Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Sorun yetersiz olmak değil, beynimizi yanlış şartlarda yaşamaya zorlamak.
John Medina, Beyin Kuralları’nda beynin neyi sevdiğini, neye direndiğini ve neden modern hayatta bu kadar yorulduğumuzu anlatıyor. Ama bunu kuru bilgilerle değil; insanın kendini yakaladığı gerçeklerle yapıyor.
Beyin hızdan hoşlanmıyor.
Baskıdan, aceleden, sürekli uyarandan nefret ediyor.
Stres altındayken öğrenmiyor, üretmiyor, hatta sağlıklı düşünemiyor. Kitabı okurken fark ettim ki disiplin diye adlandırdığımız birçok şey aslında beynin doğasına aykırı bir zorlamaymış.
Uyku bölümünde durup düşündüm.
Uykuyu erteleyerek kazandığımız tek şey, ertesi gün daha kötü bir zihin. Uykusuz bir beyin; duygusal, dağınık ve sabırsız. Medina bunu net söylüyor: Uyku lüks değil, bilişsel bir zorunluluk.
Hareket konusu da aynı şekilde. Beyin oturarak değil, hareket ederken çalışıyor. Yürüyen, dolaşan, nefes alan beden; düşünen ve üreten bir zihin demek. Saatlerce sabit kalıp yaratıcı olmayı beklemek kendimizi kandırmak.
Kitabın en sevdiğim tarafı, çoklu görev yalanını dağıtması oldu. Aynı anda her şeyi yapmaya çalışmak bizi güçlü değil, dikkatsiz yapıyor. Beyin tek işe odaklandığında derinleşiyor, anlam kuruyor ve öğrenme kalıcı hale geliyor.
Ama kitap sadece ne yapmayalım demiyor.
Bize şunu fısıldıyor:
Bilgi duyguyla birleştiğinde akılda kalır.
Hikâye varsa öğrenme vardır.
Tekrar varsa beceri vardır.
Beyin Kuralları bana daha çok çalışmayı değil, daha doğru yaşamayı öğretti. Kendime şunu sordum kitabı bitirdiğimde:
Ben beynimle birlikte mi yaşıyorum, ona rağmen mi?