Bozkurtların Ölümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
14,3bin
Gösterim
Adı:
Bozkurtların Ölümü
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
436
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753710542
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İrfan Yayınevi
Baskılar:
Bozkurtların Ölümü
Bozkurtların Ölümü
Bozkurtların Ölümü
Yağılar onun yiğit başını gövdesinden ayırıp Çin kağanına götürdüler. Çin kağanı bütün saray bütün Siganfu ondan tirtir titremişti. Bu titreyiş yalnız Kür Şad 'dan değil onu yetiştiren ırktan geliyordu. Kür Şad ölümüyle budunu kurtarmıştı.
Ertesi gün Siganfu 'da yargılar kuruldu. İhtilâlden haberi olmayan Urku güney vilayetlerinden birine sürüldü. Sarayın adamları Kür Şad 'ın ocağını söndürmek için bütün şehri adamları Kür Şad 'ın dört yaşındaki oğlunu bulsalar yok edeceklerdi. Konçuyu ve on üç yaşındaki kızı ihtilâlin çıkacağını biliyorlardı. Kızıyla kısa bir konuşma yaptıkları sonra konçuy oğlunu alarak bilinmedik bir yere doğru gitti.
(Kitap 'tan sf. 433)
469 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ben bu kitabı ilk kez 15 yaşında okudum.. Çocukluğun verdiği o buşkulanmak (heyecanlanmak), kitabın bana verdiği o haz hala geçmemiş..

İlk okuduğum o an, son sayfayı geldiğimde gözlerimden yaşlar süzülüyordu, yine aynısı oldu, yumru gibi oturmuştu içime kitapta geçen o cümleler.

Mesela Büyük Yazar Cengiz Aytmatov der ki hayatında Orta Asya görmemiş Atsız Bozkırı benden daha iyi betimlemiştir eserlerinde diye. Ve o his kendinizi Göktürk Kağanlığında dolaşırken bulmanız..

Kitabı 3. kez okuyuşum. Anlatım dili, olaylar ve Atsız Ata’nın tarihçiliği, son derece muazzam.
Mesela bazı kelimeler var Öz Türkçe “yalavaç" gibi "çamçak" , “buşkulanmak” gibi.. Muazzam..

Her okur da aynı hisleri verir mi bilmem ama benim çocukluğum bu kitap..

Okumanızı tavsiye ederim..!
359 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Sadece okunulması gereken değil aynı zamanda yaşanılası ve bugünlerde yaşanılan bazı acı gerçeklere de ışık tutan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Dipnot olarak ;kafa yorucu isimler dışında kitaba hakim olmakta zorluk çekmiyorsunuz
Atsız 'ın kalemine hayranlığım devam etti bu kitapla beraber. Lakin konumuz benim nezdimde kitap ve yazar dışında hem geçmiş hem günümüz konusunu işlemiş olmasıdır. Biraz araştırma ve argümanlar dahilinde bir inceleme yapmak istedim, hem tanıklık etmek hem de bilinçlenmek adına...İlk olarak kitaba dair şahsi fikrimi aktarıp daha sonra edindiğim bilgileri eklemek istiyorum. İlgi duyanlar adına sıkıcı bir inceleme olsun istemem...

Ulu Türk milletinin, bozkırlarda nasıl mücadele verdiklerini, tüm zorluklara rağmen nasıl bunlara göğüs gerdiğini, Türk toplumunun İslamiyet öncesi ahlaki yapısını ele alan bir kitap. Kitabın öyle tuhaf bir yapısı var ki, sanki o dönen tüm olaylar, savaşlar hemen yanı başınızda oluyor. Sizde olayın içerisindesiniz ama göreviniz, savaşmak değil, sadece seyirci kalmak gibi bir his veriyor.

Tarihimizi oldukça güzel bir şekilde ele alan yazar, Kürşad’ın 40 çeri ile Çin Sarayını nasıl darma duman ettiğini, Çin halkının gözünde ölümünden tam 40 yıl sonra dahi nasıl bir korku bıraktığını gözler önüne apaçık bir şekilde seriyor. Bu sahneyi okurken “Var olsun ırkımız, Çin’e bedel kırkımız.” Diye bağırası geliyor insanın içinden. Adı ve Türk milletini yüceltmesi ile sadece ülkücü kitabı mantığı ile bakılmasının çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Yıllardır bize anlatılan, tarihimizi birde bu kitaptan okumanız tavsiye edilir.

Okur kalın...

704 yılına gelindiğinde Çin'de iktidar değişmiş ve Zhou imparatoriçesi Wu Zetian, tahtı Chung Tsung'a devretmişti. Yeni Tang imparatoru, önceki Zhou imparatoriçesine nazaran Göktürklere karşı olumsuz bir tutum içerisine girmişti. Bu ani politika değişikliği Kapgan Kağan'ı kızdırdı. Kapgan Kağan, Çin üzerine sefere çıkmaya karar verdi.

Kapgan Kağan'ın komutasındaki Göktürk ordusunda Kül Tigin ve Bilge Şad da bulunuyordu. Göktürk ordusu Çin'de, Ling eyaletinin Ming Şa nahiyesine saldırdı. Burada Göktürk ordusunu, Tang Hanedanı tarafından Göktürkler üzerine gönderilmiş Çaça Sengün komutasındaki 80,000 kişilik Tang ordusu ordusu karşıladı. Kül Tigin Yazıtı'nda, Kül Tigin'in savaştaki rolü şöyle anlatılmaktadır:

« Çarpışmalar sırasında Kül Tigin önce Tadık Çor'un boz atına, ardından İşbara Yamtar'ın boz atına, sonra Yiğen Siliğ Bey'in giyimli doru atlarına binerek Çinlilere saldırmış ancak atların hepsi ölmüştü. Kül Tigin'i zırhından ve kaftanından yüzden fazla okla vurmuşlar ancak oklar, Kül Tigin'in yüzüne ve başına dememiştir.»

Çaça Sengün yenileceğini anlayınca savaş meydanından kaçtı. Ancak savaş meydanındaki Çinli askerler Göktürklere karşı sonuna kadar direndilerse de ağır bir bozguna uğradılar. Binlerce Çinli asker öldürüldü. Bazı kaynaklarda 30.000 Çinli askerin öldüğü bildirilmiştir. Bilge Kağan da, kendi yazıtında o orduyu orada yok ettiğini söylemiştir. Çinli komutan Çaça Sengün bu yenilgi üzerine yargılandı ancak serbest bırakıldı. Bu savaştan yalnızca Çin kaynakları değil, Türk kaynakları da söz etmiştir. Bir Göktürk yazıtı olan Kül Tigin Yazıtı'nda bu savaştan şöyle söz edilmektedir:

« Kül Tigin, 21 yaşında iken Çaça Sengün'e karşı savaştık. »
Yine bir diğer Göktürk yazıtı olan Bilge Kağan Yazıtı'nda bu savaştan şöyle söz edilmektedir:

« Yirmi iki yaşımda Çinlilere karşı sefer ettim. Çaça Sengün'ün 80.000 kişilik ordusu ile savaştım, ordusunu orada öldürdüm!»

Bu büyük zafer üzerine Kapgan Kağan komutasındaki Göktürk ordusu ileri harekâtına devam etti. Yüan ve Hui eyaletleri basıldı. Lung-yu Bölgesi yağmalandı ve 10,000'den fazla at ele geçirildi. Savaştan sonra Tang imparatoru Chung Tsung, önceki Zhou imparatoriçesi Wu Zetian döneminde yapılmış olan evlilik antlaşmasını iptal etti ve Kapgan Kağan'ı öldürene prenslik ve 2,000 top ipek vereceğini ilan etti. Savaştan sonra 707 yılının 2. ayının 17. gününde (17 Şubat 707 Perşembe) Tang imparatoru Chung Tsung, Göktürkleri yenilgiye uğratma stratejisini sarayda devlet erkânı içerisinde tartışmaya açtı. İmparatorun danışmanlarından Lu Fu tartışma sırasında şu konuşmayı yaptı:

« Devletin hayati meselesinde ve strateji uygulama konusunda yalnızca kahraman kişiler tercih edilmemelidir. Yabancı kökenli olan Çaça Sengün cesur bir generaldir ancak ileri görüşlülüğe ve siyasi yeteneğe sahip değildir. Aslında Çaça Sengün büyük görevlere layık değildi. Son Ming Şa Savaşı'nda Çaça Sengün kaçmıştır ve ülkenin itibarına zarar vermiştir. Bu nedenle devletin, yasasını yerine getirmesi gerekmektedir. Başkomutanın yenilgiye uğramasıyla ordunun safı dağılmış ve silahlar tükenmiştir. Ancak kahraman erler ölünceye kadar savaşmıştır ve onların başarısının kayıt altına alınması gerekmektedir ki cezalandırma ile ödüllendirme açıkça belirlensin. »
Ayrıca bu savaş Tang ordusunun uzun süre Göktürklere karşı güç kullanma cesaretini gösterememesi ile sonuçlanmıştır.
469 syf.
·Beğendi·7/10 puan
bilmiyorum sinemayı takip eden varmı ama savaş filmleri her zaman beni etkilemiştir ama ne yazıkki sinemada çok gerilerdeyiz iyi bir yere gelmek için belkide 40 fırın ekmek yemeliyiz peki gladyatör cesur yürek yada ne bilim ömer muhtar çağrı filmlerini seyreden var mı aramızda aksiyon savaş sahneleri kılıç şakırtıları muazzamdır çağrı ile ömer muhtar ise islam tarihini yani bizi anlattığı için yeri özeldir bende peki biz niye böyle filmler yapamıyoruz o kadar güzel hikayelerimiz var ki tarihimiz hep savaşlarla dolu ama görüntü alamıyoruz örneğin nihal atsızın kürşad hikayesini sinemaya aktarsak daha çok kişiye ulaşıp tarihimizi anlatmış olmazmıyız belkide bize uzaktan davulun sesi hoş geliyor yani bir fikirin sinemaya aktarılması o kadar kolay değildir yani para para unutmayın holywood bir filme 200 milyon dolar harcarken bizde para var mı

tarihimizi ne kadar biliyoruz örneğin bir tarihi roman bir klasik kadar çok okunuyormu okay tiryakioğlu ahmet haldun terzioğlu çağlayan yılmaz okuyan kaç kişiyiz tavsiye ederim okuyun ve tarihimizi öğrenin insanlar belkide bilinmezi bilinmez olduğu için kurguyu daha çok seviyordur çünkü nedense bir sier yada tarihi kitap kurgusal kitaplar kadar çok okunmuyor acep nedendir

nihal atsız güzel bir roman yazmış kürşadın asi ve baş eğmeyen karakteri çok iyi yazılmış tarihimi ve savaş romanlarını çok sevdiğim için benim çok hoşuma gitti cesur yürek filminde ne diyordu mel amcamız freedoomm yani özgürlük o sahneyi hâlâ hatırlarım zaten kim unutabilirki işte bizim cesur yüreğimiz de kürşad olsa gerek o da özgürlük ve bağımsızlık destanı yazıyor özgürlük bağımsızlık uğruna 40 çerisi ile birlikte al kanlara boyanıyor ve 1300 küsur yıl sonra Atamızı anlatıp ismini duyurmak biz torunlara düşüyor buradan ayrıca william wallace a da freeedoomm diyerek selamlarımı gönderiyorum

türk türesinde evli bir kadın yada çinli kadına ilişenin başı kesilir ancak kitapta üç oğul niçin gelip kürşadın yanında savaşıyor keşke kürşad onun başını kendi eliyle kesseydi böylece zina eden cezasını bulur üç oğul cezasız kalmazdı yazarın birde şu sorusu var türk töresinde zina edenin başı koparılır aynen şeriatda olduğu gibi ama ya zina eden her iki tarafta mutlu ise kişiler cezasız kalır aynen bugün olduğu gibi kısaca her yer günah her yer kir ve yaklaşıyor yaklaşmakta olan
436 syf.
·39 günde·9/10 puan
Göktürkler yaptıkları savaş ve Türk boylarının birleşmesi sayesinde güçlü bir devlet haline gelmişlerdir. Ancak çinli bir hatunun gelmesiyle Türklerin ahlakının bozulmasi giderek artmakta ve halkı kötü yönde etkilemektedir.. Ayrıca coğrafyanın etkisiyle bölgede kıtlık açlık yaşanmaktadır. Bu açlığın sonucunda çine sürekli sefere çıkılmıştır. Bu sebepten ötürü Türkler çin egemenliğine girmiş fakat boyun eğmemistir.. Tükenmekte olan Göktürkler Kür şad ve kırk çerisi isyan bayrağını çekip çine savaş ilan ederler.. Kanlarının son damlasına kadar savaşan Kür şad ve kırk arkadaşları Türklerin bağımsızlığı için bir kıvılcım olurlar..
Kür Şad ölmüş, fakat attan düşmemişti.
Ölmüş, fakat yenilmemişti..

Gönül nedir? Bir gonca…
Hayat dikendir onca.
Yaşamağa doyunca
Can, görünmez kuş olur.
Bozkurt bizim ünümüz;
Şan doludur dünümüz.
Erince son günümüz
Bütün dirlik düş olur.
Kırk kişiydi çerimiz,
Düşüp kaldı yarımız.
Baş koyacak yerimiz
Yağız yerde taş olur..

Kitap çok akıcı bir şekilde sürüyor sıkmıyor sizi ve hikaye şeklinde öğretiyor.. Tavsiye ederim okuyun...
436 syf.
Çok akıcı bir kitaptı. Hayatımda ilk kez bir kitabın bitmemesi için bu kadar uğraştım. Okumadım sakladım ama bir şekilde elim bu kitaba gitti. Yer yer beni güldüren Koca Sançar sonradan beni o kadar ağlat ki. Kitapta vurulan şehit düşen herkes icin tek tek ağladım. Ne şanlı tarihimiz var diye bir kez daha göğsüm kabardı. Kitap beni ilk bölümünden son bölümüne kadar hiç sıkmadı. Kürşad ne şanlı bir kahramansın. Sıkıcı anlaşılmaz bir kitap beklerken beni bilgilendiren bir kitap buldum. Bu yazarı ilk kez okumama rağmen çok beğendim. Kitapla kalın
436 syf.
·8 günde·6/10 puan
Senelerdir okumak için ertelediğim bir kitap. Genelde bu cümle ile başlayan incelemelerde " keşke daha erken okusaydım, niye sürekli ertelemişim ki" gibi laflar edilir ama benim söylemim bunlardan farklı olacak. Bozkurtlar beni son zamanlarda en çok hayal kırıklığına uğratan kitap oldu.

Nihal Atsızı severim, Ruh Adamına saygı duyar, Türk edebiyatının mihenk taşlarından birisi olarak görürüm lakin Bozkurtlarda beklediğimi bulamadım. Öncelikle kitabın akıcı bir dili var. Sayın Atsız kitaba Ötükende Türklerin nasıl yaşadıklarını ve ne kadar iyi savaşçı olduklarını izah ederek başlıyor. Çine yapılan seferlerdeki başarının altını çiziyor. İlerleyen bölümlerde ise Türk diyarında hem Türk Kağanının yaptığı hatalar hem de zor geçen kışlar vesilesiyle kıtlık baş göstermesini ve bunun ülkede isyanlara sebep olduğunu görüyoruz. Bu isyanlar ve açlık nedeniyle güçsüz düşen Türkler Çinlilere yenilince esir olarak Çinin başkentine götürülüyorlar. Sonrası zaten malum; 10 sene esir hayatı süren Türkler bu hayattan kurtulmak için eski kağanın oğlu Kürşad öncülüğünde ihtilal yapmaya çalışıyorlar. Yani kitap Türk tarihinden güzel bir anekdotu anlatıyor. Bu anlamda başarılı. Peki neden rahatsız oldum?

Öncelikle çok ütopik. Bir romandan ziyade bir mitoloji öyküsü gibi. Tıpkı eski Türk filmlerindeki karakterler gibi romanın kahramanları da çok keskin çizilmiş. Bu keskinlik kitaba zarar veriyor. İyi gerçekçi olamayacak kadar iyiyken kötü ise bin beter. Türkler müthiş insanlar, dürüst, güvenilir, çok iyi savaşan, korku nedir bilmeyen kişiler. Türk kızları çok namuslu, yürekli, güzel ve saygın dişiler. Çinliler ise güvenilmez, yalancı, üç kağıtçı, kültürsüz, beceriksiz, çıkarına göre karısını bile satan insanlar olarak resmedilirken Çin kızları oynak, sevgilisini 10 dakika içinde unutup başkalarının koynuna girebilecek kadar karaktersiz kişiler olarak anlatılmış. Bu durum bana göre gerçekçiliği gıdıklıyor. Ayrıca bu çok dürüst olan Ötüken Türkleri aç kalınca zengin bir Çinlinin evini basarak erzaklarına el koymayı kendi hakları olarak görüyorlar. Çinliyi itiraz ettiği, geride kalanları ise olayı duyurmamaları için öldürebiliyorlar. Buna rağmen hala çok iyi, dürüst ve güvenilirler, ilginç. En ufak bir sorunda birbirlerine kılıç çekebiliyor, bir kız için birbirlerini öldürebiliyorlar. Açıkçası ben bunları okurken cesaretleri değil barbarlıkları üzerine kafa yoruyorum. Türklerin vasıfları sadece bunlarla da bitmiyor mesela iki gözü de kör olan bir Türk yüzbaşı gözleri görmemesine karşın güreşen insanların güreş esnasında yaptıkları oyunları bile sezerek anlıyor veyahut kılıçla sezgilerine güvenerek cenk edebiliyor. Bu abartılı tasvirin Türk filmlerinde iki gözü kör olan Cüneyt Arkının okla oğlunun saç telini vurmasından ne farkı var? Peki ya idam edilirken boynuna inen ilk kılıç darbesinde boynunun bir kısmı kesilip ölmeyince "Kılıç öyle mi vurulur lan Çinli" diye dalga geçen Türk? Çinli kadınla beraber olduğu için idama mahkum olan 20 yaşındaki Türkün karar yüzüne söylendiğinde "sorun değil, türemizzz büyledir" demesi? İdam esnasında gözlerinin bağlanmasını isteyip istemediği sorulunca. "Beni oktan korkar mı sandınız" sözleri? Bakın tekrar ediyorum "yirmi" yaşında. Bunlar gerçekçi mi Allah aşkına?

Kısacası anlatılan tarihi olay güzel olmasına karşın beğenmedim. Anlatımında bir boşluk var. Karakterler yapay ve rahatsız edici şekilde derinlikten yoksunlar. Kürşad dışında yaşayan bir karakter yok. Hepsi ezberlediği cümlesini sahneye çıkıp tonlamasız, mimiksiz dümdüz söyleyen amatör tiyatro oyuncularına benziyorlar. Okurken bu ifadelerin arasından yapaylık size gülümsüyor, görüyorsunuz.

Belki 20-25inden önce okusam hoşuma giden bir roman olabilirdi. Bilemiyorum, tavsiye etmiyorum. Beklentimin çok altında kaldı. Sayın Atsızın Ruh Adamı ve hatta Dalkavuklar Gecesi bile daha güzel bir kitap bana göre. isteyenler onlara göz atabilirler.

Ruh Adam
Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini
436 syf.
Biz gençler genelde hep en eskiyi Osmanlı olarak tanıdık. Göktürkler’i sadece tarih dersinden sınava çalışırken gördük. Kitabın kapağını sınav için açtık ve sınav bittikten sonra kapattık lakin onlar Göktürkler! Ötüken’in deli Bozkurt’ları, bozkırı kanları ile sulayan cesur yürekli erler, onbaşılar, yüzbaşılar, binbaşılar...
Onları ders kitaplarına sığdırmak bir hakarettir.

Kitaba başladım ve bitirdiğimde unuttuğum benliğimi tekrar hatırladım. Evet biraz acı oldu, evet hatırladığımda kendimden utandım. Niye mi çünkü ben Türküm!! O deli yürekli, savaşçı her bir Türk, savaş meydanında toprağa düştükleri zaman ben de onlarla birlikte düştüm. Savaşı kazansalar da kaybetseler de nasıl yılmadıklarına hatta at üstünde ölmelerine rağmen o kılıcı nasıl bırakmadıklarına, alınlarından akan o kızıl kana şahit oldum. Yeri geldi ben de atalarımla beraber Çinliler’e karşı savaştım.

Atsız okuyucuyu sıkmayan bir dil ile Türkler’i öyle güzel işlemişki kitaba, sanki şu 5 günüm evde değilde Ötüken’de geçti. O otaklar, o erler, o kılıç şakırtıları, o güzel kopuzdan gelen o eşsiz musiki ne muhteşemdi. Hele kitapta bazı yerlerde Türkleri öyle bir anlatmışki Atsız, milli duygularım ayaklandı adeta.
Madem biz Türküz madem bu ülkenin adı Türkiye o zaman Ötüken’in Bozkurt’ları bağrına bastığı gibi biz de milli değerlerimize sahip çıkıp bu bayrağın altında doğup bu bayrağın altında ölmeyi kendimize görev bilmeliyiz.

Belki de şu an Göktürkler bizi tanımıyorlar, bilmiyorlar. Ama asıl bilmedikleri şey onların şanlı maceralarını Türk oğullarının nasıl bir ihtirasla okuyacakları...
436 syf.
·23 günde·8/10 puan
Okunması gereken güzel bir tarihi roman. Her ne kadar hayali kahramanlara dolu ise de bence kurgu güzel. Yazım dili yormuyor. Tarihi canlandıran güzel bir eser.
469 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Hüseyin Nihal Atsız’ın milli dşüncesncesi çerçevesinde oluşturduğu romanlarından biri ruh adam. Güzel bir kitap olmuş. Onun en önemli eserlerinden sayılıyor. Güzel olmasına rağmen yer yer sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Ama çok sürükleyici yerleri daha çok İyi okumalar var olun
436 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Şu güzelliğe, şu işleyişe bakar mısınız ? Atsız Ata gene kalemini konuşturmuş. Okurken hiç sıkılmadığım gibi, sayfaların ve zamanın nasıl geçtiğini bile bilmiyorum. Olayın başlangıcı da çok güzel. Arkadaşlar toplanmış oturuyorlar, muhabbet ediyorlar ve oradan bu kitabın konusunun asıl başlangıç noktası ortaya çıkıyor.
Kürşat ve 40 Çerinin en asil şekilde anlatılacak öyküsü. Çin ve politikasıyla verilen mücadeleler, onların ajanlarına karşı bizim insanımızın yaptıkları, savaştan başka şeyi düşünemeyen bir millet, esir olmayı kendine yediremeyen, esir olacaksa ölmenin daha güzel olduğunu anlatan muazzam bir eser.
Böyle eserleri günümüze kazandırdıkları için bu tarz işte Nihal Atsız olsun, Ziya Gökalp olsun bu insanların kitaplarını oldukça yaymak ve uçuk, abartılı fiyatlar vermemek lazım. Çünkü okuyan fazla insan yok ve o az olan topluluk da ve hatta ufak kardeşlerimiz de daha şimdiden neslini, tarihini öğrenmeye başlamalı, benliğini unutmamalıdır. Sağlıcakla kalın, iyi okumalar..
469 syf.
Atsız 1946 yılında tamamladığı bu eseriyle birlikte Türk ulusuna bir isim armağan ediyor "Kürşad". Bu ismin kökenini #45507251 incelememde detaylı olarak dile getirdim onun için burada tekrardan o konuya girmeyeceğim bunun yanında genel bir değerlendirme ile yetineceğim.

Öncelikle eseri genel olarak değerlendirecek olursam pek akıcı bir eser olduğunu söyleyemem. Olaylar birbirinden kopuk bir şekilde başlayıp bitiyor. Edebiyatın ince tellerini çok fazla hissettirmiyor daha çok olayların somut bir şekilde aktarımı gibi. Çok fazla diyaloglar var ve bu gerçekten okuru yoruyor. Yani birçok karakterin karşılıklı konuşmaları geçiyor. Bu açıdan Kür Şad kitabın kurgulanmasının ve aynı zamanda akıcılığının daha başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Cümlelerden dökülenlere baktığımızda iğrenç bir millet görüyoruz: Çinliler. Bu derece nefret söylemlerin altı doluyor mu? Bana göre boş kalıyor. Çinlilerin temelde istediği bir şey var ülkelerine saldırıların olmaması, bunu istemek kadar doğal ne olabilir, bir millet için! Elbette her milletin iyi ve kötü tarafları vardır, ki bana göre bunun ırkla bir ilgisi yoktur. Tamamen oluşan şartlarla bağlantılıdır. Dolayısıyla kendi ulusunun birliğini ve diriliğini sağlamlaştırmak isterken ne kadar gerçekçi unsurlar kullanılırsa o kadar sağlam yol alınır. Çarpıtılmış gerçekler üzerine inşa edilmiş hiçbir ülkü uzun süre ayakta kalamaz yani kendi ulusunu şahlandırayım derken aslında temeline büyük zararlar vermiş oluyorsunuz. Atsız, Türk ulusunu öyle bir anlatıyor ki bu eserinde, dost mu yoksa düşman mı karıştırıyorsunuz kendisini. İşte bilim ve felsefeyle dalga geçen ya da gereksiz gören, çalışarak kazanmaktansa savaşarak başka milletin malına el koyan, kendileriyle yaşayan diğer ulusa olan nefretlerinden gerektiğinde evini basıp mallarına el koyup onları katleden, esir alındıktan sonra kendilerine toprak verilip, yüksek rütbelere ( ki Kürşad Korgeneral unvanına kadar yükselmiş) getiren bir millete (Çinlilere) ihtilal ile karşılık veren, dünyaya gelmenin amacının savaş olduğunu düşünen ve savaşmak için de en derin düşündüğü şeyin yemek olduğunu (artık ihtilal gerçeklemiş Yamtar adlı karakter kılıç darbeleri almış ve ölecek ama halen yerdeki etin derdinde) kabul eden bir ulus! Gerçekten bu söylemlerle bir ulusun değeri nasıl ortaya konulabilir!

Bir şeyi gerçekten anlayamıyorum bu Kürşad olayı tamamen Çin kaynaklarından alınmış yani hiçbir şekilde Türk kaynaklarında geçmiyor ama Çin kaynaklarına tamamen zıtlık oluşturacak şekilde anlatılmaya çalışılmış. Kısacası Kürşad ve kardeşi Tulu, babaları olan Çuluk Kağan'nın ölümünden sonra tahta amcaları Kara Kağan'nın geçmesini hazmetmeyip, Çinlilere sığınıyorlar ( zaten böyle olmazsa yani Çinliler bu kadar enayi mi kendilerine karşı bu kadar savaşmış kişileri esir aldıktan sonra Çin kralına muhafız yapsınlar! Ayrıca Kürşad'ın babası Türk ama annesi Çinlidir, içlerine o kadar sokmalarında muhtemelen bunun etkisi de yüksek olmuştur.) ve daha bazı olaylar sonucunda Kürşad ve yanındaki 40 çeri böyle bir ihtilale kalkışıyorlar. Sonuçlarını geniş zamanda düşündüğümüzde, Türk ulusu için faydalı olmuş bununla birlikte tabii ki kısa zaman için de kötü durumlar oluşturmuş. Aslında Atsız eserinde, hayali (kendisinin oluşturduğu) Kürşad'ı överken, gerçek Kürşad'ı yerin dibine sokuyor. Örneğin eserde Çinlilerle anlaşma yapmak iğrenç bir durum olarak değerlendirip, yeriyor ama gerçek Kürşad bırak anlaşmayı Çinlilere sığınmış! Şimdi biz bunu nereden tutacağız. Onun için diyorum ki destanlar elbette ki abartılır mesela Çin kaynaklarında 10 muhafız öldürüldü diyor, sen 100 muhafız de, ya da 1000 muhafız de, anlarım bunu fakat olayları birbirine zıtlık oluşturacak şekilde değiştirirsen, ışığa doğru gelen insanları yanlış hedefe çekmiş olursun, yani onlar yerinde sabit dursalar gerçek hedefe daha yakın olurlar.
436 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Mükemmel bir anlatım, mükemmel bir olay örgüsü...Orta asyada gokturk devleti ile çin destansı mücadelesini konu alan ve insana TÜRKLÜK bilincini aşılayan efsanevi bir başyapıt...
Altın harflerle
Hüseyin Nihal ATSIZ
Delinse yer; çökse gök; yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!...
Bir ulu şehirde toplanmış kırk er görüyorum. Aralarında sen de varsın. Yağmur yağıyor. Irmağın kıyısında dövüşüyorsunuz. Budun kurtuluyor. Bin üç yüz yıllık ölümden sonra dirileceksiniz. Acunun batımına dek adınız gönüllerde kalacak.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bozkurtların Ölümü
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
436
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753710542
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İrfan Yayınevi
Baskılar:
Bozkurtların Ölümü
Bozkurtların Ölümü
Bozkurtların Ölümü
Yağılar onun yiğit başını gövdesinden ayırıp Çin kağanına götürdüler. Çin kağanı bütün saray bütün Siganfu ondan tirtir titremişti. Bu titreyiş yalnız Kür Şad 'dan değil onu yetiştiren ırktan geliyordu. Kür Şad ölümüyle budunu kurtarmıştı.
Ertesi gün Siganfu 'da yargılar kuruldu. İhtilâlden haberi olmayan Urku güney vilayetlerinden birine sürüldü. Sarayın adamları Kür Şad 'ın ocağını söndürmek için bütün şehri adamları Kür Şad 'ın dört yaşındaki oğlunu bulsalar yok edeceklerdi. Konçuyu ve on üç yaşındaki kızı ihtilâlin çıkacağını biliyorlardı. Kızıyla kısa bir konuşma yaptıkları sonra konçuy oğlunu alarak bilinmedik bir yere doğru gitti.
(Kitap 'tan sf. 433)

Kitabı okuyanlar 2.192 okur

  • Derya
  • fulya yaman
  • raskolnik4v
  • Cüneyit Özen
  • Rasputin
  • Oski
  • Emre KARAMAHMUT
  • B A
  • Y.
  • Adnan KIZILKAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.9
13-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%23.6
25-34 Yaş
%29.1
35-44 Yaş
%21.7
45-54 Yaş
%9.4
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%38.3
Erkek
%61.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.9 (339)
9
%10.5 (71)
8
%8.2 (56)
7
%2.4 (16)
6
%1 (7)
5
%0.6 (4)
4
%0
3
%0.4 (3)
2
%0.3 (2)
1
%3.1 (21)

Kitabın sıralamaları