Geri Bildirim

Bizi Kuşatan ToplumVejdi Bilgin

·
Okunma
·
Beğeni
·
408
Gösterim
Adı:
Bizi Kuşatan Toplum
Alt başlık:
Sosyolojiye Giriş
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
203
ISBN:
9789756434260
Kitabın türü:
Yayınevi:
Düşünce Kitabevi Yayınları
"Günümüzde insanların, kendilerini ve içinde yaşadıkları toplumu anlama konusunda ciddi bir şekilde çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Bunun altında yatan temel düşünce kişisel ilişkileri daha sağlıklı yürütmek ve hayatın her alanında başarılı ve mutlu olabilmektir. Bu yüzden kişisel gelişim kitaplarına büyük bir rağbet vardır. Ancak bireyi ve toplumu anlamak için insanı konu edinen disiplinlerin temel kavramlarını ve yaklaşımlarını bilmek gerekir. Bunları kavramadığımız takdirde, uzmanlar tarafından herkese yönelik yazılan kitapları bile doğru anlamamız mümkün değildir. Çünkü her uzman kendi alanının terimleri ile eserini yazar ama bunları ayrıca açıklamaz. Bu bilgiler esas olarak o disipline ait "giriş" niteliğindeki eserlerde yer alır.

Elinizdeki bu çalışma toplumu anlamak isteyen, esas uğraşısı sosyoloji olmamakla birlikte sosyolojik düşünce ve kavramları öğrenmenin, okuma ve araştırmalarında faydalı olacağını düşünenler için hazırlanmış bir "sosyolojiye giriş" kitabıdır."
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Türkiye, mirasçısı olduğu Osmanlının yıkılmaya yüz tuttuğu son zamanlarından beri dini, devleti ve siyaseti belki de gereğinden fazla konuşan bir ülke. Toplum olarak bu üç kavramı hem teker teker hem de birlikte sohbetlerimizin merkezi yapmış durumdayız çoktan beri.

Bunu belki de durumumuzu iyileştirmek, ülkenin yaşadığı dertlere derman bulmak için yaptık ama yaptık sonuçta. Ve bu bizi yordu zamanla. Özellikle de bir türlü gündemden düşmeyen dini konular yordu bizi. Dr.Necdet Subaşı’nın o şahane kavramsallaştırmasıyla “din yorgunu”yuz artık.

Kendini dini değerler üzerinden ifade eden yerli damarı, özellikle Batı’ya eklemlenip toplum mühendisliği yapan bazı kişilerin/bazı odakların uzun süreli ve ısrarlı çabaları daha da çok yordu, toplumun kafasını fazlasıyla karıştırdı. Onlar böyle çabalarken, bir tarafta da inançlarını yaşamak isteyen kişiler kendilerine hayat alanı açmak için çabaladı. Bunun sonucunda da toplum, özellikle inanç konusunda tam ortadan ikiye yarıldı. Bu yarılmanın etkisiyle insanlar birbirlerine uzaklaştı, toplumdaki sosyal doku hırpalandı bilindiği gibi.

Din üzerinden taşeronluk yapmak

Kurdun puslu havayı sevmesi gibi, ülkenin bu karışık ve yorgun halinden yararlanmak isteyenler de oldu hep. Bunlar bazen kendi çıkarları için yaptı bunu bazen de başka ülkelerin taşeronu olarak… Ama bu ülkenin varlığıyla oynayan birileri hep oldu ve muhtemelen de olacak bundan sonra.

Dün başkasıydı, bugün FETÖ; yarın ne olacak?

Dün FETÖ adıyla, daha önce belki başka adlarla ortaya çıkan bu birileri, durup dururken çıkmadı ortaya. Önce ortaya çıkabilecek bir zemin buldu bu birileri kendine, daha sonra da bu zeminin üzerinde yükselip ülkede güç alanı kazanacak ‘mümin’ler…

Bakıldığında bunlar, kendilerine dayanak olarak ya dini referans alıyorlardı ya da dine karşı olmayı... Kendilerini tarif ederken kullandıkları birkaç referans noktası illa ki dinle ilişkiliydi. Din olmadan olmuyordu yani. İster kişisel bir çıkış, ister bir grup olarak çıkış olsun, kendisini bir şekilde din üzerinden tarif ediyordu bunlar.

Dini grupların siyaset ve bürokrasiyle ilişkisi

İşte dini grupların toplumla, özellikle de siyaset ve bürokrasiyle ilişkileri geçtiğimiz yıl Bursa’da düzenlenen bir sempozyumda ele alındı. Daha sonra “Dini Gruplar, Siyaset ve Bürokrasi” adıyla kitaplaşan bu sempozyumda sunulan tebliğler, olayı tarihi perspektiften inceleme iddiasında olan metinler...

Konunun hangi yönleriyle incelendiği hakkında fikir sahibi olunması için rastgele seçtiğim ’Osmanlı Klasik Döneminde Devlet-Tarikat İlişkisi’, ‘Dini Gruplara Aidiyetin Psikolojik Nedenleri’, ‘Dini Grupların Toplumsal Değişimdeki Etkilerinin İncelenmesi’, ‘Bir Siyasal Kimlik Olarak Şeyhlerin Siyasal Gücü’, ‘Dini Gruplar ve Üniversite’, ‘İslam’da Bâtıni Düşünce ve Terör’, ‘Dini Yapılar, Diyanet ve Kamusallık’başlıklarına bakmak bile yeterli.

Konuyu çeşitli cepheleriyle merak eden herkesin bu merakını giderebileceği bilgilere ulaşabileceği bir kaynak bu.

İslam ve terör nasıl yan yana gelir?

Prof.Dr.Kemal Ataman, Prof.Dr.İsmail Güler ve Prof.Dr.Vejdi Bilgin editörlüğünde hazırlanan kitaptaki her tebliğin önemli olduğunu not düştükten sonra, benim için gerçekten ufuk açıcı olan bir tebliğe değinmek isterim. Benim açımdan bu tebliğin önemi, en son FETÖ olayında örneğini gördüğümüz sapkın hareketlerin düşünce yapısını ve yeşerdiği ortamı olabildiğince detaylı biçimde açıklaması.

Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Ali Avcu tarafından sunulan “İslam’da Bâtıni Düşünce ve Terör” başlıklı tebliğ, adında bile ‘barış ve esenlik’ anlamı bulunan güzel inancımızın kötü niyetli insanlar tarafından ne hale sokulabileceğinin tarih içindeki bir özeti gibi.

Batınilik şemsiye bir kavram

Tebliğinde önce kavramı inceleyen Ali Avcu, Batıniliğin başlangıçta bir mezhep olarak ortaya çıktığını söyler. Bu dönemde Batınilik dendiğinde akla gelen ‘İsmailiye mezhebidir’. Fakat Batınilik, hep aynı yerde ve aynı biçimde kalmaz. Zamanla farklı biçimlere bürünür, kapsamı genişler. Ali Avcu bunu “Tüm bunlar göstermektedir ki Batınilik sadece bir mezhebin ismi olmaktan ziyade din anlayışlarındaki benzerlikten hareketle birden çok mezhebi bünyesinde toplayan şemsiye bir kavramdır. Bu çatı altına metni zahir-batın şeklinde ikiye ayırarak kurtuluşu batında arayan bütün grupları dahil etmek mümkündür.” (Dini Gruplar, Siyaset ve Bürokrasi, s.434) Ali Avcu, bu ‘kurtuluşu batında arama’ noktasına özellikle dikkat çeker tebliğinde. Çünkü şu soru hayatidir: ‘Kurtuluş batındadır ama batındaki bu kurtuluşun ne olduğunu kim bilecektir peki?’

“Özel bilgiler seçilmiş insanlarda olur” dediğin an…

İşin püf noktası tam da buradadır zaten. Batında gizli olan bu kurtuluş bilgisine sahip olduğunu iddia eden ve çevresindekileri de buna ikna eden kişi, bir anda çevresindeki o insanların ‘tanrısı’ konumuna yükselivermekte, kurtuluş bilgisine sahip olduğu için de her yaptığında bir hikmet bulunmaktadır. Bu bilginin verdiği güçle doğru görünenin yanlış, yanlış görünenin doğru olduğunu söylemekte ve bu da inananlarınca asla sorgulanmamaktadır. Çünkü o, herkesin kurtuluşuna sahip olacak bilgiye ulaşacak özel biridir ve bu da ancak seçilmiş olmasıyla mümkündür. Seçen de bizatihi Allah olduğuna ve seçtiği kişiye, inananlarını kurtaracak bilgiyi de verdiğine göre…

Her batınî aynı mıdır?

Ali Avcu, terim anlamıyla sunduğu Batınilik kavramının anlamının zamanla genişlediğini, içine tasavvuf dâhil birçok ekolün katıldığını belirttikten sonra, ‘batıni’ olarak tanımlanan her şeyin illa ki FETÖ ve benzeri yapıları ortaya çıkaran bir yatak olmadığını özellikle vurgular. FETÖ ve benzeri yapıların ‘gulat Şiî’ anlayışı ve bu anlayışın ilkeleriyle örtüştüğünü söyler.

Öte yandan ise, terim anlamıyla ‘batınî’ sayılsa bile, inanç, ilke ve yöntem olarak batıni sayamayacağımız ekollerin de varlığını zikreder Ali Avcu: “(…) Şii gulattan bağımsız olarak gelişen bu yeni alan, batıni düşünme biçiminin temel ilkelerini kullanarak Sünni çevrelerde bu düşüncenin sebebiyet bulmasına sebebiyet vermiştir.” (age, s.435) cümleleriyle belirttikten sonra “(…) Şii gulattan farklı bir kulvarda gelişen tasavvuf, detaylarına indiğimizde Şii batıni ekollerden oldukça ayrılmaktadır. Her şeyden önce onlar Sünni kalmaya devam ederek meşruiyetlerini büyük oranda korumayı başarmışlardır. Diğer yandan batıni düşünme biçiminin algılanması zor olan vahdet-i vücut gibi kimi hususlarında, Şii gulatı gibi serbest yorum geliştirmek yerine çoğu zaman susmayı ve belli bir sınırda durmayı tercih etmişlerdir.”

Hasan Sabbah’tan İbni Arabi’ye, Dürzilikten FETÖ hareketine kadar birçok kişi ve kavrama değinilen otuz sayfalık tebliği özellikle biz Müslümanların okuması gerekiyor. Dinimizi ve dinimizin zamanla sokulmak istendiği biçimleri ne kadar çok bilirsek o kadar az aldanırız çünkü. En azından düşmanlarımızın bizi tanımak için kafa yorduğu kadar kendimizi tanımaya ve inancımızı anlamaya kafa yormadıkça işimizin çok ama çok zor olduğu, bu kitap okunduktan sonra daha da iyi anlaşılıyor.

Beş yüz yirmi sekiz sayfalık hacme sahip bu kitap, benim başucu kitaplarımdandır artık.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bizi Kuşatan Toplum
Alt başlık:
Sosyolojiye Giriş
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
203
ISBN:
9789756434260
Kitabın türü:
Yayınevi:
Düşünce Kitabevi Yayınları
"Günümüzde insanların, kendilerini ve içinde yaşadıkları toplumu anlama konusunda ciddi bir şekilde çaba sarf ettiklerini görüyoruz. Bunun altında yatan temel düşünce kişisel ilişkileri daha sağlıklı yürütmek ve hayatın her alanında başarılı ve mutlu olabilmektir. Bu yüzden kişisel gelişim kitaplarına büyük bir rağbet vardır. Ancak bireyi ve toplumu anlamak için insanı konu edinen disiplinlerin temel kavramlarını ve yaklaşımlarını bilmek gerekir. Bunları kavramadığımız takdirde, uzmanlar tarafından herkese yönelik yazılan kitapları bile doğru anlamamız mümkün değildir. Çünkü her uzman kendi alanının terimleri ile eserini yazar ama bunları ayrıca açıklamaz. Bu bilgiler esas olarak o disipline ait "giriş" niteliğindeki eserlerde yer alır.

Elinizdeki bu çalışma toplumu anlamak isteyen, esas uğraşısı sosyoloji olmamakla birlikte sosyolojik düşünce ve kavramları öğrenmenin, okuma ve araştırmalarında faydalı olacağını düşünenler için hazırlanmış bir "sosyolojiye giriş" kitabıdır."

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • 《Mizgine_İslâm / ميزگينه  اسلام
  • Kevser
  • Kafiye yılmaz
  • Ali Osman Sarı
  • Nur
  • Kaan Abdullah Kurudere
  • Betül

Kitap istatistikleri