Çanak Çömlek Patladı

8,5/10  (4 Oy) · 
19 okunma  · 
4 beğeni  · 
295 gösterim
Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbiriyle yarışan bir öyküler demeti Çanak Çömlek Patladı. Okurlara, 'işte değişik bir mizah örneği' dedirtecek bu yapıt, 'Muzaffer İzgü mizahı' içerisinde yeni bir sentez damarının habercisi olarak da dikkati çekiyor.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2015
  • Sayfa Sayısı:
    208
  • ISBN:
    9789754940435
  • Yayınevi:
    Bilgi Yayınevi
  • Kitabın Türü:
DUA 
09 Tem 2017 · Kitabı okudu

Ne güzel bir kitaptı öyle tadı damağımda kaldı. Yurdumdan eğlenceli komik insan manzaraları. Herkese tanıdık gelen kişiler olaylar. Mizahın hakkı verilmiş ne varsa eskilerde var zaten

- N'oluyor lan Rahmi orada?
- Heç usta, gavurla yarenlik ediyoruz, dedi. Herife Türkçe öğretmeye çalışıyorum. Bak lan gavur, buna
kitap derler kitap kitap.
- Citap???
- Kitap kitap.

Metin Özdemir 
12 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · Puan vermedi

Ülkemizin bir döneminin traji-komik fotoğrafı. Yazar insanın içine düşmüş olduğu kötü durumları yine insanın kendi kendine yaptığını anlatıyor. Hâlâ devam ediyor mu bu olaylar, okuyun siz karar verin. İyi okumalar!

Muharrem Armağan 
08 Tem 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kafa dağıtmak için mizah kitabı ararken denk geldiğim ve mizahın hakkını sonuna kadar veren çeşitli öykülerden oluşmuş bir kitap. Gerçekten böyle kaliteli mizah kitapları bulmak zor bu yüzden kitapta mizahı çok tercih etmem ama bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Kitaptan 13 Alıntı

Metin Özdemir 
12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Sayın hocam, acaba kaç tür kebap olduğunu düşünmek suç mudur? Hı… hı… Evet hocam…
- Suç muymuş, suç muymuş?

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
 12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

İlkokullarda yılda en az bir kez Okul Aile Birliği toplantısı yapılır. Velilerin ancak yüzde beşi gelir bu toplantılara. Bu işbirliği yüzündendir ki maşallah yıllar yılı çocuklarımız çok psikolojik ve de pedagojik olaraktan yetiştirilirler.
Bir de Sınıf Aile Birliği toplantıları yapardık. Bu, yılda iki kez yapılır, birincisi ilk dönemde, ikincisi son dönemde. Sağ olsunlar, bu toplantılara da veliler gereken ilgiyi gösterirler. Çağrının altına çay var, pasta var, limonata var, diye yazarsanız gelenlerin sayısı artar. Ama bizim okul gibi kıyı mahalle okuluysanız ve de koruma derneği bütçeniz tebeşir almaya elvermiyorsa, o zaman bu çay, pasta, limonata yerine çağrıya piyes adları, oyunlar, monologlar yazarsınız. Yoksul semtin okulu olduğumuz için o günü yapılacak Sınıf Aile Birliği toplantısı çağrısının altına, “Kahraman Ayşe Skeci”, “Şehit Mehmet Piyesi”, “Uslu Çocuk Monologu”, “Okul Şarkıları,. Türküler, Koro, Rondlar, Şiirler” diye yazmıştım.
Toplantı saatini on dört olarak belirtmiştik ama, saat on dört oldu kimse yok, on dört otuz oldu kimse yok, on beş oldu, eh işte, öteki sınıflarda birkaç veli, ama benim okuttuğum beşinci sınıftan hiç veli yok.
Gösteride görevli çocuklara çıkıştım:
- Hani sizin anne babalarınız? Parmaklı, parmaksız konuştular:
- Öğretmenim, benim annem işe gitti.
- Öğretmenim, benim babam balığa gitti.
- Öğretmenim, annem çamaşır yıkarken düştü.
- Öğretmenim, dedem hastaneye yattı.
- Öğretmenim, ablamı nişanlısı kaçırdı.
Saat on beş otuza yaklaşmıştı, şapkasını yana devirmiş yaşlı bir veli sallana sallana geldi. Sınıfa kendinden önce şarap kokusu girmişti. Yakamdan tuttu:
- Öğretmen bey dedi, bi arkadaşa söz vermiştim, kahveye gidip içkisine tavla atacaktık.. Hık, şimdi ben aldım yükümü böylecene… Şimdi hık, ben yükümü aldığım için, tavla işi sonra da olsa olur Hüsnü dedim kendi kendime, hık, şöyle gideyim dedim hık… Hı öğretmen bey, hık.
- Buyrun oturun, dedim.
- Kalabalıktan sıkılırım, dedi, hıkladı. Şöyle kapıya yakın bir yere oturayım ki, hık, kaçmak kolay olsun, hık.
İki öğrencim bu veliyi en ön sıraya oturttular. Ben o sıra müdüre gittim:
- Müdür bey, dedim, Sınıf Aile Birliği toplantısına bir veli geldi; saat da on beş otuz oldu, acaba bu toplantıyı yapmasak mı?
Adamın gözleri iri iri açıldı:
- Ne demek kardeşim, ne demek? dedi. Buyruk bu, veli gelsin gelmesin, olsun olmasın, bu toplantı yapılacak, böylece formalite yerini bulacak. Yarın okula denetmen geldiğinde, veli gelmedi de ondan sınıf toplantısını yapmadım, denetmen bey mi diyeceksin? Mademki yapılacak denmiş, yapılacak. Toplantı bitinceye dek dua et de denetmen falan gelmesin.
- Neden? diye sordum.
- Neden olacak. Şayet denetmen gelmezse o zaman çalışma raporunu rahat rahat yazabilirsin; toplantı çok hararetli geçti diye yazarsın, çok başarılı oldu dersin. Veliler eğitim öğretim konusunda konuşmak için birbirleriyle yarış ettiler, dersin, şunları şunları konuştular diye yazarsın. Bana bak oğlum, denetmenler de bilirler bu tür toplantılara birkaç veli geldiğini, hele hele bizim gibi kıyı köşe okullarda velilerin bu toplantılara hiç gelmediklerini bilirler, ama onlar da buyruklara uymak zorundadırlar.
Döndüm geldim sınıfıma. Bizim veliyi tarih köşesinin başında gördüm. Fatih portresinin başındaydı, sallanıyordu, portreyi göstererek:
- Bu Yeni Caminin imamı Arap Kadir mi? diye sordu.
- Yoo, Fatih, dedim.
- Demek Fatih Camisinin ha? Ya şu kulağı küpeli de kim?
- Yavuz…
- Hiç kulağı küpeliden yavuz olur mu öğretmen bey?
Ki ki ki, diye gülüyordu.
- Haydi buyrun siz oturun, toplantıyı açacağım, dedim.
- Aç aç, ben dinlerim, dedi.
Geçtim kürsüme, önceden hazırlamış olduğum yazıyı çıkardım.
- Çok değerli okulsever, pardon, çok değerli okulsever veli kardeşim…
Yazıyı topluluğa göre hazırladığım için şaşırıyordum.
- Toplantıya onur verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Veli kalktı, yanıma geldi, elimi sıktı.
- Ben de sana teşekkür ederim, dedi.
- Çocuklarımızın eğitim ve öğretiminde, okulun bir başına yeterli olmadığı çok kez kanıtlanmış olup…
Velinin oturduğu yerde gözleri sulandı, ağlamaya başladı. Ben, eğitim ve öğretimin aile okul işbirliğiyle gerçekleşeceğini kanıtlarla anlattıkça veli sulu sulu gözyaşı döküyordu. Bir ara sümüğünü çekti, sonra başı yana kayar gibi oldu, kendini topladı, mendiliyle gözlerini sildi, yine başı yana kaydı, elinde mendili, uyudu.
Çocuklara:
- Kimin babası bu? diye sordum. Piyeste görevli Osman’ın babasıymış.
- Oğlum Osman, uyandır babanı! Çocuk babasını dürttü:
- Baba… Baba… Hişt hişt! Veli uyandı
- Ne var lan eşşekoğlu eşşek? dedi.
- Uyan öğretmenim konuşuyor.
- Okulla aile arasındaki yakın ilişkinin öğretimde büyük başarılar sağlaması bakımından…
Veli yine uyudu.
- Evet sağlaması bakımından… Oğlum Osman, uyandır babanı
- Baba baba!
- Ne var lan itoğlu it?
- Öğretmenimi dinle.
- Dinliyoruz ya.
- Okulla aile el ele vererek, tüm eğitim ve öğretim güçlüklerini…
- Hooor hooor!
- Oğlum Osman uyandır babanı.
- Baba baba!
- Ne var lan hayvan?
- Öğretmenimi dinle.
- Şarap yok mu lan burada, hı boş bi şişe varsa, hı Çekirge’nin kahvenin oradan doldurup gelsen, hı… Sonra söyle kahvede Kerim amcanı görürsen, beni bekleyecekti, tavla atacaktık.
Çocuğa:
- Gitme, dedim ve konuşmama devam ettim.
Veli, tatlı tatlı şarap düşlerinin birinden ötekine atlarken konuşmamı bitirdim. Osman:
- Babamı uyandırayım alkışlasın mı öğretmenim? diye sordu.
- Gerek yok, dedim.
Çocuklar piyesi oynadılar, ardından skeci oynadılar, onun ardından türkülere geçtiler. O sırada sınıfın kapısında birisi belirdi, veli sandım:
- Buyrun, dedim.
- Cık, dedi. Hüsnü burdaymış da, kahveye öyle demiş, aa uyuyor… Lan Hüsnü.
Veli, arkadaşının sesini uyku sırasında bile duydu. Kalktı, mendiliyle tekrar yüzünü gözünü sildi, kapıdan çıkarken alkışlamayı unutmadı. İki arkadaş gittiler.
Perihan, monologunu söyledi. Altı kişilik koro okul şarkılarını söylediler. Kapanış konuşması vardı ama, yapmaya gerek görmedim. Çocuklar gittikten sonra, oturdum çalışma raporumu yazmaya başladım.
“Toplantıya otuz dokuz veli katıldı. Toplantıda, şunlar şunlar konuşuldu.”
Velilerin konuşmaları tutanakta tastamam dokuz sayfa tutmuştu. Neler neler konuşmamışlardı ki okulla yakın ilişkisi olan veliler. Osman’ın babası için de şunları yazdım.
‘Velilerden Hüsnü Sevimli, sınıf toplantılarının çok yararlı olduğunu belirterek, bu tür toplantıların yılda iki kez değil, her ay yapılmasını önerdi. Hatta bu isteğinin yerine getirilmesi için gerekirse velilerden imza ve istek toplayacağını belirtti.”
Raporumu yazmıştım ki, Salih öğretmen geldi.
- Eh, dedi, bende altı kişi vardı. Ekledi:
- Bu semtin babaları anaları çalışmaktan gelemezler, başka semtlerin anaları babaları da eğlenmekten gelemezler, dedi.
- Raporuna kaç kişi geldi diye yazdın? Güldü Salih Öğretmen:
- Kırk veli yazdım… dedi.

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Muharrem Armağan 
09 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Yok yok, düşünmemeliyim. Düşünürsem suç olur. Kaçıncı madde hele? Hiç mi hiç düşünmemem gerek. Böyle beynin düşünme merkezi için dıştan kumandalı bir aygıt olacak, basıvereceksin düğmesine, tamam, beyin hiç düşünmeyecek. Aaa, yoksa bunu düşünmem de mi suç?

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
 12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

- Fıs fıs fıs…
- Ya, ya?
- Hişt, aman, öyle…
Yok yok, düşünmemeliyim. Düşünürsem suç olur. Kaçıncı madde hele? Hiç mi hiç düşünmemem gerek. Böyle beynin düşünme merkezi için dıştan kumandalı bir aygıt olacak, basıvereceksin düğmesine, tamam, beyin hiç düşünmeyecek. Aaa, yoksa bunu düşünmem de mi suç?

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Bunu ne zaman düşündünüz?
- Ben hiçbir şey düşünmedim efendim.
- Az önce düşündüğünüz düşüncenin suç olduğu kesin. Belki hafifletebiliriz. Söyleyin, bu düşündüğünüz düşünceyi gözü kapalı mı düşündünüz, yoksa gözü açık mı düşündünüz?
- Ben hiçbir şey düşünmedim efendim.
- Demek düşünmediğinizi düşünebiliyor, bunu burada açıkça söyleyebiliyorsunuz. Hafifletici hiçbir neden yok. Yazın…

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

Hiç canım, hiçbir şey düşünmemem gerek. Böyle ot gibi, dikili ağaç gibi. Yo ama ben bitki değil, hayvanım. Hıh, öküz gibi işte. Evet evet öküz gibi. Oh, ye ye, geviş getir. Su iç bak uzaklara. Uzan… Kuyruğunu oynat sinek konunca. Canım sen insansın, elbette elini oynatacaksın, kuyruğun yok ki.
Düşünmeye başlıyorum. Fena. Uf uf. Bir şeyler yersem belki. Et iyi, ekmek iyi, salata iyi. Ekmek birazcık hamur ama et mis. Salatanın limonunu iyi ki fazla koymuşum, limonu bol salata güzel oluyor.





Ohhh. Ne lezzetli etmiş!





Kaç tür kebap vardır acaba? Hişt sakın kaç tür kebap olduğunu düşünmek de suç olmasın? Hı, olur mu olur. Hiç öküz olan bir öküz kebabın kaç tür olduğunu düşünebilir mi? Kebap türlerini düşünmek acaba insanı nereye götürür?





İpe mi? Hadi manyak sen de? N’oluyorsun, ne ipi? Niye kaç tür kebap olduğunu düşünmek suç olsun ki? Bir kez düşünsene, kebabın içinde neler var, kıyma var, soğan var, tuz var, biber var. Bak gördün mü kebabın içinde suç unsuru olacak hiçbir şey yok. Soğan taşımak, tuz taşımak, et taşımak, almak ve satmak suç değil ki. Serbestçe alınıp taşman, sonra oturulup yoğrulan, kebap haline getirilen şeyin türlerini düşünmek? Yo yo, şeyin demedin sen, kebap türleri dedin. Evet evet, “Kaç tür kebap vardır” diye düşündün sen. Bak kafan harıl harıl çalışıyor ve kebaptürleri arıyor. Şimdiden altı tane buldun bile, talaş kebabı, sahan kebabı… Suç işte suç… Bak orman kebabını da buldun… Suç işliyorsun.
Hayır işte hayır!.. Kaç tür kebap olduğunu düşünmek suç değildir!

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
 12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

“Her şey midenindir, her şey mide içindir”, sloganın bu olsun. Beyninle ilgili hiçbir slogana izin verme.
Ama… Ah ama… Durmuyor ki beynim. Şimdi kebap türleri, bir de yoğurtlusu…

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
Metin Özdemir 
 12 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

- Hayrola İdris amca, ne oldu ki? diye sordum.
- Daha ne olacak? dedi. Ulan oğlum biz ölmüşüz de haberimiz yok!
Ne bana yer göstermek, ne buyur otur demek, o denli sinirlenmişti ki İdris amca, parmakları, bacakları titriyordu.
- Manava uğradım manava!..
Az önce yakmış olduğu sigarayı küllüğün üzerinde unuttu, başkasını yaktı.
- Zaten aksilikler geldi miydi üstüste gelir, dedi. Manava uğramıştım, oğlum Allah seni inandırsın, birkaç gün içinde her şey öyle pahalanmış ki şaştım kaldım. Şöyle iki kilo elma, iki kilo portakal alayım dedim… Şimdi birden ilişti gözüme etiket, breh aman, n’olmuş elmaya portakala yahu… Efendim yoksa bir kilo mu alsam, bir kilo elmadan, bir kilo portakaldan… Manav elinde kesekâğıdı bekliyor, durmadan, “Haydi beyamca, ne alacaksan söyle beyamca” diyordu… Efendim ben düşünüyorum, emekli maaşları belli, tutup da öyle kilo kilo bilmem neler aldın mıydı, yandın üç ayı bekle… Yoksa yalnız portakal mı alsam? Portakal Mürüvvet teyzene dokunuyor, yiyemiyor, elma yiyor, haydi portakaldan vazgeçip salt elma mı alsam, amma bu kez de benim canım portakal istiyor. A evladım ben böyle iki yakada bir derede hesaplar kitaplar yaparken ne yapsa beğenirsin manav, kesekâğıdını terazinin üzerine atıversin de, desin mi:
“Sen bunları yiyemezsin babalık!” Nasıl tepem attı evlat, Allah seni inandırsın şeytan dedi, kap oradan armudu, kap oradan elmayı, kap şunu, kap bunu, at birer ısırık, koy yerine dikil manavın karşısına, “Ulan nasıl yiyemezmişim, dişimiz takma ama daha çok şeyi üğütür.” Kendimi zor tuttum, işin ucunda bu yaşta manavdan dayak yemek var, elaleme rezil olmak var. Başımı kıvırdım, manava ters ters baktım, çıktım dışarı… Vazgeçtim artık meyva falan almaktan, hadi canım sen de, şimdi başka bir manava gireceğim, bu kez felek ya bana verecek ya manava… İyisi mi, yürüdüm… Kıyma alayım dedim, şöyle yarım kilo. Kasaba gittim, adamın maşallahı var, iri mi iri… Neyse bakıyorum etlere, yahu bu etiketlerdeki fiyatlar da ne, söylemesi ayıp belki yirmi gündür kasaba falan uğradığım yok. Eh n’olacak, Mürüvvet teyzen yaşlı, ben yaşlı, yarım kilo kıymayı teyzen kavuruyor, tuzluyor, sonra her yemeğe yarım kaşık falan koyuyor, bize üç hafta yetiyor. Ah girmişim de içeri, kasabın elinde satır, adam bir etlere bakıyor, bir bana bakıyor, satırı bana mı yapıştıracak, etlere mi yapıştıracak, amanın da aman… Öyle zor bir durumdayım ki, bir türlü karar veremiyorum, nasıl olsa üç haftadır her gün etli yiyoruz, şöyle üç hafta da etli yemeyelim, diyorum içimden… Hiç almamayı düşünüyorum. Ama bir yandan da girmişim kasaba bir kez… Alsam da acaba iki yüz elli gram mı alsam? Söylemesi ayıp insan yaşlı da olsa canı bazen olmadık şeyler istiyor, şöyle koyun haşlama evladım, içinde patatesler kaynatılmış, eh et suyuyla birlikte, üzerine de limon sıkarak… Burnumda tütüyor amma, cep başka söylüyor, “Sakın ha İdris, böyle bir hata yapma” diyor… Hiç yapar mıyım evladım, öyle durumdayız ki biz, bizim gibi emeklilere kredi de açmıyorlar, “Neyinle ödersin, sen bitmişsin zaten” diyorlar. Eh ben böyle derin hesaplara dalınca, kasap ne dese beğenirsin:
- Sen bunu yiyemezsin, haydi bakalım yürü!
Evlat, düşün İdris amcanın nasıl kızdığını, nasıl üzüldüğünü… Şeytan dedi saldır etlere, çiğ çiğ yut pirzolaları, böbrekleri… Nasıl ulan yiyebilirmiş miyim, yoksa yiyemezmiş miyim? Amma dedik ya bu yaştan sonra, adam kudurdu, çiğ etlere saldırdı diye bizi yakalayıp polise teslim edecekler, çoluk çocuğa rezil olacağız… Gözlerim doldu, şurama bir şey düğümlendi, çıktım kasaptan dışarıya. Şimdi iki yerde sinirlenmişim, zangır zangır titriyorum, bir Cebbar bey var dost, kahvede tanıştık, apartman dairesi de yol üzeri, hemen birinci kat, çaldım ki kapısını, birlikte kahveye gidelim, birkaç kez böyle onu evden almıştım. Ne bileyim Cebbar beyin o evden iki gün önce taşındığını… Tuttum Cebbar beyin ziline bastım, hop karşı dairenin kapısı açıldı, pijamalı bir adam şöyle bir süzdü beni, yukardan aşağı, aşağıdan yukarı:
- Hadi hadi, dedi, sen bu daireyi tutamazsın.
...

Çanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgüÇanak Çömlek Patladı, Muzaffer İzgü
2 /