Bir Kedi, Bir Adam, Bir ÖlümZülfü Livaneli

·
Okunma
·
Beğeni
·
8.729
Gösterim
Adı:
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Alt başlık:
2001 Yunus Nadi Roman Ödülü
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
212
ISBN:
9786050905441
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
(Arka Kapak)
Zülfü Livaneli'nin okuduğum üçüncü kitabı.
Okuduğum kitaplarının ortak noktası bir haksızlık, yanlışlık, olmaması gereken, insanlık dışı ama olan olaylar üzerine kurulmuş olması. Bundan mıdır bilmem üç kitabı da beni çok etkiledi.

Bu kitabında biraz mülteciler, biraz ruh hastalığı, biraz intikam, biraz affetme yani biraz biraz koca bir hayat var. 203 sayfaya çok güzel şeyler ve unutulmayacak bir mutluluk tanımı sığdırmış yazar.
"Herhalde mutluluk dedikleri bu olsa gerek: Biraz güvenlik, biraz can sıkıntısı. "

Konusunu biraz özetleyecek olursam Sami 80 darbesi döneminde Türkiye de yaşayan ne sağcı ne solcu kendi halinde bir üniversite öğrencisidir. Bir gün başına gelen trajik bir olay sonrası İşveç'e mülteci olarak gider. Burada başka başka ülkelerden gelmiş bir çok mülteci, onların hayal kırıklığı ve öfkeleriyle tanışır. Tabi bir de sanrıları ve takıntıları yüzünden yattığı hastanede hayatını mahvetmiş bir siyasetçiyle.
Kendisi gibi mülteci arkadaşı onun hayatını roman yapmak niyetindedir. Sami'ye bu düşüncesinin açınca tek şart olarak Sami'nin de bazı yerlerde kitaba yazı ekleyeceği ve basılmadan önce okuyacağı koşuluyla arkadaşının teklifinin kabul eder. Ve romanımız başlar.

Bu ikili anlatımı yani başkahramanın her bölümün sonuna kendi düşüncelerini eklemesini saçma veya kafa karıştırıcı bulanlar olmuş. Bana yaratıcı geldi. Sonuçta yazar Sami'nin hayatını Sami kadar iyi bilemez, her insan bir şeyler saklar bu yüzden bu yazılar olmasa roman yarım kalmış gibi olurdu.

Romanda Sami'nin yaşadığı evde ki mültecilerin hepsinin kaçtığı ve sonradan kurdukları yaşam, mülteci olmak, kendi ülkesinden kaçıp yada kaçmak zorunda bırakılıp başka bir ülke tarafından kabul edilmek, iyi yaşam koşulları içinde yaşasalar da ülkede ki bireyler tarafından ötekileştirilip yok sayıldıkları için içten içe vatanlarını özlemeleri ama gidecek de hiçbir yerlerinin de olmaması anlatılabilecek en iyi şekilde anlatılmış.

Dili, kurgusu, hikayenin iki farklı sonla bitmesi güzeldi. Hastanede hayatını mahvetmiş siyasetçi ile karşılaşması biraz fazla tesadüfi gelse de roman bu olay üzerine kurulmuş sonuçta. Romanda tek sevmediğim ve kafama takılan yer Clara'nın önceki yaşamındaki yarım kalmışlık oldu.

Yine çok uzattım. Benim sevdiğim bir kitap oldu.
Keyifli okumalar...
Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabiydi ve kendi kendime kızdım neden daha önce okumaya başlamadım diye. Kitap çok akıcıydi dili de oldukça sade. En çok hoşuma giden şey de kitabın, roman karakterinin ve yazar arkadaşının kaleminden ayrı ayrı anlatılıyor olması. Özellikle roman karakterinin anlattığı yerler çok güzel.

Kahramanimizin adi Sami. Genç yaşta geçirdiği bir felaket sonrası Stockholm' e mülteci olarak gidiyor ve orda yaşadıkları anlatılıyor.

Kitapda en çok beğendiğim alıntı ise şu oldu : " Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.  "
 Her ne kadar kitabı okurken paylaşsamda alıntıyı incelememin içinde de yer vermek istedim. İyi okumalar. :)

Benzer kitaplar

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Kapağı kadar ismi de karizmatik olan bu eseri okumak benim için son derece keyif vericiydi. On parmağında on marifet müzisyen, senarist, yönetmen ve yazar olan Zülfü Livaneli'nin yalın kaleminden çıkmış, uzun yıllar boyunca birçok değişikliğe uğramış bir kitap.

Son derece sıradışı olan olayları çok normalmiş gibi gösterebilen, hissettirebilen bir yazar Livaneli. Ve son derece değişik, ilginç konular da bulmayı başarabilen bir adam. Olayların geçtiği yer olan İsveç'te kendisinin de bir süre yaşamış olması anlatımı çok gerçekçi kılmış. Kitabın hemencecik bitiveren sayfalarında Kuzey'e doğru kısa bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Yazar bu romanında birçok romancının uyguladığı tekniklerin dışına çıkmış ve benim ilk defa gördüğüm bir tarzda yazmış. Kitap Sami Baran adlı bir Türk göçmenin İsveç'te bir gece sürüşüne çıkmasıyla başlıyor. Bir süre boyunca onun hikayesi Tanrısal bakış açısıyla anlatılıyor. Bir sonraki bölümde ise birdenbire Sami Baran'ın kendi ağzından okumaya başlıyorsunuz olayları. Sami'ye göre kendi başına gelen olayları yazan bir yazar arkadaşıdır ve olayların tamamını doğru yansıtmamaktadır. Bu yüzden kendi hikayesinin anlatılacağı kitaba kendi anılarını da eklemek ister Sami. Böylece biz gelişen olayları iki farklı göz tarafından izleriz. Aynı romanda iki farklı anlatıcı olabilmek, bir yazar için son derece zor bir şey olsa gerek.

Gelelim romanın konusuna. Dünyanın her yerinden İsveç'e mecburen göçen vatandaşlardan sadece biridir Sami Baran. Bir gün hastalıkları sebebiyle hastaneye yatar ve orada kendisinin İsveç'e sürülmesine neden olan, geçmişini mahveden eski bakanlardan birini hasta ve ölmek üzereyken bulur. Sami hastanede onunla beraber yatan tek Türk olduğu için günden güne adamla yakınlaşır ve kendisini bir bağışlama-intikam alma ikilemi içinde bulur.

Anadilin, dünyanın her yerindeki diktatörlerin uyguladığı zorba yöntemlerin, göçmeye zorlanmış mecbur insanların romanıdır bu roman. Keyifli okumalar.
Livaneli'nin ilk eserlerden olması nedeniyle otobiyografik çizgiler taşıyan bir romanı. 1970'li yıllarda İsveç'te sürgünde yaşarken, anıları çok tazeyken yazmaya başladığı roman, geçen uzun yıllar içinde acemiliğini de atmasıyla birlikte tabiri caizse demlenmiş ve son halini almış.

Livaneli, Stockholm'ü mekan tutan romanında dünyanın farklı ülkelerinden gelen mültecilerin dünyasına bir ayna tutuyor. Hayatını mahveden baş düşmanı ile aynı hastanede bulunan bir mazlumun ruh halini vermeye çalışıyor.

Romanı empati kurarak okudum diyebilirim. Tabii ben zalim politikacı değil, hakkı yenmiş ve ülkesinden uzak kalmış, o kırgın, kızgın, üzgün mülteci gibi hissettim kendimi. Acaba ben ne yapardım sorusunu hep sordum, düşündüm.

Romanda bir anadil kavramı var -ki çok iyi işlenmiş. Keza dünyanın neresinde olursa olsun zalim ile mazlum aynılar. Livaneli romanda, ülkede kalmak ile gitmek arasındaki o zor ikilemi deşiyor. Bence bugün, Türkiye'de milyonlarca insanın aklına gelen bir durum bu. Ancak gitmek de çare olamıyor kimileri için.

Göçmenlik gibi evrensel bir mevzuyu ele alan Livaneli, kendine has üslubunu bu romanda da konuşturmuş diye düşünüyorum.
Zülfü Livaneli'nin okuduğum 3. kitabı. diğer kitaplarında olduğu gibi herkesin sustuğu konuları konuşmuş kalemi yine. 2 ayrı karakterin anlatışı ile hikaye daha çok merak uyandırır olmuş.
“Ben ömrüm boyunca bir köpek olarak yaşamıştım ama artık kesin kararım, bir kediye dönüşmekti.”
“… Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.”

Zülfü LİVANELİ, 29 yıl gibi uzun bir sürede tamamladığı kitabıyla ilgili olarak “Bunun nedeni, olaylara ve karakterlere fazla yakın olduğumu düşünmem ve ‘gerçeğe gerçek dışından ulaşmak’ için gerekli mesafeye sahip olmadığıma inanmamdandı” diyor .
Darbe döneminde Sami'nin nişanlısı Filiz'in vurulmasıyla başlayan olaylar neticesinde mülteci olarak İsveç'e gitmesi, orada karşılaştığı ve yaşadıklarının sorumlusu olarak gördüğü darbe döneminin eski bir bakanına karşı kendisi ve diğer mülteci arkadaşlarıyla birlikte hazırladıkları intikam planını anlatan kitapta; özlem ve öfke, bağışlamak ve intikam almak arasında kalan bir insan yer almaktadır.

Kitapta mültecilikle bağlantılı olarak “anadil” konusu üzerinde de durulmaktadır.
"Belki de anadil sebep oluyordu bütün bunlara. Anadil öyle bir şeydi ki aynı şeyi başka dilde söylediğinde bütün anlamı, rengi, kokusu yitip gidiyordu. "
Psikolojik tahlilleriyle kişiyi doyuran bir anlatıma sahip olan kitap, 2001’de Yunus Nadi Roman Ödülünü almıştır.
Kitap siyasi,mülteci,eğitim,kültür çatışması,göçmenlik,doğu-batı karmaşası,sosyal yaşam ve birçok döngüde ilerliyor..Fakat Zülfü Livaneli kalemi..Tabiki güzel bir kurgu ve acaba Sirikit(kedi) hayal ürünümü gerçekten diye düşünüp kaldım..Bağlantı noktalarını kaçırmamak için kitaplarına kendinizi vererek okumanız önemli Zülfü Livaneli'nin..(İsimler ve yerler konusunda birden geçişler fazla)Ve ben diğer okuduğum kitapları gibi bunu da tavsiye ediyorum.
İstisnalar bir yana bırakılırsa canlılar dünyasının etoburları, birbirlerini değil, otla beslenen hayvanları yiyorlardı. Ormanda et yiyenler birbirlerine saldırmıyorlardı. Yem olma kaderi sadece ceylanlara, keçilere, koyunlara, tavşanlara, ineklere, kısacası otla beslenenlere aitti. Onlar zararsızdı. Otla besleniyor, kimseye saldırmıyor ve dünyaya zarar vermiyorlardı. Bu yüzden kurban oluyorlardı işte. İnsanlar da -bazı istisnalar hariç- hep ot yiyen hayvanlarla besleniyorlardı.
Kurgu yönünden sanırım ayrı bir ödülü hak ediyor.okuduğum 3. Livaneli romanı ve sanki bilinçli yapıyormuş gibi çıtayı sürekli yükseltiyor. Üslup diğer romanlara daha farklı, daha sade.
Sürekli gjtgeller yaşanıyor romanda özellikle de iki ayrı kişinin ağzından anlatilirken ikinci kişinin düzeltmeleri tamamlamaları derken sanki bir tamamlama metni okuyorum gibi geliyordu başlarda. Ama sonra bu da kalktı ortadan ve tamamen kendi dünyaların çekildi iki anlatıci da.
Konuyu intikam ve affetmek arasında yaşanan tercih olarak özetlemek bence yetersiz.çünkü intikama giden yolda af,affettigi anda yine bastıran intikam duygusu arasında gidip geliyor Sami Baran.
Kısa ve öz romanları seven biri olmama rağmen hayatımda ilk kez bu kitap icin bir nebze daha uzun olabilirdi diye düşünüyorum.
Öldürmek mi affetmek mi ?
Kedi olmak mı köpek olmak mı?
Anadil bir insanı birbirine düşman olsalar da bağlar mı?
Anavatanindan uzak milyonlarca kilometre ötedeki insanlar mülteci sıfatıyla nitelendirilirken başka ne sıfatlar yuklenmektedir ?
İyiki varsın Livaneli
Konusu darbe döneminde yaşananlar... Tüm dünyadan iltica etmiş insanların kesişme noktası Stockholm. Kurgusu ve tarzı bakımından değişik bir roman. Her zamanki Zülfü Livaneli geleneği su gibi okunup bitiyor. Yine de bitirince - niçin bilmiyorum- ama adı konamamış bir şey eksik kalmış duygusu var içimde...
Politik mültecilerin farklı ülkelerden gelmiş İsveç te buluşup ortak noktaları konusunda bir araya gelişlerini konu alan bir kitap.. Zülfü Livaneli kitaplarını çok beğeniyorum..
Yanlışa karşı çıkıyorum ama doğruyu gereken güçte savunamıyorum.
Zülfü Livaneli
Sayfa 93 - Doğan Kitap - 23. Baskı
Ölümün kıyısına gelmiştim. Ölümün kıyısı, ölümün kendisinden daha feci bir şeydir, bunu yaşayarak öğrendim.
Zülfü Livaneli
Sayfa 32 - Doğan Kitap - 23. Baskı
İnsan küçük düştüğünü hissedip kendini korumaya girişince, karşısındaki hiç aklına gelmiyor ve dünyanın en zalim yaratığı kesilebiliyor.
İnsanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.
Zülfü Livaneli
Sayfa 29 - Doğan Kitap - 23. Baskı
"İki boksörden birini tutmak zorunda olmadığı"nı anlatmaya çalışıyordu hep. Bütün dünya boksörlere bakmaktan hakemleri, yani oyunun kurallarını kimin koyduğunu unutuyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Alt başlık:
2001 Yunus Nadi Roman Ödülü
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
212
ISBN:
9786050905441
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.852 okur

  • Zeynep Bostan
  • Sinem
  • Begüm Sönmez
  • Ezo
  • Ayşe Uzun
  • Melisa Aydın
  • Ali Osman Altınsazlı
  • faceless person
  • Pınar Damlapınar
  • Ali celik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.9
14-17 Yaş
%5.1
18-24 Yaş
%17.1
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%30.7
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.2
Erkek
%26.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (127)
9
%22.3 (128)
8
%24.1 (138)
7
%20.2 (116)
6
%7.7 (44)
5
%1.9 (11)
4
%0.7 (4)
3
%0.5 (3)
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları