·
Okunma
·
Beğeni
·
2926
Gösterim
Adı:
Biricik ve Mülkiyeti
Baskı tarihi:
15 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
334
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758686889
Orijinal adı:
Der Einzige Und Sein Eigentum
Çeviri:
H. İbrahim Türkdoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Norgunk Yayınları
Baskılar:
Biricik ve Mülkiyeti
Biricik ve Mülkiyeti
Felsefe tarihinin hazmı en zor metinlerinden biri olan Biricik ve Mülkiyeti yayınlandığı dönemde Feuerbach’tan Marx’a birçok filozofun katıldığı boyutlu tartışmalara yol açmış ama yakıcı etkisini, kendisi Stirner’in adını hiç anmasa da, Zerdüşt’tün yazarı üzerinde göstermiştir: Nihilizmi aşmak için onu sonuna kadar yaşamak gerekir. Stirner her şeyi tüm çıplaklığıyla görmek ister, en başta da çıplaklığın kendisini. Hakikat hakikati perdeleyen bir insan icadıdır ona göre. Özgürlüğe karşı duyulan korkuyla inşa edilmiş bir sığınak. Din, devlet, toplum, hiç kimseyle uzlaşmaz Stirner, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Basit ama okkalı sorular koyar orta yere. Yenir yutulur şeyler değildir hiçbiri. İnsan’ın ötesine geçme gerekliliğini bu kadar aleni ilk o dile getirmiştir. “Ben kendi kudretimin malikiyim ve Ben ancak Biricik olduğumu bildiğim an kudretimin malikiyim. Kendine-sahip-olan, Biricik’te yaratıcı Hiç’e, doğduğu yere geri döner. Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgarı karşısında sönüp gider. Meselemi Kendime, şu Biricik’e bırakırsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi tüketen geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesi olur ve diyebilirim ki: Ben meselemi Hiç’e bıraktım.
456 syf.
·118 günde·Beğendi·10/10
> Max Stirner, bundan yaklaşık 175 yıl önce, Tanrı’sını öldüren adam olarak bilinen Nietzsche’nin bile üzerinde etki etmiş olan şaheseri; Biricik ve Mülkiyeti’ni yazdı. Felsefeye ilgi duyan ve okuyanlar olarak, iki usta düşünür ve kalem arasında bir fikri mutabakat varmış gibi hissetsek de, Friedrich Nietzsche'nin düşüncelerinin öncülüğünü Max Stirner'e borçlu olduğunu bilmemiz gerekli diye düşünüyorum. Benim deyimimle "Egoist" Max Stirner, insan ruhunu beyin yakıcı anlamda ele alan bir figürün tam da kendisidir ve anarşizm tarihçisi Max Nettlau, Stirner'in "Biricik ve Mülkiyeti" adlı eserini, "anarşizmin en iyi bilinen ve en erişilebilir kitabı" olarak nitelendirmiştir.

“Tanrı ve İnsanlık, davasını hiçbir şey üzerine kurmaz; yani kendinden başka hiçbir şey üzerine. Keza ben de, tıpkı Tanrı gibi, kendi davamı Kendim üzerine kuruyorum, çünkü Ben diğer herkes için bir hiçim, çünkü Ben kendim için her şeyim, çünkü Ben kendim için biriciğim.”

“Tanrısal şeyler Tanrı’nın meselesidir; İnsanî şeyler ise insanın… Benim meselem, ne tanrısaldır ne İnsanî; hakikât, iyilik, adalet, özgürlük vs. de değildir, sadece ve sadece Benim olandır ve genel olmayıp, tıpkı benim biricik olduğum gibi, o da biriciktir. Benim için Benden daha önemlisi yoktur!” s.18

> Max Stirner, bu kitabını hem Almanya'da hem de Fransa'da Özgürlük ve İnsan Hakları gibi konuların ve konuşmaların en yoğun yapıldığı, 1840’lı yılların devrimci döneminde kaleme aldı. Zaten bu felsefi eseri okurken, bazı açılardan baktığımızda ya da ele aldığımızda, burada içerik olarak geçen kelimeler ve ifadelerin birçoğunun devrimci hareketin karakteristik özelliğini taşıdığını anlayacağız.

“İkna yoluyla bize hiçbir şeyi kabul ettiremezler,” s.22 #38467389

> Sonuçta, toplum olarak bazı fikirleri konuşmaktan, ele almaktan ve insanın kendisi, doğası adına en doğru olanı bulup, karara bağlamaktan başka yapacak neyimiz var ki? Stirner’in bu kitabı yazmasındaki en önemli sebeplerden birisi de, yaşamakta olduğumuz bu hayata dair birçok şeyin biz insanlar için ne kadar az anlam ifade ettiği ve aynı zamanda, felsefenin birçok genç Almanın ağzında, sözden başka hiçbir şey ifade etmeyişini fark etmesiyle buna olan tepkisiydi.

“Bundan böyle dünya, gözümüzde tüm itibarını kaybetmiştir,” s.23 #38486293

> Bu nedenle Stirner, insanların zihnindeki farklılıklar ve bazen de kelimeler ile gerçekler arasındaki radikal düşmanlıklar üzerine kafa yormak adına son derece zor bir işi kendisine görev bildi. Kitabını okurken kendisinin bu konu doğrultusunda, Yunan stoacı filozof Epiktetos'a önem verdiği düşüncesine de kapılmadım değil. Zaten eserini okudukça, felsefi bakış açısından Epiktetos ile birçok ortak noktaları varmış hissine kapılacaksınız. Zaten şöyle derinlemesine konuya el attığınızda ve o günün, 1848'in reformcuları ile Epiktetos’lu günlerinin reformcuları arasında birçok benzerlik olduğunu gözlemleyeceksiniz.

“Her şeye karşı anlama yetini; zekânı, tinini kullan; insan iyi ve eğitimli bir anlama yetisi sayesinde dünyada kolayca ilerler, kendine gelecek için en iyi koşulları ve en keyifli yaşam ortamını sağlar.” S.30 #40232751

> Stirner'e göre; o dönemde biz insanlar, yani hepimiz gündelik hayatımızda anlam ifade etmeyen kelimeler kullanıyor ve gerçek varlığı olmayan şeylerden bahsediyorduk. Tabi bunu bugün kesin bir dille aştık diyebilecek bir pozisyonda hiç değiliz. Hele ki bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için hiç değiliz!!! Stirner, biz okurlara düşünce ve konuşmanın kendi içeriğinde barındırdığı tehlikenin tarihte keşfedilmesi ile ilgili mesajını da aktarmaktadır. Kelime dağarcığımız, zihnimizde var olan gerçekçi ya da hayali meleklerin mucizevi varlığına neden olduğu gibi, biz düşünen canlılara da böylesi karmaşık, belki de içinden çıkılamaz zihinsel oyunlar oynar.

“Bir meseleye bağlı olan herhangi bir düşünce, henüz salt düşünce, mutlak düşünce değildir.” S.24 #38488115

> Stirner, aslında özünde “Özgürlük ve İnsan” adlı iki şey ile ilgilenmektedir ve kendisinin esas aldığı bu iki şeyin, temel olarak Liberalizmin Alfa ve Omega'sını oluşturduğunu da ifade edebiliriz. Kendisinin felsefesindeki merkezi rol, insanda "olgunlaşmamışlığın" bir sonucudur. İnsanın bunu başarabilmesi adına "içindeki öteki dünyayı" ortadan kaldırması gerekmektedir. Burada, bu noktadan sonra ortaya çıkan insana "mülk sahibi", "egoist" ya da "biricik" diye hitap etmektedir.

“O Bana aittir, Benim mülkümdür: Ben her şeyi kendimle bağlantılı düşünürüm.” S.27 #38537908

> Kitabı okurken insan davranışını ahlâki değerler ve kültürel kimlik karmaşası olarak düzenleyen “vicdan”ı fark edeceğiz. Bu, bir insanın hayatı boyunca bilinçsizce oluşan ruhsal (tinsel) bir varlıktır ve Stirner’in bu terimi sıklıkla kullandığını göreceğiz. Genel anlamda ifade edecek olursak; Süreç içerisinde, kişinin hem kendi bireyselliğinin (devlet, ahlak, din ve ideoloji ile) sınırlanmasına hem de yabancılaşmasına neden olan bireysel yapıların yansımasını okuyacak ve bu "sabit fikirlerin" üstesinden gelme süreci ele alacağız.

“-Artık biz Eumenides’in öcünden, Poseidon’un gazabından, gizli şeyleri bile görebilen Tanrı’dan ve babamızın kızılcık sopasından değil, kendi vicdanımızdan korkarız.” S.24 #38486844

> Aslına bakacak olursanız, öyle bir çırpıda okunacak bir eser değil, ama zamana yayarak ve sindirerek okuduğunuzda, Max Stirner’in biz düşünen canlılara çok güzel mesajlar ve özümüze dair şeyler aktarmak istediğini göreceğiz. Bu güzel kitabı okurken çok zorlandığım ve en az iki, üç bilemediniz dört kere tekrar geçtiğim satırlar olmadı değil. Sizi de böylesi yerlerin beklediğine adım gibi eminim, ama okunması gerekenler arasında olan bir felsefe kitabı olduğunu da yazmadan geçmeyeceğim. Ben okurken bile bu kadar zorlandıysam, çevirmene Allah böylesi eserleri tercüme esnasında kolaylık versin derim. Genç Hegel takımını Hegel’in yöntemlerini kullanarak etkileyen ve yine bu genç kitleyi Feuerbach ile içine alarak kritize eden ve kendi fikriyatını öne çıkaran Max Stierner her ne kadar aramızda olmasa da, dünyaya bıraktığı bu mirası ile “mental” olarak elimizin altında yaşamaktadır.

> Unutmamak gerekir ki, bitap bize tam anlamıyla, bireyin yaşamakta olduğu bu dünyada baskının, engellerin ve otokrasinin insan hayatı üzerinde olan psikolojik etkisini anlatmak ister.

“Gerçek Tanrı korkusu çoktan sarsılmıştır,” s.228 #43696357 ve “Efendisinin kulu olan herkes onu sevmekle yükümlüdür.” S.251 #44282287

>Neymiş benim üstlenmem gereken o bir sürü mesele? Öncelikle iyi meseleleri benimsemeliymişim, sonra Tanrı meselesini, insanlık, hakikat, özgürlük, insaniyet, adalet meselelerini; dahası halkımın, hükümdarımın, vatanımın, meselelerini; ayrıca tin (ruh) meselesini ve daha binlerce başka meseleyi… Bir tek Benim kendi meselem hiçbir zaman Benim meselem olmamalıymış! “Tuh o egoiste! Yazıklar olsun, yalnızca kendini düşünene!”< s.15

O zaman; “Ben meselemi Hiçe bıraktım.” S.435 #44522607

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
456 syf.
·25 günde·10/10
Biricik ve Mülkiyeti, Goethe'nin “Vanitas vanitatum” (hiçliklerin hiçliği) şiiriyle başlar. Stirner, kitabındaki “meselemi hiçe bıraktım” şeklindeki son cümlesi ile, kitap boyunca anlattıklarının ana fikrini ortaya koyar.

Stirner, bireylerin egoist olduğunu; bireylerin kendilerini gerçekleştirmesinin, kendi egoizmlerini yerine getirme arzusuna dayandığını ve kendi bencilliklerini kabul etmesi ile başladığını söyler. Toplumsal kurumların “din, siyaset, eğitim" vs. bireye ikiyüzlülüğü empoze ettiğini; ben kavramının tek başına kullanılmasına izin verilmediğini savunur. Hatta, bu ikiyüzlülüğü savunan, siyasi liderlerin, din adamlarının; insanlara reddedemeyecekleri ödül ve vaatler sunarak, onları köleleştirdiğini belirtir.

Stirner, her türlü inanca karşı olduğunu; “dogmatik varsayımlar” içermeyen bir yaşamı hayal ettiğini belirtir. Sadece Hristiyanlıktaki dogmayı değil, aynı zamanda çoğu ideolojileri de reddeder. Çünkü Stirner’a göre tüm dinler ve ideolojiler boş kavramlar üzerinde durur. Aynı durumun devlet, mevzuat, kilise ve üniversiteler vb. eğitim sistemleri gibi birey üzerinde yetki sahibi olan kurumlar için de geçerli olduğunu savunur. Kavramların insanları yönetmemesi gerektiğini, ancak insanların kavramları yönetmesi gerektiğini öne sürer.

Stirner, insanların tıpkı Tanrı’yı kafalarında yaratması gibi devletin de toplumun var olmasına ve otorite kurmasına müsaade ettikleri için oluştuğunu düşünür. Siyasal iktidarın, toplumun koşulsuz itaati sonucu varlığını sürdürdüğünü söyler. Devletin bireylere yaptığı hem dini hem ahlaki telkinlerinin ortaya çıkarılmasını, devleti yok etmenin ilk adımı olarak görür.

Yazar kitapta, Tanrı inancıyla birlikte din kavramını, bireylerin kendilerine yabancılaşarak özlerinden ayrılması olarak tanımlar.

Stirner, ahlakı; dini inançlar kadar saplantı olarak kabul eder. Yalnız burada belirtmek gerekir ki, Stirner, ahlakın kendisine değil, din ve Tanrı gibi dokunulmaz ve karşı çıkılamaz olmasına karşıdır. İnsanların ahlaken zorlanmasını, din ve devletin kendi çıkarları için zorlamasına eşdeğer görür. Çünkü Stirner’a göre, din ve devlet anlayışının temeli de gayri ahlakidir.

Stirner, söylenemeyen, kulak ardı edilen, kimsenin ortaya çıkarmaya cesaret edemediği şeyleri ifade ederek, farkını ortaya koymuştur.

Theodor Adorno; Stirner için,” Stirner baklayı ağzından çıkaran tek filozoftur.” ifadesini kullanmıştır.

Son olarak bu kitabı, bana okumam için tavsiye eden “Jah”a teşekkür ederim.
456 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
"Herkes için ve hiç kimse için bir kitap"

Friedrich Nietzsche bu sözü "Böyle Buyurdu Zerdüşt" için yazar, benim de bu incelemeye başlarken bu sözü seçmemin birçok nedeni var, sırayla bakalım.

Öncelikle, yıllardır Böyle Buyurdu Zerdüşt'ün benim için en değerli eser olduğunu belirteyim... Ta ki, bu kitaba kadar; Max Stirner bu kitabı hazırlamak için ne kadar çalışmış bilmiyorum ama Nietzsche'ye oranla çok daha aklı başında, kelimeleri ölçe ölçe, her cümleyi yerine koyarak ilerlediği anlaşılıyordu. Kitabın çevirisi için de oldukça detaylı ve uzun süren bir çalışma yürütülmüş ki çevirmenin de belirttiği gibi "Stirner'in yetkin bir felsefe kurmasının yanında dil konusunda da ne kadar yetenekli ve becerikli olduğu her satırda tekrar ispat ediliyor."

İkinci noktaya gelelim; bu kitap direkt herkese hitap edebilecek bir kitap olmadığı için 'hiç kimse için bir kitap' diyebiliriz. Zaten yazar da
"Ben düşündüklerimi sizin için söylemiyorum, hatta hakikati açıklamış olmak için de söylemiyorum." diyerek bunu doğruluyor. Üstadın tek derdinin kitabın da teması olduğu üzere Biricik Ben'ini tatmin etmek olduğunu söyleyebiliriz.

Nietzsche ile Stirner arasındaki ilişkiye bakalım; kitapların derinine bakarsak, Zerdüşt ile Biricik arasında da benzerlikler görürüz. Nietzsche hiçbir eserinde Stirner'e doğrudan atıfta bulunmamış olsa da yakın arkadaşı Overbeck'e göre "Nietzsche'nin Stirner'den haberi olmaması ve doğduğu yıl yazılmış olan büyük eseri okumamış olması imkansızdır." Buna karşılık, "Nietzsche'yle sohbet eden kimse onun Stirner'den direkt olarak etkilendiğini söyleyemez." diye devam ediyor. Nietzsche'nin 'kopyacı' falan olduğunu söyleyecek değilim elbette ama eserlerinde belki de en çok yaklaştığı kişi Stirner iken ondan neden hiç bahsetmediği de kafa karışıklığı yaratan bir durum.

Stirner'le ve bu eserle biraz geç tanışmış olabilirim ama kimsenin de aceleci olmaması gerekir. Tamamen berrak bir zihin ve oldukça geniş bir zaman gerekiyor bu eserin hakkını verebilmek için. Öncelikle dinle ilgili, devletle ilgili tüm fikirleri unutmasak da 'Çıkartıp portmantoya asmak' gerekiyor okumaya başlamadan önce.

Stirner de Genç Hegelciler'in sol kanadında yer alır tahmin edileceği üzere. Friedrich Engels başta kendisine hayranlıkla yaklaşsa da, Karl Marx tamamen nefretle yaklaşmıştır ve Alman İdeolojisi kitabının büyük bölümünü de Stirner'e saldırmaya ayırmıştır. Stirner bu kitapta özellikle Feuerbach ve Bruno-Edgar Bauer biraderlerin düşünceleriyle ilerlemiştir.

Feuerbach üzerinden giderken, Feuerbach'ın 'dini değerleri insana atfetmesi' fikrinin oldukça boş olduğunu vurgulamakta ve "Her türlü idealleştirme, insanı kısıtlayan, tahakküm altına sokan bir olgudur." diyerek toplumsal kalkınmanın asla böyle bir sığ görüşle olamayacağını belirtmektedir.

Stirner kitapta asla 'insanın şöyle ya da böyle davranması' gerektiği gibi bir söyleme bulaşmamıştır. Üstad, herkesin Biricikliğinin değerini bilmesi durumunda Dünya'nın tahakkümden yoksun kalacağını ve böylece güzelleşeceğini bildiriyor. Peki üstada göre bu mümkün mü? Pek değil gibi duruyor, aslında ne evet, ne hayır diyebiliriz, çünkü onu ilgilendiren dünyanın kusursuz bir resmini çizmek; dünyaya veya insana yön vermek onu ilgilendiren konular değil.

Stirner için en çok söylenenler anarşist-egoist-nihilist kategorilerine girebileceği yönünde. Bu tip bir kategorize etme ısrarı zaten baştan sakat olsa da, Stirner gibi özgün bir düşünür için komple saçmalık olur. Kitapta 'ego' kavramını sıklıkla vurgulasa da, kavramsal olarak 'egoist' demek ve kategoriye sokmak olmaz. Onun için, en doğru kavram 'bireysel anarşist' olabilir belki ama anarşi gibi bir kavramı savunduğu da yok, sadece İnsan yerine Ben, Biricik konulması gerektiğini söylüyor.

İnsan demişken, iki önemli eleştiri alanına gelelim. Dönemin popüler akımları olduğu için, komünizm ve liberalizm karşısına çıkıyor ve iki teoriyi de yerle bir ediyor. Nietzsche'den en çok farklılaştığı alanın burası olduğunu söyleyebiliriz, Nietzsche siyaset teorisiyle açıkça uğraşmıyor, Stirner'in ise bu konuda çok ciddi çalıştığını görüyoruz. Liberalizm veya Komünizm'in sonuçta aynı yere çıktığını ve devletin gücünü korumanın, Ben'i ezmenin peşinde olduğunu söylüyor. 'Liberalizm İnsan olduğun için, Komünizm ise emekçi olduğum için bana değer veriyor, bana yeni bir görev yüklüyorlar.' diyor. Çok sağlam elestirileri, uzun paragraflarda olduğu için burada devam edemiyorum.

Albert Camus, Stirner'in felsefî başkaldırısını en iyi okuyan kişidir. "Daha önce Stirner, Tanrıyı yıktıktan sonra, insanda her türlü Tanrı düşüncesini de yıkmak istemişti. Ama, Nietzsche’nin tersine, yoksayıcılığı hoşnuttu. Stirner çıkmazda güler, Nietzsche duvarlara saldırır." yazar... Nietzsche'nin bu konuda yazabildiği "Tanrı öldü"... Basit bir slogan ama neden öldü, nasıl öldü cevabı yok. Öldü demekle ölmüş olmuyor, Nietzsche ondan sonra da yerine somut birşey koymuyor; "üstinsan" diyor ama nerede bu üstinsan veya ne zaman gelecek, belirsiz... Stirner ise çıkmazda gülüyor, başka bir açıdan yoksayıyor. Kitabın giriş cümlesinde yazdığı üzere "Tanrısal meseleler, Tanrı'nın meselesidir." diyerek konuyu dışarıda bırakıyor. Devamında "Benim meselem ne tanrısaldır ne insanî; hakikat, iyilik, adalet, özgürlük vs. de değil, sadece ve sadece Benim olandır ve genel olmayıp tıpkı benim biricik olduğum gibi o da biriciktir." yazıyor... Tanrı'yı ideal almak veya Feuerbach gibi Tanrı'yı çıkarıp insanı oraya yerleştirmek; hiçbir farkı yok Stirner için. Ben ben olamadıktan sonra, Biricik engellendikten sonra öne konulan kavramların değişmesinin, Hayalet'in adının değişmesinin hiçbir önemi yok.

Bu eseri, uzunca bir çalışmadan sonra çeviren Selma Türkis Noyan ve ekibine, hummalı çalışmalarını yıllarca sürdüren Kaos Yayınları'na teşekkürü borç bilirim.
456 syf.
·21 günde·10/10
Okuması zor bir kitap kesinlikle kabul ediyorum. Ama hazzı muhteşem. Çok az insanın okuması üzüyor beni. Gerçekten çok kıymetli kitap. Açıp açıp okuyorum. Fanatiklikten uzak bir dünyanın hayali kuruyor bu kitapta (olay kurgusu yok). Sadece yazar ve siz varsınız. Alın çayınızı ve bu kitabı elinize bilgili bir filozofla sohbet etmenin keyfini çıkarın. Kitabın konusu "Egoizm." Biriciğe ait tüm mülkiyetler hakkında filozofun görüşleri mevcut. Okuyun yani tavsiye edebileceğim kitapların en başında gelir kendisi..
Şimdiden keyifli okumalar.
456 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Okuru sarması ve sarsması bakımından oldukça sürükleyici bir eser.Felsefe kitaplarının ağır ve soyut ağırlıklı uzun cümlelerinin yerine ,daha sade ve somut bir dilin kullanılması ,konunun kavranması ve okurun eserin savunduğu öz fikirler hakkında daha derin kavrayışta bulunmasını sağlamış. Max Stirner felsefe dünyasında hak ettiği ilgiyi ne yazık ki görememiş, oysa ki çoğu felsefe meraklısının Nietzche ile özdeşleştirdiği fikirler aslında ondan önce de yazar tarafından söylenebilmiştir.Hem de çok daha açık ve anlaşılır bir dil vasıtası ile...
456 syf.
·Beğendi·9/10
Sindire sindire, yavaş yavaş okunması gereken kitaplardan. Max Stirner usul usul anlatacak benlikle, faydayla, sınırlarla ilgili fikirlerini; siz de sindire sindire, hayatınızda okudugunuz o cümlelerin yerlerini tarta tarta okuyacaksınız sakin akşamlarda. Okumayanın zararda olduğunu savunduğum, kendim de geç okudugum için hayıflandığım bir kitap oldu kendisi. Ayrıca kitabın basım kalitesi, kapağı, kağıt yapısı ile de Norgunk yayınevi resmen şaheser yaratmış. Okuyunuz, zorla okutunuz.
456 syf.
·Puan vermedi
Biricik ve Mülkiyeti son zamanlarda okuduğum en derin kitaplardan. Stirner' ın  zihninin derinliklerinde dolaşmak bildiğiniz saygı duyduğunuz herşeye savaş açmak bütün mantıksal ve sezgisel seylerinizi yerle bir etmek gibi. Stirner, bireyci-egoist anarşizmin babası olmasiyla beraber aklınıza gelen birçok felsefecininde fikir babasi.

Genç Hegelciler grubunda yer alan Stirner burada Marxin çok fazla etkilendiği Feuerbach ve Bauer gibi filozoflara savaş açıyor. Bu iki filozofun ortaya attığı ateizmi dindar bir ateizm olarak isimlendirip insanin antik çağda çok tanrılı dinleri yendiğini, Hıristiyanlıktan sonra tek tanrıciliği yıktığını söyleyip tek bir tanrinin yerine devleti koyduğunu söylüyor.
Yani insanin aslinda aydınlanma falan yaşamadığını sadece gücünü enerjisini farklı yönlere kaydırdığini ozgurlesmediğini tam aksine köleliğin daha karmasik bir formuna hapsoldugunu söylüyor.
Stirner ve düşünceleri yazmakla anlatılmak asla bitmez.
Bu kitapta Nietzshe nin en sağlam fikirlerinin aslında Stirner tarafından yıllar öncesinde zaten söylendiğini görüyoruz ( ust insan- iyiyin ve kötünün ötesinde- tanrı öldü) ...
Stirnerin Feuerbach hakkındaki fikirleri Sağlam bir feuerbach hayrani olan Marxi derinden sarsmış onu Feuerbacha düşman edip ayni zamanda alman idealizmi( anti-stirner) kitabını yazdirmis.
Ve son olarak Adorno der ki; " Stirner ağzındaki baklayi çıkartmış tek filozoftur."

Hakikaten bu kitabi okuyunca yüzünüze sağlam bir Tokat yemiş gibi hissediyorsunuz. Büyüksün Max Stirner !...
456 syf.
·10/10
Stirner kimsenin cesaret edemediğini yapan, yani ağzından baklayı çıkarandır. İradesi ve bünyesi kaldırmayanlar bu kitabı okuyamazlar. Okuyan ideolojistler de bilerek görmezden gelmiştir. Çünkü biricik ve mülkiyeti eleştirmek kendini yoketmekle birebirdir. Stirner tüm inandığınız değerlerin bir hayaletten ibaret olduğunu yüzünüze çarpar.
456 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Stirner'in okuduğum ilk kitabı ve bana göre Stirner kendi manifestosunu kaleme almıştır bu kitabıyla. Yazarla birlikte bir gözlemci olarak bakacaksınız bütün idealara, tinlere ve kendinize.
Yeri gelecek kelimeler boğacak sizi, ama siz boğulmayın, söylemleri yok artık dedirtecek ama siz şaşırmayın. Çünkü hakikate götürecek ve bireylerin egoizminin doruk noktasında, kendinizi Everest'e çıkmış bulacaksınız.
Okuyun, çok şey kazanacak ve sizden çok şey kaybedeceksiniz.
Iyi okumalar...
456 syf.
·10/10
Bir çiçek, topraktan fışkırıp yetiştirken ve güzel kokularını etrafa saçarken nasıl yeryüzündeli görevini yerine getirmeyi amaçlamıyorsa, benim yaşamımdaki amaç da bir görevi yerine getirmek değildir.
456 syf.
·Puan vermedi
Max striner hakkında cok fazla söylenecek söz var. Kesinlikle okunması gereken yazarlardan. Yeraltı edebiyatı ve beat edebiyatı yazarlarının en cok etkilendiği yazar diye düşünüyorum. İsmi felsefeciler içinde cok gecmez ama, dönemindeki bir cok felsefecinin ilham kaynağı olmuştur. Max Stirner Biricik ve Mülkiyeti
Çok sıkıcı bir kitap. 40 sayfa okudum, devamını getiremedim. Her beş kelimeden biri "tin". O kadar bıktırdı ki sürekli tin tin okumak.. Yeter dedim bıraktım. Bende mi bir anormallik var bilmiyorum, bu kadar yüksek puanlı bir kitap yarım bıraktığım ender kitaplardan biri oldu.
Şimdiye kadar hiçbir din, bu dünya veya öte dünyaya dair güzel vaatler vermekten kaçmamıştır, çünkü insanlar hep ödül peşinde koşarlar ve “bedavaya” hiçbir şey yapmazlar.
Kendi olma durumu, sadakat, bağlılık gibi nitelikler tanımaz; kendi olma herşeye izin verir, inancından dönmeye, karşı safa geçmeye bile.
“Ben ancak “beden” yoluyla tinin tiranlığını yıkabilirim; çünkü insan ancak bedeninin de sesini dinlerse, kendini tam olarak algılar ve ancak kendini tam olarak algılarsa, algılama yeteneğine sahip olur ya da ussaldır.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Biricik ve Mülkiyeti
Baskı tarihi:
15 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
334
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758686889
Orijinal adı:
Der Einzige Und Sein Eigentum
Çeviri:
H. İbrahim Türkdoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Norgunk Yayınları
Baskılar:
Biricik ve Mülkiyeti
Biricik ve Mülkiyeti
Felsefe tarihinin hazmı en zor metinlerinden biri olan Biricik ve Mülkiyeti yayınlandığı dönemde Feuerbach’tan Marx’a birçok filozofun katıldığı boyutlu tartışmalara yol açmış ama yakıcı etkisini, kendisi Stirner’in adını hiç anmasa da, Zerdüşt’tün yazarı üzerinde göstermiştir: Nihilizmi aşmak için onu sonuna kadar yaşamak gerekir. Stirner her şeyi tüm çıplaklığıyla görmek ister, en başta da çıplaklığın kendisini. Hakikat hakikati perdeleyen bir insan icadıdır ona göre. Özgürlüğe karşı duyulan korkuyla inşa edilmiş bir sığınak. Din, devlet, toplum, hiç kimseyle uzlaşmaz Stirner, kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Basit ama okkalı sorular koyar orta yere. Yenir yutulur şeyler değildir hiçbiri. İnsan’ın ötesine geçme gerekliliğini bu kadar aleni ilk o dile getirmiştir. “Ben kendi kudretimin malikiyim ve Ben ancak Biricik olduğumu bildiğim an kudretimin malikiyim. Kendine-sahip-olan, Biricik’te yaratıcı Hiç’e, doğduğu yere geri döner. Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgarı karşısında sönüp gider. Meselemi Kendime, şu Biricik’e bırakırsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi tüketen geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesi olur ve diyebilirim ki: Ben meselemi Hiç’e bıraktım.

Kitabı okuyanlar 88 okur

  • Öncel Gülbenli
  • Romanovic Raskolnikov
  • Kübra Başkaya
  • Barış Ağca
  • Fatma Kizilarslan
  • Mola Kartı
  • Kadir
  • Gülşah Cansever
  • Unknown
  • Eylem Evrim Denizel

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.8 (4)
9
%4.9 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0