Buzul Çağının Virüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.635
Gösterim
Adı:
Buzul Çağının Virüsü
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807992
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Buzul Çağının Virüsü
Buzul Çağının Virüsü
'Buzul Çağının Virüsü'nde Bener'in ustalığının yeni bir aşamasına tanık oluyoruz. Yazar bu yapıtında alışılmış anlatım kalıplarını kırarak yaşamayı kısıtlayan bütün koşullara ve olgulara karşı dilin coşkunluğunu ve yoğunluğla meydan okumaktadır. Bener'in ince alaycılığı da anlatımın şiirselliğine ayrı bir boyut kazandırmaktadır. Buzul Çağının Virüsü'nün Türk edebiyatında seçkin bir yeri olacağına inanıyorum.'
- Cevat Çapan-

'Faulkner'ın söz kurpiyeliği çağrıştıran örtük bir kurgulama ile 'öykü'lerini dağıtıyor, topluyor Bener bu romanda. İmbikten geçirilmiş, eleyerek kayda geçirilmiş bozbulanık, bir o kadar da saydam bir panorama getiriyor Buzul Çağının Virüsü: Son 40 yılın Tükiyesi, taşra(lar), kırık umutlar, deccal, direniş, yayı gevşetilmiş tutkular, kırık yaylar, tam bir hüzün konçertosu. Bu zorlu romanın konfeksiyon tipi okuru terleteceği açıktır. Ama, yazınımızın en usta işi örneklerinden birini, hele bir de güzelim bir aşk romanıysa bu , geri dönene okumak da yabana atılacak bir keyif değildir.'
- Enis Batur-
GEREKÇE VE KARAR

1K adına karar vermeye yetkili incelememiz romandaki mevcut delilleri inceledikten sonra takipçilerin beğeni ve yorumlarına arz edilmiş, kamu davası olmasına gerek duyulmayarak ............
Sanığa soruldu: Harp ve Sulh
okuyor musun?
-O halde komünistsin.

YOLDAŞLAR , ARŞ İLERİ!
1980’li yıllar, mekân Ankara. Annem yine tüm gece uyumamış ve cam kenarında bekliyor oğlunu, ağlayarak.
Çünkü abim yine nezarette, bu demek ki dün gece yine arkadaşlarıyla tüm duvarlara ............. yazmışlar. :))
O zamanlar sprey boya da yok, bunlar bildiğin kova ve fırçalarla badana yapar gibi duvarlara slogan yazıyorlar...
Manifestocular... :))
Babam küfrediyor anarşist oğluna, annem coplanan yerlere krem sürerken parkalardaki boyaları nasıl çıkaracağını düşünüyor. Abim birkaç gün sonra hangi duvara slogan yazacaklarının derdinde... :))

Romanın esas oğlanları da aynı yollardan geçmiş ve yıllar sonra flash back yöntemi ile can bulmuş; kendilerini, memleketi, aşklarını, arkadaşlıklarını sorgulayan karakterler.

YİNE POSTMODERN
Ve postmodernin olmazsa olmaz neyi varsa fazlasıyla var kitapta, hatta arka kapak okumadan önce KAPAK OLDU bana da:
“ Bu zorlu romanın konfeksiyon tipi okuru terleteceği açıktır.”
Bu aşağılamayı hak etmediğimi ispatlamak için özel dikime karar vererek gardımı almıştım zaten.
Bir postmodern okuyucunun başına gelmesi muhtemel her şey geldi başıma:
Belirsizliklerle dolu kurmacanın içine sürüklendim mi , evet. Yazar akışa ve kurmacaya dahil ederken metne yabancı kalmam için ben gariban okuyucuyu zorlayıpnve bana sürekli müdahale etti mi, hem de hiç acımadan.Gerçek hayatla aramdaki bağı koparmam için mantığımı devre dışı bırakmam için uğraştı mı, gözümün yaşına bakmadı. Yazık değil mi bu okuyucuya :)
Fakat ben zinhar pes etmedim, sadece zaman uzadı o kadar. :)

O lâ lâ! Comme-ci, Comme-çâ
Ve DİL...
TDK ( ka değil ke diye okunur) ‘nin görevlerinden biri dilimize türetme , birleştirme yoluyla yeni sözcükler kazandırmaktır. Bu sözcüklerden kimi beğenilir ve kullanılır kimi beğenilmez ve kullanılmaz. Ben ikinci gruba biraz örnek vereyim.
Hostes yerine : Gökkonuksal avrat
Otobüs: Çok oturgaçlı götürgeç
Restoran: Otlangaç
Milli Marş: Ulusal Düttürü
Duayen: Aksakal
Petrol: Yer yağı
Bunları neden hatırlattım? Vüs’at O. Bener de TDK’ ye rakip olabilir. ( Postmodernin bir özelliği de dili bilinen kalıpların dışında kullanmaktır.) Yazar yeni sözcük konusunda hayli cömert...
Zanzalak, uyargan, büklüntü, üzünç, kımılgın, bağışçıl, apaşılan, küsküçül, değgin...
Duymadık demeyin :)

GEREKÇELİ VE SON KARAR
Yargıtay yolu açık olmak üzere, 1947 yılının bilmem ne ayı, falanca gününde verilen karar okuyucuların, okuyacakların, okumayı düşünenlerin hazır bulunduğu son oturumda , konfeksiyon tipi okuyucular hariç legal ya da illegal herhangi bir örgüte üye olan ya da olmayan tüm üyelere okuma izni verildiği açıkça belirtilmiştir.

Yargıç - İmza
Konfeksiyon tipi okuyucu olmadığını ispatlamaya çalışan okuyucu. :)
"Seni seviyorum. Yanlış anlama :çok fazlanı değil, sen eksiğini.."

Oğuz Atay anısına hediye edilmiş karışık, zor, dopdolu ve yaralı bir siyaset ve aşk romanı.
Bir virüs gibi yaşamak, başkalarına tutunarak..
Yakın tarihimizde yaşanan, Demokrat Parti 'nin kurulması ve kapatılması, tek parti döneminin sancılı kapanışına dair yaşanmışlıkları içeriyor.
"Yeter, söz milletin!"
"Sabah ezanı okuyan müezzinin bet çağrısına uyandım. Makam hak getire.' Tanrı uludur! 'diyor. Gelmedi hoparlörlü' Allah - u Ekber! 'daha gündeme."
.....
Eski heyecanını yitiren bir aşkın romanını okuyor gibi hissettiğiniz an cinsiyet tarihi üzerine anekdotlar düşüyor sayfalara.
" Çalıştırılacak karı, bunların kocaları boynuzludur, demek. "
" Sen bile kalkmış Viola diye bir ad takmışsın. Menekşe desen adi kaçardı, değil mi?"
......
Tamamen boş bir zihinle okumak lazım. Çünkü her satırda inanılmaz doluyorsunuz.
Beni en çok cezbeden, yazarın birbiri ardına devirdiği o 'devrik cümleleri'.
Yalınlığı ve derinliği yutuvermiş gibiler. Arkalarından kendilerini açıklayan satırlar gelmemesi daha güzel. Bu ve nokta kıvamında..
Tekrar okumayı düşündüğüm nadir eserlerden biri oldu.
"Dipnot :Öpmek de yazılamıyor ki, bağışla.."
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.398 Oy)12.994 beğeni33.251 okunma3.158 alıntı139.842 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.771 Oy)18.383 beğeni41.630 okunma2.745 alıntı175.215 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (3.141 Oy)4.949 beğeni7.853 okunma5.106 alıntı127.096 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.250 Oy)8.564 beğeni27.516 okunma782 alıntı134.071 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.229 Oy)3.742 beğeni12.418 okunma1.097 alıntı50.357 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.797 Oy)6.111 beğeni16.110 okunma2.717 alıntı83.063 gösterim
  • Aylak Adam
    8.3/10 (2.186 Oy)1.973 beğeni6.674 okunma1.501 alıntı30.807 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.218 Oy)3.284 beğeni10.037 okunma4.820 alıntı91.069 gösterim
  • Tehlikeli Oyunlar
    9.2/10 (1.376 Oy)1.900 beğeni3.753 okunma2.991 alıntı32.305 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.919 Oy)8.860 beğeni24.375 okunma1.653 alıntı113.015 gösterim
3 5 kitap okumus biri olarak çokta inceleme yapma hakkı bulamasamda kendimde bir etkinlik sonucu okuduğum yazar...
Kitap seçimim mi yanlıştı çokta fikrim yok ama acaba ben mi anlamıyorum diye geriye dönerek okudum yok yine anlayamadım bir bağ kurmak istedim o da yok yeni okumayı sökmüş çocuk gibi hissettim kendimi ....Çok yordu beni.
“Haydi öyleyse prozit!..”

Yazar ismine takıntılıyım hala, ne o öyle Vüs’at O. Bener… Birde ayrılmış isim tırnak ile ilginç mi ilginç. Zaten kitapta da der ki Oğuz Atay’ın anısına. Keza sadece Oğuz Atay ile de kalmaz yazar; Peyami Safa’dan Yalnızız, Knut Hamsun’dan Açlık, Cervantes’ten Donkişot şuan aklıma gelenler. Birde yazarımız der ki; “Kır çiçekleri dirençli daha solmamakta. Issızlığını dinliyorum – gözlerim açık,” hemen aklıma düşer Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum şiiri.

“Osman Yaylagülü. Gül değil efendim, sonu da ‘ü’, gülü.”

Ana karakterimizdir, Osman. Dedik ya Oğuz Atay diye… Osman’da yazarımız Vüs’at’ın tutunamayanıdır. Tutunamayanlar’da görünen “atektonik” yapısı görünmektedir. Bu sebeple yazım birinci tekil şahıs ile dillendirilmiştir. Ayrıca kahramanın kendi iç dünyası ile konuşması, aslında kurguyu okura değil de kendisine anlattığı ve kendi kendine konuştuğu sık sık görülmektedir. Tek parça halinde bölüm bölüm bakıldığında anlamsız olan bu esere tek bir parça olarak ele alındığında anlamlandığı aşikârdır. Bu sebeple akışkan bir konu bekleyen okurlar bu eser ile tamamen hayal kırıklığına uğrayabilir.

Yazarın eğlenceli dili, alaycı söylevleri okuru birçok yerde tebessüm ettirmeye yetiyor. Kullandığı dili ben çok beğendim. Belli bir konu hâkimiyeti olmayan, alışagelmiş durumların dışına çıkan yazar cümlelerini tam on ikiden vururcasına yerleştirivermiş esere… Lütfen aşağıdaki alıntılardan yazarın edebi derinliğine bir göz atın. Her biri birbirinden farklı duygu ve düşüncelerin yansıması gibidir.

• “...bakar dururlar uçsuz bucaksız maviliğe alabalıkça, esneyerek uzun uzun.” S.81
• “‘Mütekâsif menekşeler’ yoğun kaynaşması ve ayrılmazı yalnızlık.” S.85
• “Seni seviyorum. Yanlış anlama: Çok fazlanı değil, sen eksiğini.” S.141
• “Herkesi talih, bizi kör Salih...” S.130
• “Değişmez nakaratı şarkıların.” S.76

Yine kalakaldığım bir başka cümlelerden bir tanesiydi “Kaçıncı anason bulanıklığıydı bardağının?” cümlesi... Bunun gibi sayısız cümle ile karşılaşıyoruz eserde ve yazar gerçekten cümlenin öğeleriyle oynamayı çok seviyor. Kendimden bir parça bulduğuma çok sevindim.

“Aylardan Nisan ‘ve herhalde’ ilkbahar. Kuş sesleri yok. Olsa, ‘ovalara yayılır’. Lap lap terlik, takır tukur takunya sesleri ulaşıyor kulaklarına. Bu gün pazar. Öyle ya, ‘güneşlenme’ değil, yıkanma günü.” S.46

“ve herhâlde,” “ovalara yayılır” ve “güneşlenme” bu üç kelime ise yukarıdaki alıntının bütün durumunu değiştiriyor ve aşırılık katıyor adeta cümleye. Edebiyatta bunun adı nedir bilmiyorum ancak çok hoşuma gittiğini söylemeden edemedim.

Sözün özü; benim için eğlenceli, biraz Tutunamayanlar biraz Oblomov tadında bir kitaptı. Konu, kurgu ve işleyiş bakımından farklı bir eser arayanlar şiddet ile tavsiye edilecek kitaptır. Lakin sade sıradan bir tema üzerinde alışagelmiş bir kitap arayanlar kesinlikle eserden uzak dursunlar. Zira hiçbir kitap yarım bırakılmayı hak etmez.

Şirazesi kaymış 1996 basım yılı tarihli Buzul Çağının Virüsü #32384995 etkinlik için okunmuştur. Ne de iyi olmuştur. Teşekkür ederim etkinlik için.

Etkinlik sahibi Liliyar arkadaşım. Güzel bir yazarla tanıştırdığın için minnettarım.

Sevgi ile kalın…
Oooovvvvv bu nasıl bir kitaptı böyle. Yandı yandı bir şey kalmadı geriye

Vus'at O. BENER – Buzul Çağının Virüsü

Buzul Çağının Virüsü... Demokrat Parti'nin kurulmasından kapatılmasına kadar geçen dönemi, bu süreçte yaşanan olayları, kadını erkeği, gencinin yaşlısının gözünden birkaç sayfalık hikâyeler halinde anlatıyor ve kesinlikle tek okumayla kavranabilecek bir kitap değil bence. İlk okumanın ardından akılda kırgın bir aşk öyküsü kalırken, en az, ki dikkat edin en az diyorum, ikinci okumadan sonra metin gitgide açılıyor ve bir dönem yaşanmışlıkları ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Şunu gördüm ki şu yaşımda okumam gereken bir eser değilmiş. Eser inanılmaz derece harika ama anlamak için yine okumak durumundayım. Yeniden okunmasının nedeni eseri anlamamaktan ziyade sadece hakettiği değeri verebilmek adına. Yeniden okunacaklar rafındaki yerini aldı.

Benim gibi bu kitabı ilk okuyana aşk romanı gibi gelir fakat değildir aslında. İçinde aşk, tarih, dostluk, siyasi nedenlerle yaşanan tutuklanma süreçleri... Hemen hemen her duygu ve yaşanmışlık mevcuttur.

Bu eser üzerine tezler yazılmış, makaleler yayınlanmıştır. Gerçekten edebi bir o kadar da bilinçakışı tekniği ile yazılmış efsane bir yaratımdır.

Beynim mi? Evet beynim okurken yandı Ama yanmasından büyük bir keyif aldım. Beni bu denli bu anlamda zorlayan “Ses ve Öfke” kitabından sonra “Buzul Çağının Virüsü” de o sekmede yer aldı. İğne ile kuyu kazmak gibi bir his bıraktı üstümde. Çok mesudum

Fakat kesinlikle üzerinde itina ile durulması gereken bir eser. Vus'at O. Bener çok ustaca bir eser ile biz okuyucularına sesleniyor, bizleri yoracak bir eser fakat kesinlikle okunması gereken bir eser.

Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar ve devrelerinizin yanışı şimdiden hayırlı olsun.
'Bilinç akışı' tekniğiyle yazılmış. Kitap kendini kolayca açmıyor size. Çünkü olaylar düzenli bir şekilde anlatılmıyor. Kahraman o an kafasının içine dolan düne, bugüne ait düşünceleri ardı arkası kesilmemecesine aktarıyor size.
Roman 1945 ile 1982 arasında geçiyor. Demokrat Parti'nin kurulma aşaması ve sonrasında yaşananları anlatmaya çalışıyor. O günlerin köylüsü, kentlisi, kadını, erkeği. Tabi bir de aşk hikayesi var.
Ben zorlandım okumakta. Ama bir kazanımım oldu. O da yanlış bildiğimiz 'hile hurda' sözcük grubu. Doğrusu 'hile hud'a' imiş. Arapçada hud'a 'dalavere' anlamına geliyor.
Serim, düğüm, çözüm şeklinde ilerleyen bir romandan ziyade aforizmalardan müteşekkil bir kitap. Oğuz Atay'dakine benzer bilinç akışı yazıları görülmekte. Postmodern edebiyatın öncülerinden sayılabilir kanaatimce. Genel olayı yakalamaktan ziyade kurulan cümlelerin derinliğine bakarak okunduğunda oldukça keyifli.
Öyle bir defa okudum, bitti denecek bir roman değil "Buzul Çağının Virüsü"... Beş yıl önce ilk okuduğumda bir daha okumalıyım diye içimden geçirmiştim kendi kendime ama hemen değil araya zaman koyarak daha doğrusu biraz daha olgunlaşarak okumalıyım demiştim. Muhtemelen beş yılda bir okurum artık...

Esere gelecek olursak;

Yazar, bu romanda Osman Yaylagülü'nün hayatını beş ana öykü üzerinden kronolojik sıra gözetilmeksizin sanki bizden bir bulmaca çözmemiz istenircesine anlatırken bilinç akışı denen kitap okuma alışkanlığı olmayan bireylerde tuğla etkisi yaratan bir anlatım tekniğine başvurmuş.

Her ne kadar içerik olarak dağınık bir olay örgüsüne sahip olsa da bana Türkçe'nin sınırlarının olmadığını eserde kullanmış olduğu üslup sayesinde öğretmiş olduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Barış Bıçakçı'nın da dediği gibi, "zaten bu dünyada çoğunluğu, herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalanlar ise Vüs'at O. Bener okurudur."
Seni seviyorum. Yanlış anlama: Çok fazlanı değil, sen eksiğini.
Vüs'at O. Bener
Sayfa 141 - İletişim Yayınları - 1. Basım - 1996
Bırakıp gitti beni, bilemeyeceği, kestiremeyeceği geleceklere.
Vüs'at O. Bener
Sayfa 19 - İletişim Yayınları - 1. Basım - 1996

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Buzul Çağının Virüsü
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
226
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807992
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Buzul Çağının Virüsü
Buzul Çağının Virüsü
'Buzul Çağının Virüsü'nde Bener'in ustalığının yeni bir aşamasına tanık oluyoruz. Yazar bu yapıtında alışılmış anlatım kalıplarını kırarak yaşamayı kısıtlayan bütün koşullara ve olgulara karşı dilin coşkunluğunu ve yoğunluğla meydan okumaktadır. Bener'in ince alaycılığı da anlatımın şiirselliğine ayrı bir boyut kazandırmaktadır. Buzul Çağının Virüsü'nün Türk edebiyatında seçkin bir yeri olacağına inanıyorum.'
- Cevat Çapan-

'Faulkner'ın söz kurpiyeliği çağrıştıran örtük bir kurgulama ile 'öykü'lerini dağıtıyor, topluyor Bener bu romanda. İmbikten geçirilmiş, eleyerek kayda geçirilmiş bozbulanık, bir o kadar da saydam bir panorama getiriyor Buzul Çağının Virüsü: Son 40 yılın Tükiyesi, taşra(lar), kırık umutlar, deccal, direniş, yayı gevşetilmiş tutkular, kırık yaylar, tam bir hüzün konçertosu. Bu zorlu romanın konfeksiyon tipi okuru terleteceği açıktır. Ama, yazınımızın en usta işi örneklerinden birini, hele bir de güzelim bir aşk romanıysa bu , geri dönene okumak da yabana atılacak bir keyif değildir.'
- Enis Batur-

Kitabı okuyanlar 40 okur

  • buse
  • S.D. Şahin
  • özlem orhan
  • Achillea
  • Sannyasin
  • Osman Beter
  • aslixan
  • Sefer
  • Burcu
  • Veni Vidi Vici

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.1 (3)
9
%23.1 (3)
8
%23.1 (3)
7
%15.4 (2)
6
%7.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0