Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
299,3bin
Gösterim
Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Kitabın türü:
Orijinal adı:
24 Stunden aus dem Leben einer Frau / Untergang eines Herzens
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig’ın psikolojiye ve Sigmund Freud’un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı eserlerini bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu alıyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy’un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç’te bulduğumuz yaşlı bir adamın, ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.



Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterleri kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig’ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud’un çözümlediği yapıtlar olarak özel bir anlam da taşıyor.
80 syf.
·1 günde·5/10 puan
Klasik Zweig eselerinden biri. Içinde bütün zıtlıklarbirlikye verilmiş. Okumuş eğitimli kumar bağımlısı bir genç ve ona tamamen içinden gelerek yardım eden soylu bu kadın. Genc en sonunda kafasına sıkar ve son tahlilde soylu kadın neredeyse ölümüne sevinir. Çünkü arasında geçenler kadının yıllarca içine dert olmuştur.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
YouTube kitap kanalımda bu kitabın da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Bir kadının 24 saati daha ne kadar derin anlatılabilirdi?

24 saate düşünemeyeceğimiz kadar ruhsal devinim sığdırmayı olağanüstü bir şekilde başarabilen adam bu Zweig. Biz fani insanlar olarak günün yarısını yatmakla geçirdiğimiz sürece Zweig medeniyetleri seviyesine ulaşamayız muhtemelen. Kendisine ait okuduğum 4. kitap ve Zweig'a kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni, anlattıklarında geçmişime dair parçalar bulmam oluyor. Bu parçalarım, Zweig'ın kitaplarını o kadar iyi anlayabilmemi sağlıyor ki adeta yaşıyorum onları.

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum 4 kitabında da kilit karakterlerin isimleri ya tek harfliydi ya da hiç verilmemişti. Dr. B, Mrs. C, R. gibi. Bu olayı vermek istediği mesajı isimlere takılmadan vermek istemesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Kafka’nın Dava kitabında da K. vardır mesela, isimsiz ve bilinmeyen bir kişilik gibi ruhunu arar ve sorgular durur.

Kitaba geçmek gerekirse; 1920'li yılların sonunda yazılmış olan kitabın bazı kısımlarında siyasi göndermeler yapıldığını düşünüyorum. Mesela yemek masasında çıkan tartışmanın esas sebebi yazarın da belirttiği gibi birbirine düşman dünya görüşlerinin öfke içeren karşıtlıklarını ortaya koyma isteği diye düşünüyorum. Bunu bir Hayvan Çiftliği sonu gibi düşünebiliriz aslında. İnsanları, hayvanları ülkeler gibi düşünüp onların yaptığı tartışmayı ülkeler bazında açıklayabiliriz. Mesela bu kitapta da İngiliz Mrs.C hakkında bahsi geçen, "Varlığı hissedilmese de, hepimiz üzerinde özel bir güce sahipti." söylemi bence çok şey ifade ediyor bu konuda. I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra yazılmış bu kitabın bu örnekler gibi bazı kısımları İngiltere'nin kozları elinde tuttuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Mesela farklı bir bakış açısı olarak, kumar masasında olanları savaşın tarafları gibi düşünecek olursak, savaşı kimse kazanamıyor. Çünkü her zaman kumarhane kazanıyor ihtimaller kumarhane lehinde olduğu için. İşte belki Zweig da kumar üzerinden savaşmanın saçmalığını böyle bir betimlemeyle bize anlatmış olabilir diye düşünüyorum. Bir krupiyer var, tamamen ruhsuz. Sadece işini yapıyor, ruleti döndürüyor ve savaşı başlatmış oluyor. Bu savaş için de insanlar her şeyini verip sonucunda da yine her şeyini kaybetmiş oluyorlar. Zaten Zweig da Satranç kitabında olduğu gibi insanların psikolojik hegemonyasını siyasi konularla rahatlıkla birleştirebilecek türden bir yazar.

Esas konuya gelecek olursak. Kumar ya da kitapta bahsi geçtiği gibi rulet oynarken insanların ellerinin ve vücutlarının hareketlerinin nasıl olduklarını çok iyi bildiğimden dolayı, Zweig'ın bu kitabını da çok çok iyi bir şekilde özümsedim. 0 sayısı olduğu sürece ihtimalin sadece kırmızı veya siyahla ibaret olmadığı (yani %50-%50 değil) bir oyun olduğu için her zaman kumarhane daha avantajlı. Kitapta geçmişime benzettiğim diğer bir konu ise zamanında yanıma oturmuş bir adamın o masa başında kaybettiği sürece Lehçe bir şeyler söylemesi, sürekli Lehçe kötü sözler ve karışık cümleler kurmasıydı. Ellerini gerçekten de çok kullanırdı, hırslıydı ve masaya da sürekli vururdu. İşte ben bu adam sayesinde bu kitaptaki adamı anlayabiliyorum. Kitaptaki adamın gidip kiliseye Lehçe karışık sözlerle dua etmiş olmasını yanımdaki adamın Lehçe küfürleriyle eşit tutuyorum. Çünkü, kumar öyle bir şeydir ki siz istemeseniz de o sizin peşinizden gelir. Kiliseye gidip böyle bir şey için dua ederseniz o size aynı dilde küfür olarak geri döner. Kitapla ve benim hayatımla bağdaştırdığım gibi. Bu konuda bir garip yön ise Mrs. C'nin Anglikan mezhebinde olması. Bu mezhepte papazla vaftiz değil de insanlara derdini anlatarak ve insanlarla konuşarak gelen bir vicdan vaftizi var. O yüzden kitabın sonunda her şeyini anlatabileceği bir kişi bulduğu için kendi vicdanını bu konuda temize çektiğini düşünüyorum.

Mrs. C'nin yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüme düşüncesi ve herkese öğretildiği gibi kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmanın ayıp olduğu düşüncesi arasında kaldığı ikilem kitabın dönüm noktası. Fakat şöyle garip bir şey var aslında bu iki seçenekten herhangi birisi çıksa da adamın kaderi etkilenmeyecekmiş gibi. Sonuçta olan sadece Mrs. C'ye oluyor ve adam C ile tanışmasaydı da yapacağı şeyi yapıyor. Burada Mrs. C'nin çabası, vicdanı ve fedakarlığı ön planda. Sonucunun olumlu olmayacağı ihtimali bile olsa verilen manevi çaba çok iyi anlatılıyor.

