelde Zweig karakterleri intihara meyillidir. Zweig hayranları bunu bilir. Burada fark intihara meyilli olan esas kahraman değil, ikincil roldeki bir kahramanın olması. :)

Daha çok şey söylenebilir fakat yazarın emeğini çalmamak adına daha fazla detay vermeyeceğim. Buradan sonrası okuyucuların okumak isteyip istememesine kalmış. Benim fikrim keyif dolu bir okuma yolculuğu olacaktır.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Genel yargı şudur ki, herkes kendi cinsinin hissettiklerini, davranışlarını anlamaya daha yatkındır. Yani bir kadın bir başka kadının içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarına verdiği tepkileri daha iyi anlayabilecekken bir erkek de hemcinsini kadınlara oranla daha iyi anlayacak, duygu durumunu daha iyi bilecektir. İşte, Stefan Zweig bu noktada önemli bir şey yapıyor. Okuduğum iki kitabında da ana karakterlerini kadınlardan oluşturan Zweig, karşı cinslerinin zihinlerine çıktığı yolculuklarını, bir erkek olarak kadını, kadınların hayatının belirli dönemlerini başarılı bir şekilde ele alıp, yine aynı başarıyla cümlelere döküyor.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'te aynı yaşam alanını paylaşan bir grubun içinde yer alan, aynı zamanda zengin bir fabrikatörün karısı olan Henriette'nin, kocası ve iki küçük kızını geride bırakarak kendisinden oldukça genç bir adamla kaçması olayların başlangıç noktasını oluşturuyor. Pansiyon sakinleri bir araya gelip, bu olayla ilgili fikirlerini beyan ederlerken bir kişi Henriette'yi yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Pansiyonun en özel konuklarından biri olan Mrs. C, bu kişiye yıllar önce 24 saatlik bir sürede yaşadıklarını anlatmaya karar veriyor. Ve evet, işte bu kitapta okuduğumuz o 24 saat, Mrs. C'nin 24 saati.

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, pansiyon sakinlerinden biri olsam Henriette'nin yaptığı bu eyleme benim vereceğim tepkinin ne olabileceğiydi. Mrs. C'nin sırlarını açtığı karakterin aksine ben, bazı durumlarda bireyi anlamaya çalışmanın bir süre sonra yanlış olan bu durumu meşrulaştırabileceği görüşündeyim. Kitapta verilen örnek gibi, kocasını aldatan bir kadın veya karısını aldatan bir erkeğin düşüncelerini öğrenmek için dinlemek ayrı ancak bu durumu anlamaya çalışıp, bunu kaçış olarak görmek, nedenlerini sıralamaya çalışmak  bir süre sonra bu eylemleri normalleştirmiş gibi gelecektir. Ve bence bu durum toplumlarımızda en son ihtiyacımız olan şeylerden biri.

Tutkularının esiri olan bir insanın başına gelebileceklerin 71 sayfaya sığdırıldığı Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat yaklaşık 1-1 buçuk saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Açıkçası ben kitaba başlarken bir kadının bir gününün ortalama olarak ne şekilde geçtiğiyle ilgili bir hikaye beklerken, içinde olay örgüsü ve anılar olan bir kitapla karşılaştım. Stefan Zweig sıradan bir hayatı olan bir kadının 24 saatini yazıya dökse nasıl olurdu diye düşünmüyorum değil. Şu ana kadar iki kitabını okuduğum Zweig, az sayfa sayısına sahip kitaplarında verdiği mesajlarla beğenimi kazandı. Korku ile "korku" hissi, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile fiil-yargı ve her zaman duyguların ardından gidilmemesi gerektiği konularında düşünmüş oldum. Tutkularının esiri olan bir kadın ve erkeğin bir gün içinde yaşadıklarını ve 24 saat içinde psikolojilerinde meydana gelen iniş çıkışların akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarıldığı bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Stefan Zweig okumaya Clarissa, Bir Çöküşün Öyküsü gibi kitaplarıyla devam edeceğim. Keyifli okumalar.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Mrs C. eşini kaybetmiş ve tatile gidiyor. Tatilde kumarbaz bir adamla başından geçen 24 saati yıllar sonra bir başka tatilde yazarımıza anlatıyor. Bugüne kadar kimseye anlatılmamış bir hadise. Mrs C.'nin anlatımını sürükleyici ve sonunu merak edecek şekilde yazmış Stefan Zweig.

Özetle; bir kadının merhametle başlayan , aşk ile devam edip hüsranla sonuçlanan 24 saati.

