Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?

·
Okunma
·
Beğeni
·
3519
Gösterim
Adı:
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Baskı tarihi:
19 Nisan 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751038722
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitapevi
Baskılar:
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Türkiye bir bilim ülkesi değildir. Ürettiği bilim de birkaç kişisel istisna dışında dünya ölçeğinde tamamen ihmal edilebilir düzeydedir. Türkiye’nin bu bilim fakirliği, sanayisine ve ticaretine de yansımıştır. Özgün hemen hiçbir sanayi ürünü olmayan Türkiye; ticarette de, tarımda da gariban olup; örneğin yazılım oluşturmak gibi akıl ve bilgiden başka hiçbir sermaye istemeyen, son derece kolay ve getirisi büyük bir işi dahi yapamamaktadır. Türkiye’de (askerlik hariç) hemen hiçbir konuda bir ehil insanlar sınıfı yoktur. 
 
Bu korkunç cehalet denizini yaratanların arasında yaşamaya nasıl devam edebileceğiz? Atatürk Türkiyesi çoktan tarih olmuş, 1950’den beri kırsal kökenli zır cahil politikacılar elinde Osmanlı tüm dehşetiyle hortlamıştır. Ancak eskisinden çok daha hızlı gelişen dünyada yeni Osmanlı Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu kadar yaşamayacaktır. Aklımızı başımıza alıp, dünyayı yöneten bilgiyi edinip onu üretmeyi öğrenemezsek, bizlerin nesli bu yeni Osmanlı garibesinin parçalanarak tarih olduğunu ve Ön Asya’daki Türk varlığının silindiğini görecektir. 
 
Türkiye sonu pek feci bitebilecek olan bu cehalet temelli politikalarından derhal vazgeçerek aklını başına almalıdır.
183 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Anadolu kasabasında bir kadıncağız yoldan geçerken susayan olur diye, camının önüne bir testi suyla bir bardak bırakırmış. Her normal insan gibi 'böyle insanların arttığı bir dünyada yaşamak' isteriz. Ancak Celal hoca olaya çok farklı bir açıdan bakarak düşündürecek sizi, toplumun değer yargılarının ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğunu sorgulatacak. "Kadıncağız mikrop dağıtmak için ideal bir yöntem bulmuş. Her susayanı aynı bardaktan içmeye mahkûm edeceğine, kapısına' isteyene su' diye yazsaydı iyi bir iş yapmış olurdu. Şimdi yaptığı, iyilik yapayım derken cehaletinden ötürü, kötülük yapmak olmuş." diye düşünmedi kimse. Yazar da tabii ki teyzeyi suçlamıyor bunun için ancak olayın sanıldığı kadar yüzeysel olmadığının farkına varmamızı istiyor.

Şengör aslında tam olarak bundan şikayetçi: Sorgulamadan, gerçeğini öğrenmeye çalışmadan en kısa yoldan inanmamız her şeye. Bu sitede, bu incelemeyi okuyan birçok kişi, zaten bunların bilincinde. Okuyor, soruyor, merak ediyor, araştırıyor. Hocamız da mikrobun doğasını bilmeme cehaleti için su veren kadıncağızı değil, ona bu imkanı vermeyen eğitim sistemini suçluyor.

Üniversitelerin, eskisi gibi değerli bilim insanları yerine itibarı yüksek kişilerce yönetilen ticarethanelere dönüştüğünü, Türkiye'de bilim değil; bilim kıyımı yapıldığını, dünya ülkeleri arasındaki yerimizi çok çok cesur ve biraz da mizahi bir dille anlatıyor.

Celal Şengör, kendisini televizyondaki bir programdan tanıdığım, o tatlış papyonundan vazgeçmeyen, sadece ülkemiz değil dünya için çok değerli bir bilim insanı, jeolog. Evrimle, tarihle, felsefeyle, dinlerle, bilimle ilgili pek çok makalesi bulunmaktadır. Bu kitap da seçilmiş olanların derlenmesinden oluşuyor.
Yurtdışında da tanınan ve birçok bilimsel çalışmaya imza atan Şengör, ne yazık ki bizlerce çok tanınmıyor. Ülkesini yurtdışında da bu kadar güzel temsil eden -hem de bilimsel konularda- bir profesörün kitaplarının okunması gerektiğini düşünüyorum. Sırada 'Newton Neden Türk Değildi?' var :)

Hocamızın deyimiyle, 'zır cahil' olmayın. Okuyun, okutun, merak edin, sorgulayın, araştırın, eleştirin.
176 syf.
''Bir Toplum Nasıl İntihar Eder'' kitabı Celal Şengör'ün otuz dokuz adet makalesinden oluşuyor. Bu makaleler 2003-2007 yılları arasında Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde yayınlanmış. Bilim ve bilimsel yaklaşım temeli üzerine oturtulmuş bu kitap ile Celal Şengör'ün gözlem ve tespitlerini okuyoruz yani.

Toplumumuzun 1946 yılından itibaren hem fen alanında hem de toplumsal yaşam içinde; karşılaştığı sorunları bilimsel temel ilkelerden yola çıkarak çözümleme/sonuca ulaştırma konusunda zorlanan, - hatta istisnaları ayırarak - ve sonuçta başaramayan nesillerin birbirini takip ettiğini ifade ediyor Celal Hoca... Bilimin ortaya çıkışı, bilgi çağı ile ilgili doğru ve yanlışlar; kütüphanecilik/arşivcilik ve müzeciliğin önemini onun gözünden öğreniyoruz. Bilgiye dayanan akılcı kararlar verebilen bir toplum olmadığımızdan bahsediyor sık sık. Türkiye'nin bilim fakirliğinin, sanayi ve ticarete de yansıdığını, tarımda gerileyip, hemen her alanda ehil insanlar sınıfını kaybettiğimizden dem vuruyor. Tam da bilime yakışır şekilde sorgulamamızı, düşünmemizi ve gelişmemizi istiyor. Bunu da konuları cesur bir dil ile irdeleyerek/yol gösterici olarak yapıyor.

Celal Hoca kendi tabiri ile -zır cahillere- diyor ki;
1) Gözlem yapın
2) Doğru düşünün
3) Yaratıcı olun
Bunlar bilim yapmanın şartlarıdır...

'' Bilimsel refleksi olmayan toplumlar sorunlarını kavgasız gürültüsüz çözemezler. Atatürk boşuna mı, - Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ondan başka mürşit aramak gaflettir, dalalettir - demişti? Tüm ulusuma olduğu gibi, Türkiye'de resmi ideoloji adını verdikleri düşünce kümesiyle (bu her ne ise) kavga etmek isteyenlere de en azından Atatürk'ün bu sözünü ciddiye almalarını tavsiye ederim. Bilimsel refleks gereği bu sözün içindedir; hiç ummadıkları bir zamanda ona ihtiyaçları olduğunu göreceklerdir. '' ( Sayfa 67 )

Keyifli okumalar...
189 syf.
Celal şengörün klasını konuşturarak yazdığı muhteşem bir bilimsel eser.Okudukça zevk alıyorum.Toplumun nasıl intihar edeceğini değilde,intihar eden bir toplumu anlatıyor.. herkese tavsiye ederim mutlaka okuyun...
189 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Öncelikle bu yazım, kitap incelemesi olmasından ziyade kendi cahilane görüşümle ve kitaptaki aydınlatıcı bölümlerle toplumumuzdaki bazı temel sorunları aktarıp bu sorunları nasıl aşabileceğimiz üzerine yazılmıştır. Söze başlıyorum.


Bir toplum nasıl gelişir?
Bugün Batı bizim önümüzde. Batı bizim önümüzde de biz Doğu'nun ilerisinde miyiz? Hayır. Batı'nın bu denli ilerlemesi genetik kodlarıyla ilgili olamaz. Eğer öyle olsaydı II. Dünya Savaşı'ndan sonra Doğu ve Batı Almanya olarak ikiye ayrılan Almanların her iki parçasının da güçlü olması gerekirdi. Ancak gelin görün ki Doğu Almanya'da yaşayan insanlar Batı tarafına geçmek için ölümü göze alarak Berlin Duvarını gözlerine kestirmişlerdi. Avrupa'da olmayan veya Avrupa kökenli bir halka sahip olmayan ülkeler içinde ilk olarak en büyük ekonomik gelişimi sağlamış ülke ise Japonya'dır. İşte bu Japonya neredeyse 20. yüzyıla kadar feodalite ile yönetiliyordu ve dış dünyaya da kapalıydı. Bugün Japonya'nın gücünü tartışmaya gerek yok sanıyorum. Bunları neden söylüyorum? Çünkü gelişmek için Batılı olmak gibi bir şart yok. Hatta yaklaşık 6-7 asır önce bu güç İslâm cografyasında idi. Her toplum gelişmeye adaydır. Yeter ki gelişmek istesin ve gelişmenin nasıl olacağına dair yolları arasın. Peki bu gelişim nasıl olur?

Öncelikle toplumumuzun medeni olduğunu söyleyemem. En azından büyük bir kısmının. Tabi bu yorumu yaparken eziklik duygusuna kapılmıyorum. Zira ben Türk milletinin onurlu ve haysiyetli bir millet olduğunu biliyorum. Mustafa Kemal'e bir gazeteci ''Paşam partinizin neden doktrini yok?'' diye sorduğunda Mustafa Kemal'in cevabı ''Donar kalırız'' olmuştu. Peki bunun ne alakası var medeniyetle, gelişmekle? İşte aslında medeniyetin tanımı da burada ortaya çıkıyor: ''İki farklı insanın kavga etmemesi'' İki farklı insan sabit fikirlerinden dolayı kavga ederler. Ancak sabit olmak demek geriye gitmek demektir çünkü sen sabit kalırken başka toplumlar ilerliyor ve sen geride kalıyorsun. Hangi fikirlere sahip olursak olalım, yenilenmeye ve değişmeye açık olmadıkça fikirlerimize bir bataklık gibi saplanacağız ve o bataklık bizi içine çekecek. Örneğin ülkemizde bir fanatiklik var. Bunu siyasete dökersek takım tutar gibi parti tutan bir zihniyet... Hele farklı bir partiye muhalefet ederseniz vatan haini ilan edilmeniz kaçınılmaz olur. Sözüm ona demokrasi ile yönetilen bir ülke olmamıza rağmen devlet yöneticilerimiz bile bu fanatikliği besleyen konuşmalar yapıyorlar maalesef. Demokrasi niçin vardır? Örneğin I. Dünya Savaşı'na girmenin zırvalık olduğunu söyleyen bir muhalefet grubunun olması gerekir ki bir faciadan dönülsün. Yani demokrasi karşılıklı konuşmayı isteyen, sabit fikirlere düşman bir sistemdir. Bu sistemin temelinde her şeye açık olmak vardır. İşte Mustafa Kemal bundan dolayı ''Donar kalırız'' diyordu. Her çağın dinamikleri farklıdır ve bu yüzden sabit olmamak gerekir. Bir toplum ilerlemek istiyorsa dinamik olmalıdır. Peki biz dinamik bir toplum muyuz? Sanki donup kaldık gibi.

Türkiye'nin daha kültürlü, daha medeni olabilmesi, sokak ortasında adam öldüren odunların yontulması için mutlaka televizyon içeriklerinin değişmesi gerekir. Maalesef Türk televizyonu boş şeyler üretiyor. Ayriyeten yasaların da caydırıcı olması gerekir. Emniyet şeritini işgal edenler "Nasıl olsa şu kadar ceza, öderim" cümlesini kullanmaması lazım. Bir toplum medeni ise trafikte kavga olmaz. Alkol alan şoför, kendisine ceza yazan polisin yanında hala alkol alıyor ise yasalardan bahsetmek mümkün değildir. Serserinin teki devletin polisine "Sen kimsin" diye diklenebiliyorsa bu bir rezilliktir. Yolun kenarında maket polis arabası ile bazı şeyleri engelleyeceğimizi düşünüyoruz sanırım. Yasa çiğnemeyi zevk olarak yapan bu güneş görmemiş mağara adamları tek şeyden korkar. O da daha sert yasa. Ne de olsa af çıkar diye içeriye elini kolunu sallaya sallaya girmemeli bu insanlar! Hiçbir insan sokakta durup dururken başı örtülü bir hanımefendinin başörtüsünü çıkarmaya çalışamamalı. Hiçbir hanımefendi etek giydi diye minübüste tacize uğramamalı. Sebep olarak da tahrik etti denmemeli. Mahkeme salonuna girince herhangi bir suç işleyen şahıs takım elbise giydi diye indirim almamalı. Bir insan 35 kere salınıp tekrar yakalanabilir mi Allah aşkına? Öncelikle kültürümüzün artması için yasaların gelişmesi gerekir. Sert yasalar. Titremeli insanlar yasalar önünde. Zengin kişiler kendinde "Ne de olsa zenginim" diye suç işleme gücünü görüyorsa sokaktaki başka insan kendi güvenliğinden emin olamaz. Böyle bir toplumun da ilerlemesinin imkanı yoktur. Bu bölüm yasa kısmıydı.

Her insanın doğasında irrasyonalite(akılsızlık) vardır. Bir anda gökten zembille bu şekilde inmedik. Zamanında avcı toplayıcı idik, hayvanları avlayıp karnımızı doyurmak için keskin birtakım aletler icat ettik, avladığımız hayvanların derisiyle üzerlerimize bir şeyler giymeyi öğrendik, sonra yerleşik hayata geçmeyi bildik... İnsanlığın buraya gelmesi çok uzun bir serüvendi. Hala da bu serüven devam ediyor. Bugün aksiyon oyunları, aksiyon filmleri neden hoşumuza gidiyor? Bu duygularımızı neden bunlarla tatmin ediyoruz? Çünkü genetik kodlarımızda bu vardı. Böyle bir eğilimimiz var.En kültürlü, en bilgili insanlar bile bazen irrasyonel olabiliyor. Mesele bunu en aza indirmek. Peki çözüm ne?
Sen toplumdan herkesin rasyonel olmasını bekleyemezsin, yapman icap eden şey bir orta yol tutturmak. O da şu:
İrrasyonel kişileri rasyonel olanların aldığı kararların adam gibi olacağına ikna etmek... Bu da eğitimle olur. EĞİTİM!


PISA testinde ilkokuldan tutun da üniversiteye kadarki genel eğitim sistemimizin kalitesi 143 ülke içerisinden 104.lük imiş. YGS yani bugünkü TYT sınavında 0 çekenlerin sayısı 2002 yılında 8 bin, 2016 yılında 32 bin, 2017 yılında 37 bin olmuş. (Tarihleri herhangi bir partiye eleştiri olsun diye değil eğitim sistemimizin gittikçe kötüye gittiğini göstermek amacıyla veriyorum. Zira hepimizin sorunu). ÖSYM'nin verilerine göre 2017 yılında YGS'ye giren öğrencilerin her ders için 40 soru çıkması kaydıyla Türkçe net ortalaması yaklaşık olarak 17, sosyal bilimler ortalaması 12, fen ortalaması 5 ve matematik ortalaması 5. 2012 yılında PISA testine katılan 65 ülke içerisindeki sıralamamız okuma yeterliliğinde 42, fen bilimlerinde 43, matematikte 44 iken, 2015 yılında katılan 72 ülke içerisinde okuma yeterliliği sıralamamız 50, fen bilimleri 52, matematikte 49 olmuş. (2012'de 4+4+4 sistemine geçişimizin getirdiği sonuç. Ondan önce de uçup kaçmıyorduk o ayrı) Eğitim sistemimizdeki sorun ne? Bütçe mi? Birkaç yıl öncesine kadar Fatih Projesi ile 30 milyar dolarımızı harcamamış mıydık? Başarılı oldu mu? Hayır. Ülkemizin 2019 yılındaki cari açığı bile 40 milyar dolardı. 2018 yılında tüm eğitim sistemine ayırdığımız bütçe yaklaşık olarak 210 milyar TL. Sonuç? Felaket. Her sene de daha kötüye gidiyor. (Eğitim masraflarımızı incelemek için: http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1018) Bu arada o aldığımız akıllı tahtalar birkaç slayt göstermek için ve ''Çocuklar tahtadakileri yazın''dan ibaret. Akıllı tahta nasıl mı kullanılır? İşte böyle: https://www.youtube.com/watch?v=rvZm0o4L5v8
Tamam biz öğrenciler başarısızız. Peki öğretmenlerimiz?
Fazla uzatmak istemiyorum. İncelemek için: (https://www.osym.gov.tr/...ayisal-bilgiler.html)
Ne öğretmenimiz başarılı ne öğretmenlerin hitap ettiği öğrenciler başarılı. Ne de bu soruna derinlemesine inmeyen devlet adamlarımız başarılı. Hala 3-5-2 ile 4+4+4 ile sanki futbol takımı dizilişlerini andıran absürt şeylerle eğitim sistemimizi düzeltmeye çalışıyoruz. 20-30 yıl önceki müfredatla bugünkü müfredat aynı değil mi?(Yanlışsam lütfen aşağıya yazınız.) Tamam da 20-30 yıl önceki dünya ile bugünkü dünya aynı mı? O zamanın eğitim şartlarında bilgiye ulaşmak zordu ve bilgiyi ezberlemen gerekiyordu. Ama bugün buna gerek yok ki. Bugün önemli olan bilgiyi kullanabilmek ve geliştirebilmek. Dünyadaki en iyi eğitim sistemlerine sahip olan Finlandiya, Singapur ve Japonya bu eğitim sisteminden çok daha farklı bir yerde. Biz hala türevi öğrencilere bunu bileceksiniz diye dikte ediyoruz. Zaten bilgisayarlar hesaplıyor türevi. Saçmasapan trigonometrik değerleri ezberlettiriyoruz. Akıntıya karşı kürek çekip zamanımızı öldüreceğimize, bu konuların yerine satranç gibi dersler koysak daha mantıklı değil mi? Birsürü saçmasapan konuları şişirilmiş müfredattan atalım gitsin. Hiçbir işe yaramayan zırva bilgilerden ibaret. Beden eğitimi derslerimiz, öğretmenlerimiz sınıf defterine ''Şu konu işlendi'' diye var. ''Rahat, hazır ol, serbestsiniz''. Spor salonları öğrenciler tribünlerde oturulsun diye inşa edilmiş sanki. Öyle bir yetersiz tarih anlatılıyor ki başka milletler bizim tarihimizi bizden daha iyi biliyor. 1071 Malazgirt Savaşı sebep ve sonuçları, 1453 İstanbul'un Fethi sebep ve sonuçları, 1683 Viyana Kuşatması'nın önemi... Okul dışında herhangi bir kitaptan tarih kitabı okuduğun zaman ''Aaaa demek ki ondan dolayı böyleymiş'' diyerek okullarda öğretilen tarihin ne kadar ezberci olduğunu görüyorsun. Halbuki Marshall Planı'nın sadece maddelerini ezberletmek yerine Türkiye'ye bu planla nasıl ihanet edildiği öğretilse işte o zaman bu bilginin bir anlamı olacak. (Elbette genelliyorum yoksa her öğretmen böyle değil). 2023'te yeni bir eğitim sistemine geçiliyor. Yeni nesil eğitim deniyor, çağa uygun deniyor ancak bunu hala powerpoint hazırlayamayan öğretmenler nasıl yapacak bilmiyorum. Kusura bakmayın, öğretmenlerden de af diliyorum ancak öğretmenler çağa uygun olmalıdır ki onların yetiştirdiği nesil çağa uygun olsun. Ben lise üçteyken stajyer öğretmen, stajı için bize ders anlattığı sırada elleri ayakları titriyor ve biz öğrencilerin gözlerine bakamıyor hatta bir iki kelimeyi bir araya getirmekten acizdi. Elbette ilerleyen süreçlerde kendini geliştirebilir, belki çok heyecanlıydı. Ama yeni nesil, öğretmenlerin eseri olacaksa da böyle olmamalı. Her ilimize üniversite açtık ve bununla övünüyoruz. İran bile üniversite çalışmalarında sollamış bizi. Öyle üniversiteler var ki bina olmaktan başka bir işe yaramıyor. Üniversiteleri il merkezlerinin dışına yapıyoruz öğrencileri sinemadan, tiyatrodan mahrum bırakıyoruz. İşte bu kitabın yazarı ''Celal Şengör'' gibi bir aydın ''İTÜ eski İTÜ değil'' diyorsa bir düşünmemiz lazım. Herkes okumak zorunda değil. Üniversite okuyan öğrenci diplomasını aldıktan sonra bağa bahçeye gidip orada çalışıyor. Hem o öğrenciye yazık hem devlete.
Yani ne okulda ne sokakta ne de başka yerde görebiliyoruz eğitimi. Bu eğitimi de çözebilmek için kitabın ana fikri olan bilimsel düşünceye sarılmamız gerekiyor. Yoksa sabahtan akşama ''Hadi şunu değiştirelim'' diye çıkıp ertesi gün de ''Tüh olmadı'' diyorsan toplum olarak işte böyle intihar ederiz.

Yazımın başında medeniyetten bahsetmiştim. Türk toplumunun daha medeni bir hale bürünmesi için eğitim ve yasalar olmak üzere birçok alanda çağa uygun bir şekilde gelişmelidir. Bu gelişme de kalıplaşmış ilkeler, dogmalar ile değil kendimizi sürekli değiştirip geliştireceğimiz bilimsel düşünce ile olur. Bugüne kadar telafisi olmayacak politik hataları, Türk toplumu tehlikeye sokacak olan her türlü davranışı bilimsel düşünceyi, istişareyi karşımıza aldığımız için yaptık. Eğer toplum olarak ilerlemek istiyorsak bilimsel düşünceye sarılmaktan başka çaremiz yoktur ve her sorunumuzu ancak böyle çözebiliriz. Yoksa birisinin başa geçip sihirli bir değnekle her şeyi düzeltmesini bekleriz. Tıpkı yıllar önce Mustafa Kemal'in Türk milletine armağan olması gibi.Üzerinde yaşadığımız toprakları bir kazın. Burada ölmüş olan uygarlıkların çanak ve çömlek kırıntıları ile dolu değil mi? Biz Türk milleti olarak neden ölmeyelim ki? Oktay Sinanoğlu der ki: ''Bir millet her nesilde yeniden doğar.''
Yeniden doğmak istiyorsak rol modelimiz olan Mustafa Kemal'in "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ondan başka mürşit aramak gaflettir, dala­lettir" sözüne kulak verip bir an önce silkinmemiz gerek. Bunu yapalım ki aydınlarımız ''Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?'' gibi kitaplar yazacaklarına ''Türk Toplumu Muassır Medeniyetler Seviyesinin Üzerine Nasıl Çıktı?'' gibi kitaplar yazsınlar. İşte o zaman bilime sıkı sıkı sarılmış olan bir topluma "Medeni toplum" ve o topluma yol gösteren lidere "Dünya lideri" derler.

Peki nedir bu bilimsel düşünce? Aklımıza laboratuvarlar gelmesin. Hepimizin uygulayabileceği bir yöntem:
1. Problemi tespit et.
2. Problemi açıklayan bir hipotez (varsayım) kabul et.
3. Bu hipotez ve çıkarımlarını gözlemlerle test et.
4. Gözlemler hipotezle çeliştiği takdirde, hipotezi terk et.
5. Gözlemlerden elde edilen yeni bilgileri de göz önünde bulundurarak yeni bir hipotez kabul et.
6. 3. adıma geri dön ve tekrarla.

A'dan Z'ye hepimizi aydınlığa götürecek yol işte budur!

Yazımda kusurlar bulursanız lütfen acizliğime verin. Her türlü yapıcı eleştiriye açığım. Sağlıcakla...
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Celal Şengör'ün 30 tane makalesinden derlenmiş olan kitabı. Kitap Aptalı Tanımak kitabına çok çok benziyor. Sanki bu kitap onun tamamlayıcısı gibi. Makalelerden derlenmiş olduğu için biraz daha bilimsel.

Celal Şengör yine bu kitabında siyasiler, din , Marx, toplum , üniversiteler gibi birçok konuyu eleştiriyor.

Konu hakkında yorum beyan edilmeden önce Celal Şengör'ün yaşadıkları anlatılıyor, bu keyifli oluyor.

Ancak kitaptaki neredeyse her başlık dönüp dolaşıp üniversite konusuna geliyor. Bu konu o kadar çok tekrara düşüyor ki bir süre sonra bayıyor. Kitapta en az 3-4 yerde üniversiteler eleştiriliyor.

Türkiye'nin gittiği acınası duvardan çıkış yolu bu kitapta derin şekilde anlatılıyor. Kesinlikle okunmalı.
176 syf.
·55 günde·Puan vermedi
Lisan öğrenimine başlamam sebebi ile geçte olsa bitirebildiğim Bir Celal ŞENGÖR klasiği neredeyse bütün kitaplarını severek okuduğum serüvenin devamını beklemekteyim..
176 syf.
·3 günde·8/10
Celal Şengör bu kitabında, Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisinde yayınlanmış bazı yazılarını toplayarak, ulusların bilimi terk ettiklerinden nelerle karşılaşabileceklerini detaylı bir şekilde ele alıyor. Türkiye'nin yakın tarihindeki bilime bakış açısını da irdeleyerek, yapılan yanlışları, üniversitelerin durumu ve geleceğimizi nasıl tehlikeye attığımızı bizlere anlatıyor. Celal Şengör'ü popüler bilim programlarından da takip eden okuyucular, Şengör'ün eğitime ve bilime bakış açısına aşina olacağından, bu kitapta Şengör'ün fikirlerinin küçük bir derlemesini göreceklerdir.
189 syf.
·Puan vermedi
Celal Hoca Ülkemizin En İyi Eğitimcilerinden Birisi Olduğu İçin Ülkemizin İnsanları Hakkında Kaliteli Tespitler Yapabiliyor Bunuda Sayısal Veriler Ve Toplumdan Örneklerle Pekiştirerek Okuyucuya Ne Anlatmak İstediğini Geçiriyor Ayrıca Celal Hoca Aldığı Bilgilerin Doğru Olmasına Ve Okuyucularına Kaynakça Göstermede Çok Titizdir
189 syf.
''Medeniyet bir paradigma değildir (...) ''

Celal Şengör, takip etmekten keyif aldığım bir bilim adamı. Fikirlerine çok kıymet veriyorum ve gerçekçi olması dolayısıyla ondan nefret edenleri gülerek izliyorum.

Muazzam bir entelektüel birikime sahip olan Şengör, tane tane anlatmış. Bilimden, Türkiye'nin durumundan, gençlikten sitem etmiş. Çok değerli Fuat Sezgin Hoca'yı da anmış, hatırlatma yapmış. Çılgın bir başkaldırı adamı Celal Hoca. Her yazısında iğnelediği, gönderme yaptığı yerler ya da birileri mutlaka yer alıyor. O yüzden okuması daha keyifli geliyor bana. Arkadaş grubumuzda sık sık: ''Celal Hoca sen bizim pırlantamızsın'' dememize sebep oluyor :)
176 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Eser, yazarın “Cumhuriyet Bilim Teknik” dergisinde yayınlanan makalelerinden oluşuyor. Parça parça 39 makale. İçeriği ise gerçeği öğrenmenin, bilimsel düşünme ile sorgulayıcı, eleştirel bir bakış açısıyla olabileceğini belirtiyor ve ekliyor; özellikle üniversitelerin ticarethaneye dönüştürüldüğünü, eski değerli bilim insanlarının yerine artık paraya tamah edenlerin geldiğini, Mustafa Kemal Atatürk’ ün sorgulayıcı, eleştirisel, tarih araştırmalarını örnekleyici bir şekilde belirterek, bilimin yolundan ayrılmamız gerektiğini belirtiyor.
Her sayfasında buram buram tarih, felsefe, bilim, matematik herşeyin olduğu bir eser.
Atatürk hatasız bir insan değildi. Onu büyük yapan, gördüğü hatalarından derhal geri dönmeyi, hatalı uygulamalardan hemen vazgeçmeyi kabul etmesi olmuştur. Yanılmaz fikirlere, mutlak uyulması gereken kitaplara inancı yoktu. Her ne nedenle olursa olsun yanılmazlık iddia edenlerin yalancılar ve şarlatanlar olduk­larını iyi biliyordu. Ulusunun her bireyinin her düşünceyi tarta­rak, inceleyerek, sınayacak tartışmasını, her bireyin kendi özgün düşünceleri olmasını istiyordu. Demokrasinin kullar arasında değil, düşünen, bilgili insanlar arasında bir anlamı olduğunu dünyada en iyi kavramış liderdi. Yaptığı her şey ulusunu özgür kılmak içindi.
Her şehirde artık bir üniversi­temiz var. Ama bunların sadece adları üniversite; kendilerinin üniversite ile alakaları yok. Bunun için çok sevgili arkadaşım Prof. Dr. İlber Ortaylı bir gazeteye verdiği bir demeçte "Her şehre üniversite açmak ahlaksızlıktır" demişti.
Bu gidişe acilen dur demedikçe, eğitimimizi ve medyamızı ıslah etmedikçe sonumuz pek korkunç olacaktır. Günün birinde gençliğin kendine idol seçtiği vur-kırdıcılar benzeri insanlar elinde hepimiz telef olacağız. Bundan emin olabilirsiniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Baskı tarihi:
19 Nisan 2018
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751038722
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılap Kitapevi
Baskılar:
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Bir Toplum Nasıl İntihar Eder?
Türkiye bir bilim ülkesi değildir. Ürettiği bilim de birkaç kişisel istisna dışında dünya ölçeğinde tamamen ihmal edilebilir düzeydedir. Türkiye’nin bu bilim fakirliği, sanayisine ve ticaretine de yansımıştır. Özgün hemen hiçbir sanayi ürünü olmayan Türkiye; ticarette de, tarımda da gariban olup; örneğin yazılım oluşturmak gibi akıl ve bilgiden başka hiçbir sermaye istemeyen, son derece kolay ve getirisi büyük bir işi dahi yapamamaktadır. Türkiye’de (askerlik hariç) hemen hiçbir konuda bir ehil insanlar sınıfı yoktur. 
 
Bu korkunç cehalet denizini yaratanların arasında yaşamaya nasıl devam edebileceğiz? Atatürk Türkiyesi çoktan tarih olmuş, 1950’den beri kırsal kökenli zır cahil politikacılar elinde Osmanlı tüm dehşetiyle hortlamıştır. Ancak eskisinden çok daha hızlı gelişen dünyada yeni Osmanlı Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu kadar yaşamayacaktır. Aklımızı başımıza alıp, dünyayı yöneten bilgiyi edinip onu üretmeyi öğrenemezsek, bizlerin nesli bu yeni Osmanlı garibesinin parçalanarak tarih olduğunu ve Ön Asya’daki Türk varlığının silindiğini görecektir. 
 
Türkiye sonu pek feci bitebilecek olan bu cehalet temelli politikalarından derhal vazgeçerek aklını başına almalıdır.

Kitabı okuyanlar 291 okur

  • Hüseyin Kahleoğulları
  • Alp Eren Sazlıdere
  • Umut Beytekin
  • Prof. Dr. Selam
  • Zafer Burak Aydoğdu
  • Kemnam
  • Vonalı Kitap
  • Mehmet Akif Sünbül
  • Burcu
  • Çağatay üner

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.5 (10)
9
%13.3 (14)
8
%10.5 (11)
7
%5.7 (6)
6
%1.9 (2)
5
%1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0