Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü Beni Unutma Dörtlemesi 1

8,7/10  (3 Oy) · 
5 okunma  · 
3 beğeni  · 
677 gösterim
Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü, yazarın önceki çalışmalarında da olduğu gibi, okuru alabildiğine özgün bir dil eşliğinde gerçeküstünün atmosferine sokan, karanlık kahramanların karanlık dünyalarda soluk alıp verdiği ya da son nefeslerini verdiği öykülerden oluşan bir kitap. Bora Abdo, edebiyatımızda örneğine pek rastlanmayan zorlu bir kurguyla, olaylar, nesneler ve canlılar arasında sıra dışı bir yolculuğa çıkıyor. Hayli sarsıntılı, herkesin kolayca göze alamayacağı, uçurumu bol bir yolculuk bu.

Varoluşlarından sıyrılmış sağır papağanlar, denizkızları, çeyiz sandıklı travestiler, kuklalar, kötü rüyalar gören ayı oynatıcıları, çarmıha gerilmiş karakalem kediler, hayvan ölülerinden ilaç yapan kardeş katili, ensest yaşlı kız kardeşler, çiğdeci kuşlarının âşık olduğu on iki yaşındaki kambur korkuluk kız, keskin bir çürüme sürecindeki devinimleriyle çıkıyorlar okurun karşısına.

"Bora Abdo, öykücülüğümüzde yeni, benzersiz ve güçlü bir ses. Bundan sonra neler yazacağını merak ettiriyor."
-Cemil Kavukçu-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2014
  • Sayfa Sayısı:
    128
  • ISBN:
    9786050919912
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:

Cümleyi tam hatırlamıyorum (zaten hep böyledir bendeki durum; cümlenin zihnimde yer edişi, onda bulduğum şeyden geçer,) ama bir yazar ya da eser hakkında ne denli fikir sahibi olabiliriz diye düşündürmüştü bana. Hele kitap böylesi bir kitapsa işim daha da zorlaşıyor.

Yaklaşık bir aydır hikayelere daldım, üvey evlat yazımlara… Türklerden gidiyorum. Bir kısmında mest olurken bir kısmında da ukalalık yapıp ben daha iyi yazardım diyorum ama uzun uzun düşününce hayır yazamazdım diyorum. Yılların birikimini ve estetiğini görebiliyorum hikayelerde. Özellikle az okunan yazarlar seçiyorum ki bu kitap bolluğunda neleri kaçırıyorum görebileyim. Ömür biter, kitaplar bitmez...

Bora Abdo kırk yaşında, bir ara yazmış sonra on iki sene hiç yazmamış, biriktirmiş. Biriktirdiklerinin bir kısmını kitabı okuyunca gördüm. Eserden sonra iki keskin düşünceden birine sahip olacaksınız; seveceksiniz, tiksineceksiniz. Ben sevdim, hem de fazlasıyla sevdim. En son Bin Hüzünlü Haz’da böyle hissetmiştim. Toptaş’ın kelimelerle bizleri mest ettiği o güzelim kitaba benzettim bu kitabı. Anlamsız gibi gözüken şeylerin birbirine girdikçe anlam kazandığı bir eser olmuş.

Geçen akşam tam uyuyacakken geçti kelimeler zihnimden. Kalk Hakan yaz bunları dedim, uyku daha tatlı geldi, hem Sherlock da ayak ucuma kıvrılmış horluyor, elleyemedim. Çok unutkan bir insan olduğum için zihnimden ne geçtiğini sabahına unuttum ama sanırım kelimelerle alakalı bir şeydi. Uçuşan, çarpışan ve her çarpışmada değerlenen ve anlam kazanan kelimelerle alakalı bir şeydi. Tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen ama kendisine yarenlik edecek dostlarını bulunca ışıldayan kelimelerle alakalı bir şeydi. Aynı gün bu kitabı okumaya başladım. Abdo gece yatmadan önce zihnimden geçenleri ifade edecek en güzel şeyi yazmış zaten dedim kendi kendime. Kelimeler… Çok güzeller…

Sait Faik Ödülü’nü almış bir eser. Pusuda yatan kalemşörler hemen devreye girmiş, kitap hakkında neler yazmışlar neler… Sağolsun Metin hocam da yolladı birkaç yazı, okudum. Paragraf paragraf incelemiş cümleleri insanlar. 'Şimdi bu ne alaka burada' tarzı cümlelerle dolu bütün yazılar. Bütüne hiç bakmamışlar, parçaların içinde boğmuşlar yazılarını. Kafalarını kaldırıp, görebilseler bütünü sevecekler kitabı ama…

Ölümle bitiyor bütün hikayeler. Kim kimi neden öldürdü bilinmiyor. Konuşan kim o da pek anlaşılmıyor ama dedim ya kelimeler çok güzel. Okudukça şenleniyor insan. Çoğu da uzun. Ensest ilişki gibi anılması bile sakıncalı olan durumları ele almış ve insanın yıkılmaz duvarlarını tekmelemiş yazar; belki kıramamış ama oldukça zedelemiş. Maskeleşen ifadelerin altında yatanları açığa çıkarmış. İnsanı yazmış anlayacağınız, yine… Bazen sıkılmış, kesmiş cümleyi yarıda hatta kelimeyi… Okur tamamlasın demiş gerisini, her şeyi ben mi yazacağım. Aslında doğru yapmış, yazarın görevi her şeyi alenen ortaya dökmek midir? Okur ne diye var o zaman? Boşluk doldurmaca gibi bir yazım....

Sabahattin Ali okudum bundan önce, toplumsal çarpıklıkları ne güzel işlemiş; çok seviyorum Ali’yi. Onun gibiler sayesinde toplum biraz da olsa ayakta ya… Peki bu gibi yazarların görevi nedir? Yazımların hiçbirinde toplumsal bir irdeleme yok. O zaman okunmaz şeyler midir? Yorumu size kalsın...

Serdar Poirot 
04 Şub 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Güzel bir hikaye kitabı. İnsanları öldüren diğer insanları anlatan bir hikaye. İçinde Kirkor, Çağanoz, Denizkızı, komutan gibi pek çok karakteri barındıran bazı hikayelerin birbiri ile ilgili olduğu bir kitap. Özellikle Ğığ adlı hikaye beni çok etkiledi. Her ne kadar aşırı derecede betimleme yapmış olsa da yazarın tarzı fena değil. Hoşuma gitti diyebilirim ama diğer kitaplarını yana yakıla arar mıyım? Bilemiyorum. Yine de farklı türde bir şeyler okumak isteyenler için ideal bir kitap.

Kitaptan 2 Alıntı