Adı:
Bir Politikacının Portresi
Baskı tarihi:
1984
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Joseph Fouche
Joseph Fouche
Bir Politikacının Portresi
256 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Stefan Zweig'in bu biyografi türündeki çok önemli yapıtını Burhan Arpad'ın nefis çevirisiyle okumuştum.

Zweig bu esrerinde, Fransız devrimi ve sonrasının en çalkantılı 30 yılı boyunca nice kellenin uçtuğu, iktidarın sırasıyla devrimciler, kralcılar ve imparator yanlılarının arasında el değiştirdiği kanlı bir dönemde, postu deldirmeden, her dönemin kudretli adamı olmayı başarmış Joseph Fouche'nin portresini muazzam bir canlılıkla aktarır.

Dünyanın en kötü insanları sıralamasında hep ilk sıralarda sayılan Fransız polis şefi ve politikacı Fouche'nin adını ilk olarak 90'lı yıllarda İstanbul emniyet müdürü olan Necdet Menzir'in valiliğin önüne astırdığı pankartlar sayesinde duymuştum. Fouche'nin sözleri bizim polis şeflerimizin yolunu aydınlatıyordu. Merak edip araştırınca Zweig'in bu nefis eserinden haberdar oldum.

Zweig ise onu şöyle tanımlıyor; "Joseph Fouche rastgele ihanet eden biri değil, tam bir ihanet örneğidir. ihaneti dahilik yapabilmiş bir mizacı vardır."
256 syf.
Stefan Zweig'in genellikle kısa hikayelerine aşinaydım. Bir edebiyat öğretmeni arkadaşımın bu kitabı önermesiyle alıp okumaya başladım. Aslında kitabı okumadan önce birçok bilgi edinmiştim. Özellikle tarihle olan bağı ve karakter yapısı noktasında. Kitabı okurken not almam gerektiği düşüncesi uyandı bende. Evet Fransız İhtilali hakkında birçok bilgim vardı ancak sadece bir kişi üzerinden inceleme fırsatım olmamıştı. Siparişi verdikten sonra hızlıca edindiğim bilgileri internette araştırmaya koyuldum. Kitap geldikten sonra ise not alarak okumam başladı.
Kitabın kapak kısmında: ''Yazık ki dünya tarihi çoğunlukla tasvir edildiği gibi sadece insan cesaretinin değil, insan korkaklığının da tarihidir.'' yazıyordu. Bence doğruydu. Tarih çoğu zaman bir korkağın yaşadıklarıydı.
Kitapta en sevdiğim yerlerden birinde: '' la plus forte tet que je connaisse'' yazıyordu altını çizmiştim. Fouche bir siyasetçiden öte bir şeydi. Papaz, kilise yağmacısı, bir zamanlar komünist ve sonra milyoner. Tabi ki üstün zekasıyla hükümetin güçlü adamlarından biri. Günümüz siyasetinin aslında geçmişin birer yansıması olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Bu da demek oluyorki insan düşündüğünün veya ihtiraslarının tutsağı. Gücü elinde tutmak ve onu kendinden bir parça gibi göstermek uğruna komplocu, aşağılık, düzenbaz olabilir? Kralcısın, bir bakıyorsun kralın katilisin. Sonra İmparator? Vive I'Empereur A bas le Roi ? İnsan zıtlıklar dünyasının çizgisinde yürür. Hangi tarafta olacağınız yakalarınız mı yoksa beyniniz mi karar verir. İçerisinde psikolojik birçok tahlilin yer aldığı, tarihin içerisinde dolaştığınız ve okudukça kendinizi ve çevrenizi sorguladığınız bir kitap.
Kitabın tek eksiği diyebileceğim belki çeviriden kaynaklı zaman zaman sıkılmam. Akademik dil ağırlıklı okuduğum için sonuca her zaman kısa yoldan ulaşmaya alışmak bu tarz kitaplarda can sıkıcı yapabilir.
Stefan Zweig etkisini rahatlıkla görebileceğiniz bir eser.
Şu cümle ile bitiriyorum: ''Potius mori quam foedari'' Anlaşmaktansa batmak, yeğdir.
256 syf.
·4 günde
Stefan Zweig; tartışılmaz bir yazar. Kitabında; Fransız Devrimi'nin en kanlı günlerinde tarihe geçen Fouché'nin öyküsünü anlatıyor. Normalde biyografi okumayı pek tercih etmesemde, hiç sıkılmadan okuduğum bir kitap oldu. Yaşanmış olayların anlatılması, insanın hayatına yön vermesi açısından da kişisel gelişim kitabı niteliğinde. Sadece Fransa tarihini değil, birçok toplumun ve halkın kaderini değiştiren; Fouche' nin politikacı yönü, insan ilişkileri, dahi zekasının( çıkarcı tarafı daha baskındır) ele alındığı muhteşem bir eser. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca okuduktan sonra Fouche'nin günümüzdeki politikacılarla nekadar benzerlik gösterdiğini göreceksinizdir.
256 syf.
·Beğendi·9/10
Zweig sayesinde adını duyduğumuz bir deha daha. Çok akıllı ve manastır kültürü almış bir insan; direktuvar, konsül, imparatorluk, krallık ve tekrar imparatorluk dönemlerinin vazgeçilmez siyaset adamı. Napolyon’un en büyük rakiplerinden biri ama adı duyulmamış, ilginç değil mi? Ben bu adamı bir tez hazırlar gibi değerlendirmeyi daha uygun buldum ve SPOİLER tehlikesiyle sizleri baş başa bırakıyorum. Ödevi vs olup da faydalanmak isteyen olursa da telif hakkı koymuyoruz gençler sıkıntı yok. :)))))))
YÜKSELİŞ(1759-1793): Bu bölümde Fouche’nin nereden başlayıp nerelere geldiği, şiddeti ve dönemin meşhur ‘Giyotin’ uygulamasını kullanmadan neler başardığı ve ‘Para’ konusunda yaptığı kazançlı işlere vurgu yapılarak siyaset hayatına atılması konusu işleniyor.
LYON CELLADI(1793): Burada da Fouche’nin eşsiz zekası ve insanları sürekli kullanarak onları nasıl ölüme kadar götürürken kendisine bir şey olmadığını öğreneceğiz. Bundan sonraki bölümde 77. sayfada da yazarımız onunla ilgili şu cümleyi kurmuştur ki aynen aktarıyorum. Varın gerisini siz anlayın. "-Fouche'nin sözlerinin ve politikasının hesabını her zaman bir başkası kanıyla öder."
ROBESPIERRE ile MÜCADELE(1794): Fouche'nin çok zeki bir adam olduğunu görüyoruz ancak Zweig oldukça edebi (!) bir biçimde kendisini yerin altına sokmayı başarıyor. Ama şunu da söylemekte fayda var, kimse de kusura bakmasın. Başarıya giden her yolda bir kısım insanlar mutlaka haksızlığa uğrar. Bunu da kimse engelleyemez ne yazık ki. Robespierre öldürülünce, Fouche'nin tam kendi kafasından adayı bu sefer François Babeuf olur. Onun da sonu aynıdır ve finalde adı çıkar ve vekilliği düşer. Tabii böyle zeki bir adamı ne kadar uzak tutabilirseniz!
DİREKTUVAR BAKANI(1799-1802): Hükümet devirmek isteyen Barras'ın, sürgünde ve fakir kalmış Fouche'den, yazarın tabiriyle pek 'Namuslu' olan Carnot'u devirmek için casusluk ister ve bu iş aslında Fouche'nin gelecekte daha çok işine yarayacaktır. Fouche için Sürgün yaşamından Fransa tarihinin Orta Elçisi unvanı alan bir yükseliş söz konusu. Ardından gelen Fransa Güvenlik Bakanlığı, hem de bir gecede. Ve tabii Napolyon devri. Kaldırılan güvenlik bakanlığı ve Fouche’nin gücünün kaybettirilmeye çalışılması.
İMPARATORUN BAKANI(1804-1811): Joseph Fouche artık kim mi? Ekselans Bay Senatör Fouche. Yerseniz. Bir yere iki akıllı çok fazla, keza bunlardan biri Napolyon ise. Bu bölümde Fouche'nin takip ağının o kadar genişlediğine şahit oluyoruz ki abartmıyorum, Sherlock karakterinin esinlenmesinde kendisinden faydalandığını düşünüyorum. Ailesi, kardeşleri, eşi gibi tüm bireylerinin sırrını bilen bir adama karşı çaresiz kalan Napolyon ve adı tarih sahnesinde belki de Zweig olmasa unutulacak bir insan Fouche. Sev ya da sevme, yaptıklarını beğen ya da beğenme ama kendisine hayran olmamak elde değil.
Fouche'ye yani zekasına hayran olmamak elde değil. Umarım Fransa bunu görüp bana ulusal düşmanlık yapmaz. 🤣🤣 Çünkü hatta kitaptan koyayım net olsun: Lyon Cellatlığını birlikte yaptığı Collot, sıtma yatağı adaya sürülmüş, ama Fouché’ye bir şey olmamıştır. Direktuvar’a karşı mücadelesinde bön yamağı Babeuf kurşuna dizilir, Fouché’ye dokunan olmaz. Koruyucusu Barras yurt dışına kaçmak zorunda kalır, Fouché yine yerindedir. Bu kez de yine ön adam, yani Talleyrand düşer ve ama Fouché yerinde kalır. Hükümetler, devlet biçimleri, görüşler ve insanlar değişir, yüzyılın değiştiği bu büyük kasırgada her şey yıkılır ve ortadan silinir, ama Joseph Fouché, bu bir tek insan, bütün ayrı kanılara hizmet durumunda aynı yerde kalır. Varın siz anlayın.
İMPARATORA KARŞI MÜCADELE(1810): Tabi Napolyon gibi adamla ters düşülür mü? Düşülmez. İşin sonu belli. Yine sürgün. Öyle ki artık Napolyon onu öldüremiyor o da ölmüyor ama işlerden öyle uzaklaştırılıyor ki insan içine çıkamayacak duruma geliyor. Çevirdiği entrikalar kendi başına çorap gibi örülüyor. Hani bizdeki “Benimle Uğraşanın Çocuğu Olmaz” durumunu yaşatıyor Napolyon, Fouche’ye.
İSTEK DIŞI ARA(1810-1815): Fouche'nin bu dönemde yalnızca bir kere, o da Moskova Seferi sırasında çağrılıp geldiğini gösteriyor bize ancak bu dönemde Fouche tamamen savaş karşı. Napolyon onu alaya alıyor ve yüz binlerce askeri alıp Moskova seferine çıkıyor. Tarih biliyorsanız sonucun ne olduğunu da biliyorsunuzdur. Şanlı(!) Napolyon Bey'in yaşadığı durumu. Ardından Lui kral oluyor ama orada da Fouche'nin oynadığı ve hepimizi gülümseten bir oyun oluyor. Tabi bu kısımdan çok gelecek bölümde anlatacağım Napolyon ile mücadele kısmı hem daha heyecanlı hem de daha güzel yalan yok.
NAPOLYONLA KIYASIYA MÜCADELE(1815): Yüz gün sürdüğü bilinmektedir. Bu dönemde Napolyon'dan çok Fouche'nin sözünün geçtiği ve devlet adamlarının onun ağzına baktığını görüyoruz. Yaşadıklarından sonra çıktığı düzlüğü görünce insan inanmakta zorlansa da onun yapısını kavrayınca az bile diyorsunuz. Tabi bu arada Napolyon'a ikinci kez çelme takmayı başaran ve bunu göz göre göre yapan tarihteki ilk ve tek kişi olmasının hakkını da vermek gerek. Ardından yaptığı bir hata da çok etkili tabi.
DÜŞÜŞ ve ÖLÜMLÜLÜK(1815-1820): Çok efsane bir şekilde Fransa'dan sürüldüğünü ve görevinden alındığını belirtmekte fayda var. Efsane diyorum çünkü böyle adama karşı bunu yapabilmek büyük iş artık benim gözümde. Napolyon’un "Yaşamım boyunca tanıdığım en kusursuz aşağılık dönek" dediği birinden bahsediyoruz sonuçta.
Umarım faydalı ve kısa (!) bir inceleme olmuştur. Bol keyifli okumalar, mutlu günler diliyorum. Kendime de geçmiş olsun diliyorum. Tam da kursa gideceğim zaman gelirken yağmura yakalanarak bir kere daha ‘Yağmur Getiren’ lakabıma ne kadar yakıştığımı düşünmeden edemeyeceğim. Sağlıcakla kalın..
256 syf.
Bu kitapta bir zamanlar Napoleon gibi güçlü bir imparatora kafa tutmuş, onunla alay edercesine siyaset oyunları yapmış bir isimi josephfouche yi tanıdım. Ama ne tanıma!
İhanet edecek kimseyi bulamayınca kendine bile ihanet eden bir siyasetçi, esen rüzgara göre yön değiştiren, dolap çevirmeyi seven soğukkanlı, sırlarla dolu bir devlet adamı.
Ama onun gibi ünlü bir siyasetçi bile o bile en sonunda yapayalnız kalabiliyor... Stefan Zweig bu kitabıyla, çok başarılı bir dil kullanarak , siyasetçilerin nasıl da ahlak ve insani değerlerden , gün geçtikçe uzaklaştığını çok güzel sunmuş...
256 syf.
·Puan vermedi
İlk istihbarat teskilati kurucusu , mükemmel bir 2. adam , ayrica dönemin terörünü yaşatarak anlatiyor biyografi kitaplarindan cok daha merak uyandirici ilginc bir hayat hikayesi kesinlikle okunmali
256 syf.
·Beğendi·8/10
Fransız ihtilalinin ardından otuz yıl kadar süren kargaşa döneminde, sürekli güçlünün yanında durmayı başaran Emniyet Müdürü ve politikacı Joseph Fouche'nin hayatı anlatılıyor. Yıllarca giyotinin kan döktüğü o kargaşa ortamında iktidarını ve canını korumak için yaptığı ihanetleri her zaman ki akıcı dili ile okurlar ile paylaşmakta. Zweig, Joseph Fouche için, ihanette dahilik yapabilmiş bir karakter olduğunu söylüyor. Zweig'in bir çok eseri gibi kitaplıkta bulunması gereken romanlardan biri olduğuna inanıyoruz.
256 syf.
·4 günde·8/10
Zweig’ı, Plutarkhos’tan günümüze biyografinin sayılı ustalarından yapan özelliklerden biri de onun sadece yazarlardan okuduklarını değil hayatını ve o dönemi yazacağı eserlerinde anlatacağı kişiye dair birçok not, mektup, resmî belge veya el yazısı barındırmasıdır.

Zira hem ailesi açısından zengin hem de yazdıkları üzerinden de para kazanan biridir. İstediği el yazmalarına, belgelere ulaşmasını bu imkanlar kolaylaştırıyordu.

Bu biyografisinde de 1759-1820 yılları arasında yaşamış bir politikacı olan Joseph Fouche üzerinden Fransa’yı, Fransız Devrimini ve o kanlı süreci okuyacaksınız.

Zweig’ın akıcı, etkileyici ve bilgilendirici alt metinleri aracılığıyla tarihi olaylar ve kişilere bakışınızı da değiştireceksiniz.
Dünyayı yalnızca ve hep yükseklerden, fildişi kuleden ve bulutlar arasından, iktidar tepelerinden gören kimse, kul köle kişilerin gülümseyişlerinden ve tehlikeli bekleyişlerinden başkasını bilmez.
Stefan Zweig
Sayfa 81 - Can Yayınları
Sinir nedir bilmeyen sabırlılığın kazandırdığı üstünlük korkunçtur. Beklemesini ve kendisini her bakımdan gizlemesini bilebilen kişi, en deneyimli insanı bile yanıltabilir.
Stefan Zweig
Sayfa 17 - Can Yayınları
İktidar, görenleri taş eden periler gibidir! Onu bir kez gören, bakışlarını bir daha ondan ayıramaz, büyülenip kalır. Hüküm sürmenin ve buyruk vermenin sarhoşluğunu bir kez tatmış olan, bundan asla vazgeçemez.
Stefan Zweig
Sayfa 116 - Can Yayınları
İnsanoğlunun korkaklığı kadar başka hiçbir kötülük ve sertlik, yeryüzünde çok kan akıtmış değildir.
Stefan Zweig
Sayfa 44 - Can Yayınları
Sanatçıyı, komutanı, iktidardaki insanı en çok yıpratan, arzu ve isteklerinin aralıksız yerine gelmesidir.
Çünkü sanatçı başarısızlıktan sonradır ki, yapıtıyla gerçek ilintiyi kurmayı öğrenir; komutan yenilgiyle kavrar yanlışlarını, devlet adamı gözden düştükten sonradır ki, bir politikacı için çok gerekli olan uzak görüşlülüğü elde eder.
Sürüp giden bolluk ve zenginlik, gevşeme getirir ve sürüp giden alkışlar kişiyi körletir.
Stefan Zweig
Sayfa 82 - Can Yayınları
İnsanlık tarihinin en önemli habercileri sürgünden gelmişlerdir.
(...)
Milton ’un körlüğü, Beethoven’in sağırlığı, Dostoyevski’ye cezaevi, Cervantes’e zindan, Luther’in Wartburg’a kapanması, Dante’nin sürgünlüğü ve Nietzsche’nin Engadin’in buzlu bölgelerine kendini sürgün etmesi, bütün bu davranışlar, insanoğlunun uyanık isteklerine karşı dehalarının gizli arzulamalarındandı.
Stefan Zweig
Sayfa 81 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Politikacının Portresi
Baskı tarihi:
1984
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Joseph Fouche
Joseph Fouche
Bir Politikacının Portresi

Kitabı okuyanlar 137 okur

  • Mina Tomaç

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.4 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0