Canım Aliye, Ruhum Filiz

·
Okunma
·
Beğeni
·
30721
Gösterim
Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
195
Format:
E-kitap
ISBN:
9789750832871
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Sabahattin Ali - “Canım Aliye, Ruhum Filiz”; Yapı Kredi Yayınları tarafından Kasım 2013’te yayımlanmıştır. Kitabın içeriği Sevengül Sönmez tarafından hazırlanmıştır. Kitabın düzeltmelerini Fulya Tükel, kapak tasarımını ise Nahide Dikel gerçekleştirmiştir.



Sabahattin Ali’nin en sıkıntılı döneminde ailesine yazdığı mektuplardan oluşan bu derleme, okuyucuya yazara daha yakından bakma fırsatı tanıyor.



Kitaptaki mektuplardan bir örnek:

“Benim bir tanecik, sevgili Filiz’im! Güzel yazılı mektubunu aldım. Neşeli olduğuna çok sevindim. Seni ne kadar çok özlediğimi bilemezsin. Evde dolaştıkca hep seni, senin sesini arıyorum. Annenle arabaya binip plaja git, iyice yüzme öğren. Gelecek sene hep beraber Ayvalık’a gideriz. Bol bol yemek ye. Ankara’ya iyice şişman dön. Bahçede çok dut yiyip sakın mideni bozma. Sen de beni çok özledin mi? Annenle beraber bana, İzmir’e mektup yazmayı sakın unutma.

Kara gözlerinden hasretle öperim benim bir tanecik, güzel sevgili yavrum, Filiz’im.”

* *

- Baban,

S. Ali
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sevengül Sönmez'in Filiz Ali katkısı ile hazırladığı, Sabahattin Ali'nin yazdığı mektuplardan oluşan bir arşiv okudum..
Yazdıklarını okurken hem hüzünlendim hem de mektuplarındaki samimiyete hayran kaldım. Eşine ve kızına, ne şartlarda olursa olsun hiçbir şekilde umutsuzluk aşılamayıp onları hep daha iyisini düşünmeye teşvik etmiş Sabahattin Ali.

Aliye ile resmi başlayan yazışmalar, tarihler ilerledikçe aşk mektuplarına daha sonra da hasret ifadelerine dönüşmüş, kötü vaziyetlerde dahi ailesini ihmal etmemiş, her fırsatta onları düşündüğünü en güzel cümleleriyle eşine ve kızına yazmış Sabahattin Ali...

Mektuplarda en dikkat ettiğim şey, Sabahattin Ali'nin hitap şekilleri oldu. Aliye ve Filiz'e öyle içten sevgi sözcükleri kullanmış ki tebessüm etmemek elde değildi. Tanışmalarını, evliliklerini, kızlarının doğmasını, Sabahattin Ali'nin cezaevinde geçirdiği ayları, Markopaşa dergisinin aşamalarını, yazarın para sıkıntılarını, gelecekten umduğu güzel günlere inancını ve tarih ilerledikçe peşini bırakmayan özlemi okuyoruz mektuplarda. (Bence ülkede hiçbir şey değişmemiş dünden bugüne. Mektuplar da bunu kanıtlar nitelikte. Sadece görüşleri nedeniyle ceza alan birçok yazarın da Sabahattin Ali gibi hissettiğine eminim..)

Okuyup bitirince, yazarın yaşadığı son anı düşündüm, ölünce çantasından çıkan Balzac romanını, kırık gözlüğünü, Aliye'nin fotoğrafını, mektuplarını düşündüm.. Ve onu öldüren Ali Ertekin'in birkaç hafta sonra aftan yararlanıp salıverilmesini düşündüm..
Bir kez daha sevdim Sabahattin Ali'yi..
160 syf.
Bu tam olarak bir inceleme değildir

Genel açıklama

Aslında kendimi hiç bir zaman inceleme yazacak kadar donanımlı hissetmedim, muhtemelen bundan sonra yazacaklarım da tam olarak inceleme olmayacaktır, daha çok kitabın bende bıraktığı etki hakkında yazmakla başlayacağım.

İster kitaplar hakkındaki, isterse de genel duygu ve düşüncelerimi pek ifade edemem ancak şuanda yaşayan ve benimle benzer duyguları ve fikirleri taşıyan insanlarla etkileşimde olmanın yollarından biri anlatmaktan geçtiği için bir yerden anlatmaya başlamak kararını aldım(yani benim için anlatmak bir ihtiyaç değil iletişim aracıdır). Ve edebiyatı Sabahattin Ali ile sevdiğimden benim için özel bir yazar. Bu yüzden de ilk incelememin de Sabahattin Ali kitabı olmasını istedim.

Aslında bütün Sabahattin Ali kitaplarını almak ve öyle okumak gibi bir planım vardı ve pdf'ten okumaya kıyamıyordum, fakat hem maddi durumum hemde önceliğim açısından şuan için bu pek mümkün olmadığından şimdi okuma kararı aldım.

Kitap hakkında

Kitabın bir kısmını 2 sene filan önce okumuştum ve eğer pdf'ten değil kitaptan okumuş olsaydım çizilmedik yerini bırakmazdım diye hatırlıyorum. Fakat bu seferki okumamda aynı duyguyu tadamadım. Mektupları yazanın bir yazar olması, üstelik Sabahattin Ali olması bende mektuplarının genelinin naif, sevgi dolu ve kitap gibi mektuplar olacağı izlenimini yaratmıştı, fakat çoğunluğu neredeyse gündelik konuşmalar. Ancak eşine ve kızına her defasında hitap şekli gerçekten çok naif ve güzel.

Mektuplar içinde en çok ilgiyle okuduklarım ölümüyle alakalı olduğu için markopaşa'yı çıkarttıları dönemde yazılan mektuplardı.
160 syf.
Yazacaklarım yalnızca, ‘Canım Aliye, Ruhum Filiz’ kitabına dair olmayacak. Bu okuduğum onuncu Ali kitabı oldu. Ben Ali’yi okumaya geç başladım. Sebeplerini yazacağım. Kuyucaklı Yusuf ilk okuduğum kitabıydı ve 25 yaşımdaydım. Ondan sonra yine yıllar boyunca Ali okumadım. 2010’lu yıllarla birlikte tekrar okumaya başladım. İyi de yapmışım.

Peki neden Ali’ye karşı mesafeliydim? Bunun temel sebebi maalesef dünya görüşümdü. Çünkü ben daha lise yıllarımda iken Atsız’ın ‘Hesap Böyle Verilir/İçimizdeki Düşman/En Sinsi Tehlike’ kitabını okumuştum. Orada ‘İçimizdeki Düşman’ broşürü Sabahattin Ali’yi yerden yere vuran bir metindi. Sonrasında yine bazı siyasal İslamcı kitaplarda ‘Vatanı Terk Eden’ bir hain olarak anlatılan Ali’yi okudum. Ve böylece maalesef onu –ve daha nicelerini- yıllarca hiç okumadım.
Yeri gelmişken Atsız’ın da neredeyse bütün eserlerini okudum ve bazı fikirlerine katılmasam da Atsız’ı sever; saygı değer bulurum. Kaderin cilvesi; bugün yaşarlarken birbirlerinden nefret eden bu iki büyük kalemin kitapları benim kütüphanemde yan yana duruyorlar.

Ali’nin şairliği ve hatta romancılığından da iyi olan tarafı bence hikayeciliğidir. Bunu da söylemem lazım.

Kitaba gelirsek; Ali’nin feci sonunu bilen bir okur olarak bu kadar ailevi, bu kadar sıradan mektuplar bile bana hep hüzünlü geldi. Ben de bir eş, bir babayım. İster istemez empati kurdum. Fikirlerine katılıp katılmamak kişiye göre değişir ama Ali’nin gül bahçesi içinde bir hayatı olmadığını, maddi sıkıntılarla, mahkemelerle, hapislerle uğraştığını fakat bir yandan da takdir edilecek bir sevda ve sadakatle eşine tutkun bir eş; kızına meftun bir baba olduğunu görebiliyoruz.

Öyle bir devirmiş ki, Atsız’ı, Ali’yi, Nazım’ı, Said Nursi’yi, Necip Fazıl’ı… Farklı cenahlardan pek çok kişiyi mapus damlarına atabiliyormuş.

Şiddete bulaşmadan, kimseye zarar vermeden okuyan, yazan, düşünen, gazetecilik yapan herkese selam olsun. Maalesef bu ülkede makus talihi ve mahvedilen hayatı ile yeni Sabahattin Ali’ler var edilmeye devam ediliyor…
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Canım Aliye, Ruhum Filiz...
Her okuyuşta yeniden seviyorum seni Sabahattin Ali... Bu ne güzel yazmaktır!
Bu ne güzel sevmektir!
Bu ne güzel sahiplenmektir!
Bu ne güzel kabulleniştir!

Aliye Ali'ye bu kadar güzel sözler sarf eden güzel adam... Seni okudukça sevmek istemiyorum kimseyi. Çünkü biliyorum. Bir daha senin gibi sevecek insanlar gelmeyecek bu fani dünyaya. Fakat elden ne gelir? Gönül bu... Birisine tutuldu mu bırakmak bilmiyor...
Senin gibi sevmek istiyorum. Ancak mesele ortada. Görüyorsun, senin gibi sevsekte seni sevdiği gibi sevmiyor kimse... Her mektubuna başlayınca güzel sözlerinle döndürdün başımı. Ben bu satırları okurken böyle güzel duygulara kapıldım. Ah! Canın Aliye'yi düşünemiyorum ki! Sonsuzluğa yelken açmış sevginizin meyvesi Ruhun Filiz'e ne de güzel mektuplar yazmışsın öyle...

Çoğu mektubu okurken tekrar başa döndüm. Çoğu mektubun tamamını alıntılamak istedim. Fakat onları yazarken kaybedeceğim zamanı yeni mektuplarda harcamayalım dedim. Diğer mektuplarına geçtikçe anladım : sevmek yan yana olup birbirine süslü kelimelerle aşkını anlatmaya çalışmak değil, uzakta dahi olsan ona yüreğinin derininden gelen sözcükleri aktararak olabilirdi. Öyle uzun uzun abartı sözcüklere çoğu zaman gerek duymazdım. Fakat ne yaparsın, sen işte! Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep uzun olsun, senin olsun o yazılanlar istiyor...

Her mektup yeni bir sevgi, her mektup yeni bir telaş, her mektup yeni bir özlem, her mektup yeni bir bekleyiş, her mektup yeni bir sen, her mektup yeni bir dert ve her mektup yeni bir birliktelikti...

"Ben resimdeki gibi güzel değilim" diyen Canın Aliye'ye ne de güzel demişsin öyle! "Sen benim için her halinle güzelsin. Seni her halinle seviyorum."

Diyorum ya! Böyle güzel seven kalmadı. Demişsin ya "Hep genç kalacağım." diye. Sen hep genç kalacaksın.

Sabahattin Ali'yi okumaya Değirmen ile başlamıştım. Fakat onu okuduğum sırada kendisini tam olarak çözemediğim için bende pekte büyük bir etkisi olmamıştı. Daha sonra okumam için ısrar eden insanları kıramayıp Kürk Mantolu Madonna yı okudum. Bu pek tabi benim için yeni bir kapı oldu. Sabahattin Ali hayranlığım böyle başladı. Bundan sonra yoluma İçimizdeki Şeytan, Kuyucaklı Yusuf ve Çakıcı'nın İlk Kurşunu ile devam ettim. Okumadığım zaman özlüyorum. Okuduğum zaman bitecek diye korkuyorum. Her okuyuşta yeniden "İyi ki!" diyorum, "İyi ki okumuşum be!".
Her yeni mektupta yeni şeyler olmasına rağmen Sabahattin Ali asla karşı tarafa umutsuzluk içeren şeyler yazmamış. Aksine her yazdığı o güzel söz insana daha bir umut oluyor. Kızına ve eşine yazdığı mektuplar beni ona yeniden hayran bıraktırdı. Canım Sabahattin Ali en sevdiğim hep sen olacaksın sanırım... Seni kitaplarınla tanımak fırsatı buldum bu güzel evet fakat bir de seninle yüzyüze konuşabilme fırsatım olsaydı...

Her neyse.
İyi ki okumuşum.
160 syf.
·10/10
Hayatında talihsizliktik peşini bırakmamasına rağmen eşine(Aliye) ve kızına (filiz) bağlılığını hiç yitirmemiş bir adam Sabahattin Ali. Hem çok iyi bir eş hem de çok iyi bir baba olduğunu kanıtlıyor bu kitap . Sabahattin Ali’nin sürgün yemiş gibi geçen hayatında , karısına ve kızına yazdığı mektuplar onun ne kadar sorumlu bir insan olduğunu gösteriyor bize .. Okumaya başladığınız da yağ gibi akan ama tüketmeye kıyamadığınız bir kitap ..
160 syf.
·2 günde·10/10
Merhabalar :)
Bugün harika bir kitap daha bitirdim. Sabahattin Ali'nin 13 sene boyunca karısı ve kızına yazdığı mektupların derlemesinden oluşan harika bir kitap!
Okuması gerçekten çok keyifli ve rahat ayrıca Sabahattin Ali'nin hayatının son 13 yılına ortak oluyorsunuz. Benim en çok hoşuma giden yönü kitap yazmış olmak için değil de mektupların, gerçek duyguların, kağıda dökülmüş hallerinden derlenmiş olması oldu. Kitabı yaşadım diyebilirim. Kitabın sol tarafındaki sayfalarda mektupların orijinal halleri sağ tarafta da matbaa basımı bulunuyor. Sayfa sayısı sizi korkutmasın. Herkese keyifli okumalar. :)
160 syf.
Lütfen dikkat!!.....
Şu zamanın Basit ve laubali Aşklarınıza dün biri ile bugün başkasıyla olanlara bu Kitap oldukça Hasret yüklü mektuplarla dolu olduğu için ağır gelebilir....
Her ne şartlar altında olsun sevdiğini beklemek ve sevilenin de sevdiğini beklediğini hissetmek adına ilaç gibi bir kitap. Okurken Sabahattin Ali'nin naif düşüncelerine günümüz ile kıyaslarsak " yok daha neler " gibi içten hayranlık uyandıran tepkiler vereceğinizi garanti eder keyifli okumalar dilerim...
160 syf.
·4 günde·10/10
Sabahattin Ali'nin ölümü göz önüne alındığında bu kitabı okumak, bile bile lades; bir şeylerin yarım bırakıldığına emin olduğumuz bir hayatı okumaya gönüllü olmak. Zaten bu nedenle Necip G./Duvar/ Bey'in başlattığı “Farklı Türleri Keşfet” etkinliği için mektup türünde arama yaparken bu kitabı dahil etmek istememiştim. Fakat internette rastladığım bir “İlkay Akkaya - Gidemem” şarkısı ile videonun altına iliştirilmiş Sabahattin Ali ve eşinin kısa hikayesi her şeyi değiştirdi.

“Ne kadar olabilir ki?” diye başladığım ve “Ancak bu kadar olurmuş” diyerek bitirdiğim “Canım Aliye, Ruhum Filiz” kitabının incelemesini hakkını vererek yapabilir miyim emin değilim. Bir kusur olursa bütün özürler Sabahattin Ali’ye, Aliye'nin Ali’sine.

Sabahattin Ali'nin ailesine yazdığı mektupların derlendiği bu eserde Ali, hem eşi Aliye Hanıma hem de kızı Filiz'e o kadar güzel sıfatlar, hitaplar ve cümleler kullanmış ki; okurken insan kendini özenle yazılmış bir romanın içinde buluyor. Fakat romanlarda kitabın sonuna yaklaşıldıkça kavuşma anı hayal edilir, bu kitabın sonu ise kavuşmaya değil; ayrılığa kapı açıyor. İşte ben kitabı bu his üzerine okumaya başladım ve aynı his ile son mektuba gelmeye korktum.

Nişanlılık dönemine ait olan ilk mektuplarda hitap şeklinden cümlelere kadar Aliye Hanım ve Sabahattin Ali arasındaki duygu geçişi hissediliyor; heyecanları, itirafları, birbirlerine sığınmaları. Yazdıklarının satır aralarında Sabahattin Ali'nin ruhunu da görüyoruz.

“Çok Sevgili” Aliye’sine “Aliye, bana böyle şeyler yazma... Sonra ben sana deli gibi âşık olurum.” /s.17/ diye yakarırken aslından çoktan aşık olduğunu anlıyoruz. Birkaç mektup sonra ise “.. oldum işte… Sana bugün çılgın gibi âşığım.” /s.55/ itirafı tüm içtenliği ile karşımıza çıkıyor. Aslında göründüğü kadar neşeli olmadığını anlatırken, gerçek benliğini sadece Aliye'sine anlatacağının sözünü verirken buluyoruz onu. Mektupla beraber gönderdiği resmi yazarken beğenilmeme korkusunu hissediyor, bir yandan da kendi ailesini kurabilecek olmasının heyecanını okuyoruz.

Evlilik dönemine ait mektuplarında ise başına gelen olayları çekinmeden hayat arkadaşına anlatan bir eş ve kızına başarısını destekleyici nasihatlerde bulunan bir baba oluyor Sabahattin Ali. Ancak bu mektuplarda konular artık daha ciddi; evin giderleri, açılan mahkemeler, yazım hayatının zorluğu, engellemeler, Filiz'in okulu ve sorunları. Güzel cümlelerini sunduğu Aliye’sine artık problemlerini ve çözüm yollarını anlatıyor. Çıkmaza girdiğini hissettiği o mektuplarından birinde kaleminden çaresizce “Başka ne yazayım? Yazacak müspet bir şey olmadıktan sonra…” /s.149/ cümleleri dökülüyor.

Sabahattin Ali, bütün mektuplarının sonunda cümle içerisine gizlediği kavuşabilmek temennisi ile eşini ve kızını hasretle öpüyor. Bu yüzden elimden geldiğince geciktirdiğim o son mektubu okuyup da kitabın kapağını kapatınca “hasretle...” dedim, Sabahattin Ali ve ailesinin kelimesi ancak “hasretle...” olabilir. “Son kez hasretle öpebilmiş midir onları?” ya da “Filiz’inin elini tutabilmiş midir?” diye sorguladığım soruların cevabı “hasretle...” oluyor. “Hasretle kavuşamadılar”

“Nasıl yazsam” sorusu ile cebelleştiğim bu incelemeyi bitirirken okuyun ve okutunuz diyorum efendim. Ama lütfen bu eylemi ciddiye alarak yapınız. Çünkü mektup okumak, en az onu yazmak kadar ciddi ve sorumluluk isteyen bir işmiş.
160 syf.
·1 günde·Beğendi·
Canım Aliye, Ruhum Filiz... Ne incelikli bir kitap ismi olmuş. Kitap diyorum ama Sabahattin Ali'nin eşi ve kızına yazdığı mektuplardan oluşan bir eser. 

Sabahattin ile Aliye'nin nişanlandığı dönemden başlayıp, Ali'nin öldürülmeden bir kaç hafta öncesine kadar olan mektupları; kızı Filiz, Sevengül Sönmez'e veriyor ve böyle bir eser meydana çıkıyor. 

Kitapta Sabahattin Ali'nin orijinal mektuplarının fotoğraflarına da yer verilmiş. 

İlk nişanlılık dönemlerine ait mektuplar kavuşma, aşk, özlem nidaları ile dolup taşıyor. Evlilik sonrası ise hep geçim derdi, kızlarının hastalık kaygısı ve yine özlem içeriyor. Ayrıca Sabahattin Ali mektuplarında askerliği ve mahkumiyeti; çıkardığı gazetenin yasaklanması ve verdiği mücadele ile ilgili bazı detaylara da yer vermiş. 

Aslına bakarsanız yazar ve şairlerden; aşk, sevgi, özlem, hasret okumak doğal olduğu için mi bilmiyorum, ilk mektupları gayet rahat okudum. Ama iş ne zaman evlilik sonrası mektupları okumaya geldi; ben rahatsız oldum. Yani sanki onların özel hayatlarına burnumu sokmuşum gibi hissettim. Yani nasıl anlatsam yazarlar aşk ve özlemlerini satırlara döküyorlar daima. Hatta bazen kime hangi şiiri yazmış biliyoruz. Ama ev yaşantılarını, dört duvar arasında olan aile hayatlarını, sırlarını elbette yazmıyorlar. Tam da bu noktada o sırlar ortaya dökülmüş oldu. İşte bu nokta beni rahatsız etti. 

Yoksa özellikle üstatların sevdiceklerine yazdıkları mektupları okumaya bayılırım. Mesela Halil Cibran ve Kafka gibi. 

Her şeye rağmen Sabahattin Ali'nin gerçek benliğinin yattığı mektuplarla, onu daha iyi tanıma imkanım olduğunu düşünüyorum. Siz de mektup tarzı okumayı veya üstadı daha iyi tanımayı istiyorsanız, eser tavsiyemdir efendim. Okuyunuz
160 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sabahattin Ali’nin güzel bir kitabını okudum. Ve bunun üzerine kendisi ile ilgili araştırma yapmak istedim ve bir sürü bilgiye ulaştım.

Sabahattin Ali Türk edebiyatında yer edinmiş çokça tanınan biri. 25 Şubat 1907’de Edirne’de dünyaya geldi.

Öğretmenlerinden Ali Canip Yöntem ondaki cevheri farketmiş ve öğretmeni yardımıyla şiirleri , öyküleri, denemeleri dergide yayımlanmaya başlanmış.

Almanya’da iki yıl eğitim almış ve Türkiye’ye geri dönen Sabahattin Ali Konya’da öğretmenlik yapmıştır.

Yozgat’ta olduğu zamanlarda Nahit Hanım’ a ,Almanya’da olduğu yıllarda Frolayn Puder’e , Aydın’da bir miralayın kızına , Konya’da öğrencisi Melahat Muhtar’a ve şarkıcılık yapan Muhsine ‘ye aşık oldu. Melahat dışında hepsi platonikti. Bu aşk da Sabahattin Ali tutuklanınca yarım kaldı.

Görevine atanmak için beklerken arkadaşı Ayşe Hanım’a “Benimle evlenir misin?”diye mektup yazdı. Ayşe Hanım bunun şaka olduğunu söyleyerek geri çevirdi.

Göreve atandıktan sonra aklına yine evlilik düştü. Aklına Aliye Hanım geldi. Sabahattin Ali ve Aliye Hanım eczacı Salih Başotaç’ın evinde tanışmışlardı. Sonradan evlendiler.

Şimdi kitap hakkındaki düşüncelerimi paylaşayım.

Bu kitapta Aliye Hanım’a yazılmış mektupları okudum. Sabahattin Ali duygularını çok güzel betimlemiş. O kadar güzel satırlar vardı ki bolca alıntı paylaştım. Sabahattin Ali aşkını doyasıya ve güzel yaşamış.

İşte aşkını , ona olan sevgisini gözler önüne serebilecek bir iki cümle...

“Gözlerimi kapadığım zaman senin hayalini görüyorum diyorsun. Ah Aliye, ben gözlerim açıkken bile seni görüyorum...”

Bu mektupları okurken sadece Aliye Hanım’a olan hislerini değil aynı zamanda Sabahattin Ali'nin günlük yaşantısındaki olaylara da göz gezdirebiliyoruz.

Ve Filiz... Sabahattin Ali’nin kızı. Kızına karşı da bir sürü mektup yazıyor. Kızının sağlığından endişe duyduğu için pek çok zaman Aliye’ye pek çok zaman da kızına kendi sağlığı ile ilgili şeyler soruyor.

Kızına yazmış olduğu şu satır da çok hoşuma gitti.
“Miyop gözlerinden hasretle öperim sevgili kızım. “

Kitabın bir bölümünde de “Yaşlanacağımı kim söyledi? Ben hep genç kalacağım ...”diyor

Evet , Sabahattin Ali. Sen gönlümüzde hep genç kalacaksın... :)
160 syf.
·Beğendi·10/10
Çoğu eşi Aliye Ali'ye kısmen de kızı Filiz Ali'ye yazılan mektuplarından oluşan bir kitap. Beni en çok etkileyen şey sürekli hapse girip çıkmasına, yaptığı işlerin engellenmeye çalışılmasına rağmen eşine gelecek için hep umutlu mesajlar ileten bir insan olması ve canımı en çok yakan şey ise son mektubundan yaklaşık 3 hafta sonra öldürülmüş olması.. Sen öldürülmekle ölmedin. Binlerce Sabahattin Ali'nin doğmasına vesile oldun. Senin fikirlerini ölene dek unutmayacağım, huzur içinde uyu güzel insan...
“Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”
Benim ay ışığını ne kadar sevdiğimi bilemezsin. Mehtaplı gecelerde yalnız başıma gezmek kadar hoşuma şey yoktur. Yalnız, bilmem dikkat ettin mi, mehtap insana daima bir arkadaş aratır.
-Aliye'm
'Markopaşa' bir gün içinde satıldı. Herkes tarafından aranıyor fakat mevcudu kalmadı. İkinci nüshayı daha fazla basmayı düşünüyoruz. Ankara'da satılıyor mu? Herkes ne diyor?
Ben Aralık ayının ortalarına doğru Ankara'ya döneceğim. Şimdilik işleri tek başına Aziz Nesin'in üzerine bırakmama imkan yok. Henüz siyasi bakımdan da mizah seviyesi bakımından da kontrole muhtaç. Hiç olmazsa dört nüshayı ben çıkaracağım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
195
Format:
E-kitap
ISBN:
9789750832871
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Canım Aliye, Ruhum Filiz
Sabahattin Ali - “Canım Aliye, Ruhum Filiz”; Yapı Kredi Yayınları tarafından Kasım 2013’te yayımlanmıştır. Kitabın içeriği Sevengül Sönmez tarafından hazırlanmıştır. Kitabın düzeltmelerini Fulya Tükel, kapak tasarımını ise Nahide Dikel gerçekleştirmiştir.



Sabahattin Ali’nin en sıkıntılı döneminde ailesine yazdığı mektuplardan oluşan bu derleme, okuyucuya yazara daha yakından bakma fırsatı tanıyor.



Kitaptaki mektuplardan bir örnek:

“Benim bir tanecik, sevgili Filiz’im! Güzel yazılı mektubunu aldım. Neşeli olduğuna çok sevindim. Seni ne kadar çok özlediğimi bilemezsin. Evde dolaştıkca hep seni, senin sesini arıyorum. Annenle arabaya binip plaja git, iyice yüzme öğren. Gelecek sene hep beraber Ayvalık’a gideriz. Bol bol yemek ye. Ankara’ya iyice şişman dön. Bahçede çok dut yiyip sakın mideni bozma. Sen de beni çok özledin mi? Annenle beraber bana, İzmir’e mektup yazmayı sakın unutma.

Kara gözlerinden hasretle öperim benim bir tanecik, güzel sevgili yavrum, Filiz’im.”

* *

- Baban,

S. Ali

Kitabı okuyanlar 5.247 okur

  • Ferda
  • Selda Tiryaki
  • Ferda Dnc
  • Senanur polat
  • Betül Oğuz
  • Vahit Aydın
  • Tuçe Yurtsever
  • Elif sena kandırmaz
  • Ebrar kalkan
  • Esra Akdemir

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.9 (189)
9
%6 (96)
8
%5.7 (90)
7
%2.4 (38)
6
%0.9 (15)
5
%0.7 (11)
4
%0.2 (3)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları