·
Okunma
·
Beğeni
·
164bin
Gösterim
Adı:
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754685404
Kitabın türü:
Çeviri:
Murat Batmankaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Tüm yazılmışlar arasında sevdiğim tek şey birilerinin kendi kanıyla yazdığıdır. Kanla yaz: Fark edeceksin ki kan ruhtur. Kolay bir iş değildir, meçhul kanı anlamak: Nefret ederim, avare okurlardan. Her kim ki okuru tanır daha fazlasını yapmaz onun için. Cümle âlem okumayı öğrenecek olsa yalnız yazmak değil, düşünmek de çürürdü. Vaktiyle ruh tanrıydı, sonra insanlaştı ve şimdi neredeyse avamlaşmak üzere. Kanla ve hikmetle yazan kişi, okunmayı değil ezberlenmeyi ister.
-Friedrich Nietzsche-
(Tanıtım Bülteninden)
308 syf.
15 Ekim 1844' te doğan, "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu, Alman filozof ( Friedrich Nietzsche) Nietzsche' nin düşüncelerinin en yüksek düzeye ulaştığı hatta hakkında " En derin eser " dediği kitabıdır Böyle Buyurdu Zerdüşt. Bu eser kendi alanında, kendi felsefesine göre bir ana yapıt, prototiptir. Her ne kadar felsefi bir kitap olsa da diğer felsefe eserlerinin ve adamlarının aksine Nietzsche bu kitabında oldukça yalın, anlaşır ve akıcı bir dil kullanmıştır. Aslında Nietzsche için filozof demek bana her daim yetersiz gelmiştir. Çünkü Sigmund Freud ' in büyük çalışmalarla, kuramlarla çağımıza ulaşmasına sebep olduğu psikianalize büyük katkıları olan ve hatta "Bilinçaltı (id)" kavramını ilk kez ortaya atan kişidir Nietzsche. Kendisini "Filozoflar içindeki ilk psikolog" diye tanımlaması da bundan dolayı olsa gerek.


Nietzsche bu kitabında kendine Zerdüşt ' ü sözcü olarak seçmiş, anlatacaklarını onun buyruklarıyla kaleme almıştır. Zerdüşt bundan yaklaşık 3.500 yıl önce kesin olmamakla birlikte İran' da ortaya çıkan ve kendini peygamber ilan eden Zerdüştlük inancının kurucusudur.


Düz yazı ve şiirsel bir anlatımın hakim olduğu eserde, Nietzsche dil bilgisi kurallarını bir kenara itip aforizmalarla, iğneleyici bir üslup, felsefi mülahazalarla dolu bir anlatımı tercih etmiştir. Bazen en olumlu cümleyi ters köşe yaparak olumsuz bir şekilde sonlandırması, kullandığı imalı ve küçümseyici dil Nietzsche ' nin anlaşılmasını ve eserin hakkettiği değeri görmesini engellemiştir. Bu konuda Nietzsche bir öngörüde bulunmuş ve bu eserin anlaşılabilmesi için, bir asır geçmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de 19.yy' da yayımlanan bu kitap ancak 20.yy' ın ortalarında ses getirmeye, bir popülarite kazanmaya başlamıştır.


Kitabın kahramanı kendini insanlardan soyutlamış, dağda inzivaya çekilmiş olan Zerdüşt. Kendine insanlar yerine bir kartal ve yılanı dost edinmiştir. Çünkü insanoğlunun dostluğuna güvenmiyordur. Nietzsche bu kitabında tüm inançları yok sayıp, ilahi bir bakışla, evreni, tanrıyı, varlığı, dinleri,,, sorgulayıp, yargılamıştır. İnsanlığın savunduğu her küçük düşününceyi avam bulup reddeder, herkesle, her şeyle bu konuda kavga eder. Çünkü ona göre hayatın tek bir amacı, felsefesi vardır; " Üstinsan " olmak. Bu seviyeye, mertebeye ulaşmak için her türlü küçüklüğü, zayıflığı yıkmak, hiç etmek gerektiğini düşünür. Peki nedir üstinsan? Nietzsche ' nin felsefesine göre üstinsan; insan evriminin sonraki aşamasıdır. İnsanın aşılması gereken bir varlık olduğunu düşünür. İnsanın gözünde maymun neyse üstinsanın gözünde de insan odur. Yani bir bakıma evrim teorisini destekler, insanın maymundan evrildiği gibi insandan sonraki evrimin de üstinsan olduğuna inanır.

Nietzsche ' ye göre güç her şeyin üstündedir ve bu güçle zayıf, sığ bulunan her düşüncenin, inancın yıkılması gerektiğini söyler. Üst insana giden yolun güç olduğunu, zayıfların bu evrimi geciktirdiğini söyler. İşte Nietzsche ' nin bu düşüncesi zamanla yanlış yorumlanmış hatta bilinçli bir şekilde saptırılmıştır. Bunun sebebi olarakta Nietzsche ' nin kızkardeşi gösterilmiştir. Çünkü Nietzsche ' nin eserlerini toplayıp düzenleyen odur. Bu saptırmalar sonucunda Nietzsche ' nin felsefesi asla savunmadığı hatta karşısında olduğu görüşlerce kullanılmasına yol açmıştır. Gençken bu eseri okuyup etkilendiğini söyleyen ve hatta askerlerine bu kitabı dağıtan Hitler yüzünden Nietzsche ' nin adı Nazizmle çok fazla iç içe geçmiştir. Oysa ki Nietzsche her zaman bir Alman karşıtı olmuştur.


Defalarca okuduğum ve hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplardan biridir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Son olarak yayınevi farkından bahsetmek istiyorum. Bu kitabı İskele Yayınları, Mustafa Bahar çevirisi ve İş Bankası Kültür Yayınları, Mustafa Tüzel çevirisiyle iki farklı yayından okudum. Gerçekten çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bu kitabı okumayı düşünen arkadaşlara her klasiği olduğu gibi bunu da kesinlikle İş Bankası Yayınları' ndan okumalarını tavsiye ederim...


" Yalnız insan, bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyin, kim onu çıkarabilir? Yalnıza hakaret etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün." (Sayfa: 62)
448 syf.
·10/10
Güzel insan, değerli kardeşim Mehmet Zana Başkan bana felsefe okumamı önerdi. Umursamadığımı görünce bizzat kitabını gönderdi. Artık umursamamak olmaz. Sırf hatırı için okuyacağım çiğ tavuk yiyemem yani. Okudukça sevdim beğendim. Ama incelemeye neler yazabileceğimi bilmiyorum. Benim için ilk olacak. Zaten benim bildiğim felsefeler böyle değildi. Bu kitap çok değişik böyle roman gibi anlatılmış. Düşünmeye sevk ediyor yazılanlar. Böyle felsefe yazdılar da biz mi okumadık.

Kitabın tek ana karakteri Zerdüşt. Zerdüşt abimiz insanların bir amacının olmadığını görür ve yerini yurdunu terk ederek dağlara çıkar. Yalnızlığıyla baş başa kalır ve bolca düşünür. Eğer insan dünyaya bakışını ve düşüncelerini değiştirmek isterse bu kitabı okumalı. Bu konuda Zerdüşt abimiz bizlere yardımcı oluyor.

Kendisi yalnızlıktan sıkıldığı zamanlarda oluyor ağlıyor acı çekiyor erkek adam ağlamaz lafına inat ağlıyor. Nefret ediliyor her yerden kovuluyor ama vazgeçmiyor. Biz insanların sevgi, mutluluk, akıl, erdem ve doğruluk yolunda ilerleyebilmeleri için çekilen çilelerin kutsal olduğunu varsayıyor. (Bu kısmı uydurdum.)

İnsan önce kendini sevmeli diye buyuruyor Zerdüşt. Çünkü her an beraber olduğunuz kişi o dur.

Yalnızlığı çok seviyor ancak zaman zaman sıkılıyor. Yalnızlıkla kimsesizliğin aynı olmadığını söylüyor.

Sonra insanların mutlu olmalarını buyuruyor. Gönlünüzü özgürce harcayın cimrilik yapmayın diyor.

Sonra erdem konusuna geçiyor. Yani şöyle düşünün, gece yastığa başınızı koyduğunuzda gönlünüz rahat oluyor mu? Eğer rahatsa erdemli bir insansınız demek istiyor. Benim gönlüm rahat valla. Siz kendi derdinize yanın.

Tüm bunların toplamında yani; akıl, erdem, mutluluk doğruluk toplamında üst insan olacağımızı söylüyor. Düşünce olarak insan üstü bir yaratık olup yükselmeli insan yıldızlarında üzerine çıkmalı.

İşte bunları buyuruyor Zerdüşt.
335 syf.
İncelememe başlamadan önce şu alıntıyı okumanızı ve ona göre devam etmenizi öneriyorum. Zira bu kitap tam olarak böyle bir kitap :) #53395934 Bu riske girmek istemeyen şu an bırakabilir incelemeyi okumayı. :))


Şimdi kalanlar az beri gelsin bakalım. Söyleyecek iki çift sözüm var. Başlayalım incelememize :))

Kitap okuduğum ilk felsefe kitabıydı ve her felsefe kitabı bu derece güzel ve etkileyiciyse gerçekten geç kaldığım için üzülürüm. Artık kitabın beni ne kadar etkilediğini siz düşünün. :)

"Ne önemi var ki benim aklımın? Bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu bilgiyi?" Sayfa:7

Zerdüşt denen zat mağarasında inzivaya çekilmiş bir haldeyken başlıyor kitap. Yıllarca mağarada kalıp Üstinsan denen bir varlığa ulaşmaya çalışıyor...

Mağarasından insanların arasına indiğinde insanları nasıl tanımladığından bir kaç örnek verelim:
Ama insanların arasında her türlü konuşma boşuna! Orada unutmak ve önünden geçip gitmektir bilgelik.
Her şey konuşur onlarda. Her şeyin cılkı çıkarılır konuşa konuşa . Her şey ifşa edilir. Sayfa: 184


Nietzsche, yer yer öğüt veriyor : #59164086
(Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır.) Yani bir nevi "Carpe Diem" demek de değil midir bu? İnsanların ağzı torba değil ki büzesin derler büyüklerimiz. Ne de güzel sözdür, insanların ne dediğine hiç takılmayın. Dilediğiniz gibi yaşayın çünkü dünyaya sadece bir kez geleceksiniz.

Yer yer düşündürüyor: #59353798 (Kendini görmemeyi öğrenmek gerekir, çok şey görmek için.) Herkes farklı anlam çıkarabilir, iki ucu açık cümle. Benim düşüncem ise; insanın bir amaca ulaşabilmesi için kendinden feda etmesi gerektiğidir. Sonuçta otura otura anca bi tarafınızı büyütürsünüz. :D

Yer yer güldürüyor: #59415996 (Mutluluk peşimden geliyor. Çünkü ben kadınların arkasından koşmuyorum. Ama yine de kadın, mutluluktur.)

Bu adam kitap boyunca ne varsa her şeye boş dedi ve öldürdü. Bedeni, ruhu, sonra Tanrı'yı... Çağımız ergenleri acaba filozof mu diye düşündüm bir ara. Çünkü biliyorsunuz çok isyankar oluyorlar, "hayat boş, lanet olsun böyle dünya, beni kimse anlamıyor, vs.vs.vs.." gibi cümleler kuruyorlar. :)

Tanrıyı öldürdü demiştik, yetmedi bir de arkasından konuşuyor. Bakınız;
"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?
Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu o çamuru oraya?
Bir çok şeyi başaramadı bu çömlekçi, işini hakkıyla öğrenememişti! Başaramayışının intikamını çömleklerinden ve yarattıklarından alması - iyi beğeniyle çelişen bir günahtı bu. Sayfa:264

Burada incelememi sonlandırıyorum müsadenizle. Kitap ile ilgili naçizane düşüncelerimdi. Okuduğunuz için teşekkürleeeerr...

Ha bu arada iyi uyumak isteyenler, uyku problemi olanlar Nietzsche'ye kulak verin hele, anlatıyor işin sırrını:
Günde on kez yenmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve ruhuna afyon gibi gelir.
Günde on kez yeniden barışmalısın kendinle; çünkü kendini yenmek burukluk yaratır ve kötü uyur barışık olmayan.
On hakikat bulmalısın günde: yoksa gece de ararsın hakikati ve aç kalır ruhun.
Günde on kez gülmelisin ve neşeli olmalısın: yoksa gece rahatsız eder seni miden, bu dert küpü. Sayfa:22
335 syf.
·4 günde·9/10
İnceleme kitaptan alıntılar içermektedir!!!

Nietzsche okumak şuna benzer; bir paragrafa heyecanla başlarsın, vurucu ve karmaşık cümleler, işte bu dersin, paragrafın sonuna geldiğinde ise başladığın paragrafı unutursun. Murat Ç

Tam da öyle oldu. Friedrich Wilhelm Nietzsche okumaya bu kitabı ile başlayacak olanlara söylemek istediklerim şunlar: vazgeçebilirsiniz, kitabı yarım bırakabilirsiniz, tat almayabilirsiniz ya da içine girince çıkmak istemeyebilirsiniz. Bir kitap için bunca şey nasıl olabilir ki ? derseniz, bu; kitabın ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.
Kitap bana çok sevdiğim birinden hediye olarak geldi ve okumak için sabırsızlanarak sayfaları çevirmeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi öylece kalakaldım. Zerdüşt'e kulak verin..

Beni anlamıyorlar; ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.(s:13) diyerek bunun ilk sinyallerini vermişti bana. Ben yine de bir şeyler umarak okumaya devam ettim. Oysa ne kadar hevesliydim ve sevinçliydim, içine girip oynayacağım, istediğim gibi at koşturacağım bir oyun alanı bulduğum için. Aptallıktı tabii ki böyle düşünmek. Nietzsche hiç izin verir mi böyle bir şeye? Kitabı sığ görüp (ya da kendinizi yüksek görüp) paçalarınızı sıvamayın bence, çünkü bu kitabın içinde boğulmamak imkansız. Ben bir süre sonra anlamlandırmaya çalışmayı bırakıp kendimi kitabın akışına bıraktım. Okumak isteyenlerin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Aksi halde kitabı bırakmanız çok daha kolay olur.

