Bir Osmanlı Askerinin Hatıratı

·
Okunma
·
Beğeni
·
156
Gösterim
Adı:
Bir Osmanlı Askerinin Hatıratı
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054921607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat
Nefeslerimizi tuttuk beklemeye başladık. İçimizden "İnşallah askerler duymaz" diye dua ediyorduk. Ama öyle olmadı; çok geçmeden nöbetçi askerin sesini duyduk:

"Kimdir o!" Osman Ağa, 1670'lerin başlarında, günümüzde Romanya'nın batısında yer alan Temeşvar'da dünyaya geldi. Asker bir babanın çocuğu olması nedeniyle kale muhafız birliğinde görev aldı ve kısa zamanda yükselerek genç yaşta birlik zabitleri arasına katıldı. Daha on sekiz yaşında genç bir odabaşı iken 1688 senesinde Avusturyalılara esir düştü.

Bu yıllar, İkinci Viyana Kuşatması'nın ardından gelişen ve 1699 senesine kadar sürecek olan Osmanlı tarihinin en fırtınalı dönemlerindendir.

Esirlik günlerinin büyük kısmını Viyana'da geçiren Osman Ağa, oldukça maceralı bir kaçıştan sonra 1700 senesinde kurtularak memleketine dönebildi ve eski görevine iade edildi. Daha sonra vilayet tercümanlığı yaptı, Avusturyalılar ile yapılan sınır görüşmelerinde yer aldı.

Avrupa'da da çok iyi tanınan ve birçok kez yayımlanan "Osman Ağa'nın Hatıraları", tarihî bir kaynak olmasının ötesinde, 17. yüzyıl insanlarının zihniyeti, yaşayışı, devletler ve toplumlar arası ilişkileri gibi tarih kitaplarında pek yer almayan insani bilgileri vermesi açısından çok sevilen ve incelenen eser olma özelliğindedir.
(Tanıtım Bülteninden)
200 syf.
·Beğendi·10/10
Osman Ağa Temeşvar doğumludur. Asker bir babanın oğlu olmasından dolayı kale muhafız birliğinde görev almış ve kısa sürede yükselerek birliğin zabiti olmuştur. Genç yaşında henüz odabaşı iken 1688'de Avusturyalılara esir düşmüştür. II. Viyana Kuşatması'nı izleyen bu yıllar, Osmanlı tarihinin en çetin dönemlerinden biridir. Esâretinin büyük kısmını Viyana'da geçiren Osman Ağa, en sonunda maceralı bir kaçıştan sonra, Karlofça Antlaşması'nın esir maddesinin hükmüyle, 1700 yılında esaretten kurtulup memleketine döner. Eski görevine iade edilir, Avusturyalılarla yapılan görüşmelerde tercümanlık yapar.

Gel zaman, git zaman.. 1716'da Temeşvar (bugünkü Romanya'nın batısında Macaristan sınırında bir şehir.) 1717' de Belgrad kaybedilir ve Osman Ağa memleketini terketmek zorunda kalıp İstanbul'a yerleşir. 1724'te yaşadığı anıları kitaplaştırır. Önce Almanca'ya, daha sonra da Almanca'dan Türkçe'ye çevrilen bu güzîde eser 1963 yılında Fahir İz tarafından ülkemize kazandırılmıştır. Eserin (orijinali) el yazması, İngiltere Bitish Museum'dadır.

Bu kitap o dönemi anlatan az kitap olduğu için önemlidir. Osman Ağa'nın tarihî bir kaynak olmaktan öte, 17. yüzyıl toplumunun zihniyeti, yaşayışı, devletler ve toplumlar arasındaki ilişkiler, Avusturya ordusunun ön-arka cephesi, sosyal yapısı gibi bilgiler vermesi bakımından önemli bir eserdir. Yakındoğu tarihçisi Bernand Lewis'in, "Müslümanlar günlük tutmazlar" görüşünü çürütmüştür. Osmanlı'da esâret edebiyatının varlığı kanıtlanmıştır böylece.

Osman Ağa'nın bu otobiyografik eseri, genel itibariyle onun hayatının 12 yıllık sürecini anlatır. Hayatının en güzel gençlik çağı esâretle geçmiştir. Onun, esâretinde başına gelmeyen kalmamış. Bütün bu olaylar insanın yıkılmadan ayakta kalma mücadelesini, dayanma gücünü ortaya koymuştur. Tarihi dizi ve filmlerden öğrenen nesil, atalarını yüceltme gayesiyle "Türk, esir düşmez" diye birtakım uydurma lâfları tekrarlayadursunlar; tarihte nice Türk var esir düşen, zulüm gören. Doğrusu "Türk, esâreti kabul etmez" olacak. Tıpkı Osman Ağa'nın her fırsatta kaçmaya çalışması, vatanına kavuşmak için ölümden beter işkencelere sabretmesi gibi. Tüm Osmanlı'nın, Macarların, Almanların ve dönemin Avrupa devletlerinin birbirleriyle ilişkilerini sosyolojik ve psikolojik açıdan gözler önüne serer bu eser.

Velhâsıl, samimî bir şekilde yazılmış bu hâtırâtı her tarihsevere tavsiye ederim. Keyifli okumalar. Sevgiyle kalın :)
200 syf.
·Beğendi·9/10
Oldukça sade bir şekilde hazırlanmış, akıcı ve sıkıcı olmayan, aksine içine çeken bir kitap. Hatta film konusu olacak bir kitap. Temeşvarlı Osman Ağa'nın başına gelen talihsiz olaylar ve o olaylar karşısında duruşu gözler önüne seriliyor.
200 syf.
·Puan vermedi
#kitapyorum
#tavsiyekitap
#okudumbitti
#tarih
#hatırat
#birosmanlıaskerininhatıratı
#temesvarlıosmanaga
#eserattenkacıs

Temeşvar, Romanya da bir bölge, temeşvarlı osman ağa orda doğmuş büyümüş, küçük yaşta anne babasını kaybetmiş bir osmanlı tebaası. Temeşvar da kalede görevliyken avusturyalılar tarafından esir ediliyor. Bi kaç yıllık esaretten sonra kefaret verip serbest kalmak için anlaşıyor. Uzun uğraşlar sonucu verdiği kefaret parasına rağmen efendisi onu kandırarak serbest bırakmıyor. Ömrünün en bereketli gençlik yılları esarette geçiyor. Başına gelmeyen kalmıyor. Her fırsatta kaçmayı deniyor. Esaret sırasında hastalanıyor öldü diye çöplüğe atılıyor. Kendi tahminine göre 10 gün hayvan pislikleri içinde yatıyor ve yinede ölmüyor. Daha neler gelmiş başına neler. 1699 karlofça anlaşmasından sonra yaptığı kaçış girişimi başarılı oluyor ve geri osmanlı topraklarına dönüyor. Eski görevine iade ediyorlar. Bu güzel hatıratı yazıyor. 1724 yılında yazıyor kitabı. Lakin kitabı harf inkilabına kurban etmemek için yurtdışına çıkarıyorlar. Kitabın şu andaki çevirisi Almancadan tercüme edilmiş. Düşününce üzüldüm. Öyle bir hale geldik ki kendi tarihimizi anlamayıp başka diller üzerinden tercümelerinş yapıyoruz
200 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Romanya’nın Temeşvar şehrinde doğan Osman Ağa’nın 12 yıllık esaret hayatında yaşadıkları kendi ağzından anlatılıyor.

Yaşadığı yerde askerlik yaparken esir düşen Osman Ağa, 12 yıl boyunca Avusturya’da esir kalır. Bazen generallere, bazen de sarayda hizmet eder. Kaçma teşebbüsleri olur çok defa. Yakalanır ve işkenceler, eziyetler görür; ölüm tehlikeleri atlatır. Bu sırada Nemçe (Avusturya) dilini de iyice öğrenir. Son kaçma denemesinde başarılı olunca döndüğünde tercümanlık yapar.

Ben çok beğendim kitabı. Osman Ağa çok akıcı ve sürükleyici anlatmış. 17. Yüzyılı, yaşayan bir insandan dinlemek de bir okuyucu olarak çok keyifli. Tabi Osman Ağa için değil...
200 syf.
·Beğendi·10/10


Osmanlı tarihine meraklı olanların mutlaka okuması gereken bir kitap. Genelikle tarih öğrenirken olayları üstünkörü öğrenip geçiyoruz. Ama bu kitapta basit bir Osmanlı askerinin yaşadıklarına şahit olacaksınız. Ölüm ile yaşam, esaret ile özgürlük arasındaki ince çizgiyi göreceksiniz. 
Artık efendilerimiz olan Avusturyalı subayların ilk işleri, bizleri baştan ayağa aramak oldu. Üzerimizden çıkan her türlü kıymetli eşyaya el koydular. Benim ahmak arkadaşım da böylece kendi elleriyle yeni efendisini zengin etmişti. Ama subay, bulduklarıyla yetinip kendisine teşekkür edeceği yerde, "Belki daha başka şeyler vardır" diye elbiselerini bütünüyle soymuş, aptal arkadaşımı çırılçıplak bırakmıştı.
Bense durumun nereye varacağını önceden kestirdiğimden kaleden ayrılırken yanımdaki bütün paraları bıraktığım gibi kıyafetlerimi de değiştirmiştirm... fakir bir görünüme bürünmüştüm. Yüzümü gözümü de biraz daha çamur ve toza bulayarak iyice tanınmaz hâle gelmiştim.
Meşhûr bir atasözü vardır; "İnsan taştan ağaçtan sağlamdır." diye... Buna gerçekten inanıyorum; hastalıktan yeni kalkmış, yürümeye bile dermânım yokken onca zorluğa nasıl dayanabildiğime kendim bile şaşıyordum.
Havalar iyice soğumuştu artık. Sırtımızdaki elbiseler kış için çok yetersizdi. Askerler birbiri ardından hastalanıyordu. Ama ağırlaşan askerleri tedavi etmek bir yana, daha ölmeden götürüp dışarı atıyorlardı.
Sonunda günün birinde soğuk beni de pençesine aldı; çok kötü bir şekilde hastalandım. Üç dört gün şiddetli ateş içinde merdiven başında yattım. Hastalığım oldukça ağır seyrediyordu.. Fakat tedavi ve bakım bir tarafa.. benim bu kötü hâlimi gören askerler; "Bu Türk hastalanıp ölmek ister, bunu bir tarafa atmak gerekir" diye, komutandan izin almışlar. Beni alıp evden on beş yirmi adım ötedeki çöplüğe götürüp attıklarının farkındaydım ama.. ne konuşacak ne de kolumu kıpırdatacak gücüm vardı. Sonrasını pek hatırlamıyorum. Hastalığın şiddetinden bayılmışım.
Pozega Kalesi'nde konaklarken askerin ekmeği tükenmişti. Askerlere birer miktar un dağıtıldı. Bana da pay verilmişti. İki günden beri hiçbir şey yememiş, açlık çekmekteydik. Unu alan askerler ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı içindeydiler.. Galiba undan nasıl ekmek yapılacağını bilen bir ben vardım. Başımdan o kadar çok macera geçmişti ki hayatta kalmak için ne lazımsa öğrenmiştim.
Tuzsuz ekmeğim fevkalâde beğeni kazanmıştı. Zirâ aç adam ne bulsa şeker gibi gelir. Sonunda kolluktaki bir korporal(onbaşı) ile on asker ve beş altı tutuklu, unlarını bana verdiler ve "Bana da kendininki gibi ekmek pişir." demeye başladılar.. pişirdiğim ekmeklerden "el hakkı" diye birer parça pay alıyordum. Böylece çok sayıda ekmeğim oldu. Birkaç günlük biriktirmiştim; biraz rahat ettim.
Çevrede ne bir insan vardı ne de bir barınak... Sanki hayvanlar bile terk etmişlerdi bu uğursuz yeri. Aç ve çıplak ne yapacaktım? Açlık bir yana bu açık sahrada çırılçıplak, sivrisineklerden nasıl korunacaktım...Sinirlerim bozulmuştu galiba. Öyle ki Macarların elinden kaçtığıma bile pişmanlık duymaya başlamıştım. "Düşmandan paçayı kurtardım ama sivrilerin eline düştüm" diye düşünüyordum.
"Haydutlar öldürselerdi kılıçla canımı alırlar şehit olurdum. Dünyanın bunca sıkıntısından kurtulurdum. Şimdi ise sivrisinek iğneleriyle, binlerce elem içinde cefa çeke çeke öleceğim."
"Ya Rabbi, ben senin ne asi kulunmuşum ki bu genç yaşımda bunca belalara düştüm. Bunda senin hikmetin nedir?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Osmanlı Askerinin Hatıratı
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054921607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilge Kültür Sanat
Nefeslerimizi tuttuk beklemeye başladık. İçimizden "İnşallah askerler duymaz" diye dua ediyorduk. Ama öyle olmadı; çok geçmeden nöbetçi askerin sesini duyduk:

"Kimdir o!" Osman Ağa, 1670'lerin başlarında, günümüzde Romanya'nın batısında yer alan Temeşvar'da dünyaya geldi. Asker bir babanın çocuğu olması nedeniyle kale muhafız birliğinde görev aldı ve kısa zamanda yükselerek genç yaşta birlik zabitleri arasına katıldı. Daha on sekiz yaşında genç bir odabaşı iken 1688 senesinde Avusturyalılara esir düştü.

Bu yıllar, İkinci Viyana Kuşatması'nın ardından gelişen ve 1699 senesine kadar sürecek olan Osmanlı tarihinin en fırtınalı dönemlerindendir.

Esirlik günlerinin büyük kısmını Viyana'da geçiren Osman Ağa, oldukça maceralı bir kaçıştan sonra 1700 senesinde kurtularak memleketine dönebildi ve eski görevine iade edildi. Daha sonra vilayet tercümanlığı yaptı, Avusturyalılar ile yapılan sınır görüşmelerinde yer aldı.

Avrupa'da da çok iyi tanınan ve birçok kez yayımlanan "Osman Ağa'nın Hatıraları", tarihî bir kaynak olmasının ötesinde, 17. yüzyıl insanlarının zihniyeti, yaşayışı, devletler ve toplumlar arası ilişkileri gibi tarih kitaplarında pek yer almayan insani bilgileri vermesi açısından çok sevilen ve incelenen eser olma özelliğindedir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 33 okur

  • Hilal Şahin
  • Hakan Karamanlı
  • Kübra Sabur
  • Özgür Yılmaz
  • ~ Müverrihe ~
  • Hüsamettin Çalışkan
  • Kemal çıracı
  • Evrim TOPDEMİR
  • Umut
  • Emre Dinç

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (7)
9
%14.3 (2)
8
%14.3 (2)
7
%14.3 (2)
6
%7.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0