Çalakalem Kadınlık HalleriDuygu Uzel

·
Okunma
·
Beğeni
·
410
Gösterim
Adı:
Çalakalem Kadınlık Halleri
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058706590
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Evlenmeye zorlananı, işkence hayatı olan evliliğe son vermek istediğinde daha büyük şiddete uğrayanı, boşanmayı başarsa bile toplumsal baskıdan kurtulamayanları... Çocuklarını rehin bırakmak zorunda kalanlar, ölüm tehdidi altında yaşamının neredeyse yeraltında yaşamaya çalışanlar... Aldatılanlar, aldatılsalar da aldatan ile yaşamaya mahkûm edilmeye çalışılanlar... Mutluluk ararken dipsiz kör kuyulara düşenler... Evin çocuğun kocanın hizmetkârı olduklarında hayatı hiçlenenler... Aşk-sevda palavralarıyla emeği, cinselliği, nefes alış verişi, kazancı bile sömürülenler...

Bütün bu yaşamların yaratıcısı erkek özneler; sömürücü, zalim, kalleş, vicdan yoksunlular...

Onları yaratan erkek egemen düzen, gelenek görenek, kentte bile toplumsal gözcülük, devlet, polis, karakol ve mahkeme; anneler, babalar, kayınvalide ve kayınbabalar, hatta babaanne ya da anneanneler, dayılar, amcalar... Ve uğruna saçların süpürge edildiği, canların feda edildiği çocuklar, özellikle de erkek çocuklar... Tüm sömürüyü, baskıyı, işkenceyi istismarı gizleyen mabed gibi tapılan özel mülk/ özel alan diye örtülere büründürülmüş ev - aile cenderesi; çoğu kez ikiyüzlülük, sevgisizlik, acımasızlık abidesi...

Toplamı ev -aile ortamında her saat, her gün kadın cinsi için potansiyel işkence alanı olduğunu anlatan yaşanmışlıklar...
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Uzunca bir yürüyüşten sonra aynı otobüse ayrı ayrı bindik ve yine ayrı ayrı oturduk. Birbirini tanımayan iki kişiydik. Ben ön taraftayım. Otobüs hareket ettikten sonra donmuş duygularım çözülmüştü. Ağlamaya başladım. Kimse görmesin diye hayli mücadele ediyordum. İnsanların bakışlarından uzak kalmak istiyordum.

Ağlamak da gülmek kadar insani bir durum değilmiş gibi saklamak istiyordum.
Bana bir gün böyle olacaksın deseler gülüp geçerdim. Güya kendimi geliştirmiş biriydim. Toplumun boşanmış, dul kadına bakış açısına sonuna kadar karşıydım ve kendine güvenen bir kadının asla bu duruma düşeceğine inanmazdım.
Oysa şimdi hop deyip tüm bunların kucağına oturmuştum. Boşandığımı apartmanda herkesten saklamış olmama, kimsenin bilmemesine rağmen kendi kendime bu tuzağa düşmüştüm.

Banyodaki aynanın karşısına geçtim. Kendi gözlerimin içine baktım ve kendine gel, dedim. Sırıl şu psikolojiden !
Ben ayrılmaya karar verirken benim ÖDP'li bir dayım vardı. İlk önce ona anlattım. Daha ayrılmaya karar veme aşamasındayım. Kış günü balkonda oturuyoruz. Dayım nedenini sordu, sadece hiçbir şey paylaşamıyoruz dedim. Ne duygusal yönden ne politik ne siyasi ne de bedensel yönden bir şey paylaşıyoruz.

Eliyle göstererek; 'bak şu çatılara, bu çatıların içinde hep böyle şeyler yaşanıyor aslında. Ve biz ne yaşandığını bilmediğimiz için bunları aile sanıyoruz.'
Adliye koridorlarında kendimi yabancı gibi hissediyorum. 'Yabancı' sanırım o dönemi anlatan en doğru kelime bu. Kendime, çevreme, topluma, kısaca herşeye yabancılaşmıştım. Adliyede duruşma saatini beklediğim her dakikada bir başka aile dramıyla karşılaştım. Birbirinin üzerine yürüyen, çocuklarla, ölümle tehdit edilen yaşamlar... Son dönem hemen her gün yaşanan kadın cinayetlerini düşündüm,irkildim. Son nefesini veren kadınlar, her gün ölümü soluyan kadınlar ve ölmekten beter bir hayat süren kadınlar. Ben bunun içerisinde neredeydim ? Kendimi hangi sınıfa koyuyordum ? Bunların hiçbirinin cevabı yoktu.
Yediğin önünde yemediğin arkamda olunca, kapıya borçlular dayanmayınca, buzdolabım dolu olunca yaşam güllük gülistanlık mı oluyor ? Oysa biz birlikte olamaya karar verdiğimiz zaman, en yokluk zamanımız değil miydi ? Ayrıca tüm bu olanakları o tek başına mı sağlamıştı ? O bunları yaparken ben neredeydim, ne yapıyordum ? Keyfe keder bir yaşam mı sürüyordum ? Ayrıca bu nasıl bir bakış açısıydı ? Sorular, sorgulamalar arasında volta atmaktan tükenmiştim.

Biliğim tek bir şey vardı; içinde kendimin olmadığı bir hayatı yaşıyordum.
Kadınların gözlerine bakıyorum uzun uzun, yüzlerindeki çizgilere. Kahkaha atanların bakışlarında bile bir yerlerde çöreklenmiş hüzün, yarım kalmış çocukluklar görüyorum. Belki de o noktada birbirimizin hayatına değiyoruz farkında olmadan.
Ben en çok buna güveniyorum işte. Yarım kalan çocukı sevinçlerimiz, umutlarımız, hayallerimiz hüzünden kurtulmak için kanat açacaklar...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çalakalem Kadınlık Halleri
Baskı tarihi:
Haziran 2012
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058706590
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Evlenmeye zorlananı, işkence hayatı olan evliliğe son vermek istediğinde daha büyük şiddete uğrayanı, boşanmayı başarsa bile toplumsal baskıdan kurtulamayanları... Çocuklarını rehin bırakmak zorunda kalanlar, ölüm tehdidi altında yaşamının neredeyse yeraltında yaşamaya çalışanlar... Aldatılanlar, aldatılsalar da aldatan ile yaşamaya mahkûm edilmeye çalışılanlar... Mutluluk ararken dipsiz kör kuyulara düşenler... Evin çocuğun kocanın hizmetkârı olduklarında hayatı hiçlenenler... Aşk-sevda palavralarıyla emeği, cinselliği, nefes alış verişi, kazancı bile sömürülenler...

Bütün bu yaşamların yaratıcısı erkek özneler; sömürücü, zalim, kalleş, vicdan yoksunlular...

Onları yaratan erkek egemen düzen, gelenek görenek, kentte bile toplumsal gözcülük, devlet, polis, karakol ve mahkeme; anneler, babalar, kayınvalide ve kayınbabalar, hatta babaanne ya da anneanneler, dayılar, amcalar... Ve uğruna saçların süpürge edildiği, canların feda edildiği çocuklar, özellikle de erkek çocuklar... Tüm sömürüyü, baskıyı, işkenceyi istismarı gizleyen mabed gibi tapılan özel mülk/ özel alan diye örtülere büründürülmüş ev - aile cenderesi; çoğu kez ikiyüzlülük, sevgisizlik, acımasızlık abidesi...

Toplamı ev -aile ortamında her saat, her gün kadın cinsi için potansiyel işkence alanı olduğunu anlatan yaşanmışlıklar...

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Celal Uslu

Kitap istatistikleri