·
Okunma
·
Beğeni
·
5,9bin
Gösterim
Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan... 
Kendi içlerine ve geçmişe dalan... 
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen... 
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı... 
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)
136 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitabı çok sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşın “on kere okudum, hep baş ucumda durur” demesiyle aramaya başladım. Barış Bıçakçı bildiğim ve sevdiğim bir yazardı zaten ama bu kitabı o sözlerden sonra özellikle aramaya başladım. Bulduğumda elime almadan öyle baktım rafta incecik duran kitaba. Şimdi dedim Barış Bıçakçı şu incecik kitaba neler sığdırdı yine kim bilir. Kitaplarına genel olarak uzun ve garip isimler koymak konusunda usta bir yazarımız. Kitabın ismini içimden tekrarlamadan duramadım. Bana çağrıştırdıklarını düşündüm.

Bir süre yere paralel gitmek. Ne olabilir ? Benim ilk aklıma gelen, ilk yere paralel gidişim :D Benim için biraz trajikomik. Aylardan şubat, şehirlerden Sivas, yıllardan bundan üç yıl önce.. Şubat en kısa süren ay olduğundan son sürat akıp gidiyor. Derken 11’inde akmamaya başlıyor. Bir kız. Adı Özgecan. Onun başına gelenler, bize insanların ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. Tüm olanlar yetmez gibi medyada süren dolmuş şoförüyle ilişkileri vardı iddiaları gece uykumu kaçırdı. Bu şekilde üzerini örtüp kapatacaklar bu konuyu diye içim içimi yiyor. Bir şey yapmalı diyorum. Bir şey yapmalı. Bir şey yaptık. Elimizden gelen en büyük şey neyse onu yaptık. Çoğu insan bizimle beraber ve bizden sonra da aynı şeyi yaptı. Ama bir şey fark ettim hiç biri bizim gibi yere paralel götürülmedi. Sanırım bunu yaşayan biz ikimiz olduk sadece. Evet sadece iki kişiydik.

Yere paralel gitme konusuna gelince, yani bir suç işlememişsin, bir suçluyu ifşa etmektesin ama suçlu muamelesi görüyorsun. O yüzden de bilinçli ya da bilinçsiz bir direngenlik oluşuyor. Sonra bakıyorlar kendin yürümüyorsun seni taşıyorlar götürmek istedikleri yere. Böylelikle bir süre yere paralel gidiyorsun. Gözünün önünden asfalt yakın markajdan akıyor. Sonra süre doluyor. Artık yere paralel değilsin. Ya yorulduklarından ya da sadece kendilerinin bildiği başka bazı sebeplerden seni biraz sarkıtıyorlar. Artık yere paralel değilsin. Asfaltı görmüyorsun çünkü asfaltla bir olmuşsun. Ellerinle yüzünü korumak istersin elbette. Ama ellerin. “Ellerin... Ellerin nerde?” Yılmaz Odabaşı’nın sorduğu gibi. Ellerin arkanda :) Anlıyorsunuz :D Sonra asfalt sana karışıyor sen asfalta. Elini siper edemediğinden kendi omzuna sığınıyorsun falan. Sonra işte o omuzdan 5-6 tane acısı büyük kendi ufak taş çıkarıyorlar :D Mesele uzun velhasıl. Öyle yere paralel giderken bir şeyler de anlatıyorsun. Yani haklısın ya bir de. Bir yanlış anlaşılma var zannediyorsun. Anlat anlat bakalım kime anlatıyorsun. Bakıyorsun olmuyor. Sesinin çıktığı kadar sonra. “İnsanlık onuru... “ diye başlıyorsun. Genelde cümleyi tamamlama olanağın olmuyor :D

Demek istediğim, yazarın dediği gibi bir süre yere paralel gittikten sonra anlamadıkları anlamak istemedikleri şeyler de anlatmaya çalıştım onlara. Uzaktan bakıp düşününce komik geliyor. Ama içindeyken komik değildi. Yine de güldüğümü hatırlıyorum bir kaç yerde bu da daha fazla sinirlenmelerine sebep oldu tabi ama, komik değildi. Bu yere paralel gidişle ilgili söyleyebileceğim çok şey var ama şimdi durup dururken tekrar bir süre yere paralel gidip, duymayan kulaklara bir şeyler anlat
manın lüzumu yok.

