Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
223929
Gösterim
Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Orijinal adı:
24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau / Untergang Eines Herzens
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.

Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.
80 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda bu kitabın da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Bir kadının 24 saati daha ne kadar derin anlatılabilirdi?

24 saate düşünemeyeceğimiz kadar ruhsal devinim sığdırmayı olağanüstü bir şekilde başarabilen adam bu Zweig. Biz fani insanlar olarak günün yarısını yatmakla geçirdiğimiz sürece Zweig medeniyetleri seviyesine ulaşamayız muhtemelen. Kendisine ait okuduğum 4. kitap ve Zweig'a kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni, anlattıklarında geçmişime dair parçalar bulmam oluyor. Bu parçalarım, Zweig'ın kitaplarını o kadar iyi anlayabilmemi sağlıyor ki adeta yaşıyorum onları.

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum 4 kitabında da kilit karakterlerin isimleri ya tek harfliydi ya da hiç verilmemişti. Dr. B, Mrs. C, R. gibi. Bu olayı vermek istediği mesajı isimlere takılmadan vermek istemesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Kafka’nın Dava kitabında da K. vardır mesela, isimsiz ve bilinmeyen bir kişilik gibi ruhunu arar ve sorgular durur.

Kitaba geçmek gerekirse; 1920'li yılların sonunda yazılmış olan kitabın bazı kısımlarında siyasi göndermeler yapıldığını düşünüyorum. Mesela yemek masasında çıkan tartışmanın esas sebebi yazarın da belirttiği gibi birbirine düşman dünya görüşlerinin öfke içeren karşıtlıklarını ortaya koyma isteği diye düşünüyorum. Bunu bir Hayvan Çiftliği sonu gibi düşünebiliriz aslında. İnsanları, hayvanları ülkeler gibi düşünüp onların yaptığı tartışmayı ülkeler bazında açıklayabiliriz. Mesela bu kitapta da İngiliz Mrs.C hakkında bahsi geçen, "Varlığı hissedilmese de, hepimiz üzerinde özel bir güce sahipti." söylemi bence çok şey ifade ediyor bu konuda. I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra yazılmış bu kitabın bu örnekler gibi bazı kısımları İngiltere'nin kozları elinde tuttuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Mesela farklı bir bakış açısı olarak, kumar masasında olanları savaşın tarafları gibi düşünecek olursak, savaşı kimse kazanamıyor. Çünkü her zaman kumarhane kazanıyor ihtimaller kumarhane lehinde olduğu için. İşte belki Zweig da kumar üzerinden savaşmanın saçmalığını böyle bir betimlemeyle bize anlatmış olabilir diye düşünüyorum. Bir krupiyer var, tamamen ruhsuz. Sadece işini yapıyor, ruleti döndürüyor ve savaşı başlatmış oluyor. Bu savaş için de insanlar her şeyini verip sonucunda da yine her şeyini kaybetmiş oluyorlar. Zaten Zweig da Satranç kitabında olduğu gibi insanların psikolojik hegemonyasını siyasi konularla rahatlıkla birleştirebilecek türden bir yazar.

Esas konuya gelecek olursak. Kumar ya da kitapta bahsi geçtiği gibi rulet oynarken insanların ellerinin ve vücutlarının hareketlerinin nasıl olduklarını çok iyi bildiğimden dolayı, Zweig'ın bu kitabını da çok çok iyi bir şekilde özümsedim. 0 sayısı olduğu sürece ihtimalin sadece kırmızı veya siyahla ibaret olmadığı (yani %50-%50 değil) bir oyun olduğu için her zaman kumarhane daha avantajlı. Kitapta geçmişime benzettiğim diğer bir konu ise zamanında yanıma oturmuş bir adamın o masa başında kaybettiği sürece Lehçe bir şeyler söylemesi, sürekli Lehçe kötü sözler ve karışık cümleler kurmasıydı. Ellerini gerçekten de çok kullanırdı, hırslıydı ve masaya da sürekli vururdu. İşte ben bu adam sayesinde bu kitaptaki adamı anlayabiliyorum. Kitaptaki adamın gidip kiliseye Lehçe karışık sözlerle dua etmiş olmasını yanımdaki adamın Lehçe küfürleriyle eşit tutuyorum. Çünkü, kumar öyle bir şeydir ki siz istemeseniz de o sizin peşinizden gelir. Kiliseye gidip böyle bir şey için dua ederseniz o size aynı dilde küfür olarak geri döner. Kitapla ve benim hayatımla bağdaştırdığım gibi. Bu konuda bir garip yön ise Mrs. C'nin Anglikan mezhebinde olması. Bu mezhepte papazla vaftiz değil de insanlara derdini anlatarak ve insanlarla konuşarak gelen bir vicdan vaftizi var. O yüzden kitabın sonunda her şeyini anlatabileceği bir kişi bulduğu için kendi vicdanını bu konuda temize çektiğini düşünüyorum.

Mrs. C'nin yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüme düşüncesi ve herkese öğretildiği gibi kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmanın ayıp olduğu düşüncesi arasında kaldığı ikilem kitabın dönüm noktası. Fakat şöyle garip bir şey var aslında bu iki seçenekten herhangi birisi çıksa da adamın kaderi etkilenmeyecekmiş gibi. Sonuçta olan sadece Mrs. C'ye oluyor ve adam C ile tanışmasaydı da yapacağı şeyi yapıyor. Burada Mrs. C'nin çabası, vicdanı ve fedakarlığı ön planda. Sonucunun olumlu olmayacağı ihtimali bile olsa verilen manevi çaba çok iyi anlatılıyor.

Psikolojinin uç noktalarını da hissettiğim bir kitap oldu yine. Merakın, mistisizmin, fedakarlığın uç noktaları. Zweig'a anılarımı kitaplarda yaşattığı için minnettarım.
80 syf.
·1 günde
Bu kitap bir kadının yirmi dört saati değil ömrünün her bir anını kaplayan aşkı, hayalleri, umutları, nefret ve en derinden yaşadığı pişmanlıklarını bir solukta insanın ruhuna işleyen bir kitaptır şüphesiz.
Bir kadının daha önce hiç tanımadığı bir erkek uğruna tüm hayatını, onurunu hiçe sayıp ' onun için sokaklarda dilenirdim' diyebilecek kadar aşkı doruklarında yaşamasının yanı sıra aynı adamın ölüm haberini aldığında 'hiç etkilenmedim, mutlu bile oldum, çünkü onunla yeniden karşılaşma korkum sonsuza dek yok olmuştu' diyecek kadar pişmanlık, nefret ve hayal kırıklığıyla sarmalanması sanmıyorum ki daha iyi anlatılabilsin!
Mrs. C'nin sevdiği adam tarafından görülmediği o anlardaki hisleri, onu kaybettiğinde yine onun anılarına sığınışı, mekanları sevdiği adamın hatıralarıyla bağdaştırma çabasıyla sıkışan yüreğinin ihanetle karşılaşması... Her biri efendim, her biri ruhumun acıyla kavrulmasına neden oldu. Bilmiyorum belki de bu hisleri Mrs. C'yle birlikte doruğunda yaşamam içinde bulunduğum yoğun ruh halleri dolayısıyladır.
Zira onun gibi tek bir hatıraya tutunabilme çabasıyla Yıldız Parkı'na gitme isteğiyle yanıp tutuşan, reddedilme hissini bir kenara bırakıp İstiklal'de çekilen iki fotoğraf arasında adım sayan hatta ümitli anlarda 'Âh evet bu fotoğrafta iki adım uzaktaymışım ' diye sevinen, kalan diğer tüm anlarda ise 'Sanırım beş adım...' diyerek üzülen bir yüreğe sahiptim.
Ancak elbette bu hisleri derinden yaşamış olmam Zweig'in bir kadının ruhsal tasvirini çıkarmadaki başarısını inkar etmeme değil aksine perçinlemeye çalıştığım tüm o hisleri tekrar tekrar yaşayıp kitabı bitirmemden günler sonra bile hala bu kitap hakkında düşünüp ilk incelememi yazmama sebep oldu.
Zweig, bir kadının ömrüne sığdırdığı yirmi dört saati, hissiyatıyla insanın omuzlarını çökerten 90 sayfalık bir kitapla anlatıyordu ve size sadece bir nefeste okuyup eriyip bitmek kalıyordu.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Genel yargı şudur ki, herkes kendi cinsinin hissettiklerini, davranışlarını anlamaya daha yatkındır. Yani bir kadın bir başka kadının içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarına verdiği tepkileri daha iyi anlayabilecekken bir erkek de hemcinsini kadınlara oranla daha iyi anlayacak, duygu durumunu daha iyi bilecektir. İşte, Stefan Zweig bu noktada önemli bir şey yapıyor. Okuduğum iki kitabında da ana karakterlerini kadınlardan oluşturan Zweig, karşı cinslerinin zihinlerine çıktığı yolculuklarını, bir erkek olarak kadını, kadınların hayatının belirli dönemlerini başarılı bir şekilde ele alıp, yine aynı başarıyla cümlelere döküyor.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'te aynı yaşam alanını paylaşan bir grubun içinde yer alan, aynı zamanda zengin bir fabrikatörün karısı olan Henriette'nin, kocası ve iki küçük kızını geride bırakarak kendisinden oldukça genç bir adamla kaçması olayların başlangıç noktasını oluşturuyor. Pansiyon sakinleri bir araya gelip, bu olayla ilgili fikirlerini beyan ederlerken bir kişi Henriette'yi yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Pansiyonun en özel konuklarından biri olan Mrs. C, bu kişiye yıllar önce 24 saatlik bir sürede yaşadıklarını anlatmaya karar veriyor. Ve evet, işte bu kitapta okuduğumuz o 24 saat, Mrs. C'nin 24 saati.

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, pansiyon sakinlerinden biri olsam Henriette'nin yaptığı bu eyleme benim vereceğim tepkinin ne olabileceğiydi. Mrs. C'nin sırlarını açtığı karakterin aksine ben, bazı durumlarda bireyi anlamaya çalışmanın bir süre sonra yanlış olan bu durumu meşrulaştırabileceği görüşündeyim. Kitapta verilen örnek gibi, kocasını aldatan bir kadın veya karısını aldatan bir erkeğin düşüncelerini öğrenmek için dinlemek ayrı ancak bu durumu anlamaya çalışıp, bunu kaçış olarak görmek, nedenlerini sıralamaya çalışmak  bir süre sonra bu eylemleri normalleştirmiş gibi gelecektir. Ve bence bu durum toplumlarımızda en son ihtiyacımız olan şeylerden biri.

Tutkularının esiri olan bir insanın başına gelebileceklerin 71 sayfaya sığdırıldığı Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat yaklaşık 1-1 buçuk saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Açıkçası ben kitaba başlarken bir kadının bir gününün ortalama olarak ne şekilde geçtiğiyle ilgili bir hikaye beklerken, içinde olay örgüsü ve anılar olan bir kitapla karşılaştım. Stefan Zweig sıradan bir hayatı olan bir kadının 24 saatini yazıya dökse nasıl olurdu diye düşünmüyorum değil. Şu ana kadar iki kitabını okuduğum Zweig, az sayfa sayısına sahip kitaplarında verdiği mesajlarla beğenimi kazandı. Korku ile "korku" hissi, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile fiil-yargı ve her zaman duyguların ardından gidilmemesi gerektiği konularında düşünmüş oldum. Tutkularının esiri olan bir kadın ve erkeğin bir gün içinde yaşadıklarını ve 24 saat içinde psikolojilerinde meydana gelen iniş çıkışların akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarıldığı bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Stefan Zweig okumaya Clarissa, Bir Çöküşün Öyküsü gibi kitaplarıyla devam edeceğim. Keyifli okumalar.
80 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Bu kitabın da yazarının erkek olması çok garip.
Stefan Zweıg kadın kalbinin sırlarına erişmiş bir yazar.
Kitapta ayrıca çok fazla hayat dersi verilmiş diyebilirim.
Bir kadının 24 yıl sonra kimseye anlatamadığı bir olayı birisine anlatmasıyla başlayan 24 saatlik içsel bir yolculuk.


*beni unutmuştu, daha bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Mrs C. eşini kaybetmiş ve tatile gidiyor. Tatilde kumarbaz bir adamla başından geçen 24 saati yıllar sonra bir başka tatilde yazarımıza anlatıyor. Bugüne kadar kimseye anlatılmamış bir hadise. Mrs C.'nin anlatımını sürükleyici ve sonunu merak edecek şekilde yazmış Stefan Zweig.

Özetle; bir kadının merhametle başlayan , aşk ile devam edip hüsranla sonuçlanan 24 saati.

Zweig'ın betimlemeleri bana geçti, gözümde canlandı. Bazen tasvirler -uzun olduğu için- canımı sıksa da kitap genel anlamda hoşuma gitti. Keyifli okumalar.
80 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ana düşünce: İnsan, nefsinin sınırlarını keşfetmeden, "asla yapmam" dememeli. Zira bu ihtiraslı sözler, bazen ruhunun derinliklerinden gelen "yapabilirim" çığlığı da olabilir. Ve insan gerçeğinden, korkularından, dürtülerinden, en ilkel davranışlarından tutun da etik ve ahlâki değerlere maruz kalarak sınırlandırılan bir dizi davranışa kadar bunlardan kaçamayabilir.

Zweig, bu kitapta bizlere o bilgin psikolog tavrıyla "yargılamayınız" demektedir. "İnsanları seçimleri, yönelimleri, duyguları ve tepkileri yüzünden üstün körü bildiğiniz durumlar karşısında yargılamayınız. Çünkü bir gün siz de yargılanabilirsiniz demektedir. " "Bu sizin en insanî tepkileriniz. Doğru ya da yanlış diye ayrılan davranışlar bizi biz yapan, aynı zincirin halkalarıdır. "Saphiens" lerin henüz sınırlarını ve davranışlarının nedenlerini tam anlamıyla bilmediğimiz gibi bu davranışları da bir bütün olarak görmenin doğal göründüğüne değinir. Doğru, yanlışın varlığı kadar doğrudur. Tıpkı yanlışların da doğrular kadar yanlış olabileceği gibi...

