Bütün Şiirleri 1

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.329
Gösterim
Adı:
Bütün Şiirleri 1
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
194
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340773
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Bütün Şiirleri 1
Toplu Şiirler 1
O çocuk oturmuş çarşılar ortasına
Bir güz kederiyle iplik iplik ağlıyor
Babam olsaydı
babam olsaydı
babam olsaydı...
Işıklı vitrinler önünde simsiyah bir leke
Çocuk ağlamıyor
Almış kanatlarına bütün özlemlerini
Bir turna sürüsü gözlerinin burcunda
Akşamı parçalaya parçalaya uçuyor...
Sabahları benim kadar seven şair Şükrü Erbaş'ın, kapağı mint yeşili, içi derya deniz, kıymetli 4 kitabının derlendiği Bütün Şiirler-1 ile günlerimi insanlıkla doldurdum da geldim. İnsan olmayı hissettiren ve hissedenler var olsun.

Kitabın ilk sayfasına kime ait olduğunu bilmediğim bir sözü not düştüm: ''Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.'' Şükrü Bey'de hissettiğim merhametti çünkü.

Şairin bana düşündürdüğü en kuvvetli hâli, her neye bakarsa ve her ne yaşarsa yaşasın <güzel bakması.> Hepimizin hayatında çivi yazısıyla yazılmış gibi kazınmış anılar vardır. Bazısı kanayarak yazılmıştır bazısı gülerek. Fakat o baktığı her şeyde bir güzellik bulduğu için, acıyı bile öyle ifade etmiş ki, acı olduğunu bile bile, anlamın içine adım atmaktan bir an geri durmak istemiyorsunuz. Kirpiklerle ilgili kaç güzel satır yazılabilirse yazmış ve bazen acının kenarına papatya yaprağı gibi dizmiş intizamla, bazen kirpiklerini salıncak yapmış bir çocuğun sevincine. Bu da şairin sadece güzel bakmakla değil, söz oyunlarını yapabilmesiyle de şair olabileceğini gösterir.

Yaşam denilen bu uzun yolda birçok anıyı, acıyı, meşgaleyi ömre katık eder gideriz. Ama onlar ne yenir ne yutulur. İşte bundan sebep ki ''Yaşamak bir uzun yolculuk/ Bitirmeden biteriz.''

Her insan gibi konuşmaktan hoşlandığım ve maruz kalmaktan hoşlanmadığım şeyler var. Hayatım boyunca hep sosyal bir insan oldum. Ama geçtiğimiz sene içerisinde şunu fark ettim, eğer bazı insanlarla çok fazla konuşmak istemiyorsanız bazen hoşlandığınız insanlardan da uzak durmanız gerekebilir. Bu yüzden kendimi sosyal medyadaki insanlara sessize alırken, içimin sesini sonuna kadar açıp, çok mutlu haftalar geçirdim de geldim. Uzun yıllardır yağmur mevsimi geldiğinde mumlarımı yakar, şiirlerimi okur ve bir tür terapi ile ruhumu, enerjimi tazelerim. Güzel söz söyleyen herkesi dimağıma işler, sözüme sohbetime yedirir, o insanların bayrağını taşımaya çalışırım. Şiirler, kalbinize ulaşan şairleri keşfettiğinizde, işte o zaman anlamlı gelir size. Şiir denilen ne bir koldur, ne bir yoldur. Kimi kaktüs gibi gelir, kimi gelincik gibi. Bu sizin şairle ruh uyumunuzla da ilgilidir. Ama rüştünü ispatlamış her şairde, mutlaka sizin de kalbinizde, dilek balonlarının sakin güzelliğini uyandıracak mısralarınız bulunur. Bu yüzden Şükrü Erbaş'ta hepinizin içine dokunacak satırlar bulmanız kuvvetle muhtemel. Böyle güzel haftalar içerisinde bana beni anlatan satırlar içinde öyle mutlu oldum ki, bunu söz ile anlatmak kafi gelmez. ''Geceler Aydınlık'' isimli şiiri beni yıllar öncesinden sesime ses olan adama tebessümle baktırdı ve sessizliği aydınlık yaptığım günlerde, insansızlık gündüzüm olmuşken, bu dedim, işte bu. Şair de zaman zaman hepimizin içine düştüğü o dış dünyayı sakine alma metodunu denemiş ve suskunluğun tüneklerine çekilmiş. Eğer siz de, söz umduğunuz inceliğe inmiyorsa, alnınızdaki damar kalınlaşmadan, anlamı ucuz edenlerden uzaklaşın ve sessizliğin şükrüne varın. Çünkü Şükrü Bey'in de dediği gibi uysanız kendi özünüzden uzaklaşır, direnseniz gününüz kararır.

***

Kitapta kadınlara ve çocuklara sık sık merhamet içeren, yufka bir yüreğin nazik ve <anlayan insanın gözlerini> taşıyan cümleler var. ''Herkesin gerçeği kendine acı/ Herkesin acısı kendine biricik'' Bunun böyle olduğunu kabul edip, çevremize acımızdan yaptığımız iğnelerle dikenlerle bir hâl sergilemek de mümkün, acımızı gücümüzle sarıp, diğerlerine merhem olmak da mümkün. İyilik; sadece içimizden geldiği için yapılan bir eylem değildir. İyilik, aynı zamanda seçerek yaptığımız bir eylemdir. İnsanız. Hepimizin bir kalbi var. Ve bazen kalbimize yenik düşeriz. <Kalbe yenik düşmek> demek, sadece üzülmek, acı çekmek demek değildir. Kalbimizin, bizi koruyan yanına da yenik düşmek demektir. İnsan, kötülüğe maruz kaldıkça saldırganlaşabilir. Kötü söze maruz kaldıkça kötüleşebilir. (Engin Geçtan'ın İnsan Olmak'ı da bu yazıda etkili.) Haberleri izlemek dahi kâfi. Kelimeleri fırlatıyor musunuz? Yoksa çiçek gibi mi sunuyorsunuz?

***

İnsanlardan kaçıp kitaplara sığındığınız ne çok an var, değil mi? Aslında siz, bir insandan bir başka insana sığındınız. Kiminin dert olduğu yere, kimi şifa olur. Aslında biz yalnız kalmak istemedik, hiçbirimiz. Anlaşılmak ve anlamak istedik hepimiz. Kitap; bir kalp, bir düşüncedir. Kitap, insanı temsil eder. Peki, bizleri birbirimizden kaçacak noktaya getiren nedir? Sebeplerin en büyüğü, nerede duracağımızı bilmemek. Karşımızdaki insana, gereğinden fazla yaklaşmak. Kirpilerden öğreneceğimiz çok şey var. Birbirimize, birbirimizi ısıtacak ama dikenlerimiz batmayacak kadar yaklaşmayı öğrendiğimizde daha iyi hissedeceğiz. Her şey insanla anlamlıdır. Her kitap, insanın dünyaya bir haykırışıdır. İçeriği ne olursa olsun, yazanın izidir. Kimle dost olacağınızı belirleme özgürlüğü kitaplara olan sevginizin sebebidir. Anlamı, insansızlıkta aramak da bu seçim özgürlüğüdür. ''Koşaradım'' şiiri de işte bana bunları düşünürken kelime arkadaşı oldu. Bu şiirle öyle çok şey düşündüm ki. Mutlaka okumanızı isterim. Kulaklarımızı tıkayan kalbimizin gümbürtüsü değil, kötülüğün uğultusu olunca, sesi kesmek için sessizliğe çekilişimiz bundandır. Kalp de kötü de 4 harf, ikisi de göğsümüzden çıkıyor. Seçiminiz nedir?

***

Bu kitap kusursuz bir kitap değil. Fakat kusursuz o kadar çok şiir var ki, sevgimiz şefkatle el ele tutuşup, derin bir hürmete dönüşüveriyor bu satırlar karşısında. Bu kalbi pamuk insan için yaşamak çok zor olmuştur eminim. Bu incelik, çok kırmıştır yüreğinin dallarını. Hassaslıkla acizliğin/ güçsüzlüğün/ zayıflığın karıştırıldığı bu hayatta bu gönlü güzelin yazdığı/yaptığı şey sadece edebi sanat, söyleyiş güzelliği değil.Hiç değil. Baktığı her yeri, bir his olarak içine alan bir insan bu. Onun dimağını, düşüncelerini paylaşıyorum hissem kadar. Yorgun düşüyorsak, yorulduğumuzdan değil, düşen bir yaprağın dahi hüznünü paylaştığımızdan. Bundan kaçamadığımızdan değil, kaçmadığımızdan. Umduğunuzu alabildiniz mi bari şu hayattan, bilmiyorum Şükrü Bey. Sulardan hayatın duruluğunu, mavilerden mutluluğun rengini almamızı söylüyor. Okurken her bir zerrem kanatlanıyor da kelebek oluyor sanki, mutluluktan uçup uçup konuyorum kelimelerin dallarına. Yaşamak mutlaka bir sanat, elimiz ne kadar iyi fırça tutar, nefesimiz ne kadar yeter bu dünyanın kavalına bilmem. Kelimelerim ve kelimelerim var o kadar. Bir de sevdiklerime sarılmak için göğsüm. Sanat sizin, sanata değer vermek bizim işimiz olsun. Bu şekilde gönül penceresini ışıl ışıl temiz tutmuş insanlarla karşılaşmak umuttur. Herkese duyduğu o incelikli saygı bize de yol gösteriyor.

Tek bir satırını dahi ıskalamamak için, sayfalarını günlere böldüm yine. Şiire hak ettiği saygıyı sunmak lazım. Bütün saygımı toplayarak araladım sayfaları. Hazır olarak okumak, en güzel okuma halidir. Bunu anladığımdan beri mutluyum şiirlerin eşlik ettiği saatlerde. İçimi maviye boyayan kitaba güneşimle geldim. Işıyorum. Bir insan, bu kadar iyi satırı bir ömre nasıl sığdırır, bilmiyorum ama. Ve merak ederek sonlandırıyorum, öyle çok şiir var ki içimi hayal işlemeli bir hançerle oyan, böyle sevebilen insanların sevdikleri kadınlar, acaba bu şiirlere değen kadınlar mıdır? Yoksa ''güzelliğin on para etmez/ şu bendeki aşk olmasa mıdır?''

Serbest nazım ölçüsü ile sanat nasıl yapılır, buyrun. Tercih edeceklere keyifli okumalar dilerim.
Ve ablasına güzel bir kitap gönderir bir kardeşi. Dua ablaya sevgilerimle diye başlar kitap. İçinde bir de mektup vardır tam dört sayfa. Hiç üşenmeden yazmıştır. Daha ne ister ki bir insan. Güzel bir kardeş, güzel bir kitap ve güzel bir mektup. Kitap mı güzel mektup mu hala karar veremedim. İkisine öyle içten öyle derinden yazılmıştı. Hisler denizinde yüzerek doldurulmuştu sayfalar.

Hediye gelen kitaplarımı, bütün kitaplarımdan daha çok seviyorum. Hediyeleşmek güzeldir. Her ne kadar ismi lazım değil birisi, kendisine kitap hediye ettiğime beni pişman etmiş olsa da (geri istemeyi düşünüyorum burayı okuyunca hatasını anlar belki) kitap hediye edildiğinde yaşadığım bu güzel duyguyu tüm sevdiklerime yaşatmaya devam edeceğim. Zorlama duygular yoktur. İnsanın içinden gelen bir şeylerdir bunlar.

İşte Şükrü Erbaş böyle bir şairdir. Zorlama yoktur. Her şeyi içinden geldiği gibi hoyratça yazmıştır. Üstüne basa basa tattırmıştır bütün duyguları tüm çıplaklığıyla. Şiir sevmem diyenlere bile şiiri sevdirir. Bölge bölge yayar bütün hüzünleri. Söylemek isteyip söyleyemediğiniz her ne var ise o sizin için şiire dönüştürmüştür.

Toplu Şiirler 1 kitabı

1984 Küçük Acılar

1985 Aykırı Yaşamak

1986 Yolculuk

1992 Kimliksiz Değişim
isimli kitaplarından oluşuyor.

Son kitabı Kuş Uçar Kanat Ağlar kitabınından sonra ilk kitabını okuyunca kendisini şairlik konusunda nasıl dahiyane bir şekilde geliştirdiğini görebildim. Okuyun okuyun okuyun.
Şiirden ne kadar anlarım, bir şiir kitabı incelemesi yapmak ne kadar haddime bilmiyorum ancak bir kaç cümle söylemeden geçemeyeceğim. Okurken şairin yaşlanışını, değişimini izledim. Her sayfada biraz daha tanıdım, tanıdığım için çokça mutlu oldum. Bazı şiirlerini okurken saygı duyup, içten içe 'canım adam' bile dedim. Kısacası ben severek okudum, severek okumanız dileğiyle.
Şükrü Erbaş'ın şiirleri için söylenecek bir şey kalmadı aslında. Kendisinin her kitabında ayrı bir hava yakalıyor sizi. Ancak bu kitabında kendisinin bir yönünü daha keşfettim. Genelev Mektupları adındaki şiiri adeta bir roman havasında betimleyici ve düşündürücü. Bir erkeğin genelevde çalışan bir kadın gözünden yazdığı bu şiiri ile kendisine bir kez daha hayran kaldım. O kadının hüzünlerini resmen siz de anlıyor ve yaşıyorsunuz.
Her kitabı gibi bu kitabını da tavsiye ederim..
Şükrü Erbaş ile tanıştığım kitap.

*Küçük Acılar
*Aykırı Yaşamak
*Yolculuk
*Kimliksiz Değişim
Şiir kitaplarının toplandığı kitap.

Ne zaman bir kitabı bitirsem Türk Edebiyatının bir derya olduğunu tekrar tekrar fark ediyorum. Okudukça damla kadar yol aldığımı görüyorum.

Yol uzun ömür belirsiz...

Şükrü Erbaş kendi şiir dönemlerinde lirik,toplumcu gerçekçi vs. üzerine şiirler yazmış.
Henüz kendisiyle tam tanış olmadık. Girizgâh yaptık diyelim.

Elimde daha iki tane toplu şiirleri kitabı var. Zamanı gelince onları da okuyacağım.

Kitap okunma zamanını seçiyor sanırım.

Kendimden çok şey buldum. Bu nedenle bool bol alıntı paylaştım.

Üslûbunu sevdim. Kelimeleri değişik bir şekilde bir araya getirip ilginç imgeler oluşturmuş.

"Yolculuk" şiiriyle de Ceyhun Atuf Kansu ödülünü kazanmış.

İyi okumalar...
Aslında Şükrü Erbaş'ı "Ömür Hanımla Güz Konuşmaları" şiiri ile tanıdım ve o andan itibaren sevdim. Şiir başlı başına bir sanat. Kimi uyak, redif ikilisinin yol arkadaşlığını olmazsa olmaz görür. Kimi de nesir'in uzun, dolambaçlı yollarında gezinmekten haz alır. Her iksi de kabulümdür. Yeter ki mısraların imge denizinden tuttuklarım la o öyküyü, yaşanmışlığı betimleyebileyim.

Roman, ve diğer türler vs. güzel de ama şiir bir başka. Biliyorsun ki, bir şiir; bir sancının ürünü. Hasretin mihrabına çıkmış, yüzü geceye dönük bir şairin; özlemlerinin izdüşümü. Çok iddialı olmamakla beraber, ara ara yazarım yüreğim gölgelenince. Bu sebeple bilirim bir şairin şiir sancısını.. İyi ki var Şükrü ERBAŞ.
Ah be Şükrü Erbaş.. Şiirlerinle duygularımı ifade ederken bir yandan da insanlara ortak sikayette bulunurdun. Samimiyetsiz, duygusuz yalnızca kendi cikarlarindan bahseden o insanlar... Hazmede hazmede okunmasi gereken bir kitap oldugunu soylemek istiyorum. Konu sınırlaması yok , garip bir cumle düzeni var. Normalde okunan cümleler yan yana geldiğinde pek bir sey ifade etmiyor gibi durur. Fakat siz cümlenin ustunde durursanız 'haaa' diye bi tepki ile karşılaşabilirsiniz. Siiri illa ki kendinizi vererek okumaniz konusunda size hatirlatma da bulunmak ayıp olur tabi. Ama Şükrü Erbaş söz konusu olunca bu ayıbı göz önüne almak zorunda kaliyorum. Eger insanlardan bezmişseniz, kendinizi yalnizliga abone etmişseniz ve siire de ihtiyaciniz varsa bu kitaptan baslamanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar..
Şair, yüreğe dokunmalı değil mi... Bunu başarıyor işte Şükrü Erbaş. Derin sözcükler, ifadeler içinde kayboluyorsunuz resmen.

Tek tek baskılarını da alabilirsiniz mevcut onlarda Kırmızı Kedi’de. Ama Toplu almak istiyorsanız üç cilt halindeki serinin birincisi bu.

Ondan bir iki dizeyle bitirelim:

Herkesin gerçeği kendine acı
Herkesin acısı kendine biricik.
Kendisini şahsen görmüş bu eserini imzalatabilme şansına erişmiştim.
Kendi şiir zevkim klasik dönem üzerine yoğunlaşmıştır. Daha çok Nef'i, Haşim ve Yahya Kemal severim. Klasik şiirin sınırlarının çok geniş olduğunu düşünüyorum. Bu eseri korka korka almıştım ama beni duygusal anlamda tatmin etmeyi başardı, yüreğine sağlık hocam..
Kitabı elinize alın ve rastgele bir sayfasını açın satır satır inerken aşağıya sanki şairin duygularında derinleşiyor,hissediyormuşsunuz gibi gelir.Kurulan orjinal imgeler,sözler her neyse defalarca okunur belki basit birşeyi anlatıyordur ama. Ben derdinde dertlendim,üzüntüsüne üzüldüm.Samimi,içten şiirlerle dolu iyiki kütüphanenin tozlu raflarında gözüme parlayıvermiş.
Şükrü Erbaş'ın 1980-1989 yılları arasında yazdığı 'Küçük Acılar, Aykırı Yaşamak, Yolculuk ve Kimliksiz Değişim' kitaplarında yer alan şiirlerin toplandığı bir kitap. Şairin hüzünlü,duyarlı ve biraz da toplumcu yönünü yansıtan şiirler var. Ben şiir seven bir insan olarak zaten sevdiğim,beğendiğim bir şair olan Şükrü Erbaş'ı keyifle okudum. Şiir seven herkese tavsiye ederim.
Şükrü Erbaş'ın hüzünlü,duyarlı ve biraz da toplumcu yönünü anlattıldığı 'Küçük Acılar, Aykırı Yaşamak, Yolculuk ve Kimliksiz Değişim' kitaplarında yer alan şiirlerden derlenmiş bir şiir kitabıdır.
Şiir seven herkese tavsiye ederim.
Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı.
Sesinin fotoğrafı, boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın,
Ruhtaki üşümenin fotoğrafı...
Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.
Işıklı vitrinlere bakıyor gencecik çocuklar
Gencecik çocuklar bir ev kuracaklar
Dünya kolay, sevgi sonsuz, gençlik güzel...
Şükrü Erbaş
Sayfa 154 - Kırmızıkedi
“Otuz beşimdeyim, çabuk sinirleniyorum, tansiyonum var.
Geçtiğim patikalarda kaldı büyük düşüncelerim.
Bu yüzden hüzünle bakıyorum gençlere...”
Şükrü Erbaş
Sayfa 164 - Kırmızıkedi
Kimsenin sevinci kimseye bir şey demiyor
Kimseler duymuyor başkasının hüznünü...
Herkesin kendi rüzgârıyla üşüdüğü bu yerde
Yalnızlığa çarpa çarpa tarazlandı bedenim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bütün Şiirleri 1
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
194
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055340773
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Baskılar:
Bütün Şiirleri 1
Toplu Şiirler 1
O çocuk oturmuş çarşılar ortasına
Bir güz kederiyle iplik iplik ağlıyor
Babam olsaydı
babam olsaydı
babam olsaydı...
Işıklı vitrinler önünde simsiyah bir leke
Çocuk ağlamıyor
Almış kanatlarına bütün özlemlerini
Bir turna sürüsü gözlerinin burcunda
Akşamı parçalaya parçalaya uçuyor...

Kitabı okuyanlar 421 okur

  • Süleyman Erdem
  • Begüm
  • Zeki GÜZEL
  • Emrullah Yetiş
  • Ayyüce Erdem
  • Merve Uzun
  • M. Burcu
  • ~Bbüüşşrraa~
  • Aziz Okur
  • Sebiha Ecevit

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.7
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%28.2
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%14.5
45-54 Yaş
%2.7
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%3.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.2
Erkek
%35.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39.7 (52)
9
%22.1 (29)
8
%24.4 (32)
7
%6.9 (9)
6
%1.5 (2)
5
%1.5 (2)
4
%0.8 (1)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0