İşte böyle. Ben kitabın ismini okurken bunu düşündüm. Ama Barış Bıçakçı bambaşka bir yere paralel gidişi konu almış. Bunun yanısıra duyarsız kalmadığı bir çok konu var. Mesela en çok etkilendiğim ve anladığım kadarıyla bu ülkede olmuş ve yazarı en çok etkilemiş olay. ‘Hayata Dönüş’ Paramparça oldum bu kısmı okurken. Yeniden yaşandı sanki her şey gözlerimin önünde. Sonra insanlık anıtının önünde yaşanan insanlık ayıbı. Bunu da görmezden gelmemiş yazarımız. Çok kıymetli insanların orada günlerce herkesin gözü önünde eriyişini görmezden gelmemiş. Aslında hepimizin bilmesi gereken ama çoğumuzun bilmediği o kadını.. Görmezden gelmemiş. Hani şu imkansız aşklarınızı anmak için alıntılarını paylaştığınız “Milena’ya Mektuplar” O alıntıları onun sayesinde paylaştığınızı bilmeden tabi.

Barış Bıçakçı yine her şeye ve her yere dokunarak kısacık bir kitapta dünyaları anlatmış. Bir süre yere paralel gidilen dünyaları. Bu kitaba bambaşka bir inceleme yapmayı çok isterdim. Söyleyecek çok şeyim var aslında :) Ama koşullarımız bu kadarına müsade ediyor. Etmiyor da olabilir çok emin değilim :)) Barış Bıçakçı’nın cesareti ve duyarlılığı karşısında saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum. Kitapla kalın efenim :)
136 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bir süre yere paralel gitme deyince aklıma bir çizgi film sahnesi geldi.Road Runner bipp bipp diye ses çıkarıp bir süre yere paralel gittikten sonra muhakkak duvara yada başka bir cisme toslar, başının üstünde yıldızlar dönmeye başlar.

Barış Bıçakçı kitapları pekte çizgi film tadında olmuyor bu yazarın okuduğum 3. kitabıydı.kitaplarında intihar,tükenmişlik,depresyon ve tekedilmişlik konulari hakim oluyor.

Birde dikkatimi çeken bir konuda kitabı okurken içinde bulunduğunuz psikolojik durumunda etkisini kitabı yorumlarken hissediyorsunuz.bende sigarayı bıraktığım zor bir süreçteyken okudum bu kitabı üzerimde ki etkisi daha sert oldu.

Evlenip iki çocuk yaptıktan sonra evi terk eden adamın geride bıraktıklarının hayatını anlatıyor.iki kardeşten biri olan Başak gençliğinin baharında intihar ediyor.bu elim olayın arkasında cevapsız sorular,gözü yaşlı bir anne (Türkan hanım),ve suçluluk duygusunu iliklerine kadar hisseden kardeşi Umut kalıyor.ölen için hesap kesiliyor ama geride kalanlara ne acılar ne üzüntüler miras kalıyor o yüzden intihar vakaları beni hep derinden üzmüştür.

Bu soğuk ve yağmurlu günlerde kasvetinize kasvet ekleyip depresyonlarda kaybolmak istiyorsanız sakın kaçırmayın derim.akıcı üslubu ve etkileyici anlatımıyla Barış Bıçakçı'yı kesinlikle tavsiye ederim.

Bu etkinliği düzenleyip yazarı bana tekrar hatırlattiğı için etkinlik sahibi arkadaşa ayrıca teşekkür ederim.sağlıcakla kalın
136 syf.
·4 günde·10/10
Barış Bıçakçı’nın 2008’de yayınlanan ,37 bölümden oluşan öykü tadında romanı..

Romanın konusu; Başak isimli genç bir kızın intiharının onun hayatındaki yakın uzak insanlar üzerindeki etkilerini geçmiş ve şimdiki zaman arasında neredeyse tüm roman kahramanlarının bakış açısıyla anlatılmış insanı allak bullak eden,kısacık lakin derinden sarsan bir roman.

Bir çok okuyucu kitabı okurken boğazına gelip yerleşen bir yumrudan bahsetmiş ama ben tüm gün ağladım ,sevdiğim insanla telefon konuşmasının ortasında,sınav kağıtlarını değerlendirdiğim esnada,tren garında 17:10 seferini kavrulmuş fındık yiyerek beklerken,dağıldım desem abartmış olmam..

Romanın olay örgüsü çok sağlam,yaşanmışlıklar ilgi çekici,anlatım dili dingin ve güçlü,Ankara motifleri ile bezenmiş,bir yönetmen çekmeye karar verse hiç bir sahnesine ekleme ya da çıkarma yapmadan çekilebilecek hazır kıvamda bir hikaye..

Ben toplamda 136 sayfa olan kitabın 18 yerinde sayfalarının kulağını bükmüşüm ,kitabı tamamiyle alıntı yapmak isterdim hikayeden kopmak istemediğim için yarısından sonra alıntılama da yapmadım,yapamadım kendi içimde kendimle zihnimle kalbimle cebelleşmekle meşguldüm çünkü.

Barış Bıçakçı yakın edebiyat tarihimizde giderek yükselen bir yazar ve kitaplarında özellikle de bu kitabında bir tane bile sözcük israfı yok..Roman bittiğinde bir çok soruyla baş başa kalıyorsunuz belki de yazar hikayenin sonunu biz okurların hayal dünyasında kurgulamamıza bırakmak istemiş olabilir.

Kitabın başlarında ismi geçen roman karakterlerinin hayatlarından kesitler okuyorsunuz yavaş yavaş tanıyorsunuz herkesi ve tüm karakterleri içselleştirip hepsini sevmiş bir duyguyla kitabı son sayfada kapatıyorsunuz.

Kitap bana bir çok şey düşündürdü...

İnsan neden intihar eder?

İnsana intihar etme kararını ne aldırır?

Kimler intihara daha çok meyillidir?

İntihar eden kişi, sonrasını öncesinde kurgular mı?

Bir insanın kendinden nasıl koruyabiliriz?

Bu sorularla büyük ölçüde cevaplanmamış bir şekilde kitabın sonunda kalakalıyorsunuz..

İncelememin bundan sonrası bölümünde beni benden alan alıntılar ve hissettirdiklerine yer vereceğim.


1.alıntı 79
“ Ve ben bir adım atarak korkuluğa yaklaşacağım, saçlarımı balkondan aşağı sarkıtacağım, kendimi boşluğa bırakacağım. Yolda karşıma iyi niyetli biri çıkacak ve soracak olursa ,aşağıdaki insanları gösterip, BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA onlara anlamayacakları şeyler anlattım, diyeceğim.Öyle olsun”

Bu alıntı kitabın hikayesinin birinci kemik konusu.
Başak ,içinde yaşadığı hayata tutunamayıp bir süre yaşar gibi yaptıktan sonra ,bunu da bir süre yere paralel gittikten sonra söz öbeğinden anlıyorsunuz ,içine düştüğü anlamsızlığı ,herkese herseye uyumlu yol almayı bırakıp tüm düzeni ve hayatını dikine kesen bir atlayış gerçekleştiriyor.

Bu cümleleri bir not şeklinde yazıp sevgilisi Ahmet’e veriyor,Ahmet bir anlam veremiyor notta Başak’ın ne demek istediğine.Açıkça görülüyor ki Başak tasarlanmış bir intihar gerçekleştiriyor.


2.alıntı sayfa 55
“Oynamak istemiyordum,ama oynamak zorunda hissettim kendimi. İyi biri olmak, benden daha kötü birine yardım etmek.”

Bazı insanlar iyilik yapmayı bir görevmiş gibi algılıyor yaptığı güzelliği içselleştirmiyor hissiz ama iyi bir insan olmanın gereği diye belki de öğretilmişliklerin baskısı ile aslında içinden gelmeyeni yapıyor.Ne diyebilirim ki Allah böyle zombi kalpli iyilikseverlerin insafına kalmaktan korusun!!

3.alıntı syf 58
“ Yıllar içinde çarkçıbaşılığa yükseldi ama makina dairesinin gürültüsü yüzünden hep bir uğultu duyuyordu. Zamanla bu uğultuyu , geçmişinin bir tür pişmanlık olarak yankılanan uğultusundan ayıramaz oldu.”

Bu alıntıda bahsedilen Başak ve Umut kardeşlerin babaları onları terk ettikten gittikten sonra anneleri işten gelene kadar çocukken uydurdukları BABAM NEREDE? oyununda babanın yaşadığı ve hissettiği düşünülen hayatından bir kesit.Bu oyunun çıkış kaynağı da okulda parkta insanların onlara sık sık sordukları babanız nerede sorusundan ileri geliyor.

Başak ve Umut babalarının kendi hayatına dalıp gittiğini ve arkasında kendisini özleyen iki çocuğunu unuttuğunu sezdiriyorlar.

Bu alıntı da da hem yaşatan hem yaşayan bir pozisyonda yer alıyor olmanın ağırlığı gün boyunca lime lime etti içimi..

4. alıntı sayfa 61
“ Bir duygunun itiraf edilmesiyle, adının konulmasıyla kınından çıkan bıçak gibi bir keder...”

Böyle anlar hayat devam eder ana fikirli günlerin hengamesinde kendi üzülmüşlüklerinizle bir anda bir koku bir resim bir cümle bir şarkı ile yüzleştiğiniz anlardır..

5. alıntı sayfa65
“ Ellerini , acıya saygısızlık etmelerinden korktukları bu soytarıları, bacaklarının altına, dizlerinin arasına, koltukaltlarına saklıyor; her türlü hızın neşe olup göze batacağı bu ölü evinde ellerini çok yavaş hareket ettiriyor, olanaklıysa hareket ettirmiyorlardı.”

Herkesin bildiği trajik yaşanan bir olayın ardından insanların ilk etkilenen uzuvları gözleri ve elleri oluyor,
herkes birbirinin gözlerine bakmaktan çekiniyor,eller kararsız hareket ediyor,bir çoğumuz yaşamışızdır böyle anları ve Barış Bıçakçı’nın müthiş gözlem yeteneği ile güçlü dilinin birleştiği satırlar bunlar.


6.alıntı sayfa 83
“ Umut ile Ahmet bu kalabalığın ortasında bir an büyülenmiş gibi donup kaldı. Cumartesi gününün çevrelerinde hafifçe çalkalanarak mayalandığını, hayat denen o şeye dönüştüğünü , bunun hep böyle olduğunu hissediyorlardı.Gördükleri her şeyin, işittikleri her sesin Başak’ın ölümüyle ve yaşamıyla bir ilgisi olduğunu hissediyorlardı.”

Anlatımdaki muazzamlığın ölçüsü beni defalarca döndürdü bu alıntı üzerinde..Hayat böyle bir şey evet dedirtti işte Başak’ın uyum sağlayamayıp bu her gün her gün yeniden yenilenen hayatı dikine kestiği hayat tam olarak bu!!

7.alıntı sayfa 86
“ Senin güçsüz olmana dayanamaz o.Sen biraz zayıf olsan, iki kardeş en savunmasız halleriyle dünyada yapayalnız kalacaklardı sanki.Umut hep böyle gördü hayatı Türkan abla.Hep böyle gördü o.”

Gün içinde ikinci kez rutinimden çıkıp dağılmama sebep alıntı da bu oldu.Gün içinde,alışverişte,yürürken,kart basarken,fiyat sorarken, kitap okurken, yan yatarken, üşürken ,yemek yaparken , ders anlatırken , su içerken arka planda hâlen çalışır durumda olduğundan yaşam enerjinizden yiyen bir düşünce, sorumluluk ..İnsanların çocukluklarını neden özlediklerini söylemelerini anladığım anlar..

8. alıntı sayfa 90
“Zaten bizim için onlar bir kuşak değil bir hırkaydı! “diyerek gülümsemişti Umut.” Seninle benim herhangi bir uhrevi amacımız olmaksızın giydiğimiz, üzerimizden hiç çıkarmak istemediğimiz bir hırka.”

68 ler ve 78 ler kuşağından bahsediyor bu alıntıda.Hayata karşı dik ve güçlü duruşlu insanlar.Haklarını söke söke alan insanlar ve Başak ile Umut’un aile ve yakın efradı bu kuşaktan insanlar..Şanslılar yani.Yaşamanın hayatına sahip çıkmanın ne anlama geldiğini biliyorlar.Bugün ise bir üniversitede yemeğin bir öğüne inmesini kabul etmeyip seslice dile getirdikleri için coplanan gençlik ve izleyen yığınlar...Nerden nereye,hem de şaşırtıcı bir hızla çürümüşlüğümüzden kesif bir koku yayılıyor,adı da yaşamaktan usanç!!

9.alıntı sayfa 92
“ Oysa çok geçti , bilmiyordu ki çok geçti! Olan olmuştu...Böyle şeyler çocukken olur ve bir daha da silinmez .Terk edilmekten korkmak... Korktuğun şey başına gelince de kendini cezalandırmak ..Böyle şeyler
çocukken olur bir daha da silinmez.”

Başak ve Umut babalarının küçükken terkettiği ve bir daha görmediği iki kardeş.Bu özlemin yerini dolduramıyor ikiside.Hatta babanın gidişinden sonra anne Türkan ve kardeşler Başak ile Umut bir voltrana dönüşüyorlar üç kişilik voltran aralarına kimseyi almıyorlar Umut kendisine alenen böyle bir misyon yüklenmediği halde annesi ve kızkardeşinin koruyuculuğunu üstleniyor, birbirlerine değil de üçü dışındaki herkese ve her şeye üç kişinin zihninden çıkan ama tek bir bakış açısı olarak insanlara yöneltilen bir perspektiften bakıyorlar..Umut şaşırıyor Başak’ın intiharına,ne derdi var da söyleyemedi ,birbirimizin ruhunun dehlizlerinde el fenerimizle dolaşırdık anlardık insanız çünkü diyor..

Çocukluk insanın hayatının en önemli evresi bunu tüm edebiyat eserinde görüyoruz şimdi olduğu gibi de..

10.alıntı sayfa 105
“Çok saçma değil mi?Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri , bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep.İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım.Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.”

Birçoğumuz düşünürüz nasıl öleceğimizi hatta evimizden uzun süre ayrılmamız gereken durumlarda dipli köşeli bir temizlik toparlama hummalı hengamesi yaşarız eğer ölür de dönemezsem insanlar sefih biri olduğumu düşünüp bana haksızlık etmesinler ,kendimizi kendimizden ve insanlardan korumaya çalışırız.Ama yoruyor be böyle düşünmek..


Bu alıntıya verilen cevaba bakar mısınız Barış Bıçakçı dumur dalgası içine alıyor resmen..”Ne düşündüm sana söyleyeyim. Hangi haberi okuduğumda normal hayatımı sürdürmeyi bırakacağım,diye düşündüm.”
Erteleme hastalığından bahsediyor sanki..

11.alıntı sayfa 109
“ Her şeyi yerli yerinde , tıkır tıkır işleyen bir hayat kurduğunda , o hayatı yerle bir edecek bir felaket kurgulamak da farz olur.”

İşte Barış Bıçakçı’ın kabiliyeti bu tür cümleler arasından tıpkı ağaç yaprakları arasından sızan güneş ışınları gibi bize ulaşıyor duygumuzu tahlil ediyor adını koyuyor içimizi ısıtıyor.

12.alıntı sayfa 116
“ Babam annemden daha güzel görünürdü bana. Sana da öyle gelmez miydi?Yakışıklı adamdı.Bayılırdım babama.Ama aynı zamanda babamın yakışıklılığı anneme yapılmış bir haksızlık gibi gelirdi.Bu haksızlığa karşı annemin yanında yer almam gerektiğini düşünmüştüm.”

Bu sözler Umut’a ait.Umut süper egosu çok yüksek sorumluluk ve korumacılık duygusu annesi ve kızkardeşine karşı en yüksek seviyede.Ve Umut empatinin hakkını sonuna kadar veren bir insan hatta bir yerde diyor ki en sonunda Dostoyevski’ye hak verdim, Herkesi her şeyi fazlasıyla anlamak , hastalıktır ...Fazla anlamak Umuta da ağır geliyor bir süre tedavi görüyor..Umut’un bu sözlerinden terkeden bir adama da okuyucu olarak bir taraftan hak veriyorsunuz onu da seviyorsunuz..

İşte böyle ,1k serüvenimde dönüm noktası bir kitap ve inceleme bu oldu diyebilirim.

Bu incelemeyi okurken belki şu ezgiyi dinlemeye de bir şans verirsiniz.






https://youtu.be/lIOgvXrZkto

Keyifli Okumalar(:
136 syf.
·5/10
Bu kitabı ilk olarak Leyla ile mecnun dizisinde gördüm. 66. Bölüm 21. Dakika.
Leyla, nezarethanede ziyaret ettiği Hidayet'e bu kitaptan bir paragraf okuyordu. Hoşuma gitti ve o zaman ekledim okunacak kitaplar listeme. Tabi üstünden 2 sene falan geçti ama şimdi nasip oldu okumak.
Kitap 2-3 sayfalık kısa bölümlerden oluşuyor. Oldukça akıcı bir üslubu var yazarın. Bir oturuşta bitirebileceginiz bir kitap. Fakat kitapta kahraman kargaşası hakim, birçok isme yer verilmiş ve bu biraz kafa karıştırıcı bir hale getirmiş. Kitabın konusu; intihar eden Başak ve nedenini anlamaya çalışan çevresi.
Kitabın adı bende oldukça büyük heyecan uyandırmıştı,üzerinde epey de düşündüm. "Bir süre yere paralel gittikten sonra ".
Ne demek istemişti acaba burda yazar?
Fakat kitabı okurken aynı heyecanı koruyamadım. Kitap yarım bırakmayı sevmediğim ve Başağın intihar nedenini öğrenmek için tamamladım. Öğrenemedim. Kitap kendiliğinden yarım kalmış gibiydi. Belki de hayatı yarım kalan Başağı temsil eder gibi.
Ölmeden önce okunacak kitaplar listesine eklenecek bir kitap mıydı? Tartışılır.
136 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kişisel kitap okuma defterimden: En sevdiğim, kendime en yakın gördüğüm, kitaplarını okurken en "sohbet ediyor gibi" hissettiğim yazarlardan biri desem sanırım fazla olmaz da eksik bile kalır Barış Bıçakçı hakkındaki düşüncelerim. Seyrek Yağmur'u okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım ama Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra'yı okurken tekrar Sinek Isırıklarının Müellifi tadına benzer bir tat aldım. İlk 2-3 bölümü okurken önce bu bölümleri kısa kısa farklı hikayeler zannettim, sonra aslında tek bir uzun öykünün bölümleri olduğunu ve karakterlerin de birbirleriyle hep bağlantılı olduğunu fark ettim, ve tabii bu bağlantıların apaçık yazılmadığını. O noktadan sonra bir bağlantı ağacı çizdim ve tüm karakterleri o ağaca oturtunca öyküyü de daha net görmeye başladım, bir cinayet çözümlemesi ağacı çizer gibi. Ama bu sefer ağacın dallarını Başak'ın intiharını masaya yatırmak için doldurmuştum. Resim okuyan ama aslında edebiyat okumayı da düşünmüş olan, yaptığı resimlere uzun cümlelerden oluşan adlar koyan Başak'ın intiharını. Son eserinde "Bir süre yere paralel gittikten sonra insanlara anlayamayacakları şeyler anlatan" Başak'ı, ağabeyi Umut'u, anneleri Türkan'ı ve onların hayatlarına girmeye çalışan ama birbirine saçma bir biçimde umutsuzca kenetlenmiş bu üçlüye hiçbir zaman tam olarak ulaşamayan insanları öyle bir anlatmış ki Barış abi ve anlatırken o kadar çok alt metin yerleştirmiş ki sayfaların içine, 100 küsür sayfalık bir kitap nasıl bu kadar özlü olabiliyor insan hayret ediyor. Bir kasvet var öyküde, umutsuzluk var, hafifçe bir delilik var. Şehrin griliğini anlatırken değil sadece, taşranın yeşilliğini, derelerin şırıltısını bile anlatırken var o hüzün. Okuyana da bulaşıyor ama Barış abi bunu hep yapıyor ve garip bir haz alıyor insan okumaya devam etmekten ve okudukça hüzünlenmekten.
136 syf.
·7/10
Yazarı daha önce hiç okumamış ve duymamıştım.Kitabın konusu ilginç.İntihar eden bir kız ve geride kalanların hikayeleri.Kısa bir kitap ama dolu dolu işlenmiş.Tek kusuru karakter karışıklığıydı.Farklı farklı karakter kafamı karıştırdı.Farklı bir tat almak isterseniz okuyabilirsiniz.
136 syf.
Benim için Barış Bıçakçı'nın anlatımı bi yandan saf bi yandan da dikkat gerektiren bi anlatım. Çünkü bu yazarın kitaplarını öyle alelade bi şekilde okuyamazsınız okusanız da pek çok detayı, inceliği kaçırmış olursunuz. Bu kitapta da çok güçlü detaylar vardı.
Başak'ın neden intihar ettiğini sizin bulmanız gerekiyor çünkü kitaptaki karakterler de dahil olmak üzere bunu bilen kimse yok. Herkes içindeki Başak'ı düşünerek farklı sonuçlar çıkarabilir.
Başak'ın söylediği her cümlede her kelimede biraz intihar gizli. "Hep bir şarkının ellerinde olduğu" için, "insanların arasına karışamadığı" için, "kendine bir çıkış yolu bulamadığı", "içindeki boşluğu dolduramadığı" için yaşama tutunamaz Başak.
Her şeyin haricinde Ahmet'in cüzdanından çıkarıp Umut'a verdiği notta ne yazdığını merak ediyorum.
Bir de babamız nerede oyunun gerçek versiyonunu. Belki de Türkan Hanım'ın dediği gibi erkeklerin "uzun süren şeylere dayanamadığından" dolayı gitti babaları..
Uzun süre akıllardan çıkmayacak bi kitap değil belki ama ne zaman "pır diye havalanan serçeler" görülse akla Başak'ı getirecektir.
136 syf.
·Puan vermedi
Bilen bilir Leyla ile Mecnun dizisini. Bilmeyen de bilmesin zaten. Çünkü gizli kalmalıdır sevinçler, kederler, şaşkınlıklar, aşklar… En önemlisi de ölüm gizli kalmalıdır. Mesela intihar etmelidir pelerinli kahramanlar Cebeci sokaklarında usulca sonra Atakule’den atlamalıdır Süperman. Hiç olmazsa Onur Ünlü’nün de dediği gibi yüzünü asmalıdır bizim sokağın çocukları. Hasılı bir sahnesindeydi dizinin bu tırnak içindeki sözler. İşte tam da o an başladı Barış Bıçakçı merakım.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/...lel-gittikten-sonra/
136 syf.
Kitapta yer alan karakterlerin ilk baştan itibaren “Kim kimin neyiydi” diye düşünülmesi ve kafanızın biraz karışması gayet normal, üzülmeyin yalnız değilsiniz.
Kitap 136 sayfadan oluşuyor, fakat sizin doldurduklarınızla 436 sayfa oluyor. Fiziksel olarak öykü, hissettirdiği roman diyelim.
Barış Bıçakçı’nın okuduğum ilk eseriydi, tadını aldım bi’ kere diğerlerine bakmam gerekiyor.
136 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. O kadar güzel bir ismi var ki, ilk olarak bu kitabını seçmemde fazlaca etkili oldu. 37 bölümden oluşan kitabın her bölümü hem tek tek, hem de bütün olarak düşünüldüğünde anlam taşıyor.
Kitabın ana karakteri Başak “bir süre yere paralel gittikten sonra” kimseye bir şey anlatamadığını düşünüp intihar ediyor. Kitap bu intihardan sonra başlıyor fakat olaylar geçmiş, şimdi ve gelecek olarak devam ediyor. Zaman sürekli bir ileri bir geri sarıyor fakat öyle ustaca bağlanmış ki bölümler arasında kopukluk olmadan su gibi akıp gidiyor.
Kitabın sonunda bir intihar bu kadar gösterişsiz anlatılıp, nasıl bu kadar etkileyici olabilir diye soruyorsunuz kendinize.

Her ne kadar Başak’ın neden intihar edildiğinden bahsedilmese de anladım. Anladım ve kitabı çok sevdim.
136 syf.
·9/10
Barış Bıçakçı, eserlerinde genellikle insanların dokunmaktan, temas etmekten çekindiği yerlerine ulaşabilmekte ustalaşmış bir yazar. Sıradan anları dahi, anlatımıyla görkemli bir hale dönüştürebiliyor.
136 syf.
·Beğendi·7/10
Yazarın ilginç ve sakin bir tarzı, duru bir anlatımı var. Keyifle okunabilecek bir eser. Okumanızı tavsiye ediyorum. Edebiyat dünyamız yeni bir yazar kazanmış olabilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750505850
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Bir şey sunulmuştu bana, bir hediye, bir meyve. Ama ben o meyveden tadamadım, gök erik gibi kaldı avcumda dünya. Şimdi ben uykusuzum, yalınayağım, kendimle meşgulüm. Kapımın önünde boş peynir tenekeleri, yağmur suyu biriktiriyorum. Kendi kendime, sanatçı tecrübe edinemeyen insandır, diyorum, bu dünyada hiçbir tecrübesi olmayan insandır ama şimdi sen karala bunun üstünü, yırt sen bunu, olmadı çünkü, olmadı işte. Nafile."
Bir intiharın çevresinde, insanlar...
O kızın intiharıyla birbirlerine yaklaşan... 
Kendi içlerine ve geçmişe dalan... 
Onu kaybetmenin acısıyla başka sevdiklerine eğilen... 
Nasıl da mühimdir aşk sakarlıkları, sevgi ihmalleri; nasıl hayat kurtarır eşin-dostun bakım, onarımı... 
Barış Bıçakçı'dan, yine usul usul edebiyat.

"Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adam akıllı gözden geçirmeniz gerekir."
-Semih Gümüş-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.136 okur

  • Ebrustaynbooks
  • Ahmet Yuce
  • Gökhan Alkan
  • ntasdogen
  • Selin BİNALİ
  • Merve
  • Fatmanur Bekar
  • Hilal Bildik
  • Meursault
  • “Bazen Kitap Okuyorum”

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.9
13-17 Yaş
%0.8
18-24 Yaş
%29.7
25-34 Yaş
%44.5
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.2 (54)
9
%17.2 (51)
8
%28 (83)
7
%21.3 (63)
6
%9.8 (29)
5
%3.7 (11)
4
%0.7 (2)
3
%0.3 (1)
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)