Psikolojinin uç noktalarını da hissettiğim bir kitap oldu yine. Merakın, mistisizmin, fedakarlığın uç noktaları. Zweig'a anılarımı kitaplarda yaşattığı için minnettarım.
  • Olağanüstü Bir Gece
    7.8/10 (18,3bin Oy)15,9bin beğeni74,9bin okunma53bin alıntı259,5bin gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.4/10 (30,4bin Oy)29,3bin beğeni115,8bin okunma68bin alıntı529,6bin gösterim
  • Otomatik Portakal
    8.0/10 (13,7bin Oy)11,7bin beğeni47,3bin okunma34bin alıntı227,1bin gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (18,6bin Oy)16,6bin beğeni67,1bin okunma46,1bin alıntı239,4bin gösterim
  • Korku
    8.5/10 (14,7bin Oy)12,8bin beğeni51,7bin okunma35,6bin alıntı169,9bin gösterim
  • Huzursuzluk
    8.5/10 (14,6bin Oy)14,8bin beğeni56bin okunma45,4bin alıntı154bin gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (23,2bin Oy)25,1bin beğeni90,2bin okunma151,5bin alıntı464,1bin gösterim
  • Amok Koşucusu
    8.1/10 (15,7bin Oy)13,6bin beğeni59bin okunma37,3bin alıntı518,5bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (30,9bin Oy)29,5bin beğeni126,1bin okunma24,8bin alıntı2,3milyon gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,5bin Oy)13,2bin beğeni54,4bin okunma105,2bin alıntı386,4bin gösterim
80 syf.
·1 günde
Bu kitap bir kadının yirmi dört saati değil ömrünün her bir anını kaplayan aşkı, hayalleri, umutları, nefret ve en derinden yaşadığı pişmanlıklarını bir solukta insanın ruhuna işleyen bir kitaptır şüphesiz.
Bir kadının daha önce hiç tanımadığı bir erkek uğruna tüm hayatını, onurunu hiçe sayıp ' onun için sokaklarda dilenirdim' diyebilecek kadar aşkı doruklarında yaşamasının yanı sıra aynı adamın ölüm haberini aldığında 'hiç etkilenmedim, mutlu bile oldum, çünkü onunla yeniden karşılaşma korkum sonsuza dek yok olmuştu' diyecek kadar pişmanlık, nefret ve hayal kırıklığıyla sarmalanması sanmıyorum ki daha iyi anlatılabilsin!
Mrs. C'nin sevdiği adam tarafından görülmediği o anlardaki hisleri, onu kaybettiğinde yine onun anılarına sığınışı, mekanları sevdiği adamın hatıralarıyla bağdaştırma çabasıyla sıkışan yüreğinin ihanetle karşılaşması... Her biri efendim, her biri ruhumun acıyla kavrulmasına neden oldu. Bilmiyorum belki de bu hisleri Mrs. C'yle birlikte doruğunda yaşamam içinde bulunduğum yoğun ruh halleri dolayısıyladır.
Zira onun gibi tek bir hatıraya tutunabilme çabasıyla Yıldız Parkı'na gitme isteğiyle yanıp tutuşan, reddedilme hissini bir kenara bırakıp İstiklal'de çekilen iki fotoğraf arasında adım sayan hatta ümitli anlarda 'Âh evet bu fotoğrafta iki adım uzaktaymışım ' diye sevinen, kalan diğer tüm anlarda ise 'Sanırım beş adım...' diyerek üzülen bir yüreğe sahiptim.
Ancak elbette bu hisleri derinden yaşamış olmam Zweig'in bir kadının ruhsal tasvirini çıkarmadaki başarısını inkar etmeme değil aksine perçinlemeye çalıştığım tüm o hisleri tekrar tekrar yaşayıp kitabı bitirmemden günler sonra bile hala bu kitap hakkında düşünüp ilk incelememi yazmama sebep oldu.
Zweig, bir kadının ömrüne sığdırdığı yirmi dört saati, hissiyatıyla insanın omuzlarını çökerten 90 sayfalık bir kitapla anlatıyordu ve size sadece bir nefeste okuyup eriyip bitmek kalıyordu.
71 syf.
·Puan vermedi
Zweig tarafından kaleme alınan bu eserde gerçekten de tutkunun derinliğini iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Gencin kumara olan tutkusu, ve kitapta başrol de yer alan Mrs. C'nin gence olan tutkusu okurken sizi hayrete düşürebilir.

Kitabın ana konusu kocasını kaybetmiş Mrs. C'nin tatilde karşılaştığı kumar borcundan intihara sürüklenen bir adamın hayatını kurtarmak için yaptıklarını anlatması ve sonrasında maruz kaldığı muameleyi anlatmasıdır. Arka planda siyasi mesajlar içerse de ben incelememde bu konuyu atlayıp tutku konusunu ele almak istedim.

Başarılı bir eğitimden geçen genç, amcasının at yarışında kazandığı parayı görünce kolay para kazanmanın ardına düşer. Babasının harçlık olarak yolladığı parayı kumarla katlayarak zengin olma yolunda ilerler. Zamanla kazandıklarını kaybedip sırf daha fazla kazanmak için hırsızlık yoluna bile düşer. Kumarın insanları nelere sürüklediği ne kadar aşikarken, halen dünya da çok fazla oynanmakta ve fahiş miktarda paralar dönmektedir.

Mrc. C'nin yaşadığı acıyı gerçekten Zweig çok başarılı resmetmiştir. Kitapta çok fazla psikolojik betimleme olduğunu düşünmeme rağmen karakterleri bize çok güzel yansıtmıştır. ''Yalnızca ölmek istediğimi hatırlıyorum, ama çok istediğim halde o hüzünlü halimle bunu çabuklaştıracak güçten yoksundum.(syf 17)'' Gerçekten de her şeyi göze almış, elinden geleni yapmış ve herkesin içinde onuru yerler altına alınmış bir kadının yaşamından yirmi dört saati aktarmıştır Zweig.

Mrc. C'de ölmek istediğini belirtmiş, ancak bunu yapmamıştır. Herkesin hayatında canının yandığı noktalar vardır illaki. Ölmek istediğimiz, ötesini düşünmediğimiz noktalar. Halbuki yaşama arzusu bedenimizin her zerresinde ölüm arzusundan çok daha güçlü bir şekilde mevcuttur. Oysa öldürülmek istenen aklımızdakilerdir. Morgan Freeman'ın dediği gibi "Ölmek mi istiyorsun? Git o zaman at kendini denize. 5 saniye sonra hayatta kalmak için çırpındığını fark edeceksin. Sen kendini öldürmek istemiyorsun! Sen içindeki bir şeyleri öldürmek istiyorsun."
Damla
Damla Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'ı inceledi.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Genel yargı şudur ki, herkes kendi cinsinin hissettiklerini, davranışlarını anlamaya daha yatkındır. Yani bir kadın bir başka kadının içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarına verdiği tepkileri daha iyi anlayabilecekken bir erkek de hemcinsini kadınlara oranla daha iyi anlayacak, duygu durumunu daha iyi bilecektir. İşte, Stefan Zweig bu noktada önemli bir şey yapıyor. Okuduğum iki kitabında da ana karakterlerini kadınlardan oluşturan Zweig, karşı cinslerinin zihinlerine çıktığı yolculuklarını, bir erkek olarak kadını, kadınların hayatının belirli dönemlerini başarılı bir şekilde ele alıp, yine aynı başarıyla cümlelere döküyor.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'te aynı yaşam alanını paylaşan bir grubun içinde yer alan, aynı zamanda zengin bir fabrikatörün karısı olan Henriette'nin, kocası ve iki küçük kızını geride bırakarak kendisinden oldukça genç bir adamla kaçması olayların başlangıç noktasını oluşturuyor. Pansiyon sakinleri bir araya gelip, bu olayla ilgili fikirlerini beyan ederlerken bir kişi Henriette'yi yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Pansiyonun en özel konuklarından biri olan Mrs. C, bu kişiye yıllar önce 24 saatlik bir sürede yaşadıklarını anlatmaya karar veriyor. Ve evet, işte bu kitapta okuduğumuz o 24 saat, Mrs. C'nin 24 saati.

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, pansiyon sakinlerinden biri olsam Henriette'nin yaptığı bu eyleme benim vereceğim tepkinin ne olabileceğiydi. Mrs. C'nin sırlarını açtığı karakterin aksine ben, bazı durumlarda bireyi anlamaya çalışmanın bir süre sonra yanlış olan bu durumu meşrulaştırabileceği görüşündeyim. Kitapta verilen örnek gibi, kocasını aldatan bir kadın veya karısını aldatan bir erkeğin düşüncelerini öğrenmek için dinlemek ayrı ancak bu durumu anlamaya çalışıp, bunu kaçış olarak görmek, nedenlerini sıralamaya çalışmak  bir süre sonra bu eylemleri normalleştirmiş gibi gelecektir. Ve bence bu durum toplumlarımızda en son ihtiyacımız olan şeylerden biri.

Tutkularının esiri olan bir insanın başına gelebileceklerin 71 sayfaya sığdırıldığı Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat yaklaşık 1-1 buçuk saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Açıkçası ben kitaba başlarken bir kadının bir gününün ortalama olarak ne şekilde geçtiğiyle ilgili bir hikaye beklerken, içinde olay örgüsü ve anılar olan bir kitapla karşılaştım. Stefan Zweig sıradan bir hayatı olan bir kadının 24 saatini yazıya dökse nasıl olurdu diye düşünmüyorum değil. Şu ana kadar iki kitabını okuduğum Zweig, az sayfa sayısına sahip kitaplarında verdiği mesajlarla beğenimi kazandı. Korku ile "korku" hissi, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile fiil-yargı ve her zaman duyguların ardından gidilmemesi gerektiği konularında düşünmüş oldum. Tutkularının esiri olan bir kadın ve erkeğin bir gün içinde yaşadıklarını ve 24 saat içinde psikolojilerinde meydana gelen iniş çıkışların akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarıldığı bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Stefan Zweig okumaya Clarissa, Bir Çöküşün Öyküsü gibi kitaplarıyla devam edeceğim. Keyifli okumalar.
80 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu kitabın da yazarının erkek olması çok garip.
Stefan Zweıg kadın kalbinin sırlarına erişmiş bir yazar.
Kitapta ayrıca çok fazla hayat dersi verilmiş diyebilirim.
Bir kadının 24 yıl sonra kimseye anlatamadığı bir olayı birisine anlatmasıyla başlayan 24 saatlik içsel bir yolculuk.


*beni unutmuştu, daha bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.
Sefa Örnek
Sefa Örnek Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'ı inceledi.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Mrs C. eşini kaybetmiş ve tatile gidiyor. Tatilde kumarbaz bir adamla başından geçen 24 saati yıllar sonra bir başka tatilde yazarımıza anlatıyor. Bugüne kadar kimseye anlatılmamış bir hadise. Mrs C.'nin anlatımını sürükleyici ve sonunu merak edecek şekilde yazmış Stefan Zweig.

Özetle; bir kadının merhametle başlayan , aşk ile devam edip hüsranla sonuçlanan 24 saati.

Zweig'ın betimlemeleri bana geçti, gözümde canlandı. Bazen tasvirler -uzun olduğu için- canımı sıksa da kitap genel anlamda hoşuma gitti. Keyifli okumalar.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Ana düşünce: İnsan, nefsinin sınırlarını keşfetmeden, "asla yapmam" dememeli. Zira bu ihtiraslı sözler, bazen ruhunun derinliklerinden gelen "yapabilirim" çığlığı da olabilir. Ve insan gerçeğinden, korkularından, dürtülerinden, en ilkel davranışlarından tutun da etik ve ahlâki değerlere maruz kalarak sınırlandırılan bir dizi davranışa kadar bunlardan kaçamayabilir.

Zweig, bu kitapta bizlere o bilgin psikolog tavrıyla "yargılamayınız" demektedir. "İnsanları seçimleri, yönelimleri, duyguları ve tepkileri yüzünden üstün körü bildiğiniz durumlar karşısında yargılamayınız. Çünkü bir gün siz de yargılanabilirsiniz demektedir. " "Bu sizin en insanî tepkileriniz. Doğru ya da yanlış diye ayrılan davranışlar bizi biz yapan, aynı zincirin halkalarıdır. "Saphiens" lerin henüz sınırlarını ve davranışlarının nedenlerini tam anlamıyla bilmediğimiz gibi bu davranışları da bir bütün olarak görmenin doğal göründüğüne değinir. Doğru, yanlışın varlığı kadar doğrudur. Tıpkı yanlışların da doğrular kadar yanlış olabileceği gibi...

Konuya değinmeyeyim... Bunu Kari' nin yorumuna bırakmak daha doğru olur sanırım.

~~Keyifli okumalar~~

~Kitapla kalın~
80 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Stefan Zweig Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat eserinde başkahraman olan Bayan C’nin hayatında hiç bir zaman tekrar karşılaşmayacağı bir adama anlattığı itiraflar yer almaktadır.Yazarın psikolojik tahlilleri diğer eserlerinde olduğu gibi muazzam.Okurken bir sonraki cümlenin ne olacağını merak ederek okuyorsunuz.Kısacık bir kitap ancak bu kadar muazzam olur
Okumanızı tavsiye ederim
Su
Su Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'ı inceledi.
80 syf.
·7/10 puan
Kitabımızda Bayan C.’nin yıllar önce hayatındaki boşluğu dolduracak bir amaç ararken yaşayıp asla unutmadığı ve etkisinden hâla çıkamadığı kumarbazla geçirdiği 24 saati anlatılır.
Tutku ve bağımlılık en fazla bu kadar iyi anlatılabilirdi sanırım. Yine de kitapta betimlemeler içinde boğuldum. Kitabın ortalarında bırakmak istesem de hadi hadi az kaldı diyerek sonlara yaklaştım. İyi ki de devam etmişim çünkü yukarıda da belirttiğim gibi tutku ve bağımlılığı anlatan daha iyi bir kitap okuyamazdım. Utanç, merhamet, tutku, öfke ve aşk çemberi arasında dönen bu kitabı okuyun okutun ve ders çıkarın :)
80 syf.
·10/10 puan
Şimdiye kadar okuduğum en ilginç kitaptı. Kitabın adından dolayı sanırım hiç böyle bir hikaye beklemiyordum. Her şey Riviera'da bulunan konukevinde, yemekte çıkan bir tartışmayla başlıyor. Tartışılan kişi ise çocuklarını ve kocasını tek bir gecede bırakan, genç bir adamla kaçan Bayan Henriette. Ama kitabın hikayesi Bayan C.'nin hayatinin yirmi dört saati... Bayan C.'nin Bayan Henriette'yi kendine benzetmesi. Tek nefeste okuyabileceğiniz bir kitap... Tavsiye eder miyim? Etmem açıkçası. Yine de herkesin düşüncesi farklıdır merak edipte okumak isteyenlere iyi okumalar...
Içimi acıtan şey hayalkırıklığıydı...
O genç adamın o denli itaatle gitmesinin verdiği hayalkırıklığı,
beni durdurmak,yanımda kalmak için hiçbir girişimde bulunmaması,
oradan ayrılıp gitmesi konusundaki ilk arzuma minnetle ve saygıyla boyun eğmesi,
beni kendine çekmek için birşey yapmak yerine,beni yoluna çıkan bir azize gibi görmesi sadece, ve beni görmemesi,
Bir kadın olarak hissetmemesi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Mart 2009
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Kitabın türü:
Orijinal adı:
24 Stunden aus dem Leben einer Frau / Untergang eines Herzens
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig’ın psikolojiye ve Sigmund Freud’un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı eserlerini bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu alıyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy’un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç’te bulduğumuz yaşlı bir adamın, ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.



Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterleri kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig’ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud’un çözümlediği yapıtlar olarak özel bir anlam da taşıyor.

Kitabı okuyanlar 66,6bin okur

  • Vildan Tiryaki
  • Derya Zengin
  • Aylin Karaman
  • Esra Nur Abacı
  • Firdevs GÜLER
  • Enes duman
  • Şule Kurt
  • Aslı Kasapoğlu
  • Hüseyin Tepeltepe
  • Hilâl

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (31)
9
%0.1 (14)
8
%0.3 (47)
7
%0.1 (22)
6
%0.1 (13)
5
%0 (6)
4
%0 (4)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları