Geri Bildirim

Bir Süre Yere Paralel Gittikten SonraBarış Bıçakçı

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.541
Gösterim
Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
Mayıs 2008
Sayfa sayısı:
136
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan...
Kendi içlerine ve geçmişe dalan...
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen...
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı...
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)
Yazarı daha önce hiç okumamış ve duymamıştım.Kitabın konusu ilginç.İntihar eden bir kız ve geride kalanların hikayeleri.Kısa bir kitap ama dolu dolu işlenmiş.Tek kusuru karakter karışıklığıydı.Farklı farklı karakter kafamı karıştırdı.Farklı bir tat almak isterseniz okuyabilirsiniz.
Benim için Barış Bıçakçı'nın anlatımı bi yandan saf bi yandan da dikkat gerektiren bi anlatım. Çünkü bu yazarın kitaplarını öyle alelade bi şekilde okuyamazsınız okusanız da pek çok detayı, inceliği kaçırmış olursunuz. Bu kitapta da çok güçlü detaylar vardı.
Başak'ın neden intihar ettiğini sizin bulmanız gerekiyor çünkü kitaptaki karakterlerde dahil olmak üzere bunu bilen kimse yok. Herkes içindeki Başak'ı düşünerek farklı sonuçlar çıkarabilir.
Başak'ın söylediği her cümlede her kelimede biraz intihar gizli. "Hep bir şarkının ellerinde olduğu" için, "insanların arasına karışamadığı" için, "kendine bir çıkış yolu bulamadığı", "içindeki boşluğu dolduramadığı" için yaşama tutunamaz Başak.
Herşeyin haricinde Ahmet'in cüzdanından çıkarıp Umut'a verdiği notta ne yazdığını merak ediyorum.
Bir de babamız nerede oyunun gerçek versiyonunu. Belki de Türkan Hanım'ın dediği gibi erkeklerin "uzun süren şeylere dayanamadığından" dolayı gitti babaları..
Uzun süre akıllardan çıkmayacak bi kitap değil belki ama ne zaman "pır diye havalanan serçeler" görülse akla Başak'ı getirecektir.

Benzer kitaplar

Bilen bilir Leyla ile Mecnun dizisini. Bilmeyen de bilmesin zaten. Çünkü gizli kalmalıdır sevinçler, kederler, şaşkınlıklar, aşklar… En önemlisi de ölüm gizli kalmalıdır. Mesela intihar etmelidir pelerinli kahramanlar Cebeci sokaklarında usulca sonra Atakule’den atlamalıdır Süperman. Hiç olmazsa Onur Ünlü’nün de dediği gibi yüzünü asmalıdır bizim sokağın çocukları. Hasılı bir sahnesindeydi dizinin bu tırnak içindeki sözler. İşte tam da o an başladı Barış Bıçakçı merakım.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/...lel-gittikten-sonra/
Yere bir süre paralel gittikten sonra yükselmek yerine,dibe inmeyi tercih eden Başak'ın neden bu seçimi yaptığını kendi hikayesi değil de,hayatına değmiş bir çok karakterin anlattığı hikayeleri dinleyerek karar verebileceğiniz kısa ama doyuran bir kitap..
Yazarın ilginç ve sakin bir tarzı, duru bir anlatımı var. Keyifle okunabilecek bir eser. Okumanızı tavsiye ediyorum. Edebiyat dünyamız yeni bir yazar kazanmış olabilir.
Kişisel kitap okuma defterimden: En sevdiğim, kendime en yakın gördüğüm, kitaplarını okurken en "sohbet ediyor gibi" hissettiğim yazarlardan biri desem sanırım fazla olmaz da eksik bile kalır Barış Bıçakçı hakkındaki düşüncelerim. Seyrek Yağmur'u okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım ama Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra'yı okurken tekrar Sinek Isırıklarının Müellifi tadına benzer bir tat aldım. İlk 2-3 bölümü okurken önce bu bölümleri kısa kısa farklı hikayeler zannettim, sonra aslında tek bir uzun öykünün bölümleri olduğunu ve karakterlerin de birbirleriyle hep bağlantılı olduğunu fark ettim, ve tabii bu bağlantıların apaçık yazılmadığını. O noktadan sonra bir bağlantı ağacı çizdim ve tüm karakterleri o ağaca oturtunca öyküyü de daha net görmeye başladım, bir cinayet çözümlemesi ağacı çizer gibi. Ama bu sefer ağacın dallarını Başak'ın intiharını masaya yatırmak için doldurmuştum. Resim okuyan ama aslında edebiyat okumayı da düşünmüş olan, yaptığı resimlere uzun cümlelerden oluşan adlar koyan Başak'ın intiharını. Son eserinde "Bir süre yere paralel gittikten sonra insanlara anlayamayacakları şeyler anlatan" Başak'ı, ağabeyi Umut'u, anneleri Türkan'ı ve onların hayatlarına girmeye çalışan ama birbirine saçma bir biçimde umutsuzca kenetlenmiş bu üçlüye hiçbir zaman tam olarak ulaşamayan insanları öyle bir anlatmış ki Barış abi ve anlatırken o kadar çok alt metin yerleştirmiş ki sayfaların içine, 100 küsür sayfalık bir kitap nasıl bu kadar özlü olabiliyor insan hayret ediyor. Bir kasvet var öyküde, umutsuzluk var, hafifçe bir delilik var. Şehrin griliğini anlatırken değil sadece, taşranın yeşilliğini, derelerin şırıltısını bile anlatırken var o hüzün. Okuyana da bulaşıyor ama Barış abi bunu hep yapıyor ve garip bir haz alıyor insan okumaya devam etmekten ve okudukça hüzünlenmekten.
Yazarın kalemini sevdim; kitaptan çok etkilenmesem de okunabilecek bir öykü. Kitapta bir genç kızın intiharı çevresinde gelişen olaylar konu edilmiş. Yakınını kaybetme ve kaybedilenin oluşturduğu boşluğu hissettirmesi açısından etkileyici bir anlatıma sahipti kitap.
Barış Bıçakçı'nın kitaplarını kronolojik sırayı tersten takip ederek okuyorum :)
Kitaplarına değişik, akılda kalıcı ve merak uyandırıcı isimler vermesini çok beğeniyorum.

Bu kitap da ilk olarak beni ismiyle çekti kendine. Bir matematikçi olarak yere paralel bir gidişi tamam anladım da ya sonrası ne ola ki dedim ve böylece sayfaları çevirmeye başladım...

Kitapta intihar etmiş genç bir kızın ardından yaşananlar anlatılıyor diyebiliriz.

Başak ve Umut babalarının terk edip gittiği iki kardeştir. Yıllar boyunca hep bunun nedenini anlamaya çalışmış ama asla hiçbir zaman tatmin edici bir cevap bulamamışlardır. "Babamız nerede" adında bir oyun üretip hayal güçlerinin elverdiği oranda babalarının o an nerede, kiminle olduğu; neler yaptığı ile ilgili hikayeler üretmektedirler. Kitabın içinde ilerlerken hissediyoruz ki, yaşları ilerledikçe bu durum ikisine de daha ağır gelmektedir.

Başak'ın intiharı ile her şey değişir... Bu intihar Başak'ın üç kişilik çekirdek ailesinin çevresindeki herkesi bir parça etkiler; olaya dahil eder...

Soru şu: Bu intihar acaba gerçekten bir son mudur? Yoksa yeniden uyanış mı?

Kitabı bu kadar çok beğenmiş olmamın bence tek bir sebebi var. Beklediğim tahmin ettiğim hiçbir şeyi okumadım. Tamamen farklı bir açıdan ele alınmış intihar öyküsü diyebilirim. Kitabı bitirdiğinizde kapağı kapatıp üzerinde biraz düşünmek isteyeceksiniz...
Psikolojiyi ele alarak küçük yaşta terk edilmenin insanın tüm hayatını etkileyebilecek kadar etkili olduğunu ortaya koymuş yazar. Betimlemeler ve karakter analizleri başarılı. Öte yandan çocuklarını ve ailesini terk eden babanın fiziksel özelliklerinin üstünlüğünden dolayı yüceltilmesi ve annenin sahip olduğu meziyetlere rağmen çocuklar tarafından babaya nazaran yetersiz görülmesini beğenmedim. Birbirine göre olup olmama fiziksel özelliklere göre üstünlük ortaya konulabilecek bir durum değildir keza. İyi okumalar...
Okuduktan sonra üzerinde düşündüren, kısacık sayfalara bol bol çizik attıran bir kitap.
“Hayat devam eder. Bazı çiçekler susuzluğa ve unutulmaya dayanır. Hayat her zaman devam eder, bunu herkes bilir.”
“…Hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.”
"Gerçeği ararken bir yandan da bulduğumuz anda değiştirmeyi düşleriz. Çünkü aynı zamanda gerçek daima biraz utanç vericidir."
Bir insanı okuduğumuz kitaptaki bir kahramana benzettiğimizde bunu o insanı yargılamak için değil, anlamak için yaparız. Çünkü edebiyat da doğa gibi her türlü bilgeliğin kucağı...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
Mayıs 2008
Sayfa sayısı:
136
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan...
Kendi içlerine ve geçmişe dalan...
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen...
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı...
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 288 okur

  • Gunse Arslan
  • Buse Yılmaz
  • insan_okur
  • çiğdem tunç
  • Özlem
  • Simay
  • JaRoMiL
  • ,
  • Setenay Gökdağ
  • Halit Okur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%29.7
25-34 Yaş
%44.5
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.3 (15)
9
%19.5 (16)
8
%19.5 (16)
7
%23.2 (19)
6
%15.9 (13)
5
%2.4 (2)
4
%1.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0