Büyülü Dağ (2 Kitap Takım)

·
Okunma
·
Beğeni
·
10,1bin
Gösterim
Adı:
Büyülü Dağ
Alt başlık:
2 Kitap Takım
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
888
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739842
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zauberberg
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Büyülü Dağ (2 Cilt Takım)
Büyülü Dağ
Büyülü Dağ
Büyülü Dağ
Sehrli Dağ
Der Zauberberg
Hamburg’lu genç gemi mühendisi Hans Castorp, üç haftalığına kuzenini ziyarete gittiği bir İsviçre sanatoryumunda, kendisinin de tedaviye ihtiyacı olduğunu öğrenerek yedi yıl kalır. Bu süre içinde doktorlar ve hastalar dünyasını, Batı felsefesinin iki kutbunu, platonik bir aşk serüveninin sarhoşluğu içinde yaşayarak tanır. Sanatoryumda kaldığı süre içinde hastalık ve ölüm gibi deneyimlerin ötesinde hayatın mucizesini kavrayan Castorp’un yalın ruhu bir değişim geçirir.

Thomas Mann, roman sanatının bütün incelikleriyle yarattığı, ironik bir üslupla sunduğu bu yapıtında, zaman, karşıt kültürler, aşk, hastalık, ölüm gibi evrensel temaları işliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde çağın dünya sorunlarını, bir uygarlığın çöküşünü inceleyen, burjuva geleneğini ve ahlakını yer yer sertçe, ironik bir dille eleştiren Büyülü Dağ, çağa tutulan bir ayna.
823 syf.
·22 günde·Puan vermedi
büyülü dağ; iyi ki grupla okuduk dediğimm ilk kitap olabilir. karantina sürecinde zaten sayfaları zor çevirirken karakter,konu,betimleme açısından böylesine yoğun bir eseri tek okusak belki 2 ay sürerdi fakat biz 15 günde her gün belirli sayfaları okuyup akşamında konuşarak, akılda soru işareti kalmaksızın okuduk bitirdik. en güzel yanı bu zeten; senin atladığın noktaya başkası değindiğinde iyi ki diyorsun. biz de aynen öyle söyledik. açıkçası ben okurken zorlanmadım evet çok ağır ilerledi fakat her yirmi sayfada bir yazarın zekasına ve kalemine hayran kaldığımdan çok severek okuduğum ve mutlaka tekrar okuyacağım klasikler listeme girmeyi başardı. konusu arka kapakta net bi şekilde yazılmış benim söyleyeceğim şey şu olur. okuyamadım, sıkıldım gibi söylemlere kulaklarınızı tıkayın ve Hamburglu genç gemi mühendisi Hans Castorp’un macerasını anlamaya araştırmaya ve sabırla her gün okumaya hazır bir şekilde kitabı alın elinize. aranızdan su sızmadan bitirin, zaten çeviri de muazzam anlaşılmayan yorucu bir dili yok sadece kitap edebi açıdan ağırlığıyla yorabilir ama bunu da başta söyledim bittiğinde iyi ki diyeceksiniz :) ben yazarın tüm kitaplarını okuyacağımı heyecanla belirtebilirim, hatta birini yine grubumla okuyacağız.
görselde diğer grup kitaplarımız da kendini göstermiş. Semerkant büyülü dağdan hemen sonraki yolculuğumuzdu, o bile bitti 3. kitaba geçtik. şuan gog okuyoruz. okudukça da büyüyoruz :) detaylar sabit storyde var lütfen oradan bakınız.. sevgiler çokça
.
888 syf.
·7/10
Büyülü Dağ’da yaşayan “yukarının insanları” veremle mücadele için sanatoryumda kalanlar ve onların arasına sadece üç haftalığına giden bir adamın hikayesini anlatıyor. Her hacimli eser gibi ilk 100-150 sayfa tekrarlara, betimleme ve karakter tahlillerine bolca yer verilmiş. Sonrasında biraz daha olay ağırlıklı. Bu kitaptan sonra kurguya biraz ara vermeye karar verdim. Hani tatil kitabı denen türden rahat okunan bir eser bu ama bana fazla rahat batıyor bu ara:)
881 syf.
·65 günde·Beğendi·10/10
Thomas Mann 2 ciltten oluşan, adı gibi büyülü ama okuması bir hayli zorlu bu romanında zaman, batı felsefesi, farklı kültürler, siyasi sorunlar, aşk, hastalık gibi temaları platonik bir aşk hikayesine sarıp inceler. 1. Dünya Savaşı öncesi dönemdeki siyasi sorunları, yüzyıllardır devam eden imparatorlukların ve aristokrasinin çöküşünü, bilimin gelişimini incelerken dönem burjuvasını ve ahlakını eleştiren 1924 tarihli bu roman, en büyük toplumsal kırılmaların yaşandığı o döneme ait mükemmel bir referans aynı zamanda...

