Bütün Şiirleri (Kutulu Tek Cilt)

·
Okunma
·
Beğeni
·
13238
Gösterim
Adı:
Bütün Şiirleri
Alt başlık:
Kutulu Tek Cilt
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
2086
Format:
Ciltli
ISBN:
9789750812170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bütün Şiirleri
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Tek kitap”la kitaplıklar kuran Delta Dizisi, bu kez dünya şairi Nâzım Hikmet’i ağırlıyor: Şairin Bütün Şiirleri, eksiksiz olarak tek bir ciltte bir araya geliyor. Farklı tasarımı ve baskı kalitesiyle beğeni toplayan Delta Dizisi, Türk şiirinin yatağını değiştiren bu büyük dizelerin tamamını avucunuza bırakıyor, sekiz kitabı elinize sığdırıyor... Çağdaş şiirimizde bir klasik olan, dünya şairi Nâzım Hikmet’in kaynak metinler temelinde yeniden gözden geçirilerek yayımlanan şiirleri, Delta Dizisi’yle şimdi bir arada: İki bin sayfayı aşan Bütün Şiirleri, 835 Satır, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Kuvâyi Milliye, Yatar Bursa Kalesinde, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yeni Şiirler, Son Şiirleri ve İlk Şiirler’i içeriyor.
2086 syf.
Biliyorum, incelemelerde inceleme sahibinin hayatından anılar okumayı pek kimse sevmiyor. Ben de çok sevmem. Ancak nasıl giriş yapsam diye düşünürken, konuyla alakali bir lise anım aklıma geldi ve bunu paylaşmak isterim: Lisede sınıfta bir gün, ailesi sol görüşlü ve ailesi muhafakar-milliyetçi görüşlü bir iki arkadaşın tartıştığına tanık olmuştum. Mevzu da vatan hainligi, vatanseverlikti. Ailesi sol görüşlü arkadaş, önce Ahmet Kaya'dan şarkı açmıştı. Aslında oradan tartışma çıktı ve diger arkadaş ona tepki vermişti. Sonra da konu Nazım Hikmet'e gelmişti ve ona da diğer arkadaş vatan haini diye başlayan sözler etmişti. Ben konuya biraz Fransız kalmıştım. Çünkü hani adı geçen kişiler hakkında detaylı bir bilgim yoktu. Ama şimdi dönüp baktığımda, henüz bırak siyasi fikri, hayat hakkında özgün fikri oluşmayan iki arkadaşım, çok rahat ailelerinin fikirlerine uymayan insanları çok rahat vatan haini ilan edebiliyorlardi. Garip değil mi? Hala değişen pek bir şey yok aslında. Peki bu 'vatan haini' Nazım Hikmet ne yapmış?


Bunu Nazım Hikmet'in yaşam hikayesini anlatarak değil de bu bütün şiirlerinden etkilendiğim, beğendiğim veya dikkatimizi çeken şiirlerine değinerek anlamaya çalışacağım.

"Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız"

Burada duralım: 'Vatan haini' Nazım Hikmet, burada Mars'taki insanlardan bahsetmiyor. Vatanındaki insanlarından bahsediyor. Her zaman varolan iki olguya dikkat çekiyor. Bunlardan birincisi halkın çektiği ekonomik sorunlar. Aslında çektiği değil de çektirildigi demek daha dogru olacaktır. Nasıl cektiriliyor peki? Halkın kendilerini yönetmesi için seçtiği insanların seçildiklerini unutarak, halkın temsilcisi ve hizmetkâri olduklarını unutarak; bilakis kendilerini sanki gökten gelen ileti ile seçilmiş edasıyla görmeleri, kendilerini halkın efendileri olarak görmeleri ve de halka bir hizmet yapsalar dahi bunun hizmet değil bir lütuf olduğu düşüncesine kapilmalari sonucunda bu yapiliyor. Bu kendilerini efendi olarak gören seçilmişler halkı çeşitli afyonlarla bir fanus içinde uyutarak, birbirlerine düşürerek, hayaller vaadederek, insanları bu hayaller içinde bir dünyada yaşatarak kendi kişisel çıkarlarına hizmet ederler. Yalanlar yalanlar ve yalanlar... Dinden gir, milliyetçilikten gir ve ver gitsin yalanları. Sonra yalan afyonuyla fanusunda gerçeklikten kopuk ve ekonomik olarak düşük seviyede mutlu mutlu yaşar halk. Mutludan kastım, bu durumda halk bu yoksulluğu sanki büyük bir ideal uğruna çektiğini düşünür, bu yüzden seve seve ve göğsünü kabarta kabarta katlanır. Peki işin aslı nedir, mikrofonu bu noktada 'vatan haini' Nazım Hikmet'e bırakmak istiyorum:

"söz yalan söylüyorsa
renk yalan söylüyorsa
ses yalan söylüyorsa
ellerimizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa
elleriniz balçık gibi İTAATLİ
elleriniz karanlık gibi KÖR
elleriniz çoban köpekleri gibi APTAL olsun
elleriniz isyan etmesin diyedir
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığınız
bu ölümlü bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı,bu zulüm
bitmesin diyedir."

Sağlam 'vatan hainligi' yapmış şair burada. Mesela isyan demiş. Halkı isyana teşvik tak bir dava! Tabi direkt bu şiirinden ötürü mü açılmış bilmiyorum ancak ömrü boyunca Şaire birçok dava açılmış; bunlar neticesinde 28 yıl ceza almış, toplamda da 17 sene hapis yatmış. Neden yatmış peki? İşin aslı, fikirlerinden ötürü. Bir memlekette fikirlerinden ötürü insanlar hapiste ise o memlekette çok ciddi sorunLAR vardır. Fikirlere tahammülsüzlük vardır. Fikirlere kim tahammülsuzluk gösterir? Fikri olmayanlar. Hemen yok hakaret etmiş yok saygısızlık yapmış yok şu yok bu en sonunda iş döner dolaşır bir yerden bir kılıf bulunarak vatan hainligine bağlanır. İşte Nazım Hikmet de böyle bir sürecin sonunda 'vatan haini' ilan edilmiş. Dünyada çokça saygı görmüş, şiirleri okutulmus, değer görmüş; barış ödüllerine layık görülmüş ve şiirleri birçok dilde okutulmus ama bir dilde okutulmasi yasaklanmış. Hangi dil? Tabiki şairin memleketinin dili, yani Türkçe'de...

"…yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye’mde Türkçemle yasak”

Beni en çok etkileyen hususlardan birisi şuydu; yirmi küsur yıl hapis cezasına çarptırılmis bir insanın karamsar değil aksine ümitvar şiirler yazabilmesidir. Şayet onun yerinde ben olsam heralde ağız dolusu küfürlerle dolu şiirler karalayabilirdim ancak. Şair, oldukça hayat dolu ve hayata sımsıkı sarılı, bunda etkili olan bence, onun bir ideale olan bağlılığıdır.

"Dünyadan memleketimden insanlar,
umudun kesik değil diye
ipe çekilmeyip de
atilirsan içeriye
yatarsan on yıl on beş yıl
daha da yatacagindan başka
sallansaydim ipin ucunda
bir bayrak gibi keşke
demiyeceksin
yaşamakta ayak diyeceksin..."


Halkı yalanlar sayesinde bir fanusa hapsedenler üzerinden devam edelim. Tarih boyunca insanları en kolay ve garantili kandırma yolu dindir. Mesela, şeriat nedir, nasıldır, olası gelmesi durumunda nasıl uygulanacaktir, bunları kendiniz bir araştırma yaparak çok rahat anlayabilirsiniz. Çok yüksek ihtimal de şu devirde buna karşı olursunuz. Ancak "şeriat Allah'ın kanunudur. Sen nasıl Allah'ın kanununa karşıyım dersin!" söylemi altında yürütülecek olası bir algı yönetimine karşı, kişinin karşı durması mümkün olmayabilir. Bu şekilde karşı olanları sustururlar ve kendi emellerine yönelik çalişmaya devam ederler. Farzı muhal yani.. Sonra dini kullanarak insanları çok güzel itaatkar hale getirirsiniz, açlığa sabırlı hale getirirsiniz, kendi haklarını aramanın şeytan işi olduğuna inandirabilirsiniz, kendisine aslında zararlı işler açacak olgulara, olaylara ve ülkelere yandaş yapabilirsiniz. Uzar gider bu liste yani. Ancak dini bu şekilde kullananların derdi nedir aslında? Mikrofonu yine 'vatan haini' Nazım Hikmet'e bırakayim:

"- Para var Allah var, para yok Allah yok
Yüksek bir sözdür bu..."

Sonra devam edip din olgusunun kendisine gelecek olursak, özellikle Ortadoğu dinlerinde, hayal edilen insan itaatkar insandır zaten, kul olmak temelindedir. Biliyorum 'gerçek' dinde yok böyle şeyler, ben 'gerçek olmayan ama nedense tarih boyu hep faal olan' din olgusundan bahsediyorum. Buyrun 'vatan haini' Nazım Hikmet:

"Yazık, yazık bize ki asırlarca aldandik!
Karanlıkta çizilen izleri görmek için
Görüp yüz sürmek için
Yazık, yazık bize ki bir çırağ gibi yandık
Ne gökten necat geldi, ne bir parça merhamet
Çalışan esirlere İsa, Musa, Muhammet
Sade bir satır dua, bir tütsü, buhur verdi
Masal cennetlerinin yollarını gösterdi
Ne beş vaktin ezanı, ne Anjelüs çanları
Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları
Yine bir köleleriz, efendilerimiz var
...
Efendiler, agalar, evliyalar, keşişler
Ebedi karanlığın bogulsun kollarinda
Artık temiz ruhların aydınlık yollarında
Sade bir din, bir kanun, bir hak:
İşliyen- dişler."

Bununla birlikte bu dünyada ne olduysa, ne icra edildiyse bunların arkasında insan vardır. Doğaüstünden hedefler, yasalar, istekler ile belirlenecek bir hayat yeryüzünde gerçek manada olumlu bir karşılığı olan bir durum değildir. Kişisel hayat beni ilgilendirmiyor lakin bir toplumun kendisine koyacağı hedefler yeryüzüne ait olmalıdır. Ayakları yere basan; gerçekçi ve insani olduğundan haberdar olan insani hedefler...

"...
Hayır,
gelecek günler için
gökten âyet inmedi bize
Onu biz, kendimiz
vaadettik kendimize
Bir şarkı istiyorum
zaferden sonrasına dair
'Kim bilir belki yarın...'"


Halkı yalanlar sayesinde fanusa hapsedenlerin diğer büyük silahları da milliyetçiliktir. Bunu çok güzel kullanırlar ve çok da kullanışlı bir silahtir. Milliyetçilik kötü bir olgudur demiyorum ancak haddinden ufak biz doz fazlası insanların gözlerini oldukça kör hale getirebilir. Bu nedenle kendilerini efendi zannederler tarafından çokça kullanılırlar. Haddinden biraz fazla doz milliyetcilikle kendilerine baglarlar halkı, orta dozla hayali hedefler içine sokarlar halkı, yüksek dozla her şeyi ters yüz edip, vatanseveri hain, haini vatansever kılarlar; haklıyı haksız, haksızı haklı; hırsızı dürüst, dürüstü hırsız, ülkeye düşman bir devleti dost devlet, ülkeye dost bir devleti düşman devlet gösterirler halka. Bunlara kanmayan tek tük insanları da linç ettirirler halka.

"Yüz Türkiye olsa
elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur
yüz kere satarsınız"

"Bir yandan vatanı satıp
bir yandan böyle bahsettiler
Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?
Hangi vatan sevgisi?
Sandalya, depo, fabrika, çiftlik, apartman sevgisi
Mülkünü, sermayesini al
sandalyasını çek altından
heriflerde düşman toprağı olur vatan."


Başka neler yazmış 'vatan haini' Nazım Hikmet, mesela şunu yapmış: Kore'ye giden Türk askerlerine 23 cent değer biçen zamanin Amerikan Dışişleri Bakanı Mister Dalles'ı eleştiren şiir yazmış. Bu var ya olacak iş değil, bu tam katıksız 'hainlik'.

"Ucuzdur vardır illeti
hani şaşmayın
yarın çok pahalıya mal olursa size
bu 23 sentlik asker
yani benim fakir, cesur, çalışkan milletimin
her millet gibi büyük Türk milleti"


Özellikle okurken son satır ayrı bir hoşuma gitmişti. Aklımdan şunlar geçti: Türkiye'nin herhangi bir yerindeki bir insanı, Fransa'da, Almanya'da ya da Amerika'da, Yeni Zelanda'daki herhangi bir insana düşman veya ona kötü olarak bakar hale ne getirebilir? (Tersi de geçerli) Neden birbirini hiç görmemiş ve görmeyecek insanlar böylesine birbirlerine bilenir hale gelirler? Ya da bu hale getirilirler? Halbuki hepimiz Montesquieu'nun dediği gibi önce insan sonra Türk, Fransız, Alman, Amerikan, Zelandaliyizdir.


Farzı muhal diyorum yine, yanlış anlaşılmasın; halkı yalanlarla fanusa hapseden kendilerini efendi zannedenler, gazetecileri hapse atarlar veyahut sustururlar, muhalefet partilerini baskı altına alırlar, hatta kendilerine en ufak muhalefet eden herhangi bir insana psikolojik baskı ile ses cikaramayacak hale veya sadece tuttuğu takım ile ilgili tweet atacak hale getirirler. Bununla birlikte, öte yandan da halkın gözünün içine baka baka, "siz hürsünüz" derler. Garip bir özgürlük anlayışı vardır yani bu kendilerini efendi zannedenlerin. Bunu isterseniz, 'vatan haini' Nazım Hikmet izah etsin:

"Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil
insan gibi yasamaliyiz dersin
büyük bir hurriyetle basarlar kelepceyi
yakalanmak, hapse girmek, hatta asilmak
hurriyetiyle
hürsün"

Sonra hani dedim ya yalanlarla afyonlarlar insanları ve hayali hedefler korlar önlerine bu hedefler uğruna da insanlar her türlü zorluğu seve seve kabullenir hatta ve hatta dünyanın her tarafına dayılanarak; New Yorklu sokakta hotdog satan George'un bundan haberi olmadan veya Fransa'da ekonomi bölümü okuyan Jacques'in bundan haberi olmadan veya konuşulacak gündem maddesi olmadigindan bu hafta toplanmayan bir meclise sahip İsviçreli Hans'ın bundan haberi olmadan... Bunu yaparken peki bu gariban insanın oğlunun, kızının, yegeninin, kuzeninin durumu nedir peki gerçekte?

"İşsiz kaldım diye düşündü
22 yaşında
İşsiz kaldım diye düşündü
23 yaşında
İşsiz kaldım diye düşündü
24 yaşında
Ve zaman zaman işsiz kalarak
İşsiz kalırsam diye düşündü
50 yaşına kadar."


Öte yandan çok ilginç bir şey söyleyeyim. Farzı muhal varoldugunu hayal ettiğimiz bu kendilerini efendi zannedenler aslında çok korkarlar. Evet, gerçekten. Çünkü korkan insan başkasını tahakkum altına almak ister, korkan insan, fikirlere tahammülsüzlük yapar ve fikirlerinden ötürü insanları hapseder. Tarih bunu söylüyor bizlere ve tabiki "vatan haini" Nazım Hikmet:

"Korkuyorlar Robertson
şafaktan korkuyorlar
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar
yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi aglamaktan
sımsıkı bir ayvayi dişler gibi gülmekten korkuyorlar
sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhat gibi sevmekten..."

Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın dünya üzerinde bu hayal ettiğimiz bir ülke ve halk var ise şayet, bu halkın bu hale getirilmesinde en büyük pay sahibi kendilerini efendi zannedenler mi peki? Bence değil, evet çok büyük pay sahibiler bu konuda ancak halkın kendisi de en az onlar kadar pay sahibi değil midir? Mesela Hitler Geri Döndü diye bir film izlemiştim. Üzerinden çok zaman geçti ama filmin sonlarına doğru geçmişten gelen Hitler'in "beni halk destekledi, tek Hitler ben değildim" mealindeki bir sözü aklımda kaldı. Halk bazen seve seve, bile bile kandırılır. Mesela Almanya Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğradı, ağır bir antlasma ile birçok olumsuzlukla ve krizle karşılaştı ve belki en önemlisi ezildi, eziklik duygusunu yaşadı kılcal damarlarına dek. Bu durumdaki bir halk zaten yalan söyleyen yani kendisine sen ezik değilsin diyecek, bu duyguyu kendisine hissettirecek birini bekliyordu, başka dedikleri yalan olmuş pek önemli değildi. Bu noktada yine sözü 'vatan haini' Nazım Hikmet'e birakayim:

"Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
Ve hala şarabimızı vermek için üzüm gibi
eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmiyor ama-
kabahatin çoğu senin, güzel kardeşim!"


Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın; dünya üzerinde varsa bu şekildeki bir halk, onun önünde iki yol vardır: Bunu iki resim ve 'vatan haini' Nazım Hikmet'in iki misrasiyla izah edelim:

"Aldanıp aldanmamak
İşte mesele"


"Aldanmazsak: Varız!"

https://i.hizliresim.com/odlJbQ.jpg

"Aldanirsak: yok!"

https://i.hizliresim.com/kMR5Vy.jpg


Çok 'hainlik' yapmış Nazım Hikmet çok. O kadar çok ki gazetelere manşet atılmış:

"Nazim Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nazım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala."

Heralde manşeti atanlar çok seviyor olsa gerekler vatanlarini, o kadar çok seviyorlar ki... Peki Nazım Hikmet ne diyor buna:

"Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarinizin ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarinda gebermekse açlıktan,
fabrikalarinizda al kanimizi içmekse vatan,
vatan tirnaklariysa ağalarının
vatan, mizrakli ilmihalse,vatan,polis copuysa
odeneklerinizse, maaşlarınizsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanmasi
topuysa,
vatan kurtulmamaksa kokmuş karanligimizdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykiran puntolarla:
Nazım Hikmet vatan hainligine devam ediyor hala."


Peki çok ilginç bir şey söyleyeyim mi? Nazım Hikmet vatan haini değilmiş. Evet, daha yeni 2000li yıllarda sayın büyükler bunu tasdik ettiler ve Nazım Hikmet'i Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına tekrar aldılar.

Günaydın!
Gunaydinlar olsun..
Günümüz hep aydınlık olsun.
Biraz geç oluyor malum bizim buralarda aydınlık
Ama mühim olan güç olmasın
Kuzey ülkesi değiliz ama baya sürüyor kışımız
Ama olsun
Biraz geç de olsa güç olmasın...

Hani başta lisede bir anımla başlamıştım. Bir diğer benzer anım da şu idi: Nazım Hikmet gibi başka hainler de varmış. Onlar da, kalkmışlar kıyılarimiza turistik(!) gezi için gelmiş 6. Filonun askerlerini denize dökmüşler. Heralde dedelerimizin 1922'deki denize dökme olayını göremedik demişler, kalkmışlar bari bu 6. Filonun askerlerini denize dökelim demişler. Bak sen şu hainlere. Karşılarında da tabi bu turistik gezi için gelen askerleri savunanlari görmüşler de bosverelim onları şimdi, bu hainlerden üç tanesini gel zaman git zaman yakalamışlar. Dinsizmisler yahu bir de, idama giderken yanına imam da istememisler. Tam hainler anlayacağınız. Neyse, üç üç diye bagiranlar olmuş bir yerlerde. Sonra işte bunları çıkarmışlar idam sehpasına.. Celladini beklemeden vuruyormus sehpaya kendisi ve bağırıyormus:
"Tam bağımsız Türkiye!" diye.
Sonra bir diğeri çıkıyor o da aynısı ve bağırıyormus:
"Tam bağımsız Türkiye!" diye
Sonra diğeri:
"Tam bağımsız Türkiye!" diye.

Tabi lisedeyken bunlardan sadece "Nazım Hikmet gibi başka hainler de varmış." kısmını biliyor ve bunlardan en azılı üç tanesi asılmış laflarini...
Hikâyenin geri kalanını sonradan öğrenmiş bulundum. Hani insan çeşitli sebeplerden gözü kör olur da, aynı insan son nefeslerinde "Tam bağımsız Türkiye!" diye bağıran ve sehpalarini kendileri iten gençlerin bu haykırışini duyamayacak kadar sağır olamaz diye düşünüyorum.

Velhasıl, sonradan anlaşılmış ki bu üç genç de hain değilmiş.

Günaydın!
Gunaydinlar olsun..
Günümüz hep aydınlık olsun.
Biraz geç oluyor malum bizim buralarda aydınlık
Ama mühim olan güç olmasın
Kuzey ülkesi değiliz ama baya sürüyor kışımız
Ama olsun
Biraz geç de olsa güç olmasın...

Farzı muhal diyorum, yanlış anlamayın...


"Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü
ölürsem kurtuluştan önce yani
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni"



Not: Anadolu'nun bir köy mezarlığına gömülmedi.


İyi okumalar.
2094 syf.
·36 günde·Beğendi·10/10
Nazım Hikmetin bütün şiirlerini okumanın gururunu yaşıyorum.Bütün şiirleri ya :))
Çok uzun bir sürede bitirdim.Kesinlikle hiç bir şiirini, hiç bir duygusunu atlamadan okudum.Nazım Hikmet hayranlığım aslında Canan Tan' ın Piraye kitabını okuduktan sonra başladı.
Şiirlerinde başta aşk, savaş, barış, dostluk, anne-çocuk sevgisi, ayrılığı,kavuşmayı,sürgünü,kırgınlığı,özlemi,milli gurur ve en önemlisi memleket özlemini çok güzel işlemiş büyük şair.Ve benercinin ölümü derinden etkiledi beni öyle bir anlatmış ki kendi arkadaşınız vefat etmiş gibi üzülüyorsunuz.
Bazen isyan etmiş hayata bazen özgürlüğe kanat çırpan bir kuş olup uçmak istemiş yüreği güzel adam...Siyasi görüşünden dolayi defalarca hapis yatip sürgün edildi siirlerinde neler hissettigini çok güzel aktarmış.

Cagdas Türk siirine adini altin harflerle yazmis "mavi bir dev" o..

Bütün kitaplarının derlenip toparlanıp bir kitap haline getirilmesi gerçekten güzel olmuş ve açıklamalar var şiirlerin altında tarihler vs... Kitaplarda olmayan alıntılar da eklenmiş bu kitaba,bu yüzden benim için bulunmaz bir nimetti bu kitap.
Toplamda 2094 sayfa.Küçük ama epey kalın bir kitap. YKY yine her zamanki gibi çok başarılı! Parasının hakkını fazlasıyla veriyor.Kitaplığımın en güzel şiir kitabı.. Şiirlerinin detayına girersem çok uzun olacak, zaten sürekli kitaptan alıntılar paylaştım o yüzden bu kadarla yetiniyorum.

*****


Bir de toplamda 12 kadına aşık olmuş Nazım 4 tanesiyle evlenmiş.Mektuplar,şiirler yazmış onlar için, maşallahı var.
Sevgi birdir deyip; Piraye ile evliyken münevver hanımla konuşması gerçekten üzücü, bunları yapmasına rağmen aşırı kıskançlığından pirayenin hep onu hapise girdiğinde aldatacağına İnandırmış kendisini ve sonra kıskandığım için yaptım affet mektupları yollamış, tam bir paranoya :) Nazım bu neyse biz iyi yönlerini bilelim arkadaşı için canını bile verebilecek fedakar bir insan o...

Ve herkesin sevdigi bir Nazim Hikmet siiri vardir.Sizin ruh halinizi bulup icinize isler..

"12 yıl boyunca hapis yattıktan sonraöldürüleceğini düşünerek Moskova’ya tekrar dönmüştür.
Bu yüzden Türkiye vatandaşlığından çıkarılmış ve Polonya vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını almıştır. Moskova’da 1963 yılında geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetmiştir. Mezarı Moskova’da bulunmaktadır. Türk vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, ölümünden 46 yıl sonra 5 Ocak 2009 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlıktan çıkarılma işlemi iptal edilmiştir." Alıntı...
2086 syf.
·453 günde·Beğendi·9/10
Uzun soluklu bir okuma serüveniydi. İstedim ki yavaş yavaş, sindirerek ilerleyeyim. Her gün bir iki şiir okumaktı planım, ama bunu her zaman uygulayamadım. Kimi zaman çok okudum, kimi zaman da kitaba elimi süremediğim günler oldu. Bunun yanında başka kitaplar da geldi geçti. Bana göre şiir, düz yazı okumaktan çok daha zor. Ama Nazım Hikmet'i hep okumak istemişimdir, bütün şiirlerinin bir kitapta toplanması ayrı güzel. Elimin altında hepsinin bir arada olduğunu bilmek güzel bir duyguydu.

Nazım Hikmet ile bilinçli tanışmam ortaokul sıralarında oldu. Bir ders esnasında Türkçe öğretmenimiz "Mavi Gözlü Dev" şiirini gürül gürül sesiyle okumuştu. Şiirden çok etkilenmiştim, belki de öğretmenimin okuma tarzından kaynaklanıyordur, bu hafızamdan hiç silinmeyen bir anı oldu. Bir devdi derken kükremesi, mini minnacıktı kadın derken küçülüp sesini inceltmesi, şiiri yaşaması... Tam metnini bulunca hemen ajandama yazmıştım, dönüp dönüp okumak için.

Bir olayı olduğu gibi yazmak yerine edebi dille harmanlamak ayrı bir meziyet. On yıl geçti yerine yazdığı şu satırlar:
"İçeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya."
Ve tam tersi benim bir durumu anlatmak için kurduğum onca cümleye karşı birkaç kelimeyle bütün duygu veya durumu aktarabilmesi, işte bu ayrı bir yetenek.

Memleketimden insan manzaraları adlı bölüm, üç kelimelik başlıkla dolu dolu içeriğini anlatmaya yetiyor. Sayfalar süren hayatlar memleketin her köşesinden. Kitabın son kısımlarında, ilk zamanlar yazdığı yayımlanmayan şiirleri vardı. Bunlar klasik belli bir kalıpta olan şiirler. Daha sonraki yıllarda biçime bağlı kalmadan yazmış, serbest şekilde olanlar daha samimi ve duygusal geldi. İçlerinde "Yalnız" ve "Herkes Gibi" şiirleri istisna. Belki sevmemde şarkı olarak dinlememin etkisi büyüktür.

Şarkılara uyarlanan şiirleri:
- Cem Karaca ve sonrasında Şebnem Ferah'ın seslendirdiği "Mavi Liman". İki muhteşem sesin muhteşem sözlerle birleşmesi, dört satırdan oluşan şiirden tam bir işitsel ziyafet ortaya çıkmış. Ayrıca Cem Karaca’dan "Ceviz Ağacı" ve çok sevdiğim, dinlemekten çok keyif aldığım "Herkes Gibisin".
- Athena'dan "Günler", Gökhan Özoğuz çok güzel yorumlamış. Tesadüfen keşfettiğim bir şarkıydı ve defalarca dinlemiştim. Uyarlaması, müziği çok hoş olmuş.
- Edip Akbayram "Güzel günler göreceğiz çocuklar" dizeleriyle "Nikbinlik",
- "Karlı Kayın Ormanında", "Seviyorum Seni",
- Bir de Volkan Konak, "Hoş Geldin Kadınım" ve "Tahir ile Zühre" şiirlerini birlikte seslendirmiş. Mimoza çiçeği şarkısının sonunda "Çekilmez bir adam oldum yine" şiiri şarkılarda karşımıza çıkanlar arasında.
- Fazıl Say'ın Nazım Oratoryosunu da canlı izlemek çok isterdim. Dev bir ekiple sahnelenen oratoryoda Fazıl Say ve şiirleri seslendiren Genco Erkal ön plana çıkıyor.
Bunların dışında mutlaka benim bilmediğim uyarlamalar da vardır.

Şiirleri bitmeyen bir hazine gibi, her yere ilham olabiliyor. En ufak bir duygu durumumuzu Nazım Hikmet'in iki satırıyla anlatabiliyoruz, kısa, net ve anlatılmak isteneni tam karşılayan sözler:
- "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür..."
- "Güzel günler göreceğiz çocuklar..."
- "Artık seninle biz, düşman bile değiliz"
- Ve yaşadığımız salgın hastalık sürecinden dolayı sık duyduğumuz, sağlık çalışanlarına atfedilen "Yaşamaya Dair" şiirinde geçen dizeler. Her duruma uygun söyledikleriyle anıyoruz Nazım Hikmet'i.

Dönüp dönüp okunacak satırlar, bize bırakılan büyük bir hazine. Kitabı bitirmemle ölüm yıl dönümü aynı güne denk geldi, kendisini saygıyla anıyorum. Bu dünyadan bir Nazım Hikmet geçmiş.
2086 syf.
·Beğendi·9/10
Nazım Hikmet'in bütün şiirlerinin tek bir kitapta bulunduğu harika bir eser. Tüm Şiirlerinin toplandığı bu kitapta, yazı puntosu ve boyutu küçük olması dışında okumaya, bilgi edinimine, anlamaya engel değil. Mutlaka el altında olması gereken, muhteşem bir çalışma olmuş tam bir baş yapıt bir kitap.Şiir seven herkesin kütüphanesinde olması gereken bir eser...!
2086 syf.
·Puan vermedi
“Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş...
Ama sen gitme ben cahil kalayım”
İyi ki varsın hayatımızda...Bu güzel şiirleri, hayatını, aşklarını, mücadeleni bize gösterdiğin için ..
2086 syf.
·32 günde·Beğendi·9/10
Nazım Hikmet gibi büyük bir ismi incelemeye gerek duymuyorum. Bunun yerine kitabın içeriği hakkında bilgi vermek isterim.
Kitap, "Bütün Şiirleri" olarak gözükse de, içeriğinde kesinlikle şiirden çok daha fazlası var. Biraz tarih kitabı, biraz anı kitabı, yer yer yaşadığı dönemsel olaylar hakkında gözlemleri ve psikolojik analizleri barındıran bu kitapta hayatın her alanından bir şeyler bulmak mümkün.. Bu yüzden bu kitaba sadece şiir kitabı demek onu anlatmaya asla yetmez. Çok daha entellektüel bir kitap. Şu an aradığım ne ise onunla ilgili kısımları okuyorum ama bir İranlı için Şahname nasıl okunmalıysa, kendini okur yazar olarak gören biri de mutlaka bu kitabı okumalı. İçerisinde çok değerli bilgiler yer alıyor.
Ayrıca üstat, popüler olmak adına sadece romantizme odaklanıp, aşk şiirlerinde kalmamış -ki yazmak istese daha nice şiirler yazabilirdi. Kendine has tarzıyla toplumsal sorunlar üzerine de eğilmiş.
2086 syf.
·9 günde·Puan vermedi
İncelemem çok uzun olacak.Hayatımın çok özel neferlerinden biri kabul ettiğim,dünya şairi,kavga ve dava adamı Nazım Hikmet'i incelemeye ne kadar haiz,ne kadar muvaffak olabileceğimi bilmiyorum.Onun için kitaba ve ona dair yazdıklarım,inceleme değil ancak ufak hususiyetler olabilecektir düşüncesindeyim.Pablo Neruda'nın,Jean Paul Sartre'nın,Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun ifade etmekte noksan ve çaresiz kaldığı büyük şaire benim yazacaklarım biçare uğraştan başka bir hususiyet taşımayacaktır kanısındayım.

Bir yandan çok gururluyum ve onurluyum.Kıvanç doluyum.Ölmeden önce,bu dünyadan öte yakaya göçmeden evvel,mavi gözlü devin bütün şiirlerini okuyabilme bahtiyarlığına eriştim.İtiraf etmem gerekirse,çoğu sayfada gözlerim doldu.Hatta daha samimi olayım,ağladım.Benim için değeri ifade edilmeyecek denli büyük bir şairin yurdundan uzakta,Moskova'da yatıyor olmasını düşündüm de duygulandım.Şiirlerindeki mükemmeliği farketmeme karşın,kendisine ve şiirine açılan savaşı düşündüm de utandım.Ekmek kadar temiz,su gibi ay şairimin; son anını düşündüm de kasvete sürüklendim,boğulduğumu hissettim.

Kitabın bitmemesi için aynı şiirini defalarca okuduğumu bilirim.Benim için kitabıyla büyülü bir dünyanın kapılarını açan büyük şaire teşekkür ederim.Yazıma başlayabilirim:

Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...
kendini böyle tanıttı Nazım Hikmet Ran.Hümanizme ve vatan sevgisine adadığı hayatını kavgayla;ülkesinden ve sevdiklerinden uzakta geçirdiği günlerini hasretle;Bursa,Çankırı,Sinop,Ankaradaki 13 yıllık esaret hayatında kaybetmediği yaşam ve yurt sevgisini "ümitle"nitelendirdi.
20 Kasım 1901'de Selanik'te doğar büyük şair.Babası Hikmet bey,bir kaç ay yüzünden bir koca yıl yaşı büyük görünmesin diye 15 Ocak 1902 olarak kaydettirir kimliğine.Annesi entelektüel Türk kadınını temsil eder.Celile Hanım,çok iyi bir ressam ve Fransızcaya hakim münevverlerden biridir.Dedesi Mevlevi tarikatı şeyhlerinden ve Paşa olan Nazım Bey'dir.Şiirlerinde de bunu dile getirir:
3 yaşında paşa torunluğu yaptım
14 yaşından beri şairlik ederim...

Kendi öz yurdundan uzakta,vatanının,bayrağının hasretiyle 3 Haziran 1963'te Moskova'da ölür Nâzım.

Bu yarası da şiirlerine konu olur:
Gün geldi;"yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak"dedi.
Dünya kıymetimi,büyüklüğümü fark etti.Kendi öz yurdumda,öz dilimde yetim kaldım dedi.

Dem geldi;"Sevdalınız komünisttir,
on yıldan beri hapistir,
yatar Bursa kalesinde.
Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
en âlâ mertebeye ermiş yatar,
yatar Bursa kalesinde.
Memleket toprağındadır kökü,
Bedreddin gibi taşır yükü,
yatar Bursa kalesinde."diye hükmetti.Destanını yazdığım Şeyh Bedrettin benim.Komünistim ve bununla övünüyorum.Verdiğiniz cezayı da Bursa'da sevdayla kabul ediyorum diye haykırdı.

Çoğu zaman kutsalına,dokunulmazlık alanına saldırdılar.Kalemşör tavrıyla en net yanıtı verdi.Moskova'da sabah vakti.Nazım her zamanki gibi sabah gazetesini almış ve okuyor.Gazete haberi aynen şöyle:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. 
Ardından gelen tarihi yanıt.Şiirin üstüne külliyat yazılır:
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." 
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, 
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali 
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. 
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt 
           hainiyim, ben vatan hainiyim. 
Vatan çiftliklerinizse, 
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, 
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, 
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, 
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, 
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, 
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, 
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, 
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, 
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
                            ben vatan hainiyim. 
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Hayat iyi davranmıyordu mavi gözlü deve.Çünkü insan hayal kurmaktan ve umut etmekten de yorulurdu.Ankara cezaevinde yazdığı şiiri,Nazım'ın;dışarıda titreyen yaprakla birlikte üşüdüğünü gösteriyordu bize.Bedeni esirdi.Ruhu kitlelerle mücadeleye devam ediyordu.Karanlık ve soğuk zindanlarda yaşam kuvveti ve dava bilinciyle,zihnindeki aydınlığı yurttaşlarına gölge ettiği apaçıktı:

Dünyadan memleketinden insandan umudun kesik değil diye ipe çekilmeyip de atılırsan içeriye yatarsan on yıl on beş yıl daha da yatacağından başka sallansaydım ipin ucunda bir bayrak gibi keşke demeyeceksin yaşamakta ayak direyeceksin. Belki bahtiyarlık değildir artık boynunun borcudur fakat düşmana inat bir gün fazla yaşamak.
Yani içerde onyıl on beş yıl daha da fazlası hattâ geçirilmez değil geçirilir kararmasın yeter ki sol memenin altındaki cevahir.

Beraber yola başladığı arkadaşları tarafından satıldı,kandırıldı.Yapayalnız bırakıldı.Peyami Safa üstüne geliyordu.Atsız hücum ediyordu.Parlayan bir karizmaydı adeta.Işığından çok rahatsız olundu.Şiirleri dildeydi.Tarzına ilişkin çok şiir denemeleri yapıldı.Onun kadar başarılı olunamadı.Şiirindeki giz aşikar ki özgündü.Alkışlanmasından,dünya şairi olmasından,dava bilincinden,yurt sevgisinden rahatsız olan,onu yarı yolda bırakan arkadaşlarına cevabı yine şiirle olacaktı:
İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime, 
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar... 
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime, 
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman, 
Ne arayan beni, ne soran... 

Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu... 
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın. 
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli 
Nasılsın?...

Çocukluk arkadaşı Vala Nurettin'den gelen ihanetse onu bir başka sarsmıştı.Cevap hazırdı:

En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz.

Kadınları vardı Nazım'ın.Piraye,Nüzhet,Münevver,Vera.Hrpsini başka sevdi.Kimse kimsenin yerini tutamadı romantik komünistin hayatında.Ama Piraye'yi aldattıktan sonra duyduğu pişmanlık ömrünün sonuna kadar yakasını bırakmadı.Pirayeyse kimseyle evlenmedi,ona da dönmedi.
*Piraye,gel.Sana muhtacım


*ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...

ne güzel şey hatırlamak seni :
bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının... 
içimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti :
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak
koyu bir karanlık...

ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya...

ne güzel şey hatırlamak seni.
sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine :
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

ne güzel şey hatırlamak seni :
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
*ilk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
hapisten
mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı nâzım hikmetin kadını...
*delindi sintine,
esirler parçalamakta pırangaları.
yıldız-poyrazdır esen, 
tekneyi kayaların üstüne atacak.
bu dünya, bu korsan gemisi batacaktır,
taş çatlasa batacak.
ve senin alnın gibi hür, ferah ve ümitli bir âlem
kuracağız pirâyem...
bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...

Hiçbir iktidara boyun eğmedi.Adnan Menderes'e yönelik şiirleri dönemi çarptı,geçti:
Menderes o dönemler Kore'ye asker gönderiyordu.Nedenini bilmeden gittikleri bu savaşın ardından gözünü,kollarını ve bacaklarını kaybeden bir yedek subayın ağzından Menderes'e ateş püskürdü:
DİYET 
 

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız, 
iki kurnaz, 
   iki hayın, 
         ve zeytini yağlı iki gözünüzle 
                 bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli 
                          ve topraklarına çiftliklerinizin 
                                     ve çek defterinize. 
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, 
iki elinizle okşarsınız, 
iki tombul, 
   iki ak, 
        vıcık vıcık terli iki elinizle 
            okşarsınız pomadalı saçlarınızı, 
                    dövizlerinizi, 
                           ve memelerini metreslerinizin. 
İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, 
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, 
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in, 
ve bütün kaygınız 
      iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri 
              halkın tekmesinden korumaktır. 
Benim gözlerimin ikisi de yok. 
Benim ellerimin ikisi de yok. 
Benim bacaklarımın ikisi de yok. 
Ben yokum. 
Beni, Üniversiteli yedek subayı, 
                   Kore'de harcadınız, Adnan Bey. 
Elleriniz itti beni ölüme, 
            vıcık vıcık terli, tombul elleriniz. 
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan 
ve ben al kan içinde ölürken 
           çığlığımı duymamanız için 
                   kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. 
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, 
ölüler otomobilden hızlı gider, 
kör gözlerim, 
          kopuk ellerim, 
                     kesik bacaklarımla peşinizdeyim. 
Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, 
göze göz, 
ele el, 
bacağa bacak, 
diyetimi istiyorum, 
alacağım da. 
  
Atatürk'le hikayesi de manidardır.Gazi Paşa,Nazım'ın ne denli büyük bir şair ve dava adamı olduğunu bildiği için onu huzuruna çağırır.Şiirlerini kendinden dinlemek istemektedir.Polis nezaretiyle Nazım,atanın huzuruna çıkarılacaktır.Polisler kapıya gelir.Nazım'a:Mustafa Kemal sizinle görüşmek istiyor denir.Nazım bozulur.Kapıdan polis nezaretinde çıkarılacak olması hoşuna gitmez.Gazi Paşama söyleyin,ben Deniz Kızı Eftelya değilim yanıtını verir.Durum paşaya iletilir.Paşanın cevabı daha manidar ve onurludur.İşte aradığım sanatçı.Nazım Hikmet gerçekten söylenildiği kadar büyük şairmiş.Bir sanatçıya yakışır surette davranmış cevabını verir.

Gazi Paşaya da şiirlerini yer vermeye unutmamıştır Nazım:

Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar büyük
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adini bilmiyordu
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlikten evvel
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek 
ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Uc" dediler,
Sarisin bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.

Şairin hayatında Lenin'in yeri çok önemli ve özeldir.Bir çok şiirinde Lenin'e yer verir.Bir tanesini paylaşalım.

Komünistler bir çift sözüm var size:/ ister devlet başında olun ister zindanda/ ister sıra neferi, ister parti katibi/ Lenin girebilmeli, her zaman, her mekanda/ işinize,evinize, bütün ömrünüze/ kendi işi, öz evi, kendi ömrüymüş gibi.

Bursa,Çankırı,Ankara,Sinop hapishane hayatı.Rusyadaki komünizme duyduğu hayal kırıklığı,annesi Celile'yle Yahya Kemal'in büyük aşkı,Pablo Neruda ve Jean Paul Sarter gibi yazar ve şairlerle dostluğu,Piraye,Nüzhet,Münevver,Vera ve bilinmeyen aşkları,açlık grevi,dostlarından gördüğü ihanetler,açlık vs.

Nazım'ın hayatını anlatmaya hikayeler yetmez.Bir destandır romantik komünistin hayatı.Biz sadece önemli gördüğümüz hususları dile getirmeye çalışabiliriz koca şaire yönelik.Sayfalar,kitaplar yetmez başka türlü!Dedem,yoldaşım,kardeşim,arkadaşım,yurttaşım,dava arkadaşım Nazım Hikmet 118 yaşında.Sen çok yaşadın Nazım değil,sen yaşamaya devam et Nazım.Çünkü bende,bizde hâlâ yaşamaya devam ediyorsun sen ve ölmeyeceksin.Bu dünyadan Nazım Hikmet geçti.Saygı duyun,selam edin adsız nefere:
Hoşça kalın 
              dostlarım benim 
                             hoşça kalın! 
Sizi canımda 
      canımın içinde, 
           kavgamı kafamda götürüyorum. 
Hoşça kalın 
              dostlarım benim 
                             hoşça kalın... 
Resimlerdeki kuşlar gibi 
            dizilip üstüne kumsalın, 
                         mendil sallamayın bana. 
                                                        İstemez... 
Ben dostların gözünde kendimi 
                       boylu boyumca görüyorum...

A  dostlar 
      a  kavga dostu 
                   iş kardeşi 
                            a  yoldaşlar  a..!!. 
Tek hecesiz elveda..

Geceler sürecek kapımın sürgüsünü, 
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü. 
Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
                                     mapusane türküsünü.

Yine görüşürüz 
           dostlarım benim 
                          yine görüşürüz... 
Beraber güneşe güler, 
                 beraber dövüşürüz...

A  dostlar 
       a  kavga dostu 
                    iş kardeşi 
                              a  yoldaşlar  a..!!. 
                                       ELVEDA..!!.....















  
2086 syf.
Büyük insan, evrensel şair ...
11 Eylül 1961 / Doğu Berlin'de yazdığı otobiyografi ...

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya
Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmaya yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim
951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim trene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filan olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha kim bilir ...
2086 syf.
·Puan vermedi
Moskova’da sürgündeydim. Aşkların en güzelini yaşadım. Parmaklıklar ardında yurdun dört bir yanında kaldığım günlerde dahi umudumu kaybetmedim. Umudun ve aşkın en güzide şairi oldum şiirlerini okurken... Şiirlerinin mayasında hep yaşantıları olan Nazım’ı okurken kendimi Nazım gibi hissettim. Hayat gailesi içinde burun kıvırdığımız birçok sorunun aslında çok da kayda değer olmadığını hissettim. Dört duvar arasına hapsolmuş bir adamın en büyük isteği ne sevgilisi ne çocuğu ne de gözyaşı içinde bıraktığı diğer sevdikleriymiş. Gökyüzünü bir parça görebiliyor ve buna sonsuz bakma hakkını sonuna kadar kullanabiliyorsak bu mutlulukların en güzeliymiş. Haksızlığa uğramanın en acı tarafı haklı olmak değil; Hakk’ı hukuku bilmeyenler tarafından bu hakkın elinden alınmasıymış. İşte Nazım bunlardan sadece biri... Ahmet Arif’ler , Orhan Kemal’ler, Kemal Tahir’ler daha adını sayamadığımız onlarca güzide insanı yıllarca gökyüzünü görebilmekten alıkoyanların aramızda usulca dolaşması ne büyük fecaat... Kendi küçük dünyamızda mutlu olabilmek o kadar kolayken acaba bu şairlerin ve yazarların derdi ne imiş ki onca sene bu mutluluğu tadamamışlar. Omurgalı insan olabilmek, bildiğini söylemekten çekinmemek, en sevdiği şeylerden mahrum kalacağını bildiği halde haykırmak... İşte bu insanlığın en güzel resmi. Herkesin bu resmin karesinde kendine küçük de olsa bir yer bulabileceği bir dünya umuduyla. Şiirli, güzel günleriniz olsun. Esen kalın...
2086 syf.
·14 günde
Kitap çok güzel ama özellikle bir şiir var o beni ağlattı. O şiiri sizinle paylaşmak istiyorum.
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.
2086 syf.
·Beğendi·10/10
Merhaba...
Üstadın Bütün Şiirleri, eksiksiz olarak tek bir ciltte bir araya getirilmiş ve tasarımı, baskısıyla muhteşem.
Türk şiirinin yatağını değiştiren bu büyük dizelerin tamamını avucunuza bırakıyor, sekiz kitabı elinize sığdırıyor.
Kaynak bir temel eser olarak bugünden yarınlara ve hatta daha ileriki kuşaklara taşınarak ölümsüz hale getirilmesi gereken çok önemli bir eser.
İnanmıyorum bir kış günü dünyaya geldiğine.
Sen mutlaka baharda doğmuş olmalısın,
toprak uyanırken.
Nazım Hikmet Ran
Sayfa 823 - Yapı Kredi Yayınları
Sen
Sen esirliğim ve hürriyetimsin,
Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
Sen memleketimsin.

Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
Sen büyük, güzel ve muzaffer,
Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bütün Şiirleri
Alt başlık:
Kutulu Tek Cilt
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
2086
Format:
Ciltli
ISBN:
9789750812170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Bütün Şiirleri
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
“Tek kitap”la kitaplıklar kuran Delta Dizisi, bu kez dünya şairi Nâzım Hikmet’i ağırlıyor: Şairin Bütün Şiirleri, eksiksiz olarak tek bir ciltte bir araya geliyor. Farklı tasarımı ve baskı kalitesiyle beğeni toplayan Delta Dizisi, Türk şiirinin yatağını değiştiren bu büyük dizelerin tamamını avucunuza bırakıyor, sekiz kitabı elinize sığdırıyor... Çağdaş şiirimizde bir klasik olan, dünya şairi Nâzım Hikmet’in kaynak metinler temelinde yeniden gözden geçirilerek yayımlanan şiirleri, Delta Dizisi’yle şimdi bir arada: İki bin sayfayı aşan Bütün Şiirleri, 835 Satır, Benerci Kendini Niçin Öldürdü, Kuvâyi Milliye, Yatar Bursa Kalesinde, Memleketimden İnsan Manzaraları, Yeni Şiirler, Son Şiirleri ve İlk Şiirler’i içeriyor.

Kitabı okuyanlar 1.293 okur

  • Orbay Aydin
  • Harun Nizam
  • Mehmet Gündoğan
  • Meryem Seçer
  • Ece Erdil
  • Seda Karmil Cirit
  • Ceylan çakmak
  • Kerem Adalı
  • neritanis
  • Furkan Can Çelik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%17.7
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%26.3
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%3.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.2
Erkek
%43.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.9 (230)
9
%18 (62)
8
%9.6 (33)
7
%2.9 (10)
6
%0.9 (3)
5
%1.2 (4)
4
%0
3
%0.6 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları