Kitap
Bir Tereddüdün Romanı

Bir Tereddüdün Romanı

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.1
1.007 Kişi
3.761
Okunma
930
Beğeni
20,2bin
Gösterim
200 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 5 sa. 40 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Ötüken Neşriyat · Ocak 2020 · Karton kapak · 9789754370263
Diğer baskılar
Bir Tereddüdün Romanı
Bir Tereddüdün Romanı
Yazarın kendine has, orijinal üslubuyla okuyucuyu psikolojik bir maceraya sürüklediği bir başka romanı. "Mualla kendisine çok tavsiye edilen bu kitabı okumakta hâlâ tereddüt ediyordu. Yapraklarını çevirdi. 'Beni yalnız bırakmayınız!' diye başlıyan bir sahifenin yukarısından ortalarına doğru gözleri, satırların basamaklarını ikişer üçer altıyarak aşağıya kadar inmişti. Bir kaç yerde hep aynı cümle: 'Beni yalnız bırakmayınız!"... (Kitap'tan)
3 mağazanın 3 ürününün ortalama fiyatı: ₺13,33
8.1
10 üzerinden
1.007 Puan · 186 İnceleme
Zeynep Merve
Bir Tereddüdün Romanı'ı inceledi.
200 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Tereddüt kelimesi lügatımda dahi yokken bir tereddütün romanında buldum kendimi. Benim bu etkileyici kitapla tanışmam tam da bu cümleyi kurduğum dönemde oldu. Akıldaki ve kalpteki şüpheler, acabalar, birtakım kararlar ve vazgeçişler.. İnsan zihni koca bir karmaşadan ibaret. Tüm bu karmaşa duygulara, fiillere ve kararlara yansıyor. Gün içinde ve uzun vadede yaşadıklarımız tüm bu karmaşayla birleşince, insan, netlikten uzak, gelgitli bir hayatın içinde buluyor kendini. Kendi karmaşa ve belirsizliklerine en yakınındakileri de sürüklüyor. Belki de bu yüzden etrafımız kırık kalplerle ve umutsuz insanlarla doludur kim bilir. 200 sayfadan oluşan bu ince ama içi dopdolu olan kitap işte tam da insanın bu haleti ruhiyesinden bahsediyor. Benim için “En” diyebileceğim romanlar listesinde yerini aldı. Şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.
Bir Tereddüdün Romanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
Melike
Bir Tereddüdün Romanı'ı inceledi.
200 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
….bak şu hançerin üstüne. Üzerinde İtalyanca bir cümle: Entrero in un cuore! manası nedir biliyor musun? ‘’Bir kalbe gireceğim!’’ demek ve bu senin kalbin. (Sayfa 179) bu diyaloğa cevaben youtu.be/ZWwtLPtQLHw şunu bırakayım da 179' dan sonra nasıl bir kafayla okuduğum anlaşılsın :D artık ciddileşebilirim ;) --------------------------------------------------------------------- Vildan bipolardır. Mualla hislidir, mantıklıdır, haklıdır. Muharrir ikisini de kandırmıştır. Ne ret, ne kabul: Tereddüt Üç ana karakter, roman içinde roman, geniş anlamda metnin merkezini oluşturan diğer bir metin: Çıplakları Giydirmek, Pirandello. Karşımıza kendi gibi bir yazar karakteri çıkaran Peyami Safa, yazarın genel geçer yaşantısını, yazdıklarında kendi yaşamının etkisinin fazlaca görüldüğünü, bize ama bilhassa da Mualla’ya hissettirir. Yazar başlı başına bir tereddüt yumağı iken Mualla’nın da ondan altta kalır yanı yoktur. Tüm roman boyunca yer yer yok sayılsa da hiç bahsi açılmasa da bizler biliriz ki Mualla yoksa bile tereddütleri sayfalar arasındaki boşluklarda dolaşmaktadır. Safa’nın oldukça iyi bildiği, çevirilerini Fransızca’dan okuduğu bir İtalyan oyunu olan Çıplakları Giydirmek karakterleri, kendi yarattığı tereddütlü karakterlerine güzel bir gömlek olmuştur. İki kitap arasında köprü olan en önemli karakter de kesinlikle Vildan’dır. Vildan kitabı okumuş, yazarın o metinden almak istediklerinin bilincinde olan bir kadındır. Tüm roman boyunca bu kitaptan alıntılar yapar ve sorular sorar. Bir tereddüdün romanı bir bağlamda Vildan’ın anlattıklarıyla Çıplakları Giydirmek adlı oyunu iyi anlayabilmek üzere yazılmıştır. Nereden geldiği nereye gittiği belli olmayan, istediği şeyin ne olduğunu kendi bile kestiremeyen bu kadın, yazarın sevgilisi mi, bir yabancı mı, sıradan ya da önemli biri mi? Bizlerin de kafasına böylesi sorularla tereddütler eker ve devam! Çevir sayfaları. Vildan duygu değişimlerini iki uçta keskince yaşar. Bipolar bozukluğun izlerini görmeme sebep de bu uç değişikliklerdir. Vildan mutluyken tam mutludur, öyle ki yazar da Vildan’ın bu mutluluğuna bulaşır ancak bu mutluluk, histerik nöbetler eşliğinde kesilir, ağlama krizleri, tikler ve anlamsız bir yığın kelime yığınıyla tekrarlayarak devam eder. Vildan’ın bohem havasına bu çok yakışan özellikler, her konuda tereddüleri olan yazarımızı bu kadına sizce yaklaştırır mı yoksa kaçması için yeterli sebeplere mi dönüşür? Her roman, içten dışa doğru ister istemez bir sarmal şeklinde yazılır. Bunda yazarın kasıtlı amacı, duyguları, içgüdüleri ya da roman kahramanlarının tavırları etkilidir. Peyami Safa, Vildan ve Mualla gibi iki karakteri karşımıza koyarken kasıtlı bir takım amaçlar güder. Yaşam içinde aldığımız her karar birer ihtimalin sonucudur. Çeşitli süzgeçlerden geçer ve biz posasından mı yoksa süzekten hızla geçmiş olandan mı yana tercih hakkımızı kullanacağımıza karar veririz. Önü sonu yok, iyi-kötü, doğru ya da yanlış fark etmeksizin bir kararın sonucunu yaşarız. Mualla; bu kararlarımızın çekirdek aşamasıdır. Yola çıkmadan önümüze serdiğimiz tüm ihtimallerdir. Üzülmemek için en doğruyu bulmaya, en iyiyi yaşama şansını yakalamaya olan çabamızdır. Çok sıkıntılıdır. Hiçbir kesinliği olmayan şeyler üzerinde kesinlik arar. Yorulur, bunalır. Her şeyi didik didik eder. Başlamadan başlamalı mı yoksa yola çıkmadan bitirmeli mi bilmek ister. Garantici yanımızdır. Riskli işlerimizde yanı başımızdadır. Vildan; ilk aşamayı geçirdikten sonra aldığımız sonucun hayatımıza yön verme şeklidir. Yaşadıklarımıza vereceğimiz tüm tepkilerimizi içerir. Mutlu olabiliriz ama bu yetmez çok çok mutlu olmak isteriz. Dibe vurduğumuzda daha kötü nelerin olacağını düşünürüz. İhtimallerimiz artık daha çetrefillidir. Bir kere yola çıkmışızdır, yaşadıklarımız bir silgi ile silinemez, unutulamaz artık. Etkisine odaklanmış ve yeni bir karar vermişizdir. Vildan tüm kararlarımızın dibi boylamış halidir. O artık dönüşü olmayan bir yola sokmuştur tüm kararlarını, düzeltemez, düzelsin istemez. Muharrir; adını roman boyunca bilmediğimiz bu adam iki taraf arasında sürekli gelgitler yaşar. Sular durulduğunda hiçbir şey olmamış gibi, olayların akışına bırakılmış halinin sonucunu yaşayan sahile vuracak yanımız, belki enkazımız belki de yeniden dünyaya bağışlanmış olanımızdır. Bir nebze ikinci şansımız, boş vermişliğimizdir. Muharririn sakinliği ve dinginliği, Vildan’ın bohem tereddütleri, Mualla’nın mantığına oturmayan, bir roman sayfasından kişi analizi yapma mecburiyetine düşen bu halleri arasında gelgitlerle ilerleriz. Bu tereddütlerin bir sonu var mı ki? Tereddüt etmeden okuyunuz efendim :)
Bir Tereddüdün Romanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
15
145
Zeynep K.
Bir Tereddüdün Romanı'ı inceledi.
200 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
NE RET NE KABUL: TEREDDÜT!
Esenlikler, bir kitap inceleme denemesi ile karşınızdayım. Şüphesiz edebiyatımızda psikolojik tahlilleri en iyi yapabilen usta kalemlerden biri Peyami Safa. Hepimizin hayatından belli bir kesitin romanı olduğunu düşünüyorum. Tereddüt etmiyor muyuz? En çok bildiklerimize, tanıdıklarımıza, güvendiklerimize, inandıklarımıza. Ya öyle değilse? Çık bakalım çıkabilirsen işlerin içinden. Safa, gerek fikir adamı olarak gerekse yazar olarak kendimi bildim bileli ilgimi ve dikkatimi çekmiştir. Büyüklerimiz teşbihte hata olmaz demişler, ben Safa’yı matruşkaya benzetirim. Açıldıkça açılır, keşfetmeye, şaşırtmaya doyurmaz adeta. İlk olarak kendisinin ismini önemli Serveti Fünun şairlerinden Tevfik Fikret koymuştur, İsmail Hami’ye göre babası tarafından (İsmail Safa) soyu Fatih’in hocası Akşemseddin’e kadar dayanmaktadır. Safa’nın hastalığını bilmeyen yoktur, hastalıklar onu sadece çocukluk döneminde değil ömrü boyunca da peşini bırakmamıştır. Hayatının büyük bir bölümünü hastanelerde geçiren Safa’dan için Ayhan Songar’ın dediğine göre tıp alanında birçok doktoru aşan birikim, tecrübe ve uzmanlık kazanmıştır. Yoğunlukla gençliğine kadar hastalıklarla boğuştuğu için sistemli bir eğitim görmemesine karşın tıp, pedagoji, psikoloji, felsefe alanlarında kendini geliştirerek, tüm öğrendiklerini harmanlayarak bizlere bu şekilde enfes eserler verebilmiştir. Edebiyat alanında pek çok kişiyle kalem kavgasına girmiştir ve düşüncelerini söylemekten ise pek geri durmamıştır, belki de geri durmadığı için bu kadar kişiyle kalem kavgasına girmiştir. Bu kişilere örnek verecek olursak, benim bildiklerim: Cenap Şehabettin, Nfk, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Nurullah Ataç, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Çetin Altan ve niceleri. Gerek Nfk ile ev arkadaşlığı derecesindeki yakınlığı olsun gerekse ünlü eseri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu Nazım Hikmet’e ithaf edecek seviyesindeki dostluğu olsun, bunlar ve daha niceleri benim için bir şaşırma sebebidir. Onun eserlerini ve hakkında yazılan eserlerin hepsini, şayet yazgımda ecel yoksa, okumak istiyorum. Ve şunu söylemeden de edemeyeceğim, maalesef günümüze kadar onun eserleri hep kalem kavgalarının gölgesinde kaldığı için hak ettiği değeri göremedi. Bugün ise bu durumun tam zıddının olması beni hoşnut etmektedir, bir iade-i itibar söz konusudur. Onun eserlerini beğenmeyen, çok nadir insan gördüm. Bu durum dahi onun eserlerinin kalitesinin kanıtıdır bir nevi. Esere gelecek olursak yaklaşık iki yıldır okumayı erteliyordum, kendimi hazır hissetmiyordum bir türlü, adının da büyük etkisi vardı bu kararı vermemde :) Zaten gün geçtikçe kararsızlaşıyorken şu tereddütlü hâllerimde bir de bu kitabı okumak garip geliyordu. Ancak kitaba kendi isteğimle başlamadığımı söylesem kimse inanmaz .d Şuur dışı bir hareketle, okuduğum diğer kitabın yavaş ilerlemesinden bunalmış olmalıyım ki, kitaba başlamış olarak buldum kendimi. Nasip dedim farkına varınca. Kitabın teması Peyami Safa’nın eserlerini daha önce okumuşsanız aşina olduğunuz dönemin düşüncelerini, hastalığı, metceziri, tereddüdü yansıtmakta. 1. Dünya Savaşı’nın sonrasında, mütareke dönemlerinde, yaşanılan hayat, insanların köklerinden, geçmişlerinden kopması… Farklı yaşam tarzlarına savrulması, alkole, uyuşturucu maddelere, kötü alışkanlıklara düşülmesini başarılı bir şekilde işlemiş. Aydınlarımızın inançlarında, ideolojilerinde, yaşam biçimlerinde, evliliğe bakış açılarında her alanda ruh buhranlarını aktarmış. Daha öncesinde alışık olmadığımız bir yolla kaleme alınmış bir yapıt. Eser, Mualla Hanım’ın hastalıkla boğuşan, ölümün kıyısındaki adamın hikayesini anlatan “Bir Adamın Hayatı” kitabını okumasıyla başlar. Inception filmi şeklinde rüya içinde rüya gibi bu eser de roman içinde roman şeklinde ilerliyor. Başta alışık olmadığım için çok az zorlansam da meseleyi kavrayınca güzel bir şekilde akmaya başladı. Muharrir, Mualla ve Vildan arasında kitap ilerliyor. Kitapta sık sık vurgulanan kelimelerden birisi de bohem. Peki bohem ne demek? Bohem, yarınını düşünmeden gününü gün eden tasasız, derbeder bir yaşayışı olan edebiyat ve sanat çevresindeki kimse veya topluluk. (NND Sözlük ve Kubbealtı sözlüğe göre) Avrupa’da 19. Ve 20. Yüzyıllarda edebiyat ve sanat çevrelerinde ortaya çıkan bu tip kişilerin yansıması doğal olarak Türkiye’de de olmuştur. Belli bir dönem Safa’nın da içerisinde bulunduğu topluluğu anlatmıştır. Söylemeyi unutuyordum, gerek onun da bir dönem içerisinde bulunduğu topluluğu anlatması, gerekse ismini bilmediğimiz erkek karakterin bir müddet hastalıkla boğuşup sonraları ilaçlarla kendini düzende tutmaya çalışması( #112130090 ) ek olarak kitapta geçen şu sözler #111307376 bu kitabın otobiyografik roman olduğunun kanıtıdır. Bundan ötürüdür ki, bol bol göndermeli diziler olur da yapılacak olan göndermeyi kaçırmamak için dikkatlice izlersiniz. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu romanı da aynı şekildeydi. Toplumsal fikirleri, mesajları, çok güzel bir şekilde adeta eritip eserleriyle bütünleşmiş bir hâlde önümüze sunuyor. Kitabı okuyacak olan okurlara önerim, dalgınsanız kafanız dolu ise bir müddet ertelemeniz. Ben pek kafam boşken okumadığım için biraz bundan ötürü biraz da bazı cümlelerin uzunluğundan ve odaklanma gerektiren cümlelerinden dolayı cümle başlarına tekrar dönmek zorunda kaldım. Bunu fark edince kitabı elime bir iki gün almadıktan sonra meraktan daha fazla dayanamadım. Ancak buna rağmen keyifli, altını çizmelere doyamadığım bir eser oldu. Kelimelerin piri Safa, kitapta o kadar etkileyici sözler yerleştirmişti ki kendimden çok şey buldum. Tereddüt etmeden öneririm, siz de tereddüt etmeyiniz lütfen. Bir başka kitap incelemesi denemesinde görüşmek üzere, tam da şu günlerde esen kalın!
Bir Tereddüdün Romanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
80
Tuğba
Bir Tereddüdün Romanı'ı inceledi.
200 syf.
·
6 günde
·
9/10 puan
Yıkılıyor, her şey yıkılıyor!
“Dinle. Hayatımda ben bunu çok hissettim. Hemen bütün kitaplarım yalnız bu cümleyi izah etmek içindir. ‘Tereddüt!’ diye bağırıyorsun. Dinle ve sükûnetle düşün. Kim tereddüt ediyor?” Böyle söylüyor ismiyle bütünleşmiş bu muazzam eserinde Üstad. Kitaplarında ele aldığı şüphe ve çelişki hakkında düşündürürken yine insan ruhunun derinliklerine iniyor. Evlilikten aşka, ölümden yaşama kadar hemen her alandaki tereddütleri, tevekkül ve teslimiyeti, hissettiği ve hissettiğimiz ne varsa yüzümüze vuruyor. Peyami Safa, bir insanın üç adımlık mesafedeki pencereyi kapatmasının bile bir romanın konusu olabileceğini söyler. Eserde bu düşüncesini bir bakıma doğruluyor. Olay yoğunluğunun az olduğu 200 sayfa boyunca üstad; sıradan herhangi bir durumu öyle güzel ifade ediyor, anlatılan olayın içine sizi öyle sokuyor ki büyük bir edebi zevkle çeviriyorsunuz sayfaları. Hikaye içinde başka bir hikaye daha barındıran eser boyunca adı söylenmeyen bir yazarın yaşadığı gösterişli ve başıboş hayatın sonunda, evlilik düşüncesini titizlikle düşünmeye başlaması ele alınıyor. Bu süreçte karşısına Mualla isminde geleneksel şekilde yetişmiş, okumayı seven bir genç kız çıkar. Aynı zamanda yazarın bir okuru da olan Mualla düşünceleriyle yazarın ilgisini çekerek, evlenmeye dair bakış açısını da değiştirir. Ancak bu sırada yazarın geçmişinden gelen bir hanım olan Vildan’ın ortaya çıkması, olayın seyrinde bazı değişliklere yol açacaktır. Eser, her ne kadar evlilik teması üzerinden ilerlese de; bütün olarak ele aldığımızda aslında yaptığımız bütün işlerdeki tereddütlerimizi anlattığını görebiliriz. Hayatın olağan akışı içerisinde bocalayıp yönünü bulamayan insanın; düşünsel anlamda kendini var ya da yok etmesi, ölmek ya da yaşamak tercihi, gelenekselle modern arasındaki gelgitleri, kültürel kodlar ve bu kodların bireyin yaşamında sebep olduğu çelişkiler irdeleniyor. Yazar bütün bunların sebebini Dünya Savaşı sonrası yorgunluğa bağlıyor. İnsanın ruhunda yaşanan karmaşayı pek dışavurmadığını, belirsizliklerle dolu bir zihinle, inanmakla inkâr etmek arasında bir bilinçle, isyan etmekle boyun eğmek arasında kalmış şekilde yaşamaya çalıştığını vurguluyor. Eser, Peyami Safa’nın karakteristik bütün eserlerinde olduğu gibi yoğun ruh tahlilleri ve psikolojik gözlemlerle dolu. Ancak tabiki üstad sadece ruh tahlilleri ve teşbihlerle dolu kuru bir eser ortaya koymuyor, beraberinde vermek istediği düşünceleri de serpiştiriyor karakterlerin diyalogları arasına. Her karakterle yalnız farklı bir insan değil, farklı bir hayat tarzı ve felsefesi çiziyor. Karakterlerin birbiriyle uyumu, aslında uyumsuzluğuyla yine bir denge sağlıyor. Kişiler üzerinden dengesizlikler ve çeşitli ruh hallerini anlatırken toplumun içinde bulunduğu kültür buhranını da çok başarılı bir şekilde ele alıyor. Okuduğumuzda fark ediyoruz ki kitabın yazıldığı yıllardan bu yana, toplum 'izm' lerin ağında buhranlar yaşamış. Kendinden ve kendini var eden kültürel özelliklerden uzaklamış. Peyami Safa'nın; daha o zamanlar toplumun daha uzun yıllar yaşayacağı problemleri kendine özgü tarzıyla anlatması, onun iyi bir yazar olduğu kadar devrinin büyük bir aydını olduğunu da gösteriyor. Peyami Safa, gerçekten çok özel bir insan ve edebiyatımız için gurur duyulması gereken bir değer. Her türlü övgüyü hak ediyor. Bilgi birikimi, düşünce tarzı, dili, üslubu, insanın iç dünyasını ele alışındaki ustalığı beni kendisine hayran bırakıyor. Onu okumaktan büyük keyif alıyorum. Keşke daha fazla yazsaydı da bitirme kaygısı olmadan okuyabilseydik eserlerini. Bu eseri de benim gibi Peyami Safa severler için bir klasik niteliği taşıyor. Hemen her sayfasında altı çizilecek, tekrar tekrar okunacak cümleler var. Dilini belki biraz ağır bulabilirsiniz ancak başladıktan sonra derin ve olağanüstü anlatımıyla bunun sizi hiç de zorlamadığını fark edeceksiniz. Betimlemeler içinde kendinizi kaybedecek, bir solukta bitireceksiniz. Keyifli okumalar dilerim.
Bir Tereddüdün Romanı
OKUYACAKLARIMA EKLE
19