1000Kitap Logosu
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Çanlar Kimin İçin Çalıyor

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.3
2.001 Kişi
8bin
Okunma
2.148
Beğeni
59,2bin
Gösterim
575 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 16 sa. 18 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Engin Yayıncılık · Karton kapak · 9789753791243
Orijinal adı
For Whom The Bell Tolls
Diğer baskılar
Pulitzer (1953 İhtiyar Adam ve Deniz adlı kitabıyla) ve Nobel (1954) ödülleri sahibi Ernest Hemingway gerek kendine özgü anlatımıyla, kesik konuşma tekniğiyle gerek kullandığı temalar ve yalın üslubuyla çağının roman ve hikaye yazarlarını derinden etkilemiştir. Yıkıcı şiddet öğelerine eserlerinde çok yer veren ama yazarlık mesleğinin ortalarından başlayarak olumsuzdan olumluya doğru başka pek az yazarda rastlanabilecek çok belirgin bir değişim, daha doğrusu gelişme gösteren Hemingway, daha önceki eserlerinde eksikliği duyulan bu olumlu havaya İspanya iç savaşını anlatan Çanlar Kimin İçin Çalıyor romanında tam anlamıyla ulaşmıştır.
3 mağazanın 6 ürününün ortalama fiyatı: ₺34,3
8.3
10 üzerinden
2.001 Puan · 296 İnceleme
GIORDANO BRUNO
Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u inceledi.
456 syf.
·
Puan vermedi
Ne zaman acın dayanılmaz olursa, ıslık çal. Hemingway üzerine...
Keşifler çağında bir deniz kaşifine; “Okyanus nasıl bir şeydir?” diye sorduklarında şöyle bir yanıt veriyor: “Okyanus anlatılmaz. Renkli renkli balıklarını anlatsam fırtınasının, fırtınasını anlatsam sonsuzluğunun, sonsuzluğunu anlatsam, adalarındaki deniz kuşlarının hatırı kalır… Okyanus anlatılmaz, düşlenir…” Ernest  Miller Hemingway 1940’ta onuncu kitabını yayınlar. Kitap aynen şöyle bir notla piyasaya çıkar: “Hiçbir insan, bir ada, kendi başına bütün değildir… Ben insanlığın içindeyim. Onun için sende sakın “çan kimin için çalıyor” diye sorma, senin için çalıyor.” Anladığınız gibi, bu kitap daha sonraları birçok gerilla savaşında öğretici kitap olarak kullanılacak olan “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”  adlı ünlü romanıdır Hemingway’in. Peki, Amerika “yitik kuşak” yazarlarından biri olan Ernest Hemingway nasıl oluyor da diğerlerinden, örneğin Dos Passos’tan, örneğin Fitzgerald’dan ya da Faulkner’dan çok daha ileride, edebiyat tarihine sürekli bir aktif yanardağ   gibi, dokunanın elini yakan eserler bırakabilmiştir? Çok gerilere gitmekte fayda var. Ta Ernest Hemingway’in çocukluğuna… Doktor bir babanın ikinci çocuğu olan Ernest, henüz beş yaşındayken, yani 1903’te, zengin konakların bahçesinde,elinde  oynadığı sivri uçlu bir sopanın üzerine düşer. Sopa ensesinden batıp, bademciklerini deler. Baba Hemingway çok acı çeken oğluna ilk tedaviyi uyguladıktan sonra bu gibi acı durumlarda hayatı boyunca unutamadığı bir öğüt verir: Islık çalmak.  “Ne zaman acın dayanılmaz olursa, ıslık çal.” Üzerinden yıllar geçer bu olayın. 1918’de I.Dünya Savaşı’nda Fossalta di Piave’den (İtalya’da bir yerdir burası) 22 Haziran tarihli bir mektup yazar Amerika’ya Hemingway. Şöyle der: “… benim yapmam gereken… yaralılara ve cephedeki askerlere çikolata, sigara dağıtmak… İyi zaman geçiriyorum ama… doğru dürüst Amerikan kızı görmeyi çok özlüyorum.” Yirmi yaşında savaşa katılmış olan bu delikanlı hiç bir zaman sıcak savaşın dışında kalamayacak ve 18 Ağustos 1918’de Milan’dan gönderdiği ikinci mektubunda şöyle yazacaktır: “…doğrudan vuruş olduğunda arkadaşlarınız üzerinize dağılır. Dağılır sözlük anlamıyla… Kahramanca bir şöhretin   fazla anlamı yok savaşta, fakat bir yaşamı olmanın çok anlamı var… Havan mermisinden aldığım 227 yara, o zaman birazcık bile acı vermedi. Yalnız ayaklarım, lastik çizme giymişim de, su dolmuş gibi oldu. Sıcak su. Ve diz kapağım gariplik ediyordu. Makineli tüfeğin kurşunu bacağıma girdiğinde, buz gibi bir kartopu aniden çarpmış gibi hissetmiştim… Şimdi yaralarımı, 227 küçük şeytan, tırnaklarıyla kazıyormuş gibi acıyor… “ Boksörler, boğa güreşçileri, jokeyler, generaller, rahipler, gangsterler, gazeteciler, İspanyol soyluları, Küba devrimcileri, bar sahipleri, sinemacılar ve daha burada sayamadığım birçok ünlü, ünsüz insanla dostluğu bulunan Hemingway’in diğer kuşak yazarlarından daha ileride, daha başarılı olmasına şaşırmamak gerek  bence. Çünkü savaşın doğurduğu yıkıcı umutsuzluk dadaizm anlayışı, beş altı yıl sonra yerini sürrealizme bırakacak ve tedirgin değer tanımaz bir sanat anlayışı dünyaya egemen olacaktır. Scott Fitzgerald  bu günlerin düş kırıklığını yazarken, Dos Passos kapitalizme karşı çıkışı, William Faulkner kendi tarzıyla çökmekte olan Amerika düşünü yazacaktır. Cladwell  liberalizme karşı çıkışı dile getirirken, Steinbeck eski-yeni çatışmasıyla bir tahlile gidecektir. Bütün bunların arasında Hemingway; temsil ettiği gazetenin muhabirliği için savaşa katılmış, gerçek bir ölüm-yaşam mücadelesine tanıklık etmiştir. Ne yazması beklenir bunca genç yaşında, ölüme bu kadar yaklaşan birinden? Tabi ki ölüm ve savaş, tabi ki ta derinden, en derinden duyulan hayatın güzelliği. İşte, iki kez uçak kazası geçiren, ikinci dereceden yanan Hemingway’in hayatla ilişkisinin dolayısıyla eserlerinin canlılığının nedenini   buralarda aramak gerek bence. 22 Haziran 1918 tarihli mektubunu şöyle bitirir:  “Bir tek dans için savaş madalyası şansımı verirdim.”  Yılgınlık, bıkkınlık, hayattan alacağı varmış gibi temposu ışık hızında bir hayat süren Hemingway, yaşamının en yoğun gel-gitlerinde yazmaya başlar. Önce küçücük öykücükler ve şiirlerle oluşturduğu ilk kitabı “Üç Öykü ve On Şiir”i yayınlar. (1923) Bir yıl sonra 1924’te “Günümüzde”, 1926’da “Bahar Selleri ” gelir. İstediği kıvama ulaşamamıştır kaleminin ritmi. 1928’de şeker hastası olan babasının ansızın ölüm haberi gelir. Baba Hemingway intihar etmiştir. Otuz yaşındaki Ernest, babası intihar ederek ölen birinin yapabileceği  en soğukkanlı tavırla karşılar bu haberi. Ölümden bıkmıştır artık. Kanıksama noktasına gelmiştir onun için ölüm. Oysa o balık tutmayı, boğa güreşi seyretmeyi düşlemektedir. Çok iyi bir Hıristiyan olmamakla beraber, kiliseyi de düşlemektedir günahlarından arınmak için. 1929’da ilk kez boks dersi verdiği Ezra Pound ve Gertrude Stein’in desteği olmadan ayakları üzerinde durur ve adının birçok yerde anılmasını sağlayacak ilk büyük eserini yayınlar: “Silahlara Veda”. Sonra tam bir fırtına başlar. “Öğleden Sonra Ölüm”, “Afrika’nın Yeşil Tepeleri”, “Klimanjaro’nun Karları”, “Ya Hep Ya Hiç” ve 1940’da “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”… Artık dünyanın tanıdığı ve dönemi içinde yazarak para kazanan ender yazarlardan biri olur Hemingway. Ünlü film firması Paramount, “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanını filme çekebilmek için Hemingway’e tam tamına yüz elli bin Amerikan doları öder. Bu o güne kadar ne duyulmuş ne görülmüş bir telif hakkıdır. Kitap dokuz hafta gibi kısa sürede yüz seksen dokuz bin adet satar; daha sonra yine kendisinin kıracağı ulaşmanın çok zor olduğu bir rekor olarak edebiyat tarihine geçer. Başarı ve paraya ulaşan Ernest, dünya turuna çıkar. Kitaplarından takip edildiğinde bile anlaşılabilecek bu yolculuklardan birinde, Afrika’da uçağı yere çakılır. Ve ikinci derece yanan Hemingway, mucize eseri kurtarıldığında yine ıslık çalarken görülür. 1950’de “Nehrin Ötesi” ve ardından 1952’de “Yaşlı Adam ve Deniz” romanları yazarlık tarihine birer klasik armağan ederken, Hemingway’e de 1953’de Pulitzer, 1954’de de Nobel edebiyat ödülü getirir. O hala ıslık çalmaya devam eder. Çünkü bu kez sağlığından ciddi şekilde kaygılıdır. Babası gibi şeker hastasıdır ve sinirlerinde kilitlenmeler olmaya başlamıştır. Felç ya da kriz kapıdadır. Ait olduğu ülkenin siyasi politikasının aksine ülkesi Amerika’nın Guetemala çıkarmasına; herkesten farklı bir gözle bakıp, “Komünist komplosu” olmadığını açıklayan tek yazardır o. O ömrünün en son günlerinde düşlerinin peşinden Küba’ya giderken bile yıllar önce kurduğu cennete inanmaktadır: “Benim için cennet, benden başka hiç kimseye avlanma izni verilmeyen alabalık dolu bir ırmaktır. Ve şehirde iki güzelim ev, biri karım ve çocuklarımla tek eşli olacağım ve onları gerçekten seveceğim, öteki dokuz katında dokuz güzel metresim… Sonra Pomplono’daki gibi bir evden ötekine giderken gidebileceğim ve günah çıkarabileceğim güzel bir kilise olmalı ve atıma binmeliyim… Boğa çiftliğine sürüp, yol boyunca yaşayan bütün gayrimeşru çocuklarıma bozukluklar toslamalıyım…” (Meraklısına Not; Bu düş, 01.07.1925’de, İspanya Burguete damgasıyla, Scott Fitzgerald’a gönderilen bir mektubunda yazılmıştır.) Bugün dünyada haklı olarak edindiği yere kimsenin söz söyleyemediği Ernest Hemingway hayatın içinden biri olmakla hep hayranlık kazanmıştır. Ama birçoğunun bilmediği bir yanı da katil oluşudur Hemingway’in. 1949’da artık savaş bitmiştir. Hemingway 51 yaşının olgunluğu ve tanınıyor olmanın rahatlığıyla, onu kendisi yapan anılarına dalar. 27 Ağustos 1949’da La Finca Vigia’dan o çok sevdiği, rahatça sövebildiği mektuplarından birinde aynen şöyle der: “… bir zaman sümüklü bir SS öldürmüştüm, kaçış yolunun işaretlerini söylemezse onu öldüreceğimi söylediğimde bana: “beni öldürmeyeceksin” dedi. “Çünkü korkuyorsun ve siz yozlaşmış, melez bir ırksınız. Hem de Cenevre Anlaşması’na aykırı.” “Nasıl yanlış yaptın arkadaş”, dedim ve üç kez karnına ateş ettim, dizlerine çöktüğünde, ona tepeden ateş ettim ve beyni ağzından geldi, eğer burnu değilse sanırım. Ondan sonraki soruşturduğum SS harika konuştu… Artık şimdi tekrar Hıristiyan olmaya çalışabilirim.” Durduk yerde bunu anlatmamın tek amacı var. Silah tüccarı Beaumarchais’te hayatın içindeydi, köle Cervantes’te. Büyük Güney Amerika şiir ödülünü kazanan, öğretim üyesi, Gerilla Otto Rene Castillo’da hayatın içindeydi, katil Hemingway’de… O Hemingway ki: “… yazar Çingene gibidir. Hiçbir hükümete bağlılığı yoktur. Bir yazar neden birilerinin ya da bir devletin beğenisini beklesin? Tek ödül, işini iyi yapmasıdır ve bu her adama yeterli bir ölçüdür.” derken, yazmanın, yaptığı her şeyden daha zor olduğunu da söyler. Böyle bir yaşantının içinde, bu yaşantıyı sürüp de,  “en zoru yazmaktır”  diyen Hemingway, neyi işaret ediyor sizce? Belki okyanusu gösteriyordur ne dersiniz? “Okyanus anlatılmaz,düşlenir” der gibi… 2 Temmuz 1961’de,daha önce kılıç balığı avlamak için geldiği Küba’dadır yine.Ama bu kez balık avlamaya gelmemiştir.Ülkesinin siyasi politikalarına kızdığı için geldiği Küba’nın Montevideo kentinde,en sevdiği av tüfeğinin dipçiğini oturduğu koltukta iki bacağının arasına sıkıştırıp,namlusunu da ağzına sokar Hemingway…Yıllardır düşlediği okyanusa ulaşmak için tetiğe dokunur. Ardından milliyetçi kardeşinin  “dünyadan bir pislik temizlendi”  diyeceği Hemingway’in dağılmış kafasının parçaları tavandan toplanır. Tek bir silah sesine yükler fırtınaya benzer hayatını Hemingway… Kuşlar çığlık çığlığa Hemingway’in öldüğünü söylerler.
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
109
Sultan
Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u inceledi.
635 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Nobel Edebiyat Ödül’lü yazardan okuduğum üçüncü kitapla sizlerleyim. Geçen yıl Yaşlı Adam ve Deniz’i okumuştum. Hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biriydi o. Geçtiğimiz aylarda da Yazma Üzerine adlı derleme bir eserini bitirmiştim. Kendisi hayatıyla ve yaşam tarzıyla ilgimi çeken bir yazar üstelik çok da samimi buluyorum duruşunu ve kalemini. Uzun olmayan ve yormayan cümleleriyle 1000 sayfa yazsa bile okunur kılıyor eserini. Çanlar Kimin İçin Çalıyor da 635 sayfayla dört gün gibi bir sürede tamamlattı kendisini. Yine çok etkilendiğim ve bir zaman hafızamda kalacak bir yapıttı. İspanya’da 1940’larda yaşanmış bir iç savaşı konu alıyor bu kitap. Hemingway bu ülkeye gidip yaşananlara da yakından tanık olmuş ayrıca. Belki de bu yüzden böylesi derin etkiler bırakan büyük bir yapıtı kaleme alabildi… Çanlar Kimin İçin Çalıyor sadece görüş karşıtlığı ve savaş halini yansıtan bir kitap değil, unutamayacağınız bir aşk hikayesi de sunuyor. Burada Cumhuriyetçiler ile Faşistler arasında yaşanan bir savaş söz konusu. Faşistlere karşı bir saldırı planlamasında yer alan Robert Jordan gözüyle okuyoruz her şeyi. Bu saldırı için uçsuz bucaksız bir dağ ortamına gidiyor Jordan. Yine kendisi gibi görüşlere sahip birkaç insanla beraber bu saldırıyı gerçekleştirecek ya da başaramayacak? Zorlu ve cesaret isteyen bir görev bu. Ve dağlarda yaşayan bu insanlar da birbirinden o kadar farklı ve garip ki Robert’ın işi bir hayli zor. Anselmo ile ihtiyarlığa derin bir saygı duyuyorsunuz, Pilar ile çirkef ve tuttuğunu koparan bir kadın oluyorsunuz, Pablo ile de alkolik ve dönek olarak kendinizden nefret ediyorsunuz. Ah! Maria ile peki? Kırpık saçları ve yaşadığı acılar ile Robert’ın kalbinde çok ayrı bir yeri var onun. Dozunda olan doğa betimlemeleri ve Robert ile psikolojik iç çatışma yolculuğu öyle kaliteli anlatılmış ki her sayfasında ne olacak diye sabırsızlanıyorsunuz. Heyecanı ve etkiyi diri tutan bir eser bu. Yazarın diğer kitaplarını da listeme aldım fakat çok pahalı! Ne zaman okuruz bilmem artık… Belki bu yüzden okuyanı az bu kıymetli yazarın.
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
19
Kaan
Çanlar Kimin İçin Çalıyor'u inceledi.
635 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
--EL BOMBALARININ ARASINDA EL ELE TUTUŞMAK--
Merhaba arkadaşlar eğer aceleniz varsa bu incelemeyi hemen atlayın çünkü biraz uzun bir incelemeyle karşınızdayım ..:) Bazı kitaplar vardır; sadece yazılmak için değil, birileri bu satırları okurken aynı zamanda da yaşasın düşüncesiyle yazılır. Bu kitaplara güzeldi çok iyiydi demek o kadar yetersizdir ki, düşüncelerimizi nasıl açıklamamız gerektiğini bilemeyiz çünkü üzerinde konuşmak dahi haddimiz değildir aslında. Ernest Hemingway... Hayatı boyunca yazar ve muhabirlik mesleğinden dolayı birçok ülke/şehir gezmiş, gittiği her yerde hayatına bambaşka kadınlar girmiş, o kadınlardan, şaraptan, yaşanmışlıklardan, içinde bulunduğu durumdan ilham alarak onca hikaye ve roman yazmış çok özel bir hikayeci. 1.Dünya Savaşı'ndan sonra Paris'e taşınan Hemingway burada tanıştığı birçok yazar ve eleştirmen -Scott Fitzgerald, Gertrude Stein, Ezra Pound- tarafından da yazmaya yüreklendiriliyor ve ilk romanı Güneş de Doğar ile yazarlık kariyerine çok hızlı bir giriş yapıyor. Bu eserinden sonra Silahlara Veda ile bir kez daha eleştirmenlerden tam not alarak hayatına yeni bir yön veriyor. 2.Dünya Savaşı'ndan önce İspanya İç Savaşı için Madrid topraklarına savaş muhabirliği yapmaya gidiyor, incelemesini yapacağımız kitabın temelleri de bu savaşta yaşadıkları, gördükleri sayesinde atılıyor . Çanlar Kimin İçin Çalıyor, bir roman olmaktan ziyade, Hemingway'in manifestosu bana göre. Kitapta fazla diyaloğa yer verilmesi karakterleri iyice kavramamız açısından yapılan güzel bir ayrıntı. Kitaptaki her karakter birbirinden özel, her karakterin bir hikayesi var ama en özeli kafayı görevle bozmuş adam olan, Robert Jordan. Aslında Robert Jordan, Hemingway'in ta kendisi. Bunu rahatlıkla söylüyorum çünkü Hemingway bütün romanlarında kendisinden parçalar bulundurduğu ve kendi yaşadıklarını senaryolaştırdığı karakterler ve kitaplar yaratıyor. Kendisine faşistlerin kontrolünde olan bir köprüyü patlatma görevi verilen R.Jordan, Madrid'in bir dağında bulunan cumhuriyetçi partizan bir gruba katılıyor. Bu gruba gerçekleştireceği eylemin bütün ayrıntılarını anlatarak onların da desteğini alarak hedefine ilerlemeye çalışıyor. Ancak bu görev adamının başına öyle bir şey geliyor ki artık her planını her adımını başına gelen bu şeye göre ayarlıyor;AŞK... Maria... Şimdi sizden annesi babası faşistler tarafından gözlerinin önünde öldürülen, saçları kazınan ve bu eylemleri gerçekleştiren kişiler tarafından defalarca tecavüze uğrayan bir kızı gözlerinizin önüne getirmenizi istiyorum. Bütün duyguları intihar etmiş, hayatı kabusa dönmüş olan bu kızı partizan grubun üyeleri kurtarıp dağa getiriyorlar ve R.Jordan ve Maria burada tanışıyorlar. Aslında hikayenin kırılma noktası bana göre bu karşılaşma çünkü görev adamı R.Jordan, kafası beyni sadece gerçekleştireceği eylemle dolu olan bu adam, artık beyninde kalbinde bu saf ve işkence görmüş kıza da yer açıyor. Kitap 635 sayfa. Kitaptaki olaylar sadece 4 günü içeriyor yani her gün o kadar detaylı ve sayfalarca anlatılıyor ki kendinizi bir anda kitabın içinde buluyorsunuz. Ben kendimi kitabın içinde bulmakla kalmadım; dağın tepesinden olanları tüm çıplaklığıyla seyrettim. Hele benim gibi İspanyolca kelimeleri cümleleri seven biriyseniz bu kitabı daha çok seversiniz çünkü kitabın içinde birçok İspanyolca cümle var. Kitapla ilgili daha fazla bilgi vermek istemiyorum çünkü ne söylersem söyleyeyim az kalacak, kitabı 2 gün önce bitirdim ama inceleme yazmak için 2 gündür bekliyorum çünkü kafamı toplamam zaman aldı. Okuduğum bu kitap gerçekten çok özel bir kitap. Hemingway hayranı birisi olarak kendisine bir kez daha hayran kaldım. Bana göre dünyanın en iyi hikayecisi kendisi. İncelememi Maria'nın babasının faşistler tarafından öldürülmeden önce söylediği son sözle bitirmek isterken, herkese keyifli okumalar dilerim... Viva la República * *Yaşasın Cumhuriyet ...
Çanlar Kimin İçin Çalıyor
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
191