·
Okunma
·
Beğeni
·
4586
Gösterim
Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan... 
Kendi içlerine ve geçmişe dalan... 
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen... 
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı... 
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)
136 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitabı çok sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşın “on kere okudum, hep baş ucumda durur” demesiyle aramaya başladım. Barış Bıçakçı bildiğim ve sevdiğim bir yazardı zaten ama bu kitabı o sözlerden sonra özellikle aramaya başladım. Bulduğumda elime almadan öyle baktım rafta incecik duran kitaba. Şimdi dedim Barış Bıçakçı şu incecik kitaba neler sığdırdı yine kim bilir. Kitaplarına genel olarak uzun ve garip isimler koymak konusunda usta bir yazarımız. Kitabın ismini içimden tekrarlamadan duramadım. Bana çağrıştırdıklarını düşündüm.

Bir süre yere paralel gitmek. Ne olabilir ? Benim ilk aklıma gelen, ilk yere paralel gidişim :D Benim için biraz trajikomik. Aylardan şubat, şehirlerden Sivas, yıllardan bundan üç yıl önce.. Şubat en kısa süren ay olduğundan son sürat akıp gidiyor. Derken 11’inde akmamaya başlıyor. Bir kız. Adı Özgecan. Onun başına gelenler, bize insanların ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. Tüm olanlar yetmez gibi medyada süren dolmuş şoförüyle ilişkileri vardı iddiaları gece uykumu kaçırdı. Bu şekilde üzerini örtüp kapatacaklar bu konuyu diye içim içimi yiyor. Bir şey yapmalı diyorum. Bir şey yapmalı. Bir şey yaptık. Elimizden gelen en büyük şey neyse onu yaptık. Çoğu insan bizimle beraber ve bizden sonra da aynı şeyi yaptı. Ama bir şey fark ettim hiç biri bizim gibi yere paralel götürülmedi. Sanırım bunu yaşayan biz ikimiz olduk sadece. Evet sadece iki kişiydik.

Yere paralel gitme konusuna gelince, yani bir suç işlememişsin, bir suçluyu ifşa etmektesin ama suçlu muamelesi görüyorsun. O yüzden de bilinçli ya da bilinçsiz bir direngenlik oluşuyor. Sonra bakıyorlar kendin yürümüyorsun seni taşıyorlar götürmek istedikleri yere. Böylelikle bir süre yere paralel gidiyorsun. Gözünün önünden asfalt yakın markajdan akıyor. Sonra süre doluyor. Artık yere paralel değilsin. Ya yorulduklarından ya da sadece kendilerinin bildiği başka bazı sebeplerden seni biraz sarkıtıyorlar. Artık yere paralel değilsin. Asfaltı görmüyorsun çünkü asfaltla bir olmuşsun. Ellerinle yüzünü korumak istersin elbette. Ama ellerin. “Ellerin... Ellerin nerde?” Yılmaz Odabaşı’nın sorduğu gibi. Ellerin arkanda :) Anlıyorsunuz :D Sonra asfalt sana karışıyor sen asfalta. Elini siper edemediğinden kendi omzuna sığınıyorsun falan. Sonra işte o omuzdan 5-6 tane acısı büyük kendi ufak taş çıkarıyorlar :D Mesele uzun velhasıl. Öyle yere paralel giderken bir şeyler de anlatıyorsun. Yani haklısın ya bir de. Bir yanlış anlaşılma var zannediyorsun. Anlat anlat bakalım kime anlatıyorsun. Bakıyorsun olmuyor. Sesinin çıktığı kadar sonra. “İnsanlık onuru... “ diye başlıyorsun. Genelde cümleyi tamamlama olanağın olmuyor :D

Demek istediğim, yazarın dediği gibi bir süre yere paralel gittikten sonra anlamadıkları anlamak istemedikleri şeyler de anlatmaya çalıştım onlara. Uzaktan bakıp düşününce komik geliyor. Ama içindeyken komik değildi. Yine de güldüğümü hatırlıyorum bir kaç yerde bu da daha fazla sinirlenmelerine sebep oldu tabi ama, komik değildi. Bu yere paralel gidişle ilgili söyleyebileceğim çok şey var ama şimdi durup dururken tekrar bir süre yere paralel gidip, duymayan kulaklara bir şeyler anlat
manın lüzumu yok.

İşte böyle. Ben kitabın ismini okurken bunu düşündüm. Ama Barış Bıçakçı bambaşka bir yere paralel gidişi konu almış. Bunun yanısıra duyarsız kalmadığı bir çok konu var. Mesela en çok etkilendiğim ve anladığım kadarıyla bu ülkede olmuş ve yazarı en çok etkilemiş olay. ‘Hayata Dönüş’ Paramparça oldum bu kısmı okurken. Yeniden yaşandı sanki her şey gözlerimin önünde. Sonra insanlık anıtının önünde yaşanan insanlık ayıbı. Bunu da görmezden gelmemiş yazarımız. Çok kıymetli insanların orada günlerce herkesin gözü önünde eriyişini görmezden gelmemiş. Aslında hepimizin bilmesi gereken ama çoğumuzun bilmediği o kadını.. Görmezden gelmemiş. Hani şu imkansız aşklarınızı anmak için alıntılarını paylaştığınız “Milena’ya Mektuplar” O alıntıları onun sayesinde paylaştığınızı bilmeden tabi.

Barış Bıçakçı yine her şeye ve her yere dokunarak kısacık bir kitapta dünyaları anlatmış. Bir süre yere paralel gidilen dünyaları. Bu kitaba bambaşka bir inceleme yapmayı çok isterdim. Söyleyecek çok şeyim var aslında :) Ama koşullarımız bu kadarına müsade ediyor. Etmiyor da olabilir çok emin değilim :)) Barış Bıçakçı’nın cesareti ve duyarlılığı karşısında saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum. Kitapla kalın efenim :)
136 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kişisel kitap okuma defterimden: En sevdiğim, kendime en yakın gördüğüm, kitaplarını okurken en "sohbet ediyor gibi" hissettiğim yazarlardan biri desem sanırım fazla olmaz da eksik bile kalır Barış Bıçakçı hakkındaki düşüncelerim. Seyrek Yağmur'u okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım ama Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra'yı okurken tekrar Sinek Isırıklarının Müellifi tadına benzer bir tat aldım. İlk 2-3 bölümü okurken önce bu bölümleri kısa kısa farklı hikayeler zannettim, sonra aslında tek bir uzun öykünün bölümleri olduğunu ve karakterlerin de birbirleriyle hep bağlantılı olduğunu fark ettim, ve tabii bu bağlantıların apaçık yazılmadığını. O noktadan sonra bir bağlantı ağacı çizdim ve tüm karakterleri o ağaca oturtunca öyküyü de daha net görmeye başladım, bir cinayet çözümlemesi ağacı çizer gibi. Ama bu sefer ağacın dallarını Başak'ın intiharını masaya yatırmak için doldurmuştum. Resim okuyan ama aslında edebiyat okumayı da düşünmüş olan, yaptığı resimlere uzun cümlelerden oluşan adlar koyan Başak'ın intiharını. Son eserinde "Bir süre yere paralel gittikten sonra insanlara anlayamayacakları şeyler anlatan" Başak'ı, ağabeyi Umut'u, anneleri Türkan'ı ve onların hayatlarına girmeye çalışan ama birbirine saçma bir biçimde umutsuzca kenetlenmiş bu üçlüye hiçbir zaman tam olarak ulaşamayan insanları öyle bir anlatmış ki Barış abi ve anlatırken o kadar çok alt metin yerleştirmiş ki sayfaların içine, 100 küsür sayfalık bir kitap nasıl bu kadar özlü olabiliyor insan hayret ediyor. Bir kasvet var öyküde, umutsuzluk var, hafifçe bir delilik var. Şehrin griliğini anlatırken değil sadece, taşranın yeşilliğini, derelerin şırıltısını bile anlatırken var o hüzün. Okuyana da bulaşıyor ama Barış abi bunu hep yapıyor ve garip bir haz alıyor insan okumaya devam etmekten ve okudukça hüzünlenmekten.
136 syf.
·7/10
Yazarı daha önce hiç okumamış ve duymamıştım.Kitabın konusu ilginç.İntihar eden bir kız ve geride kalanların hikayeleri.Kısa bir kitap ama dolu dolu işlenmiş.Tek kusuru karakter karışıklığıydı.Farklı farklı karakter kafamı karıştırdı.Farklı bir tat almak isterseniz okuyabilirsiniz.
136 syf.
·Beğendi·7/10
Benim için Barış Bıçakçı'nın anlatımı bi yandan saf bi yandan da dikkat gerektiren bi anlatım. Çünkü bu yazarın kitaplarını öyle alelade bi şekilde okuyamazsınız okusanız da pek çok detayı, inceliği kaçırmış olursunuz. Bu kitapta da çok güçlü detaylar vardı.
Başak'ın neden intihar ettiğini sizin bulmanız gerekiyor çünkü kitaptaki karakterlerde dahil olmak üzere bunu bilen kimse yok. Herkes içindeki Başak'ı düşünerek farklı sonuçlar çıkarabilir.
Başak'ın söylediği her cümlede her kelimede biraz intihar gizli. "Hep bir şarkının ellerinde olduğu" için, "insanların arasına karışamadığı" için, "kendine bir çıkış yolu bulamadığı", "içindeki boşluğu dolduramadığı" için yaşama tutunamaz Başak.
Herşeyin haricinde Ahmet'in cüzdanından çıkarıp Umut'a verdiği notta ne yazdığını merak ediyorum.
Bir de babamız nerede oyunun gerçek versiyonunu. Belki de Türkan Hanım'ın dediği gibi erkeklerin "uzun süren şeylere dayanamadığından" dolayı gitti babaları..
Uzun süre akıllardan çıkmayacak bi kitap değil belki ama ne zaman "pır diye havalanan serçeler" görülse akla Başak'ı getirecektir.
136 syf.
·9/10
Barış Bıçakçı, eserlerinde genellikle insanların dokunmaktan, temas etmekten çekindiği yerlerine ulaşabilmekte ustalaşmış bir yazar. Sıradan anları dahi, anlatımıyla görkemli bir hale dönüştürebiliyor.
136 syf.
·Puan vermedi
Bilen bilir Leyla ile Mecnun dizisini. Bilmeyen de bilmesin zaten. Çünkü gizli kalmalıdır sevinçler, kederler, şaşkınlıklar, aşklar… En önemlisi de ölüm gizli kalmalıdır. Mesela intihar etmelidir pelerinli kahramanlar Cebeci sokaklarında usulca sonra Atakule’den atlamalıdır Süperman. Hiç olmazsa Onur Ünlü’nün de dediği gibi yüzünü asmalıdır bizim sokağın çocukları. Hasılı bir sahnesindeydi dizinin bu tırnak içindeki sözler. İşte tam da o an başladı Barış Bıçakçı merakım.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/...lel-gittikten-sonra/
136 syf.
Kitapta yer alan karakterlerin ilk baştan itibaren “Kim kimin neyiydi” diye düşünülmesi ve kafanızın biraz karışması gayet normal, üzülmeyin yalnız değilsiniz.
Kitap 136 sayfadan oluşuyor, fakat sizin doldurduklarınızla 436 sayfa oluyor. Fiziksel olarak öykü, hissettirdiği roman diyelim.
Barış Bıçakçı’nın okuduğum ilk eseriydi, tadını aldım bi’ kere diğerlerine bakmam gerekiyor.
136 syf.
Yere bir süre paralel gittikten sonra yükselmek yerine,dibe inmeyi tercih eden Başak'ın neden bu seçimi yaptığını kendi hikayesi değil de,hayatına değmiş bir çok karakterin anlattığı hikayeleri dinleyerek karar verebileceğiniz kısa ama doyuran bir kitap..
136 syf.
·Beğendi·7/10
Yazarın ilginç ve sakin bir tarzı, duru bir anlatımı var. Keyifle okunabilecek bir eser. Okumanızı tavsiye ediyorum. Edebiyat dünyamız yeni bir yazar kazanmış olabilir.
250 syf.
·9/10
Okurlar tarafından olay örgüsünün karmaşık bulunduğu kitap. Benim için ise yazarı bu kitabında deneyimlemek şahane bir şeydi. Ne zaman görsem, elim ister istemez bu kitaba gidiyor..
Kitap konusu itibariyle intihar eden bir kızı anlatmakta, adı Başak.
Olayın patlak verdiği nokta ise; Başak bir süre yere paralel gittikten sonra, onlara anlamayacağı şeyler anlatıyor.
136 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitap, bir süre yere paralel gittikten sonra insanlara anlayamayacağı şeyleri anlatmaktan sıkılan Başak'ın, kendini balkondan yere dik bir şekilde atmasını, yani intiharını ve bu intihardan geri kalanları anlatıyor.

Uzun bir aradan sonra bu kadar farklı ve orijinal bir kitap okumak beni çok sevindirdi. Yazarın çok sesli anlatım tekniğini, basit gibi görünen ama bir o kadar da dikkat gerektiren dilini çok beğendim. En kısa zamanda diğer kitaplarını da okuyacağım.
136 syf.
·4 günde·8/10
Barış Bıçakçı'nın kitaplarını kronolojik sırayı tersten takip ederek okuyorum :)
Kitaplarına değişik, akılda kalıcı ve merak uyandırıcı isimler vermesini çok beğeniyorum.

Bu kitap da ilk olarak beni ismiyle çekti kendine. Bir matematikçi olarak yere paralel bir gidişi tamam anladım da ya sonrası ne ola ki dedim ve böylece sayfaları çevirmeye başladım...

Kitapta intihar etmiş genç bir kızın ardından yaşananlar anlatılıyor diyebiliriz.

Başak ve Umut babalarının terk edip gittiği iki kardeştir. Yıllar boyunca hep bunun nedenini anlamaya çalışmış ama asla hiçbir zaman tatmin edici bir cevap bulamamışlardır. "Babamız nerede" adında bir oyun üretip hayal güçlerinin elverdiği oranda babalarının o an nerede, kiminle olduğu; neler yaptığı ile ilgili hikayeler üretmektedirler. Kitabın içinde ilerlerken hissediyoruz ki, yaşları ilerledikçe bu durum ikisine de daha ağır gelmektedir.

Başak'ın intiharı ile her şey değişir... Bu intihar Başak'ın üç kişilik çekirdek ailesinin çevresindeki herkesi bir parça etkiler; olaya dahil eder...

Soru şu: Bu intihar acaba gerçekten bir son mudur? Yoksa yeniden uyanış mı?

Kitabı bu kadar çok beğenmiş olmamın bence tek bir sebebi var. Beklediğim tahmin ettiğim hiçbir şeyi okumadım. Tamamen farklı bir açıdan ele alınmış intihar öyküsü diyebilirim. Kitabı bitirdiğinizde kapağı kapatıp üzerinde biraz düşünmek isteyeceksiniz...
“Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.”
“Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avucumda dünya. Şimdi ben uykusuzum yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan... 
Kendi içlerine ve geçmişe dalan... 
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen... 
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı... 
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 673 okur

  • pelin karslı
  • umut çakır
  • Deniz Yılmaz
  • Özge Kaya
  • Kübra Puğar
  • Zeynel Ağdepe
  • caglar mercan
  • Şive özdemir
  • Nur Yalçın
  • Tuğçe Akan Şahin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%29.7
25-34 Yaş
%44.5
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.8 (34)
9
%20.4 (39)
8
%22.5 (43)
7
%19.4 (37)
6
%11 (21)
5
%2.6 (5)
4
%0.5 (1)
3
%0.5 (1)
2
%0
1
%0