Konuya değinmeyeyim... Bunu Kari' nin yorumuna bırakmak daha doğru olur sanırım.

~~Keyifli okumalar~~

~Kitapla kalın~
80 syf.
‘Bir kadının hayatından 24 saat’; kitabın konusunu açıklamaya yetecek bir başlık. Zaten yazarın amacı şaşırtıp afallamamıza neden olacak bir farklılık göstermek değil. Zira Zwig’ın özelliği de bu değil bence. Aynı hikayeyi bir başkası anlatsa belki de çoğumuz (kısa olsa da) kitabı bitirmezdik bile. İşte burada yazarın bir kadının duygularını yansıtmaktaki üstün yeteneği ortaya çıkıyor. Aslında bu söylediklerim bir kitaba istinaden değil. Birçok kitabında kadın karakterler baş rolü üstlenmiş, hepsinde de bu hikayeyi bir kadın yazmış olmalı dedirtmiştir.

En azından bana dedirtti.

Genelde Zweig karakterleri intihara meyillidir. Zweig hayranları bunu bilir. Burada fark intihara meyilli olan esas kahraman değil, ikincil roldeki bir kahramanın olması.

Daha çok şey söylenebilir fakat yazarın emeğini çalmamak adına daha fazla detay vermeyeceğim. Buradan sonrası okuyucuların okumak isteyip istememesine kalmış.
80 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10·
Stefan Zweig’in sihirli ve duygu dolu kaleminin insanı götürebileceği dünyalardaki sınırları görebilmek galiba mümkün değil.

Üslubu çok gerçekçi, akıcı ve coşkunluklarla dolu olduğundan, alıp hemen bitirmek isteyeceksiniz.

Her kitap okunmak içindir; ama Stefan Zweig’in kitapları sadece hissetmek içindir.

Mrs. C. nin üzerinden yıllar, yıllar geçmesine rağmen asla ama asla unutamadığı yirmi dört saatlik zamanın, onun hayatını tamamıyla nasıl değiştirdiğini anlatmaktadır.

İnsandaki saplantı ve tutku cehenneminin kılcalllarına kadar detaylar anlatılmış; zengin ve yoğun olan bu hikayenin içinde eridim, hikayenin bana verdiği bütün duyguları içselleştirdim ve sonunda hikayenin etkisinden kurtulabilmek için saatler sonra bu incelemeyi yazmak istedim.
80 syf.
·3 günde·9/10
| Merhaba,
Kitaptan önce belki de en çok dile getirmek istediğim: Stefan Zweig. Hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmez biliyorum. Hayranlık uyandıracak yazarlarla tanıştıkça, Edebiyata olan sevgim benim için özel ve derin bir hâl alıyor. Zweig, hayatıma çok taze dahil olan yazarlardan. Şimdilik beş kitabını okudum ve diğerleri için sabırsızlanıyorum. Anlatacağı olayın ya da bir duygunun betimlemelerinden seçtiği sözcüğe kadar gönlümde taht kuruyor. Kitabı elimden bırakamıyorum diye klişe bir söz vardır ya,Zweig bu etkiyi yaratıyor insan üzerinde. Sevdiğim bir klişe. Kitaba gelecek olursak, adı üzerinde olduğu gibi bir kadının yaşamından yirmi dört saati anlatmasını -belki de- itiraf etmesini anlatıyor. Yirmi dört saatte tutku,cesaret ve benim için en çok da bir insana inanma isteği ele alınıyor. Bir çırpıda bitirebileceğiniz kadar sürükleyici öykü de karakterlerin duygusal analizi son derece güzel ele alınmış. Zweig'in hayatın içinden söküp almış olduğu bu güzide hikayeyi okumak çok güzeldi.
... ancak hiç ağlamamış bir erkeğin ki kadar şiddetli ve korkunç bir hıçkırık sesi duyuldu .
Stefan Zweig
Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür yayınları , 5.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Orijinal adı:
24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau / Untergang Eines Herzens
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.

Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 41.012 okur

  • Elif
  • Reyhan Demirkıran
  • Emine
  • mina
  • Kübra Elçin
  • Canip Doğan
  • Kübra Akar
  • Ayhan Alan
  • Kelkalkirpi
  • Aybüke

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.7
14-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%22.6
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%19.1
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.9
Erkek
%25.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (139)
9
%1.3 (121)
8
%1.7 (166)
7
%0.9 (82)
6
%0.2 (23)
5
%0.2 (21)
4
%0.1 (6)
3
%0 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları