Bozkırda Altmışaltı

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.597
Gösterim
Adı:
Bozkırda Altmışaltı
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750515361
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Handan bakındı bakındı, “Yumurta alayım,” dedi. “Ama az olsun. Taze olsun,” dedi. “Nasıl olsa burayı öğrendim. Gelir taze taze alırım,” dedi. Sen gel tabii. Senin gelmediğin dükkânın ben anasını satarım.Sen gel tabii. Senin almadığın yumurtayı ben yere çalarım. Sen gel tabii, ben tüm Yozgat’ı bırakır tüm malı sana saklarım sultanım, diyemedim. “Her zaman,” dedim. “Her zaman bekleriz.”

Her işin ivilini civilini bilen esnaflar, Çamlığa çıkan, Yozgat’a yukarıdan bakan âşıklar, öpçe bebeler, sesi kılavlı, öyle ataşlı öyle delikanlı kopiller, iyi pişmiş gözlemeler... Tina’nın çilleri var. Aziz Efendi ne kokuyor? Ayva, sobanın üstünde döne döne pişiyor. Mahalleye Bursa’dan bir Mersedes geliyor, Piç Sevi nasıl da çalım atıyor, Refet Efendi nasıl da dertleniyor... Lan Şahin, yazık değil mi Memnune’ye? Yazık değil mi sana?

Mustafa Çiftci, şeker gibi iyimser hikâyeler anlatıyor taşradan, kıtlıktan... Kara sakız, kendir, kına, kaya tuzu, iğde... “Vatandaş, ne isterse vereceksin, yok demeyeceksin.”

Bozkırda Altmışaltı, gülerek memlekete bakıyor... Allah için, Elif de kolay unutulmuyor işte...

(Tanıtım Sayfası)
160 syf.
Ben çok güzel bir kitap okudum, çok güzel…

Bozkırda Altmışaltı ve yazarı Mustafa Çiftçi hakkında hiçbir malumatım yoktu aslında. Sıkı bir kitap okuru olan ve beni Hasan Ali Toptaş kitaplarıyla tanıştıran bir arkadaşım bahsetti kitaptan. Şahane bir kitaptır, ne güzel bir kitaptır deyip durdu. Yazarını da tanırmış, o da çok sevimli, hoş sohbet bir adam diye ekledi.

Zaman geçirmeden tedarik ettim kitabı. İsminden de anlaşılacağı üzere mekan Yozgat! Ben ki, bozkır çocuğu değilim, ömrümce Yozgat’ı görmüşlüğüm olmadı. Ancak hikayeler o kadar güzel, anlatım o kadar başarılı ki, bunların eksikliğinin hiçbir önemi kalmıyor.

Bozkırda Altmışaltı, yedi uzun hikayeden müteşekkil bir kitap. Çocukluk ve ilk gençliğini memleketi Yozgat’ta geçirmiş olan Mustafa Çiftçi’nin kaleminden çıkmış ve hepsinde de Yozgat’ın yer bulduğu hikayeler…

Ama öyle leziz, öyle nefis ki… Yanlış anlaşılmasın, Çiftçi, hikayelerinde memleket güzellemesi yapmıyor, cennet Anadolu türküleri söylemiyor. Yörenin insanını olduğunca veriyor; eksiğiyle fazlasıyla… İyisi, kötüsüyle.

İlk hikaye Handan Yeşili… Yozgatlı bir esnaf gencin, kara sevda hikayesi. Dükkanına gelen yeşil gözlü bir genç kıza vurulmasını tahkiye etmiş yazar. Ancak o kadar hoş bir dille yapmış ki bunu, kalbiniz farklı atıyor. Gelgelelim, gülünçlükle hüzün bir arada yer bulabiliyor. Aşk da öyle değil midir aslında, bazen komik bazen mahzun… Şahane bir hikayeydi bence, çok sevdim. Yeşilin bir tonunu daha öğrendim.

İkinci hikayemiz olan Kara Kedi, cami önlerinde satıcılık yapan Yozgatlı bir emminin hikayesi. Belediye başkanının, cami avlusunu ferahlatmak için oradaki köhne dükkanları kaldırma kararı almasıyla başlayan, kokulu mokulu bir hikaye. Dokunaklıydı doğrusu…

Ancak üçüncü hikaye olan Ensesi Sararmış Adamlar, en dokunaklısıydı sanki. Tabii hüzün anlamında. Aslında çocukluk arkadaşı olsalar da yıllarca ayrı düşmüş, iki ihtiyarın Yozgat’ta tekrar bir araya gelmeleri üzerine kurulmuş, çok başarılı bir hikayeydi. Özellikle çay içen, meydanda dolaşan gariban ihtiyarlar paragrafı muhteşemdi…

Dördüncüsü olan Ankara’daki Evlatlar, taşra olan Yozgat için Ankara’nın manasını, küçük yerde okuyan çocukların ailelerini gururlandırmasını işleyen bir hikayeydi. Bir de dinmek bilmeyen, yıllar sonra ansızın ortaya çıkıveren bir gönül yangını…

Bir İğne Bir Kuyu yine esnaf olan bir Yozgatlı babanın ki, terzidir kendisi, oğlunu evlendirme çabasını merkezde tutan bir hikayeydi. En iyimserlerden biriydi diyebilirim.

Elif, Tina, Tolga ise ilk hikaye olan Handan Yeşili gibi bir aşk öyküsüydü. Tolga adlı gencin, ilkokulda aşık olduğu ve ömrünce bir daha hiç görmediği Elif’i hayatından bir türlü çıkaramamasını konu eden, son derece güzel bir anlatıma sahip, 'incecikten bir kar yağdırıp, Elif diye tozduran' bir hikayeydi. Ne de güzel anlatmış Mustafa Çiftçi. Türkiye sosyolojisine, oryantalizme falan da girmiş hikayede. Unutulmayan Elif imgesi vardı. Kitaplar ve türküler metaforu fevkaladeydi. Ben çok sevdim…

Piç Sevi ise Yozgatlı bir gencin futbolcu olma şansı üzerine yazılmış bir hikayeydi. Taşra dolu bir hikaye…

Özetle, şahane bir hikaye kitabıydı.

Demem o ki, Pilavdan sonra tatlı, ne güzel yazmış Yozgatlı!
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabın hala etkisindeyken bize bir cümleyle kitabı anlat deseler;herhalde 'sevenler kavuşsun be abi, ayrılık sevdaya dahil olmasın bence' derdim. Bozkırın insanlarının sevdasını,dostluklarını, bir mahalleye gittiklerinde gözleme kokusu gelen bir evden parası neyse verelim bize birer gözleme yapıver teyzem denilince ; evladım ne parası helali hoş olsun deyip tanımadığı insanlara yemek ikram eden yüreği şahbaz analarını, yer yer Yozgat şivesiyle yer yer İngiltere'de geçen hikayelerde kullanılan duru Türkçesi'yle hakikaten sizi yüreğinizden yakalayacak bir kitap. Bozkırda Altmışaltı kentin plastik tanrılarından sıyrılmak isteyenler için uğranılası bir liman.
160 syf.
Yazar, daha evvelden adını duymadığım, okuma grubumdan kıymetli bir dostun tavsiyesi ile tanıdığım bir yazar. Samimi içerikli öyküleri de sevdiğimden, "hadi okuyalım bakalım" diyerek kitabın hediye edildiği arkadaşımdan özel izinle el koydum kitaba ve başladım okumaya. Her ikisine de teşekkürlerimi sunarım. (Biliyorum bazılarınız sevmiyorsunuz böyle atıflı matıflı girişleri ama hak verin. Zira uzun zamandır bir şeyler yazmadığımdan, ısınma turlarını girizgahla ve de kitabı okumama vesile olan dostlara teşekkürle doldurmamda sakınca olmamalı.)

Başlarken ne dedik, samimiyet... Evet kitapta samimiyet unsuru ön planda. Öyle ki, Anadolu insanının aşkları, sevdaları (ki genellikle bu sevdalar karşılıksız veya sevilenin haberinin dahi olmadığı türdendir. Bu nedenle arabesk bir milletiz vesselam.), misafirperverliği, yoldan geçeni aç göndermemesi, tanıdık tanımadık demeden yardımına koşması, bunu da hiçbir karşılık beklemeden yapması, fakiri fukarayı gözetmesi, içten dostlukları... Bunlara dair hoş detaylar var öykülerde. Gelgelelim kitabın samimiyeti sadece buradan ibaret değil. Çünkü sadece olumlu yönlerimizi sayıp döken bir kitap olsaydı ve ben bu yönleri saymayı burada bıraksaydım, "hadi ordan, hiç mi eksiğimiz yok bizim?" diyebilirdiniz. Demeye lüzum yok, çünkü kitap bunca güzel yönümüzün yanında işgüzarlığımızı, dar kafalılığımızı, adam kayırmacılığımızı, kadını aşağı seviye insan olarak görüşümüzü, fakiri fukarayı hor görüşümüzü, sınıf ayrımından hoşlanışımızı, hatta ve hatta particiliğimizi bile yüzümüze vurmuş. Aslında belki de yazarın böyle bir amacı da yoktu bu öyküleri yazarken. O sadece, bağrından çıkıp geldiği Anadolu insanını bize, olduğu gibi aktarmıştı. Süslemeden veyahut aşağılamadan. "Biz buyuz işte, bu kadarız." demişti. Ya da ben bu mesajı aldım, kim bilir...