Zweig'ın betimlemeleri bana geçti, gözümde canlandı. Bazen tasvirler -uzun olduğu için- canımı sıksa da kitap genel anlamda hoşuma gitti. Keyifli okumalar.
80 syf.
·1 günde
Bu kitap bir kadının yirmi dört saati değil ömrünün her bir anını kaplayan aşkı, hayalleri, umutları, nefret ve en derinden yaşadığı pişmanlıklarını bir solukta insanın ruhuna işleyen bir kitaptır şüphesiz.
Bir kadının daha önce hiç tanımadığı bir erkek uğruna tüm hayatını, onurunu hiçe sayıp ' onun için sokaklarda dilenirdim' diyebilecek kadar aşkı doruklarında yaşamasının yanı sıra aynı adamın ölüm haberini aldığında 'hiç etkilenmedim, mutlu bile oldum, çünkü onunla yeniden karşılaşma korkum sonsuza dek yok olmuştu' diyecek kadar pişmanlık, nefret ve hayal kırıklığıyla sarmalanması sanmıyorum ki daha iyi anlatılabilsin!
Mrs. C'nin sevdiği adam tarafından görülmediği o anlardaki hisleri, onu kaybettiğinde yine onun anılarına sığınışı, mekanları sevdiği adamın hatıralarıyla bağdaştırma çabasıyla sıkışan yüreğinin ihanetle karşılaşması... Her biri efendim, her biri ruhumun acıyla kavrulmasına neden oldu. Bilmiyorum belki de bu hisleri Mrs. C'yle birlikte doruğunda yaşamam içinde bulunduğum yoğun ruh halleri dolayısıyladır.
Zira onun gibi tek bir hatıraya tutunabilme çabasıyla Yıldız Parkı'na gitme isteğiyle yanıp tutuşan, reddedilme hissini bir kenara bırakıp İstiklal'de çekilen iki fotoğraf arasında adım sayan hatta ümitli anlarda 'Âh evet bu fotoğrafta iki adım uzaktaymışım ' diye sevinen, kalan diğer tüm anlarda ise 'Sanırım beş adım...' diyerek üzülen bir yüreğe sahiptim.
Ancak elbette bu hisleri derinden yaşamış olmam Zweig'in bir kadının ruhsal tasvirini çıkarmadaki başarısını inkar etmeme değil aksine perçinlemeye çalıştığım tüm o hisleri tekrar tekrar yaşayıp kitabı bitirmemden günler sonra bile hala bu kitap hakkında düşünüp ilk incelememi yazmama sebep oldu.
Zweig, bir kadının ömrüne sığdırdığı yirmi dört saati, hissiyatıyla insanın omuzlarını çökerten 90 sayfalık bir kitapla anlatıyordu ve size sadece bir nefeste okuyup eriyip bitmek kalıyordu.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ana düşünce: İnsan, nefsinin sınırlarını keşfetmeden, "asla yapmam" dememeli. Zira bu ihtiraslı sözler, bazen ruhunun derinliklerinden gelen "yapabilirim" çığlığı da olabilir. Ve insan gerçeğinden, korkularından, dürtülerinden, en ilkel davranışlarından tutun da etik ve ahlâki değerlere maruz kalarak sınırlandırılan bir dizi davranışa kadar bunlardan kaçamayabilir.

Zweig, bu kitapta bizlere o bilgin psikolog tavrıyla "yargılamayınız" demektedir. "İnsanları seçimleri, yönelimleri, duyguları ve tepkileri yüzünden üstün körü bildiğiniz durumlar karşısında yargılamayınız. Çünkü bir gün siz de yargılanabilirsiniz demektedir. " "Bu sizin en insanî tepkileriniz. Doğru ya da yanlış diye ayrılan davranışlar bizi biz yapan, aynı zincirin halkalarıdır. "Saphiens" lerin henüz sınırlarını ve davranışlarının nedenlerini tam anlamıyla bilmediğimiz gibi bu davranışları da bir bütün olarak görmenin doğal göründüğüne değinir. Doğru, yanlışın varlığı kadar doğrudur. Tıpkı yanlışların da doğrular kadar yanlış olabileceği gibi...

Konuya değinmeyeyim... Bunu Kari' nin yorumuna bırakmak daha doğru olur sanırım.

~~Keyifli okumalar~~

~Kitapla kalın~
80 syf.
·3 günde·9/10
| Merhaba,
Kitaptan önce belki de en çok dile getirmek istediğim: Stefan Zweig. Hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmez biliyorum. Hayranlık uyandıracak yazarlarla tanıştıkça, Edebiyata olan sevgim benim için özel ve derin bir hâl alıyor. Zweig, hayatıma çok taze dahil olan yazarlardan. Şimdilik beş kitabını okudum ve diğerleri için sabırsızlanıyorum. Anlatacağı olayın ya da bir duygunun betimlemelerinden seçtiği sözcüğe kadar gönlümde taht kuruyor. Kitabı elimden bırakamıyorum diye klişe bir söz vardır ya,Zweig bu etkiyi yaratıyor insan üzerinde. Sevdiğim bir klişe. Kitaba gelecek olursak, adı üzerinde olduğu gibi bir kadının yaşamından yirmi dört saati anlatmasını -belki de- itiraf etmesini anlatıyor. Yirmi dört saatte tutku,cesaret ve benim için en çok da bir insana inanma isteği ele alınıyor. Bir çırpıda bitirebileceğiniz kadar sürükleyici öykü de karakterlerin duygusal analizi son derece güzel ele alınmış. Zweig'in hayatın içinden söküp almış olduğu bu güzide hikayeyi okumak çok güzeldi.
80 syf.
·2 günde
Bilirsiniz,aslında her kitap giriş,gelişme ve sonucu olan bir kompozisyondan ibarettir.Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek düzenleme ve öğelerin bir araya getirilme biçimi.Bunu kusursuz yapanlara yazar, ortaya çıkardıkları kompozisyona da eser diyorlar.Bir kitabın girişi çok sıkıcı olup gelişme ve sonucu harika olabilir.Ya da girişi ve gelişmesi mükemmel olur,sonucu elde var sıfır olur.Bu kitap için tek kelime ile kusursuz diyorum ve ekliyorum;

Zweig, iflah olmaz bir kumarcının halet-i ruhiyesine nasıl iniyor? Hadi indi,bunu okuruna nasıl empoze ediyor?Kumardan tek anladığım futbol bahisleridir.Allah affetsin zamanında ben de çok oynadım.Ancak sonunda baktım ki bu işin sonu hırsızlığa,uğursuzluğa,sahtekarlığa varacak,efendi gibi zirvede bıraktım.Sonra at yarışı müptelası olan amcama birgün "bunu bana da öğretsene nasıl oynanıyor" dedim, o da sağolsun bana bir tokat atıp "düşmanını batırmak istiyorsan at yarışını öğret" dedi. At yarışı bahis kariyerim de öylece başlamadan bitti. Kitapta iflah olmaz bir kumarcıya tüm samimiyeti ve benliğiyle yardım etmeye çalışan Mrs.C'nin 24 saatte neler yaşadığını okuyup özümsedikten sonra iyi ki o taraklarda daha fazla bez harcamamışım dedim.

Genel olarak okunması gereken psikanalizlerle dolu muhteşem bir eser.Ben,Zweig bir kumarcının ruh haline nasıl bürünüyor dedim,belki kendi de kumarcıdır ruh haline inmesi zor olmamıştır orası ayrı ama sorulması ve şaşılması gereken şey aslında Zweig 40'lı yaşlarda dul bir kadının halet-i ruhiyesine nasıl indiğidir.Saygı ve hayranlıkla anıyorum kendisini. Andım.
80 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10·
Stefan Zweig’in sihirli ve duygu dolu kaleminin insanı götürebileceği dünyalardaki sınırları görebilmek galiba mümkün değil.

Üslubu çok gerçekçi, akıcı ve coşkunluklarla dolu olduğundan, alıp hemen bitirmek isteyeceksiniz.

Her kitap okunmak içindir; ama Stefan Zweig’in kitapları sadece hissetmek içindir.

Mrs. C. nin üzerinden yıllar, yıllar geçmesine rağmen asla ama asla unutamadığı yirmi dört saatlik zamanın, onun hayatını tamamıyla nasıl değiştirdiğini anlatmaktadır.

İnsandaki saplantı ve tutku cehenneminin kılcalllarına kadar detaylar anlatılmış; zengin ve yoğun olan bu hikayenin içinde eridim, hikayenin bana verdiği bütün duyguları içselleştirdim ve sonunda hikayenin etkisinden kurtulabilmek için saatler sonra bu incelemeyi yazmak istedim.
80 syf.
·11 günde·9/10
Sevgili okurlar neden Zweig seviyorum biliyor musunuz?
Bir kadın ki bir kadının iç dünyasını ve duygu selini en ince detayına kadar hisseder... Hisseder çünkü o da bilir bunu o da yerine koyabilir kendini.(Aynı şekilde erkek de erkeğin iç dünyasını ne durumlarda ne tepki vereceğini çok iyi bilir.)
İşte Zweig burda sanatını konuşturuyor!
Bir kadının zihnine girip bize onun telaşlarını, korkularını, bastıramadığı o duygulara kadar hepsini kusursuz bir şekilde aktarıyor.
Bir anda o duyguların hepsi içinize işleyip sizi hapsediyor, çünkü siz o duyguyu biliyorsunuz ve şaşırıyorsunuz bir erkek olarak nasıl bu kadar bilip içe işleyebilir diye...

Kitaba gelecek olursak:
“Şüphesiz duyguyu en güzel işleyen yazarlardan birisi zweig!”
Bu kitabı okuyanlardan sıklıkla duyduğum bir cümle bu.Pek haklılar.
Kadının iç dünyasını o kadar güzel İşlemis ki her kadın içinde kendi hayatından bir şeyler bulabilir.
Anlatımı akıcı, açık bir dille yazilmis.
İçinde beş adet novella var ve ilk öykü kitabın ismi ile başlıyor ve bir anda kendinizi size hayatının dönüm noktası olan 24 saatini anlatan bir kadını dinlerken buluyorsunuz.
Size kendinizi sorgulatan, hüzünlendiren, manevi duyguların önemini hatirlatan bir kitap.
Hayatınızda bir tane bile olsa Zweig okuyun, okutturun.. :))
*İncelemeyi güncelledim.*
80 syf.
·Puan vermedi
“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”
"...size tekrar ediyorum hanımefendi, diye fikrimi savunmayı sürdürdüm, bu durumda kimseyi yargılamak ve kınamak istemem. az önce biraz aşırıya kaçtığımı size rahatlıkla itiraf edebilirim; o zavallı bayan henriette bir kahraman değil elbette, serüven peşinde koşan biri de değil, bir büyük aşık ise hiç değil. cesaretle arzusunun peşine takıldığı için ona bir ölçüde saygı duyuyorum, ancak bugün olmasa bile yarın kesinlikle çok mutsuz olacağı için onun adına üzülüyorum. kendisini tanıdığım kadarıyla sıradan, zayıf bir kadınmış gibi geliyor bana. yaptığı belki aptalca, fazlasıyla acele etmiş olduğu da kuşku götürmez, ama asla alçak ve adi biri değil, bu zavallı ve mutsuz kadını küçümseme hakkını kendinde gören herkese her zaman karşı çıkarım."
#kitapyorumu
#birkadınınyaşamından24saat
Bir feminist olarak bu cümlelerle ne kadar da yerinde bir konuya dikkat çekildiğini görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. Kadınların da seçme hakkının olduğunu unutmamak gerekir, bir kadının ilk gün tanıştığı bir erkekle kaçıp gitmesi demek sadece kadının sorgulanması anlamına gelmemektedir.
Stefan Zweig “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” adlı romanında bu düşünceyi eşitlikçi bir düşünce yapısıyla bize aktardığını görüyoruz. Öyküyü kurgulayış biçimi ve kişilerin analizleri öylesine ustacadır ki sanki olay gözünüzün önünde canlanıyor hissine kapılıyorsunuz.
Mrs. C , yıllarca kimseye anlatamadığı 24 saatlik bir anısını sadece bir süredir tanıdığı birine anlatıyor. Kadın olmayı, aşkı, istekleri, tutkuları, yalanları, mutsuzluğu, parayı, kumarı, toplumsal olarak ahlakçılığı aktarıyor bize.
İki soru beliriyor o an kafamda ?
1- Ahlak nedir ? Sınırları nelerdir ? Kime göre belirlenmiştir ?
2- Aşkta mantık aranmalı mıdır ?
(fikirlerinizi merak ediyorum )
Kim kör kütük aşık olmak ,durup düşünmek zorunda kalmadan sadece istediği için tutkularının peşinden gitmek istemez ?
Kitap bir erkek olarak her yapılanın makul karşılandığı; ama bir kadının arzularını gerçekleştirmek istemesinin kötü algılandığını, ve bu durumun değişmeyeceğini gözler önüne serer.
Belki de bir kadın olduğum için bu öyküden fazlasıyla etkilendim. Her kadının hayatının bir döneminde mantığı ve kalbi arasında sıkışıp kaldığı olmuştur.
Hayatımızın dönüm noktası olmaya aday yaşantılarımız , üzerinden yıllar geçse de sorgulamaya ,farklı bir karar verseydik sonuçları ne olurdu diye düşünmeye devam ettiğimiz,hiçbir anını unutamadığımız olaylar muhakkak vardır.
Stefan Zweig'den okuduğum bu üçüncü kitap, bir yazar nasıl bu kadar mükemmel yazabilir diye şaşırıyorum .Uzun süre etkisinden çıkamayacağım bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Sevgiler
80 syf.
Stefan Zweig vol 2 : Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat...
Açıkcası kitaba başlarken düşündüğüm hikaye daha basit daha değişik bir konuydu. Sayfalar arasında ilerlerken şaşırdım daha sonra asıl karakterinize gelip anlatmaya başladığındaysa daha çok şaşırdım...

Ne kadar kısa bir zaman aslında değil mi baktığımız zaman bir gün/yirmi dört saat. Peki o bir günü aklınızdan çıkaramayacak kadar çok duygu yoğunluğu düşerek geçirdiyseniz, doğru bildiğiniz yanlış, yanlış bildiğiniz doğru çıktıysa en önemlisi ise kıl payı ile koca bir pişmanlıktan döndüyseniz de yine uçup giden yirmi dört saat olabilir miydi sizin için.? İçin için yiyip bitiren o yirmi dört saati avaz avaz susarken nasıl unutabilir ki insan...

Bu kitabında yine Stefan Zweig duyguları okurlara hissettirmek konusunda süper. Bir kadına ait duyguları bu kadar net, bu kadar açık, bu kadar doğru yazabilmek ne kadar güzeldir ...

*Küçük dozda kitap hakkında detaylar*
Bir kadının aklına kazınıp, kurtulamadığı yirmi dört saat anlatmak için uğraştığı ama kendine bile bazen söylemeyediği günü, tanımadan güvendiği ya da onu yargılamayacağına inandığı birine anlatması üzerine geçiyor. Kadının çaresizliği, birilerine güvenme ya da birilerine yardım etme duyguları içinde birden göklere yükselmesi daha sonra ise güvendiği insanın onu yerin dibine sokması...
Stefan Zweig'in kitapları sayfa sayısını gözünde büyüten okuyucular için kolay okunacak ama bir o kadar da dolu dolu geçen, sayfa sayısına rağmen anlatımdaki dolgunluktan bir eksiği kalmayan kitaplardandır...
Keyifli okumalar...
... ancak hiç ağlamamış bir erkeğin ki kadar şiddetli ve korkunç bir hıçkırık sesi duyuldu .
Stefan Zweig
Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür yayınları , 5.Basım
“Çoğu insanın algı gücü zayıftır. Kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen hiçbir şey akıllarına kazınmaz, hatta dikkatlerini bile çekmez.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
Alt başlık:
Öyküler Seçkisi
Baskı tarihi:
Kasım 2016
Sayfa sayısı:
216
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059702287
Çeviri:
Ahmet Arpad
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koridor Yayıncılık
Bu kitapta, 20. yüzyıl Avrupa'sının en önemli kalemlerinden olan Stefan Zweig'ın birbirinden çarpıcı beş öyküsü yer alıyor.

'Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'te tutkunun ve aşkın yakıcılığını; 'Kitapçı Mendel'de savaşın acımasız yüzünü ve bıraktığı silinmeyecek izlerini; 'Bir Yaz Öyküsü'nde anıların ardına gizlenmiş gerçek duyguları; 'Kızıl'da toplumun zayıf ruhlar üzerindeki gölgesini; ve 'Yalnız İki İnsan'da dışlanmışların kederini okuyuculara anlatıyor. Zweig bu öykülerde ölüm ve yaşamın sınırlarında dolaşıyor, sıradan insanların gizli kalmış sırlarını gün yüzüne çıkarıyor, ruhun karanlık taraflarına dokunarak çok yönlü anlatımını zenginleştiriyor.

Savaşın getirdiği acılarla boğuşmaya daha fazla katlanamayıp 1942'de hayatına son veren Stefan Zweig'ın, okuyucuları öykülerin içine çeken ve ruhlarına ayna tutan bu kitabını, Ahmet Arpad'ın özenli çevirisiyle sunuyoruz.

Kitabı okuyanlar 17.353 okur

  • Esra M.Tuna
  • sümeyye
  • Aslıhan Korucu
  • adk
  • Şara
  • Zozan Tekin
  • Çatı katı
  • Seyda Gencturk
  • Fırat
  • ·.·´¯`·.· ᴍɪʜʀᴀᴄᴇ ·.·´¯` B.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.4
14-17 Yaş
%15.6
18-24 Yaş
%22.2
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%79.1
Erkek
%20.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (13)
9
%0.2 (10)
8
%0.4 (17)
7
%0.3 (13)
6
%0.2 (7)
5
%0.1 (6)
4
%0
3
%0.1 (3)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları