·
Okunma
·
Beğeni
·
1.654
Gösterim
Adı:
Bunlar da mı İnsan
Baskı tarihi:
15 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755105253
Orijinal adı:
Se Questo E Un Uomo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bunlar Da Mı İnsan
Bunlar da mı İnsan
1919'da Torino'da doğan "Primo Levi", bu kentin küçük Yahudi topluluğu içinde büyüdü. Torino Üniversitesi'nde kimya eğitimi gördü. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kuzey İtalya'da faşizme karşı direnişe geçen arkadaşlarına katıldı, sonra tutuklanarak Auschwitz Toplama Kampına gönderildi. Onca eziyete karşın hayatta kalabildi. Savaş bitince yine Torino'ya döndü. Can Yayınları arasında yayınladığımız "Boğulanlar, Kurtulanlar" adlı kitabını yazıp bitirdikten birkaç ay sonra 11 Nisan 1987'de intihar ederek yaşamına son verdi. "Bunlar da mı İnsan" (1947), onun en tanınmış kitaplarından biri. Bu kitapta "Primo Levi", Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını, gördüklerini, olağanüstü bir nesnellikle anlatıyor.
"İŞSİZLİĞİN BANA VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK"

Biraz uzun bir aradan sonra hepinize tekrar merhabalar MONÇİÇİLER ve iflah olmaz İŞSİZLER!!! Hemen kısa kesip doğrudan girizgah yapalım.. Evet yine sahaflardan alınan bir güzide kitapla daha karşınızdayız..İnsanlığı bitirmeye and içmiş bir nefret , yeryüzünde kurulan suni bir cehennem ve tesadüf eseri buraya savrulan bir adamdan bahsedeceğim sizlere.. Ama bunu yapabilmem , daha doğrusu sizin de okurken anlamlandırabilmeniz için bu akıl almaz nefreti, onu meşrulaştıran zihniyeti ve ona meşruiyet kazandıran halkı anlatmam lazım sizlere .. Olayların 2. dünya savaşı sırasında yaşandığı göz önüne alınırsa kısaca o günlere , o günün koşullarına uzanalım.. (bira - tuzlu fıstık , kah& - browni - çay - kurabiye losjistik desteğini alıp herkes elinin altına suni bir Batman ve Robin koalisyonu kursun .. hepinize afiyet olsun !! )

- 2. Dünya savaşının fitilini ateşleyen antlaşma : "Versay" -

Alman hükümeti 1. Dünya savaşında bizim başımızı yaktığı gibi kendi başını da yakarak yenik çıkıp ağzının üzerine tokadı yiyip köşesine çekildiğinde, İtilaf devletleri hemen önüne Versay antlaşmasını dayadılar .. Şartlar çok ağırdı ..Daha önce elinde bulunan topraklar ve sömürgeleri elden gitmişti ..Antlaşmada tekrar savaşamaması ve etkisiz kalması adına sadece iç güvenlikten sorumlu olacak yüz bin askere izin verilmişti ordu hanesinin karşısında.O dönem için korkunç yüklü bir savaş tazminatı da dayatılan hükümler arasındaydı ..Bu tazminat ödenmez ise işgal devam edecekti..Kısacası ordusunu , ekonomisini ,kolunu bacağını budayıp biblo gibi müzelik etmişlerdi Almanya' yı (hemen ekleyelim : itilaf devletleri bu antlaşmayı Almanya' yı aşşağılamak adına eski bir tren vagonunda imzalatmışlardı .. Ama zamanı geldiğinde Hitler Fransa' ya Blitzkrieg'le (VER MEHTERİ!!) girecek, aynı vagonu hurdalıktan bulup çıkarttırıp Fransa' yı da içine sokmak suretiyle imzalatıp "HOROZU" döndürecek TAVUĞU ÖPTÜRECEKTİ) .. Yıllar yılları kovaladı ..Bozulan mali düzen , getirisi olan açlık ve sefalet yetmezmiş gibi 929- 939 arasında Büyük Buhran baş gösterdi ..Tabii Almanya kendi çapında önlemler almaya çalışmıştı..Bunlar arasında kısa vade ile akan kanı durduran ama sonrasında atardamara neşter vuran yanlışlar da yer almaktaydı.. Neydi bunlar ? Almanya yaşadığı buhranı aşmak için para basma yoluna gitmiş ama kısa süre sonra devasa boyutlara tırmanan HYPER ENFALSYONUN pençesine düşmüştü..Durum o kertede korkunç boyutlara vardı ki bir dönem fırına gidip bir (1) ekmek almak için 200 milyon mark ( HAYIR YANLIŞ OKUMADINIZ! ) ve BİR EL ARABASI gerekir oldu.. İtilaf devletleri ve kız evinde kına gecesinde (kına gecesi cidden cinnet bir olay yalnız YASAKLANSIN! =D ) çayda çıraya şahlanan Fransa herşeyi hesaba katmıştı ama Hitler' den ve önceleri sıkı bir marksist sonraları ise totoliter rejimin ağababası ve ilkin Hitlerin akıl hocası olacak Mussolini ' den haberleri yoktu o yıllarda .. Açlıkla cebelleşen Alman halkı çaresiz , DÜSELDORFLUYUZ KAZMA KÜREKTEN SORUMLUYUZ kıvamında dernekler kura dursun , yahudiler pek çok iş kolunda çeşme başını tutmuş atı almış Leipzig ' i geçmişlerdi..İşte bu ekonomik şartlar ve sosyolojik buhranlar ışığında Hitler galeyana gelmeye hazır halka kurtuluşu ve açlığın sebebi olarakta yahudileri gösterince küçük kıvılcım büyük orman yangınına dönüştü ve alevleri arkasına alan Hitler 64 milyon 999 bin 846 ( tam rakam vereyimde otoroite kabul edileyim =P ) kişinin öldüğü Dünya Turnesine start vermiş oldu ..Burda bir parantez açmak lazım .. Peki ama Yahudileri niçin özellikle seçmişlerdi ? Cevap gayet basit ; yahudiler yukarda belirttiğim gibi tüm iş kollarının başındalardı ve buna rağmen çalıştırdıkları ve sahip oldukları müesseselere yahudi harici yabancı unsurları almıyor , sermayenin de büyük yüzdesini ellerinde tutuyorlardı .. Velhasılkelam Çek Cumhuriyeti ve ardına Polonya işgalinden sonra , dev savaş sanayisinin çarklarını döndürmeye Alman halkının ekonomik gücü ve insan kaynakları yetmez oldu .. Almanya çok kısa sürede çok büyük savaş gücü elde etmek zorundaydı..Bunun sonucu olarak sıfır maliyetli bedava işgücü ile cehenneme tek yönlü bilet kesen toplama kampları devreye girdi .. Buraya kadar sanırım herşey alındı anlaşıldı TAMAM ?! Biramdan bir yudum alayım =)) Oh mis !! Kırt kurt iki de tuzlu fıstık ve devam ..

- Buradan Ancak "BACADAN" Çıkabilirsin ... -

"İŞTE TÜM DÜNYANIN GÖZLERİNİ DİKTİĞİ BU ÖLÜM GRUBU" olan (dünya kupası çekilişlerinde duyardım hep.. hususi bu tanımı kullanmak için günlerdir fırsat kolluyordum bugüne nasip oldu <3 ) - Dachau, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ' den ayrı olarak 1944 senesinde Monowitz toplama kampına İtalya' da faşistlere karşı ayaklanarak dağa çıkan ve Hitlerin kankisi ex marksist yeni faşist Mussolini' nin direktifleri dogrultusunda yakalanarak gönderilen yahudi bir kimyacı misafir oldu ..Yazarımız Primo Levi ..
Kitap yazarın Monowitz toplama kampı ve bünyesinde yeralan Buna sentetik plastik fabrikasında geçirdiği 1 yılı anlatıyor .. 1 yıl dediğimde kısa gelebilir kimine ama vücutları şişmesin ,daha fazla çalışabilsinler diye suyu dahi neredeyse kapakla verdikleri ,istihkaklarında yemek yerine bulamaç , yatak yerine saman yığını yeralan bu insanların başından geçenler kimi yerde yok artık daha neler dedirtti bana ..Bunun yanı sıra hayatta kalmak adına insanlıktan çıkan yahudilerin hem kendi aralarında teker teker, hem de milliyetlere göre bölünüp birbirlerinin kuyusunu kazmaları akıl alır gibi değil .. Önünüze gelen yemeği yemek için kasıtlı olarak kaşık verilmemesi ve karaborsada son derece kısıtlı 1 veya 2 öğününüze karşılık alabildiğiniz , hasta olduğunuzda hastaneye yatırılırken dahi yanınızda götüremediğiniz veya tuvalete giderken yatağınızın altına sakladığınız bu kaşığın (herhangi bir eşyanızın) kafanızı çevirdiğiniz anda çalındığı göz önüne alınırsa ve bu yokluğa ardı arkası gelmez Nazi zulmü eklenirse sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılır..Bu öyle bir zulüm ve kampta geçirdiği günler artık o denli sonsuz ve anlamsızlaşmış , umudunu o derece yitirmiş ki an gelmiş yazar şu satırları kaleme alma gereği duymuş..

"Bizim için kamp bir ceza değil; bizim için bir süre konmuş değil, kamp bizim için Alman sosyal dokusu içinde bizler için düşünülmüş SÜRESİZ BİR VAROLUŞ TÜRÜ."

Bunun yanı sıra ,yazarın İtalya ' da yahudi kültüründen kopuk olarak yaşamasından , Yidiş denilen yahudi ortak dilini konuşamıyor olmasından dolayı da yahudiler arasında da bir ötekileştirilmesi ve yalnızlaştırılması söz konusu ..Kitabın adı bu bağlamda hem naziler hem de yahudiler düşünüldüğünde gayet manidar.. Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama olaylar , bu insanların başından geçenler cidden çok karanlık..Hele Rusların Polonya' ya kış vakti girişleri ve kaçan Almanların ardından kampta bir avuç insanın aman vermeyen soğukta verdikleri akıl almaz hayatta kalma mücadeleleri ... İşbu sebeplerleden ötürü İŞSİZLİĞİN BANA VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK 2. Dünya Savaşı seven herkese şiddetle öneriyorum ..Esen kalınız ey işsizler ..

Bu da benden bonus olsun size :

https://www.youtube.com/watch?v=CPhMx0xnrY8

Yararlandığım kaynaklar :
4 lü Kırmızı Tuborg
1 adet Peyman kavrulmuş FIRINLANMIŞ tuzlu fıstık
1 adet Peyman Badem
Bol miktarda sigara
Arkaya İbrahim Tatlıses - Mega Aşk albümü ... van tu tıri FORRROOOO!!!
#spoiler#

Sadece "Auschwitz" yazsam..
Ya da sadece "1944 Ağustosun'da tek bir günde 24.000 ölüyle" rekor Auschwitz de dir desem ....
Sanırım az biraz merakınızı cezbetmis ya da az da olsa dikkatinizi çekmiş olurum ..

Efendim "Primo Levi"...
kendisi bir yazar değil...
..o sadece bir kimyager ..hiç sahip olmak istemediği anılarını, içini dökmüş. .

Barışla kalın.
...soğuk bir günde,çorbanızı kaşıklarken bu kitabı okuyun
..insanlık adına ....
  • Satranç
    8.7/10 (9.251 Oy)9.221 beğeni25.536 okunma1.775 alıntı118.322 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.271 Oy)19.024 beğeni43.264 okunma2.959 alıntı182.480 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.530 Oy)8.811 beğeni28.629 okunma836 alıntı139.284 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.687 Oy)11.431 beğeni28.452 okunma1.559 alıntı149.160 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.550 Oy)9.055 beğeni25.282 okunma1.515 alıntı126.125 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.690 Oy)13.385 beğeni34.454 okunma3.363 alıntı145.668 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.642 Oy)5.748 beğeni19.614 okunma830 alıntı100.859 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.431 Oy)8.008 beğeni22.717 okunma816 alıntı89.451 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.405 Oy)3.907 beğeni12.933 okunma1.183 alıntı52.778 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.874 Oy)8.830 beğeni26.277 okunma2.659 alıntı114.371 gösterim
"Kitabı ön plana çıkaran aslında yazarın özyaşamöyküsü, dolayısıyla öncelikle yazarın bir Yahudi cemaati mensubu olduğunu belirtmek gerekiyor. Nazi döneminin toplama kamplarında yaşam mücadelesi verdikten sonra özgürlüğüne kavuştuğu zaman kaleme alıyor bu kitabı. "


Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/bunlar-da-mi-insan/
İnsanlar neler yaşamış‚ dünyada neler olmuş okurken inanamadım. Az çok duymuştum‚ okumuştum bir şeyler ama bu kadarını tahmin edemezdim. Nasıl bir insan ki; yaşadıklarını yazarak tekrar yaşamaya cesaret edebilir‚ çok beğendim. Sadece daha çok altyapıyla okusaydım zihnimde daha çok oturtabilirdim.
Levi örnek alınması gereken yaşam timsali olabilir bana kalırsa onca acıya‚ soğuğa‚ eziyete rağmen hayata tutunmuş. Hayat bu ya birileri can sıkıntısından hayatlarına son verirken birileri de her sıkıntıya rağmen hayatta kalmaya çalışıyor.
Dünya bir paradokslar zinciri..
Nazi faşizmi ile ilgili yüzlerce film ve belgesel çekildi.Binlerce kitap yayınlandı.Ben de bu konu ile ilgili çok farklı yazarların eserlerini okudum.Fakat bu eser çok başka çünkü Kitabın baş kahramanı yazar Primo Levi.
Levi bizzat toplama kampına götürülmüş ve orada yaşadıklarını kaleme almış.İşte bu yüzden bu kitap diğer kitaplara göre çok daha değerli.Eğer Alman faşizmini iyice anlamak istiyorsanız ilk ağızdan duymanızda fayda var.Yazar,yaşanılanları kendine özgü doğal yorumuyla çok samimi bir şekilde anlatmış.Kitabın sonunda kendisine yòneltilen sorulara cevap verdiği bir kısım var.Okuyucuyu aydınlatmak adına çok güzel düşünülmüşHerzamanki gibi bu insanlık dramını çok üzülerek okudum.
Nekadar süre kalacağımızın belli olmadığı şu fâni dünyada,insanca yaşamak bukadar zor olmamalıydı...
Geçen yıl bu zamanlar özgür bir insandım.Yasadışı sayılıyordum ama yine de özgürdüm;bir adım,bir ailem vardı,tutkulu,hareketli bir ruhum,sağlam,sağlıklı bir bedenim vardı.
Sürüyle şey düşünüyordum. işimi,savaşın sonunu,iyi ile kötüyü... dağları düşünüyordum,şarkı söylemeyi,aşkı,müziği,şiiri... içimde öldürmek,ölmek,yabancı edebi kavramlar gibiydi.Günlerim kederli,neşeli de geçse değerliydi benim için... O günlerden elimde kalan,bugün ancak açlık ve soğukla baş etmeye yetiyor;kendimi öldürebilecek kadar canlı değilim...
.
.
.
.
Primo Levi, 1919 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Torino’da dünyaya gelir. Üniversitede kimya eğitimi gördüğü sıralarda, katıldığı anti-faşist grupla birlikte Nazilere karşı mücadele eder. Henüz 24 yaşındayken, Kuzey İtalya’daki direnişte yer aldığı için arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır ve binlerce insanın katledildiği, Naziler tarafından kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olan Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilir..1 sene boyunca bu kampta kalır ve işkence,dayak,aşağılanma gibi birçok zulme dayanır ve her şeye rağmen bu kamptan kurtulan 24 kişiden biri olmayı başarır..Nazi faşizmi ile ilgili elimden geldiğince kitap okumaya ve araştırmaya çalışıyorum..Bu kitabı okuduklarım dan farklı kılan bu kitabı yazan herhangi biri değil.. Bu vahşete bizzat şahit olmuş biri..Olaylar birinci ağızdan anlatılıyor ve kitap bitince içinizde çözülemeyen bir düğüm oluşuyor..Ben olsam ne yapardım..Hem fiziksel hem ruhsal bu zulme nasıl dayanırdım..Hadi dayandım kurtuldum sonra geri kalan yaşama nasıl adapte olurdum...
.
.
.Not: Primo Levi'nin ölümü ile ilgili net bir şey bilinmiyor..Kimisi intihar ettiğini söylüyor kimisi yaşadığı yerde merdiven boşluğundan düşüp öldüğünü..
Anlattığı hikaye itibarıyla çok sert bir anlatısı olan bir uslup kullanmamış yazar. İnsanlığın bittiği bir yerde insan olarak kalabilmenin ne kadar zor olabileceğini en zor yollardan geçerek öğrendiğini çok açık ve samimi bir şekilde anlatmış bizlere.
Yazarın gerçek hayat hikayesinden yaşadıklarını ve gördüklerini yazdığını bilmesek sanki bir çeşit distopya okuyormuş gibi hissi veriyor roman aynı zamanda.
Goethe’nin, “Sadece, eleştiremediğimiz kitaplardan öğreniriz. Eleştirebildiğimiz kitabın yazarı bizden bir şeyler öğrenmeli.” diye bir sözü vardır ya işte bu kitap onlardan biri...

Kitabı özetlemek gerekirse kitap, Vicdanı sızlatan, Can yakan bir döneme Primo Levi’nin kendi ağzından, birebir yaşadıklarını anlatıyor.. Primo Levi, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Torino’da dünyaya geliyor. Üniversitede kimya eğitimi görüyor. Henüz 24 yaşındayken, Kuzey İtalya’daki direnişte yer aldığı için arkadaşlarıyla birlikte tutuklanıyor ve binlerce insanın katledildiği, Naziler tarafından kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olan Auschwitz Toplama Kampı’na gönderiliyor. Burada kaldığı bir sene boyunca onlarca olaya, aşağılanma, işkence ve ölüme şahit oluyor. En kötüsü de duygusal şiddete. Kitapta Acımasız çalışma şartları karşısında verilen azıcık yemek ve asla karşılanmayan kişisel ihtiyaçlar ile insanların yavaş yavaş nasıl yitip gittiğini gözler önüne seriyor. Bir yıl süresince yaşanan yüzlerce olaydan sonra, Ruslar tarafından kurtarılıyor.

Primo Levi 11 Nisan 1987'de altmış sekiz yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar ediyor...

Kitap Alıntıları

"Tam bir mutluluğu gerçekleştirmenin imkan dışı olduğunu er geç herkes öğrenir."

"Umutsuz anlarda bile insanın kendine sığınacak bir köşe, çevresine ince de olsa bir savunma duvarı örmek yeteneği şaşılacak kadar büyük."

"Yaşamanın anlamı için duyulan inanç, insanın etindeki tüm sinirlere kök salmıştır, insan doğanın bir parçasıdır."

"Anlamsız insan yaşantısı yoktur ve her yaşantı incelenmeye değer."

"Tarihte olsun, bugünkü yaşamda olsun, vahşi bir yasa var tanınması gereken: "Varlıklıya verilir, yoksuldan alınır."

"İnsanoğlunu mahvetmek onu yaratmak kadar güç."
"Fiziksel şiddetten de en ağırı, insanlara uygulanan duygusal şiddettir." Auschwitz kampından sağ çıkabilen "P.Levi", Nazi döneminin toplama kamplarında verdiği yaşam mücadelesini, gözlemlediği olayları çarpıcı bir dille anlatmış. Tüyler ürpertici, gerçek yaşam öyküsü olması kitabı bir o kadar da değerli kılıyor.
Prımo Levi, 1944 yılında beraberinde altı yüz elli kişiyle birlikte Auschwitz Toplama Kampında yaşadığı insanlık dışı olayları kaleme almış.
İnsanların yaşamış olduğu psikolojik çöküşleri, tanık oldukları işkencelerin ruhlarına ve bedenlerine nasıl yaralar açtığını, hayata tutunmak aklını kaçırmamak için vermiş oldukları mücadeleri ve insan ruhundaki çatışmaları gelgitleri aktarmış.
Kitap bitti ama acısı geldi oturdu kalbime.
Okurken bu insanlar Nazi zulmüne nasıl dayandı, nasıl sabır gösterdi dedim.
Çok etkilendim.
Ne denilebilir ki.
Bu kitap; nefretin, kinin, intikamın ve daha, insanı insanlıktan çıkaran bir sürü hissiyatın, bir ideoloji zırhına bürünerek; insanın, insanlığından edildiği bir atmosferi, ‘Nazi Ekolü’nün yaptığı Yahudi soykırımını anlatıyor. Hem de birinci ağızdan. Bu soykırımı, yazınsal ve görsel olarak anlatan, yüzlerce belki binlerce kaynaktan bambaşka bir noktada.
Özellikle ‘Ekol’ olarak tanımlamamın sebebi şu. Nazi Almanyası; ölümü, yıkımı ve işkenceyi; kömür karası bir sanata evirmiş ve bunu büyük bir ustalıkla hayata geçirebilmiş, insanın en karanlık yüzünü; kitlelerin üzerine karabasan gibi çöreklenerek uygulayabilmiş bir yok ediş organizasyonudur.
Öldürmeyip süründürmenin tanımı niteliğinde bir otobiyografi ‘Bunlar da mı insan’. Auschwitz’ ten kurtulmayı başarmış ‘yirmi dört’ insandan biri olan, Yahudi kimyager Primo Levi’nin, ömrünün on üç ayını anlattığı romanı.

Kitaptan kısa bir alıntı yaparak sonlandırmak istiyorum incelememi;
“Öldüren, insandır; haksızlık eden, insan... Tüm dayanakları yok olan, yatağını bir cesetle paylaşan insan, insan değildir.”
Kitaptaki anlatının tüm özeti bu aslında.
Nazi zulmünü bizzat yaşayan Primo Levi, başından geçen olayları, toplama kamplarında insanın insana yapabileceği en kötü muameleleri anlatıyor.

//Spoiler //

Bu kamplarda insana, insanlığa ait her şey kaldırılmıştır. O kadar ki isimler bile kullanılmıyor. İsimlerin yerini artık kollardaki numaralar almıştır. Eski hayatına dair düş kurmaya fırsat yoktur .Güneş doğup batana kadar sürekli iş vardır ve bunların yanı sıra ; açlık, hastalık ve soğuğa karşı amansız bir mücadele...

Primo Levi'nin kurtulan 20 kişiden biri olması bir mucize. Fakat yaşadıklarını bir kitaba dökmesi daha mucizevi. Bence herkesin bu kitabın hakkını vermesi gerekir. Unutmamak unutturmamak ve tekrarlamamak için...Çünkü otoriter bir devlette "kitaplar uyuşturucudan ve patlayıcı maddelerden daha tehlikeli kabul edilir. " (s.215)


Bilinçli olmak isteyen herkese iyi okumalar...
“Güneş batarken canavar düdüğü, Feierabend’ın paydos vaktinin geldiğini bildiriyor. Karnımız hiç değilse birkaç saatliğine tok olduğu için kavga gürültü yok, hepimizin keyfi yerinde, gardiyanın bize vurmaya niyeti yok, çoğu zaman yapamadığımız bir şeyi yapıyor, annelerimizi, karılarımız düşünüyoruz; birkaç saat süreyle özgür insanlarca mutsuz olabiliriz. “
"Ölmek zorunda kalmamak için sürüyle çare düşünüp sürüyle yol izledik ..insan karakterini çesidince...
Primo Levi
Sayfa 113 - Can yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bunlar da mı İnsan
Baskı tarihi:
15 Kasım 2017
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755105253
Orijinal adı:
Se Questo E Un Uomo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bunlar Da Mı İnsan
Bunlar da mı İnsan
1919'da Torino'da doğan "Primo Levi", bu kentin küçük Yahudi topluluğu içinde büyüdü. Torino Üniversitesi'nde kimya eğitimi gördü. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kuzey İtalya'da faşizme karşı direnişe geçen arkadaşlarına katıldı, sonra tutuklanarak Auschwitz Toplama Kampına gönderildi. Onca eziyete karşın hayatta kalabildi. Savaş bitince yine Torino'ya döndü. Can Yayınları arasında yayınladığımız "Boğulanlar, Kurtulanlar" adlı kitabını yazıp bitirdikten birkaç ay sonra 11 Nisan 1987'de intihar ederek yaşamına son verdi. "Bunlar da mı İnsan" (1947), onun en tanınmış kitaplarından biri. Bu kitapta "Primo Levi", Nazi toplama kamplarında yaşadıklarını, gördüklerini, olağanüstü bir nesnellikle anlatıyor.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0