Kitap ismiyle müsemma, "bozkır" ve "altmışaltı"yı gördüğünüzde ayıkmışsınızdır zaten az çok, Yozgat merkezli hikayelerle karşılaşacağımıza. Yörenin ağzı da yer yer yansıyor öykülere. Kimi zaman konuşmalardan, kimi zamansa yöresel deyişlerden. Yazar da zaten çocukluğunu Yozgat'ta geçirmiş. Çocukluk demişken, çocukluk yılları seksenli-doksanlı yıllara tekabül edenler de dahil (sonrasında nesil bu tip nostaljik detaylardan mahrum kaldılar) birçok okur, öykülerin içinde minik detaylar halinde de olsa, o eski güzel günlere dair anılarla karşılaşacaklar. Bu arada şunu da demeden geçmeyelim, kitaptaki öykülerle alakalı bir şeyler yazmayacağım, sadece bunu söyleyip bitirmeyi planlıyorum, eskilerle alakalı iç çekerek o günlere özlem duyanların hislerinin boşuna olduğunu düşünmesin kimse. Zira o günlerin hoş detayları yeniden ortaya çıkıyorsa bu, sadece o dönemin çocuklarına hitap etmek için değil, eskiden var olan güzellikleri şimdinin çocuklarının da tanıması içindir. Bunu bu kitap incelemesi altında söylemek ne derece doğrudur bilemem ama günümüzde Tsubasa çizgi filmi dijital ortamda yeniden yapılıyorsa, bayıla bayıla yediğimiz patlayan şekerler, Yumiyum'lar, Çokomel'ler, Bumbo'lar, Cino'lar hala rafları süslüyorsa, eskinin güzelim şarkıları, yeniyetme şarkıcıların dilinde ise bunların hiçbiri boşuna değil. Bunların hepsi, o eski güzel günlere duyulan özlemin tezahürü ve o güzel günleri şimdiye ve de geleceğe taşıma çabasının küçük birer hamlesi olsa gerek. Ya da fazlaca romantik bir inceleme yazma kafasındayım, kararı siz verin :)
160 syf.
·8/10
Kitapta anlatılan 7 hikayenin çoğu Yozgat'ta geçse de aslında Yozgat şivesiyle Türk insanı anlatılmış. Sımsıcak 7 hikaye halk ağzıyla çok içten ve sade yazılmış, ben çok sevdim. Kitap resmi de ayrıca çok hoş olmuş.
160 syf.
·Puan vermedi
Bu kitap kısa hikayelerden oluşan ve okuduğumda bana biraz Sait Faik tadı bırakırken biraz da şahsına münhasır bir üslupla ülkemizin en içinden yazıldığını her satırında hissettiren bir kitap oldu. Her birimizin bir kez de olsa şahit olma fırsatı bulduğu sıcacık ve biz kokan güzel öykülerdi. Sevginin hayal kırıklıklarının ve ülkemizin kısacık bir betimlemesi gibi.. Handan Yeşili öyküsünde özellikle handan ile konuşurken yaşanan diyaloglar içimi ısıtır cinsten “handan gülümsedi, o gülümseyince benim ipler azıcık gevşedi” sözü hepimizin sevdiğine bakarken geçmez mi içinden mesela; ya da “sen gel tabii senin gelmediğin dükkanın ben anasını satarım” saf sevgilerle söylenen yüz güldüren sözlerinden yine bir başkası.. Yine bir başka öykü de kitaplara kaçışımızı da anlatmış bana sorarsanız “Herkesten kaçıp, saklandığım kütüphanelerde koynundan yaralı bir serçe çıkarak çocuklar gibi zihnimin en kuytu yerinden Elif’i çıkarırdım. Kitaplar,parlak kağıtlar,Elif ve ben mutlu mesut yaşardık” der. Kafamız bozulunca gidip bir kitabın başına nasıl kuruluyoruz işte aynı o hissi yaşattı bana. Uzun lafın kısası biraz hüzünlendiren biraz güldüren bu öyküleri bir ağaca sırtınızı verip okuyun derim eminim pişman olmayacaksınız.
160 syf.
·2 günde·10/10
Rastgele karşılaştım bu kitapla. Görüntüsü çekti beni. Sebepsizce bir okuma isteğiyle aldım elime, başladım okumaya. Kısa kısa yedi tane hikayelerden oluşuyor. Hikaye başlıkları dikkatinizi çekiyor önce: Handan Yeşili, Ensesi Sararmış Adamlar, Kara Kedi vs. İlk hikayeye başlar başlamaz bir doğallık kaplıyor her yanı ve bu tüm hikayeler boyunca sürüp gidiyor. Halkın içinden olan olaylar, davranışlar, konuşmalar çokça var. Mahallede, caddede gördüğünüz amcalardan tutun da mahallede o cam kenarında duran ablalarımıza kadar yüzünüzü gülümsetecek kareler bolca var. Vakti çabuk geçirdiğinden midir, biraz hafiflediğimi hissettiğimden midir, kendi içimizden insanları görmekten midir bilmem kitabı okurken ve okuduktan sonra kafam dağılmış ve biraz da buruk hissettim kendimi.
Elif, Tina, Tolga hikayesi...
Buruk ayrılışımın sebebi bu hikayeydi. Özetleyecek pek bir şeyim yok aslında. Hissettiklerimi özetlemek zor geliyor daha doğrusu. Tolga'ya olan kızgınlığımı ve üzüntümü, ailesine karşı hissettiğim derin nefreti, Tina'ya olan kararsız hislerimi, Tolga ile beraber hikayede hep Elif'in bir yerde çıkmasını bekleyişimi buraya ne kadar aktarsam da az. Bazı şeylerin imkansızlığını gördüm ama o imkansızlıkları da bazen bizim yarattığımızı, eğer bazı şeyleri zamanında yapmış olsaydık imkansızlıkları imkana çevirebileceğimizi belki en açık şekilde burda anladım. Sanırım o yüzden bu kitapta bu hikaye beni daha çok etkiledi. Bu hikaye yazarı da etkilemiş olacak ki arka kapağında şöyle bir cümle geçmiş "Bozkırda Altmışaltı, gülerek memlekete bakıyor... Allah için, Elif'de kolay unutulmuyor işte..."
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
ilk yusuf amcam ile tanistigimda yozgati bildim. yozgati oyle sevdim. daha sonra da mustafa çiftçi bana yozgati ve yozgatlilari sevdirdi. ademin kekliği ve chopen, ah mercimeğim ve bozkırda altmışaltı kitaplarının yazarı. cok sevdiğim okumaktan büyük keyif aldığım yazar. öyküleri o kadar içten ki... sanki çetin karşımda oturuyorda bana bizzat kendi ağzından anlatıyor handanın handan yeşili gözlerini. aziz efendinin çaresizliği yüreğimi burkuyor, kızıyorum onu caresiz birakan başkana. öyküler azıcık da olsa birbirini andırsa da merakla okudum hepsini. sıkılmadan bıkmadan. herkese şiddetle tavsiye ediyorum mustafa ciftciyi. herkes tanımalı herkes okumalı. keske daha fazla kitap yazsa da yazar okusam bende. öyle bir sevgi.
160 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Kitabevinde gördüğümde yeşilçam filmi kapağına bayıla bayıla almıştım. Pişman da olmadım. Sımsıcak yüreğe dokunan hikayeler, hikaye kahramanlarının saf aşkları. Daha doğrusu sevdaları. Handan yeşili, Yozgat şivesi ve daha bir çok güzellik. Sevdim ben bu kitabı.
160 syf.
·6 günde·8/10
Mustafa Çiftçi'nin "Ah Mercimeğim"'ini okuduktan sonra üstüne atladığım kitabı. O kadar kaliteli öyküleri var ki art arda, sizi keyiflendiriyor. Mesela cami çıkışlarında hacı yağı gibi kokular satan bir Aziz efendi var ki , bir Handan yeşili gözler var ki bunlar ne güzel öyküler böyle diye düşünüyor insan. Bence herkes okumalı Mustafa Çiftçi, bilmeli nasıl güzel öyküleri olduğunu.
160 syf.
·Beğendi·9/10
Ah mercimeğimden sonra merakla alıp okuduğum kitabı , Hikayeler kendine has, gerçekten bizim ülkemizde bunlar vardı dedirten ve o hikayeler çok çok uzakmış gibi gelmesini düşündüren kitap, yazarın hikayelerde ki dili çok hoş hikayeye uygun , yer yer gülümseten, yer yer hafif dertlendiren düşündüren bir kitap , Tina'nın o havuçlu keki yemesini anlatması çok hoşuma gitti , onun dışında ki şahin olayı , handan olayı, kara kedi olayı, son hikaye piç sevi hikayesi felan çok güzeldi.
160 syf.
·10/10
Bozkırı en derinlerinize kadar hissedebileceğiniz güzel öykülerle dolu bir kitap. Dil olarak sade ve günlük konuşma dilinin kullanılması kitabi daha keyifli hale getirmiş. Uzun zamandır okuduğum en güzel kitaplardan birinci sırayı kimseye kaptırmıyor.. Özellikle Handan Yeşili.. Okumak isteyen yada okuyacak olanlara keyifli okumalar..
160 syf.
·Beğendi·10/10
Mustafa Çiftçi, kendine has üslubuyla hemen okuyucuyu yakalayan bir yazar bu kitabıyla da yine hayal kırıklığı yaşamadım, yeni kitaplarını merakla bekliyorum
Ben sevdalık çekenlere gülerdim. Bir yağdalı kız peşine he mi bu kadar çile, derdim. Çok büyük laf ettim. Çok kimseyle eğlendim. Sen misin eğlenen?
Başıma bir dert geldi ki adı Handan.
Mustafa Çiftci
Sayfa 12 - İletişim Yayınları
"Handan bakındı bakındı, “yumurta alayım,” dedi. “Ama az olsun. Taze olsun,” dedi. “Nasıl olsa burayı öğrendim. Gelir taze taze alırım,” dedi. Sen gel tabii. Senin gelmediğin dükkânın ben anasını satarım. Sen gel tabii. Senin almadığın yumurtayı ben yere çalarım. Sen gel tabii, ben tüm Yozgat’ı bırakır tüm malı sana saklarım sultanım, diyemedim. “Her zaman,” dedim. “Her zaman bekleriz.”
Sonra başıma dert olan gözleri var. O gözlerin rengini ben şu Yozgat toprağında görmedim. Vallaha bak görmedim. İnan olsun görmedim. Yeşil ama nasıl bir yeşil? Yosun desem ben yosunu ne bilirim ki? Televizyonda görmeynen yosun yeşili bilinir mi? Yoksa ot yeşili diyeceğim. Yok, öyle cart açık bir yeşil değil. Ne bileyim. Öyle ya da böyle yeşil işte. Handan yeşili dedim bilemeyince. Gözleri de Handan yeşili.
Bir hikaye okumuştum. Adamın biri adliye karşısındaki arzuhalcilere başından geçenleri anlatmış. Adam anlattıkça arzuhalci yazmış. Sonunda arzuhalci yazdığı dilekçeyi adama okumuş. Adam başlamış ağlamaya. Demiş ki, vay benim başıma neler gelmiş! İşte ben de orada otururken öylece düşündüm. Düşündükçe vay be, dedim, benim başıma neler gelmiş neler!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bozkırda Altmışaltı
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750515361
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Handan bakındı bakındı, “Yumurta alayım,” dedi. “Ama az olsun. Taze olsun,” dedi. “Nasıl olsa burayı öğrendim. Gelir taze taze alırım,” dedi. Sen gel tabii. Senin gelmediğin dükkânın ben anasını satarım.Sen gel tabii. Senin almadığın yumurtayı ben yere çalarım. Sen gel tabii, ben tüm Yozgat’ı bırakır tüm malı sana saklarım sultanım, diyemedim. “Her zaman,” dedim. “Her zaman bekleriz.”

Her işin ivilini civilini bilen esnaflar, Çamlığa çıkan, Yozgat’a yukarıdan bakan âşıklar, öpçe bebeler, sesi kılavlı, öyle ataşlı öyle delikanlı kopiller, iyi pişmiş gözlemeler... Tina’nın çilleri var. Aziz Efendi ne kokuyor? Ayva, sobanın üstünde döne döne pişiyor. Mahalleye Bursa’dan bir Mersedes geliyor, Piç Sevi nasıl da çalım atıyor, Refet Efendi nasıl da dertleniyor... Lan Şahin, yazık değil mi Memnune’ye? Yazık değil mi sana?

Mustafa Çiftci, şeker gibi iyimser hikâyeler anlatıyor taşradan, kıtlıktan... Kara sakız, kendir, kına, kaya tuzu, iğde... “Vatandaş, ne isterse vereceksin, yok demeyeceksin.”

Bozkırda Altmışaltı, gülerek memlekete bakıyor... Allah için, Elif de kolay unutulmuyor işte...

(Tanıtım Sayfası)

Kitabı okuyanlar 104 okur

  • SİNEM YILDIZ
  • Büşra Kurt
  • Murathan Doğmuş
  • Esra ARSLAN
  • Mehmet Y.
  • Betül
  • Mehmet taha ercin
  • Ahmet Erdem IŞIK
  • Post Mortem
  • Mihriban Çobanyıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%14.3
18-24 Yaş
%7.1
25-34 Yaş
%35.7
35-44 Yaş
%42.9
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.9
Erkek
%35.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.4 (23)
9
%17 (9)
8
%26.4 (14)
7
%5.7 (3)
6
%3.8 (2)
5
%3.8 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0