Bugünün SaraylısıRefik Halid Karay

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.971
Gösterim
Adı:
Bugünün Saraylısı
Baskı tarihi:
Kasım 2010
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751030610
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkilâp Kitabevi
"Hani, ilk gün otomobilin kapı tarafına büzülerek, dimdik, acemi ve ürkek, yarı ayakta duran Ayşen nerede? 'İsterseniz Ayşe olurum,' diyen, gözleri dolan, Düzceli kız gitmiş, yerine bu gelmiş. Bu? Rüştü'yü, Faruk Senai'yi, Mister Thomas'ı, milyonerleri emir kulu vaziyetine sokan şu durgun, duygusuz fettan..."

Bugünün Saraylısı, kendi halinde ve orta yaşını geçmiş olan Ata Efendi'nin Gedikpaşa'daki mütevazı evine, ilk defa göreceği yeğeninin gelmesiyle başlayan, saklı bir aşkın hikâyesini anlatıyor. Refik Halid Karay, karakterlerin iç çatışmalarını, gizli kalan duygularını, çıkar hesaplarını ve tutkularını titizlikle kaleme alarak, dönemden portreler ve mekânlarla bizleri 1940'lı yılların İstanbul'unda yaşanan bir aşkın derinliklerine taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Düzceden Istanbula akrabalarının yanına gönderilen gösterişe ve lukse düşkün çok güzel bir çerkez kızının değişimini anlatıyor. Bununla birlikte döneme ışık tutan kitapta batılılaşma ve bunun etkilerinden, yanlış batılılaşmadan bahsediyor. Kitapta Ayşe'nin dayısı Ata Efendinin iç konuşmaları ve Anadoludan Istanbula göçüp gelmiş köylü gözüyle değişmeleri aktarıyor. Ek olarak Ayşe'nin çok güzel olması ve onunla birlikte olmak isteyen erkeklerin aşkı da cabası.
Kitap da Batılılaşmanın nasıl yanlış anlaşıldığı çok güzel işlenmiştir. Ayrıca çok fazla iç konuşma tekniğinden yararlanılmaktadır. Ata Bey'in insanları karşı izlenimleri onlar hakkındaki görüşleri bolca verilmektedir.
Öncelikle yazar hakkında kısa bilgi vermek isterim. Refik Halid Karay 1988 de İstanbul'da doğmuştur. Hali vakti yerinde bir ailenin çocuğudur. Babası sülalesi, o dönemin önemli mevkilerinde olan şahıslardır. Amcasından birisi musiki üstatlarından birisi olan, Behlül Efendidir. Anne tarafı kırım hanedanlığından gelmektedir. Refik Halid Mekteb-i Sultani olan Galatasaray Lisesi'den terk. Okulu hiç sevmediği, hatta bir gün Galatasaray Lisesi müdür muavini tarafından Fransızca terbiyesiz (molhonnete) diye bağırınca okulu terk etmiş, kendisinden özür dilenene kadar da okula geri dönmemiştir. Bu olaydan sonra okuldan uzaklaşarak, Hukuk mektebine yazılmış, onu da 2. sınıfta meşrutiyetin ilanından sonra bırakmış, Maliye Merkez kalemine katip olarak çalışmış sonrada 1908 yıllarında memurluğu da bırakarak, gazetelerde yazmaya başlamıştır, Servet-i Fünun, Tecüman-ı Hakikat gibi gazetelerde yazarlık yapmaya başlar.Bir çok tiyatro eseri, mizahi öyküleri, romanları bulunmaktadır. O dönemin koşullarında, yazdığı eleştiriler nedeniyle sürgün edilmişliği de vardır.

Kendisini; okuyanlar ve yazanlar kategorisinde, yazanlar kısmında görür. Bir röportajında yazmak için asla izbe, sakin köşelere çekilmem daha ziyade, penceremin kenarında caddeye bakan gürültünün içinde olurum derken, yarattığı tüm karakterleri sokakta, cemiyet hayatında bulabileceğimizi, insanı anlatırken gerçekçi yönünü vurguladığını dile getirir. Nitekim varlıklı bir aileden gelen yazarımız, Romanlarında genelde kadın erkek ilişkisini ve aşkı anlatmakta. Bunun nedenini ise yazarımız şöyle açıklamakta. Mizacının Epiküryen yaradılışta olduğunu, zevklere düşkün, kadını eğlenceyi, iyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi, seyahatlere çıkıp, gezinmeyi ve bunlardan aldığı küçük zevklerle hayatını süsleme gayesinde olduğunu, Kendisinin edebiyat çevresinde büyük idealleri olmadığını, büyük eserler verip, dar bir çevrenin içine sıkışmak yerine orta derecede insanlara hitap edip para kazanmak, zevk aldığı şeyleri yapmak olduğunu, edebiyat çevresinin ya da öldükten sonra hatta yaşarken bile kimsenin düşüncesinin onun nazarında pek önemli olmadığını ifade eder. Bu anlamda yazar bana açık yürekli samimi açıklamalarıyla ilginç gelmiştir. Üstelik bir Peyami Safa gibi politik bir duruşu olmasa da okuduğum bu eserinde de, Toplumsal yapının içinde ki zümrelere yönelik ayna tutan anlatımları oldukça ilginçtir. Yazarımız iyi bir gözlemci, güzel tasvirlerde bulunuyor. Bir sofrayı anlatan betimlemesi var ki tüm ince detaylarına kadar 'ateşte dondurma' servisi, güzel kıyafetleri anlatışı... zevkli bakış açısı okuyucuya geçiyor. Yalnız o duyguları nesnel betimlemelerle anlatıyor.Duygusal iç sesin gel-gitlerini duyamıyorsunuz. Tek taraflı değil, insanın aşkın içinde kederlenirken bir yanda da çıkar hesapları yapabileceğini, kendi kibrini yükseltirken, koşullarından dolayı alçalabileceğini tek bir duyguya teslim olmayan, bir çok önü ile insanı anlatan karakterlerine şahit oldum. Bu anlamda oldukça gerçekçi buldum. Bir taşralı kızın İstanbul sosyetesine nasıl girdiğini adım adım kendini nasıl pazarladığını ve geliştirip dönüştüğünü, Ata beyin bunda ki rolü, bence çok hoş bir roman.

Yazarın okuduğum ilk kitabı, Okur muyum yine?.. elbette, Türkçeyi bu denli iyi kullanan bir yazarın kitapları, hem kelime hazinemizin gelişmesi, hem de okuma zorluğu çektiğimiz dönemlerde ilaç niyetine.. su gibi akan ve okuyucuyu saran kurgusu, güzel tasvirlerini, ayrıca insana ait en hoş duyguyu Aşk mefhumunun içine sürüklemesi açısından dönem dönem okunacak kitaplar arasındadır.

Benim özelikle istediğim ve merak ettiğim, romanlarından ziyade, yazarın mizahi içerikli hikayelerini okumak.
Türk kültürü ile batı kültürünü karşılaştıran muhteşem bir eser. Batının ülkemize gelip nasıl hakimiyet kurduğunu kişiyi nasıl değiştirdiğini anlatıyor.
Memleket Hikâyeleri veya Gurbet Hikâyeleri gibi başyapıtları, okumadığım Nilgün adlı oldukça hacimli eserini de düşünürsek, Refik Halit Karay'ın bizim için ne kadar kıymetli bir yazar olduğunu kabul ederiz herhalde hepimiz, hatta hangi kitabın arka kapağında yazıyordu, hatırlamıyorum; ama Karay için ressam yazar gibi bir ifade kullanılıyordu, Memleket Hikâyeleri'ndeki rengârenk öyküler -meselâ 'Şeftali Bahçeleri'- düşünülerek söylenmiş de olabilir... ancak Bugünün Saraylısı saman tadını bir türlü aşamayan bir kitap oldu ve yüzüncü sayfalarda artık pes ettim. Cumhuriyet kurulduktan sonra insanların değerlerini kaybetmesi, Batı hayranlığı, paraya olan düşkünlük, güce tapınma, yüzeysel değerlerin yüceltilmesi gibi orta sınıfa ait bütün eleştiri konularını yazar bütün karakterlerini tek tipli, derinliksiz vererek ortaya koyuyor, öyle ki kitapta, en azından okuduğum sayfalara dek herkesin karakteri birbiriyle aynı. Herkes aynı olamaz mı? Olabilir ama keşke bu kadar insanı kullanmak yerine tek bir kişi üzerinden anlatsaydı hikâyeyi; çünkü insanların eleştirilecek tek bir yönüne odaklanıp sadece onu anlatınca geri kalan yönleri yok sayılmış oluyor ve o zaman gerçekçiliği zedelenmiş oluyor. Eğer yazar gerçekçi bir üslûp yerine daha farklı tarzda öyküsünü anlatsaydı bu karikatür tipler dikkat çekebilirdi, meselâ bir hikâyede daha dikkat çekici olabilirdi, ama bir romanda bu kadar kasıtlı bir karikatürleştirme rahatsız edici oluyor...belki romanın ikinci yarısında bir derinlik kazanarak bu yönlerini törpülüyordur, ama bende de okuma isteği kalmadı. Herkesin paraya düşkün, zenginlik peşinde koşan, birbirini kullanan karakterler değil de tiplere dönüştüğü, bu hissi veren bir roman Bugünün Saraylısı. 80'li yıllardaki dizisi çok güzeldi, diye hatırlıyorum...
Okuduğum ilk Refik Halid kitabı. .Kitap sade bir kız olan Ayşen'in uzak akrabasına emanet edilmesi ile başlıyor.Daha sonra ise Ayşen'in müthiş değişimi ve aşkları. Adaşım olduğundan mıdır nedir bir hevesle başladım okumaya ama Ayşen'e yer yer kızmadım değil. Sevmekten ziyade sevilmeyi isteyen ,gözü yükseklerde bir genç kız. Kitap boyu nereden nereye diye düşünüp durdum. Gizliden gizliye sadece sevdiğinin yanında olması ile mutlu olan Ata'ya acıdım. Bu kitap ile İstanbul'u seyredip dönemin sosyete anlayışını kavradım. Refik Halid'e de artık kitaplarım arasında yer ayıracağım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bugünün Saraylısı
Baskı tarihi:
Kasım 2010
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751030610
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkilâp Kitabevi
"Hani, ilk gün otomobilin kapı tarafına büzülerek, dimdik, acemi ve ürkek, yarı ayakta duran Ayşen nerede? 'İsterseniz Ayşe olurum,' diyen, gözleri dolan, Düzceli kız gitmiş, yerine bu gelmiş. Bu? Rüştü'yü, Faruk Senai'yi, Mister Thomas'ı, milyonerleri emir kulu vaziyetine sokan şu durgun, duygusuz fettan..."

Bugünün Saraylısı, kendi halinde ve orta yaşını geçmiş olan Ata Efendi'nin Gedikpaşa'daki mütevazı evine, ilk defa göreceği yeğeninin gelmesiyle başlayan, saklı bir aşkın hikâyesini anlatıyor. Refik Halid Karay, karakterlerin iç çatışmalarını, gizli kalan duygularını, çıkar hesaplarını ve tutkularını titizlikle kaleme alarak, dönemden portreler ve mekânlarla bizleri 1940'lı yılların İstanbul'unda yaşanan bir aşkın derinliklerine taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 94 okur

  • Ozkanc
  • Emel Topçu
  • MERİYA
  • Şahin Tamer
  • Burcu
  • SihirliFlut
  • Gizem
  • Okurokur
  • Dilek Ckkgl
  • Seçilmiş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.5
14-17 Yaş
%6.5
18-24 Yaş
%32.6
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%15.2
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%2.2
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.9
Erkek
%32.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.6 (5)
9
%9.4 (3)
8
%15.6 (5)
7
%21.9 (7)
6
%12.5 (4)
5
%0
4
%15.6 (5)
3
%6.3 (2)
2
%3.1 (1)
1
%0