Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim

·
Okunma
·
Beğeni
·
482
Gösterim
Adı:
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim
Baskı tarihi:
Haziran 2006
Sayfa sayısı:
606
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759038564
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınevi
Ölen için yazmanın daha bir rahatlığı var açıkçası. Bunu söylemek zorundayım. Ama şunu da eklemek isterim ki, öldükten sonra yazdıklarımı, sağlıklarında yazamazdım, yüzlerine söyleyemezdim anlamına gelmez, ki yazdıklarımın pekçoğunu ve ağırını yüzlerine de söylemişimdir. Ama ben bu insanları hemen hemen hepsim diyebileceğim kertede çoğunu seviyordum, çok seviyordum. Sevdiğim insanların sevmediğim ve bana olumsuz gelen yanlarını, ölümlerinden sonra (bibakıma arkalarından) yazmak hem kolay değil hem güzel değil. İşte ben hem kolay, hem güzel olmayan bu işi yapıyorum bu kitabımda. Peki neden? Başka türlüsünü yapamam, elimden gelmez de ondan... Herneyse, onu yazacağım.Bir de, yaşamakta olan yakınları var. Yazan elimi oldukça tutan (tek tutan) budur. Onları incitmek beni de incitir. Çünkü yakınları, ünlü ve değerli ölülerinin eleştirilmesine, olumsuz yanlarının belirlenmesine hiç dayanamazlar, ki onlara hak vermemek elde değildir.
(Tanıtım Bülteninden)
ÖLÜME MEKTUP YAZAN "ADAM"... ("KuP KuP BoY" is paying his TRIBUTE... )

Ekrana bakıyorum şimdi ..Ne yazsam , nasıl bir giriş yapsam diye ..O' nun ölüm haberini aldığım gün , tvlerde vakıf bahcesinin içindeki dozerler falan geliyor gözümün önüne .. Dozerlerin eksozlarından çıkan kara ,kapkara dumanlar .. Nasıl rahatsız oluyorum o an o dumanlardan anlatamam ..Cd lerimi , plaklarımı bardak altlığı yapsalar o dakika gözümde yok hiçbiri.. "Çocuklar koştursun üzerimde" mısraları geliyor aklıma .. Hiç görmediğiniz , hiç tanımadığınız , bir kez dahi konuşma fırsatınız olmamış bir adam bu.. Öyle yakın ki size , bir imza gününe gitseniz , kimin adına imzalayayım kitabı dese darılırsınız beni nasıl tanımadın diye .. Sanki senelerdir tanıyorum ben kendisini .. Pekçok arkadaşımın ölüm haberini aldım , akrabalarım falan .. O dozer sesleri ..O anki hissiyat bir garip .. Acı , hüzün , fiziki mücadeleyi kaybediş ama zihinsel savaşla gelen zafer mukayese dahi edilemez benimkilerle .. Hem de katıksız saf inkar edilemez bir zafer .. Öyle ki , düşmanları bile adını saygıyla anmak zorunda kalmışlar sonrasında.. Sanki bir gladyatörü izliyorum ölürken ..Yüzlerce hasmını yere sermiş ve o serdiği adamlardan oluşan ceset dağlarının üzerinde oturmuş , az sonra son nefesini verecek olan.. Hem üzülüyorum , hem de bir garip gurur var içimde.. Ölüme son kazığını da attın gittin diye seviniyorum içimden ..

Ertesi gün kalktım .. Ertesi gün daha da bir garip!!! Nasıl anlatayım size bunu bilemiyorum ki..Sanki hiç sahip olmadığınız , ama uzun süredir kullandığınızı düşündüğünüz bir eşyanızı kaybetmişsiniz .. Hayat daha ekşi , kekremsi ,acı ve ardındaki hava daha buhranlı .. Hiç içmemiş olanlar için şekersiz çayın ilk yudumu gibi .. Cardiodan çıkıp pastaneye koşup ,fındıksız fıstıksız ,safi gülsulu (IYYY!!!) güllaç almak zorunda kalmak gibi .. Yemek sepetine sipariş verdiğin , çilingir sofrasına katık yapacağın 3 porsiyon acılı adananın yerine bir karışıklık sonucu ,plastik bir kap içinde kısırı gömüp eline bıraktıkları anda yaşadığın haklı cinnet gibi.. Kolajlayıp zerk etmişler beynine o an .. 3' ü 5' i bir arada .. Kimi zaman ayrı ayrı saldırıyorlar falan .. Olguların , duyguların , şahısların şimdiki zamandan - dili ,-mişli geçmiş zamana geçişleri yaşanan o an bir bakıma .. Normalde yaşı ilerlemiş olanların aksine bu yaştaki insanlar için ölüm olgusu daha farklıdır ..

Ölmüştür karşındaki ..
Üzülürsün ..
Özlem vardır içinde ..
Göremeyecek olmaktır seni o an üzen ..
Çünkü KARŞINDAKİDİR ölen ..
Kendini koymazsın o kefeye ..
Hiç aklına gelmez ..
Birgün seni de koyarlar o kefeye..
İşte o an kendimi de düşündüm bir nebze..
Yaşım ve aklım elverdiğince..

- KuP KuP BoY - (hep goygoy yapmayalım dedik..)

Aziz Nesin devam etsin az da ..

"...İnsan nice ölüm gerçeğini , bu gerçeklerin en gerçeğini benimsese bile , yine de kendisinin öleceğine bütün gerçekliğiyle inanamıyor! İnanmıyor çünkü insanın bir şeye , bir olaya ,bir olguya tam inanabilmesi için , onu bikaç kez yaşaması , tekrar etmesi gerekir. Oysa biz ölümü kendimizde değil , BAŞKALARINDA yaşarız.Ölüm , bizim yaşayamayacağımız , kendimizde tekrarlayamayacağımız bir olay olduğu için de, birtürlü kendi öleceğimize bütün gerçekliğiyle inanamayız.Elbet ölecegeğiz deriz, öleceğimizi biliriz ama - bunu başkalarında görüp bildiğimizden - tam bilgi değildir.Yani biz ölmeyeceğimizi sanırız.Kendimizi ölmeyeceğiz sanınca , dostlarımızda bizimle birlikte var olacaklarından ve biz de onlarla birlikte var olacağımızdan , kendimiz olan dostlarımızın da öleceğine inanmayız ..."

Ve ölüm öyle bir olgu ki , safi o şahsı değil , onunla birlikte anıları da , bambaşka dünyaları da alıp götürüyor .. Ardında bilinmezlik.. Hiç kalkmayan bir sis bulutu .. Hep toz duman .. Bilinmeyenlerle başbaşa kalıyor kişi.. Aziz Nesin 1915 doğumlu..Vakti zamanında Birlikte Yaşadıklarım ve Birlikte Öldüklerim diye 2 ayrı klasör açmış.. Tek bir kitapta toplamakmış amacı tüm sevdikleri ve sevmediklerini.. Ömrü vefa etmemiş maalesef..O dosyaları ,Nesin Vakfı eski yazıdan günümüz türkçesine çevirip aranje ederek yayınlamış..600 küsür sayfalık bu kitabı ben üçüncüye okudum ..Diyebilirim ki , tamamlanıp yayınlansaydı çok ses getiren bir eser olacağı kesin .. Sevdiklerini sevmediği yönleriyle , sevmediklerini ise hakkını vererek takdir ettiği taraflarıyla aktarmış notlarına ..Safi notlardan da oluşmuyor pek tabii bu kitap.. İçinde çeşit çeşit dergiye gönderilen yazılardan tutun da , yazarlar arasındaki mektuplaşmalara ve yaşanılan anılara , gazete haberlerine varıncaya kadar pek çok doküman var .. Türk Edebiyatının kulis arkası desem hiç yanlış olmaz.. Kimler var diye sorma .. Bir bu kadar daha isim yazmam gerekir ..Ama şunu söyliyeyim ki cidden apayrı bir lezzet bu kitap.. Hani herkes diyor gülüyorsun Aziz Nesin okurken .. Evet cidden çok güldüğüm yer oldu bu kitabı okurken .. Bir o kadar da sinirden parmağımı, tırnağımı kemirdiğim an da cabası ..

Bir kaç örnek vereyim size ..

Bir gece vakti Sait Faik' le beraber onu yakan , sürüm süründüren eski aşkını aramak için İstanbul' un karanlık sokaklarına daldığınızı , o kadının evine gittiğinizi hayal edin Aziz Nesin ile.. Onu bir başkası ile gören Sait Faik' i avutmak için bir meyhanede soluğu aldığınızı ..

