Bir Yaz Akşamı On Buçukta

·
Okunma
·
Beğeni
·
858
Gösterim
Adı:
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Baskı tarihi:
Haziran 2007
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707995
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dix Heures Et Demie Du Soir En Eté
Çeviri:
Muhterem Anıt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Marguerite Duras, geleneksel edebiyat öğelerinin önemini yitirdiği yapıtlar verdiğinden olsa gerek, birçoklarınca Yeni Roman akımıyla birlikte anıldı. Ama Duras romanları, oyunları ve senaryolarıyla her zaman Fransız edebiyatının en kendine özgü yazarlarından biri olarak kaldı. Yazarın okuru daha ilk satırlarıyla büyüleyen, alıp götüren Bir Yaz Akşamı On Buçukta adlı bu unutulmaz romanı, insan yaşamı ve aşkın en dokunulmaz bölgelerine gözüpek bir biçimde giren bir yapıt. Bitmekte ve başlamakta olan aşkların, kesişen yazgıların, acı veren gerilimlerin yaşandığı kısa bir tatilin öyküsü. Büyüsünü yitiren bir birlikteliğin, bir aşk cinayetinin romanı. Yaz mevsimi, Akdeniz, uykusuz geceler, sıcak ve alkolün nerdeyse birer roman karakteri olarak yer aldığı Bir Yaz Akşamı On Buçukta, film izlercesine okunacak bir kitap.
(Tanıtım Yazısından)
İnsan Olun Biraz
İnsan Olun Biraz Bir Yaz Akşamı On Buçukta'yı inceledi.
@Vndtt·11 Eyl 12:26·Kitabı okumadı
“Yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. Susmaktır. Sessizce ulumaktır.” Yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “Hiroşima Sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın Marguerit Duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. Ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki Duras, dinlememek elde değil. Aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. Kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“Bir Yaz Akşamı On Buçukta” isimli romanında Duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde. “Paestra” diye başlıyor roman. Paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. Şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler Paestra’nın peşinde. Herkes Paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. En çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası Pierre, kızı Judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi Claire ile birlikte bir otele sığınmış olan Marie. Marie, Claire ile Pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. Sıkıyor avuçlarında. Pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup Claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. Paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor Marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. İki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören Marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da Paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
Fırtına bir roman kişisidir Duras için, içki de öyle. Konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
Pierre ile Claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler Marie. Asla çıplak görmediği Claire’in, çıplaklığını ne zaman Marie’nin kocası Pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. Paestra ile buluşmayı düşler. Dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. Elbette Pierre ve Claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette Marie bir şekilde Paestra ile karşılaşacaktır. Marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.


Marguerite Duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. Aslında benim Duras ile karşılaşma ihtimalim Marie’nin Paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. Belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…Yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
128 syf.
·7/10
Kitabın ismi ve giriş bölümü bir olayı anımsatırken aslında, olaylar içerisindeki benzeșimler, aynı ayrıntılarda yaşamak için verilen zihinsel enerji, zaman çizgisinde ilerlerken aslında duygularda kalan ilkelligin işlendiği bir romandı, Marguerite hanımı tanımış olduk bu kitapla, bundan sonra kitaplığımda bulunan konsolos yardımcısını okurum Bi ara..
112 syf.
·6/10
Pierre,Maria, küçük kızları Judith ve arkadaşları Claire, Madrid'de geçirecekleri tatil için yola çıkmışlardır. Yaz ortasında bu coğrafyaya tezat oluşturacak biçimde şiddetli bir fırtına ve sağanak yağmurun bastırmasıyla birlikte küçük bir İspanyol kasabasında sıkışıp kalırlar. 19 yaşındaki karısını ve sevgilisini öldüren Rodtigo Paestra için başlayan sürek avının ortasında bulurlar kendilerini. Bizse insan yaşamı ve aşkın en dokunulmaz bölgelerine gözüpek biçimde sızan bir anlatının içine dalarız.(Arka kapaktan)

Konu klasik: Bir aşk cinayeti dekorunda başka bir aşk ihaneti üçgeni. Farklı olan bunun #duras 'ın kısa ve özgün tümceleriyle dile getirilişi. Bir saatte okudum ve ağır kitaplar arası güzel bir molaydı. Film seyretmek gibi...
128 syf.
·7/10
Kısa ancak çarpıcı bir eser. Betimlemelerin güzelliği ve başarısı daha ilk sayfalardan itibaren göze çarpıyor. Ayrıca eseri okurken yaz mevsiminin sıcaklığını hissediyor, kendinizi Akdeniz kentlerinde bulabiliyorsunuz. Karakterlerin duygusal dünyasına inilmesi noktasında da oldukça başarılı bir kitap. Bütün bunlara ilaveten ihanet ve tutku kavramları da usta bir titizlikle işleniyor. Öncelikle bana bu eseri öneren pek değerli arkadaşıma ve ardından da yazarımıza teşekkürü borç bilir; okumanızı mutlaka tavsiye ederim.
128 syf.
·4 günde·8/10
Kitap ağır ve yavaş ilerleyen bir kitap. Betimlemelerden bolca yararlanılmış. Bir iki günümü ayırıp okudum.
Tasvirler sayesinde tasvir edilen yeri iyi bir şekilde kafanızda canlandırabilirsiniz. Kitap başta ilgimi çekmese de kitabın sonlarına doğru beni meraklanırdı. O ağır ve yavaş ilerleyişin sonuçlarını buldum. Kitabı bitirirken meraklandığım konular hakkında fikir sahibi oldum. Kitap beklemediğim bir sonla bitti diyebilirim. Farklı bir son beklerken başka bir sonla karşılaştım.
… elini yüzüne götürüyor. Bir zamanlar güzel olduğunu ama giderek güzelliğini kaybetmeye başladığını yüzündeki ellerinden hissediyor, biliyor.
Marguerite Duras
Sayfa 71 - Can Yayınları - 2. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Baskı tarihi:
Haziran 2007
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707995
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dix Heures Et Demie Du Soir En Eté
Çeviri:
Muhterem Anıt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Bir Yaz Akşamı On Buçukta
Marguerite Duras, geleneksel edebiyat öğelerinin önemini yitirdiği yapıtlar verdiğinden olsa gerek, birçoklarınca Yeni Roman akımıyla birlikte anıldı. Ama Duras romanları, oyunları ve senaryolarıyla her zaman Fransız edebiyatının en kendine özgü yazarlarından biri olarak kaldı. Yazarın okuru daha ilk satırlarıyla büyüleyen, alıp götüren Bir Yaz Akşamı On Buçukta adlı bu unutulmaz romanı, insan yaşamı ve aşkın en dokunulmaz bölgelerine gözüpek bir biçimde giren bir yapıt. Bitmekte ve başlamakta olan aşkların, kesişen yazgıların, acı veren gerilimlerin yaşandığı kısa bir tatilin öyküsü. Büyüsünü yitiren bir birlikteliğin, bir aşk cinayetinin romanı. Yaz mevsimi, Akdeniz, uykusuz geceler, sıcak ve alkolün nerdeyse birer roman karakteri olarak yer aldığı Bir Yaz Akşamı On Buçukta, film izlercesine okunacak bir kitap.
(Tanıtım Yazısından)

Kitabı okuyanlar 62 okur

  • Duygu Zilan
  • Anahita
  • Erhan bilgili
  • Yasemin bilgili
  • Merve Tavlan
  • BAKİ ÇELİK
  • Berf
  • makif demir
  • Elifsu Ekici
  • Canan Ülkü

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.2 (1)
9
%4.2 (1)
8
%8.3 (2)
7
%25 (6)
6
%4.2 (1)
5
%4.2 (1)
4
%4.2 (1)
3
%4.2 (1)
2
%0
1
%4.2 (1)