Bir Yanılsamanın Geleceği

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.858
Gösterim
Adı:
Bir Yanılsamanın Geleceği
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054962228
Çeviri:
Mehmet Ökten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Baskılar:
Bir Yanılsamanın Geleceği
Bir Yanılsamanın Geleceği
Belli bir uygarlıkta uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini ve nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın geleceğinin nasıl olacağını ve ne tür dönüşümlere maruz kalabileceği sorma gereksinimini duyar. Ama, çok geçmeden böyle bir sorgulamanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı ortaya çıkar. Herşey bir yana, insan etkinliklerinin olanca boyutuyla değerlendirmesini yapabilecek çok az sayıda insan vardır. İnsanların çoğu, kendisini bu etkinliklerin bir tek veya az sayıda alanıyla kısıtlamaya zorlanmıştır. Ancak insan yine de, geçmiş ve şimdiki durum hakkında ne kadar az şey bilirse gelecek hakkındaki yargısı da o derecede belirsiz olma durumundadır.
Ayrıca herkesin kendi kişisel beklentilerinin tam da bu türden bir yargıda kendini göstermesi gibi güç bir rol oynamaları bir başka zorluktur. Bu beklentilerin de insanın kendi yaşantısında yer alan tümüyle kişisel unsurlara, yaşam karşısındaki, karakteristik özelliklerinin veya başarı ve başarısızlıklarının belirlediği tavrının çok veya az iyimser olmasına bağlı bulunduğu görülür. Son olarak, şu çarpıcı olguyu dikkate almak gerekir: insanlar genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuşçasına yaşarlar.
Bu kadar kısa bir kitaba en büyük 'yanılsama' nın neden hala devam ettiğine dair sebepleri ve Freud'un, bu konudaki görüşlerine gelen eleştirilerileri bile cevapladığı bir bilgi yığınını sığdırdığı için ne yazılsa eksik kalır. Ama birkaç kelam etmeye çalışalım.
Alıntı yapılmaya kalkılsa her sayfanın en az yarısını alıntılanır, öyle de güzel tespitler var.

Kitapta, Freud uygarlığın devamlı ilerleyişi karşısında din ve tabu inançlarının neden eski gücünden hiçbir şey kaybetmediğini açıklamaya çalışıyor. Ayrıca dinin kitlelerin afyonu olması konusundaki görüşlerini kendine özgü sert üslubuyla ortaya koyuyor.

Açıkça söyleyeyim kitabın inceliği sizi yanıltmasın. Ardı arkası kesilmeyen tespitlerden, nitelikli düşüncelerin aktarılması için adeta sözcüklerin ve anlatım olanaklarının sınırlarında gezinen cümleler kullanılmasından hoşlanıyorsanız bu kitap tam size göre. Bazı cümleler öyle derinlikli ki tekrar tekrar okunduğunda anca anlaşılabilir, bu da okuru yorabilir. Din konusunda muhafazakar görüşleri olanların, tarafsız bakamayacağı için hiçbir şey anlamayacağını, anlamak istemeyeceğini düşünüyorum. Özellikle din konusunu aşabilmiş/aşma yolunda ilerleyen bireylerin okumasını tavsiye ediyorum. Ve insanoğlunun bu yanılsamayla ne kadar daha yaşayabileceğini merak ediyorum.

Tahminimce din olgusu hiçbir zaman yok olmayacaktır, şekil değiştirip, evrilip yaşamaya devam edecektir. Çünkü insanoğlunun zekası (en azından küçük bir azınlık için) gereğinden fazla gelişmek zorunda kaldığından bu önü alınamaz değişimin anca kültür ve din ile dengelenmeye çalışılmasıyla insanlık varlığını devam ettirebilir. Yaygın bir bilimsel araştırmaya göre ise insan zekası teknoloji yüzünden bir asır içinde en az %4 körelmeye uğrayacak, ki bu da bende bilimin terk edilip metafiziksel olgulara güvenin artacağına dair bir öngörü oluşturuyor. Bakalım neler olacak. Nitelikli okumalar
Sigmund Freud'un Din,Uygarlık ve bunlarla bağlantılı olarak halkların temelinde yatan sorunlara ufaktan göz attığı fikirlerini belirttiği bir kitap. Sorunu sadece kültür potasında eritmek kolaycılık olur.Evet kültür çok önemlidir, fakat insanların ekonomik durumları,sorunları azaltıldığı sürece bu yöne daha çok eğiliminin olacağı da çok açıktır.Arz-talep meselesi misali insan ihtiyaç duyduklarını arzulayan canlı.Din konusuna da bu şekilde bir yaklaşımı var.Kendi adıma insanların kendilerini yönetecek birilerini araması ve ihtiyaç duyması hiç anlam veremediğim bir konudur.Bu anarşizm gibi gözükse de,değil. Freud'un kitleler hakkında ki görüşleri çok açık,net ve haklı diye düşünüyorum.Mantıktan ziyade duygusallık özelliği bulunan kitlelerin herkesin anlayacağı terimle gaza gelerek,yanlış kararlar vermesi özellikle Tarih ve politikada çok görülmüş bir olaydır.Freud bir çok konuya mantıksal yaklaşarak kabul edilebilirlik seviyesini yükseltiyor zira tespitleri de bir çok noktada başarılı.İnsanlara yeni bir bakış açısı katmak adına da okunması,anlaşılması gereken bir eser.Açık görüşlü bir biçimde,dikkatli şekilde açık bir zihinle okunduğu takdir de etkisi daha yüksek olacaktır.
Bir Sigmund Freud sever olarak olarak kütüphanemde olan kitaplardan biri.Sigmund Freud un kitaplarını art arda okumayın çünkü her kitabında her yazdığı cümlede çift anlam barındırdığı için anlayarak ve sindirilerek okunması gerek.Ayrıca ağır gelebilir.
Kitaplarının arasına başka kitaplar koyunuz.
Çok kısa gibi görünen kitaplarında derin anlamlar yüklenebilen kelimeler vardır.Ayrıca kendinizi sorgulamanıza ve kendinize yönelmenize neden oluyor.O yüzden okuyunuz.Ve hazinenizi geliştiriniz.
Freud, insan içgüdüsünün tatmin edilememesi gerçeğini "durdurma", bu durdurulmanın yerleşmesini sağlayan düzenlemeyi" yasaklama" ve yasaklamadan yaratılan durumu "yoksunluk" olarak terminolojileştirdikten sonra ; bireylerin içinde bulundukları medeniyetin sürdürülmesi ve kaostan korunması için feragat ettikleri doyumsuzluklarının vahşiliğini dizginlemeleri ve ehlileştirilmelerinde dinsel öğretilerin önemi üzerinde durmuş bu kitapta.
Dört duvara hapsedilmiş ,sorgulayıcı aklın ışığından mahrum edilmiş fikirlere sahip kişiler için okuması zor gelebilir.
Medeniyetin, dinin, bilimin gerekliliklerini, misyonlarını ve tanımlarını bireysel ve kitlesel ölçülerde psikolojik arkeoloji kazılarla kendince açıklamaya çalışmış.
İlk sayfalardan itibaren düşüncelerinize anjiyo yapılıyor hissine kapılabirsiniz.
Öncelikle zıt düşüncelerden yoksun monolog tarzda başlayan anlatım, sonraki evrelerde aynı kişinin kendi içinde zıttıyla konuşup tartışan bir diyaloğa dönüşüyor. Kendi oluşturduğu itirazları yine kendince cevaplar vermeye çalışıyor.
Yapılan analizleri ve çıkarımları düşüncelerinize ve inandıklarınıza bir saldırı mahiyetinde algılamayıp , ön yargıdan uzak bir şekilde eseri okuyabilirseniz ; sizi inandıramazsa bile , düşünüş tarzınızda farklı bir pencere açmanın zevkini tadabilirsiniz.
Keyifli okumalar...
Freud'un kendi ifadesiyle başlayalım; "Bu çelişki varmış görüntüsü belki de karmaşık sorunları aceleyle ele almış olmamdan kaynaklanmaktadır."

Başka bir yerde de, "din konusunun, öyle üstünkörü bir biçimde ele alınamaz bir mesele olduğunu" belirtiyor.

Bunlara bakarsak, Freud'un kendisinin de bu konuda kafa karışıklığı içinde olduğunu söylemek mümkün. İnanç dayatmasının, bir noktada uygarlığın ayakta kalması için gerekli olduğunu yazıyor ama devamında inanç konusunun aşılması gereken bir yanılsama olduğunu yazıyor. Bu konuyu ele almak için niye acele etmiş bilmiyorum ama karşı olduğu "üstünkörü ele alma" işini de kendisi yapmış. Psikanaliz ile pek ilgisi olmayan inanç konusunu, kendi sahasına çekerek anlamlandırma çabasına girmiş ama beyhude bir uğraş olmuş, bana kalırsa. Dediği gibi, aceleye gelmiş olabilir veya söyleyebileceklerinin tamamı bu kadardır. Kitabın içinde doğru tespitler elbette var ama kitaptaki asıl amacını tam açıklayamamış. Kitabın bazı yerlerinde adeta "Benim dindar arkadaşlarım da var." gibi bir sempati yaratmaya çalışmış ama kitabın tamamında inançlı insanlara önyargıyla yaklaştığını ve normal olmayan bir şekilde bilimi kutsadığını görüyoruz.
..Şimdiye kadar baktığınız pencerenizden başka 1 pencereye ihtiyaç duyarsanız bu kesinlikle Freud'un penceresi olmalı..
Tavsiye ediyorum
Okunmali
Okutturulmali
Hediye edilmeli
Freud'a göre dinin kökeni kendi dışında doğa güçleri ve toplum, kendi içindeyse doğuştan gelen güdülerle başetmek zorunda olan insanın acizliğinde yatar. Nasıl ki çocuk onu denetleyen, koruyan bir baba figürüne ihtiyaç duyuyorsa, Tanrı gereksinimi de aynı ihtiyaçtan doğar.Din yalnızca bir yanılsama değil aynı zamanda insan gelişimini engelleyen bir tehlikedir. İnsana bir yanılsamaya inanmayı öğreterek eleştirel düşünceyi yasakladığı için zekanın gerilemesinden sorumludur.Din tarafından verilen dogmalarla kolaya kaçıp gerçeği arama çabasından vazgeçen insanın, hayatın birçok alanında düşünme, hayaletme yeteneği körelir.(Nitekim müslüman dünyası 500 yıldır ne bilimsel ne de sanatsal hiçbir yenilik sunmamıştır. ''Gavur'' dedikleri batının sömürgesi olmaktan asla kurtulamayacaklar)
Freud'un din konusundaki diğer eleştirisi, Din'in ahlakı çok yapay bi zemine oturtmasıdır.Ahlaksal normların geçerliliği Tanrı'nın emirlerine dayanıyorsa, Tanrı ya duyulan inanca bağlı olarak ayakta kalır yada çöker.( Çocuk sadece babasından korktuğu yada saygı duyduğu için babasının istediği şekilde davranabilir ama bu çocuğun gerçek tutumu değildir , babasına olan duyguları değiştiği anda çocuk yapmak istediğini yapar).İnsan babacan Tanrı yanılsamasını bırakıp evrendeki yalnızlığıyla yüzleşirse baba evini bırakan bir çocuk gibi olur.İnsan ancak kendisi dışında güveneceği birşey olmadığını anladığı anda kendi duyularını gereği gibi kullanmayı öğrenir.Yalnızca kendini -tehdit eden ve koruyan-yetkeden kurtarıp bağımsız kılmış özgür insan, yanılsamaya düşmeksizin kendi içinde var olan yetenekleri geliştirip kullanarak aklın gücünden faydalanabilir.
Kendi yolunu bulma ve kendini yaratmada kendi aklının, bilincinin gücünü kullanmayan, düşünmeye üşenen insanlar ya dini kullanan ''seçkinler sınıfının'' elinde oyuncak olur ya da'' millet ne der'' kültürüyle kendi kişiliklerini yitirip başkalarının hayatını yaşarlar.
Freud'un okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen hiç yabancılık çekmedim. Sanki tanıdığım bir yazarı okuyormuşum gibi hissettirdi. Bu yönüyle sıkmayan akıcı bir dille yazılmış sade bir kitap diyebiliriz.

Kitap 10 bölümden oluşuyor. İlk 2 bölüm din kavramından önce insanların uygarlıktan anladığı ve uygarlığın ne olması gerektiğini tartışırken diğer bölümlere geçtikçe Tanrı özel inceleme konusu oluyor ve devamında da Din kavramı ele alınıyor. Dinin bir yanılsama olduğunu savunan ve kendine göre fikirlerle destekleyen, Freud bunun yerine bilimi koymamız gerektiğini iddia ediyor. Ancak yine kendisinin kendine sorduğu şu soru beni o ana kadar söyledikleri konusunda tekrar düşünmeye itti. Peki dini kaldırdık bilimi koyduk yerine. Bilimin yanılsama olmadığını nerden bileceğiz ? Veya ilerde bir yanılsama olmayacağını nasıl anlayacağız ? Freud bunada diyor ki: Bilim hiç bir zaman din gibi değişmez olmamıştır. Şu an bilemediği şeyi, şu anki bilgisiyle bilemiyordur. Yeterli zaman verilirse bilim herşeyi çözecektir.

Kişisel fikrim bu kitabın din kavramına tamamen karşıt bir görüşten yazılmış olduğudur. Kitabı okurken etkilenebileceğinizi düşünüp ona göre okumanızı tavsiye ederim. Din konusunda yeterli bilgi sahibi olmayanlar kitaptan farklı şeyler anlayacaktır. Bu ayrıma dikkat etmekte fayda var diye düşünüyorum.
Bu kitabı -ya da deneme yazısı mı demeliyim emin değilim- incelemek biraz zor. Röportaj tarzında soru cevap olarak yazılmış bir kitap. Dinin uygarlık karşısındaki tutumunda ve çelişkilerinden söz ediyor. Ayrıca bazı ülkelerde salt dinin sıkı kurallarının yıllar sonra o insanları dinden soğuttuğuna değiniyor. Çok eleştirilecek ya da güzellenecek bir kitap olmasa da uygarlık ve din arasındaki bağlantıyı anlamamıza yardımcı oluyor.

P.s. -okuyucu notu-
Uygarlık da din gibi doğduğumuzda bize giydirilen, giymek zorunda olduğumuz bir elbisedir. O elbiseyi çıkarırsanız ya deli diye damgalanır ya da ölü diye adlandırılırsınız.
Fakat bir insan, geçmişi ile bugün hakkında ne kadar az şey bilirse geleceğe yönelik yargılarda bulunurken de kaçınılmaz olarak o kadar güvensiz olacaktır.

o zaman bu ezilen insanların kendi emekleriyle olanaklı kıldıkları ama gönencinden çok küçük bir pay aldıkları bir kültüre karşı yoğun bir düşmanlık geliştirmeleri anlaşılabilir bir şeydir.
..insanlar genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuşçasına yaşarlar .
Şefkatle yetiştirilen ve mantığa değer vermeleri öğretilen, uygarlığın yararlarını erken bir yaşta tadarak öğrenmiş olan yeni kuşakların uygarlığa karşı tutumu değişik olacaktır. Onu, kendilerine ait bir varlık olarak hissedecekler ve korunması için çalışma ve içgüdüsel doyum konularında uğruna gerekli özverileri yapmaya hazır olacaklardır. Zor olmaksızın işlerini yürütebilecekler ve önderlerinden pek az farklı olacaklardır. Eğer şimdiye kadar herhangi bir kültür bu nitelikte insan kitleleri yaratamadıysa bunun nedeni henüz hiçbir kültürün insanları, özellikle çocukluktan başlayarak, bu yönde etkileyecek kurallar tasarlayamamış olmasıdır.
Her çağda ahlaksızlığın dinden aldığı destek, ahlakın aldığından az olmamıştır.
Sigmund Freud
Sayfa 56 - Tutku Yayınları
Ayrıca bastırılan ve ezilen sınıflar efendilerine duygusal olarak da bağlanabilirler. Düşmanlıklarına rağmen ezen sınıfta kendi ideallerini görebilirler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Yanılsamanın Geleceği
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054962228
Çeviri:
Mehmet Ökten
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Baskılar:
Bir Yanılsamanın Geleceği
Bir Yanılsamanın Geleceği
Belli bir uygarlıkta uzunca bir süre yaşayıp sık sık bu uygarlığın kökenlerini ve nasıl bir yol izleyerek geliştiğini keşfetmeye çalıştığında bazen karşı yöne de bir bakarak bu uygarlığın geleceğinin nasıl olacağını ve ne tür dönüşümlere maruz kalabileceği sorma gereksinimini duyar. Ama, çok geçmeden böyle bir sorgulamanın değerinin daha başından birkaç unsur tarafından azaltıldığı ortaya çıkar. Herşey bir yana, insan etkinliklerinin olanca boyutuyla değerlendirmesini yapabilecek çok az sayıda insan vardır. İnsanların çoğu, kendisini bu etkinliklerin bir tek veya az sayıda alanıyla kısıtlamaya zorlanmıştır. Ancak insan yine de, geçmiş ve şimdiki durum hakkında ne kadar az şey bilirse gelecek hakkındaki yargısı da o derecede belirsiz olma durumundadır.
Ayrıca herkesin kendi kişisel beklentilerinin tam da bu türden bir yargıda kendini göstermesi gibi güç bir rol oynamaları bir başka zorluktur. Bu beklentilerin de insanın kendi yaşantısında yer alan tümüyle kişisel unsurlara, yaşam karşısındaki, karakteristik özelliklerinin veya başarı ve başarısızlıklarının belirlediği tavrının çok veya az iyimser olmasına bağlı bulunduğu görülür. Son olarak, şu çarpıcı olguyu dikkate almak gerekir: insanlar genellikle içinde bulundukları durumu naif bir biçimde sanki içeriği hakkında bir değerlendirme yapma yeteneğinden yoksunmuşçasına yaşarlar.

Kitabı okuyanlar 179 okur

  • Ramiz Gürle
  • Sisyphos
  • mustafa.exe
  • Begüm(şimdi düşünmeliyim)

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (1)
9
%0
8
%3.8 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0