Nietzsche şikayetçi. Onu anlamadığımız için, anlamlandıracak güce, kudrete ve ona doğru adım atacak ayaklara sahip olamadığımız için. Sürekli düşünüyor, sürekli arıyor kendinden daha güçlü bir aslan terbiyecisini. Bulamamanın verdiği acıyı da anlatıyor bize. Bu güce ulaşmak için önce insanın kendini yenmesi gerekiyor tabii ki. Önce kendi içinde yolculuğa çıkması gerekiyor, en kutsala, en kudretliye ve en kusursuza ulaşmak için. Biz bunu nasıl yapabiliriz ki küçücük adımlarımız ve korkak bedenlerimizle, ürkekliğimizle, sorumluluklarımızla, duygusallıklarımızla. Bunların hepsinin bizi engellediğini söylüyor her fırsatta Nietzsche. İnsanın kendinden kurtulması gerek en yükseğe ulaşabilmek için. Bir zirveden diğerine bir adımda ulaşabilmesi için. Nietzsche bunu yapacak güçte görüyor kendini. Cümlelerinin büyüklüğüyle damarlarımıza enjekte ediyor bu hisleri. Etkilenmemek elde mi? Salın kendinizi Nietzsche deryasına ve boğulun. Onu anlamasanız bile onun bir parçası olursunuz. Sizde bıraktığı tortular bile sizi şekillendirmeye yeter.

Kitabın neredeyse her cümlesini 2şer kere okudum ve buna rağmen yine de içinden çıkamadığım yerler oldu. Ne olursa olsun bu kitabı okumaktan ve anlamlandırmaya çalışmaktan çok keyif aldım. Bana katacağı bir cümle, aklımda soru işareti bırakan bir fikri bile insanın düşünce yapısını değiştirebilir, etkileyebilir. İyi ki okumuşum ve Nietzsche ile tanışmışım. Diğer kitaplarını okuyup anlam derinliğinde boğulmak için sabırsızlanıyorum.


Kitabın içinden beni etkileyen birkaç alıntı paylaşıyorum.


Engereğin Isırığı Üzerine

Bir gün Zerdüşt, hava çok sıcak olduğu için bir incir ağacının altında uyuyakalmıştı, kollarını da yüzüne kapatmıştı. Bu sırada bir engerek gelip onu boynundan ısırdı, öyle ki, Zerdüşt acıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çektiğinde, yılanı gördü; bunun üzerine yılan Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı, beceriksizce yön değiştirdi ve kaçmak istedi. "Dur bakalım," dedi Zerüşt; "henüz teşekkür etmedim sana! Tam zamanında uyandırdın beni, daha uzun bir yol var önümde." "Yolun kısaldı," dedi engerek, hüzünle; "öldürücüdür zehirim." Zerdüşt gülümsedi, "Bir ejderhanın öldüğü görülmüş müdür ki, bir yılanın zehrinden?" dedi. "Ama geri al zehrini! Onu bana hediye edecek kadar zengin değilsin!" (s. 62)


Her şey geçip gider, bu yüzden layıktır her şey geçip gitmeye!
İşte tam da budur adalet, zamanın yasası, zamanın kendi çocuklarını yemek zorunda olması.. (s. 138)

Nietzsche'ye kulak verin

Geleceği doğuranlar, yetiştirenler ve geleceğin tohumunu atanlar olun. (s.204)


Veeeee bunu paylaşmasam olmazdı :)))

"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacı unutma!" (S. 61)

https://hizliresim.com/bVEzqd

Soldan sağa

Lou Andreas-Salomé
Paul Rée
Friedrich Nietzsche
308 syf.
·Puan vermedi
Bazı kitapları okurken altını çizecek yerler ararsınız samanlıkta iğne arar gibi. Bazı kitapların da altını çizerken, yeter! Dur! Bütün kitabı boyadın dersin kendi kendine. İşte bu kitap 2. gruba gidiyor. Her cümlenin altını çizmemek için ayrı çaba sarfettim. Her cümlesi ayrı bilgelik ayrı soru işaretleri oluşturuyor. Tane tane ve dingin bir ruh haliyle okunması gerekir. Yoksa hem zamana yazık olur hem de Nietzsche ayıp olur
335 syf.
1.

Zerdüşt, uzun süre dağda inzivada kalmıştır. Varlığın, hayatın anlamını anlamıştir. Lakin artık bunu anlamak kendisine yetmemektedir. Güneş nasıl bir enerji ise ve bu enerjisini yayiyorsa ve hayata enerji vererek onu var ediyorsa, onu aydinlatiyorsa; Zerdüşt de anladiklarini aktarmasi gerekmektedir. Ve Zerdüşt dağından aşağıya, insanların arasına iner.

Öncelikle ormanda bir ermişin yanında kendisini bulur. Ermiş, insanlardan uzaklaşmış ve kendisini Tanrıya vermiş gibidir. İnsanlardan umudunu kesmiştir. Zerdüşt'e de bu yönde tavsiyelerde bulunur, kendisi gibi olmasını ister. Lakin Zerdüşt ermişi kaçtığı insanların bir üyesi gibi görür. Ermiş, insanı 'tamamlanmamış' olarak; Zerdüşt ise 'aşılması' gerekilen olan niteler. Ve Zerdüşt söyler: Ermişin Tanrının öldüğünden haberi yoktur. O hala eski değer kaliplarinin içindedir. Yoluna devam eder Zerdüşt..

*

İnsan kirli bir ırmağa benzetilir. Irmak ve Nietzsche denilince de aklıma oluş filozofu Heraklietos geliyor. Her şeyin her an oluş içinde ve değişim içinde olduğunu düşünecek olursak, insanın bu oluş irmaginda kirli bir 'ırmak' olması, onun ürettiği ve içinde saplanip kaldığı değerlerden, dinlerden, kavramlardan kurtulması gerekmektedir. Bunun için insanın 'deniz' olması gerekir. Bu deniz ise üstinsan olarak belirtilir.

Üstinsan 'yeryüzünün' anlamı olarak nitelenir. İnsanın doğaüstünde değil yeryüzünde anlamını araması, bulması istenir. Bu anlamını ve hedefini kendisinin belirlemesi istenir. Ancak öncelikle mevcut düzenin insanı, bedeni, yeryüzünü aşağılamasinin, yoksaymasinin önüne geçmek gerekir.

"Ne önemi var ki benim mutluluğumun?"
"Ne önemi var ki benim erdemimin?"
"Ne önemi var ki benim adaletimin?"
"Ne önemi var ki benim merhametimin?"

denilerek mevcut değer yargilarinin tedavülden kalkacagı ve insanın yeni değer yargilarina ihtiyacı olacağı mesajı veriliyor diyebiliriz. Bunları dedikten sonra "sizi diliyle yalayacak yıldırım nerede? Sizi aşağılayacak çılgınlık nerede?" denilir ve bu yıldırım ile çılgınliğin üstinsan olduğu belirtilir.

İnsan, hayvan ile üstinsan arasındaki bir 'ip' olduğu soylenilerek, insanın kendi başına bir amaç değil; amaca giden bir 'köprü' olduğunun altı çizilir. İnsan tehlikeli bir geçişin kendisidir.

*

Zerdüşt bir pazaryerine gelir. İpin üstünde bir cambaz vardır. O hareket ettikten sonra arkasından bir soytari da hareket eder ve bu cambazi bir engel olarak niteleyerek düşmesine neden olur. Cambaz düşer ve herkes kaçar Zerdüşt dışında. Cambaz şeytandan bahseder. Zerdüşt ise şeytanın ve diğer kendisini korkutan ve dikkatini doğaüstüne veren unsurların olmadığını; söyler. Burada ruhunun bedeninden önce yok olacağı belirtilerek, bu anlatılır. Cambaz insan rahatlar ve Zerdüşt'e teşekkür ederek ölür. Zerdüşt bu insanın ölüsünü yanında taşırken sonra fark eder ki kendisi sürünün çobanı olmamalıdır. Çünkü henüz halk onu anlayamamaktadir. Kendisine yoldaşlar bulmalidir. Bu yoldaşlar da düzenin içinde amacını ve nereye gittiğini bilmeyen ölü cambazlar olamaz. Bu sırada bir yılan ve kartal gelir ve onlarla yoluna devam eder.


2.

Zerdüşt, Tinin Üç Dönüşümü'nden bahseder: Deve -> Aslan -> Çocuk

Deve gibi tin ağır yüklerle yüklenir ve çölüne gider; çölünde ise Aslan kesilir: Özgürlüğünü eline almak ister, yani efendi olmak ister. Bunun için önceki yani son efendisi olan Nietzsche'nin ejderha dediği tanrısina düşman olup onunla dövüşmeyi arzular. Tanrı, tüm değerleri yarattığını ve artık sadece 'yapmalisin' vardır, 'istiyorum' yok der. Ancak Aslan ise 'istiyorum' demek ister. Lakin Aslan'ın bunu yapmaya gücü yetmez, sadece Tanrıya 'Hayır!' diyerek sonraki dönüşüm için özgürlük alanı oluşturur.
Sonraki aşamada Çocuk olur tin ve çocuğun masumiyeti, unutuşu ile yeni bir başlangıç yapma imkanı bulur. Çocuk olarak tin, kutlu bir 'Evet!' der. Böylelikle kendisine indirilen yasaları egemen olduğu dünyayı arkasında bırakıp, kendi yasalarını yapacağı özgür yeni dünyaya ayak basar.

*

Sonraki bölümde Zerdüşt'ün söylevleri başlar. Bu söylevlerde insanların mevcut dünyasını ortaya koyar. Bununla birlikte kendi istediği dünyada da insanların nasıl olması gerektiğini bir nevi açıklar. Bunlardan birazina kısaca değinelim.

● 'Erdemin Kürsüleri Üzerine'

Bu kısımda Zerdüşt, insanların bir bilgeyi dinlediklerini görür ve bu bilgeye kulak verir: Erdem vaizi dediği bu bilge, insanlara erdem olarak insanlara sonu uyku ve unutuş ile sonlanan ve karamsar bir tablo cizmektedir. Uykunun erdemlerin efendisi olduğunu, otoritelere saygı duyulması ve mutlak itaat edilmesi gerektiğini ve iyi uyumak için bütün erdemlere riayet edilmesi gerektiğini vaaz eder.
Zerdüşt bunlara güler ve insanların bir zamanlar erdem diye aradiklarinin anlam bulamadıkları hayatta iyi bir uyku çekmek ve bunu da afyonlaştırilmiş erdemlerle yapıldığını görür.

● 'Öte Dünyacilar Üzerine'

Zerdüşt, bir zamanlar kendisinin de bir öte dünyaci olduğunu söyler. O zamanlar dünyanın acı çeken bir tanrının eseri olarak kendisine göründüğünü ifade eder. Tanrının insanların cinneti ve eseri olduğunu ekler. Zerdüşt, ormandaki ermişin dediği gibi kül olarak çıktığı dağda acılarını, çelişkilerini ortaya koyup Tanrının aslında insanın eseri olduğunu anlayıp bir alev olarak dağdan inmiştir. "Ben tüm şeylerin ölçütü ve değeri olan ben!" der Zerdüşt ve insanlara, doğaüstünden medet ummamalarini; yeryüzünde kalarak her şeyin kendi ellerinde olduğunun farkına varmalarini söyler. Sonra da insanın çoğunlukla acı ve anlamsizlik olan bu hayatı kabul etmesini yani bunun farkında olarak bu yolu yürümesini telkin eder.

● 'Savaş ve Savaşanlar Üzerine'

Zerdüşt etrafta pekçok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı görmediğini ifade ederek; herkesin kendisinin belirlemedigi hedefler uğruna tek tip birer robot haline geldiğini anlatmak ister ve herkesin kendi hedefini belirleyip bu hedefinin askeri değil savaşçısı olmasını ister. İyi olmayı da cesur olmak olarak niteleyerek, kendisiyle savaşırken yenilseniz de sizi yükseltecek düşmanlar bulun der. Burada zannederim ki düşman insanın mücadele edeceği fikir, karşıt hedef ve en önemlisi insanın kendisidir.

● 'Yeni Put Üzerine'

Zerdüşt, birçok memleket gezip birçok halk gördüğünü ve bu halkların hepsinin de iyi ve kötü değerleri olduğunu ve bu değerlerinin de komsularının değerlerinden farklı olduğunu söyler ve bunun böyle olmasi gerektiğini ifade eder. Lakin devlet denilen organın, kendisini halkın ta kendisi olarak gördüğünü ve tüm iyi ve kötü değerlere sahipmis ve bu konuda tek otoriteymis gibi davranarak insanları kendi benliklerinden uzaklaştırıp bir nevi intihar etmelerine neden olduğunu belirtir.
Ve insanlara devletin bittiği yere yönlendirir. Bu yerde gökkuşağından bahsederek, halkların kendi değerlerinin oluşturduğu zenginliğe parmak basıyor diye yorumladim.

● 'Binbir Hedef Üzerine'

Yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm değer bicmelerin insanlar tarafından yapıldığı ancak bir süre bunu unutup, değer biçenin kendi yaratimi olan tanrı olduğunu zanneden insan giderek yeryüzündeki hayatından kopup ahirette yaşamaya, kendisinden kopup Tanrının yanındaki 'idea'sinda yaşamaya başlamıştı. Değerlerin altında Tanrı sevgisi var diye düşünmüştü. Lakin yadsidigi şey şuydu: Tanrı sevgisi diyerek aslında kendini kendini sevmesini yani kendi gücünü ve güç istemini koyuyordu değerlerin altına! İnsan, egemen olmak, zaferler kazanmak, başka insanlarda hayranlık, haset uyandırmak istiyordu; bunu istemesini sağlayan onun güç istemiydi ve bu istem, her şeyin anlamı ve belirleyicisidir. İnsan varlığını sürdürmek için anlamsizlik içindeki dünyasındaki her şeye bu güç istemi doğrultusunda değer bicmistir. İnsan değer biçendir der Zerdüşt.

● 'Komşusunu Sevmek Üzerine'

Zerdüşt, komşuya duyulan sevginin insanın kendisine duyduğu kötü sevgi olduğunu ifade eder. İnsan kendisinden kaçmak için komşusuna gider ve dünyayı yaratma gücünü kendinde bulamayınca, soluğu ilk komşusunda alır ve komşusunun dünyasına, onun kendisine uygun olup olmadığını bile degerlendirmeden girer. Girdiği bu dünyayı acizliginden ve tembelliginden kutsallastirir. Çünkü ne kadar kutsallastirirsa konduğu bu dünyayı, kendi acziyetini, güçsüzlugunu o kadar unutur ve kendini tatmin eder.
Bunun için Zerdüşt, komşu sevgisini değil en uzaktakini sevmeyi öğütler.

● 'Engereğin Isırığı Üzerine'

Zerdüşt uyurken, bir yılan gelir ve onu ısırır. Zerdüşt sakin bir şekilde karşılar bunu. Yılana onun zehrinin bir ejderhaya işlemeyeceğini söyler ve zehrini geri almasını, onu hediye edecek kadar zengin olmadığını söyler.
Önceki bölümlerde ejderhanin Tanrıyı nitelemek için kullanıldığını görmüştüm. Burada bir nevi yılan, Zerdüşt'u önceden cennetten kovulmasina neden olduğu insanlardan birisi sanmış ancak Zerdüşt, kendisini artık eski o insanlardan olmadığını ve yılanın kendisine hediye bile veremeyecegi bir Tanrı olarak niteler diyebiliriz. Tabi buradaki tanrı nitelemesini, doğaüstünden kendini kurtararak özgür olmuş ve kendi değerlerini oluşturup kendi belirlediği hedef doğrultusunda yürüyerek hayatını kendi adımlarıyla anlamlandiran 'yeryüzü' insanı olarak anlamak gerekir.

● 'Çocuk ve Evlilik Üzerine'

Zerdüşt, insanların önce kendilerini özgür olarak inşa etmelerini, sonra da kendilerinden daha iyi bir inşa ustası olacak bireyler oluşturabileceklerse çocuk sahibi olmalarını istiyor. Yani yeryüzüne Üstinsan olabilecek bireyler getirin diyor.

● 'Armağan Eden Erdem Üzerine'

Zerdüşt artık söylevlerini verdigi 'Alacali İnekler' şehrinden ayrilacaktir. Buradaki insanlar ona üzerine güneşe sarılmış bir yılan resmi olan bir asa hediye ederler.
Zerdüşt, erdemin, övgü beklemeyen veya sövgü aldığında umursamayan bir armağan veriş olduğunu söyler. Bu armağanı verdiren kişinin egemen olmasıdır. Bu kişinin gücüdür. Bu gücün doğrultusunda kişiye egemen olan düşünceleri akıl sarmıştır. Buradan Zerdüşt'e verilen hediyenin üstündeki resmi, güneşi sınırsız güç ve onu saran yılanı da bu gücü, kontrol altında ve bir hedef doğrultusunda tutan akıl olarak yorumlayabiliriz.

Zerdüşt ayrılmadan evvel, mümin olmamayi öğütler. Çünkü mümin, kendisine soylenilen yeniyi düşünmeden kabul eder, onu kutsallastirarak kendisinden üst seviyeye yerleştirir. Bu yüzden kendi hayatını kendi anlamlandiramaz. Zerdüşt bu nedenle bana saygı duymayin der; çünkü gereğinden fazla saygı putlaştirir. Kendiniz olmaya bakın, putlari yıkın ve özgür olun. Yalnızlığa kaçın ve birer birey olun: Küllerinizden alev olarak doğun. Bir gün bu birey-alevler bir halk olacak ve bu halktan da Üstinsan doğacak.

3.

Zerdüşt'ün bu bölümde Tanrıya degindigini görüyoruz. Tanrı, insanın yaraticiligina ket vuran; statik, tek, mutlak bir varsayimdir. Aynı zamanda Tanrı, doğruyu eğri yapan, yeryüzüne ve insana dair her şeyi ters yüz edip insanın değerini düşüren bir fikirdir. Eğer Tanrılar varsa yaratacak bir şey yok diyerek, bu durum özetlenir aslında ve insana yaraticiligi üzerindeki bu büyük engelden kurtulması telkin edilir. Bunun için insanın istemini ortaya koyması gerekiyor. Çünkü istemek insanı özgurlestirir.

Sonra Zerdüşt'ün rahipler üzerine de konuştuğunu görüyoruz. Onların kurtarıcı dedikleri kişi tarafından yanlış değerler ile sıkı sıkıya zincirlendikleri ve kurtarildiklarini sandiklarini ama aslında hala kurtarilmaya ihtiyaçları oldukları soyleniyor. Rahiplerin alcakgönüllüğünün altında bir intikamci fikrin yattığı ve onların çok acı çektikleri için acı çektirmeye çalışan insanlar oldukları; içinde bulundukları kilisenin ise insanın ruhunu hapseden bir devlet olduğu ifade edilmiş. Aynı zamanda Rahiplerin insanlara tek bir yol gösterdikleri ve insanları bir sürü haline getirdikleri belirtilmiş. Bunun için de kullandıkları silah, her buldukları boşluğa yerlestirdikleri Tanrı olarak gösterilmiş. Ve Zerdüşt, özgürlüğün yoluna girmek isteyen insanların, tüm büyük kurtaricilardan kurtulması gerektiğini söylüyor.

Zerdüşt, kendilerine erdemli diyen insanların, erdemlerin temeline ödül ve cezayı koyduğunu söylüyor. Erdemin yolunun bencilce yapilmayanda olduğunu söyleyen erdemlilerin aslında bu şekilde insanları benliklerinden ve gerçeklerden uzaklastirdiklari söyleniyor. Çünkü her insan aslında kendisi için hareket eder; ister bunun farkında olsun ister olmasın. Bununla birlikte insanların adalet anlayışının salt intikam almaya yönelik olduğunu ve insanların kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret edilmeye programlandiklari söylenilerek, "cezalandirma dürtüsü güçlü olan hiç kimseye güvenmeyin" mesajı verilir Zerdüşt tarafından. Ardından Zerdüşt devam eder ve insanların eşit olmadığını ilan eder ve olmaması gerektiğini. Çünkü insanlar birbirlerinden farklilardir ve hepsi birer bireydir. Kendi yollarında giderler. Bu yolda giderken birer savaşçı olmalilardir ve birbirleriyle düşman... Tabi burada savaşçı ve düşman kavramlarını ilk akla gelen şekliyle ele almak hatasına düşmemek gerekir. Önceki bölümlerde Zerdüşt, pek çok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı göremediğini söylemişti. Buradan anlıyoruz ki savaşçıdan kasıt tek bir tipe girmeyen insandır. Bununla birlikte metnin tümünden anladigim kadarıyla, bir insan kendi belirlediği hedefleri doğrultusunda kendi değerleri ile birlikte yurumelidir. Ve bu hedef ve değerleri de komsularından farklı olduğu sürece bu insan bir birey olur. Diğer insanları düşman olarak belirler yani onlarla fikirsel mücadele içinde olarak onlar karşısında kaybetse dahi aslında kazanır ve yolunda özgür ve yaratıcı olarak yürümeye devam eder.

Sonra Zerdüşt, ünlü bilgeler üzerine konuşur: Onların halkın duymak istediklerini söyledikleri için halk tarafından sevildiklerini ama aslında batıl inançlar empoze edenler olduklarını söyler. Hakikat ile halkı esitlerler ancak bunun oldukça yanlış olduğunu ifade eder. Asıl hakikatli insanın kendi çölünde yalnız, güçlü, tanrısız, zorba ve acikmis bir aslan olduğunu söyler.

Ve Zerdüşt bu bölümün teması veya en önemli yeri diyebilecegimiz güç istemini işlediği kısma gelir. Bunu bir dört basamaklı bir merdiven çizerek görselleştirdim. Her basamakta bir insan bulunur:
Birinci basamak: Ali
İkinci basamak: Veli
Üçüncü basamak: Can
Dördüncü basamak: Ozan

Veli, Ali üzerinde tahakkum kurmak, onun üzerinde egemenlik sahibi olmak ister. Yani onun efendisi olmak ister. Ancak bunu yapmak için veya bunu yaparken kendisinden bir üst basamakta olan Can'ın tahakkumune girmeyi veya onun egemenliğini kabul eder. Yani Can'ın efendi olduğunu kabul eder. Can da benzer şekilde Veli üzerinde bir efendilik sağlarken Ozan'ın egemenliğini kabul eder. Ozan ise en tepede olmanın gereği olarak fedakarlık yaparak hayatı ortaya koyar. Bu, cesaret ve tehlike ile ölümüne bir zar atmaya benzetilmis. Aklıma şu geliyor: İyi cesur olmak olarak belirtilmistir. İyi değerdir. Yani en üstte olan değer ortaya koyar. O bir armağan edendir Zerdüşt gibi.

Bunları insanlara yaptıran unsur ise Güç Istemi'dir. İnsan her davranışında aslında gücü ister; egemen olmak, sahip olmak, efendi olmak... Bunun için değerler üretir: İyiler kötüler belirlenir. Her devirde her toplulukta bu iyiler, kötüler değişkenlik gösterir. Çünkü her devirde ve her toplulukta farklı insanların güç istemiyle yönlendirilir/yaratılır değerler. Buradan hiçbir değerin ölümsüz olmadığını da anlarız. Onlar hep aşılması gerekilen birer duraklardir. Ve iyinin kötünün yaratıcısı olmayı isteyenin ilk önce, bir yok edici olmasi gerektiği, önceki değerleri yok etmesi gerekir. Böylelikle Zerdüşt "En büyük kötülük de en büyük iyilikle beraberdir böylece: ama bu yaratıcı iyilik" der.

Bölümün sonunda kurtuluş üzerine konuşur Zerdüşt: İnsanların sahip olduğu 'böyleydi' anlayışlarıni, 'ben böyle istedim!'e cevirebilmeye kurtuluş der. Böyleydi ile anlatılan tarihe/geçmişe ve kadere saplanisin, istemin en büyük düşmanı olduğunu söyler. İnsanın istemi, geriye dönmek istemez ancak böyleydi anlayışı onu ayaklarından tutup geçmişe götürür.

Devam eder Zerdüşt ve hiçbir eylemin ceza veya başka bir şeyle yok sayilamayacagini yani yapılmamış/hiç olmamis gibi anlasilamayacagini söyler. Çünkü hayat Bengi dönüştür: Varoluşun hiçbir zaman sonu gelmeyecek ve tekrar tekrar her şey yaşanacaktir.

En çok ihtiyaç duyulanin emirler oldugu; en zor olanın da büyük emirler vermek olduğu ve en bağışlanamaz olanın ise gücü varken hukmetmek istememek olduğu söylenir. Zerdüşt 'utanir' ve hükmetmek istemez. Bunun üzerine mağarasına/yalnizligina geri döner.

4.

Zerdüşt gemide yolculuk etmektedir. Gemidekiler bundan heyecan duymaktadirlar ancak hala Zerdüşt'u tam olarak anlamamaktadirlar. Onların heyecanı uzaklardan gelen ve ün yapmış birine duyulmuş bir ilginin tezahürüdür sadece. İnsanlar hala eski ve alışık oldukları erdemleri doğrultusunda tersyüz edip yanlis taraftan baktiklari şehveti, iktidar düşkünlüğünü ve bencilligi kinamaya devam etmektedirler. Bundandir ki Zerdüşt karada bir cüce ile konuşur. Bengi dönüş üzerine sohbet ederler ve sonucunda Zerdüşt, cesaretle yeniden yaşam, yeniden yaşam ve yeniden yaşam der adeta!

Bu bölümde Zerdüşt'ü bir şehrin kapısında, kendisinin öğretisinden bir şeyler kapmış ve Zerdüşt'ün namını taşıyan biri karşılar. Bu kişi Zerdüşt'e şehri kötüler ve burada seni duyan olmaz der ve buradan gitmesini ister. Zerdüşt beklenmedik şekilde bu kişiye kızar. Kendisini anlamadigini söyler ona: Anlamış olsa karamsarligi, vazgecisi telkin etmezdi. Anlamış olsa bu kişi Zerdüşt'ü önce kendisini cesareti telkin eder ve evetlerdi hayatı.

Zerdüşt, önceki bölümlerde ele aldığı ve hepsinin ortak özelliği, anlamsız olan hayattan el etek çekme, onu kötüleme veya anlamı öte dünyaya taşımak suretiyle yeryüzünden anlamı çekerek insanı hiçe ve tiksintiye indirgemek olan ogretilerin yazılı olduğu levhaları birbir kırar. Ayrıca insanlar Zerdüşt'e hep o tanrısız diyerek yaklaşırlar. Zerdüşt de evet ben tanrisizim ve benden daha tanrısız olanın ogretisini de kabul ederim diyerek karşılık verir ve ekler; tanrısız olmayi, her türlü boyun egmenin karşısında olan ve kendi istemini belirleyen olarak ortaya koyar.

En önemlisi de bu bölümde Zerdüşt, Bengi hayatla mutlak olarak barışır, onun üzerinde yarattığı tahribatı ve hastalığı atlatir ve iyileserek; bu hayatın öğretmeni olduğunu tam anlamıyla benimser. Artık insanların arasına batmaya gider Zerdüşt. Güneş nasıl doğmak için batarsa, Zerdüşt de doğmak üzere batacaktir insanların arasında.

5.

Zerdüşt yüce insanın sesini işittigini düşünür ve magarasindan çıkıp kendi ülkesinde onu arar. Bu arayışı sırasında, Zerdüşt'un savaş ve cesaret hakkındaki sözlerini duyup onu aramaya gelen 'iki kralı', yine Zerdüş'ün sözlerini işitip onun yanına gelmek isteyen diğerlerini bulur: 'Tini vicdanlı', 'büyücü', 'hizmet dışı kalmış papa', 'gönüllü dilenci', 'en çirkin insan', 'gezgin ve gölgesi'.

Bunlar arasında özellikle Hizmet dışı kalmış papa dikkat çekiciydi. Bu papa, Zerdüşt'un tanrının öldüğü ilanını duymuş ve tanrının ölmesine de şahit olmuş biri olarak gelir. Bunları anlatır: Tanrının başlarda aslında çok güçlü olduğunu söyler. Ancak süreç içinde yaşlandığını ve insanlara merhamet duyan mecalsiz bir nine haline geldiğini dile getirir. Bu sözlerinde aslında Ortadoğu dinlerindeki Tanrının dönüşümü özetlenmiş olur. Bununla birlikte insanın tanrı gibi bir tanığa dayanamayacaği da söylenir. Ayrıca bu papa aracılığıyla Tanrı hakkındaki sorgulamalar benim aklıma Hayyam'in rubailerini getirdi:

Nietzsche:

"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?

Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu çamuru oraya?"

Hayyam:

"Beni özene bezene yaratan kim? Sen!.
Ne yapacağımı da yazmışın önceden..
Demek günah işleten de sensin bana:.
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi.
Neden ölüme mahkum eder hepsini.
Yaptığı güzelse neden kırar atar.
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?"

*
Mağarasına gönderdiği bu daha yüce insanların bir süre sonra eşeğe taptiklarini görür Zerdüşt ve çok şaşırır. Hepsine teker teker bunu neden yaptıklarını sorar. Bu insanlar, daha yüce insan adayları henüz tanrısızliga dayanamamaktadir. Yine de Zerdüşt onları terk etmez hemen ve onlardan birinin bengiliğe övgüsünü ve evetlemesini dinler.

Ancak sabah uyandığında farkına varır Zerdüşt, kendisini yüce insan arayışina götüren kahinin sesinin, kendisine bir sınav yapmakta olduğunu... Zerdüşt'e son günahıni göstermek istemiştir: Zerdüşt'ün daha yüce insanlara duyduğu merhamet. Ve Zerdüşt, bu insanlardan uzağa yol almaya devam eder. Henüz insanların vakti gelmemiştir. Ancak şu ses yankılanir:


"Siz bengi olanlar, sonsuza dek ve her zaman sevesiniz onu: ve acıya dersiniz ki: Yok ol ama geri gel! Çünkü her türlü haz- bengilik ister."
308 syf.
·8/10
Nietzsche bence şimdiye kadar okuduğum tüm filozoflar içinde en anlaşılır ve en eğlenceli olanı çünkü; kelimelerini öyle bir yerleştiriyor ki anlattığı ağır ve üstünde düşünülmesi gereken konuları bir çırpıda zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Betimleyerek ve şiirselleştirerek, hikaye anlatır gibi anlattığı için benim favori filozofum olmuş durumda. Çünkü onu anlayabiliyorum. Diğer filozoflar bana sanki anlaşılmamak için çaba harcıyorlarmış gibi gelirler. Sizlere tavsiyem eğer felsefeye ilgiliyseniz işe Nietzsche kitapları okuyarak başlamanız. Böyle Buyurdu Zerdüşt ten önce onun tasvirlerine ve düşünce tarzına alışmanız için Deccal adlı eserini okuyabilirsiniz.
308 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Nietzsche, ahlaktan (alm. moral) bahsederken moralin kelimesini kullanır. Yaşadığı dönemin meşhur uyuşturucuları olan ero-in ve koka-in'e bir göndermedir bu. Ahlak kavramına bir uyuşturucu muamelesi yapıp, ahlakın insanın uyuşturucusu olduğunu ifade etmek istemiştir. Ahlak kavramının anlaşılabilmesi için ise, ego kavramını irdelemiştir. Ahlak ile ego'nun bağlantısını ise Nietzsche değil de ben anlatmalıyım:

Ego'muz yani kendi benliğimiz ve arzularımız vardır. Bir de süperego vardır ki bu da ahlaki değerlerimiz olup, toplumsal bilinç tarafından oluşturulmuştur. Benliğimiz bizim için bir şeyler ister daima. Bu kimi zaman sevgidir, kimi zaman bir davranış, kimi zaman da biraz tutku. Bazen de toplum tarafından hoş karşılanmayan şeyler ister. Zaten kim toplumun hoş karşılamadığı şeyler istememiştir ki? Hatta Woddy Allen'a göre, Hayattaki en güzel şeyler; ya kanun dışı, ya ahlak dışı, ya da şişmanlatıcıdır. İşte bu noktada can alıcı bir soru sormak durumundayız; sizin içinizden gelen bir isteğiniz, toplumun hoş karşılamadığı bir şey olduğunda ne olur?
Günümüz insanı, muhtemelen toplum baskısına mağlup olarak istediğini yapmayacak veya yapmıyor gibi görünerek gizlice yapacaktır. Ego-superego çatışması yaşamak, sıradan insanın resmen kaderi olmuştur.

Bu konuyu ifade ederken, psikolojide id olarak ifade edilen hayvani istekleri kast etmediğimiz de anlaşılmalıdır. Ego kavramı çevresinde dönmektedir konu.

Nietzsche ise insanın en temel özünün ego olduğunu, insanı insan yapan unsurun onun doğal istekleri olduğunu ve ahlak olgusunun hakim otoritelerce dayatılmış bir baskı çeşidi olduğunu ileri sürer. Ahlak kitleleri standart bir kalıbın içerisinde tutmaya yarayan bir enstruman hükmündedir. Ahlaktan bahsedenlerin hiçbiri gerçekten ahlaklı değildir o'na göre. Her gün doğruculuk ve ahlaktan bahseden nice insan, aslında içlerinde binbir çeşit arzu nesnesine sahiptir, sadece mütevazi konumlarının sarsılmaması için bundan bahsetmez ve inanmadıkları şeyleri sırf doğru kabul ediliyor diye yaşar ve konuşurlar. O halde, toplumun ahlak dediği şeye uymak mantıksızlaşır. Bir şeyi sırf ben istiyorum diye yapabilmektir özgürlük ve başkaları istemiyor diye yapmayarak kendi benliğini bastırmak da tutsaklıktır, saçmadır. Konuyla alakalı değinilebilecek güzel bir sponville alıntısı şöyledir: "Kendini yargılamak, kendini ciddiye almaktır elbette. Sade kişi, kendi hakkında bunca soru sormaz. Kendini olduğu gibi kabul ettiği için mi? Bu bile çok şey söylemektir. Kendini ne kabul eder ne de reddeder. Kendini sorgulamaz, kendi üzerine düşünmez, kendini ele almaz. Kendini ne över ne küçümser."

Bir de konuşulması mühim görünen bencillik konusu vardır. Sahi bencillik nedir? Başkasının bencillik yapmasına izin vermemeye bencillik deniyor. Aynı şeyi isteyen iki kişi olduğunda; birisi istediğini elde etmek yerine karşısında ki insanın mutluluğunu mu istemeli. Bu durumda karşısında ki bencilliğe düşmüş olmuyor mu? O halde bencillik kaçınılmaz gibi durduğunda neden kendi mutluluğumu istemeyeyim?

Bir de Nietzsche'nin ahlak kavramı da vardır ki, üzerine yüzlerce satır yazılabilmesine rağmen, o kadar çaba yerine bence tek bir cümle ile özetlenebilir: "Bizler birbirimize karşı çok fazla hata işliyoruz, bir erdeme ihtiyaç duyacak kadar sefil, güçsüz ve değersiziz." (Sponville)
İşte, Nietzsche'nin demek istediği de kanaatimce budur. Önemli olan erdemli olmak değil, erdeme ihtiyaç duymamaktır...
İnsanın özünden, kendi benliğinden, ruhundan gelen bir değer yargısı ancak gerçektir. Diğerler normlar ise başkalarından gelmektedir ve bize ait değillerdir.

Bu noktadan sonra ise Nietzsche'nin felsefesinin Freud'un felsefesiyle olan uyumuna değinmeliyim. Freud da insanın toplum ve kültür vasıtasıyla nasıl güdülendiğini ve kendi hazlarından uzaklaştığına dikkat çekmiştir. Freud, histeri üzerine yaptığı çalışmalarda hristiyan inancında cinselliğin hoş karşılanmadığı için insanın libidosunu bastırdığını ve çağımızın en büyük problemlerinden birisi olan nevroz'un kaynağının bu olduğunu söylemiştir. Bu gibi benzeşmelerden yola çıkarak, her ne kadar yöntemler farklı olsa da Nietzsche ve Freud'un paralel fikirlere sahip oldukları söylenebilir.

Nietzsche, buraya kadar anlattığım felsefesini ve daha fazlasını Böyle Buyurdu Zerdüş'ünde ifade etmeye çalışmıştır. Ama bunu başkalarınca hoş karşılanmasını umduğu yapmacık nazik bir üslupla değil de canının istediği gibi sert bir şekilde ifade etmiştir. Yapmacık bir inceliktense, içten gelen bir sertlik iyidir. Ve hakikat hiçbir zaman hoş bir şekilde gelmez, yıkıcıdır.

Kitaba dair önemli bir ayrıntı da Nietzsche'nin eserde "buyurmasıdır". Bu da açık bir şekilde, Nietzsche'nin ilahi söylemlere göndermesidir. Nietzsche, kendinde buyruk verme hakkı görmüştür. Üstelik onun buyrukları ruhban sınıfının halkı sömürmeye dayalı isteklerinin menbağı olan zihinlerinden ziyade, insanın en insani yeri olan benliğinden gelmektedir ona göre.

Uzun sayılacak bu incelemeye vakit ayırarak okuduğunuz için teşekkür ederim. Keyifli ve sert okumalar dilerim :)
357 syf.
·7 günde·8/10
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap her ne kadar en çok okunanlardan ve bol alıntı yapılanlardan olsa da felsefeye giriş olarak başlanması yanlış olur. Çünkü belli bir birikimle kitabın başına geçilmesi en azından dogmatik düşüncelerden uzaklaşılmış olması gerekiyor. Farklı okumalara açık bir kitap olabiliyor Zerdüşt. Öyle ki Hitler nazi propagandası olarak kitabı çok iyi kullanmış. Üstinsan modelini sadece 1 ırka bağlayarak faşist düşüncelerine kaynak olarak göstermiş. Bunda biraz Nietzche'nin kız kardeşinin de yardımları olduğu söylentiler arasında (kendisi Nietzche öldükten sonra notlarını düzenleyip yayınlatan kişi). Benim yorumum ise kitapta bahsedilen üstinsanın ırkla alakası olmadığı, kişinin yaşayacağı içsel yolculuğun önemli olduğu. Burada üstinsanı okurken onun erkek karakter olması beklendiği izlenimine kapıldım. Kadınların görevi ise üstinsanı doğurup gelişmesine yardımcı olmak gibi sanki. Bunda da Nietzche'nin kadınlardan çok çekmiş olmasının etkisi olduğunu düşünmekteyim. Zerdüşt felsefe kitaplarının klasik anlatımı yerine roman havasında yazılmış. Bu biraz kitabı okumayı keyifli hale getirmiş bence. Felsefe kitapları okuyan biri olarak bu fikri beğendim. Kitapta bazı olaylarda göndermeler olduğunu bu yüzden onları anlamakta zorlanıldığını düşünüyorum. Özellikle hristiyanlık ve yahudilikle ilgili. Mesela akşam yemeği bölümü İsa'nın son yemek tablosuna göndermeydi. Bu çok bilinen birşey ama benim anlamadığım göndermeler olabileceğini düşündürttü bana. Kitaptaki her fikrin çok mükemmel olduğunu söyleyemem. Savaşa methiyeler düzmesi (Hitler'in kitapta en sevdiği kısımlardır büyük ihtimalle), kadınların çok geri plana atılması ve hükmetme meselesi. Bunun yanısıra devlet, din, dünyadaki sınırların ortadan kalkması gibi mevzular da var. Kitap 1 asır yıl önce yazılmış biz hala bu konularda ilerleme yerine gerileme gösteriyoruz. Üzgünüm Zerdüşt ama üstinsan için galiba 1-2 asır daha beklememiz gerekebilir. Dünya diye bir yer bırakabilirsek tabii.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754685404
Kitabın türü:
Çeviri:
Murat Batmankaya
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Tüm yazılmışlar arasında sevdiğim tek şey birilerinin kendi kanıyla yazdığıdır. Kanla yaz: Fark edeceksin ki kan ruhtur. Kolay bir iş değildir, meçhul kanı anlamak: Nefret ederim, avare okurlardan. Her kim ki okuru tanır daha fazlasını yapmaz onun için. Cümle âlem okumayı öğrenecek olsa yalnız yazmak değil, düşünmek de çürürdü. Vaktiyle ruh tanrıydı, sonra insanlaştı ve şimdi neredeyse avamlaşmak üzere. Kanla ve hikmetle yazan kişi, okunmayı değil ezberlenmeyi ister.
-Friedrich Nietzsche-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 15,1bin okur

  • Baran Çelik
  • Uygar özdemir
  • Şiar Algünerhan
  • Mazlum Turğay
  • Alican™
  • Feray albak
  • aykırı
  • NilSu
  • A.D.
  • Eliza

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.8
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%32.8
35-44 Yaş
%19.7
45-54 Yaş
%4.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%42.6
Erkek
%57.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.7 (26)
9
%0.3 (13)
8
%0.5 (18)
7
%0.2 (6)
6
%0
5
%0.1 (2)
4
%0
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları