Bir Tereddüdün RomanıPeyami Safa

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.122
Gösterim
Adı:
Bir Tereddüdün Romanı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
200
ISBN:
9789754370263
Kitabın türü:
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yazarın kendine has, orijinal üslubuyla okuyucuyu psikolojik bir maceraya sürüklediği bir başka romanı.

"Mualla kendisine çok tavsiye edilen bu kitabı okumakta hâlâ tereddüt ediyordu. Yapraklarını çevirdi. 'Beni yalnız bırakmayınız!' diye başlıyan bir sahifenin yukarısından ortalarına doğru gözleri, satırların basamaklarını ikişer üçer altıyarak aşağıya kadar inmişti. Bir kaç yerde hep aynı cümle: 'Beni yalnız bırakmayınız!"...
(Kitap'tan)
İlkokula giderken abimden bir hikaye duymuştum hakkında. Peyami Safa tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım Avrupa'da gezerken bir yabancı cüzdanını düşürür.
O da cüzdanı alır sahibine iade eder. Bu davranıştan çok etkilenen yabancı şöyle der: İngiliz misiniz? hayır der yazarımız. Peki Fransız mısınız? yine hayır der yazarımız. Söze girer ve der ki ben Türk'üm. ''Bir Türk şerefi için yaşar.'' der ve oradan ayrılır. Bu asil davranış beni gerçekten çok etkilemişti.

Kitabımıza gelince yazarımız güzel kitaplar yazan bir edebiyatçıdır. Bu özelliği sayesinde bir çok kadını etkilemiştir. Fakat ketum yapısıyla onları kendinden soğutmuş ve uzaklaştırmıştır.

Romanın kahramanı, sanırım bu kitabı ikizler burcundayken yazmış olmalı. Kararsız, şüpheci ve ne istediğini bilmeyen bir karakter yapısı nedeniyle kötü bir intiba uyandırıyor hayatına giren kadınlarda.
Kelime Aşçısı Peyami Safa...

Peyami Safa hatıramda hep bu şekilde alegori edecek. Safa, insanın hiç farkında olmadığı ama herkesin yaşadığı durumları tıpkı bir aşçı edasıyla büyük bir maharetle, ince ince, santim santim, gram gram yedirir sayfalarına... Öyle ki o kelimeler ne eksik ne fazla... Yazar kurnazlığından koşar adım kaçar kitaplarında... "Fazla söze gerek yok benim özümde" der Usta. Benimsediği yazarları korkmadan defalarca dile getirir ve çağdaşının ağır eleştirilerini göze alarak büyük bir cesaretle "bizler <geçmişin> kumbaralarındaki birikenleriz" demektedir. Benzemekten korkmaz... Tahlil derseniz tinsel Laboranttır Safa. Alegoriyi yaşarsınız ve bir bakarsınız karakterler odanıza girmiştir. Sessizce sigarasını yakmış ve sizi izliyordur. Yolda, çarşıda, pazarda, okulda hep sizi takip eder. Sanat' ın bütün acımasız yönlerinin farkında olan bir yazarı okumak bana yarınlara kalabilmenin meşakatliğini hatırlatır hep...

İyi okumalar...

Benzer kitaplar

  • Çocukluk
    8.0/10 (133 Oy)109 beğeni528 okunma126 alıntı5.096 gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.5/10 (250 Oy)202 beğeni659 okunma390 alıntı4.527 gösterim
  • Mahur Beste
    8.4/10 (90 Oy)91 beğeni374 okunma140 alıntı5.200 gösterim
  • Yeşil Gece
    7.8/10 (101 Oy)94 beğeni485 okunma102 alıntı3.761 gösterim
  • Damga
    8.2/10 (102 Oy)102 beğeni510 okunma31 alıntı2.725 gösterim
  • Jurnal Cilt 1
    8.9/10 (147 Oy)173 beğeni424 okunma959 alıntı5.837 gösterim
  • Lüzumsuz Adam
    7.8/10 (237 Oy)203 beğeni758 okunma145 alıntı5.611 gösterim
  • Beş Şehir
    7.7/10 (249 Oy)251 beğeni965 okunma258 alıntı8.353 gösterim
  • Mor Salkımlı Ev
    7.7/10 (114 Oy)105 beğeni487 okunma86 alıntı4.720 gösterim
  • Don Kişot
    8.0/10 (195 Oy)140 beğeni1.243 okunma4 alıntı5.587 gösterim
….bak şu hançerin üstüne.
Üzerinde İtalyanca bir cümle: Entrero in un cuore!
manası nedir biliyor musun? ‘’Bir kalbe gireceğim!’’ demek
ve bu senin kalbin. (Sayfa 179)
bu diyaloğa cevaben https://youtu.be/ZWwtLPtQLHw şunu bırakayım da 179' dan sonra nasıl bir kafayla okuduğum anlaşılsın :D

artık ciddileşebilirim ;)
---------------------------------------------------------------------

Vildan bipolardır.
Mualla hislidir, mantıklıdır, haklıdır.
Muharrir ikisini de kandırmıştır.

Ne ret, ne kabul: Tereddüt

Üç ana karakter, roman içinde roman, geniş anlamda metnin merkezini oluşturan diğer bir metin: Çıplakları Giydirmek, Pirandello.

Karşımıza kendi gibi bir yazar karakteri çıkaran Peyami Safa, yazarın genel geçer yaşantısını, yazdıklarında kendi yaşamının etkisinin fazlaca görüldüğünü, bize ama bilhassa da Mualla’ya hissettirir. Yazar başlı başına bir tereddüt yumağı iken Mualla’nın da ondan altta kalır yanı yoktur. Tüm roman boyunca yer yer yok sayılsa da hiç bahsi açılmasa da bizler biliriz ki Mualla yoksa bile tereddütleri sayfalar arasındaki boşluklarda dolaşmaktadır.

Safa’nın oldukça iyi bildiği, çevirilerini Fransızca’dan okuduğu bir İtalyan oyunu olan Çıplakları Giydirmek karakterleri, kendi yarattığı tereddütlü karakterlerine güzel bir gömlek olmuştur. İki kitap arasında köprü olan en önemli karakter de kesinlikle Vildan’dır. Vildan kitabı okumuş, yazarın o metinden almak istediklerinin bilincinde olan bir kadındır. Tüm roman boyunca bu kitaptan alıntılar yapar ve sorular sorar. Bir tereddüdün romanı bir bağlamda Vildan’ın anlattıklarıyla Çıplakları Giydirmek adlı oyunu iyi anlayabilmek üzere yazılmıştır.

Nereden geldiği nereye gittiği belli olmayan, istediği şeyin ne olduğunu kendi bile kestiremeyen bu kadın, yazarın sevgilisi mi, bir yabancı mı, sıradan ya da önemli biri mi? Bizlerin de kafasına böylesi sorularla tereddütler eker ve devam! Çevir sayfaları.
Vildan duygu değişimlerini iki uçta keskince yaşar. Bipolar bozukluğun izlerini görmeme sebep de bu uç değişikliklerdir. Vildan mutluyken tam mutludur, öyle ki yazar da Vildan’ın bu mutluluğuna bulaşır ancak bu mutluluk, histerik nöbetler eşliğinde kesilir, ağlama krizleri, tikler ve anlamsız bir yığın kelime yığınıyla tekrarlayarak devam eder. Vildan’ın bohem havasına bu çok yakışan özellikler, her konuda tereddüleri olan yazarımızı bu kadına sizce yaklaştırır mı yoksa kaçması için yeterli sebeplere mi dönüşür?

Her roman, içten dışa doğru ister istemez bir sarmal şeklinde yazılır. Bunda yazarın kasıtlı amacı, duyguları, içgüdüleri ya da roman kahramanlarının tavırları etkilidir. Peyami Safa, Vildan ve Mualla gibi iki karakteri karşımıza koyarken kasıtlı bir takım amaçlar güder. Yaşam içinde aldığımız her karar birer ihtimalin sonucudur. Çeşitli süzgeçlerden geçer ve biz posasından mı yoksa süzekten hızla geçmiş olandan mı yana tercih hakkımızı kullanacağımıza karar veririz. Önü sonu yok, iyi-kötü, doğru ya da yanlış fark etmeksizin bir kararın sonucunu yaşarız.

Mualla; bu kararlarımızın çekirdek aşamasıdır. Yola çıkmadan önümüze serdiğimiz tüm ihtimallerdir. Üzülmemek için en doğruyu bulmaya, en iyiyi yaşama şansını yakalamaya olan çabamızdır. Çok sıkıntılıdır. Hiçbir kesinliği olmayan şeyler üzerinde kesinlik arar. Yorulur, bunalır. Her şeyi didik didik eder. Başlamadan başlamalı mı yoksa yola çıkmadan bitirmeli mi bilmek ister. Garantici yanımızdır. Riskli işlerimizde yanı başımızdadır.

Vildan; ilk aşamayı geçirdikten sonra aldığımız sonucun hayatımıza yön verme şeklidir. Yaşadıklarımıza vereceğimiz tüm tepkilerimizi içerir. Mutlu olabiliriz ama bu yetmez çok çok mutlu olmak isteriz. Dibe vurduğumuzda daha kötü nelerin olacağını düşünürüz. İhtimallerimiz artık daha çetrefillidir. Bir kere yola çıkmışızdır, yaşadıklarımız bir silgi ile silinemez, unutulamaz artık. Etkisine odaklanmış ve yeni bir karar vermişizdir. Vildan tüm kararlarımızın dibi boylamış halidir. O artık dönüşü olmayan bir yola sokmuştur tüm kararlarını, düzeltemez, düzelsin istemez.

Muharrir; adını roman boyunca bilmediğimiz bu adam iki taraf arasında sürekli gelgitler yaşar. Sular durulduğunda hiçbir şey olmamış gibi, olayların akışına bırakılmış halinin sonucunu yaşayan sahile vuracak yanımız, belki enkazımız belki de yeniden dünyaya bağışlanmış olanımızdır. Bir nebze ikinci şansımız, boş vermişliğimizdir.

Muharririn sakinliği ve dinginliği, Vildan’ın bohem tereddütleri, Mualla’nın mantığına oturmayan, bir roman sayfasından kişi analizi yapma mecburiyetine düşen bu halleri arasında gelgitlerle ilerleriz.

Bu tereddütlerin bir sonu var mı ki?

Tereddüt etmeden okuyunuz efendim :)
Tereddüd...
Kararsızlık, duraksama, ikirciklik... Tek bir kelime ama mânâsı yoğun. Bir o kadar da haz etmediğim bir durum. Pek çoğumuz hayatta karşılaştığımız kimi olaylara ne tepki vereceğimiz konusunda ilk anda tereddüde kapılmış, daha sonra iyi veya kötü bir karara varmışızdır. Hatta bu incelemeyi okuma noktasında bile 'Zaman kaybı mı acaba?' diyerek tereddüd etmiş olabilirsiniz, canınız sağ olsun. :) Fakat pek azımız derin bir mânâya sahip bu kelimenin ya da durumun üzerine düşünmüşüzdür. Aslında sebep olduğu sonuçlar bakımından ne kadar büyük bir öneme sahip tereddüd hâli. Zîra olaylar karşısında tereddüde kapıldığımız anlar genellikle hayatımızın akışını etkileyen zamanlardır. Bir karar vermemiz gerekiyordur ve bu kararı verdikten sonra hayatımız en iyi ihtimalle ya güzel bir yönde akmaya devam edecek ya da içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır.

Bir insan hayal edin; hayatı boyunca pek çok konuda kendini yetiştirmiş fakat bilgilerini sağlam bir temele oturtamamış, rüzgârın önündeki bir yaprak gibi sürekli bir o tarafa bir bu tarafa savrulmuş; bugün ak dediğine yarın kara deyip ertesi gün bambaşka bir şey söylemiş belirsizliklerle dolu bir adam... Bahsettiğimiz bu insan Peyami Safa'nın ta kendisi ne yazık ki. Amacım yazarı karalamak değil, aksine çok severim, sadece eseri anlayabilmek adına ruh tahlilini yapmaya çalışıyorum. Zîra Yazar, pek çok eserinde olduğu gibi Bir Tereddüd'ün Romanı'nda da kendini sunmuştur bizlere. Tereddüdlerle dolu, sağlam bir zemine oturtulamayan belirsiz bir yaşamı yani...

Mualla ve Muharrir romanımızın ana kahramanlarıdır. Daha doğrusu tereddüd tahtının iki ayrı sahibi. Genelde Muharrir'in Vildan ile mi yoksa Mualla ile mi evleneceğine karar vermekte yaşadığı tereddüdün romana konu edildiği söylenir fakat bana kalırsa konuyu bu şekilde özetlemek esere haksızlık olur. Zîra baştan ayağa kadar tereddüd boyasına bulanmış bir Muharrir vardır karşımızda. Sırf evlilik konusunda değil attığı her adımda, yaptığı her harekette, fikirlerinde tereddüde düşer kahramanımız. Onun için hayatta hiçbir şey net değildir ve hep bir ruhsal bunalım içindedir. Mualla'ya gelince bilgili, görgülü, asil bir aileye mensuptur; muharrir kadar olmasa da o da bazı anlarda derin tereddüdler yaşar. Ve kader tereddüd zemininde bu iki insanı buluşturur. Tereddüdlerle başlayan eser, ismine yakışır bir biçimde bir tereddüd hâliyle de son bulur. Okuyucuya eserin son kısmını yaratma imkânı verilmiştir bir anlamda.

Tereddüd etme hâli üzerine böylesine yoğun bir roman yazılabileceğini hayal etmezdim doğrusu. Eseri okurken kimi zaman muharrir, kimi zaman Mualla ve Vildan'mışım gibi tereddüd hâlinin yoğunluğunu kendi içimde hissettim. Peyami Safa'nın psikolojik tahlil noktasında kaleminin gücünü fazlasıyla hissettiren bir eser. O kadar çok satırın altını çizdim ve tekrar tekrar okudum ki, her seferinde cümlelerde daha derin bir yön keşfettim. Toplumsal konularda aktardığı fikirler son derece faydalı ve etkileyici. Esere dair ne söylesem ne yazsam eksik kalacak. Kitabı okumak konusunda tereddüd etmeyin derim. :) Yaşadığınız tereddüdlerin sizi daha iyi bir yere taşıması ümidiyle...
Peyami Safa'nın okuduğum ilk kitabı bu. Başlangıçta bir başka kitap karşılıyor sizi. Nedeni bilmiyorum ama çok heyecanlandım. Neden daha önce bu yazarın kitaplarını okumadım dedim. Büyük bir aç gözlülükle internetten set fiyatlarına baktım. Sonra kendimi sakinleştirip okumanın tadını çıkarmaya çalıştım( Tabi yolculuk esnasında internetin çekmemesi de blr etkendi:)
Anlatımdan etkilenmemek elde değildi. Cümleler; akıcı, büyüleyici ve çekici... Ben yeni kelimeler keşfetmeyi severim, hemen unutsamda. Ancak bir yerden sonra bu bir işkenceye döndü çünkü bulunduğum yer itibariyle internet çekmiyordu. Artık akışına bıraktım ve bazılarının derin duygularından nispetimi alamadım.
Ama en komik olan şey, kitabın sonuna sözlük koymuşlar ve ben bunu kitap bitince fark ettim. Tabletten okumanın zararları...
Kitapta konuşmaların arkasındaki felsefik ve psikolojik çıkarımlar çok güzeldi. Okuduğum popüler kitapların ne kadar sığ olduğunu birkez daha fark ettim. Ama bu kitaplara da ihtiyacımız var bazen gerçektende bu dünyadan soyutlayacak uyuşturucular lazım.
Kitap net bir şekilde tereddütü ortaya koyuyor. Pembe masallar gibi sonuç çıkarmadan ortaya koyuyor. 'İster nasibini al diyor istersen senin için bir iki hikaye var yetin zaten bir daha bana ilişmezsin' tarzında.
Kitabı okurken arkasını da görebiliyorsunuz. Bazen Oscar Wilde bazen diğer yazarlardan(benim gibi unutkan bir insan bir isim söyleyebilmiş en azından) nameler var.
Okuduğum için mutluyum...
Bayanlar ve baylar, Tereddüt Kulübü’ne hoş geldiniz. Tereddüt Kulübü’nün ilk kuralı, Tereddüt Kulübü hakkında konuşmamaktır. Tereddüt Kulübü’nün ikinci kuralı, Tereddüt Kulübü hakkında KONUŞMAMAKTIR! Tereddüt kulübünün üçüncü kuralı biri “pes” diye bağırır, vazgeçtim der ya da buhran geçirirse tereddüt sona erer. Dördüncü kural, bir tereddütte yalnızca iki kişi tereddüt eder. Beşinci kural her seferde tek bir tereddüt gerçekleşir. Altıncı kural, kalbi ve duyguları kullanmak yok. Yedinci kural, tereddüt ne kadar sürmesi gerekiyorsa o kadar sürer. Sekizinci ve son kural, eğer bu Tereddüt Kulübü’nde ilk gecenizse, tereddüt etmek zorundasınız.