Yaşar Kemal ile beraber İlya Ehrenburg ' un evine girişte Jean Paul Sartre ve Simone De Beauvoir ile selamlaşmak, tanışmak isteyen çıkmaz mı aranızda ? Bu karşılaşma sonrası Ilya Ehrenburg ile sohbet sırasında yaşananları size anlatamam .. Yaşar Kemal' in duvarda asılı bir goblen halının üzerinde gördüğü desenler üzerine , halıyı Türk halısı sanması sebebiyle dönen muhabbet .. Tarif edemiyorum .. Aziz Nesin halının goblen olduğunu biliyor ama uyaramıyor falan .. Rezilliğin daniskası tabii =)) Bu kızgınlığını öyle bir yazmış ki kitapta belki 30 40 kez okudum .. Her okuduğumda yerlere yuvarlandım =)) LEZZET TARİF EDİLEMEZ ..AKTARAMIYORUM .. 404 : NOT FOUND!

Ya Sabahattin Ali' nin ölümü sonrası mahkemelerde sorgulara katılmak isteyeniniz ? Onun son eşyalarını , yeşil yazan dolma kalemini görmek isteyeniniz ? O yeşil yazan dolma kalem ile Jack London ' ın Demir Ökçe'sini almancaya çevirişinin ve ardından gelenlerin öyküsünü okumak isteyeniniz ?

Kemal Tahir ile bir polis arabasına tıkılıp ,gözaltına alınıp , mahkum olup Sultanahmet Cezaevi' nde aynı hücrede ayakuçlu başuçlu yatarken sarf edilen sözler .. Akıllardan geçenler .. Kemal Tahir ' in 13 senelik mahpusluğu..

Zar tutan Tahsin Saraç' la Cem Kitabevinde tavla atıp , adını hep duyduğunuz ama pekçoğunuzun bir kez dahi açıp okumadığı Fazıl Hüsnü Dağlarca ile tanışmak istemez misiniz ?

Rıfat Ilgaz ve yaz kış sırtından çıkarmadığı paltosunun öyküsünü bilmek isteyeniniz?

Cengiz Aytmatov ile kısa bir sohbet edip , Yılmaz Güney'e mektup yazalım , Hasan Hüseyin Korkmazgil' den mektup alalım diyenler?

Attila İlhan' ın şairliğe ilk başladığı dönemler .. Nazım Hikmet ve yıktırılan Tan gazetesi ..6 7 Eylül olayları dönemleri?

Uzun ama gayet zevkli bir yolculuk bu .. Yüzlerce isimle tanışmakta cabası..

Çok uzattım farkındayım ama bunu yazmazsam cidden olmayacak .. Sabah tesadüf eseri hem kendi , hem de dedemin dergi ve mecmualarını karıştırırken rast geldim .. Sapsarı bir Varlık Dergisi ..75 yılı..Bu yazıyı oturdum , üşenmeyip yazdım tekrar .. Biraz aceleye geldi ama olsun .. Niçin yazdığımı da açıklayayım .. Marcel Proust bir daha kalkmamak üzere yatağa düşmüş.İmamın kayığına binmesi an meselesi.. Gözlerini bir anda aralayıp , "bana" demiş , "hemen son yazdıklarımı getirin! O son ölüm sahnesini baştan aşşağı yanlış yazmışım ve bunu ancak şimdi anlıyorum." Aziz Nesin de geçirdiği bir kalp krizi sonrası o an aklından geçenleri anılarında yazar.. Daha doğrusu ölümü yazamadan ölecek olmasına üzülüyordur yazdıklarında..Hatta sevgili Zehraca , Sizin Memlekette Eşek Yok Mu incelemesinde buna da değinmiş ( #17989992 ) . Hal böyleyken , Aziz Nesin ölümünü yazamadı hiçbir zaman .. AMA ÖLÜME BİR MEKTUP YAZDI .. Buyrun okuyun ..

Canalıcıma ;

" Uykumdayken , kancıkcasına baskın verme ! Gelince de saygısız konuklar gibi oturup, yerleşip, siftinip çöreklenme!! Seni bir müzmin tedirginlik olarak derime yapışmış , canıma sıvışmış olarak kendimde duymayayım.Düşün ki ben seni , varlığımın bilincine vardığımdan beri beklemekteyim.Bunca zamandır beklenen bir konuğa yaraşır bir saygınlıkla gel! Sana olan saygımı yitirtme bana.Gürrültülü patırtılı gelme! Kimseler duymasın geldiğini. Bir sen bil , bir de ben bileyim yeter. Gelişin , herkesleri ayağa kaldırmasın.Tam bana göre , bana uyan bir davranışla gel.Sessiz sessiz , sürdürdüğüm bunca yıllık yaşamıma yaraşacağı üzere suskun , susuk gel! Çünkü benim için geleceksin , beni almaya geleceksin, başkalarını tedirgin etmeye değil.Uykumda birden bastırma ki , bunca yıldan beri gelişini gözlediğim en gerçek ve en son konuğuma göstermem gereken saygıda bir eksikliğim olmasın.Saygıyla ayağa kalkıp seni buyur edeyim.Almak istediğini, sana onurla kendim sunarak vereyim. Bir yaşam boyu çektiklerimi az bulup , bana bir de sen çektirmeye kalkma! Her ne çektimse hepsine güleryüzle katlandım, onları salt kendim bildim. Üzünçlerimi kendime sakladım ,sevinçlerimi el 'le bölüştüm.Sonum da böyle olsun isterim.Bilirim, güçlüsün..KİMSELERE EĞİLMEMİŞ BAŞIM, senin önünde eğilebilir ; ama bana bunu yaptırtma! Bana yaşamamı yadsıtıp ,sonunda beni kendimden utandırtma! Senin amansızlığından böyle bir yiğitlik bekliyorum, bana önünde baş eğdirtme! Güleryüzle gel, gülümseyerek karşılayayım seni...

DİMDİK YAŞADIM , sen de beni dimdik kucakla , al götür.Pusu kurma , arkadan vurma. Ayakta karşılaşalım soylucasına... Öyle çelebicesine gel ki seninle gitmek için istekleneyim.Senin gelişinle ikimizin birden gidişi bir olsun. Şimdi var , şimdi yok olalım.Bekletme beni.Elini çabuk tut.Herşey birden bire olup bitsin.

- BU CEZA BANA YETER! -

Sen öyle bir kesin gerçeksin ki , sana yalan da söylenmez.Bütün yaşamımda çağdaşlarımdan hiçbirini kıskanmadığımı bilirsin; iyi yürekliliğimden değil, hiçbirini kendimden büyük görmediğimden...Yine bilirsin , yaptıklarımla da yapmayı tasarlayıp dahaca yapamadıklarımla da böbürlenirim. Bana verdiğim mühlet içinde , tasarladıklarımı yapamadımsa , evet , suç kimsenin değil, benim...Bu ceza yeter bana ; çünkü acısını duyanlar için CEZALARIN EN AĞIRIDIR.

Herkes gibi ben de seninle ilk ve son olarak yalnız bikez karşılaşacağım.Bu karşılaşmamız, nerede , ne zaman , nasıl olsun diye, zaman zaman değişik istekler geçirdim içimden.Kahraman olmak istediğim dönemlerim oldu.Kahramanlar ilk savaşlarında ölmeyen , son savaşlarında da sağ çıkmayanlardır.Seninle son savaşımda karşılaşmayı istedim bir zamanlar.Savaşın , yaşam boyu sürdüğünü , yaşadıkça sonu olmadığını bilmiyordum. Sonsuzca süren bu savaşımın öeyle bir yerinde gel, öyle bir güzel gel ki, sana gülümseyerek elimi uzatıp, " Merhaba!" diyebileyim. Bir zamanlar da uzun uzun yaşayıp bitkiselliğe dönüşmeyi , bitkisel yaşamımda gelişini bile bilmemeyi istedim.Şimdiyse , ne kahramanlık gösterisinde , ne bitkisel bitkinliğinde gelmeni istiyorum.Dilersen , en beklemediğimi sandığın zaman gel.Beni hiç şaşırtmayacaksın, çünkü hep aklımdasın ,beynimde bir kıymık gibi ...Korkmadan bekliyorum gel!!!

- HİÇ KORKTUM MU? -

Nice yaşadımsa , seninle baş başa , diş dişe döğüştüm.Pekçok kez yendiğim de , yenildiğim de oldu.Canım ki , en kutsal olan herşeyim benim. Onu elbet bana yakıştığı gibi ayakta , saygıyla , yiğitçe vermek isterim ; TESLİM OLMADAN...Bir armağan gibi vermek canımı! Sen de , yeniğin kalemini - Kİ O KALEM HEP KILIÇTI - teslim alırken iki elinle başının üstüne saygıyla kaldırarak al beni! Lekesiz , arı - duru, yaşamı süresince hep kendi kendini arıtan bir cana saygılı ol, benim sana saygılı olduğum gibi. Kimselere demedim ,sen de kendine of dedirtme bana.Ne kahramanlıkta ,ne bitkisellikte , işte şimdi olduğum gibi bir sıra, ELİMDE KALEM ; önümde kağıtla daktilom , böyle bir zamanımda gel! İstersen gece , istersen gündüz, istersen yazın , istersen kışın gel ; kapım da yüreğim de her zaman açık sana! Yeter ki , kendi gözümde kendimiküçültme bana, kimseden su istetme, yardım diletme bana...Seninle yiğitçesine döğüşmedim mi? Bunları istemeyi hak etmedim mi? Bana ille de of dedirteceksen , hiç olmazsa bunu ikimizden başkası duymasın.Bunca yıl durmaksızın karşı karşıya savaşmış iki savaşçıyız.Üstelik benim savaşım , seninkinden çok daha yüceydi.Çünkü sen, sonunda nasıl olsa utkunun senden yana olacağını biliyordun. Oysa ben , sonunda nasıl olsa yenik düşeceğimi biliyordum.Yenileceğimi bile bile , ama hiç yenilmeyecekmişim gibi, beni yenecek olanın üstüne üstüne varmadım mı ? Bir an olsun korktum mu , ya da kaçmayı düşündüm mü?

-ÖLÜMÜ HAK ETMEK İSTERİM -

Birazcık daha yaşayabilmek için , birazcık daha iyi yaşayabilmek için , bunca güzelim bu yeryüzü uğruna bile, sana bir kıpı ödün verdim mi? Yaşamayı hak etmeye çalıştığım gibi , ölümü de hak etmek istiyorum. Bu hakkı bana tanı! Çünkü bu sonsuz güzellikler açan güzelim dünyaya , ben de gücümce güzellikler katmaya çalıştım.Bir güzel ada , atlasta görünmeyecek denli küçük diye yok sayılabilir mi? Benim katkımda atlasta görünemeyecek denli küçücük olsa da , var.Ne mi yaptım ? Ortaçağ simyacıları taşı altına çeviremedi .Ama ben bir simyacıyım, gözyaşlarımı gülmeceye çevirerek dünyaya sundum.Saygıyla, gel bekliyorum. "

Yazılış tarihi 9 Haziran 1974 imiş.. Varlık dergisinde yayınlanış tarihi Eylül 1975

İŞBU SATIRLARIN YAZARINI ÖLÜM ,TESLİM ALIRKEN İKİ ELİYLE BAŞININ ÜSTÜNE SAYGIYLA KALDIRARAK ALDI.. İZMİR' DE BİR OTEL ODASINDA ÖLDÜĞÜNDE , ELİNDE KALEM-KAĞIT ,ÖNÜNDE DAKTİLOSU VARDI ...

Işıklar içinde uyu AZİZ "BABA" !!!

Ve pek tabii bonusumuz : https://www.youtube.com/watch?v=UHzWhCIP3qg

Bu da benim bonusum olsun : 3:46 ' ya alayım .. 2 yudum "MAZOT" , 2 adet DUZLU FISTIH..

https://www.youtube.com/watch?v=pcgFTZU9sew
Savcı cevabımı beklemeden , torbadan kırık gözlük camları çıkardı.Sabahattin 'in çerçevesiz gümüş saplı gözlüğünün camları , kırık camları...
Ne denli sarsılıp bozulduğumu savcıda anlamış olmalı ki, bu kez sormadı açıkladı:
- Bulgaristan sınırında çalılar arasında bir yerde bir ceset bulunmuş.Cesedin üstünden bu eşya çıkmış.Eşyanın Sabahattin Ali' nin olduğu sanılıyor.
Savcının elindeki kırık gözlük camlarına baktım, gözlerim doldu.
Savcı , torbadan Sabahattin Ali'nin pantolonun kumaşından spor ceketini çıkardı.
- Evet Sabahattin' in... dedim.,
Sesim titriyordu.
Ceketin üzerinde kurumuş kan lekeleri vardı.
Savcının yazılı ifademi alıp almadığını şimdi anımsayamıyorum.
Savcı,
- Bir cinayetin üzerinde duruyoruz .Kovuşturmanın güvence altında yürütülebilmesi için , Sabahattin Ali' nin eşyasını gördüğünüzü , burdaki konuşmamızı hiçkimseye söylemeyin... dedi.
Kendimi tutup ağlamamak için sesimi çıkarmadım.Dışarı çıktım...
Aziz Nesin
Sayfa 334 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
"Savcılık odasına önce beni çağardılar.Aklımda kaldığına göre , savcının adı ya Davas ya da Davaslı'ydı.Savcının masasının karşısındaydım.Savcı,

- Sizi tanıklık için çağırdık, dedi, bazı eşya göstereceğim, kimin olduğunu bilirseniz, söyleyin!
Masanın altında duran ak bezden bir torbadan bir pantolon çıkardı.İlk bakışta SABAHATTİN'in pantolonu olduğunu tanıdım.Yünlü kumaş, boz renkli , kahverengi damalı...
Savcı sordu:
- Kimin olduğunu biliyor musunuz ?
o zamanlar öyle zor koşullarda , bunalımlı , baskılı bir dönemde yaşıyorduk ki, öyle haksızlıklarla karşılaşıyor , öyle uydurma nedenlerle cezaevlerine atılıyorduk ki , herşeyden kuşkulu , çekinir olmuştuk.Savcı, elinde, bir arkadaşınızın pantolonunu tutuyor ve size , "Bu kimin?" diye soruyor.Altından ne çıkacağı hiç belli değil.SUÇSUZ OLMAKLA DA İNSAN CEZADAN KURTULAMIYOR.Suçsuzluğumuz mahkemede anlaşılana dek beş altı ay cezaevinde yatırıldığımız çok olmuştu.
Savcıya ,
- Hayır bilmiyorum... dedim.
Aziz Nesin
Sayfa 352 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
Savcı , dinginlik içinde pantolonunu koyduğu torbadan kırılıp iki parça olmuş pipo çıkardı.
- Bunu biliyor musunuz kimindir?
Sabahattin davranışlarıyla , yüzüyle konuşmasıyla olduğu denli , giyinişiyle de özgün bir kişiydi.Eşyası hemen tanınırdı.Sabahattin 'in iki parça olmuş piposunu tanıdım. Bir ürküntü duydum.
- Bilmiyorum, dedim.
Savcı ,bu kez torbadan bir not defteri çıkardı.Sayfalarını açıp gösterdi.Yaazıların çoğu eski yazıydı.Sabahattin'in el yazısını elbet tanımıştım.Herşeyi özgün demiştim ya , SABAHATTİN YEŞİL MÜREKKEPLE YAZARDI.
- Bu yazıların kimin olduğunu biliyor musunuz ?
Açıkcası başıma gelen onca olaydan sonra , UYGULANAN ADALETE HİÇ GÜVENİM KALMAMIŞTI.Onun için doğruyu söylemenin mi , söylememenin mi uygun olacağını kestiremiyordum.Ama YEŞİL MÜREKKEPLE yazılmış Sabahattin' ,in yazılarını görünce , kimin olduğunu söylememezlik edemezdim.İşin içinde bir kötü şey olduğunu sezinleyip ürperdim.
Aziz Nesin
Sayfa 333 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
"Şu hatırayı da annesi anlatmıştır:
" Sabahattin çocukluğunda çok okurdu ; evde, okulda okuduktan başka , evden okula gidip gelirken yollarda da okurdu.Bigün evde kafesin arkasında oturuyordum.Okuldan dönen Sabahattin 'i gördüm.Yine elinde kitap vardı, okuyarak geliyordu.Bir kız çocuğu arkasından koşup geldi, ona taş attı.Taş Sabahattin' in omzuna çarptı.Canının yandığını yüzünden anladım.Hemen kapıya koştum,
- Oğlum o kız sana neden taş attı? diye sordum.
- Kaydırak oynuyorlarmış, ben de kitap okuyarak geldiğim için , görmeden çizgilerine basmışım.Ondan taş attı... dedi.
Bir taş verdim,
- Al bu taşı , git, sen de ona at ! dedim.
Taşı aldı ağır ağır gitti.Kafesin arkasından onu seyrediyordum, köşeye kadar gitti, dönüp arkasına baktı, beni kapıda göremeyince, taşı yere bırakıp döndü.Eve gelince ,
- Neden taşı kıza atmadın ? diye sordum .
Donuk donuk yüzüme baktı ,
- ONUN DA MI CANI YANSIN ANNE !...dedi."
Aziz Nesin
Sayfa 322 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
"Şu hatırayı annesi Hüsniye Hanım anlatmıştır:
Bigün hizmeteri bir renkli kuş yakalayıp eve getirmiş . Sabahattin dokuz , kardeşi Fikret de altı yaşında...Balkonda iki kardeş arasında bir çekişme başlamış.Anneyle baba da içeriden onları görüyor ve dinliyorlarmış.Sabahattin kuşun hemen salıverilmesini ,kardeşi Fikret de kafese konulmasını istiyormuş.
Bu çekişme çok uzamamış , Sabahattin kuşu salıvermiş.Ağlayan kardeşine de ağaçlarda cıvıldaşan kuşları gösterip şöyle demiş:
- "Kafeste böyle oynaşıp ötemezdki ki..."
Aziz Nesin
Sayfa 321 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
"Sabahattin Ali' nin ölümünden sonra , Havran' da oturan yoksul ve yaşlı bir kadın olan teyzesi , onun çocukluğunu şöyle anlatmıştır:
" Daha pek küçüktü, boynuna bir tabla asar , içine genç kızların satın alabileceği yumak, kuka, iplik, tarak, küpe, kolonya gibi öteberi kor, bunları kapı kapı dolaşarak genç kızlara satar, evinin geçimine yardım ederdi.Ben ona hangi evlerde gelinlik kızlar olduğunu söylerdim ; o da o evlere gider incik boncuk satardı."
Aziz Nesin
Sayfa 321 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)
"Aşağıdaki hatırayı da Sabahattin Ali' nin küçüklüğünü bilen mahalle bakkalı anlatmıştır:
Sabahattin , elindeki kitabı okuyarak okuldan dönüyordu. Arkadaşlarından ikisi onunla lay ediyor, arkasondan bağırıp çağırarak taş atıyorlardı.Çocukları kovaladım .' Bunlar seni neden taşa tutuyorlar ?' diye sordum.Yumuk gözlerini büsbütün kısarak şöyle dedi:
' Onlarla birlik olup yaramazlık etmiyorum da ondan...'
Aziz Nesin
Sayfa 322 - Nesin Yayınevi - 10. baskı (2015)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Birlikte Yaşadıklarım Birlikte Öldüklerim
Baskı tarihi:
Haziran 2006
Sayfa sayısı:
606
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759038564
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Nesin Yayınevi
Ölen için yazmanın daha bir rahatlığı var açıkçası. Bunu söylemek zorundayım. Ama şunu da eklemek isterim ki, öldükten sonra yazdıklarımı, sağlıklarında yazamazdım, yüzlerine söyleyemezdim anlamına gelmez, ki yazdıklarımın pekçoğunu ve ağırını yüzlerine de söylemişimdir. Ama ben bu insanları hemen hemen hepsim diyebileceğim kertede çoğunu seviyordum, çok seviyordum. Sevdiğim insanların sevmediğim ve bana olumsuz gelen yanlarını, ölümlerinden sonra (bibakıma arkalarından) yazmak hem kolay değil hem güzel değil. İşte ben hem kolay, hem güzel olmayan bu işi yapıyorum bu kitabımda. Peki neden? Başka türlüsünü yapamam, elimden gelmez de ondan... Herneyse, onu yazacağım.Bir de, yaşamakta olan yakınları var. Yazan elimi oldukça tutan (tek tutan) budur. Onları incitmek beni de incitir. Çünkü yakınları, ünlü ve değerli ölülerinin eleştirilmesine, olumsuz yanlarının belirlenmesine hiç dayanamazlar, ki onlara hak vermemek elde değildir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Hakan Orhan
  • Bay imdat
  • dante diyarından
  • Deniz GEZMİŞ
  • Ayhan Sürücü
  • Cevat Mert Çetin
  • bir uyumsuz
  • Arin Akin
  • Özgür Eren
  • Tuco Herrera

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (2)
9
%0
8
%50 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%16.7 (1)
1
%0