Bugünü Yaşama Arzusu Schopenhauer Tedavisi

8,6/10  (49 Oy) · 
139 okunma  · 
47 beğeni  · 
2.524 gösterim
İki insanın anlam arayışının büyüleyici hikâyesi.

Julius eski hastası Philip Slate'i arayıp bulur. Philip için insanlarla ilişki kurmanın tek yolu sayısız kadınla yaşadığı cinsel ilişkilerdi ve Julius'un terapisi de bunu değiştirememişti. Philip kötümser ve insansevmez filozof Arthur Schopenhauer'i okuyarak kendisini iyileştirdiğini iddia etmektedir. İnsanları umursamayan, kendi içine gömülmüş Philip gerçekten de ustası Schopenhauer'i anımsatmaktadır.

Julius ve Philip en sonunda pazarlık yaparlar. Philip, Schopenhauer öğretecek, buna karşılık da Julius onu terapi grubuna alıp insanlarla ilişki kurma yeteneklerini geliştirmeye çalışacak. Arayış peşindeki bu iki insan acaba birbirlerinin hayatlarını nasıl etkileyecek?

Irvin Yalom bu son romanında Schopenhauer'in psikolojik hayatının gerçek hikâyesini zarif bir biçimde romanına dahil ederek felsefe ve hayatı sorguluyor.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2005
  • Sayfa Sayısı:
    432
  • ISBN:
    9789759970079
  • Orijinal Adı:
    The Schopenhauer Cure
  • Çeviri:
    Zeliha İyidoğan Babayiğit
  • Yayınevi:
    Kabalcı Yayınevi
  • Kitabın Türü:
fatma 
09 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ölmek üzere olan bir psikolog. Kendi danışma tekniğini oluşturmus bir danısan adayı. Bir birine zit iki danışma tekniği ve bir grup danismasi ornegi. Bir insanın düşüncelerinin danışma seanslariyla değişmesinin öyküsü.

Serkan ERASLAN 
28 Nis 20:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Birçoğumuz Yalom"dan bir Nietchzse Ağladığında kıvamında birşeyler arzu ediyoruz sanırırım, kitap kurgusal anlamda o tadı barındırmasada verdiği çapraz eşleştirmeli örnekler sebebiyle ben kafa yorarım , şu aralar zihnim buna müsait diyebilenler için ideal ölçüdedir.

blackshadow 
09 Mar 21:30 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Yalom ölümü dünyadaki yaşamı sorgulamaya iten bir unsur olarak gören bir varoluşçu yazar. Ölüm gerçeğinin insanı dünyada geçireceği zamanı daha kaliteli hale getiren bir bir basamak gibi görür ve günü yaşamaya odaklanır. Bugünü yaşam arzusu ölmek üzere olan bir psikoloğun eski danışanını aramasıyla başlayan olayları anlatıyor. Tüm bunları grup terapisi ve schopenhauer felsefesiyle birleştiriyor. Sıkılmadan okuyabileceğiniz bu roman size yeni bir bakış sunabilir.

Greenalmond 
14 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitapla birlikte Shopenhauer'a olan ön yargılarımdan arındım.Adeta hem felsefenin içindeydim hem de ölümle yüzleşen bir adamı okurken hayatın içinde...

Moon light 
05 Tem 2015 · Kitabı okudu

Konusu güzeldi fakat okurken biraz sıkılabilirsiniz. Çünkü olaylar hızlı bir şekilde ilerlemiyor. Ama yinede okunmaya değer son kısmı çok güzeldi.

Umut parıltı 
23 May 02:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Nietsche ağladığın da, okuyup günlerce etkisinde kaldığım kitap. Bu kitaba da o beklentilerle başlayınca az bi hayal kırıklığı olmadı diyemem. Lakin yine de zevkle okuyup bitirdiğimi eklemeliyim.
Belirli bir kışkırtma yokken bile, olmayan tehlikeleri aradığım huzursuz bir endişe hâli içerisindeyim,bu durum benim için en ufak dertleri sınırsız derecede büyütüyor ve insanlarla ilişkiyi çok zor hale getiriyor.
Irvın yalom

KubraYSN 
28 Haz 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bundan iki yıl önce başlamıştım ilk bu kitaba.Ancak 250’li sayfalara geldiğimde final haftama gelmesi sebebi ile elimde uzadıkça uzayan , bir türlü bitiremediğim , en sonunda da yarım bıraktığım bir kitaptı. Daha önce bunu pek çok kitap için söylemiştim biliyorum ama hani bazı kitaplar vardır, kitabı okuduğunuzda sanki hayatınız o kitaptan önce ve sonra diye belirsiz çizgilerle ikiye ayrılacakmış gibi gelir. İşte bu kitap benim için öyleydi. İlk başladığımda ilk sayfa da bunu hissetmiştim. Geçen iki yılda da kütüphaneye her gittiğimde kitabın yerinde olup olmadığını kontrol ederdim ama tekrar okumak için hiç almadım. Neden diceksiniz? Bu kadar önemli geldi ve ben kitabı okumadım neden? Ben bazı kitapların okunmasının belli zamanı olduğuna ve o zaman geldiğinde kendimi zaten kitabı okurken bulacağıma inanan biriyim. Ne kadar istesem de alamadım kitabı elime üzerine kaç tane kitap okudum bilmiyorum. Ancak bugün kitabın zamanı geldi sanırım ve ben arayarak kitabı buldum ve okudum. Kitaba bugün tekrar başlama nedenim bütün hayatım boyunca uğraştığım bir sorunun cevabını içinde barındırdığını düşünmemdi. Son zamanlarda bu soru beni o kadar sık rahatsız etmeye başladı ve kitaba tekrar başlamamamın asıl nedeni buydu. Ancak üzülerek söylemeliyim ki sorunun yanıtını kitapta bulamadım. Yine de cevaba giden yolda bana rehber olduğunu düşünüyorum. Uzun zamandır okurken tatmin olduğumu hissettiğim nadir bir kitaptı benim için. En son bu hissi Jack London’ın Martin Eden kitabında yaşamıştım. Kitabı bitirdiğimde üzerine çok fazla düşündüm diyebilirim.
İnceleme kısmına kitabın özetini yazmaktan nefret ediyorum. Çünkü; bana göre inceleme kısmı, insanların zaten başka platformlardan da kolayca ulaşabileceği bilgileri içermek yerine insanların bireysel fikirlerini içermeli. Ancak şu anda yapmak istediğim bazı açıklamaların anlaşılır olması ve açıklamaya devam edebilmem için sanırım çok kısa bir özet yapmalıyım. Kitap bir psikolog olan Julies’ın deri kanserine yakalandığını öğrenmesi ile başlıyorç Ölüm ile yüzleşen doktorumuz, hayata dair bir anlam arayışına giriyor ve eski hastalarının dosyasına bakarken bir zamanlar tedavi etmeye çalıştığı Philip’in dosyasını görüyor. Philip, Julies’ın iş kariyeri için tam bir başarısızlık. En ufak bir ilerleme kaydedemediği bir hasta. Asıl olaylar Julies’ın Philip ile konuşmak istemesi ve onu aramasıyla başlıyor ve Philip’in sorununu kendi başına, kendi yöntemlerini kullanarak hallettiğini , hatta artık bir psikolog adayı olarak kendi terapi seanslarını yaptığını öğreniyor. Julies bu değişimin nasıl olduğunu sorduğunda , bu soruya cevap vermenin karşılığında kendisinden işi için süpervizörlük istiyor. Julies ise bu teklifi ancak Philip’in 6 ay boyunca yapmış olduğu grup terapilerine katılması karşılığında kabul ediyor. Özet kısmı daha da uzatılabilir . Benim için bu kadarı yeterli . Kitabın büyük çoğunluğu Philip’in ve terapiye katılan diğer hastaların anlam arayışları doğrultusunda ilerliyor. Benim vurgulamak istediğim şey terapi grubundaki bu hastaların sadece kitabın devamlılığını sağlamak için oluşturulmuş sıradan insanlar olmadığı. Her hasta aslında hepimizin yakından bildiği ve belkide hayatının belli bir döneminde karşılaştığı veya karşılaşacağı bireyleri ve ruh hallerini temsil ediyor. Bu yüzden sadece Philip’e odaklı okumayıp diğer hastalarla da yakından ilgilendiğimi söyleyebilirim. Onları dinlerken kesinlikle çok fazla şey öğreniyorsunuz. Bireysel ilişkileri bir yana bırakalım karakterlerin terapilerde ki diyalogları bile insan ilişkileri yönünde size çok fazla şey katacaktır. Benim zihnimde kalan en önemli bir diğer şey ise arzuların doyuruldukça yerlerine yenisinin geleceği fikriydi. Bu fikri ikinci kez duyuyorum. Arthur Schopenhauer’ın Hayatın Anlamı kitabında da duymuştum bunu. Bence üzerinde durulması gereken bir fikir.
Genel olarak bence Arthur Schopenhauer için yalnızlık bir seçim değil bir zorunluluk haline gelmiş. Kitapta söylenenin aksine ben bu durumu isteyerek sürdürdüğünü düşünmüyorum. Sadece doğru insanlarla karşılaşmamış kanaatindeyim. Philip doğru insanlarla karşılaştığında benim hayatım soğuk demedi mi? (İzlediğim iki filmde ( In to the wild, Ölü ozanlar derneği ) bütün film boyunca savunulan yalnızlık,özgürlük, bireysellik, anı yaşama kavramları filmlerin sonunda yerle bir edilmişti. Bu kitapta da Philip’in oluşturduğu yalnız hayat düzeninin aynı akıbete uğradığını gördüm. Bana yalnızlık fikri bu kadar korkutucu görünmediği için hatta kitabın pek çok yerinde Philip’in fikrine katıldığım için sonun bu şekilde bağlanması pek hoşuma gitmedi. ) Bence Arthur da diyebilirdi,şartlar farklı olsaydı. Ancak o ölümüne kadar insan sevmez olarak anılmış bir filozof . Buna rağmen ben onun zoraki yalnızlığına bakarak yalnızlığı sevemiyorum. Çünkü Philip’in de dediği gibi benim dediğim yalnızlık tercih edilmiş bir yalnızlık.
Kitaba dair genel birkaç cümle yazmam gerekirse ; kitabın dilinin yalın ve açık olduğunu düşünmüyorum. Basit gibi görünse de fazlasıyla ağır bir kitap. Özellikle romanda olay örgüsü kısmından sapılarak Arthur Schopenhauer’ın anlatıldığı kısımlar. ( Bu kısımlar her ne kadar dil de olarak karmaşıklık yaratsa da kitabın verdiği doyumu artırdığını söyleyebilirim.) O yüzden pek çok kişinin okurken sıkılabileceğini düşünüyorum. Sanırım herkes için muhteşem gelecek, klasikleşmiş kitaplardan değil diye ifade etmek yanlış olmaz.

idris yılmaz 
16 Mar 04:21 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bugünü Yaşama Arzusu üzerine
Irwın YALOM

Anadolu’nun tarihine baktığımızda, kendini arayan yada kendini tanımak isteyen isteyen dervişlerin, Anadolu’yu gezdikleri ve dönem dönem belli tekkelerde postunu sererek günlerce hatta aylarca kaldıkları görülür.
Belkide bu kitabı okuduktan sonra kafamıza takılan bir soru gelebilir.
Tekkelerin tarihini, işlevlerini öğrenmek…
Anadolu’daki tekkelerden kimler yetişmemişki…
Yunus Emre’ler, Pir Sultan’lar, Mevlana’lar, Hacı Bektaş Veli’ler…
Bu kitapla ne bağlantısı var diyeceksiniz ama. Kitabın özünden çıkardığım sonuç;
Kendin olmak, egolarını bastırmak, kendinle barışık yaşamak.hayatın anlamını bulmaya çalışmak. Belki maddeler daha fazla uzatılabilir.
Kendin olmak ile ilgili Niteczhe’nin Neysen o ol demesi ile, Shopenauer’in kendin ol demesinin, 13.Yüzyılda yaşamış Mevlana’nın Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol demesi arasında bir fark yoktur. Yada Hacı Bektaş Veli’nin Her ne ararsan kendinde ara Kabe’de Mekke’de Hac’da değildir demesinin kendin olmana ışık tutması değimlidir.
Budist öğretisindeki egona hakim ol demekle, 13. yüzyılda yaşamış Hacı Bektaşi Veli’nin eline,beline,diline hakim ol demesinde de bir fark yoktur.

Kitap, günümüz modern yaşamında mekanikleşmiş insan yaşamlarında, (duygulara çok bir açılım getirmeden) açmazlarına geçmişte yaşamış İlkçağ filozoflarından, geçmiş yüzyıla kadar felsefeye emek vermiş düşünürlerinin fikirleri ile ışık tutulmaya çalışılması olarak değerlendirilebilir. Yaşamış olduğumuz coğrafyadaki kendi düşünürlerimizin dünyaca tanınmamış olmasınıda (yada en azından yazarın tanımamış olmasını üzülerek belirtebilirim)
Yunus Emre’nin Taptuk Emre’nin dergahına bırakın eğri düşünceyi eğri odunun bile girmemesine özen göstermesini tüm dünyanın bilmesini isterdim.
Modern yaşamın getirdiği mekanik yaşamdaki insanların, ruhsal yalnızlıkların içerisinde kendi iç hesaplaşmalarını çözemeyip terapilerle kendilerini aşmaya çalıştıkları, kendilerini yeniden keşfe çıktıkları, vardıkları sonuçta özgür birer insan olabilmek için insani değerleri taşımak zorunda olduklarını görüyoruz. Paylaşmayı, Sabrı, yetersizde olsa duygu bütünlüğünün olması gerektiğini görüyoruz. Kısaca insanların insani erdemlerini kaybetmemeleri gerektiğini görüyoruz.
Kitapta adı geçen düşünürleri belki tarih bilgilerimizle çoğunu tanıyoruz, fikirleri hakkında çoğumuz az yada çok fikir sahibiyiz. Bazen tarih bilgilerimiz bu fikir adamlarını gözümüzde çok devasa bir yaratık, insan üstü bir cisim olarak algılayabiliriz.
Fakat hepsinin ortak bir noktası hepside düşündüklerini, biriktirdiklerini, tüm dinsel yada toplumsal baskılara rağmen cesurca ifade edebilmelerinden kaynaklanmaktadır. Ve hepside cesurca düşüncelerini ifade ettiklerinden yaşadıkları toplumdan neredeyse kopuk yaşamışlardır.
Yine ilgimi çeken bir anekdot. Kitaptaki terapi grubundaki insanlar, kendi vicdanlarını rahatlatmak için, Tanrı yada dine başvurmuyorlar. Terapi ortamı bir günah çıkarma merkezine dönüşüyor.

Ümit güder 
16 Tem 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 8/10 puan

Tek bir mekanda geçen sinema filmleri gibi ,esas önemli kısımları grup terapisi sırasında hastaların hem kendi hem diğerlerinin davranışlarının gerçek sebepleri altında yatan nedenlerini çarelerini tartışmaları ,illa ki kendi yaşantınızdan birşeyler bulup kendi hayatınızında analizini yapmamanızı sağlıyor

Kitaptan 72 Alıntı

Ceylan 
22 Şub 10:31 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker...Nihai olarak zafer ölümün olacaktır,çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da ,olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 7)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 7)
didem ünal 
17 Nis 09:15 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Can sıkıntısıyla ilgili en korkunç şey nedir ? Neden aceleyle can sıkıntısını gidermeye çalışırız ? Çünkü bu varoluşla ilgili tatsız gerçeklerin-önemsizliğimiz ,anlamsız varoluşumuz, yok olmaya veya ölüme doğru önlenemez şekilde ilerleyişimiz-kısa sürede ortaya çıktığı,dikkat çeliçilerin olmadığı durumdur.
Bundan dolayı, insan hayatı sonsuz bir isteme,tatmin olma,can sıkıntısı ve sonra yeniden isteme döngüsünden başka nedir ki ?

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 294)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 294)
didem ünal 
02 May 11:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Aslında sahip olmanın tersine bir etmeni vardır, sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. YalomBugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom
Hilmi sevinç 
21 Nis 20:12 · Kitabı okudu · 7/10 puan

küçükken öğrenilen şey en iyi öğrenilenidir .

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 43 - kabalacı yayınevi)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 43 - kabalacı yayınevi)
KubraYSN 
28 Haz 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

En kötüsü de buydu:okumayan birini nasıl sevebilmişti?

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 178)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 178)

Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkar yapabilirsiniz :bu yüzden sıcaklık balmumu için neyse kibarlık da insan için odur.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 288 - Kabalcı Yayınevi)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 288 - Kabalcı Yayınevi)
Seval Soydan 
12 May 00:31 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Anne sevgisinden yoksun büyüyen çoçuklar,kendilerini sevmek ,diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli olan temel güven duygusunu geliştiremezler.Yetişkin hayatlarında yabancılaşırlar,içlerine kapanırlar ve başkalarıyla genellikle düşmanca ilişkiler kurarlar.

Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 55 - Kabalcı Yayınevi)Bugünü Yaşama Arzusu, Irvin D. Yalom (Sayfa 55 - Kabalcı Yayınevi)