Thomas Mann’ın bu romanı, 1. Dünya Savaşı öncesinde Davos’taki bir sanatoryumda geçer. Kahramanımız Hans Castorp hasta kuzenini ziyaret için 3 haftalığına gelip 7 yıl kaldığı sanatoryumda, “düzlükteki” sıkıcı hayatının aksine kendine yeni birçok kişi ve kavramla karşılaşır. Zamanı, tıp ilmini, psikanalizi, dönemin siyasi sorunlarına farklı bakışları irdeler. Arkadaşları ve sanatoryum sakinleri liberal mason Settembrini, Katolik Cizvit Naphta, kuzeni asker Joachim, platonik aşkı Clavdia, doktor Behrens ve yardımcısı Krokovski ile birlikte sürekli yeni keşifler yapar Castorp hayat hakkında. Bu keşifler onu cezbeder; öyle ki ciddi bir rahatsızlığı olmamasına karşın “düzlük”te yapacağı sevdiği bir işi olmadığından ve sanatoryum ortamı bu meraklı ve heyecanlı genç için “düzlük”ten çok daha ilgi çekici olduğundan geri dönmez.

Kitabın 2. cildinde Clavdia’nın sevgilisi olarak ortaya çıkan Peeperkorn, entellektüel olarak kahramanların hiçbiri ile karşılaştırılamayacak kadar cahil olmasına karşın, gücü ve karizması ile sanatoryumun en ilgi çeken ve sözü mutlaka dinlenen kahramanı olur. İstisnasız herkese, Settembrini’ye bile söz dinletebilmesinin sebebi parasının gücü, davudi sesi, yukarıdan bakan tavrı, öfkelendiğinde son derece fütursuz olabilmesi; yani aslında bir burjuva beyefendiye asla yakışmayacak tavırlara sahip olmasıdır; özünde karizması budur. Bu, hemen izleyen dönemde Avrupa’da kabalığın burjuvaziye karşı son derece hızlı yükselmesi ve Hitler’in başını çektiği bu saygısız, görgüsüz ama korkutan tavrın ortaya çıkışının yazar tarafından çok daha öncesinde sezinlendiğini düşündürür. Nitekim romanın sonunda kahramanımız Hans Castorp da yaklaşan savaştan kaçamayacak, kendini “tam bir sivil” olarak görmesine karşın sanatoryumdan, belirsiz bir sona doğru yol alacaktır.

Son olarak bir yerlerde okuduğum ve benim sayfalarca yazsam böyle güzel ifade edemeyeceğim kısa ve öz yorumu paylaşmak isterim:

“Mann nüfuz sahibi 3 karakteri resmederken Weber’ci bir yaklaşımı takip eder. Settembrini rasyonelliği, Naphta geleneği, Peeperkorn ise pür karizmayı temsil eder."
881 syf.
Yazarın okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak. Kitapta yok yok diyebilirim: Batı felsefesinin kadim sorunları, gerçeklik, hayatın anlamı, psikinaliz, dönemin siyasi ve sosyal ortamının yansımaları... Ama bundan önce kitabın konusunu çok kısa vermek gerekirse, Hans Castorp adında genç bir mühendis adayı iş hayatına atılmadan önce, bir sanatoryumda tedavi görmekte olan kuzeni Joachim'in yanına üç haftalik bir ziyarete gider. Burada doktorların hastalık şüphesi olduğunu ikaz etmesi nedeniyle üç haftalik ziyaret, yedi yıllık bir tedaviye dönüşür. Thomas Mann'in kendisi de bir sanatoryuma benzer bir nedenle gitmiş ve kendisine de doktorlar biraz daha kalıp tedavi görürse kendisi için daha iyi olacağını söylemişler ama Mann, kabul etmemiş.

Sanatoryumun bulunduğu yer bir dağın yüksek bir kesimidir ki bu da tedavinin gerektirdigi bir durumdur. Mann, bu dağı ve etrafını o kadar güzel betimlemiş ki insan okurken kendisini orada gibi hissediyor. Keza Hans'in karda gezintisi ve bu gezinti sırasındaki deneyimlerinde de okur olarak kendimizi kahramanın yerine kolay bir şekilde koyabiliyoruz.

Hans Castrop'un bu dağa gelir gelmez dikkatini ilk çeken unsur zaman kavramının değişkenligi ve farklı algilanmasi oluyor. Mann da bunu bize romanında başarılı şekilde hissettiriyor. Kitabın başında uzunca bir bölümde Hans, aşağıdaki zamanin yukarıda olmadığını ve burada kendisine sıklıkla ifade edildiği üzere bir ayın bir gün gibi olduğu üzerinde duruluyor. Bunu başta anlayamayan Hans'la birlikte düşünürken bu bölüm bittiğinde, kitapta sadece bir gün geçtiğini anlıyoruz. Kitap boyunca kurgunun değişimi ile zamanin değişimi sürekli senkronize gitmekte ve adeta yazarın, romanını bir kayık olarak simgeleştirirsek, biz de bu kayık içinde sağlanan senkronizasyon içinde yüzmekteyiz. Şöyle ki, Hans tedavi görmesi gerektiğini öğrendiği ve artık bir ziyaretçi değil hasta olduğunu anlayıp buraya alışmaya başladığında zaman artık, sanatoryumun hastalarının zaman algısının doğrultusunda geçmeye başlar.

Sanatoryumun olduğu dünyaya kitapta yukarı, günlük sıradan hayatın aktığı dünyaya ise aşağı denilmektedir. Hans aşağıdan gelmiş sıradan bir burjuva insanı olarak, hayat ve kendisi üzerine daha önce derinlemesine hiç düşünmemistir. Yukarıda ise bu fırsatı bulur ve roman da bu noktada felsefi bir boyuta taşınmış olur. Hans'in kendisini keşfetmesini ve gelişimini sağlayan başat aktörler ise sürekli birbirleriyle çatışmalarını izlediği hümanist, liberal, demokrasi yanlısı ve monist tarzda felsefi anlayışa sahip Settembreni ile kilise, din ekseninde saldırgan bir tutum içinde fikirleri olan, aydınlanma ve ilerlemeye karşıt dualist felsefi anlayışa sahip Naphta adlı karakterlerdir.

Arka planda ise dünya adım adım Birinci Dünya Harbi'ne doğru gitmektedir. Kitabın başlarında bu yönde ufak ufak bilgi alırız. Sonra uzun bir müddet buna dair yani aşağıya dair bir bilgi almayız. Ancak yukarıdaki insanların yani hastaların hayatlarında artan kaos, karmaşa, çatışma aslında asagidaki dünyada yaşanılanlarin alegorik bir anlatımı olarak karşımıza çıkar.

Sonuçta hasta olan hangi dünyadir, gerçeklik nedir bir bilinmezlikle sarılı olduğu anlaşılır ama bu bilinmezlikte hayatın iki zıt kutuptan meydana geldiği ve bu kutuplari, kendini keşfetmiş insanın sevgiyle birleştirip uyumlu hale getirebilecegi yorumunu yapabiliriz.


İyi okumalar.
888 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ını bir grup arkadaş okuduk.Kitap yoğunluğu, zorluğu nedeniyle grup okuması yapmaya çok uygun bir kitaptı.
Thomas Mann, Buddenbrooklar, Büyülü Dağ ile Yusuf ve Kardeşleri romanlarını hayatının üç anıtı olarak nitelendirmiş.Yusuf ve Kardeşleri dört ciltlik bir roman, okuma listeme girdi.️
Thomas Mann’ın Tolstoy’a duyduğu hayranlık çok büyükmüş.Bu hayranlık eserlerinde de kendini göstermiş.Leitmotiv ve ayrıntı zenginliği ile birlikte , eserlerindeki otobiyografik temeller de Tolstoy edebiyatının etkisi olarak nitelendirilmiş.

Özelden yola çıkarak evrenseli yakalamayı amaçlayan Thomas Mann bu düşüncesini şöyle dile getirmiş.
“ İçimde öyle bir inanç var ki, çağa ve topluma tercüman olmak için kendimden söz etmem yetmektedir; bu inanç olmasa yaratıcılık zahmetinden kendimi azat ederdim.”

Thomas Mann, 1912 yılında, Davos’ta sanatoryumda tedavi gören eşini ziyaret eder.Sanatoryumun atmosferi onu çok etkiler.Başlangıçta Venedik’te Ölüm’ün karşıtı sanatoryum dünyasının lüks ortamında ölüme mahkûm hastaların pasif yaşamını karikatürize eden kısa mizahi bir roman yazmaktır amacı.
Ancak kitap mizahi yanını kaybetmeden felsefe yüklü zaman ve eğitim romanına dönüşür.
Thomas Mann aşırılıktan kaçınan bir denge insanı olduğunu sık sık belirtse de ironiden vazgeçemez.İroni ona göre objektiflik ve sanatın tam kendisi demektir.

Arthur Schnitzler’in Büyülü Dağ hakkında “ O mizahçı sonsuzlukta geziniyor” demesi Thomas Mann’ı çok sevindirir.

Thomas Mann der ki:”Kulağa tuhaf gelse de ben kendimi ilk planda mizahçı olarak görüyorum ve insanları güldürmekten hoşlandığım kadar hiçbir şeyden hoşlanmam.”
Kitaptaki mizah, ironi beni de zaman zaman güldürdü.Sanatoryumda ağzında dereceler durmadan ateş ölçen insanlar, derece satmaya her an hazır hemşireler, mutlak ölüme mahkûm yatay yaşamayı benimsemiş insanların durmadan sigara içmesi, hatta onları tedavi eden doktorların da eşlik etmesi komikti.

Zaman kavramı üzerine yapılan felsefi açıklamalar, zamanın göreceliliği sanki bir roman tekniği olarak da kullanılmış.Bir bakıyorsunuz kitap anlatılanlara göre akıp gidiyor, bir bakıyorsunuz yine anlatılanlara göre durağanlaşıyor.Thomas Mann ilişkiler ağının tadına varabilmek, müzik ve düşünce ilişkilerini hissedebilmek için Büyülü Dağ’ın iki kez okunmasını önermiş.
Ben hem zamanın göreceliliğini hissettim kitabı okurken hem de bir müzik yapıtındaki iniş ve çıkışları.
Thomas Mann’ı annesi Julia da Silva Bruhns çok etkilemiş.Julia da Silva opera sanatçısı olmak istemiş ancak ailesi tarafından engellenmiş.Buna rağmen müzikle bağını kesmemiş, Mann ailesinin yaşamında müzik daima yer almış.
Büyülü Dağ’da Birinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’sının düşünce, sosyal ve ahlaki yapısı ortaya serilirken, felsefi yoğunluk da altından kalkamayacağım kadar arttı benim için.
Sanatoryumdaki kuzenini kısa bir süre için ziyarete gelip, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamısına kadar 7 yıl sanatoryumda kalan “hayatın problemli çocuğu” Hans Castorp, İtalyan hümanist edebiyatçı, aydınlanma felsefesinin temsilcisi Settembrini, Yahudi kökenli, komünistliği, cizvit-katolikle birleştirmeye çalışıp, ölüm fanatizmini savunan Cizvit Leo Naphta, psikanaliz deneyleri yapan asistan Krokowski, haz için yaşayan Mynheer Peeperkorn gibi farklı akımların temsilcileriyle karşılaşır.
Hiçbirinin düşüncelerine kapılmaksızın orta yolu seçer.Thomas Mann’a göre bu orta yolu buluş, Alman şehirlisinin zihniyetinin simgesel bir şekilde dile getirilişiymiş.
Sanatoryumun dışa kapalı ortamında Hans Castorp olgunluğa ulaşır.Bu açıdan bir eğitim romanıdır da Büyülü Dağ.Özellikle Kar isimli bölümde Hans’ın donma tehlikesi içinde yarı uyur yarı uyanık geçirdiği zamanda hayatın ve ölümün anlamını sezmesi, olgunlaşmasını vurguladığı gibi iki eğitmeninden de ayrılıp, kendini bulduğunun altı çizilmiş olur.

“Benim iki eğitmenim! Tartışmaları ve çelişkileri bir guazzabuglio’dan, savaş çığlıklarından öte bir şey değil-birazcık aklı başında ve dindar bir insan onlara kapılmaktan sakınır.Gerçek soylulukmuş.Soyluymuşlar!Yaşam ve ölüm, hastalık ve sağlık, ruh ve doğaymış! Bunlar gerçekten birbirine karşıt şeyler mi?Soruyorum size:Bunlar sorun mu? Hayır, bunlar sorun değil, soyluluk sorunsalları da değil.Ölümün izleri yaşamın içinde sürer; öyle olmasaydı yaşam diye bir şey de olmazdı.Homo Dei statüsü de bunun içinde-ölümün izlerinin ve aklın tam ortasında bir yerlerde.Buradaki sütunumdan bunların tümünü görebiliyorum.İnsan böyle bir durumda olduğuna göre, kendine karşı saygın, iyi ve içtenlikli olmalı ve yürekli davranıp kendisiyle iletişim kurmalı çünkü soylu olan o, karşıtlar değil.İnsan karşıtların efendisi, tüm bu karşıtlar o var diye var; demek ki o karşıtlardan daha soylu.” ( İkinci cilt syf 190)
Uyanışın, olgunluğun ifadesidir, yukarıdaki cümleler.
Kitapta sık sık 7 rakamının tekrarı ilgi çekiciydi.Ayrıca çevirmenin çok sık kullandığı “ her kez” kelimeleri beni irkiltti her okuyuşumda nedense.️

Büyülü Dağ’ı sadece bir grupla okumakla kalmayıp, Gürsel Aytaç’ın Thomas Mann incelemelerinin rehberliğinde okudum.Zorlu, zorlu olduğu kadar zevkli bir okumaydı.
888 syf.
·13 günde·9/10
Hikaye Hans Castrop isimli ana karakterin Davos'ta bulunan bir senatoryumda tedavi görmekte olan kuzeni Joachim'i ziyaret etmesiyle başlar. Üç hafta olarak planlanan ziyaret kendisinin de hasta olduğunu öğrenmesiyle süre yedi yıla uzar. Çocukluğundan beri gemilere ilgi duyan Hans bu konuda öğretim görerek gemi mühendisi olur ancak mesleğine başlayamadan senatoryuma gitmiştir.
Kitap aslında bir nevi otobiyografik eser olarak da görülebilir. Bu olayların benzeri aslında yazar Thomas Mann'in de başından geçmiştir. Mann, Hans Castrop gibi aslında senatoryuma bir arkadaşını ziyarete gitmiş ve Mann'in de hasta olduğu anlaşıldığından ona orda kalmasını önermelerine rağmen yazarımız oradan ayrılıp Büyülü Dağ'ı yazmayı seçer. Yaptığı seçimle de bize bu harika kitabı okuma şansı vermiş oldu.
12 yılda yazılan bu değerli kitabın birkaç cümleyle yorumunun yapılması hem imkansız hem de biraz haksızlık olacaktır. Ama kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle ikinci cildini daha keyifle okudum. Yer yer biyoloji, anatomi ya da başka konuları fazlaca uzattığını hissetsem de yapılan felsefi tartışmalar birkaç kere okumamı gerektirse de oldukça keyif verdi. Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.
%57 (500/888)
·Puan vermedi
Gerçek dünyada da kitap dünyasında da siyaseti sevmiyorum. Gündemi meşgul eden, insanları ve milletleri birbirine düşüren, hatta sırf aksiyon olsun diye ortaya çıkmış bir şey olduğunu düşünüyorum. Thomas Mann'la tanışmam Buddenbrooklar kitabıyla olmuştu. İnanılmaz akıcı ve kolay anlaşılır, su gibi akan bir kitaptı. Ona istinaden kocaman bir grupla Büyülü Dağ'a başladım. Kitap 2'ye bölünmüş ve kısmen 1.kitap daha akıcıydı. Hatta başlarda sürekli günlerin birbirinin aynısı olması sıkmıştı ama içten içe de ne olacak acaba merakı yaratmıştı. Hatta ve hatta 2. kitaba fazlaca meraklanarak başlamıştım ama 2.kitap beni çok yordu. Sayfalar ilerlemedi, kitabı elime alasım gelmedi, ilk kitapta bayıldığım adam Settembrini sanki başka kimliğe büründü ve beni boğmaya başladı. İlk 100 sayfanın her sayfası, her satırı çin işkencesi gibi geldi. Ama bu kitabın kötü olduğu ya da dilinin kötü olduğu anlamına gelmiyor tamamen benim tarihsel olaylara ve siyasete bakışımla alakalı. Hep söylediğim ve sonuna kadar savunduğum bir düşüncem var. "Hayat kısa, okunacak çok kitap var." O yüzden maalesef bu kitabı yarım bırakıyorum. Kim bilir belki birgün tekrar kesişir yollarımız... Kitapla kalın.
881 syf.
·31 günde
Kesinlikle yeniden okumam gereken bir eser.
"Uğurlar olsun sana Hans Castorp, yaşamın sadık ama sorunlu çocuğu. Öykün sona erdi. Ne ilgi çekmeyecek kadar kısa, ne de sıkacak kadar uzundu. Hermetik bir öyküydü."
888 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Yanardağın Altında, Bitik Adam, Körleşme, Puşkin Evi gibi (okuduklarımdan) gerçekten zor bir kitaptı. Hatta Doktor Faustus da yine aynı zorlukta bir eser diyebilirim. Tüm bu saydığım eserler de yine bu kitap gibi bir ikinci ve üçüncü okumaları isteyen eserler. Ancak Mann çok zorlamış bence bu kitabı.

Çağın sorunlarını, hastalık, ölüm gibi çeşitli konuları incelemek isterken resmen bir çorba oluşturmuş ve sanki tüm düşüncelerini bu kitapta yazması, kendini ifade etmesi gerekiyormuş gibi didinip durmuş.

Doktor Faustus nispeten daha net daha bir çizgisi olan bir kitaptı ama Büyülü Dağ'daki anlatım her ne kadar daha da sade olsa da yer yer ironiyi bile harcayan bölümler geçişler mevcut.

Genel itibariyle çok beğendiğim bir yazar aslında Thomas Mann. Özellikle Buddenbrook'lar genç yaşına rağmen ortaya koyduğu müthiş bir eserdi. Çok keyif almıştım okurken. Ancak bu bazı yazarlara ne oluyorsa artık; yaşlanmaya başladıklarında son zamanlarına geldiklerinde bir telaşa bürünüyorlar sanırım ve çizgilerinden çıkıyorlar gibi geliyor.

Keza Tolstoy da böyle şaşırtan eserler çıkarmıştı. Yine de her ne kadar Tolstoy'dan etkilenmiş olsa da Mann, roman dışı eserde asla bir Tolstoy değil...

Burda yine asıl zorlayan tek bir karaktere konsantre olmaktır. Mann'ın sadece Hans'ı anlatıyor gibi görünmesi de başlı başına ironi. Aslında kendisi de zaten gözünüze sokmuyor değil.

Özellikle Doktor Faustus ve Büyülü Dağ'da gördüğüm okurla konuşma, okura bir açıklama borcu varmış gibi görünme veya öyle hissettirme de son derece rahatsızlık vericiydi.

Çok yazılabilecek şey var ancak sıcağı sıcağına aklıma gelenler bunlar. Genel itibariyle beğenime ve puanıma ters bir inceleme oldu. Burada Mann gibi gıcıklık yapmak yerine böyle yoğun bir eseri okuma şerefine eriştiğim için mutlaka kazandırdığı düşünceler doğrultusunda bu kitabı okuyacak olanlara bir nebze neyle karşılaşacaklarını bilmeleri adına (ancak bu asla yıldırmasın ve önyargı oluşturmasın) sonrasında ah evet bu genç kardeşimiz haklıymış diye katılırsanız eğer sizlerle paylaşmak istedim.

Her şeye rağmen beğendiğim ve güçlü bulduğum bir yazar; ara sıra diğer eserlerini de okuyup külliyatı mutlaka tamamlayacağım bir yazar. Herkese keyifli okumalar...
888 syf.
·20 günde·6/10
Kitap Alman gemi mühendisi Hans Cartop’un, kuzeni Joachim’i İsviçre’de ki sanatoryumda ziyaret etmesi ile başlıyor. Hastalık,aşk,siyaset ,eşsiz görüşler,felsefe,müzik,zaman,anatomi ,içsel yolculuk ne ararsanız var.

Okuyucuyu fazlasıyla yoran ve ağır ilerleyen bir kitap. Tavsiyem asla yazarla tanışma kitabınız olmasın. Fakat bu kitap Mann’in roman sanatını ince ince işlediği bir kitap.12 senesini vererek yazdığı bir kitabı eleştirmek haddim değil. Ama o ‘’Anatomi’’ bölümüne gerçekten gerek var mıydı ?
Ben 2.cildi 1.cilde göre daha severek okudum ,eğer kitabı grup okuması ile okumasaydım asla bitiremezdim,dolayısıyla grup okumasına çok uygun olduğunu düşünüyorum ,fakat yavaş okunması gereken bir kitap anlamak ve sindirmek için. Zor ve ağır kitap okumayı sevenler okusun ,dolayısıyla okumalısınız diyeceğim bir kitap değil.

Son olarak çeviri gerçekten çok güzeldi ama ,kitapta geçen Fransızca cümlelerin altta Türkçe açıklaması olmasını isterdim.
888 syf.
·9/10
Thomas Mann’ın başyapıtı Büyülü Dağ, okuduğum kitaplar arasında beni en çok yoran ama aynı zamanda en çok keyif aldığım, çok zengin ve derin bir roman. Kısaca, İsviçre’de bir sanatoryumda kalan kuzenini ziyaret eden Hans Castorp adlı gencin, sanatoryuma vardıktan sonra başına gelenleri anlatıyor kitap. Fakat Mann, aslında kendine has, biraz da ironik bir üslupla felsefi bir roman yazmış, kurgu ve karakterler okura sunmak istediği düşünce ve çatışmaların birer yansıması sadece. O yüzden kurgu odaklı, olay ağırlıklı bir okuma beklenmemeli bu kitaptan. Mann, Büyülü Dağ’da, dünya fakat özellikle Avrupa için oldukça sancılı bir dönemin başlangıcı olan 20.yy başlarını resmetmiş adeta; dönemin bütün ideolojik, felsefi, sanatsal, bilimsel, psikolojik ve teolojik çatışmalarını anlatmış. Faşizmle sonlanan Batı aydınlanması, Alman idealizmi, Amerikan liberalizminden tutun da yine kendi içinde çelişkili bağnazlığa kadar dönemin bütün idealler çatışmalarını karakterler üzerinden yansıtmış. Bu ideoloji çatışmalarının yanında, ölüm, yaşam, zaman ve bastırılmış duygular başta olmak üzere birçok konuda sorgulamara da yer vermiş. Çok güçlü semboller ve alegorilerle hem bir dönem romanı hem felsefi bir eser çıkarmış ortaya. Özellikle hem tüm Avrupa’nın ruh halini hem de baş karakterin olgunlaşma, eğitim (Bildung) süreci üzerinden bireysel sancıları bir potada eritebilme başarısına hayran kalmamak elde değil. Zor fakat muazzam bir roman. Mann 1912’de Davos’ta bir sanatoryumda kalan eşini ziyaret ettiğinde karar vermiş bu romanı yazmaya, araya 1.Dünya Savaşı’nın girmesi nedeniyle roman ancak 1924’te yayımlanabilmiş. Bence herkesin hayatının bir noktasında mutlaka okuması gereken bir eser. Öncesinde biraz Kant, Hegel ve Nietzche’yi bilmek Büyülü Dağ’ı daha iyi anlamlandırmaya yardımcı olacaktır. Son olarak, ne yazık ki kitabın çevirisi akışı etkileyecek kadar kötü ve redaksiyonu oldukça zayıf. Umarım bu kıymetli eser daha titiz bir çeviri ve redaksiyonla yeniden basılır.
888 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Genç bir gemi mühendisi olan Hans Castorp işe başlamadan önce kuzenini ziyaret etmek amacıyla üç haftalığına sanatoryuma gider. Ve orada yedi yıl kalır. Yedi yıl kalmasına sebep olan da hastalığıdır ve bu süreçte ne kadarıyla değiştiğini büyük bir sabırla okuduğumuz eser; ben
şu an ikinci cildini okumaktayım. Ve genel olarak sanmıyorum ki bir kez okununca her cümleyi anlayabileyim. Yani iki üç cümleyle konusu anlatılacak gibi değil:)
Genelde okuduğum kitaplarda bende bıraktığı duygular üzerine yorum yapmayı tercih ediyorum.
Thomas Mann’in üzerinde 12 yıl aralıksız çalışıp tamamladığı bu romanı yorumlamak da zaten bana düşmez. İçeriği basit degil hatta zor ama yine de diyeceğim şu ki bir adamın içsel yolculuğu bu kadar derin ve dolu anlatılabilir; aşkı, ölümü, hastalığı, hayatı, zaman ve mekan kavramları üzerine müthiş görüşleri tartışan büyüleyici bir roman.
Yazardan okuduğum ilk kitap ve okuyacaklara naçizane tavsiyem diğer kitaplarından başlamaları olacaktır. Ve benim bu eserle yolumuz birgün tekrar buluşacak.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Büyülü Dağ
Alt başlık:
2 Kitap Takım
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
888
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750739842
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zauberberg
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Büyülü Dağ (2 Cilt Takım)
Büyülü Dağ
Büyülü Dağ
Büyülü Dağ
Sehrli Dağ
Der Zauberberg
Hamburg’lu genç gemi mühendisi Hans Castorp, üç haftalığına kuzenini ziyarete gittiği bir İsviçre sanatoryumunda, kendisinin de tedaviye ihtiyacı olduğunu öğrenerek yedi yıl kalır. Bu süre içinde doktorlar ve hastalar dünyasını, Batı felsefesinin iki kutbunu, platonik bir aşk serüveninin sarhoşluğu içinde yaşayarak tanır. Sanatoryumda kaldığı süre içinde hastalık ve ölüm gibi deneyimlerin ötesinde hayatın mucizesini kavrayan Castorp’un yalın ruhu bir değişim geçirir.

Thomas Mann, roman sanatının bütün incelikleriyle yarattığı, ironik bir üslupla sunduğu bu yapıtında, zaman, karşıt kültürler, aşk, hastalık, ölüm gibi evrensel temaları işliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde çağın dünya sorunlarını, bir uygarlığın çöküşünü inceleyen, burjuva geleneğini ve ahlakını yer yer sertçe, ironik bir dille eleştiren Büyülü Dağ, çağa tutulan bir ayna.

Kitabı okuyanlar 393 okur

  • İpek Dadakçı
  • Şeyda
  • Emel
  • Kerem türk
  • Zeynep
  • ULAŞ ERSOY
  • OkuyanEs
  • Nida Nur Özcan
  • Oğuz Saka
  • Trante

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.4 (2)
9
%0.7 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları