Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Bir Yüreğin ÖlümüStefan Zweig

·
Okunma
·
Beğeni
·
11.024
Gösterim
Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Kitabın türü:
Orijinal adı:
24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau / Untergang Eines Herzens
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.

Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sitede kitaba dair çok güzel incelemeler var ama benim kafama takılan ve sorgulamak istediğim birkaç noktaya değinmek istiyorum.

İlk olarak; Zweig, psikoanaliz yapabilme ve betimleme yeteneğinin o kadar farkında ki bunu hemen hemen her karakterinde kullanıyor. Zevk alıyor adeta. En küçük tavırları bile detaylarla anlatarak özümsememizi ve gözümüzün önüne getirmemizi sağlıyor.
Mesela; Bir Kadının Yaşamından 24 Saat isimli öyküsünde, hiç kumarhaneye gitmemiş bir insan olarak kurpiyerlerin el hareketleri ve mimiklerini beynimde canlandırabildim. Ayrıca Bir Yüreğin Ölümü öyküsünde babanın o kalp sıkışmasını, içten içe acı çekme sürecini sanki ben de yaşadım.
Öte yandan, bu betimlemeleri yaparken yazarın bazı şeyleri ve kendisini çok tekrar ettiğini düşünüyorum. Sürekli aynı şeyleri yineliyor gibi... Acaba Zweig'ı asıl Zweig yapan da bu mu?

İkincisi; Zweig, erkek bir yazar olarak kadınları nasıl bu kadar içselleştirebilmiş merak ediyorum. Bir kadının ruhunu, isteklerini, olaylara bakış açısını nasıl bu kadar iyi anlatabilir? Ayrıca seçtiği baş kadın karakterler genelde hep bir ahlak çöküntüsü yaşayan kadınlar... Hatta Bir Yüreğin Ölümü öyküsünde yan karakter olan kadınlar bile o şekilde anlatılmış. O dönemde acaba toplumun kadınlara bakış açısı nasıldı? Ya da Zweig özel yaşamında kadınlarla ilgili nasıl tecrübeler yaşadı da hem bu kadar içselleştirebildi hem de anlattığı kadın karakterlere ahlaki bir eksiklik ekledi? Bu da ayrı bir merak konusu...

Üçüncüsü; Zweig, karakterlerini bize yansıtırken onları derinlemesine anlatıyor, onlara hatalar yaptırırken bile onları anlayabilmemizi ve suçlamamamızı sağlıyor. Zamanla karakter kendisini ve çevresini sorgulayarak, kendi içinde mücadele vererek edebiyatta "climax" denilen o doruk noktasına ulaşıyor. Ve kaçınılmaz son: Çöküş... Öyle ki, siz karakteri o vardığı çöküş noktası sayesinde daha çok kendinize yakın ve samimi görüyorsunuz. Daha çok seviyorsunuz ve sorgulayamıyorsunuz. Tıpkı yazarın kendi yaşadığı çöküşler gibi...Acaba Zweig bu durumu kendi hayatını şekillendirirken de kullandı mı diye insan düşünmeden edemiyor.

Kitap bence başlarda herkese hitap etmeyebilir. Yani ağır ve sıkıcı gelebilir. Ama ısrarla devam etmenizi ve o beklenen sona ulaşmanızı tavsiye ederim.
Özellikle Bir Yüreğin Ölümü hem başlangıcıyla hem de bitişiyle bende ayrı bir yer edindi bile...
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Unutmak isteriz bize acı veren ve içimizi acıtan olayları, unuttuk bir daha hatırlamayız sanırız. Lakin bir gün bir olay tekrar hatırlatır bize o yaşananları ilk gün ki gibi sıcaklığı ve can yakıcı haliyle… Tıpkı Mrs. C hanımın 24 yıl önce yaşadığı gibi. Evet, 24 saat bir ömür içinde çok kısa bir zaman dilimi, ama o 24 Saat içinde yaşanılanlar belki 24 yıla sığmayacak kadar özel ve acı doludur. Mrs. C bir hayat kurtarma adına yaptığı iyiliğin sonunda yaşadıklarını hayretler içinde okuyacaksınız.
Ah be Stefan Zweig, roman kahramanın Mrs. C gibi bir kurtarıcıyı mı bekledin? Gelseydi vazgeçer miydin intihardan?

Bir Yüreğin Ölümü
Babalar aile reisliği ve toplumun onlara yüklediği sosyal statü nedeni ile Anneler kadar ön planda değildirler. Oysa aile için bir dağdır baba. Kâh sırtlarını yasladıkları, kâh gölgesinde güneşlendikleri. Babalar bütün evlatlarını çok severler kuşkusuz. Ama kız çocukları başkadır, daha bir özen gösterir, üstüne titrerler, gözlerinden bile sakınırlar. Babalar Emri Hak vaki olmadan da ölürler, ciğerpareleri kız çocuklarının yuvasından ayrıldığı gün ilk ölüm acısını tadarlar.
Stefan Zweig de bu öyküde Yıllar boyu eşi ve kızının mutluluğu için çalışmış, onların rahatı ve sosyal statüleri açısından elinden gelen her şeyi yapan bir adamın, gerçekten sevilmediğini ve kendisinden utanıldığını öylesine derin işlemiş ki! Bu hikayede yaşlı adam Salomonsohn’ un acılarını yüreğinizin derinliklerinde hissediyorsunuz.
Sahi bizim aldatılmışlıklarımızı ve ruhi kirliğimizi ne temizler? Yıkanmak mı? Uyumak mı? Unutmaya çalışmak mı? Yoksa ölüm mü?...

Kitap olarak kısa sürede okunsa da, etkisi ve acısı uzunca sürecek bir eser
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.120 Oy)17.513 beğeni39.558 okunma2.120 alıntı165.635 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.871 Oy)8.156 beğeni26.058 okunma628 alıntı126.910 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.018 Oy)12.494 beğeni31.797 okunma2.797 alıntı132.755 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.834 Oy)7.372 beğeni20.658 okunma692 alıntı79.881 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.238 Oy)8.157 beğeni24.018 okunma1.936 alıntı102.666 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.983 Oy)8.374 beğeni23.270 okunma1.150 alıntı113.103 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.259 Oy)5.368 beğeni18.170 okunma689 alıntı92.439 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.159 Oy)10.823 beğeni26.586 okunma1.386 alıntı139.891 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.983 Oy)3.504 beğeni11.726 okunma1.021 alıntı47.813 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.536 Oy)5.818 beğeni15.265 okunma2.249 alıntı78.719 gösterim
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Bu öyküde bir otel odasında hiç tanımadığı bir kadına, üzerinden yıllar geçse de unutamadığı bir günü anlatan yaşlı Bayan C’yi dinliyoruz. İlk defa kumarhanede gördüğü bir adama yardım etmek için onunla iletişim kurduğu andan itibaren Bayan C için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. İki kişi, iki tutku ama iki farklı tutku: biri aşk, biri kumar. İnsan bir tutkuya kapıldığında (bu aşk,kumar veya başka bir şey olabilir) vazgeçebileceklerinin sınırı var mıdır? Ya da bir tutkuyu ne durdurabilir? Toplumun ahlak kuralları, din, korku...
Bayan C vasıtasıyla Zweig yine kelimeleri ustaca kullanarak yoğun ve doyurucu bir anlatımla bize ulaştırıyor. Mola vermek için elimden bıraktığımda huzursuz oldum çünkü aklımda hep Bayan C’nin anlattığı o 24 saatin sonunda ne olacağı vardı.. Zweig her kitabında bir insan duygusunu derinlemesine ele alıyor. Burada da tutkuyu derinlemesine anlatmış bize. Her gün yaşadığımız ve aslında çok tanıdık olan hisleri kelimelere yükleme işini gerçekten çok iyi başarıyor bu yazar.

Bir Yüreğin Ölümü
Zweig eserlerinden okuduklarım arasında en çok etkilendiğim buydu. Kesinlikle Stefan Zweig şimdiye kadar bendeki zirvesini bu eserle yaptı. Bir adam düşünün kızı ve eşine güzel bir yaşam sunmak için hayatı boyunca çalışmış. Kızı ve eşine sunduğu yaşamla onlara bir sosyal statü kazandırmış ancak kendisi o statüye ulaşamamış. Peki neden? Çünkü ailesinin yaşam kalitesi yükselirken o hala çalışıyordu. O hep çalıştı. Çalışırken yaptığı fedalar yüzünden hem ailesinden hem toplumdan hem de yaşamdan kopmuştur. Bu adam ailesiyle birlikte tatile gitmiştir. Ancak ne kızı eski kızı ne eşi eski eşidir. Eser bu adamın iç konuşmaları, düşünceleri ile şekilleniyor. Yukarıda diğer öyküde belirttiğim gibi hisleri, düşünceleri kelimelere yüklemekte kesinlikle çok başarılıydı. Ailesi için çalışırken ailesi dahil her şeyden uzaklaşan adamın, etrafındaki her şeye yabancı olan adamın öyküsünü okumalısınız.
Can Sanat Yayınları'nın 2009'da iki 'novella' olarak basımını yaptığı, yine Zweig'e bir kez daha hayran kaldığım iki eser okumanın karşı konulmaz sevincini yaşıyorum.. Okumadığım bir kitabı kalmayana kadar devam edeceğim Zweig okumaya ve tabi ki kendimce inceleyip hislerimi paylaşmaya.. Uzun gelebilecek bir inceleme olacak ancak iki eseri de yorumlamaya çalışacağım..
(Ben yine e-kitap olarak okudum. Başka bir incelememde değindiğim gibi d&r sayesinde onlarca Can Sanat Yayınları e-kitap satın aldım.)
Aralık 2013 8. Basım esas alınarak hazırlanan 1. E-kitap sürümünü okudum. Çeviri çok akıcı ve neredeyse hatasızdı.
İlk 'uzun öykü' Bir Kadının Yaşamından 24 Saat idi. Bir pansiyonda tatil yapan insanlar, ansızın gelen bir gencin de katılmasıyla, onu da aralarına alarak tatile devam ederler. Ancak hiç beklemedikleri bir şey olur, bir kadın eşini ve çocuklarını geride bırakarak yeni tanıştığı bu adamla kaçar. Pansiyon halkı bu olayı uygun bulmayarak birçok yorumda bulunur. Yeni tanıdığı bir adamla nasıl gittiği, aslında adamı önceden de tanımış olabileceği, bir kadının çocuklarını nasıl ardında bırakabileceği gibi cümlelerle tanımadıkları Henriette hakkında konuşurlar. Ancak beklediğimiz üzere, anlatıcımız kadını savunur. Ve kendisini dinleyen Mrs. C. onunla konuşmak, hayatının 24 saatlik bölümünü ona anlatmak ister. Bir kadının hayatının nasıl değişip, tutkuların insanları nasıl etkisi altına alabileceğini okuyacaksınız..
İkinci 'uzun öykü' ise Bir Yüreğin Ölümü. Bu novellada kızı ve eşi ile tatile giden
Solomansohn'un yaşamı sorgulamasını anlatmış yazar. Büyük bir sinir harbi içerisinde okudum ben eseri. Gece; ağrıları ile baş etmeye çalışırken, odanın kapısında kızını görüp sonra düşünmekten kendisini alamadığı bir olayın içine düşer ve ailesi tarafından sevilmediğini, sadece parası için kullanıldığını, aslında hayatta hep yalnız olduğunu anlar Solomansohn.. Sürekli olarak iç sesini duyduğumuz kahraman, inanıyorum ki okuyan herkesin öfkelenmesine hatta çevresi hakkında düşünmesine neden olmuştur. Her cümleyi sorguladım, Solomansohn'a üzüldüm, ya başıma gelirse dedim okurken..
İki uzun öykü de hem umutsuzluğu, hem hüznü barındırıyordu içinde. Hayatı, insanları, duyguları böylesine etkili bir dille yazan, her koşulda yazdıklarıyla okuyucuyu kendine bağlayan ve okudukça daha çok okumak istediğim Zweig'i kelimelerle anlatmak olanaksız..
Kitap iki bölümden oluşuyor. "Bir Kadının Yaşamından 24 Saat" ve "Bir Yüreğin Ölümü".

(Bir Kadının Yaşamından 24 Saat); 40 yaşında olan Mrs.C, 24 yıl önce yaşayıp, unutamadığı 24 saatini anlatıyor.(24 saat ve 24 yıl) Her bir saati için, bir yılını ayırmış gibi.
Bazen arzu ettiği tek şey, ölmek oluyordu. İç dünyası, bir daha toparlanmayacak şekilde dağılmıştı. Mrs.C, sevdiği kişi tarafından hayal kırıklığına uğradıktan sonra, bazen hepimizin uygulaması gerektiği şu sözler ; Uzaklaş!(mak) Uzaklaş! Uzaklaş! oldu.


(Bir Yüreğin Ölümü); "Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez"...
Yaşlı adam Salomonsohn bir baba. Kendinden bile çalan ve yoksul bir duruma düşen baba. Çocuğunun ahlakını parayla bozduğunu anlayan bir baba. Ah para, kahrolası para. Salomonsohn; Kızı olan Erna'nın yaptıklarını öğrendikten sonra dünyası başına yıkılan bir baba. Kızıyla ne kadar konuşmak istesede buna cesaret edemiyordu. Eşinin ve kızının nasıl kendisine karşı yabancılaştığını anlatıyor. Ve... Salomonsohn'un yüreği ölür...
Sizi hiç sıkmadan okuyabileceğiniz bir kitap. Okuyun ve okutturun. Kesinlikle tavsiye ederim.
Kitap iki uzun öyküden oluşuyor. Özellikle ilk öykü yani "bir kadının yaşamından 24 Saat" beni çok etkiledi. İnsanlar bazen tutkularının esiri oluyor kimileri bunu 24 saate sığdıriyor kimisi 2 yıl kimisi 4 yıl kimiside bir ömür boyu... Burada bir kadının güçlü tutkuları yüzünden tüm aile ve yakınları terk edecek seviyeye gelmesini müthiş bir dille anlatıyor. Herkese tavsiye ederim...
Stefan Zweig iki müthiş öyküden oluşan bir kitap sunuyor bizlere. İki öykü de o kadar etkileyici ve o kadar sürükleyici ki başlamamla bitirmem bir oldu.
İlk hikaye olan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, bir kadının yıllar boyunca içinde taşıdığı bir kez daha anlatıp artık geçmişin sayfalarına bırakmak istediği bir hikayeden oluşuyor. Yazar tutku insanı ne hale getirir, insana neler yaptırır tüm gerçekliğiyle anlatmış. Kendinden vazgeçmiş bir adamı ölümün kıyısından çekip çıkaran, sonra da ona tüm benliğini ona kaptıran bir kadın... Tutkularının esiri olan bir adam...
İkinci hikaye ise yaşlı bir adamın yıllar boyu ailesine harcadığı çabanın boşuna olduğunu görmesiyle yıkılması ve yüreğinin buna daha fazla dayanamaması..
Zweig insan tahlillerini ustaca işlemiş, dersler çıkarılacak bir kitap. Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
“Bir kadının yaşamından 24 saat” ne kadar güzel bir kurgudur ve bir o kadar da sıcak anlatımdır. Olaylar gelişmeden önce bir yakışıklı gencin yazar tarafından tarif edilmesi, gencin diğer insanlarla diyalogları, nerdeyse tüm kadınların arzulayacağı bir tipi anlatımı ve bir karakterin kusursuzluğunu her ayrıntıyı düşünerek kelimelere dökmesi mükemmeldi. Bir erkek olarak ben de ben de öyleyim demek geldi içimden. Sonra bir den yaşlı bir karaktere dönüyor öykü, yaşlı krakter hikayesini anlatmadan önce, anlatıcı rolündeki yazarımız Zweig ortadan kaybolan, daha doğrusu evli bir kadının genç bir erkekle kaçmasına öyle bir felsefi savunma yapıyor ki öyküdeki tüm karakterler karşı çıkarken ben anlatıcı haklı diyorum. Haklı demekle kalmıyorum gerçek bir tespit diyorum. Yaşlı kadın karakterimiz başından geçen bir 24 saati anlatmaya başlıyor ve biz de okuyoruz. Harika bir anlatım, sanki o otel odasında üçüncü kişi olarak ben de orada oturuyorum. Ve ilginç olan genç adamla kaçan kadını savunan anlatıcımızın ifadelerinin aynısını yaşlı kadın başından geçen 24 saati anlatırken de ben de yaşadım diyor ve "bir an kendimi, her şeyimi verebileceğim duruma geldim" diyerek yazarımızı, onun gibi düşünen beni teyid etmiş oluyordu...
“Bir yüreğin ölümü” bitirdiğimde şöle derin bir iç çektim, sanki bende yaşlı adamla birlikte öldüm. Yıllarca karısı ve kızının mutluluğu için çalışmış bir adamın gerçekten sevilmediğini, kendisinden utanıldığını anlaması ile kendi evine artık hizmetkarların merdivenlerinden girecek kadar karısından, kızından ve çevresinden kendini soyutlaması... Etkileyici bir öykü. Bir çok şeyi düşündürttü bana, kızının kendisini bir erkeğin kollarına bırakmasını ahlaki açıdan yaşlı adamın dilinden değerlendirirken yazar, ben de 19. Yüzyılın başlaarında Avrupa’da da ahlaki değerlere bakışı düşündüm. Bir adamın isteyerek ölüme gidişi; çünkü baştan ona acı veren şeyler artık yaşarken ölmüş yüreğini sızlatmıyordu... Yazarı severim, çok başarılı bulurum, başarılı bulmam tarafsız bakmama engel olabilir. Lakin adam yemiş bitirmiş, mükemmel yazmış...
Birbirinden etkileyici iki ayrı uzun öyküden oluşan kitapta, Stefan Zweig usta kalemini göz önüne seriyor. İlk öykü; yıllarca anlaşılmayacağı düşüncesi ile kendine sakladığı ve içinde büyüyen 24 saatlik bir zaman diliminde yaşanmış olmasına rağmen etkili bir anı olarak iç dünyasında yer bulmuş bir anıyı, yıllar sonra kendisini anlayacağına kanaat getirdiği biriyle paylaşması anlatılıyor. İkinci öykü, daha çok farkındalığının yıllar sonra iç dünyasında ortaya çıkardığı etki,yazarın her zamanki psikolojik tahlilleriyle anlatılmış. Beğenerek okudum. Kitaplarla kalınız ...
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat:
Hayatımızın dönüm noktası olmaya aday yaşantılarımız vardır ; üzerinden yıllar geçse de sorgulamaya ,farklı bir karar verseydik sonuçları ne olurdu diye düşünmeye devam ettiğimiz,hiçbir anını unutamadığımız olaylar ...

Bu hikayede ;evini,eşini çocuklarını , sadece bir gün tanıdığı bir için terk etme cesaretini gösteren Madame Henriette 'nin ;altmışlı yaşlarındaki Mrs.C.'nin , kırklı yaşlarında yaşadığı ,unutamadığı ve sorgulamaktan vazgeçemediği bir olayı , tanımadığı bir yabancıya anlatmasını ,anlatma cesaretini kazanmasını konu alıyor.
Merhamet duygusu ile yaklaştığı gence farketmeden aşık olan Mrs C.,'nin hiç bilmediği dolu dizgin duygulara kapılmasını okurken hissettiğim heyecan,O'nun için her şeyden vazgeçmek üzereyken karşılaştığı nankörlük ile yaşadığı derin hayal kırıklığı ile hüzne dönüştü.Hele de gencin "Git yanımdan,uğursuzluk getiriyorsun." cümlesinden sonra kadının yaşadığı hezimeti,o yıkımı ben yaşamış gibi oldum...
Kısacık bir hikaye zaten,hemen bitti...Yirmi dört saat işte...Ama her anı dolu dolu ,her anı heyecanlı her anı yaşamaya değer yirmi dört saat...
Öyle insanlar var ki,bi'ömür ; belki yirmi dört saat bile yaşamadan göçüp gidiyorlar.

Bir Yüreğin Ölümü :
Tam da ismine yakışır bir hikayeydi.Ani bir hayal kırıklığı ile başlayan süreci yazar bana an-be-an hissettirdi;öyle ki duygularının yok oluşu,nefes almaktan vazgeçişi...her şeyi tüm umutsuzluğu ,yavaş yavaş nefes almaktan vazgeçişi ve ölümü büyük bir mutlulukla kabullenişini içimde hissettim,sanki ben vazgeçtim hayattan...Çok güzel bir hikayeydi;umutsuzdu ama anlatışı çok etkileyiciydi.

Stefan Zweig ,okuduğum her kitabıyla hayranlığımın arttığı bir yazar.Duyguları o kadar güzel aktarıyor ki okuyucuya,her ne kadar umutsuz ve hüzün dolu olsa da cümleleri,okumak çok keyif veriyor.
Tabii ki bu konuda çevirmenlerin hakkının inkar edilmemesi gerekiyor,mutlaka onların da yorumlamalarıyla eserler bu kadar okunası,duygular bu kadar açık okurlara ulaşıyor.

Bu iki hikayeyi de çok beğenerek okudum,özellikle Bir Yüreğin Ölümü çok etkileyiciydi.
Gözlerin İhtirası


“SPOT: Zweig “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabıyla hissi ihtirasların doğuracağı sonuçları bizlere tekrar tekrar hatırlatırken, iyisiyle-kötüsüyle bu hislerin bir kadının dünyasındaki izleriyle beraber, izlerin öncesinde ve sonrasında getir ve götürülerini, hiç kuşkusuz sadece bir kadının değil her bireyin iç dünyasıyla, kişiliğiyle ve de hisleriyle verdiği mücadeleyi de sorgulattırıyor. “

Stefan Zweig’in kaleminin gücünü; az çok edebiyatla ilgilenen, kaliteli metinleri takip eden, edebiyat ve yazın dünyasında kendine yer bulmak isteyen hemen hemen herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Yazar hakkında uzun bir ön bilgilendirme kaleme alacaktım ama sonradan vazgeçtim. Bu vazgeçişimin nedeni de Zweig gibi bir yazarın -haklı olarak- çok okunup çok tanınmasıdır. Ben Zweig ile “Satranç” kitabıyla tanıştım ki eminim çoğu edebiyatsever de bu kitapla başlamıştır Zweig’in hayal dünyasında gezinmeye. “Satranç” kitabı hep ilk onumda kendiye yer bulmuştur ve önerdiğim kitaplar arasında yerini daima korumuştur.



Zweig “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabında yine usta kalemini konuşturmuş, metinlerin büyülü dünyasında, karakterlerin ruh hallerindeki değişiminde, bir kadının gözlerindeki ihtirası ve bu ihtirasın müsebbibi olan gözlerin sebebiyet verdiği, bir kadının ruhunda meydana gelen tahribattı bizlere hayal gücünün ufuk çizgisinde sunmuş. Sade, anlaşılır bir dille edebiyat dünyasında bıraktığı derin izlerin sahibidir kendisi.
Yazarın daha ilk sayfadaki cümleleri beni adeta mest etti, tekrar tekrar okumama ve üstünde durup düşünmeye sevk etti. “Çoğu insanın Muhayyilesi zayıftır. Kendilerine dolaysız dokunmayan, keskin ucu, sert bir şekilde duyularına kadar işlemeyen şey, onları hemen hemen hiç harekete geçirmez; fakat gözlerinin önünde vuku bulan, hissiyatlarına temas edecek en ufak bir vakıa bile içlerinde haddinden fazla büyük bir ihtirası ateşler. İşte o zaman, duyarsızlıklarının yerini yersiz ve aşırı bir hiddet alır.(S.11)” Bu sözlerin muhatabı olan bizler tarih boyunca tavrımızda en ufak bir değişime gerek duymamış ve hep bocalayıp durmuşuz ve hala duruyoruz ne yazık ki.

Kitap, tatil için otelde bulunan evli ve iki çocuk annesi olan Henrietten’in aniden, derin duygular içinde başka biriyle kaçıp ortadan kaybolmasıyla bizleri içine alıyor. Yine aynı otelde bulunan anlatıcı, bir yandan çevreyi, insanların birbirleriyle olan ilişkisini incelerken ve bu insanların ortak davranışlarına değinirken, kendisini Henrietten’in kaybolma konusunda Mrs. C ile tartışırken bulur. Mrs. C kendi yaşadığı yirmi dört saatini anlatmadan önce Henrietten’in yaptığının doğruluğunu yanlışlığını tartışır anlatıcıyla. Burada Mrs. C sadece kendi hikâyesini anlatırken, Henrietten’den yolla çıkarak insanların hislerin ani değişimlerine maruz kalışının nelere mal olacağını biz okuyucuya anlatıyor, sonrasında kırgın hislerle bizleri baş başa bırakıyor. Ve aslında bir yandan da anlatıcının Henrietten’İn davranışıyla masumiyet hakkındaki düşüncesini tekrar gözden geçirmesini sağlıyor.

Mrs. C genç adamı bir otelin kumar masasında görür ve görür görmez de içinden bir şeyler kayıp gittiğini hisseder. Acımayla beraber derin bir his içerisinde kendisine yaklaşmaya başlar. Sonrasında bir otelde beraber kalır, bu süre içerisinde kendisini yakından izleme fırsatı bulur. İlk başta Mrs. C ‘in ilk hisleri annenin çocuğuna beslediği hisler olsa da zamanla bu hisler yerini- geçici olmakla beraber- ihtiraslı bir aşka bırakır. Öyle ki kendisini kiliseye götürür, yolcu etmek için kendisine gara kadar eşlik eder, tüm maddiyatı da kendisi karşılar. Kendisine bir miktar para verip yolcu etmeye çalışırken âşık olduğu genç adamın bir kumar müptelası olduğunu unuttur. Bu müptelalık her ne kadar genç adamın sonunu getirse de Mrs. C o sıra bunu düşünemez haldedir, tüm duyuları, hisleri kilitli durumdadır. Mrs. C aslen Polonyalı olan ve Avusturyalı soylu bir aileden gelen, diplomatik kariyer yapması planlamış bu gencin kumar müptelasından kurtarmaya çalışırken, kendi çocuklarını, kariyerini, gururunu yok saymaktadır. En sonunda genç adamla her şeyi geride bırakarak kaçmayı planlar ama treni kaçırmasıyla bu planı suya düşer.
Zweig’in burada kadar kahramanlarına yüklediği görev ve bu görevin doğurduğu kişisel sorumluluklar -hem betimlemeleri hem dilli hem de kişi üzerindeki analizleri ile- bir şahsın değil birden çok sahsın hislerine mağlubiyetini mükemmel bir şekilde kaleme alıyor.

Mrs. C verdiği kararla genç adamın peşinden düşer ve onu yine kumar masasının başında- iç sesleri sayesinde- bulurken tam bir hayal kırıklığı içerisindedir. Genç adam tüm varlığını koyduğu masada, kendisinin yüzüne bakmaz, bakmamakla kalmaz verdiği parayı yüzüne çarpar. Mrs. C o anki ağır hisleri sonraki hayatında etkin bir rol alır ve oradan hüsran içerisinde ayrılır. Nitekim çok sonra genç adamın intihar ettiğini duyar ama içinde en ufak bir acıma hissi duymaz. Bu intihardan sonra sakin bir hayat sürer ve yaşadıklarına sadece kendisi ve hafızası şahitlik eder.

Zweig , “Bir Kadının Yaşamında 24 Saat” kitabıyla hissi ihtirasların doğuracağı sonuçları bizlere tekrar tekrar hatırlatırken, iyisiyle-kötüsüyle bu hislerin bir kadının dünyasındaki izleriyle beraber, izlerin öncesinde ve sonrasında getir ve götürülerini, hiç kuşkusuz sadece bir kadının değil her bireyin iç dünyasıyla, kişiliğiyle ve de hisleriyle verdiği mücadeleyi de sorgulattırıyor.

Usta kalemden sarsıcı ve de psikanaliz nitelikli bir kitap okumak bu sancılı süreçte biraz ağır gelse de kaliteli bir metin okumak iyi geldi. Bu ve benzeri kitaplar edebiyatın, metinlerin varlığını daha da anlamlı kılıyor. Zweig’in zorlamayan dillinin yanında ustaca kurulmuş cümleleri ve bu cümlelerin romanın içindeki şaşmaz ahengi anca bir usta kalem tarafından başarılabilirdi.
2 farklı hikâyeden oluşan kitap yine derin duyguları barındıran, canımızı sıkan güzel ve karakter yoksunu kişilerden bahsediyor.

Bir kadının Yaşamından 24 saat hikayesi; çevresinde bir konu üzerine konuşulurken 24 yıl önce kendi yaşam hikayesi gelen yaşlı bir kadının anlatımı yer alıyor. Kumarhanede tüm parasını kaybeden genç birisini görüp yıkılmış bir duyguyla dışarı çıkan kişinin intihar edeceğini düşünerek takip etmesi ve intihardan vazgeçirerek ona yardım etmesini anlatıyor. Sonunda tâbi bir hüsran.

Esas ikinci hikaye olan Bir Yüreğin ölümü; kendini ailesi uğruna adamış hastalığı olan yaşlı bir adamın hiç görmek istemeyeceği ve hiç duymak istemediği şeyleri görerek kendini hayattan soyutlamasını çok harika bir dille anlatmış.

Zweig'in bu denli aşırı duyguyla yoğrulan kitaplarını okumak güzel bir zevk veriyor. İyi okumalar
"Tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür."
Kızgınlığımı ve umutsuzluğumu size anlatamam.
Fakat benim duygularımı bir düşünün: Uğruna bütün hayatımı bir kenara atmaya hazır olduğum bir insan için, elinin tersiyle kovalayacağı bir sinek kadar değerim yoktu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Bir Yüreğin Ölümü
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750710551
Kitabın türü:
Orijinal adı:
24 Stunden Aus Dem Leben Einer Frau / Untergang Eines Herzens
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Stefan Zweig'ın psikolojiye ve Sigmund Freud'un öğretisine duyduğu ilgiyi yansıtan Bir Kadının Yaşamından 24 Saat ve Bir Yüreğin Ölümü adlı yapıtlarını bir araya getirdiğimiz bu kitap, yazarın öykü sanatındaki olağanüstü becerisini gözler önüne seriyor. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getiren öyküler bunlar. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, duygularının peşinden korkusuzca giden bir kadının apansız yön değiştiren yaşamını konu ediniyor. Bir Yüreğin Ölümü ise, ruh ikizini Lev Tolstoy'un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç'te bulduğumuz yaşlı bir adamın ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öykülüyor.

Düşsel ve tarihsel karakterler üzerine yazdığı biyografilerinde olduğu kadar öykülerinde de karakterlerini kendine özgü derin, incelikli ruh çözümlemeleriyle betimleyen Zweig'ın bu kitapta buluşturduğumuz iki uzun öyküsü, edebiyat tarihinde Freud'un çözümlediği yapıtlar arasında yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.086 okur

  • Bilal Öz
  • Ferah
  • İrem KÖSE
  • Keremcan Uygun
  • Merve Caylak
  • KupadaÇay
  • Derya btk
  • l
  • gülşen semiz
  • Myusacan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%6.5
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%34.2
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%8
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.2
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.7 (80)
9
%23.7 (80)
8
%29.7 (100)
7
%14.2 (48)
6
%4.2 (14)
5
%2.7 (9)
4
%1.5 (5)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları