Çanak Çömlek PatladıMuzaffer İzgü

·
Okunma
·
Beğeni
·
388
Gösterim
Adı:
Çanak Çömlek Patladı
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
208
ISBN:
9789754940435
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbiriyle yarışan bir öyküler demeti Çanak Çömlek Patladı. Okurlara, 'işte değişik bir mizah örneği' dedirtecek bu yapıt, 'Muzaffer İzgü mizahı' içerisinde yeni bir sentez damarının habercisi olarak da dikkati çekiyor.
Ne güzel bir kitaptı öyle tadı damağımda kaldı. Yurdumdan eğlenceli komik insan manzaraları. Herkese tanıdık gelen kişiler olaylar. Mizahın hakkı verilmiş ne varsa eskilerde var zaten

- N'oluyor lan Rahmi orada?
- Heç usta, gavurla yarenlik ediyoruz, dedi. Herife Türkçe öğretmeye çalışıyorum. Bak lan gavur, buna
kitap derler kitap kitap.
- Citap???
- Kitap kitap.
Ülkemizin bir döneminin traji-komik fotoğrafı. Yazar insanın içine düşmüş olduğu kötü durumları yine insanın kendi kendine yaptığını anlatıyor. Hâlâ devam ediyor mu bu olaylar, okuyun siz karar verin. İyi okumalar!
Kafa dağıtmak için mizah kitabı ararken denk geldiğim ve mizahın hakkını sonuna kadar veren çeşitli öykülerden oluşmuş bir kitap. Gerçekten böyle kaliteli mizah kitapları bulmak zor bu yüzden kitapta mizahı çok tercih etmem ama bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
İlkokullarda yılda en az bir kez Okul Aile Birliği toplantısı yapılır. Velilerin ancak yüzde beşi gelir bu toplantılara. Bu işbirliği yüzündendir ki maşallah yıllar yılı çocuklarımız çok psikolojik ve de pedagojik olaraktan yetiştirilirler.
Bir de Sınıf Aile Birliği toplantıları yapardık. Bu, yılda iki kez yapılır, birincisi ilk dönemde, ikincisi son dönemde. Sağ olsunlar, bu toplantılara da veliler gereken ilgiyi gösterirler. Çağrının altına çay var, pasta var, limonata var, diye yazarsanız gelenlerin sayısı artar. Ama bizim okul gibi kıyı mahalle okuluysanız ve de koruma derneği bütçeniz tebeşir almaya elvermiyorsa, o zaman bu çay, pasta, limonata yerine çağrıya piyes adları, oyunlar, monologlar yazarsınız. Yoksul semtin okulu olduğumuz için o günü yapılacak Sınıf Aile Birliği toplantısı çağrısının altına, “Kahraman Ayşe Skeci”, “Şehit Mehmet Piyesi”, “Uslu Çocuk Monologu”, “Okul Şarkıları,. Türküler, Koro, Rondlar, Şiirler” diye yazmıştım.
Toplantı saatini on dört olarak belirtmiştik ama, saat on dört oldu kimse yok, on dört otuz oldu kimse yok, on beş oldu, eh işte, öteki sınıflarda birkaç veli, ama benim okuttuğum beşinci sınıftan hiç veli yok.
Gösteride görevli çocuklara çıkıştım:
- Hani sizin anne babalarınız? Parmaklı, parmaksız konuştular:
- Öğretmenim, benim annem işe gitti.
- Öğretmenim, benim babam balığa gitti.
- Öğretmenim, annem çamaşır yıkarken düştü.
- Öğretmenim, dedem hastaneye yattı.
- Öğretmenim, ablamı nişanlısı kaçırdı.
Saat on beş otuza yaklaşmıştı, şapkasını yana devirmiş yaşlı bir veli sallana sallana geldi. Sınıfa kendinden önce şarap kokusu girmişti. Yakamdan tuttu:
- Öğretmen bey dedi, bi arkadaşa söz vermiştim, kahveye gidip içkisine tavla atacaktık.. Hık, şimdi ben aldım yükümü böylecene… Şimdi hık, ben yükümü aldığım için, tavla işi sonra da olsa olur Hüsnü dedim kendi kendime, hık, şöyle gideyim dedim hık… Hı öğretmen bey, hık.
- Buyrun oturun, dedim.
- Kalabalıktan sıkılırım, dedi, hıkladı. Şöyle kapıya yakın bir yere oturayım ki, hık, kaçmak kolay olsun, hık.
İki öğrencim bu veliyi en ön sıraya oturttular. Ben o sıra müdüre gittim:
- Müdür bey, dedim, Sınıf Aile Birliği toplantısına bir veli geldi; saat da on beş otuz oldu, acaba bu toplantıyı yapmasak mı?
Adamın gözleri iri iri açıldı:
- Ne demek kardeşim, ne demek? dedi. Buyruk bu, veli gelsin gelmesin, olsun olmasın, bu toplantı yapılacak, böylece formalite yerini bulacak. Yarın okula denetmen geldiğinde, veli gelmedi de ondan sınıf toplantısını yapmadım, denetmen bey mi diyeceksin? Mademki yapılacak denmiş, yapılacak. Toplantı bitinceye dek dua et de denetmen falan gelmesin.
- Neden? diye sordum.
- Neden olacak. Şayet denetmen gelmezse o zaman çalışma raporunu rahat rahat yazabilirsin; toplantı çok hararetli geçti diye yazarsın, çok başarılı oldu dersin. Veliler eğitim öğretim konusunda konuşmak için birbirleriyle yarış ettiler, dersin, şunları şunları konuştular diye yazarsın. Bana bak oğlum, denetmenler de bilirler bu tür toplantılara birkaç veli geldiğini, hele hele bizim gibi kıyı köşe okullarda velilerin bu toplantılara hiç gelmediklerini bilirler, ama onlar da buyruklara uymak zorundadırlar.
Döndüm geldim sınıfıma. Bizim veliyi tarih köşesinin başında gördüm. Fatih portresinin başındaydı, sallanıyordu, portreyi göstererek:
- Bu Yeni Caminin imamı Arap Kadir mi? diye sordu.
- Yoo, Fatih, dedim.
- Demek Fatih Camisinin ha? Ya şu kulağı küpeli de kim?
- Yavuz…
- Hiç kulağı küpeliden yavuz olur mu öğretmen bey?
Ki ki ki, diye gülüyordu.
- Haydi buyrun siz oturun, toplantıyı açacağım, dedim.
- Aç aç, ben dinlerim, dedi.
Geçtim kürsüme, önceden hazırlamış olduğum yazıyı çıkardım.
- Çok değerli okulsever, pardon, çok değerli okulsever veli kardeşim…
Yazıyı topluluğa göre hazırladığım için şaşırıyordum.
- Toplantıya onur verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Veli kalktı, yanıma geldi, elimi sıktı.
- Ben de sana teşekkür ederim, dedi.
- Çocuklarımızın eğitim ve öğretiminde, okulun bir başına yeterli olmadığı çok kez kanıtlanmış olup…
Velinin oturduğu yerde gözleri sulandı, ağlamaya başladı. Ben, eğitim ve öğretimin aile okul işbirliğiyle gerçekleşeceğini kanıtlarla anlattıkça veli sulu sulu gözyaşı döküyordu. Bir ara sümüğünü çekti, sonra başı yana kayar gibi oldu, kendini topladı, mendiliyle gözlerini sildi, yine başı yana kaydı, elinde mendili, uyudu.
Çocuklara:
- Kimin babası bu? diye sordum. Piyeste görevli Osman’ın babasıymış.
- Oğlum Osman, uyandır babanı! Çocuk babasını dürttü:
- Baba… Baba… Hişt hişt! Veli uyandı
- Ne var lan eşşekoğlu eşşek? dedi.
- Uyan öğretmenim konuşuyor.
- Okulla aile arasındaki yakın ilişkinin öğretimde büyük başarılar sağlaması bakımından…
Veli yine uyudu.
- Evet sağlaması bakımından… Oğlum Osman, uyandır babanı
- Baba baba!
- Ne var lan itoğlu it?
- Öğretmenimi dinle.
- Dinliyoruz ya.
- Okulla aile el ele vererek, tüm eğitim ve öğretim güçlüklerini…
- Hooor hooor!
- Oğlum Osman uyandır babanı.
- Baba baba!
- Ne var lan hayvan?
- Öğretmenimi dinle.
- Şarap yok mu lan burada, hı boş bi şişe varsa, hı Çekirge’nin kahvenin oradan doldurup gelsen, hı… Sonra söyle kahvede Kerim amcanı görürsen, beni bekleyecekti, tavla atacaktık.
Çocuğa:
- Gitme, dedim ve konuşmama devam ettim.
Veli, tatlı tatlı şarap düşlerinin birinden ötekine atlarken konuşmamı bitirdim. Osman:
- Babamı uyandırayım alkışlasın mı öğretmenim? diye sordu.
- Gerek yok, dedim.
Çocuklar piyesi oynadılar, ardından skeci oynadılar, onun ardından türkülere geçtiler. O sırada sınıfın kapısında birisi belirdi, veli sandım:
- Buyrun, dedim.
- Cık, dedi. Hüsnü burdaymış da, kahveye öyle demiş, aa uyuyor… Lan Hüsnü.
Veli, arkadaşının sesini uyku sırasında bile duydu. Kalktı, mendiliyle tekrar yüzünü gözünü sildi, kapıdan çıkarken alkışlamayı unutmadı. İki arkadaş gittiler.
Perihan, monologunu söyledi. Altı kişilik koro okul şarkılarını söylediler. Kapanış konuşması vardı ama, yapmaya gerek görmedim. Çocuklar gittikten sonra, oturdum çalışma raporumu yazmaya başladım.
“Toplantıya otuz dokuz veli katıldı. Toplantıda, şunlar şunlar konuşuldu.”
Velilerin konuşmaları tutanakta tastamam dokuz sayfa tutmuştu. Neler neler konuşmamışlardı ki okulla yakın ilişkisi olan veliler. Osman’ın babası için de şunları yazdım.
‘Velilerden Hüsnü Sevimli, sınıf toplantılarının çok yararlı olduğunu belirterek, bu tür toplantıların yılda iki kez değil, her ay yapılmasını önerdi. Hatta bu isteğinin yerine getirilmesi için gerekirse velilerden imza ve istek toplayacağını belirtti.”
Raporumu yazmıştım ki, Salih öğretmen geldi.
- Eh, dedi, bende altı kişi vardı. Ekledi:
- Bu semtin babaları anaları çalışmaktan gelemezler, başka semtlerin anaları babaları da eğlenmekten gelemezler, dedi.
- Raporuna kaç kişi geldi diye yazdın? Güldü Salih Öğretmen:
- Kırk veli yazdım… dedi.
Sayın hocam, acaba kaç tür kebap olduğunu düşünmek suç mudur? Hı… hı… Evet hocam…
- Suç muymuş, suç muymuş?
Yok yok, düşünmemeliyim. Düşünürsem suç olur. Kaçıncı madde hele? Hiç mi hiç düşünmemem gerek. Böyle beynin düşünme merkezi için dıştan kumandalı bir aygıt olacak, basıvereceksin düğmesine, tamam, beyin hiç düşünmeyecek. Aaa, yoksa bunu düşünmem de mi suç?
- Fıs fıs fıs…
- Ya, ya?
- Hişt, aman, öyle…
Yok yok, düşünmemeliyim. Düşünürsem suç olur. Kaçıncı madde hele? Hiç mi hiç düşünmemem gerek. Böyle beynin düşünme merkezi için dıştan kumandalı bir aygıt olacak, basıvereceksin düğmesine, tamam, beyin hiç düşünmeyecek. Aaa, yoksa bunu düşünmem de mi suç?
Bunu ne zaman düşündünüz?
- Ben hiçbir şey düşünmedim efendim.
- Az önce düşündüğünüz düşüncenin suç olduğu kesin. Belki hafifletebiliriz. Söyleyin, bu düşündüğünüz düşünceyi gözü kapalı mı düşündünüz, yoksa gözü açık mı düşündünüz?
- Ben hiçbir şey düşünmedim efendim.
- Demek düşünmediğinizi düşünebiliyor, bunu burada açıkça söyleyebiliyorsunuz. Hafifletici hiçbir neden yok. Yazın…

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çanak Çömlek Patladı
Baskı tarihi:
Şubat 2015
Sayfa sayısı:
208
ISBN:
9789754940435
Kitabın türü:
Yayınevi:
Bilgi Yayınevi
Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbiriyle yarışan bir öyküler demeti Çanak Çömlek Patladı. Okurlara, 'işte değişik bir mizah örneği' dedirtecek bu yapıt, 'Muzaffer İzgü mizahı' içerisinde yeni bir sentez damarının habercisi olarak da dikkati çekiyor.

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • Hatice
  • Setenay Gökdağ
  • Levent Varol
  • Burçin KAŞTAN
  • IRMAKK70
  • A.Melike Cığır
  • Emrah Ergin
  • Özlem
  • Hesna
  • İhsan Güzel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (2)
9
%0
8
%57.1 (4)
7
%14.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0