(İşbu inceleme romanın bende uyandırdığı çağrışımlar üzerinedir. İçerik ve yazar hakkında daha detaylı bilgi almak isteyen arkadaşlar körpüden önce son çıkış olarak şu incelemelere başvurabilirler. #28788822 #29739904 Yok ya hu, ne çıkışı ben merak ettim diyenlere ise keyifli okumalar.:))

Peyami Safa’yla Dövüş Kulübü tadında bir romana merhaba, bugün size "Tereddüt Suyuyla Terbiye Edilmiş Gelgit Marineli Roman" tarifi vereceğim:

Malzemeler:
1 adet Serseri Boy bir yazar
1 adet Tereddüdella Mualla (Bir gece önceden tereddüt suyuna yatırılmış olacak)
1 adet Vildan Singer (Az Marla’laşmış olacak)
1 adet İtalyan hançeri (İtalyan hançeri olacak çünkü diğer hançerlerde aynı lezzeti yakalayamayabilirsiniz.)

Terbiye için:
Tereddüt suyu, gelgit çeşnisi, yalan tohumu, bir tutam yedibahar hissiyat, bol kafa bulucu şeyler

Üzeri için:
Bohem diyaloglar dizisi

İşte başlıyoruz.

Efendim öncelikle Serseri Boy yazarımızı serkeş hayatın gölgesinden sıyırarak içini evlilik düşüncesiyle yıkıyoruz. Serseri boy yazarımızla bir gece önceden tereddüt suyunda bekletilmiş Tereddüdella Mualla’mızı genişçe bir kapta birleştirip üzerleri pembeleşinceye kadar tereddüt ettiriyoruz. Tereddüt ettirdikten sonra, bunları ayrı tabaklara koyarak soğumalarını bekliyoruz. Ardından, Az Marla edilmiş Vildan Singer’ımızı alıp içine yalan tohumlarını yerleştiriyoruz. Üzerine bolca gelgit çeşnimizden sürerek her bir hücresine eşit miktarda yayılmasını sağlıyoruz. Tereddütle sote ettiğimiz Serseri Boy yazarımızı iyice soğuduğundan emin olduktan sonra, Vildan Singer’ımızla aynı kaba alıp üzerlerine 2 yazar kaşığı yedibahar hissiyat, bolca kafa bulucu ‘şey’ler ekleyip bunları iyice karıştırıyoruz. Ardından genişçe bir tepsiye yayarak fırına veriyor, yaklaşık 100 sayfa kadar pişiriyoruz. İyice kendinden geçtiklerinden emin olmak için hançerimizi kalplerine saplayıp bir kontrol ediyoruz. Hançerimiz temiz çıkıyorsa pişmiş demektir. Efendim birbirleriyle marine edilmiş Serseri boy yazarımız ve Az Marlalanmış Vildan Singer’ımızı fırından çıkardıktan sonra dumanı üzerindeyken dilimleyerek servis tabağımıza alıyoruz. (Burada dumanlıyken dilimlemeniz çok mühim çünkü soğuğunca kafaları dağılıyor. Duman önemli.) Yine yanına daha önceden pembeleşinceye kadar tereddüt ettirdiğimiz Mualla’mızı alıyoruz. Üzerlerine bolca bohem diyaloglar dizisi serpiştirerek servise hazır hale getiriyoruz.

Bir an önce tadına bakmanız dileğiyle. Afiyet olsun efendim.
Kitap isminin hakkını fazlasıyla veriyor. Derin psikolojik tahlillerin olduğunu söyleyebilirim. Evlilik teması üzerinden gitsede aslında bir bütün olarak baktığımızda hayatımızdaki bütün işlerdeki kararsızlığımızı, çekingenliğimizi anlatıyor. Kitap içinde kitap var ve adeta onu yaşıyorsunuz.

Spoiler içerebilir.

Mualla'nın okumaya başladığı bir kitap ve yazarından etkilenip onunla tanışması. Sonrasında o yazarın hayatı üzerinden ilerleyen bir konu var. Yazarın hayatındaki kararsızlıkların kendisini ve çevresindekileri nasıl etkilediğini açık bir şekilde görüyorsunuz. Yazarın Vildan ile olan ilişkileri ise başlı başına ayrı bir kitap olur. Benim için tek muallakta kalan durum Mualla'ya ne oldu? Eminim kitabı okuyup bitirince sizinde aklınızda böyle bir soru belirecektir.
''Zekanın en sivri noktası şüphe ve tereddüttür.''

Peyami Safa kitabı okuyorsanız büyük duygu değişimlerine, yoğun depresifliğe hazırlıklı olmalısınız. Bir Tereddütün Romanı'nda yine kendi hayatına yakın şeylerden bahsetmiş. O hastalık ve sonrası dönemi korkusunu öyle bir yansıtmış ki, kitap boyunca ''acaba hasta ne yaptı?'' diye düşündürdü.

Ben psikolojik tahlil ve tasvirler açısından üst seviye buldum kitabı. Çok güzel bir anlatımı var. Kafanızda canlanıyor. Özellikle Vildan Hanım; gerçek bir karakter gibi, konuşma şekli bile oturdu kafamda. Tek düşündüğüm Mualla Hanım'ı neden muallakta bıraktı?

Kitap boyunca acabalar, gerçek mi değil mi? Şark mı garb mı? tereddütlerinde gidip geliyorsunuz. Ama yer yer sizi de o karamsarlığa çekiyor. Bu kadarı da olacak artık. ^^
Kitapta bir yazarın iki kadın arasındaki tereddüdünden bahsediyor kısaca. Kitap bu iki kadından biri olan Mualla'nın yazarın kitabını okuması daha doğrusu okuyamaması ile başlıyor. Kitabın 3'te 1'i böyle geçiyor ve ben romanın içindeki romanı daha çok sevdim burada. Sonra yazar ve Mualla karşılaşıyor, tam roman bir kalıba girdi derken Mualla çekiliyor romandan Vildan'la geçiyor romanın ikinci kısmı. Yani ben olay örgüsü olarak pek sevmedim ama zaten olay yok ki pek kitapta, yazarın daha önce okuduğum Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabı gibi psikolojik bir durum hikayesi gibi roman. Hatta bu kitapta da hasta olduğu bir zamanı anlattığı bölüm var, hemen aklınıza Dokuzuncu Hariciye Koğuşu geliyor ve bir o kadar da başarılı, o rahatsızlığı hissediyorsunuz. Romandaki durum, duygu ise inançsız, hedefsiz, amaçsız bir hayat tarzının insanı sürekli tereddüdlere ve buhranlara sürüklüyor olması.
Peyami Safa'nın romandaki yazarla kendisinden de bahsettiği söylenir. Yazar tereddüdlerle kafasını bozmuş, emin olduğu bir şey yok ve bu kararsızlıklarıyla hem kendi hayatına hem de çevresindeki insanların hayatına zarar veren biri.
Kitabın başlangıcını çok beğendim ben ama sonra derin psikolojik tahliller, ağır muhabbetler biraz sıkmaya başladı, sonlara doğru ise kitap biraz toparlıyor kendini. Sonuç itibariyle bu tarz kitaplar zordur zaten, öyle sağda solda, otobüste, adliyede falan okumamak lazım, üzerine düşüp okumak lazım.
Mualla ve Vildan...
İki farklı kadın, iki farklı dünya. Fakat dikkatli bakacak olursak eğer, aslında birbirlerine ne kadar çok benzediklerini görebiliriz. Birbirlerine, birbirimize benziyoruz. Ama Vildan'ın (ya da adı herneyse) dediği gibi, her fotoğrafında değişirken insanlar, ne kadar benzeyebilir önce kendisine sonra bir başkasına? Öte yandan insan değiştiği anlar ölçüsünde de birbirine benzemez mi? Hangimizin dünü ve bugünü yarına çıkmaz? Hangimizin dün yaşadıkları bugünkü bizi dünden farklı kılmaz?
Tereddüte mi düştünüz? Öyleyse yazarın dünyasına hoş geldiniz!

Kitap, iki büyük dünya savaşının arasında, tahrip olan insanlığın gölgesinde yazılmış. Bu sebeple bu kadar güncel, bu sebeple bu kadar gönlümüze dokunuyor bu kitap.
Bizi ruhani tereddütlerimizin küçük bir bebek olduğu döneme götürüyor. Diğer bir deyişle örümcek ağı örülmüş hatıralarımızın üzerini silip süpürüyor.

Yazar toplumsal endişelerini bas bas bağırıyor her sayfada. Vildan'a, kendisine, herkese meydan okuyor. Meydan okuyor değişen dünyaya. Benzer endişeler taşıyan Zweig'ın intiharı da böylesi bir meydan okuma işte.
Sonuç olarak, eğer kendinizle yüzleşmekten korkmuyorsanız; izin verin Peyami Safa size ayna tutsun.
Muayyen ve müphem tereddütler geçiren Mualla, Vildan, Yazar ve romandaki romanın içindeki hasta. Hayattan tereddüt ölüme; ölümden tereddüt hayata bağlıyor karakterleri. Roman bocalayışlarla, hezeyanlarla, medcezirlerle ve en önemlisi tereddütlerle dolu. Arada bir gelen ümit daima şüphe ile mukabele görüyor. Bütün bunlara rağmen Yazar ehl-i hal'den ve şuuru uyandırmaya memur. Aslında bu romandaki hisler, serzenişler bizim kendi buhranlarımız ve bu buhranlardan kurtulmak tereddüt etmeye ve bu tereddütden kurtulmaya bağlı. Okurken mütereddit olunuz ama mütereddit kalmayınız...
Bir kere kitabın ismini çok beğendim ve kapak tasarımı da çok hoş. Peyami Safa'nın karakterler üzerinde yaptığı psikolojik ve ruhsal tahliller diğer kitaplarında olduğu gibi mevcut. En azından Yalnızız romanında da öyleydi. İnsanlığın bir çok konuda tereddütler yaşadığını çarpıcı örneklerle ifade etmekle birlikte, kadınla erkeğin evlilik konusunda yaşadığı tereddüttü gözler önüne seriyor. Kurguda çok ilginç, kitap içinde kitap ve kitap içinde bir piyesten bölümler, kitapta yazar karakterinin yine kitaptaki okuyucusuna bir kitabında yer alan dükkânları ve eğlence yerlerini buraları hatırladın mı diye göstermesi unutamadığım bölümlerdendi. Birde anlamanı bilmediğiniz kelimeler için kitabın sonunda kelimeler bölümü var ki benim gibi kitabın sonuna gelince görmeyin diye yazıyorum. Yoksa sözlük kullanmak zorunda kalırsınız:)
kitap okumak bir sanattır; belki de yazmak kadar güç bir sanat.
Peyami Safa
Sayfa 24 - Ötüken Neşriyat - 29. Basım
Yüzüme çirkin bir kinle baktı:
- Sus! dedi.
- Rüyanda ki hareketlerini uyanıkken tekrar ediyor ve
gülünç oluyorsun
Peyami Safa
Sayfa 178 - ötüken neşriyat
Kitap. Nasıl diyeyim... İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı, ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi?
Sen kendini zeki zannedersin.
Fakat ameli hayatta hiç bir şey değilsin.
Feci surette safsın.
Peyami Safa
Sayfa 164 - ötüken neşriyat
"Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum."
Peyami Safa
Sayfa 47 - Ötüken Neşriyat

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Tereddüdün Romanı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
200
ISBN:
9789754370263
Kitabın türü:
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yazarın kendine has, orijinal üslubuyla okuyucuyu psikolojik bir maceraya sürüklediği bir başka romanı.

"Mualla kendisine çok tavsiye edilen bu kitabı okumakta hâlâ tereddüt ediyordu. Yapraklarını çevirdi. 'Beni yalnız bırakmayınız!' diye başlıyan bir sahifenin yukarısından ortalarına doğru gözleri, satırların basamaklarını ikişer üçer altıyarak aşağıya kadar inmişti. Bir kaç yerde hep aynı cümle: 'Beni yalnız bırakmayınız!"...
(Kitap'tan)

Kitabı okuyanlar 618 okur

  • Kitap Odası
  • Dilşah Dinçer
  • canan bayraktar
  • Rabia
  • Ayfer
  • Ohhliza
  • Emir Suskun
  • Havva
  • Eda Gülberk
  • Hüseyin Ersöz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%6.2
18-24 Yaş
%24.9
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%19.4
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.6
Erkek
%39.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (42)
9
%21.2 (38)
8
%25.1 (45)
7
%17.9 (32)
6
%4.5 (8)
5
%5 (9)
4
%0.6 (1)
3
%0.6 (1)
2
%1.1 (2)
1
%0.6 (1)

Kitabın sıralamaları