Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm 2001 Yunus Nadi Roman Ödülü

8,2/10  (487 Oy) · 
1.576 okunma  · 
431 beğeni  · 
7.371 gösterim
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."

12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar. Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2012
  • Sayfa Sayısı:
    212
  • ISBN:
    9786050905441
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Nisa Nur 
11 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Zülfü Livaneli'nin okuduğum üçüncü kitabı.
Okuduğum kitaplarının ortak noktası bir haksızlık, yanlışlık, olmaması gereken, insanlık dışı ama olan olaylar üzerine kurulmuş olması. Bundan mıdır bilmem üç kitabı da beni çok etkiledi.

Bu kitabında biraz mülteciler, biraz ruh hastalığı, biraz intikam, biraz affetme yani biraz biraz koca bir hayat var. 203 sayfaya çok güzel şeyler ve unutulmayacak bir mutluluk tanımı sığdırmış yazar.
"Herhalde mutluluk dedikleri bu olsa gerek: Biraz güvenlik, biraz can sıkıntısı. "

Konusunu biraz özetleyecek olursam Sami 80 darbesi döneminde Türkiye de yaşayan ne sağcı ne solcu kendi halinde bir üniversite öğrencisidir. Bir gün başına gelen trajik bir olay sonrası İşveç'e mülteci olarak gider. Burada başka başka ülkelerden gelmiş bir çok mülteci, onların hayal kırıklığı ve öfkeleriyle tanışır. Tabi bir de sanrıları ve takıntıları yüzünden yattığı hastanede hayatını mahvetmiş bir siyasetçiyle.
Kendisi gibi mülteci arkadaşı onun hayatını roman yapmak niyetindedir. Sami'ye bu düşüncesinin açınca tek şart olarak Sami'nin de bazı yerlerde kitaba yazı ekleyeceği ve basılmadan önce okuyacağı koşuluyla arkadaşının teklifinin kabul eder. Ve romanımız başlar.

Bu ikili anlatımı yani başkahramanın her bölümün sonuna kendi düşüncelerini eklemesini saçma veya kafa karıştırıcı bulanlar olmuş. Bana yaratıcı geldi. Sonuçta yazar Sami'nin hayatını Sami kadar iyi bilemez, her insan bir şeyler saklar bu yüzden bu yazılar olmasa roman yarım kalmış gibi olurdu.

Romanda Sami'nin yaşadığı evde ki mültecilerin hepsinin kaçtığı ve sonradan kurdukları yaşam, mülteci olmak, kendi ülkesinden kaçıp yada kaçmak zorunda bırakılıp başka bir ülke tarafından kabul edilmek, iyi yaşam koşulları içinde yaşasalar da ülkede ki bireyler tarafından ötekileştirilip yok sayıldıkları için içten içe vatanlarını özlemeleri ama gidecek de hiçbir yerlerinin de olmaması anlatılabilecek en iyi şekilde anlatılmış.

Dili, kurgusu, hikayenin iki farklı sonla bitmesi güzeldi. Hastanede hayatını mahvetmiş siyasetçi ile karşılaşması biraz fazla tesadüfi gelse de roman bu olay üzerine kurulmuş sonuçta. Romanda tek sevmediğim ve kafama takılan yer Clara'nın önceki yaşamındaki yarım kalmışlık oldu.

Yine çok uzattım. Benim sevdiğim bir kitap oldu.
Keyifli okumalar...