·
Okunma
·
Beğeni
·
141586
Gösterim
Adı:
Böyle Söyledi Zerdüşt
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
335
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053603535
Orijinal adı:
Also Sprach Zarathustra
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Zerdüşt. Dağda on yıl zaman zarfında, bıkmadan, usanmadan hep ruhunu dinledi... Ve sonunda içinde, gönlünün derinliklerinde bir değişiklik duyumsadı. Günlerden birgün yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasyadı yazgın ne olurdu? On yıl varki buruya mağarama çıkıyorsun. Eğer, ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.
Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında, akıllılar deliliklerine; fakirlerde zenginliklerine kavuştuğu o derin sevinci tekrar yaşatmak için armağanlarımı paylaştırmak istiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizin arkasına iniyor ve arkadaki dünyaya ışık götürüyorsan, ben de senin gibi, inmek istediğim insanların arasına girmek istiyorum.

Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tek göz, beni kutsa!... Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun parıltılarını her tarafa saçsın.

"Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor." Zerdüşt'ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle başladı.
308 syf.
15 Ekim 1844' te doğan, "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu, Alman filozof ( Friedrich Nietzsche) Nietzsche' nin düşüncelerinin en yüksek düzeye ulaştığı hatta hakkında " En derin eser " dediği kitabıdır Böyle Buyurdu Zerdüşt. Bu eser kendi alanında, kendi felsefesine göre bir ana yapıt, prototiptir. Her ne kadar felsefi bir kitap olsa da diğer felsefe eserlerinin ve adamlarının aksine Nietzsche bu kitabında oldukça yalın, anlaşır ve akıcı bir dil kullanmıştır. Aslında Nietzsche için filozof demek bana her daim yetersiz gelmiştir. Çünkü Sigmund Freud ' in büyük çalışmalarla, kuramlarla çağımıza ulaşmasına sebep olduğu psikianalize büyük katkıları olan ve hatta "Bilinçaltı (id)" kavramını ilk kez ortaya atan kişidir Nietzsche. Kendisini "Filozoflar içindeki ilk psikolog" diye tanımlaması da bundan dolayı olsa gerek.


Nietzsche bu kitabında kendine Zerdüşt ' ü sözcü olarak seçmiş, anlatacaklarını onun buyruklarıyla kaleme almıştır. Zerdüşt bundan yaklaşık 3.500 yıl önce kesin olmamakla birlikte İran' da ortaya çıkan ve kendini peygamber ilan eden Zerdüştlük inancının kurucusudur.


Düz yazı ve şiirsel bir anlatımın hakim olduğu eserde, Nietzsche dil bilgisi kurallarını bir kenara itip aforizmalarla, iğneleyici bir üslup, felsefi mülahazalarla dolu bir anlatımı tercih etmiştir. Bazen en olumlu cümleyi ters köşe yaparak olumsuz bir şekilde sonlandırması, kullandığı imalı ve küçümseyici dil Nietzsche ' nin anlaşılmasını ve eserin hakkettiği değeri görmesini engellemiştir. Bu konuda Nietzsche bir öngörüde bulunmuş ve bu eserin anlaşılabilmesi için, bir asır geçmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de 19.yy' da yayımlanan bu kitap ancak 20.yy' ın ortalarında ses getirmeye, bir popülarite kazanmaya başlamıştır.


Kitabın kahramanı kendini insanlardan soyutlamış, dağda inzivaya çekilmiş olan Zerdüşt. Kendine insanlar yerine bir kartal ve yılanı dost edinmiştir. Çünkü insanoğlunun dostluğuna güvenmiyordur. Nietzsche bu kitabında tüm inançları yok sayıp, ilahi bir bakışla, evreni, tanrıyı, varlığı, dinleri,,, sorgulayıp, yargılamıştır. İnsanlığın savunduğu her küçük düşününceyi avam bulup reddeder, herkesle, her şeyle bu konuda kavga eder. Çünkü ona göre hayatın tek bir amacı, felsefesi vardır; " Üstinsan " olmak. Bu seviyeye, mertebeye ulaşmak için her türlü küçüklüğü, zayıflığı yıkmak, hiç etmek gerektiğini düşünür. Peki nedir üstinsan? Nietzsche ' nin felsefesine göre üstinsan; insan evriminin sonraki aşamasıdır. İnsanın aşılması gereken bir varlık olduğunu düşünür. İnsanın gözünde maymun neyse üstinsanın gözünde de insan odur. Yani bir bakıma evrim teorisini destekler, insanın maymundan evrildiği gibi insandan sonraki evrimin de üstinsan olduğuna inanır.

Nietzsche ' ye göre güç her şeyin üstündedir ve bu güçle zayıf, sığ bulunan her düşüncenin, inancın yıkılması gerektiğini söyler. Üst insana giden yolun güç olduğunu, zayıfların bu evrimi geciktirdiğini söyler. İşte Nietzsche ' nin bu düşüncesi zamanla yanlış yorumlanmış hatta bilinçli bir şekilde saptırılmıştır. Bunun sebebi olarakta Nietzsche ' nin kızkardeşi gösterilmiştir. Çünkü Nietzsche ' nin eserlerini toplayıp düzenleyen odur. Bu saptırmalar sonucunda Nietzsche ' nin felsefesi asla savunmadığı hatta karşısında olduğu görüşlerce kullanılmasına yol açmıştır. Gençken bu eseri okuyup etkilendiğini söyleyen ve hatta askerlerine bu kitabı dağıtan Hitler yüzünden Nietzsche ' nin adı Nazizmle çok fazla iç içe geçmiştir. Oysa ki Nietzsche her zaman bir Alman karşıtı olmuştur.


Defalarca okuduğum ve hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplardan biridir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Son olarak yayınevi farkından bahsetmek istiyorum. Bu kitabı İskele Yayınları, Mustafa Bahar çevirisi ve İş Bankası Kültür Yayınları, Mustafa Tüzel çevirisiyle iki farklı yayından okudum. Gerçekten çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bu kitabı okumayı düşünen arkadaşlara her klasiği olduğu gibi bunu da kesinlikle İş Bankası Yayınları' ndan okumalarını tavsiye ederim...


" Yalnız insan, bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyin, kim onu çıkarabilir? Yalnıza hakaret etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün." (Sayfa: 62)
335 syf.
·68 günde·Puan vermedi
Kitabı elime aldığımda "ben bu kulaklara göre ağız değilim" cümlesi ilk darbeyi yapmıştı bana devamı da zaten bir solukta geldi. Özellikle çoğu okur ilk yirmi sayfanın sıkıcılığıdan bahsetmiş ama sanırım felsefe türü fazla eser okunmadigindan kaynaklanabilir. Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin yazdığı bir edebiyat eseri ve aynı zamanda felsefî bir çalışmadır. Yazar din, ahlak ve felesefe hakkındaki uç düşünceleri ile dünyanın dikkatini çekmiş bir filozoftur. Bazı kitaplar vardır ya yazar hakkında bilgi vermeye tek başına yeterlidir. Bu kitapta öyle. Nietzsche kimdir diye soranlara al bu kitabı oku dersiniz. Zerdüşt dağa çekildi on yıl orada kaldı ruhunu buldu. Bizimde kendi mağaramıza çekilip kendimizi bulmamız lazım. Kitabı okuduktan sonra dünyaya bakışınız ve algilayişinizda birtakım değişiklikler olabilir şimdiden söylemesi. Böyle diyor zerdüşt: Herkes ve Hiçkimse için bir kitap...

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
320 syf.
·Beğendi
"Bu kitap herkes ve hiç kimse içindir." Masadan en son kalkanlar için.
Bu kitap senin için yazıldı kardeşim, üstinsana köprü olacak potansiyeli taşıyan, hakikati damla damla içmeye yeltenen birkaçı için!

Zerdüşt bir sabah tanla kalktı, güneşin karşısına geçerek seslendi:
"Ey ulu yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı, nerede kalırdı senin mutluluğun!" Bu güneşin doğuşu, onun batışıydı.

Öncelikle bu zamana kadar okuma/derinine inme fırsatı bulduğum başka hiçbir filozofun beni Nietzsche kadar çarpmadığını belirtmem gerek. Beni kendime getiren, uyandıran hakiki bir tokat.

Nietzsche'yi iki parçaya ayırırsak daha rahat anlayabiliriz. İlkin
Nietzsche denen pos bıyıklı; yürekli, zeki, umursamaz, kendinden çokça emin biriydi.
Nietzsche'deki 'Öteki' ise öfkeyle dolu, kendi kabına hiç mi hiç sığmayan, hiddetli, anlaşılmaz, öveyim derken hışmına uğrayabileceğiniz biridir. Öteki, sıklıkla kitaplarında gördüğümüz yüzüdür. Şöyle ki; Nietzsche'nin kitapları vaaz verir, sopalar, hatırlatır, bazense haykırır. Çünkü duymayı unutmuş kulaklarımıza ancak bir yıldırımın sıçratan coşkusuyla seslenilebilir. Bu yüzden bu kitap herkes içindir!
Bu Nietzsche ve Öteki ikiliği, zannımca felsefesini yorumlama niyetinde olan eleştirmenleri yanıltan bazen de onlara malzeme çıkaran en önemli nokta olmuştur. Nietzsche'den hoşlanmayanlar Öteki'yi koz olarak kullanmış, onu öncü alan güruh ise diğer özellikleri örnek göstererek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır.
Bir insanın tam zıttının yine kendisi olması bu yüzden çok gariptir. Her insan işte bu ikiliğin ağır basan tarafıyla diğerinin kaotik savaşımını içinde taşır.

Nietzsche'nin, yıllar boyu sentezleyip ortaya koyduğu felsefesinin temel taşını "üstinsan" oluşturur. Tarihteki temel taşlarının tamamı gibi Üstinsan da, öznel yorumlanmaktan kaçamamış bilhassa çağının kurbanı olmuştur. Bunda her ne kadar Nietzsche'nin açık bir tanım yapmamasının suçu olsa da asıl pay Nietzsche'nin kızkardeşi Elizabeth'indir. Elizabeth Forster Nietzsche; bir anti-semitist, bir Nazi sempatizanıdır ve
Nietzsche öldükten sonra onun çeşitli eserlerinden Nazi propagandası yapılabilecek olan kısımları derleyip(bazı felsefe tarihçileri kendinin bolca ekleme yaptığını söyler) "Güç istenci" adıyla kitaplaştırır. Dünya savaşına yol açacak çok çeşitli etkenler dizisi yanında bu propagandaların da çığırından çıkmış bir halk üzerindeki etkisi çok büyük olmuştur. Hitler bunun gibi bir ton kitabı ve mecmuayı referans göstererek sözde üstün bir Alman ırkı yaratmak için 6 milyonu Yahudi olmak üzere 17 milyonu aşkın insanı canice yöntemlerle öldürmüş/öldürtmüştür.
Wilhelm Reich'ın ifadesiyle:
"Küçük adam! Nietzsche'nin 'üstün insan'ı olmak için tepelere tırmanmakla, Hitler'in "aşağı insan"ı olmak için aşağılarda bulunmak arasında bir seçim yapma hakkın vardı. Sen ise 'Heil'(yaşasın) diye bağırdın ve aşağı insanı seçtin!"

Nietzsche'nin kendisi ise, hem Alman milliyetçiliğinin hem de Yahudi-karşıtlığının sıkı bir eleştiricisiydi. Bu karşıtlık yüzünden de Nietzsche, tarih boyunca en fazla yanlış anlaşılan çoğu zamansa pek de anlaşılmayan filozofların başında gelir. Onu yüzeysel okuyan birinin, üstinsanın kavgacı ve salt şiddet yanlısı olduğu gibi bir izlenime kapılması olasıdır. Bu yüzden bu kitap hiç kimse içindir!

Neden Zerdüşt?
Nietzsche her şeyden önce bir filoloji profesörüydü(24 yaşında Basel üniversitesine profesör olarak atanmıştı.) Bu yüzden Antik Yunan başta olmak üzere Fars medeniyetine kadar geniş bir kültürel yelpazeyi tanımış, incelemişti. Zerdüşt'ü, tarihte benzeri görülmemiş şekilde bir anti-peygamber olarak baştan yaratır.
Pos bıyıkların ardından çıkan kendi sözlerine kulak verelim;
"Bu şerefi ben bir farsa vermeye mecbur oldum: Çünkü tarihi, en önce, bütün ve büyük olarak düşünen Farslardır."

Tanrı ölebilir miydi?
Zerdüşt, insanlara Tanrı'nın öldüğünü haber veren bir elçi gibi tasvir edilir. İlk defa La Gaya Scienza(Şen Bilim)'de müjdelenen bir ölüm haberidir bu. Öğle aydınlığında el feneriyle Tanrıyı arayan kaçık bir adam seslenir bize.
"Onu biz öldürdük, sizlerle ben. Onun katiliyiz hepimiz! Peki ama bunu nasıl yaptık. Denizi kim içebilir?"
Tanrı'nın ölümü apaçık bir felakettir, ama bilirsiniz, her felaket bir fırsatı beraberinde getirir. Pekala Tanrı öldüyse o zaman sonunda iyi-kötü kavramlarının ötesine geçebiliriz. Çökmüş ahlak sistemleri öneren dinleri, en dindar olanı en ahlaksız olan din adamlarını bir kenara atabilir, kendi gerçek ahlaki kavramlarımızı yaratabiliriz. Tanrı'nın ölüşü gerçek erdemlerin yükselişidir artık.
Üstad Heidegger, Nietzsche'nin Tanrı öldü sözünün, Batı felsefesi ve metafiziğinin bütün kavramlarının yıkılıp baştan yazılmasına sebep olduğunu ve bir kırılma noktası yarattığını bu yüzden öne sürer.
Ayrıca değinmek gerekir ki Varoluşçuluk(Existensializm) felsefesi savaş dışında iki büyük kaynaktan beslenmiştir, bunların biri Hegel(Kirkegaard nedense çok içerlemiştir bu zata) diğeri Nietzsche'dir. Çünkü Stirner baklayı ağzından çıkaran ilk filozofsa(W.Adorno), Nietzsche bütün Avrupa'ya 'bakla ithal eden' bir filozoftur.
Hakikatin değeri ve ne'liği üzerine yaptığı sorgulama ayrıca Post-modernist ve Post-yapısal anlayışın/felsefenin ortaya çıkışına ön ayak olmuştur. Buna etkilediği bir ton önemli ismi de ekleyebiliriz. İlk aklımıza gelenler; Cioran, Bataille, Camus, Sartre, Foucault, Zweig, Hitler, Palahniuk, Musil, Adler, Jung, Hesse gibi dehalar.
Düşüncelerinden beslendiği kişilerse tabii ki Schopenhauer (Bkz. İstenç ve tasarım üzerine) başta olmak üzere Sokrates, Platon, Spinoza, Dostoyevski(Yeraltından notları coşkuyla okuduğu söylenir), Hegel, Kant, Stendhal, Montaigne, R.Waldo Emerson ve hatırlamadığım diğerleri.

Toplumun her kesimi kendi kabiliyeti ölçüsünde felsefe okuyabilir, anlayabilir. Felsefi doktrinlerin asıl hedef kitlesiyse sürünün cehalete yönelimi karşısında tek aydınlatıcı olan entelektüel-aktivist kitledir.
La Mettrie der ki; "Felsefenin nüfuz edebileceği kişiler sadece halihazırda aydınlanmış ve korkacak hiçbir şeyi olmayanlardır."
Zerdüşt de pazaryerinden vazgeçer bu yüzden. O kulakların duyacağı ağız olmadığını fark eder. Masadan en son kalkanlara, hakikati damla damla içmeye çalışan ve toplumun, dinin dayattığı bütün ahlaki ilkeleri darmadağın edip kendi erdemlerini yaratanlara seslenmeye başlar. Tanrı yoksa korkuya da gerek yoktur, korkunun olmadığı yerde de ahlak ve aydınlanma bir çiçek gibi açmaya, yayılmaya başlar.

Böyle homurdandı Samet Ö. ve kendi mağarasının yolunu tekrardan adımlamaya döndü.
"Karanlık dağlardan doğan bir sabah güneşi gibi parlak ve güçlü."

Çeviri önerisi için;#50033962
448 syf.
·10/10
Güzel insan, değerli kardeşim Mehmet Zana Başkan bana felsefe okumamı önerdi. Umursamadığımı görünce bizzat kitabını gönderdi. Artık umursamamak olmaz. Sırf hatırı için okuyacağım çiğ tavuk yiyemem yani. Okudukça sevdim beğendim. Ama incelemeye neler yazabileceğimi bilmiyorum. Benim için ilk olacak. Zaten benim bildiğim felsefeler böyle değildi. Bu kitap çok değişik böyle roman gibi anlatılmış. Düşünmeye sevk ediyor yazılanlar. Böyle felsefe yazdılar da biz mi okumadık.

Kitabın tek ana karakteri Zerdüşt. Zerdüşt abimiz insanların bir amacının olmadığını görür ve yerini yurdunu terk ederek dağlara çıkar. Yalnızlığıyla baş başa kalır ve bolca düşünür. Eğer insan dünyaya bakışını ve düşüncelerini değiştirmek isterse bu kitabı okumalı. Bu konuda Zerdüşt abimiz bizlere yardımcı oluyor.

Kendisi yalnızlıktan sıkıldığı zamanlarda oluyor ağlıyor acı çekiyor erkek adam ağlamaz lafına inat ağlıyor. Nefret ediliyor her yerden kovuluyor ama vazgeçmiyor. Biz insanların sevgi, mutluluk, akıl, erdem ve doğruluk yolunda ilerleyebilmeleri için çekilen çilelerin kutsal olduğunu varsayıyor. (Bu kısmı uydurdum.)

İnsan önce kendini sevmeli diye buyuruyor Zerdüşt. Çünkü her an beraber olduğunuz kişi o dur.

Yalnızlığı çok seviyor ancak zaman zaman sıkılıyor. Yalnızlıkla kimsesizliğin aynı olmadığını söylüyor.

Sonra insanların mutlu olmalarını buyuruyor. Gönlünüzü özgürce harcayın cimrilik yapmayın diyor.

Sonra erdem konusuna geçiyor. Yani şöyle düşünün, gece yastığa başınızı koyduğunuzda gönlünüz rahat oluyor mu? Eğer rahatsa erdemli bir insansınız demek istiyor. Benim gönlüm rahat valla. Siz kendi derdinize yanın.

Tüm bunların toplamında yani; akıl, erdem, mutluluk doğruluk toplamında üst insan olacağımızı söylüyor. Düşünce olarak insan üstü bir yaratık olup yükselmeli insan yıldızlarında üzerine çıkmalı.

İşte bunları buyuruyor Zerdüşt.
335 syf.
·6 günde·10/10
İncelememe başlamadan önce şu alıntıyı okumanızı ve ona göre devam etmenizi öneriyorum. Zira bu kitap tam olarak böyle bir kitap :) #53395934 Bu riske girmek istemeyen şu an bırakabilir incelemeyi okumayı. :))


Şimdi kalanlar az beri gelsin bakalım. Söyleyecek iki çift sözüm var. Başlayalım incelememize :))

Kitap okuduğum ilk felsefe kitabıydı ve her felsefe kitabı bu derece güzel ve etkileyiciyse gerçekten geç kaldığım için üzülürüm. Artık kitabın beni ne kadar etkilediğini siz düşünün. :)

"Ne önemi var ki benim aklımın? Bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu bilgiyi?" Sayfa:7

Zerdüşt denen zat mağarasında inzivaya çekilmiş bir haldeyken başlıyor kitap. Yıllarca mağarada kalıp Üstinsan denen bir varlığa ulaşmaya çalışıyor...

Mağarasından insanların arasına indiğinde insanları nasıl tanımladığından bir kaç örnek verelim:
Ama insanların arasında her türlü konuşma boşuna! Orada unutmak ve önünden geçip gitmektir bilgelik.
Her şey konuşur onlarda. Her şeyin cılkı çıkarılır konuşa konuşa . Her şey ifşa edilir. Sayfa: 184


Nietzsche, yer yer öğüt veriyor : #59164086
(Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır.) Yani bir nevi "Carpe Diem" demek de değil midir bu? İnsanların ağzı torba değil ki büzesin derler büyüklerimiz. Ne de güzel sözdür, insanların ne dediğine hiç takılmayın. Dilediğiniz gibi yaşayın çünkü dünyaya sadece bir kez geleceksiniz.

Yer yer düşündürüyor: #59353798 (Kendini görmemeyi öğrenmek gerekir, çok şey görmek için.) Herkes farklı anlam çıkarabilir, iki ucu açık cümle. Benim düşüncem ise; insanın bir amaca ulaşabilmesi için kendinden feda etmesi gerektiğidir. Sonuçta otura otura anca bi tarafınızı büyütürsünüz. :D

Yer yer güldürüyor: #59415996 (Mutluluk peşimden geliyor. Çünkü ben kadınların arkasından koşmuyorum. Ama yine de kadın, mutluluktur.)

Bu adam kitap boyunca ne varsa her şeye boş dedi ve öldürdü. Bedeni, ruhu, sonra Tanrı'yı... Çağımız ergenleri acaba filozof mu diye düşündüm bir ara. Çünkü biliyorsunuz çok isyankar oluyorlar, "hayat boş, lanet olsun böyle dünya, beni kimse anlamıyor, vs.vs.vs.." gibi cümleler kuruyorlar. :)

Tanrıyı öldürdü demiştik, yetmedi bir de arkasından konuşuyor. Bakınız;
"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?
Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu o çamuru oraya?
Bir çok şeyi başaramadı bu çömlekçi, işini hakkıyla öğrenememişti! Başaramayışının intikamını çömleklerinden ve yarattıklarından alması - iyi beğeniyle çelişen bir günahtı bu. Sayfa:264

Burada incelememi sonlandırıyorum müsadenizle. Kitap ile ilgili naçizane düşüncelerimdi. Okuduğunuz için teşekkürleeeerr...

Ha bu arada iyi uyumak isteyenler, uyku problemi olanlar Nietzsche'ye kulak verin hele, anlatıyor işin sırrını:
Günde on kez yenmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve ruhuna afyon gibi gelir.
Günde on kez yeniden barışmalısın kendinle; çünkü kendini yenmek burukluk yaratır ve kötü uyur barışık olmayan.
On hakikat bulmalısın günde: yoksa gece de ararsın hakikati ve aç kalır ruhun.
Günde on kez gülmelisin ve neşeli olmalısın: yoksa gece rahatsız eder seni miden, bu dert küpü. Sayfa:22
335 syf.
·4 günde·9/10
İnceleme kitaptan alıntılar içermektedir!!!

Nietzsche okumak şuna benzer; bir paragrafa heyecanla başlarsın, vurucu ve karmaşık cümleler, işte bu dersin, paragrafın sonuna geldiğinde ise başladığın paragrafı unutursun. Murat Ç

Tam da öyle oldu. Friedrich Wilhelm Nietzsche okumaya bu kitabı ile başlayacak olanlara söylemek istediklerim şunlar: vazgeçebilirsiniz, kitabı yarım bırakabilirsiniz, tat almayabilirsiniz ya da içine girince çıkmak istemeyebilirsiniz. Bir kitap için bunca şey nasıl olabilir ki ? derseniz, bu; kitabın ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.
Kitap bana çok sevdiğim birinden hediye olarak geldi ve okumak için sabırsızlanarak sayfaları çevirmeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi öylece kalakaldım. Zerdüşt'e kulak verin..

Beni anlamıyorlar; ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.(s:13) diyerek bunun ilk sinyallerini vermişti bana. Ben yine de bir şeyler umarak okumaya devam ettim. Oysa ne kadar hevesliydim ve sevinçliydim, içine girip oynayacağım, istediğim gibi at koşturacağım bir oyun alanı bulduğum için. Aptallıktı tabii ki böyle düşünmek. Nietzsche hiç izin verir mi böyle bir şeye? Kitabı sığ görüp (ya da kendinizi yüksek görüp) paçalarınızı sıvamayın bence, çünkü bu kitabın içinde boğulmamak imkansız. Ben bir süre sonra anlamlandırmaya çalışmayı bırakıp kendimi kitabın akışına bıraktım. Okumak isteyenlerin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Aksi halde kitabı bırakmanız çok daha kolay olur.

Nietzsche şikayetçi. Onu anlamadığımız için, anlamlandıracak güce, kudrete ve ona doğru adım atacak ayaklara sahip olamadığımız için. Sürekli düşünüyor, sürekli arıyor kendinden daha güçlü bir aslan terbiyecisini. Bulamamanın verdiği acıyı da anlatıyor bize. Bu güce ulaşmak için önce insanın kendini yenmesi gerekiyor tabii ki. Önce kendi içinde yolculuğa çıkması gerekiyor, en kutsala, en kudretliye ve en kusursuza ulaşmak için. Biz bunu nasıl yapabiliriz ki küçücük adımlarımız ve korkak bedenlerimizle, ürkekliğimizle, sorumluluklarımızla, duygusallıklarımızla. Bunların hepsinin bizi engellediğini söylüyor her fırsatta Nietzsche. İnsanın kendinden kurtulması gerek en yükseğe ulaşabilmek için. Bir zirveden diğerine bir adımda ulaşabilmesi için. Nietzsche bunu yapacak güçte görüyor kendini. Cümlelerinin büyüklüğüyle damarlarımıza enjekte ediyor bu hisleri. Etkilenmemek elde mi? Salın kendinizi Nietzsche deryasına ve boğulun. Onu anlamasanız bile onun bir parçası olursunuz. Sizde bıraktığı tortular bile sizi şekillendirmeye yeter.

Kitabın neredeyse her cümlesini 2şer kere okudum ve buna rağmen yine de içinden çıkamadığım yerler oldu. Ne olursa olsun bu kitabı okumaktan ve anlamlandırmaya çalışmaktan çok keyif aldım. Bana katacağı bir cümle, aklımda soru işareti bırakan bir fikri bile insanın düşünce yapısını değiştirebilir, etkileyebilir. İyi ki okumuşum ve Nietzsche ile tanışmışım. Diğer kitaplarını okuyup anlam derinliğinde boğulmak için sabırsızlanıyorum.


Kitabın içinden beni etkileyen birkaç alıntı paylaşıyorum.


Engereğin Isırığı Üzerine

Bir gün Zerdüşt, hava çok sıcak olduğu için bir incir ağacının altında uyuyakalmıştı, kollarını da yüzüne kapatmıştı. Bu sırada bir engerek gelip onu boynundan ısırdı, öyle ki, Zerdüşt acıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çektiğinde, yılanı gördü; bunun üzerine yılan Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı, beceriksizce yön değiştirdi ve kaçmak istedi. "Dur bakalım," dedi Zerüşt; "henüz teşekkür etmedim sana! Tam zamanında uyandırdın beni, daha uzun bir yol var önümde." "Yolun kısaldı," dedi engerek, hüzünle; "öldürücüdür zehirim." Zerdüşt gülümsedi, "Bir ejderhanın öldüğü görülmüş müdür ki, bir yılanın zehrinden?" dedi. "Ama geri al zehrini! Onu bana hediye edecek kadar zengin değilsin!" (s. 62)


Her şey geçip gider, bu yüzden layıktır her şey geçip gitmeye!
İşte tam da budur adalet, zamanın yasası, zamanın kendi çocuklarını yemek zorunda olması.. (s. 138)

Nietzsche'ye kulak verin

Geleceği doğuranlar, yetiştirenler ve geleceğin tohumunu atanlar olun. (s.204)


Veeeee bunu paylaşmasam olmazdı :)))

"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacı unutma!" (S. 61)

https://hizliresim.com/bVEzqd

Soldan sağa

Lou Andreas-Salomé
Paul Rée
Friedrich Nietzsche
335 syf.
1.

Zerdüşt, uzun süre dağda inzivada kalmıştır. Varlığın, hayatın anlamını anlamıştir. Lakin artık bunu anlamak kendisine yetmemektedir. Güneş nasıl bir enerji ise ve bu enerjisini yayiyorsa ve hayata enerji vererek onu var ediyorsa, onu aydinlatiyorsa; Zerdüşt de anladiklarini aktarmasi gerekmektedir. Ve Zerdüşt dağından aşağıya, insanların arasına iner.

Öncelikle ormanda bir ermişin yanında kendisini bulur. Ermiş, insanlardan uzaklaşmış ve kendisini Tanrıya vermiş gibidir. İnsanlardan umudunu kesmiştir. Zerdüşt'e de bu yönde tavsiyelerde bulunur, kendisi gibi olmasını ister. Lakin Zerdüşt ermişi kaçtığı insanların bir üyesi gibi görür. Ermiş, insanı 'tamamlanmamış' olarak; Zerdüşt ise 'aşılması' gerekilen olan niteler. Ve Zerdüşt söyler: Ermişin Tanrının öldüğünden haberi yoktur. O hala eski değer kaliplarinin içindedir. Yoluna devam eder Zerdüşt..

*

İnsan kirli bir ırmağa benzetilir. Irmak ve Nietzsche denilince de aklıma oluş filozofu Heraklietos geliyor. Her şeyin her an oluş içinde ve değişim içinde olduğunu düşünecek olursak, insanın bu oluş irmaginda kirli bir 'ırmak' olması, onun ürettiği ve içinde saplanip kaldığı değerlerden, dinlerden, kavramlardan kurtulması gerekmektedir. Bunun için insanın 'deniz' olması gerekir. Bu deniz ise üstinsan olarak belirtilir.

Üstinsan 'yeryüzünün' anlamı olarak nitelenir. İnsanın doğaüstünde değil yeryüzünde anlamını araması, bulması istenir. Bu anlamını ve hedefini kendisinin belirlemesi istenir. Ancak öncelikle mevcut düzenin insanı, bedeni, yeryüzünü aşağılamasinin, yoksaymasinin önüne geçmek gerekir.

"Ne önemi var ki benim mutluluğumun?"
"Ne önemi var ki benim erdemimin?"
"Ne önemi var ki benim adaletimin?"
"Ne önemi var ki benim merhametimin?"

denilerek mevcut değer yargilarinin tedavülden kalkacagı ve insanın yeni değer yargilarina ihtiyacı olacağı mesajı veriliyor diyebiliriz. Bunları dedikten sonra "sizi diliyle yalayacak yıldırım nerede? Sizi aşağılayacak çılgınlık nerede?" denilir ve bu yıldırım ile çılgınliğin üstinsan olduğu belirtilir.

İnsan, hayvan ile üstinsan arasındaki bir 'ip' olduğu soylenilerek, insanın kendi başına bir amaç değil; amaca giden bir 'köprü' olduğunun altı çizilir. İnsan tehlikeli bir geçişin kendisidir.

*

Zerdüşt bir pazaryerine gelir. İpin üstünde bir cambaz vardır. O hareket ettikten sonra arkasından bir soytari da hareket eder ve bu cambazi bir engel olarak niteleyerek düşmesine neden olur. Cambaz düşer ve herkes kaçar Zerdüşt dışında. Cambaz şeytandan bahseder. Zerdüşt ise şeytanın ve diğer kendisini korkutan ve dikkatini doğaüstüne veren unsurların olmadığını; söyler. Burada ruhunun bedeninden önce yok olacağı belirtilerek, bu anlatılır. Cambaz insan rahatlar ve Zerdüşt'e teşekkür ederek ölür. Zerdüşt bu insanın ölüsünü yanında taşırken sonra fark eder ki kendisi sürünün çobanı olmamalıdır. Çünkü henüz halk onu anlayamamaktadir. Kendisine yoldaşlar bulmalidir. Bu yoldaşlar da düzenin içinde amacını ve nereye gittiğini bilmeyen ölü cambazlar olamaz. Bu sırada bir yılan ve kartal gelir ve onlarla yoluna devam eder.


2.

Zerdüşt, Tinin Üç Dönüşümü'nden bahseder: Deve -> Aslan -> Çocuk

Deve gibi tin ağır yüklerle yüklenir ve çölüne gider; çölünde ise Aslan kesilir: Özgürlüğünü eline almak ister, yani efendi olmak ister. Bunun için önceki yani son efendisi olan Nietzsche'nin ejderha dediği tanrısina düşman olup onunla dövüşmeyi arzular. Tanrı, tüm değerleri yarattığını ve artık sadece 'yapmalisin' vardır, 'istiyorum' yok der. Ancak Aslan ise 'istiyorum' demek ister. Lakin Aslan'ın bunu yapmaya gücü yetmez, sadece Tanrıya 'Hayır!' diyerek sonraki dönüşüm için özgürlük alanı oluşturur.
Sonraki aşamada Çocuk olur tin ve çocuğun masumiyeti, unutuşu ile yeni bir başlangıç yapma imkanı bulur. Çocuk olarak tin, kutlu bir 'Evet!' der. Böylelikle kendisine indirilen yasaları egemen olduğu dünyayı arkasında bırakıp, kendi yasalarını yapacağı özgür yeni dünyaya ayak basar.

*

Sonraki bölümde Zerdüşt'ün söylevleri başlar. Bu söylevlerde insanların mevcut dünyasını ortaya koyar. Bununla birlikte kendi istediği dünyada da insanların nasıl olması gerektiğini bir nevi açıklar. Bunlardan birazina kısaca değinelim.

● 'Erdemin Kürsüleri Üzerine'

Bu kısımda Zerdüşt, insanların bir bilgeyi dinlediklerini görür ve bu bilgeye kulak verir: Erdem vaizi dediği bu bilge, insanlara erdem olarak insanlara sonu uyku ve unutuş ile sonlanan ve karamsar bir tablo cizmektedir. Uykunun erdemlerin efendisi olduğunu, otoritelere saygı duyulması ve mutlak itaat edilmesi gerektiğini ve iyi uyumak için bütün erdemlere riayet edilmesi gerektiğini vaaz eder.
Zerdüşt bunlara güler ve insanların bir zamanlar erdem diye aradiklarinin anlam bulamadıkları hayatta iyi bir uyku çekmek ve bunu da afyonlaştırilmiş erdemlerle yapıldığını görür.

● 'Öte Dünyacilar Üzerine'

Zerdüşt, bir zamanlar kendisinin de bir öte dünyaci olduğunu söyler. O zamanlar dünyanın acı çeken bir tanrının eseri olarak kendisine göründüğünü ifade eder. Tanrının insanların cinneti ve eseri olduğunu ekler. Zerdüşt, ormandaki ermişin dediği gibi kül olarak çıktığı dağda acılarını, çelişkilerini ortaya koyup Tanrının aslında insanın eseri olduğunu anlayıp bir alev olarak dağdan inmiştir. "Ben tüm şeylerin ölçütü ve değeri olan ben!" der Zerdüşt ve insanlara, doğaüstünden medet ummamalarini; yeryüzünde kalarak her şeyin kendi ellerinde olduğunun farkına varmalarini söyler. Sonra da insanın çoğunlukla acı ve anlamsizlik olan bu hayatı kabul etmesini yani bunun farkında olarak bu yolu yürümesini telkin eder.

● 'Savaş ve Savaşanlar Üzerine'

Zerdüşt etrafta pekçok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı görmediğini ifade ederek; herkesin kendisinin belirlemedigi hedefler uğruna tek tip birer robot haline geldiğini anlatmak ister ve herkesin kendi hedefini belirleyip bu hedefinin askeri değil savaşçısı olmasını ister. İyi olmayı da cesur olmak olarak niteleyerek, kendisiyle savaşırken yenilseniz de sizi yükseltecek düşmanlar bulun der. Burada zannederim ki düşman insanın mücadele edeceği fikir, karşıt hedef ve en önemlisi insanın kendisidir.

● 'Yeni Put Üzerine'

Zerdüşt, birçok memleket gezip birçok halk gördüğünü ve bu halkların hepsinin de iyi ve kötü değerleri olduğunu ve bu değerlerinin de komsularının değerlerinden farklı olduğunu söyler ve bunun böyle olmasi gerektiğini ifade eder. Lakin devlet denilen organın, kendisini halkın ta kendisi olarak gördüğünü ve tüm iyi ve kötü değerlere sahipmis ve bu konuda tek otoriteymis gibi davranarak insanları kendi benliklerinden uzaklaştırıp bir nevi intihar etmelerine neden olduğunu belirtir.
Ve insanlara devletin bittiği yere yönlendirir. Bu yerde gökkuşağından bahsederek, halkların kendi değerlerinin oluşturduğu zenginliğe parmak basıyor diye yorumladim.

● 'Binbir Hedef Üzerine'

Yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm değer bicmelerin insanlar tarafından yapıldığı ancak bir süre bunu unutup, değer biçenin kendi yaratimi olan tanrı olduğunu zanneden insan giderek yeryüzündeki hayatından kopup ahirette yaşamaya, kendisinden kopup Tanrının yanındaki 'idea'sinda yaşamaya başlamıştı. Değerlerin altında Tanrı sevgisi var diye düşünmüştü. Lakin yadsidigi şey şuydu: Tanrı sevgisi diyerek aslında kendini kendini sevmesini yani kendi gücünü ve güç istemini koyuyordu değerlerin altına! İnsan, egemen olmak, zaferler kazanmak, başka insanlarda hayranlık, haset uyandırmak istiyordu; bunu istemesini sağlayan onun güç istemiydi ve bu istem, her şeyin anlamı ve belirleyicisidir. İnsan varlığını sürdürmek için anlamsizlik içindeki dünyasındaki her şeye bu güç istemi doğrultusunda değer bicmistir. İnsan değer biçendir der Zerdüşt.

● 'Komşusunu Sevmek Üzerine'

Zerdüşt, komşuya duyulan sevginin insanın kendisine duyduğu kötü sevgi olduğunu ifade eder. İnsan kendisinden kaçmak için komşusuna gider ve dünyayı yaratma gücünü kendinde bulamayınca, soluğu ilk komşusunda alır ve komşusunun dünyasına, onun kendisine uygun olup olmadığını bile degerlendirmeden girer. Girdiği bu dünyayı acizliginden ve tembelliginden kutsallastirir. Çünkü ne kadar kutsallastirirsa konduğu bu dünyayı, kendi acziyetini, güçsüzlugunu o kadar unutur ve kendini tatmin eder.
Bunun için Zerdüşt, komşu sevgisini değil en uzaktakini sevmeyi öğütler.

● 'Engereğin Isırığı Üzerine'

Zerdüşt uyurken, bir yılan gelir ve onu ısırır. Zerdüşt sakin bir şekilde karşılar bunu. Yılana onun zehrinin bir ejderhaya işlemeyeceğini söyler ve zehrini geri almasını, onu hediye edecek kadar zengin olmadığını söyler.
Önceki bölümlerde ejderhanin Tanrıyı nitelemek için kullanıldığını görmüştüm. Burada bir nevi yılan, Zerdüşt'u önceden cennetten kovulmasina neden olduğu insanlardan birisi sanmış ancak Zerdüşt, kendisini artık eski o insanlardan olmadığını ve yılanın kendisine hediye bile veremeyecegi bir Tanrı olarak niteler diyebiliriz. Tabi buradaki tanrı nitelemesini, doğaüstünden kendini kurtararak özgür olmuş ve kendi değerlerini oluşturup kendi belirlediği hedef doğrultusunda yürüyerek hayatını kendi adımlarıyla anlamlandiran 'yeryüzü' insanı olarak anlamak gerekir.

● 'Çocuk ve Evlilik Üzerine'

Zerdüşt, insanların önce kendilerini özgür olarak inşa etmelerini, sonra da kendilerinden daha iyi bir inşa ustası olacak bireyler oluşturabileceklerse çocuk sahibi olmalarını istiyor. Yani yeryüzüne Üstinsan olabilecek bireyler getirin diyor.

● 'Armağan Eden Erdem Üzerine'

Zerdüşt artık söylevlerini verdigi 'Alacali İnekler' şehrinden ayrilacaktir. Buradaki insanlar ona üzerine güneşe sarılmış bir yılan resmi olan bir asa hediye ederler.
Zerdüşt, erdemin, övgü beklemeyen veya sövgü aldığında umursamayan bir armağan veriş olduğunu söyler. Bu armağanı verdiren kişinin egemen olmasıdır. Bu kişinin gücüdür. Bu gücün doğrultusunda kişiye egemen olan düşünceleri akıl sarmıştır. Buradan Zerdüşt'e verilen hediyenin üstündeki resmi, güneşi sınırsız güç ve onu saran yılanı da bu gücü, kontrol altında ve bir hedef doğrultusunda tutan akıl olarak yorumlayabiliriz.

Zerdüşt ayrılmadan evvel, mümin olmamayi öğütler. Çünkü mümin, kendisine soylenilen yeniyi düşünmeden kabul eder, onu kutsallastirarak kendisinden üst seviyeye yerleştirir. Bu yüzden kendi hayatını kendi anlamlandiramaz. Zerdüşt bu nedenle bana saygı duymayin der; çünkü gereğinden fazla saygı putlaştirir. Kendiniz olmaya bakın, putlari yıkın ve özgür olun. Yalnızlığa kaçın ve birer birey olun: Küllerinizden alev olarak doğun. Bir gün bu birey-alevler bir halk olacak ve bu halktan da Üstinsan doğacak.

3.

Zerdüşt'ün bu bölümde Tanrıya degindigini görüyoruz. Tanrı, insanın yaraticiligina ket vuran; statik, tek, mutlak bir varsayimdir. Aynı zamanda Tanrı, doğruyu eğri yapan, yeryüzüne ve insana dair her şeyi ters yüz edip insanın değerini düşüren bir fikirdir. Eğer Tanrılar varsa yaratacak bir şey yok diyerek, bu durum özetlenir aslında ve insana yaraticiligi üzerindeki bu büyük engelden kurtulması telkin edilir. Bunun için insanın istemini ortaya koyması gerekiyor. Çünkü istemek insanı özgurlestirir.

Sonra Zerdüşt'ün rahipler üzerine de konuştuğunu görüyoruz. Onların kurtarıcı dedikleri kişi tarafından yanlış değerler ile sıkı sıkıya zincirlendikleri ve kurtarildiklarini sandiklarini ama aslında hala kurtarilmaya ihtiyaçları oldukları soyleniyor. Rahiplerin alcakgönüllüğünün altında bir intikamci fikrin yattığı ve onların çok acı çektikleri için acı çektirmeye çalışan insanlar oldukları; içinde bulundukları kilisenin ise insanın ruhunu hapseden bir devlet olduğu ifade edilmiş. Aynı zamanda Rahiplerin insanlara tek bir yol gösterdikleri ve insanları bir sürü haline getirdikleri belirtilmiş. Bunun için de kullandıkları silah, her buldukları boşluğa yerlestirdikleri Tanrı olarak gösterilmiş. Ve Zerdüşt, özgürlüğün yoluna girmek isteyen insanların, tüm büyük kurtaricilardan kurtulması gerektiğini söylüyor.

Zerdüşt, kendilerine erdemli diyen insanların, erdemlerin temeline ödül ve cezayı koyduğunu söylüyor. Erdemin yolunun bencilce yapilmayanda olduğunu söyleyen erdemlilerin aslında bu şekilde insanları benliklerinden ve gerçeklerden uzaklastirdiklari söyleniyor. Çünkü her insan aslında kendisi için hareket eder; ister bunun farkında olsun ister olmasın. Bununla birlikte insanların adalet anlayışının salt intikam almaya yönelik olduğunu ve insanların kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret edilmeye programlandiklari söylenilerek, "cezalandirma dürtüsü güçlü olan hiç kimseye güvenmeyin" mesajı verilir Zerdüşt tarafından. Ardından Zerdüşt devam eder ve insanların eşit olmadığını ilan eder ve olmaması gerektiğini. Çünkü insanlar birbirlerinden farklilardir ve hepsi birer bireydir. Kendi yollarında giderler. Bu yolda giderken birer savaşçı olmalilardir ve birbirleriyle düşman... Tabi burada savaşçı ve düşman kavramlarını ilk akla gelen şekliyle ele almak hatasına düşmemek gerekir. Önceki bölümlerde Zerdüşt, pek çok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı göremediğini söylemişti. Buradan anlıyoruz ki savaşçıdan kasıt tek bir tipe girmeyen insandır. Bununla birlikte metnin tümünden anladigim kadarıyla, bir insan kendi belirlediği hedefleri doğrultusunda kendi değerleri ile birlikte yurumelidir. Ve bu hedef ve değerleri de komsularından farklı olduğu sürece bu insan bir birey olur. Diğer insanları düşman olarak belirler yani onlarla fikirsel mücadele içinde olarak onlar karşısında kaybetse dahi aslında kazanır ve yolunda özgür ve yaratıcı olarak yürümeye devam eder.

Sonra Zerdüşt, ünlü bilgeler üzerine konuşur: Onların halkın duymak istediklerini söyledikleri için halk tarafından sevildiklerini ama aslında batıl inançlar empoze edenler olduklarını söyler. Hakikat ile halkı esitlerler ancak bunun oldukça yanlış olduğunu ifade eder. Asıl hakikatli insanın kendi çölünde yalnız, güçlü, tanrısız, zorba ve acikmis bir aslan olduğunu söyler.

Ve Zerdüşt bu bölümün teması veya en önemli yeri diyebilecegimiz güç istemini işlediği kısma gelir. Bunu bir dört basamaklı bir merdiven çizerek görselleştirdim. Her basamakta bir insan bulunur:
Birinci basamak: Ali
İkinci basamak: Veli
Üçüncü basamak: Can
Dördüncü basamak: Ozan

Veli, Ali üzerinde tahakkum kurmak, onun üzerinde egemenlik sahibi olmak ister. Yani onun efendisi olmak ister. Ancak bunu yapmak için veya bunu yaparken kendisinden bir üst basamakta olan Can'ın tahakkumune girmeyi veya onun egemenliğini kabul eder. Yani Can'ın efendi olduğunu kabul eder. Can da benzer şekilde Veli üzerinde bir efendilik sağlarken Ozan'ın egemenliğini kabul eder. Ozan ise en tepede olmanın gereği olarak fedakarlık yaparak hayatı ortaya koyar. Bu, cesaret ve tehlike ile ölümüne bir zar atmaya benzetilmis. Aklıma şu geliyor: İyi cesur olmak olarak belirtilmistir. İyi değerdir. Yani en üstte olan değer ortaya koyar. O bir armağan edendir Zerdüşt gibi.

Bunları insanlara yaptıran unsur ise Güç Istemi'dir. İnsan her davranışında aslında gücü ister; egemen olmak, sahip olmak, efendi olmak... Bunun için değerler üretir: İyiler kötüler belirlenir. Her devirde her toplulukta bu iyiler, kötüler değişkenlik gösterir. Çünkü her devirde ve her toplulukta farklı insanların güç istemiyle yönlendirilir/yaratılır değerler. Buradan hiçbir değerin ölümsüz olmadığını da anlarız. Onlar hep aşılması gerekilen birer duraklardir. Ve iyinin kötünün yaratıcısı olmayı isteyenin ilk önce, bir yok edici olmasi gerektiği, önceki değerleri yok etmesi gerekir. Böylelikle Zerdüşt "En büyük kötülük de en büyük iyilikle beraberdir böylece: ama bu yaratıcı iyilik" der.

Bölümün sonunda kurtuluş üzerine konuşur Zerdüşt: İnsanların sahip olduğu 'böyleydi' anlayışlarıni, 'ben böyle istedim!'e cevirebilmeye kurtuluş der. Böyleydi ile anlatılan tarihe/geçmişe ve kadere saplanisin, istemin en büyük düşmanı olduğunu söyler. İnsanın istemi, geriye dönmek istemez ancak böyleydi anlayışı onu ayaklarından tutup geçmişe götürür.

Devam eder Zerdüşt ve hiçbir eylemin ceza veya başka bir şeyle yok sayilamayacagini yani yapılmamış/hiç olmamis gibi anlasilamayacagini söyler. Çünkü hayat Bengi dönüştür: Varoluşun hiçbir zaman sonu gelmeyecek ve tekrar tekrar her şey yaşanacaktir.

En çok ihtiyaç duyulanin emirler oldugu; en zor olanın da büyük emirler vermek olduğu ve en bağışlanamaz olanın ise gücü varken hukmetmek istememek olduğu söylenir. Zerdüşt 'utanir' ve hükmetmek istemez. Bunun üzerine mağarasına/yalnizligina geri döner.

4.

Zerdüşt gemide yolculuk etmektedir. Gemidekiler bundan heyecan duymaktadirlar ancak hala Zerdüşt'u tam olarak anlamamaktadirlar. Onların heyecanı uzaklardan gelen ve ün yapmış birine duyulmuş bir ilginin tezahürüdür sadece. İnsanlar hala eski ve alışık oldukları erdemleri doğrultusunda tersyüz edip yanlis taraftan baktiklari şehveti, iktidar düşkünlüğünü ve bencilligi kinamaya devam etmektedirler. Bundandir ki Zerdüşt karada bir cüce ile konuşur. Bengi dönüş üzerine sohbet ederler ve sonucunda Zerdüşt, cesaretle yeniden yaşam, yeniden yaşam ve yeniden yaşam der adeta!

Bu bölümde Zerdüşt'ü bir şehrin kapısında, kendisinin öğretisinden bir şeyler kapmış ve Zerdüşt'ün namını taşıyan biri karşılar. Bu kişi Zerdüşt'e şehri kötüler ve burada seni duyan olmaz der ve buradan gitmesini ister. Zerdüşt beklenmedik şekilde bu kişiye kızar. Kendisini anlamadigini söyler ona: Anlamış olsa karamsarligi, vazgecisi telkin etmezdi. Anlamış olsa bu kişi Zerdüşt'ü önce kendisini cesareti telkin eder ve evetlerdi hayatı.

Zerdüşt, önceki bölümlerde ele aldığı ve hepsinin ortak özelliği, anlamsız olan hayattan el etek çekme, onu kötüleme veya anlamı öte dünyaya taşımak suretiyle yeryüzünden anlamı çekerek insanı hiçe ve tiksintiye indirgemek olan ogretilerin yazılı olduğu levhaları birbir kırar. Ayrıca insanlar Zerdüşt'e hep o tanrısız diyerek yaklaşırlar. Zerdüşt de evet ben tanrisizim ve benden daha tanrısız olanın ogretisini de kabul ederim diyerek karşılık verir ve ekler; tanrısız olmayi, her türlü boyun egmenin karşısında olan ve kendi istemini belirleyen olarak ortaya koyar.

En önemlisi de bu bölümde Zerdüşt, Bengi hayatla mutlak olarak barışır, onun üzerinde yarattığı tahribatı ve hastalığı atlatir ve iyileserek; bu hayatın öğretmeni olduğunu tam anlamıyla benimser. Artık insanların arasına batmaya gider Zerdüşt. Güneş nasıl doğmak için batarsa, Zerdüşt de doğmak üzere batacaktir insanların arasında.

5.

Zerdüşt yüce insanın sesini işittigini düşünür ve magarasindan çıkıp kendi ülkesinde onu arar. Bu arayışı sırasında, Zerdüşt'un savaş ve cesaret hakkındaki sözlerini duyup onu aramaya gelen 'iki kralı', yine Zerdüş'ün sözlerini işitip onun yanına gelmek isteyen diğerlerini bulur: 'Tini vicdanlı', 'büyücü', 'hizmet dışı kalmış papa', 'gönüllü dilenci', 'en çirkin insan', 'gezgin ve gölgesi'.

Bunlar arasında özellikle Hizmet dışı kalmış papa dikkat çekiciydi. Bu papa, Zerdüşt'un tanrının öldüğü ilanını duymuş ve tanrının ölmesine de şahit olmuş biri olarak gelir. Bunları anlatır: Tanrının başlarda aslında çok güçlü olduğunu söyler. Ancak süreç içinde yaşlandığını ve insanlara merhamet duyan mecalsiz bir nine haline geldiğini dile getirir. Bu sözlerinde aslında Ortadoğu dinlerindeki Tanrının dönüşümü özetlenmiş olur. Bununla birlikte insanın tanrı gibi bir tanığa dayanamayacaği da söylenir. Ayrıca bu papa aracılığıyla Tanrı hakkındaki sorgulamalar benim aklıma Hayyam'in rubailerini getirdi:

Nietzsche:

"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?

Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu çamuru oraya?"

Hayyam:

"Beni özene bezene yaratan kim? Sen!.
Ne yapacağımı da yazmışın önceden..
Demek günah işleten de sensin bana:.
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi.
Neden ölüme mahkum eder hepsini.
Yaptığı güzelse neden kırar atar.
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?"

*
Mağarasına gönderdiği bu daha yüce insanların bir süre sonra eşeğe taptiklarini görür Zerdüşt ve çok şaşırır. Hepsine teker teker bunu neden yaptıklarını sorar. Bu insanlar, daha yüce insan adayları henüz tanrısızliga dayanamamaktadir. Yine de Zerdüşt onları terk etmez hemen ve onlardan birinin bengiliğe övgüsünü ve evetlemesini dinler.

Ancak sabah uyandığında farkına varır Zerdüşt, kendisini yüce insan arayışina götüren kahinin sesinin, kendisine bir sınav yapmakta olduğunu... Zerdüşt'e son günahıni göstermek istemiştir: Zerdüşt'ün daha yüce insanlara duyduğu merhamet. Ve Zerdüşt, bu insanlardan uzağa yol almaya devam eder. Henüz insanların vakti gelmemiştir. Ancak şu ses yankılanir:


"Siz bengi olanlar, sonsuza dek ve her zaman sevesiniz onu: ve acıya dersiniz ki: Yok ol ama geri gel! Çünkü her türlü haz- bengilik ister."
308 syf.
·8/10
Nietzsche bence şimdiye kadar okuduğum tüm filozoflar içinde en anlaşılır ve en eğlenceli olanı çünkü; kelimelerini öyle bir yerleştiriyor ki anlattığı ağır ve üstünde düşünülmesi gereken konuları bir çırpıda zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Betimleyerek ve şiirselleştirerek, hikaye anlatır gibi anlattığı için benim favori filozofum olmuş durumda. Çünkü onu anlayabiliyorum. Diğer filozoflar bana sanki anlaşılmamak için çaba harcıyorlarmış gibi gelirler. Sizlere tavsiyem eğer felsefeye ilgiliyseniz işe Nietzsche kitapları okuyarak başlamanız. Böyle Buyurdu Zerdüşt ten önce onun tasvirlerine ve düşünce tarzına alışmanız için Deccal adlı eserini okuyabilirsiniz.
357 syf.
·7 günde·8/10
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap her ne kadar en çok okunanlardan ve bol alıntı yapılanlardan olsa da felsefeye giriş olarak başlanması yanlış olur. Çünkü belli bir birikimle kitabın başına geçilmesi en azından dogmatik düşüncelerden uzaklaşılmış olması gerekiyor. Farklı okumalara açık bir kitap olabiliyor Zerdüşt. Öyle ki Hitler nazi propagandası olarak kitabı çok iyi kullanmış. Üstinsan modelini sadece 1 ırka bağlayarak faşist düşüncelerine kaynak olarak göstermiş. Bunda biraz Nietzche'nin kız kardeşinin de yardımları olduğu söylentiler arasında (kendisi Nietzche öldükten sonra notlarını düzenleyip yayınlatan kişi). Benim yorumum ise kitapta bahsedilen üstinsanın ırkla alakası olmadığı, kişinin yaşayacağı içsel yolculuğun önemli olduğu. Burada üstinsanı okurken onun erkek karakter olması beklendiği izlenimine kapıldım. Kadınların görevi ise üstinsanı doğurup gelişmesine yardımcı olmak gibi sanki. Bunda da Nietzche'nin kadınlardan çok çekmiş olmasının etkisi olduğunu düşünmekteyim. Zerdüşt felsefe kitaplarının klasik anlatımı yerine roman havasında yazılmış. Bu biraz kitabı okumayı keyifli hale getirmiş bence. Felsefe kitapları okuyan biri olarak bu fikri beğendim. Kitapta bazı olaylarda göndermeler olduğunu bu yüzden onları anlamakta zorlanıldığını düşünüyorum. Özellikle hristiyanlık ve yahudilikle ilgili. Mesela akşam yemeği bölümü İsa'nın son yemek tablosuna göndermeydi. Bu çok bilinen birşey ama benim anlamadığım göndermeler olabileceğini düşündürttü bana. Kitaptaki her fikrin çok mükemmel olduğunu söyleyemem. Savaşa methiyeler düzmesi (Hitler'in kitapta en sevdiği kısımlardır büyük ihtimalle), kadınların çok geri plana atılması ve hükmetme meselesi. Bunun yanısıra devlet, din, dünyadaki sınırların ortadan kalkması gibi mevzular da var. Kitap 1 asır yıl önce yazılmış biz hala bu konularda ilerleme yerine gerileme gösteriyoruz. Üzgünüm Zerdüşt ama üstinsan için galiba 1-2 asır daha beklememiz gerekebilir. Dünya diye bir yer bırakabilirsek tabii.
320 syf.
·10/10
"Özgür mü diyorsun kendine? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim."

"Bu kitap herkes için ve hiç kimse içindir "
Diyor Nietzsche..
Üstinsan gibi kendine has terimleri olan Alman filozof Nietzsche 'in okuduğum ilk kitabı.
İlk okumamın verdiği zorluğu sizlerle paylaşmak istiyorum:
başlarda anlamakta zorluk çektim çünkü Nietzsche kitabı şiirsel olarak yazmış ve cümlelerine karşıt anlamlar yüklemiş bu da başlarda kitabı anlamamda zorladı beni, şunun için söylüyorum bunu, kitabı okuyacak arkadaşlar öncelikle Nietzsche'in diğer eserlerini okumalarını öneririm sonra bu eseri okumaya başlayın. Böylece kitaptan alacağınız dersler bakış açıları ve okuma zevki kat ve kat artacaktır.
Simdi gelelim kitabın içeriğine ;
Yazar düşüncelerini aktarmak için Zerdüşt'ü sözcü olarak seçmiş. Ve Zerdüşt üzerinden felsefesini bizlere aktarıyor.
Felsefik kitabın yanında edebi kitap olma özelliğide var eserin.
Düz yazı ve şiirsel bi anlatıma hakim olan eser, dolu dolu aforizmalarla okuyucuya nadir bir okuma heyecanı katıyor.
Zerdüşt, üstinsan olmak için neler gerekir hangi duygulardan mahrum olması lazım gibi bir sürü soruya cevap arayıp ve bu arayışına bizleri de katıp, düşünmemize sorgulamamıza bakış acımızı ciddi anlamda değiştirmemize yardımcı oluyor. (Burada şunu belirtmekte fayda var, yazar dinleri ve yaratıcıyı öldürüyor, bu konuda hassas olan arkadaşlara tavsiyem buna takılıp okumamazlık etmesinler çünkü tanrıyı öldürme kısmını es gecip kendinize birçok farklı bakış açıları bulacağınız bir eser. Lütfen o konuya takılıpda Ön yargıyla yaklaşmayın, benim gibi tanrıyı öldürme kısmını es geçip size lazim olan bakış açısını yakalamak için okuyun)
Her okuduğumuz kitapda güzel anlamlı cümlelerin altını çizeriz yada not alırız bu kitapta altı çizilmeyecek yer yok neredeyse.
Nietzsche kendine özgü bir ülke ve kendine özgü bir konu başlıklari üzerinden her duyguyu felsefik açıdan ezip yok ediyor. Çoğu cümleleri kıssadan hisse tarzında. Olumlu cümle kurup olumsuz düşünceye vurgu yapıyor ve bu sayede sizde düşünme ve sorgulama duygularını coşturuyor.
İster kitabın yazılış şekli olsun ister yazarin olaylara bakış açısı olsun tek kelime ile muhteşem bir eser. Kitabı okumadan önceki bazı dusuncelerinizle kitabi okuduktan sonraki bazı düşünceleriniz bir birine uymayacak.
Benzetmeleriyle insan yerine kartal ve yılanı seçmesi kitaba ayrı bir bakış açısı kazandırmış. Nietzsche, insanın aşılması gereken bir varlık olarak görüyor. Kendini aşan insan üstinsan olabilir diyor.
Üstinsan ne diye soracak olursanız bunun tanımı kişiye özel derim ben, ama bana göre üstinsandan kastı, duygusal evrimini tamamlamış duygularını nefsinden bağımsızlaştırmış kendine özgü sorgulacı vb. bir varlık.
Ayrıca kitap felsefe kitabı olmasina rağmen yer yer şiirsel yazımı yer yer düz yazı ve Zerdüşt'ün yaşadığı olayları da masal tarzında attığı için okuması zevkli bir hal almış oluyor.
Tek sefer için okunup kapanacak bir kitap değil azıcık felsefeye meraklı kişilerin yada sorgulamadan analiz etmeden sevk alan kişilerin defalarca okuyacağı bir eser.
Kitapdan alacağınız çok fazla bakış açısı var, nefretten tutun sevgiye kadar, dostluktan tutun evliliğe kadar, insandan tutun üstinsana kadar..
Bir çok konuda size farkındalık kazandıracak bir eser.

"İnsan kalbini sıkıca tutmalıdır, çünkü o gevşek bırakılırsa, kafa da çabuk elden gider!"

Böyle Söyledi Zerdüşt....


.
308 syf.
·Beğendi
Lisedeyken Felsefe öğretmenimiz, Nietzsche'yi bize öyle kötü tanıtmıştı ki ister istemez ona karşı negatif duygular beslemiştim...Eee o zamanlar sorgulamayı bilmeyen ezberci bir yapıya sahiptim.Ne verilirse onu alıyordum sadece...
Gel zaman git zaman gerek yaşadıklarım gördüklerim, gerekse araştırarak öğrendiklerim olsun, bende farklılıklar oluşturmaya başladı.Artık dünyaya yalnız kendi penceremden bakmıyorum ya da kişilere ve olaylara önyargılı yaklaşmıyorum...Bu kıvama gelmişken de Nietzsche'yi de okumaya karar verdim ve iyiki de okumuşum. Bu eseri herkesin okuması gerektiğine inanıyorum...Yazar bu kitabında oldukça anlaşılır sade bir dil kullanmış. Bazı yerleri tekrar tekrar okudum ama bunu sadece yazdıklarının derin manasını daha iyi kavrayabilmek için yaptım. Okudukça tabularınız yıkılacak, düşünmeyi ve sorgulamayı daha iyi yapabileceksiniz. Kitabı okurken o kadar alıntı paylaştım ki utanmasam bütün kitabı paylaşacaktım neredeyse :) İşte onlardan bazıları

"Seven kişi ödülün ve cezanın ötesinde sever"

"En büyük günah neydi şimdiye kadar? "Burada gülenlerin vay haline!" diyenlerin sözleri değil miydi?

"Mükemmelleşen, olgunlaşan her şey, ölmek ister!"
...
Ve şu erkeklere de bakın;
Gözlerinden, dünyada bir kadınla yatmaktan daha iyi bir şey olmadığı okunuyor.
...
Friedrich Nietzsche
Sayfa 62 - İlgi Kültür Sanat Yayınları · 2015

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Böyle Söyledi Zerdüşt
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
335
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053603535
Orijinal adı:
Also Sprach Zarathustra
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Otuz yaşındayken yurdunu ve yurdunun gölünü ardına bırakarak dağa çekildi Zerdüşt. Dağda on yıl zaman zarfında, bıkmadan, usanmadan hep ruhunu dinledi... Ve sonunda içinde, gönlünün derinliklerinde bir değişiklik duyumsadı. Günlerden birgün yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasyadı yazgın ne olurdu? On yıl varki buruya mağarama çıkıyorsun. Eğer, ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat her sabah seni bekledik. Işığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.
Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım. İnsanlar arasında, akıllılar deliliklerine; fakirlerde zenginliklerine kavuştuğu o derin sevinci tekrar yaşatmak için armağanlarımı paylaştırmak istiyorum. Bunun için aşağılara inmeliyim. Nasıl ki sen, cömert yıldız, akşamları denizin arkasına iniyor ve arkadaki dünyaya ışık götürüyorsan, ben de senin gibi, inmek istediğim insanların arasına girmek istiyorum.

Ey, en büyük mutluluğu bile kıskanmadan görebilen tek göz, beni kutsa!... Taşmak isteyen kadehi kutsa ki içinden su, altın gibi aksın ve mutluluğun parıltılarını her tarafa saçsın.

"Bak, bu kadeh yine boşalmak, Zerdüşt yine insan olmak istiyor." Zerdüşt'ün on yıl sonra insanların arasına karışma isteği ve dağdan inişi böyle başladı.

Kitabı okuyanlar 12.777 okur

  • By_pippo
  • Atlas Kağan
  • Azad ayaz
  • Semra
  • Kitap Sever Psikolog
  • M. Emin Birişik
  • Didem yağmur
  • Bhrrr
  • Ada B.
  • Ahmet

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.3
14-17 Yaş
%5.6
18-24 Yaş
%24.7
25-34 Yaş
%28.9
35-44 Yaş
%18.4
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.8
Erkek
%47.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (734)
9
%15.5 (492)
8
%13.2 (419)
7
%7.3 (232)
6
%2.9 (91)
5
%1.9 (62)
4
%0.5 (16)
3
%0.5 (17)
2
%0.5 (15)
1
%0.5 (16)

Kitabın sıralamaları