Bir Tereddüdün Romanı

·
Okunma
·
Beğeni
·
13196
Gösterim
Adı:
Bir Tereddüdün Romanı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370263
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yazarın kendine has, orijinal üslubuyla okuyucuyu psikolojik bir maceraya sürüklediği bir başka romanı.

"Mualla kendisine çok tavsiye edilen bu kitabı okumakta hâlâ tereddüt ediyordu. Yapraklarını çevirdi. 'Beni yalnız bırakmayınız!' diye başlıyan bir sahifenin yukarısından ortalarına doğru gözleri, satırların basamaklarını ikişer üçer altıyarak aşağıya kadar inmişti. Bir kaç yerde hep aynı cümle: 'Beni yalnız bırakmayınız!"...
(Kitap'tan)
200 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
….bak şu hançerin üstüne.
Üzerinde İtalyanca bir cümle: Entrero in un cuore!
manası nedir biliyor musun? ‘’Bir kalbe gireceğim!’’ demek
ve bu senin kalbin. (Sayfa 179)
bu diyaloğa cevaben https://youtu.be/ZWwtLPtQLHw şunu bırakayım da 179' dan sonra nasıl bir kafayla okuduğum anlaşılsın :D

artık ciddileşebilirim ;)
---------------------------------------------------------------------

Vildan bipolardır.
Mualla hislidir, mantıklıdır, haklıdır.
Muharrir ikisini de kandırmıştır.

Ne ret, ne kabul: Tereddüt

Üç ana karakter, roman içinde roman, geniş anlamda metnin merkezini oluşturan diğer bir metin: Çıplakları Giydirmek, Pirandello.

Karşımıza kendi gibi bir yazar karakteri çıkaran Peyami Safa, yazarın genel geçer yaşantısını, yazdıklarında kendi yaşamının etkisinin fazlaca görüldüğünü, bize ama bilhassa da Mualla’ya hissettirir. Yazar başlı başına bir tereddüt yumağı iken Mualla’nın da ondan altta kalır yanı yoktur. Tüm roman boyunca yer yer yok sayılsa da hiç bahsi açılmasa da bizler biliriz ki Mualla yoksa bile tereddütleri sayfalar arasındaki boşluklarda dolaşmaktadır.

Safa’nın oldukça iyi bildiği, çevirilerini Fransızca’dan okuduğu bir İtalyan oyunu olan Çıplakları Giydirmek karakterleri, kendi yarattığı tereddütlü karakterlerine güzel bir gömlek olmuştur. İki kitap arasında köprü olan en önemli karakter de kesinlikle Vildan’dır. Vildan kitabı okumuş, yazarın o metinden almak istediklerinin bilincinde olan bir kadındır. Tüm roman boyunca bu kitaptan alıntılar yapar ve sorular sorar. Bir tereddüdün romanı bir bağlamda Vildan’ın anlattıklarıyla Çıplakları Giydirmek adlı oyunu iyi anlayabilmek üzere yazılmıştır.

Nereden geldiği nereye gittiği belli olmayan, istediği şeyin ne olduğunu kendi bile kestiremeyen bu kadın, yazarın sevgilisi mi, bir yabancı mı, sıradan ya da önemli biri mi? Bizlerin de kafasına böylesi sorularla tereddütler eker ve devam! Çevir sayfaları.
Vildan duygu değişimlerini iki uçta keskince yaşar. Bipolar bozukluğun izlerini görmeme sebep de bu uç değişikliklerdir. Vildan mutluyken tam mutludur, öyle ki yazar da Vildan’ın bu mutluluğuna bulaşır ancak bu mutluluk, histerik nöbetler eşliğinde kesilir, ağlama krizleri, tikler ve anlamsız bir yığın kelime yığınıyla tekrarlayarak devam eder. Vildan’ın bohem havasına bu çok yakışan özellikler, her konuda tereddüleri olan yazarımızı bu kadına sizce yaklaştırır mı yoksa kaçması için yeterli sebeplere mi dönüşür?

Her roman, içten dışa doğru ister istemez bir sarmal şeklinde yazılır. Bunda yazarın kasıtlı amacı, duyguları, içgüdüleri ya da roman kahramanlarının tavırları etkilidir. Peyami Safa, Vildan ve Mualla gibi iki karakteri karşımıza koyarken kasıtlı bir takım amaçlar güder. Yaşam içinde aldığımız her karar birer ihtimalin sonucudur. Çeşitli süzgeçlerden geçer ve biz posasından mı yoksa süzekten hızla geçmiş olandan mı yana tercih hakkımızı kullanacağımıza karar veririz. Önü sonu yok, iyi-kötü, doğru ya da yanlış fark etmeksizin bir kararın sonucunu yaşarız.

Mualla; bu kararlarımızın çekirdek aşamasıdır. Yola çıkmadan önümüze serdiğimiz tüm ihtimallerdir. Üzülmemek için en doğruyu bulmaya, en iyiyi yaşama şansını yakalamaya olan çabamızdır. Çok sıkıntılıdır. Hiçbir kesinliği olmayan şeyler üzerinde kesinlik arar. Yorulur, bunalır. Her şeyi didik didik eder. Başlamadan başlamalı mı yoksa yola çıkmadan bitirmeli mi bilmek ister. Garantici yanımızdır. Riskli işlerimizde yanı başımızdadır.

Vildan; ilk aşamayı geçirdikten sonra aldığımız sonucun hayatımıza yön verme şeklidir. Yaşadıklarımıza vereceğimiz tüm tepkilerimizi içerir. Mutlu olabiliriz ama bu yetmez çok çok mutlu olmak isteriz. Dibe vurduğumuzda daha kötü nelerin olacağını düşünürüz. İhtimallerimiz artık daha çetrefillidir. Bir kere yola çıkmışızdır, yaşadıklarımız bir silgi ile silinemez, unutulamaz artık. Etkisine odaklanmış ve yeni bir karar vermişizdir. Vildan tüm kararlarımızın dibi boylamış halidir. O artık dönüşü olmayan bir yola sokmuştur tüm kararlarını, düzeltemez, düzelsin istemez.

Muharrir; adını roman boyunca bilmediğimiz bu adam iki taraf arasında sürekli gelgitler yaşar. Sular durulduğunda hiçbir şey olmamış gibi, olayların akışına bırakılmış halinin sonucunu yaşayan sahile vuracak yanımız, belki enkazımız belki de yeniden dünyaya bağışlanmış olanımızdır. Bir nebze ikinci şansımız, boş vermişliğimizdir.

Muharririn sakinliği ve dinginliği, Vildan’ın bohem tereddütleri, Mualla’nın mantığına oturmayan, bir roman sayfasından kişi analizi yapma mecburiyetine düşen bu halleri arasında gelgitlerle ilerleriz.

Bu tereddütlerin bir sonu var mı ki?

Tereddüt etmeden okuyunuz efendim :)
200 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kelime Aşçısı Peyami Safa...

Peyami Safa hatıramda hep bu şekilde alegori edecek. Safa, insanın hiç farkında olmadığı ama herkesin yaşadığı durumları tıpkı bir aşçı edasıyla büyük bir maharetle, ince ince, santim santim, gram gram yedirir sayfalarına... Öyle ki o kelimeler ne eksik ne fazla... Yazar kurnazlığından koşar adım kaçar kitaplarında... "Fazla söze gerek yok benim özümde" der Usta. Benimsediği yazarları korkmadan defalarca dile getirir ve çağdaşının ağır eleştirilerini göze alarak büyük bir cesaretle "bizler <geçmişin> kumbaralarındaki birikenleriz" demektedir. Benzemekten korkmaz... Tahlil derseniz tinsel Laboranttır Safa. Alegoriyi yaşarsınız ve bir bakarsınız karakterler odanıza girmiştir. Sessizce sigarasını yakmış ve sizi izliyordur. Yolda, çarşıda, pazarda, okulda hep sizi takip eder. Sanat' ın bütün acımasız yönlerinin farkında olan bir yazarı okumak bana yarınlara kalabilmenin meşakatliğini hatırlatır hep...

İyi okumalar...
200 syf.
·5 günde·9/10
Tereddüd...
Kararsızlık, duraksama, ikirciklik... Tek bir kelime ama mânâsı yoğun. Bir o kadar da haz etmediğim bir durum. Pek çoğumuz hayatta karşılaştığımız kimi olaylara ne tepki vereceğimiz konusunda ilk anda tereddüde kapılmış, daha sonra iyi veya kötü bir karara varmışızdır. Hatta bu incelemeyi okuma noktasında bile 'Zaman kaybı mı acaba?' diyerek tereddüd etmiş olabilirsiniz, canınız sağ olsun. :) Fakat pek azımız derin bir mânâya sahip bu kelimenin ya da durumun üzerine düşünmüşüzdür. Aslında sebep olduğu sonuçlar bakımından ne kadar büyük bir öneme sahip tereddüd hâli. Zîra olaylar karşısında tereddüde kapıldığımız anlar genellikle hayatımızın akışını etkileyen zamanlardır. Bir karar vermemiz gerekiyordur ve bu kararı verdikten sonra hayatımız en iyi ihtimalle ya güzel bir yönde akmaya devam edecek ya da içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır.

Bir insan hayal edin; hayatı boyunca pek çok konuda kendini yetiştirmiş fakat bilgilerini sağlam bir temele oturtamamış, rüzgârın önündeki bir yaprak gibi sürekli bir o tarafa bir bu tarafa savrulmuş; bugün ak dediğine yarın kara deyip ertesi gün bambaşka bir şey söylemiş belirsizliklerle dolu bir adam... Bahsettiğimiz bu insan Peyami Safa'nın ta kendisi ne yazık ki. Amacım yazarı karalamak değil, aksine çok severim, sadece eseri anlayabilmek adına ruh tahlilini yapmaya çalışıyorum. Zîra Yazar, pek çok eserinde olduğu gibi Bir Tereddüd'ün Romanı'nda da kendini sunmuştur bizlere. Tereddüdlerle dolu, sağlam bir zemine oturtulamayan belirsiz bir yaşamı yani...

Mualla ve Muharrir romanımızın ana kahramanlarıdır. Daha doğrusu tereddüd tahtının iki ayrı sahibi. Genelde Muharrir'in Vildan ile mi yoksa Mualla ile mi evleneceğine karar vermekte yaşadığı tereddüdün romana konu edildiği söylenir fakat bana kalırsa konuyu bu şekilde özetlemek esere haksızlık olur. Zîra baştan ayağa kadar tereddüd boyasına bulanmış bir Muharrir vardır karşımızda. Sırf evlilik konusunda değil attığı her adımda, yaptığı her harekette, fikirlerinde tereddüde düşer kahramanımız. Onun için hayatta hiçbir şey net değildir ve hep bir ruhsal bunalım içindedir. Mualla'ya gelince bilgili, görgülü, asil bir aileye mensuptur; muharrir kadar olmasa da o da bazı anlarda derin tereddüdler yaşar. Ve kader tereddüd zemininde bu iki insanı buluşturur. Tereddüdlerle başlayan eser, ismine yakışır bir biçimde bir tereddüd hâliyle de son bulur. Okuyucuya eserin son kısmını yaratma imkânı verilmiştir bir anlamda.

Tereddüd etme hâli üzerine böylesine yoğun bir roman yazılabileceğini hayal etmezdim doğrusu. Eseri okurken kimi zaman muharrir, kimi zaman Mualla ve Vildan'mışım gibi tereddüd hâlinin yoğunluğunu kendi içimde hissettim. Peyami Safa'nın psikolojik tahlil noktasında kaleminin gücünü fazlasıyla hissettiren bir eser. O kadar çok satırın altını çizdim ve tekrar tekrar okudum ki, her seferinde cümlelerde daha derin bir yön keşfettim. Toplumsal konularda aktardığı fikirler son derece faydalı ve etkileyici. Esere dair ne söylesem ne yazsam eksik kalacak. Kitabı okumak konusunda tereddüd etmeyin derim. :) Yaşadığınız tereddüdlerin sizi daha iyi bir yere taşıması ümidiyle...
200 syf.
·Beğendi·8/10
İlkokula giderken abimden bir hikaye duymuştum hakkında. Peyami Safa tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım Avrupa'da gezerken bir yabancı cüzdanını düşürür.
O da cüzdanı alır sahibine iade eder. Bu davranıştan çok etkilenen yabancı şöyle der: İngiliz misiniz? hayır der yazarımız. Peki Fransız mısınız? yine hayır der yazarımız. Söze girer ve der ki ben Türk'üm. ''Bir Türk şerefi için yaşar.'' der ve oradan ayrılır. Bu asil davranış beni gerçekten çok etkilemişti.

Kitabımıza gelince yazarımız güzel kitaplar yazan bir edebiyatçıdır. Bu özelliği sayesinde bir çok kadını etkilemiştir. Fakat ketum yapısıyla onları kendinden soğutmuş ve uzaklaştırmıştır.

Romanın kahramanı, sanırım bu kitabı ikizler burcundayken yazmış olmalı. Kararsız, şüpheci ve ne istediğini bilmeyen bir karakter yapısı nedeniyle kötü bir intiba uyandırıyor hayatına giren kadınlarda.
200 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Peyami Safa'nın okuduğum ilk kitabı bu. Başlangıçta bir başka kitap karşılıyor sizi. Nedeni bilmiyorum ama çok heyecanlandım. Neden daha önce bu yazarın kitaplarını okumadım dedim. Büyük bir aç gözlülükle internetten set fiyatlarına baktım. Sonra kendimi sakinleştirip okumanın tadını çıkarmaya çalıştım( Tabi yolculuk esnasında internetin çekmemesi de blr etkendi:)
Anlatımdan etkilenmemek elde değildi. Cümleler; akıcı, büyüleyici ve çekici... Ben yeni kelimeler keşfetmeyi severim, hemen unutsamda. Ancak bir yerden sonra bu bir işkenceye döndü çünkü bulunduğum yer itibariyle internet çekmiyordu. Artık akışına bıraktım ve bazılarının derin duygularından nispetimi alamadım.
Ama en komik olan şey, kitabın sonuna sözlük koymuşlar ve ben bunu kitap bitince fark ettim. Tabletten okumanın zararları...
Kitapta konuşmaların arkasındaki felsefik ve psikolojik çıkarımlar çok güzeldi. Okuduğum popüler kitapların ne kadar sığ olduğunu birkez daha fark ettim. Ama bu kitaplara da ihtiyacımız var bazen gerçektende bu dünyadan soyutlayacak uyuşturucular lazım.
Kitap net bir şekilde tereddütü ortaya koyuyor. Pembe masallar gibi sonuç çıkarmadan ortaya koyuyor. 'İster nasibini al diyor istersen senin için bir iki hikaye var yetin zaten bir daha bana ilişmezsin' tarzında.
Kitabı okurken arkasını da görebiliyorsunuz. Bazen Oscar Wilde bazen diğer yazarlardan(benim gibi unutkan bir insan bir isim söyleyebilmiş en azından) nameler var.
Okuduğum için mutluyum...
200 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Herkesin okuması gereken bir eserdi zaten Peyami Safa Türk edebiyatında en önemli roman yazarı diyebilirim belki de. Tasvirler betimlemeler ayrıca eski Türkçe kullanılan kelimeler insana gerçekten çok şey katıyor...
200 syf.
·3 günde·8/10
Kitap isminin hakkını fazlasıyla veriyor. Derin psikolojik tahlillerin olduğunu söyleyebilirim. Evlilik teması üzerinden gitsede aslında bir bütün olarak baktığımızda hayatımızdaki bütün işlerdeki kararsızlığımızı, çekingenliğimizi anlatıyor. Kitap içinde kitap var ve adeta onu yaşıyorsunuz.

Spoiler içerebilir.

Mualla'nın okumaya başladığı bir kitap ve yazarından etkilenip onunla tanışması. Sonrasında o yazarın hayatı üzerinden ilerleyen bir konu var. Yazarın hayatındaki kararsızlıkların kendisini ve çevresindekileri nasıl etkilediğini açık bir şekilde görüyorsunuz. Yazarın Vildan ile olan ilişkileri ise başlı başına ayrı bir kitap olur. Benim için tek muallakta kalan durum Mualla'ya ne oldu? Eminim kitabı okuyup bitirince sizinde aklınızda böyle bir soru belirecektir.
200 syf.
·9/10
Kitapta geçen "Beni yalnız bırakmayınız!" sözü fazlasıyla ilgimi çekti ve bir de baktım ki, kitabı yalnız bırakamadım ve kitapta yaşananlara ortak olmaya başladım. O kadar ilgi çekici geldi ki, neredeyse bütün günümü bu kitaba verdim. Bu cümlelerimden anlaşılacağı üzere; başlangıcı fazlasıyla içine alan ve ilgi çeken bir kitap.

"İnception" nasıl rüya içinde rüyaysa, bu da kitap içinde kitap. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bu kitap, bir tereddüt romanı. O kadar tereddüt içinde bırakıyor ki yazar, düşünmeye başlıyorsunuz hayat hakkında. Yazarın entelektüel birikimi ortada, ki bunu yazdığı denemelerden rahatlıkla anlaşabilir. Belirli aralıklarla da o deneme üslubunu kitabına taşıyor.

Özgün bir üslup söz konusu, ki klişeye kaçan ve bayat bir hikaye olma durumu olsaydı, muhtemelen okumayı keserdim ya da daha uzun sürede okurdum. Ağır bir dil var ama bu da okumaya engel değil. Ağır kelimeler bile konunun bütünlüğü ile ne olduğu çıkarılabilir.

Hani filmlerde esas konu ortalarda başlar ya, ya da dizilerde sezonun orta bölümlerinde açılmaya başlar, işte bu kitap da ortalarda açılıyor ve o açılış ile birlikte düşünmeye başlanıyor. Karakterlerin içindeki tereddüt, kaderlerini belirliyor. Tereddütlerden kaçamamak da, kaderlerimizin değişimine dahil.

Acaba her yazar, kitaplarında kendi hayatlarından izler bırakır mı? Aslında kitabın bunu sorgulatması çok iyiydi. Belki de okuduğumuz birçok kitap, yazarın kendi hayatından kesitlerdir. Kendi hayatlarından olmasa da, başka hayatlardan esintilerin olması da bir gerçekliktir ve bu da gerçekliklerin etkileyici olmasını sağlamaktadır.

Belirtgeç: Bu kitap, 1933'de basılmıştır ve Peyami Safa, bu kitap basıldığında 34 yaşındadır. O dönemin yaşantısını da yansıtmaktadır.

Süprizbozan: Kitapta bahsi geçen baş karakterin, yani muharririn gerçek ismi hiç geçmiyor. Bu kitap, Peyami Safa'nın otobiyografik bir eseri olarak geçmektedir. Kendi yaşamından esintiler görmekteyiz, aynı yazarın kitabında kendi hayatındaki bir iz olduğunu ima etmesi gibi. Kitabı etkileyici kılan ve boşluk bıraktıran da, benim gözümde bu izler.
200 syf.
·5 günde·9/10
Aslında bu kitaba inceleme yazmakta tereddüt ettim lakin okumak isteyen ve merak eden okurları tereddütte bırakmamak için yazmaya karar verdim.
İlk kez bir kitaba başladığımda devam edip etmemek konusunda tereddüt ettim, nedense bende negatif bir izlenim bıraktı. Kitabı elime bir aldım bir bıraktım aynı roman kahramanlarımızdan Mualla hanım gibi.
Sayfa bakımından bir iki günde bitirebileceğim bir kitaptı lakin okumaya başladığımda yaşadığım terddütler beni oyaladı. (150. sayfadan sonra uçuşa geçtim :) tereddüt kelimesi adeta dilime pelesenk oldu lütfen mazur görünüz).

Gelelim romanımıza ya da romanlarımıza...
Roman içinde roman, yoğun psikolojik tahliller ve tereddüt. Muharrir, romanının sonlarına doğru özet mahiyetinde şu cümleyi kullanmış, “Bu, bütün bir harp sonu neslinin romanı” (s.192)
Takdir edersiniz ki böyle bir döneme tanık olmuş insanların psikolojilerini tahlil etmek büyük bir meziyet ister. Sayın Peyami Safa bu konuda gerçekten çok başarılı ve bu da kitabı ayrıcalıklı kılmaya yetiyor.

Yazarın da dediği gibi “İnsan tereddüt ederse belki serçe parmağını bile kımıldatamaz” (s.64) O yüzden tereddüt etmeden okuyunuz. Keyifli okumalar.
200 syf.
·Puan vermedi
Ayşe Şasa gibi dönemin buhranlarını ziyadesiyle hisseden biri Peyami Safa. 'Romancı olarak beni besleyen iki büyük yazar var. Onlara sonsuz borçluyum. Birisi Marcel Proust diğeri Dostoyevski.' diyen de o. Bu kitabında ise hem dönemini çok iyi kavradığı, hem de bunu yansıtırken Dostoyevski'den ilham aldığı bariz belli oluyor.

Bu roman adı gibi bir tereddüdün romanı.
Kitabın ilk cümlesi bile Mualla'nın elinde tuttuğu, kendisine çok tavsiye edilen kitabı okumaya tereddüt etmesiyle başlıyor.
Ama elbette bu kadar küçük tereddütler değil, ana fikir.
Okurken bir muharririn evlenme teklif ettiği kadının tereddüdünü, bu teklife verilecek cevabı beklerken geçen dönemin dile gelişini okuduğumuzu düşünsek de Peyami Safa bize şu sözleriyle itiraz ediyor hemen;
'Dinle ve sükunetle düşün. Kim tereddüt ediyor? Şüphe yok ki içinde en kuvvetli unsur olarak tereddüt bulunan bir hikaye var.. Fakat tereddüt eden kim? Mualla hanım mı? Bu, hadiseyi basite irca etmek olur. Hakikatte sen de tereddüt ediyorsun; Roma ile İstanbul arasında, hile ile samimiyet arasında, ölümle hayat arasında tereddüt ediyorsun. Sonra ben ve benim olduğum zümre de tereddüt içindeyiz..'
Yani P.Safa bir tereddüdü değil döneminin buhranlarını, içsel hesaplaşmaları, I. Dünya Savaşı'ndan sonraki toplumun adeta tüm tereddüt ve bunalımlarını dile getiriyor. Zamanın inanç ve inkar - değerler çatışmasını ve bunlarla insanın içine düştüğü şüpheleri, tereddütleri bir muharririn düşünce ve sözleriyle, hayatıyla dile getiriyor. Kitabın olay örgüsüne ince ince işliyor.

Eminim her okuyucu, sadece Peyami Safa mı tereddüt içinde olan, 1918'lerin insanı mı? Ya bizim tereddütlerimiz, bocalamalarımız diye kendisini düşünmekten alıkoyamamıştır.

Romana devam edersek bu bahiste yazar bütün bütün şüpheye karşı değil elbette, onun fikirleri keskinleştirdiğinden emin, hatta zekanın doruğu olduğuna işaret ediyor. Ama pratik alanda ölümden başka bir şey değildir diye alnından vurmayı da ihmal etmiyor.
Bu şüphe ve tereddütlerle insanların sarsıntıya uğrayan inançları kadar, başka kavramları da sorguluyor. Mesela; 'Bırakalım bu muhtelif yerlerde ve hiçbir sabit manası olmayan burjuva kelimesini....' deyip konuya keskin girişler yaparak burjuvaziyi de,
'Kadının ebediyeti zekasında değildir....' diye feministleri biraz kızdırır cinsten gibi gözüken haykırışlarla kadının rolünü de, bohemliği de evliliği de sorguluyor, tek tek ele alıyor.

Ama ümitvar P.Safa. Karakterlerine rağmen, bu tereddütleri bize iliklerine kadar hissettirmesine rağmen, 'Hep şüphe. Ümitsizlik, çıkmaz. İntihar fikirleri. Hep tereddüt, tereddüt. Bu, bütün bir harp sonu neslinin romanı.' sözleriyle hali ifadesine rağmen ümitvar.
'Ona, sana ve kendime ve dünyaya bakıyorum. ''Yeni'' tahminimizin fevkinde olacaktır, bununla beraber gayet sade, beşeri, klasik. Herhalde çok samimi. Yıkılıyor, her şey yıkılıyor, diyorum. Yıkılmıyor, sallanıyor. Her şey başkalaşmak üzere, yerinde kalacak. Her şey: Aile, milliyet duygusu, beşeri alakalar, her şey.' ve sarsıntıdan sonra nelerin ayakta kalacağına da işaret ediyor.

Peki bizim tereddütlerimizden, kararsızlıklarımızdan, doğruyu seçerken geçtiğimiz şüphe çemberlerinden sonra kalan, bizi biz yapan kararlarımız nedir?
200 syf.
·3 günde·5/10
Kitabın; okumaya başladığımda gerçekten çok merak uyandırıcı bir girişi vardı. Yazarın başına gelmiş zehirlenme olayını kendi gözünden anlattığı sayfalar ürpertici ve gergin anlar yaşattı. Adeta kendim yaşadıklarını hissettim, kendi başıma gelmiş kadar oldum. Zaten Peyami Safa'nın psikolojik tahlillerini ve durum betimlemelerini oldukça başarılı bulurum.
* * *
Okumaya devam ettiğimde "tereddüt" durumunun aslında ne kadar çok hayatımızın içinde olduğunun farkına vardım. Hep bir tereddüt içinde değil miyiz zaten? Ne giyeceğim, ne yiyeceğim, ne okuyacağım diye düşünürken...
* * *
Romanın bazı bölümlerini okurken sıkıldım diyebilirim.
1edebiyat1bilim1film grubumuzun mayıs ayı kitaplarından biriydi.
"Hayattan aldığımız her zevki ona muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Tereddüdün Romanı
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370263
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Yazarın kendine has, orijinal üslubuyla okuyucuyu psikolojik bir maceraya sürüklediği bir başka romanı.

"Mualla kendisine çok tavsiye edilen bu kitabı okumakta hâlâ tereddüt ediyordu. Yapraklarını çevirdi. 'Beni yalnız bırakmayınız!' diye başlıyan bir sahifenin yukarısından ortalarına doğru gözleri, satırların basamaklarını ikişer üçer altıyarak aşağıya kadar inmişti. Bir kaç yerde hep aynı cümle: 'Beni yalnız bırakmayınız!"...
(Kitap'tan)

Kitabı okuyanlar 2.298 okur

  • Bayram Tosun
  • Fatih TOKATLI
  • ÖzlemS.
  • Berkay Güneş
  • Rabia Mete
  • Ecya
  • Sena ULUSAL
  • sustubul
  • Math Nav
  • Halil İbrahim

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.2
14-17 Yaş
%6.2
18-24 Yaş
%24.9
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%19.4
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.6
Erkek
%39.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.7 (138)
9
%20.6 (125)
8
%27.5 (167)
7
%15.7 (95)
6
%6.8 (41)
5
%4.3 (26)
4
%1 (6)
3
%0.7 (4)
2
%0.3 (2)
1
%0.5 (3)

Kitabın sıralamaları