Cahiliyeden İslamiyet'e Kadın

·
Okunma
·
Beğeni
·
338
Gösterim
Adı:
Cahiliyeden İslamiyet'e Kadın
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
270
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944162494
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Tarihsel tecrübede neler olup bittiği meselesi bir tarafa, klasik tefsir kaynaklarında resmedilen kadın imgesine modern çağın zihniyet kalıpları içerisinde makul ve makbul bir yer bulmak pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple ya tefsir kaynaklarındaki muhtevayı kendi tarihlerinde okuyup anlamaya çalışmak ya da apolojiye sığınmak gerekmektedir. Bir üçüncü seçenek ise klasik tefsirlerdeki izahatı üreten zihniyeti benimsemektir. Ne var ki böyle bir yaklaşım, geleneği bir bakıma tarih-üstüleştirmek, hatta fetişleştirmektir. Bize göre ilk seçenek daha isabetlidir.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
“Ümmetin cahiliye devrinden kalma dört adeti tamamen terk edemeyecektir. Bunlar; asaletiyle övünmek, başkalarının soyuna dil uzatmak, yıldızlara tevessülde bulunarak yağmur beklemek ve ölünün ardından yüksek sesle ağlamaktır. “ Hz Muhammed
Şüphesiz kadın, erkeğe nispetle daha naif ve nazik, daha hassas ve kırılgan bir tabiata sahiptir. Ancak bunlar birer kusur ve eksiklik değil, yaratılış özellikleridir. Hatta kadını kadın yapan, onu cins-i latif kılan hususiyetlerdir. Ne var ki kadının doğasıyla ilgili bu özellikler bazı ayetlerin tefsirinde birer nakisa(eksiklik) olarak zikredilmiştir. Mesela Fahreddin er-Razi, Allah'ın kudret ve lütfunun bir göstergesi olarak insanların erkek-dişi olarak çift yaratıldığı ve çift yaratmadaki maksadın iki karşıt cinsin birbiriyle huzur ve dinginlik bulması şeklinde açıklandığı Rum:21'nci ayetin tefsirinde, "Bu ayet kadınların yaratılışının tıpkı hayvanlar, bitkiler ve sair faydalı şeylerin yaratılmasıyla aynı olduğunun delilidir. Dahası bu ayet, "Allah yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı."(Bakara:29) mealindeki ayetle aynı manaya işaret eder. Bu demektir ki kadınlar kulluk ve mükellefiyet için yaratılmamıştır. " şeklinde bir ifade serdettikten sonra şunları eklemiştir:

"Kadınların yaratılması biz erkeklere lütfedilen bir nimettir. Onlar biz erkekler için yaratılmıştır. Kadınların bizim için yaratılması ve mükellef kılınması, onlara biz erkeklerin mükellefiyeti gibi bir mükellefiyet yüklendiğine değil , [Allah'ın] bize yönelik nimetini tamamına erdirmeyi göstermeye yöneliktir. Bu hem nakil/ nass , hem hüküm/ hikmet hem de mana/ illet açısından böyledir. Nakli delili, bu ve benzeri mealdeki ayetlerdir. Hükme /hikmete gelince, kadın cinsi erkeğin mükellef kılındığı birçok şeyle mükellef kılınmamıştır. Bu konudaki illet de şudur: Kadın , yaratılış itibariyle zayıf, cılız ve aynı zamanda ahmaktır. Bu yüzden kadın çocuğa benzer. Çocuk mükellef tutulmaz. Binaenaleyh , kadının mükellefiyete ehil olmaması gerekir. Ancak şu da var ki onlar mükellef kılınmasaydı Allah'ın biz erkeklere yönelik nimeti tamamlanmış olmazdı. Sonuçta mükellef kılındılar ki her bir kadın azaptan korksun ve kocasına itaat edip haramdan sakınsın . Kadınlar bu şekilde mükellef kılınmasaydı kesinlikle fesat zuhur ederdi."

Orta Çağ Avrupasındaki "Kadının ruhu var mı yok mu?" tartışmasına damgasını vuran zihniyeti hatırlatan bu ilginç yorumun özeti şudur: Kadın aslında bir insan değil, tek başına gerçek insanı temsil eden erkeğin istifadesi için yaratılmış olan hayvanlar, bitkiler ve sair faydalı şeyler gibi bir metadan ibarettir. Kadının görece mükellefiyeti ise erkeklerin bu metadan ağız tadıyla faydalanması içindir.

Bazı klasik tefsirlerde, müşrik Arapların kız çocuk sahibi olmaktan nefret ettiklerini, bununla birlikte erkek çocukları kendilerine, hor-hakir görüp insan yerine koymadıkları kız çocuklarını da Allah'a layık görmekten utanıp sıkılmadıklarını anlatan Zuhruf:15 - 17'nci ayetlerin ardından gelen ve gerçekte müşrik zihniyeti tasvir eden, "Demek şimdi ben, süs-püs içinde büyütülecek/ büyüyecek, büyüdüğü zaman da kendini savunmaktan bile aciz olacak bir kız çocuk sahibi oldum! diye söylenir durur. " mealindeki ayette kız çocuğuna atfedilen özellikler müfessirlerin çoğunluğu tarafından Allah'ın tavsifi olarak kabul edilmiş ve dolayısıyla bu ayet de erkeğin faik(üstün), kadının dun(aşağıda olan) olduğu kabulüne mesnet kılınmıştır. Mesela Fahreddin er- Razi bu ayetin tefsirinde şunları zikretmiştir:

“Ayetteki "süs-püs içinde büyütülecek/büyüyecek" (eve men yüneeşşeü fi'l-hilyeti) ifadesinde , kızların/kadınların eksikliğine dikkat çekilmek istenmiştir. Zira süs-püs içinde büyütülen kimse, zatı itibariyle eksik olur. Çünkü onun zatında böyle bir eksiklik olmasaydı, süslerle kendini tezyin etmeye ihtiyaç duymazdı. Allah kızların/ kadınların noksan hallerini bir diğer şekilde beyan etmek üzere , "Kendini savunmaktan aciz" buyurmuştur. Bu ilahi beyanda kastedilen mana, kız/kadın cinsinin münakaşa ve münazaraya girmek durumunda kaldığında kendi meram ve maksadını ifade edemeyip acze düşmesidir. Bu acziyetin sebebi, kız/kadın cinsinin dil becerisine sahip olmaması, aklının kıt ve aynı zamanda tabiatı gereği aptal/ ahmak olmasıdır. Bu yüzden, "Kadın , hüccetini ortaya koymak isteğiyle konuştuğunda, çoğu zaman kendi aleyhine hüccet olacak şeyleri söyler. " denilir. İşte bütün bunlar, kadının tam manasıyla eksik olduğunu gösterir. Hal böyleyken , kızları Allah'a izafe edip O'nun çocukları olduğunu söylemek akıl karı mıdır?!”

Fahreddin er-Razi'ye göre Allah'a -haşa- bir çocuk izafe etmek söz konusu olsa, o çocuğun erkek olması gerekir. Çünkü erkek, kadından mutlak üstündür. Yok eğer biz kalkıp, "Allah kız çocukları kendisine evlat edindi , erkek çocukları da kullarına verdi." dersek, bu söz, "Kulun durumu Allah'ın durumundan daha üstün ve mükemmeldir. " anlamına gelir. Ancak böyle bir düşünce aklın bedahetiyle merduttur. Öte yandan, bu ayet süslenmenin kadınlar için mubah, erkekler için haram olduğuna delalet eder. Çünkü Allah süslenmeyi ayıp ve noksanlığı mucip bir hususiyet olarak göstermiştir. Erkeğin süslenip püslenmeye çalışması, kendini rezil-rüsva etmesiyle eşdeğerdir. Oysa rezillik Müslüman erkek için haramdır. Çünkü Rasullullah , "Mü'minin kendisini rezil-rüsva etmesi caiz değildir. " buyurmuştur. Erkeğin süsü , Allah'a taat yolunda sabretmek ve takva ziynetiyle süslenmektir.

Kısaca, halk arasında "Kadından Müslüman olmaz; bilakis kadın Müslümana lazımdır." sözüyle birebir örtüşen bu anlayış diğer birçok müfessir tarafından da benimsenmiştir. İbn Adil (ö.880/ 1476'dan sonra) ve Hatib eş-Şirbini (ö.977/ 1570) gibi bazı müfessirler Zuhrüf 18'nci ayetin tefsirinde, Fahreddin er-Razi'nin görüşlerini özetleyerek nakletmiş , Beyzavi, İbn Cüzey, Nesefi, Ebü Hayyan , Ebüssuüd , İbn Acibe, Alüsi gibi diğer birçok müfessir ise kadının akıl ve/ veya fikir noksanlığından söz etmişlerdir. Sonuçta müfessirlerin hemen hepsi söz konusu ayette kadına atfedilen süs-püs içinde yetişme ve kendini savunmadan acze düşme ifadelerini Allah'a izafe ederek kadının bizzat Allah tarafından eksik bir varlık olarak görüldüğü neticesine ulaşmış ve bu eksikliği de akıl , fikir noksanlığına bağlamıştır. Halbuki siyak-sibak dikkate alındığında, ayette kadına atfedilen özelliklerin Allah tarafından değil, kız çocuk sahibi olduğunu duyunca öfkelenip yutkunan müşriğe ait olduğu ve/veya müşriklerin kızlar/kadınlar hakkındaki tasavvurunun ifade olunduğu fark edilir. Ayrıca “evemen yüneşşeü fi' l-hilyeti” ifadesinde kızların/ kadınların değil , müşrikler tarafından süslenen putların kastedilmiş olması da muhtemeldir. Nitekim İbn Zeyd ve Dahhak gibi bazı müfessirlerin yorumu da bu yöndedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cahiliyeden İslamiyet'e Kadın
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
270
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944162494
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Tarihsel tecrübede neler olup bittiği meselesi bir tarafa, klasik tefsir kaynaklarında resmedilen kadın imgesine modern çağın zihniyet kalıpları içerisinde makul ve makbul bir yer bulmak pek mümkün görünmemektedir. Bu sebeple ya tefsir kaynaklarındaki muhtevayı kendi tarihlerinde okuyup anlamaya çalışmak ya da apolojiye sığınmak gerekmektedir. Bir üçüncü seçenek ise klasik tefsirlerdeki izahatı üreten zihniyeti benimsemektir. Ne var ki böyle bir yaklaşım, geleneği bir bakıma tarih-üstüleştirmek, hatta fetişleştirmektir. Bize göre ilk seçenek daha isabetlidir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 19 okur

  • Sümeyye Merve Gökyar
  • karmer
  • Ercan
  • SEVDA KARAASLAN
  • Cengizhan06
  • Preacher
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • Galaksiler Perisi
  • Tahsin Altuncu
  • Hüseyin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0