Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm (2001 Yunus Nadi Roman Ödülü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.475
Gösterim
Adı:
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Alt başlık:
2001 Yunus Nadi Roman Ödülü
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
212
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050905441
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
(Arka Kapak)
212 syf.
·Puan vermedi
12 Mart darbesinde İstanbul da öğrenci olan Sami, amatör olarak fotoğrafçılık ve sinema ile ilgilenmektedir. Sevgilisi Filiz ile evlilik hazırlıkları yapmaktadır. Bir gün Darbeci askerlerin keyfi olarak araçlarına ateş etmeleri sonucu Filiz feci bir şekilde ölür, Sami de işkence görür. Yaşadıklarından sonra bu ülkede yaşamak istemez. İsveç'e iltica eder, donuk şehir Stockholm'de yaşamaya başlar.

Psikolojik sorunlar yaşayan kahramanımız kendisine işkence yapan ve hayatını elinden alan eski Bakan ile Hastahane de karşılaşır. İntikam almalı mıdır? Ona karşı ne hissediyordur: Kin mi; Öfke mi? Bağışlamak ve zaman aşımı kavramlarının insan üzerindeki etkilerini görüyoruz eserde.

Psikolojik bir eser olan kitabımız gerçek bir hayat hikayesini "Sami BARAN" ı anlatmaktadır. Sami BARAN' ın da notları kitapta mevcuttur. Hatta kitabı yazarla ortak bile yazmışlar denile bilir. Ayrıca kitap 29 yıl da tamamlanmış. Bu 29 yıllık süre kitaba Şarap etkisi yapmış :) Bana göre anlatmak istediğini ustaca anlatan, 29 yıl beklemiş nefis bir kitap.

Alıntı:
Ben ömrüm boyunca bir köpek olarak yaşamıştım ama artık kesin kararım, bir kediye dönüşmekti. Kedi olacaktım. İşte yazarın bilemediği en temel konulardan biri buydu. Artık hayatımda bir köpek olarak yaltaklanmalara, bağlanmalara, başkalarını kendime bağlama çabalarına, başını okşatmaya, sevgi ve sıcaklık ihtiyacı içinde insanların bacaklarına sürünmeye, kuyruğumla birlikte tüylü kıçımı da sallayarak sevimli görünmek gayretine hiç yer yoktu. Uzun zaman önce bırakmıştım bunları. Köpek olduğum yıllarda hepsini yapmıştım, hem de fazla fazla; ama bu beni felakete götürmüştü. Ölümün kıyısına gelmiştim. Ölümün kıyısı, ölümün kendisinden daha feci bir şeydir, bunu yaşayarak öğrendim.
212 syf.
·Beğendi·9/10
Zülfü Livaneli'nin okuduğum üçüncü kitabı.
Okuduğum kitaplarının ortak noktası bir haksızlık, yanlışlık, olmaması gereken, insanlık dışı ama olan olaylar üzerine kurulmuş olması. Bundan mıdır bilmem üç kitabı da beni çok etkiledi.

Bu kitabında biraz mülteciler, biraz ruh hastalığı, biraz intikam, biraz affetme yani biraz biraz koca bir hayat var. 203 sayfaya çok güzel şeyler ve unutulmayacak bir mutluluk tanımı sığdırmış yazar.
"Herhalde mutluluk dedikleri bu olsa gerek: Biraz güvenlik, biraz can sıkıntısı. "

Konusunu biraz özetleyecek olursam Sami 80 darbesi döneminde Türkiye de yaşayan ne sağcı ne solcu kendi halinde bir üniversite öğrencisidir. Bir gün başına gelen trajik bir olay sonrası İşveç'e mülteci olarak gider. Burada başka başka ülkelerden gelmiş bir çok mülteci, onların hayal kırıklığı ve öfkeleriyle tanışır. Tabi bir de sanrıları ve takıntıları yüzünden yattığı hastanede hayatını mahvetmiş bir siyasetçiyle.
Kendisi gibi mülteci arkadaşı onun hayatını roman yapmak niyetindedir. Sami'ye bu düşüncesinin açınca tek şart olarak Sami'nin de bazı yerlerde kitaba yazı ekleyeceği ve basılmadan önce okuyacağı koşuluyla arkadaşının teklifinin kabul eder. Ve romanımız başlar.

Bu ikili anlatımı yani başkahramanın her bölümün sonuna kendi düşüncelerini eklemesini saçma veya kafa karıştırıcı bulanlar olmuş. Bana yaratıcı geldi. Sonuçta yazar Sami'nin hayatını Sami kadar iyi bilemez, her insan bir şeyler saklar bu yüzden bu yazılar olmasa roman yarım kalmış gibi olurdu.

Romanda Sami'nin yaşadığı evde ki mültecilerin hepsinin kaçtığı ve sonradan kurdukları yaşam, mülteci olmak, kendi ülkesinden kaçıp yada kaçmak zorunda bırakılıp başka bir ülke tarafından kabul edilmek, iyi yaşam koşulları içinde yaşasalar da ülkede ki bireyler tarafından ötekileştirilip yok sayıldıkları için içten içe vatanlarını özlemeleri ama gidecek de hiçbir yerlerinin de olmaması anlatılabilecek en iyi şekilde anlatılmış.

Dili, kurgusu, hikayenin iki farklı sonla bitmesi güzeldi. Hastanede hayatını mahvetmiş siyasetçi ile karşılaşması biraz fazla tesadüfi gelse de roman bu olay üzerine kurulmuş sonuçta. Romanda tek sevmediğim ve kafama takılan yer Clara'nın önceki yaşamındaki yarım kalmışlık oldu.

Yine çok uzattım. Benim sevdiğim bir kitap oldu.
Keyifli okumalar...
  • Leyla'nın Evi
    8.5/10 (986 Oy)970 beğeni3.587 okunma361 alıntı13.540 gösterim
  • Konstantiniyye Oteli
    7.9/10 (884 Oy)741 beğeni2.712 okunma476 alıntı18.829 gösterim
  • Son Ada
    8.8/10 (1.839 Oy)1.809 beğeni5.518 okunma815 alıntı21.933 gösterim
  • Engereğin Gözü
    8.3/10 (646 Oy)598 beğeni2.053 okunma286 alıntı8.407 gösterim
  • Mutluluk
    8.3/10 (1.240 Oy)1.291 beğeni5.437 okunma674 alıntı22.911 gösterim
  • Ustam ve Ben
    8.3/10 (853 Oy)789 beğeni3.162 okunma318 alıntı12.213 gösterim
  • Kavim
    8.4/10 (784 Oy)696 beğeni2.843 okunma269 alıntı8.385 gösterim
  • Sevdalinka
    8.3/10 (633 Oy)575 beğeni2.871 okunma292 alıntı10.470 gösterim
  • İnce Memed 2
    9.4/10 (1.034 Oy)1.076 beğeni2.863 okunma477 alıntı9.203 gösterim
  • Benim Hüzünlü Orospularım
    7.7/10 (1.059 Oy)779 beğeni3.376 okunma466 alıntı14.306 gösterim
212 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabiydi ve kendi kendime kızdım neden daha önce okumaya başlamadım diye. Kitap çok akıcıydi dili de oldukça sade. En çok hoşuma giden şey de kitabın, roman karakterinin ve yazar arkadaşının kaleminden ayrı ayrı anlatılıyor olması. Özellikle roman karakterinin anlattığı yerler çok güzel.

Kahramanimizin adi Sami. Genç yaşta geçirdiği bir felaket sonrası Stockholm' e mülteci olarak gidiyor ve orda yaşadıkları anlatılıyor.

Kitapda en çok beğendiğim alıntı ise şu oldu : " Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.  "
 Her ne kadar kitabı okurken paylaşsamda alıntıyı incelememin içinde de yer vermek istedim. İyi okumalar. :)
212 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Livaneli'nin genel olarak kitaplarını severek okurum. Bu kitabını da sevdiğimi söyleyebilirim ama benim için bir "Kardeşimin Hikayesi" ya da "Mutluluk" kadar değil. Ama kitaba yorum yapan Yaşar Kemal'in dediği "psikolojik olarak mükemmel" cümlesinin gerçekten hakkını vermiş kitap. Yunus Nadi Roman Ödülü'ne layık olması da bunu kanıtlar nitelikte. Baş karakter Sami'nin intikam ve bağışlamak arasında hissettiği o ikilemi, vicdan ve öç duygusunun getirdiği bunalımı hissedebiliyorsunuz. Kitap köpek olmuş bir insanın artık kedi olma isteğini anlatıyor bize. Her milletten insanın mülteci olarak yaşadığı Isveç'ten Türkiye'ye uzanan intikam duygusu... Sami ve arkadaşlarının bu amaçla kurdukları planlar ve planları çok da ciddiye almayan hayat... Kitabın en sevdiğim özelliği de kitabın iki bakış açısıyla yazılmış olmasaydı. Tavsiye ederim size ama beklentiyi çok yüksek tutmayın derim. ( Kardeşimin Hikayesi'ni okuyanlar ne demek istediğimi anlarlar :)) Keyifli okumalar şimdiden: )
212 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar 2001 Yunus Nadi Roman Ödülü Almış Olan Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm kitabına başladığımda en başta sıkıcı gelmişti lakin daha sonra merak uyandırıcı unsurlar ve olaylar barındırdığından elimden bırakamadım.Okurken sanki o dönemi yaşıyormuşsunuz ve karakterler o kadar alışık olduğumuz içimizden biri gibi ve etrafımdan onları aramaya çalışıyoruz.Diğer kitaplarında olduğu gibi bu eserinde de dil edebi olarak ve akıcı olarak gayet başarılı bir şekilde kaleme alınmıştır.Kitap konu olarak ise : Sami isminde yer alan başkahramanımız bir mültecidir ve ülkesinde başına gelenlerden ve tedavi olmak için gittiği ülkede karşılaştığı her şeyin sorumlusu olarak gördüğü bakan ile aralarında geçenlere yer verilmiştir.Bu kitapta ayrıca hem yazarın hemde kahramanın el yazılarıyla anlatılmış olaylar kitabı daha etkileyici kılmıştır.Günümüz sorunlarından olan mülteciliğe farklı bir bakış açısı açmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
212 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Şimdi içim rahat. Çünkü benim bu acayip, belki biraz örselenmiş ama çok sevdiğim ve bir türlü vazgeçemediğim çocuğum, istediğim hâle geldi." diyen Livaneli, yirmi dokuz yıl gibi uzun bir zaman sonunda kitabı tamamlamıştır.

Ana karakterin el yazıları ve yazarın anlatımıyla ikili bir şekilde
ilerleyen kitapta konu ise; siyaset, mültecilik, doğu- batı karmaşası, kültür çatışması gibi bir çok olayın çevresinde gelişiyor.

Kitaptan kısaca bahsedecek olursak:

Sami 80 darbesi döneminde Türkiye'de yaşayan ne sağcı ne solcu kendi halinde yaşayan bir üniversite öğrencisidir.
Nişanlısı Filiz'in bir asker tarafından öldürülmesi ve yaşadığı olaylar nedeniyle Türkiye'den uzaklaşmak zorunda kalmıştır.

Sami yaşadığı ağır olaylar nedeniyle halüsinasyonlar görmeye başlar ve Stockholm' de bir hastaneye yatar. Orada hiç beklemediği biriyle karşılaşır. Bu kişi geçmişinin mahvolmasına neden olan eski bir bakandır.
Sami'nin hastanede ki günleri bağışlama ve intikam alma ikilemi içinde geçecektir.

Kitabın sonu ise bir yazarın dilinden,
bir de baş kahramanımız olan Sami'nin dilinden iki farklı şekilde bitmektedir.

"Yanardağlar taşları, ihtilaller de insanları fırlatır."
Victor Hugo

Kitabın giriş kısmında yer alan bu söz, yaşanan olayları bir çok yönden özetliyor.
212 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm... Kapağı kadar ismi de karizmatik olan bu eseri okumak benim için son derece keyif vericiydi. On parmağında on marifet müzisyen, senarist, yönetmen ve yazar olan Zülfü Livaneli'nin yalın kaleminden çıkmış, uzun yıllar boyunca birçok değişikliğe uğramış bir kitap.

Son derece sıradışı olan olayları çok normalmiş gibi gösterebilen, hissettirebilen bir yazar Livaneli. Ve son derece değişik, ilginç konular da bulmayı başarabilen bir adam. Olayların geçtiği yer olan İsveç'te kendisinin de bir süre yaşamış olması anlatımı çok gerçekçi kılmış. Kitabın hemencecik bitiveren sayfalarında Kuzey'e doğru kısa bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Yazar bu romanında birçok romancının uyguladığı tekniklerin dışına çıkmış ve benim ilk defa gördüğüm bir tarzda yazmış. Kitap Sami Baran adlı bir Türk göçmenin İsveç'te bir gece sürüşüne çıkmasıyla başlıyor. Bir süre boyunca onun hikayesi Tanrısal bakış açısıyla anlatılıyor. Bir sonraki bölümde ise birdenbire Sami Baran'ın kendi ağzından okumaya başlıyorsunuz olayları. Sami'ye göre kendi başına gelen olayları yazan bir yazar arkadaşıdır ve olayların tamamını doğru yansıtmamaktadır. Bu yüzden kendi hikayesinin anlatılacağı kitaba kendi anılarını da eklemek ister Sami. Böylece biz gelişen olayları iki farklı göz tarafından izleriz. Aynı romanda iki farklı anlatıcı olabilmek, bir yazar için son derece zor bir şey olsa gerek.

Gelelim romanın konusuna. Dünyanın her yerinden İsveç'e mecburen göçen vatandaşlardan sadece biridir Sami Baran. Bir gün hastalıkları sebebiyle hastaneye yatar ve orada kendisinin İsveç'e sürülmesine neden olan, geçmişini mahveden eski bakanlardan birini hasta ve ölmek üzereyken bulur. Sami hastanede onunla beraber yatan tek Türk olduğu için günden güne adamla yakınlaşır ve kendisini bir bağışlama-intikam alma ikilemi içinde bulur.

Anadilin, dünyanın her yerindeki diktatörlerin uyguladığı zorba yöntemlerin, göçmeye zorlanmış mecbur insanların romanıdır bu roman. Keyifli okumalar.
212 syf.
Livaneli'nin ilk eserlerden olması nedeniyle otobiyografik çizgiler taşıyan bir romanı. 1970'li yıllarda İsveç'te sürgünde yaşarken, anıları çok tazeyken yazmaya başladığı roman, geçen uzun yıllar içinde acemiliğini de atmasıyla birlikte tabiri caizse demlenmiş ve son halini almış.

Livaneli, Stockholm'ü mekan tutan romanında dünyanın farklı ülkelerinden gelen mültecilerin dünyasına bir ayna tutuyor. Hayatını mahveden baş düşmanı ile aynı hastanede bulunan bir mazlumun ruh halini vermeye çalışıyor.

Romanı empati kurarak okudum diyebilirim. Tabii ben zalim politikacı değil, hakkı yenmiş ve ülkesinden uzak kalmış, o kırgın, kızgın, üzgün mülteci gibi hissettim kendimi. Acaba ben ne yapardım sorusunu hep sordum, düşündüm.

Romanda bir anadil kavramı var -ki çok iyi işlenmiş. Keza dünyanın neresinde olursa olsun zalim ile mazlum aynılar. Livaneli romanda, ülkede kalmak ile gitmek arasındaki o zor ikilemi deşiyor. Bence bugün, Türkiye'de milyonlarca insanın aklına gelen bir durum bu. Ancak gitmek de çare olamıyor kimileri için.

Göçmenlik gibi evrensel bir mevzuyu ele alan Livaneli, kendine has üslubunu bu romanda da konuşturmuş diye düşünüyorum.
212 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm Yaşar Kemal'in '' Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman '' övgüsüne erişmiş bir eser.

Livaneli tarafından 1974 yılında yazılmaya başlanmış, 2001'de baskısı yapılmış ( 2001 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü almış bu arada ) Ama en son halini 2003 yılında alabilmiş. Yani romana başlamalar, uzaklaşmalar, eksikleri tamamlamalar derken tam yirmi dokuz yılda bitmiş.

Politik sürgünlerin, mültecilerin önceleri demokrasi mücadelesi vermiş, işkence görmüş olmaları sebebi ile el üstünde tutulduğu, fakat zamanla sayılarının artması ve içine girdikleri topluma uyum sağlayamamaları nedeni ile dışlanmış oldukları İsveç / Stockholm 'da geçiyor olaylar. Roman eski bir bakan ile hezeyanlar yaşayan Sami'nin aynı hastanede tedavi ediliyor olması ile başlıyor.

Sami: Politik sürgün... Sorgusuz sualsiz nefretin kendine benzeyiş bulmalara, vicdan azaplarına, çelişkilere evrilişin adı... Yaşama amacı kalmayan, gittiği her yere içindeki karanlığı, tükenmişliği de taşıyan adam...

Eski bakan: Acımasızlığıyla ünlü, gözden düşmüş, yaşlanmış, hasta bakan... Döneminin tüm suçları üstüne kalmış, hem devlet hem de ailesi tarafından terk edilmiş, yabancı bir ülkede hastane odasına tıkılmış, anadiline hasret...

Rejimi korumak adına gözden çıkarılan masumlar, onlara ihanete zorlananlar, işkenceler... Farklı hayatlardan kesitler... Her bölüm iki farklı şekilde kaleme alınmış. Biri yazar kurgusu ve profesyonelliğinde; diğeri tamamen sade, gerçekçi anılar şeklinde. Dolu dolu okunan romanın sonunda Zülfü Livaneli ile yapılmış bir söyleşi de mevcut.

Kime sorsak ''İnsan hayatı kutsaldır'' yorumunu alırız yüksek ihtimal. Ama bu şartlara göre değişir mi? Ya da hangi tarafta olduğumuza göre? Ya önce bir tarafta sonra diğer tarafta bulursak kendimizi? İntikam mı, affetmek mi ikileminde; seçeneğin birinde kendimize, diğerinde değerlerimize ihanet ediyorsak???
212 syf.
·16 günde·Puan vermedi
"Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman." yorumunu yapan yaşar kemal'e katılarak incelememe başlamak istedim.
Canını yakan birinin canı elbetteki yansın istersin. Peki o insanı öldürmek onun için bir ceza mıdır, kurtuluş mudur. Bu kararı verecek olansa içindeki merhamet ve vicdan duygusudur.
Zülfü livaneli beklenmedik finaliyle yine karşımda.
212 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle kitapta olayların 2 türlü anlatılıyor olması da bana göre farklı bir ironi. İlk yazarın gözünden olay aktarılıyorken, ikinci kez el yazıları şeklinde baş kahraman tarafından anlatılıyor. 80'li yıllardaki olaylarda da, kendi tarafından gören göze göre de herkes kendi çapında haklı. Bana görede bu ironi, kitaba bu noktada ayrıcalık katmış olup, kendini bir tık öne taşımıştır.
212 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
Zülfü Livaneli'nin okuduğum 3. kitabı. diğer kitaplarında olduğu gibi herkesin sustuğu konuları konuşmuş kalemi yine. 2 ayrı karakterin anlatışı ile hikaye daha çok merak uyandırır olmuş.
...insanları konuşarak tanıyamazsınız... Dil, yalan söyler...Bu yüzden insanları dinlemek, onları anlamak için yeterli değil.
İnsan küçük düştüğünü hissedip kendini korumaya girişince, karşısındaki hiç aklına gelmiyor ve dünyanın en zalim yaratığı kesilebiliyor.
"İki boksörden birini tutmak zorunda olmadığı"nı anlatmaya çalışıyordu hep. Bütün dünya boksörlere bakmaktan hakemleri, yani oyunun kurallarını kimin koyduğunu unutuyordu.
Ben de ülkemden nefret ederek ayrılmıştım ama aradan geçen onca yıldan sonra anlıyordum ki hiç kimsenin toprağından tamamen kopmasına imkân yoktu.Ağaçlar,bitkiler gibi o toprağa dikilmiştik.Sürgünün en kötü yanı da buydu.Doğaya aykırıydı sürgün.Bu yüzden hepimiz perişan olmaya yazgılıydık.Mutlu bir sürgün yoktu ve olamazdı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Alt başlık:
2001 Yunus Nadi Roman Ödülü
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
212
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050905441
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 2.839 okur

  • Serap Çevik
  • Aleyna HOŞGÖR
  • Burce
  • Elif Savaş
  • Gül Gündüz
  • Cansu kaçak
  • güldeste aydın
  • Betül Kafa
  • Haticee
  • Ayaz ayaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.1
14-17 Yaş
%5
18-24 Yaş
%17
25-34 Yaş
%29.2
35-44 Yaş
%30.8
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.1
Erkek
%26.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.3 (176)
9
%22.2 (184)
8
%25.7 (213)
7
%19.6 (162)
6
%7.4 (61)
5
%1.8 (15)
4
%1 (8)
3
%0.7 (6)
2
%0.2 (2)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları