Castellio Calvin'e Karşı

·
Okunma
·
Beğeni
·
9,6bin
Gösterim
Adı:
Castellio Calvin'e Karşı
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
212
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058079922
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pruva Yayınları
Baskılar:
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin
Castellio Calvin
Calvin
Castellio Calvin
İnsanlık -evrenin yaşına göre kısa, insanın yaşına göre uzun- tarihi boyunca hiçbir uygarlık, hemen ve kolayca ‘değer' üretememiş, toplum için vazgeçilmez ilerleme(ler) kaydedememiş... Tam tersine en küçük insanî geliş­me­ler, ‘değer'ler ağır bedeller ödenerek kazanılmış. Günümüz Avrupa uygarlığının bugünkü düzeye ulaşması için de çok ciddi mücadeleler yaşanmış, çok ciddi mesailer harcanmış, çok ciddi bedeller ödenmiştir.

Stefan Zweig, monografik incelemelerinde genellikle, günümüz Avrupa'sının harcına önemli katkılar yapan dü­şünce ve eylem adamlarına yönelir. Castellio Calvin'e Karşı'da Zweig, 16. yüzyılın reformist Avrupa'sında, öz­gür düşüncenin ender savunucularından Sebastian Castellio'nun Jean Calvin'le Hristiyanlık, Protestanlık ve Kalvinizm düzleminde inanç, düşünce, yorum ve anlayış farklılıklarının sebep olduğu amansız mücadeleyi şiirsel bir dille anlatıyor.

Elinizdeki kitap, günümüz Batı uygarlığının inanç, vicdan ve özgürlük anlayışının üzerinde yükseldiği temel dinamiklerin anlaşılmasına Ortaçağ'dan bir perspektif sunuyor. Aynı zamanda bu perspektif, uygarlık düzleminde fark­lı toplumların dünü, bugünü ve yarınıyla ilgili varoluşsal sorunlarına, ‘niçin' ve ‘nasıl' sorularını esas alarak cevaplar düşündürüyor.

Hiç kuşkusuz kitabın satır araları iyi okunduğunda Batı'nın, kendi dışındaki toplumları nasıl gördüğünü de ya­ka­layacağız.
248 syf.
·9/10 puan
Spoiler İçermektedir
“Çünkü her yeni doğan insanla birlikte yeni bir vicdan doğar.”
“Bir insanı öldürmek, asla bir öğretiyi savunmak demek değildir: Bir insanı öldürmek demektir”
Yazar kitabı 1936 yıllarında yazmış ve konu olarak 16.yüzyılı anlatmaktadır.Bu kitap satırında olduğu gibi her satırını çizdiğim,düşündüğüm ve anlamaya çalıştığım bir kitap oldu.Stefan Zweig bu eserini biyografik tarzda kaleme almıştır.Anlatım olarak yoğun ve akıcıydı ki sanki o dönemde yaşıyormuş gibi oluyorsunuz.Okurken o zamanla bu zamanki dönem ve düzen aklıma geldi.İnsanın yaşarken önemsemediği seçimler- kararlarının nasıl kendi dönemini ve sonra gelecek olan nesli nasıl etkilediğini görebiliyoruz.Kitabın en beğendiğim özelliklerinden ilki sorgulayıcı olması ikincisi ise fikrilerine saplantılı olan insanların istedikleri hedeflerine varabilmek için neler yapabileceğini görmek oldu.Konu olarak 16.yüzyıl Avrupa’sında Kalvenizim kurucusu olan Jean Calvin’in dini kullanarak nasıl canavarlaştı,neler yapabildiği ve o dönemde olan sistematikleri nasıl yok ettiğini görmekteyiz.Jean Calvin kendi fikrilerine karşı olanlara asla acımıyordu din adamı ve hekim olan Serveto da ona karşı olduğu için diri diri yakma cezası vermiştir.Aslında kitap Serveto dan sonra sahneye çıkan Castelli ile başlamaktadır.Daha fazla ayrıntı vermeyeyim okumanızı tavsiye edeceğim bir eserdir
Keyifli Okumalar Dilerim
Elif Z.
Elif Z. Calvin'e Karşı Castellio ya da Köleliğe Karşı Özgür Düşünce'yi inceledi.
238 syf.
·7 günde·10/10 puan
16. yüzyıl Avrupa’sında Cenevre isimli bir kentte yapılan reformasyon... Ve sonrasında yaşanılan baskı, despotizm.... Vicdanların ve fikirlerin tutsaklığı... “Kaderine razı” çoğunluğa rağmen, “vicdanın zorbalığa karşı” sesini yükseltmesi gerektiğine inanan ve gerçekleri söylemekten çekinmeyen bir avuç insan...

Zweig’ın 1936 yılında yazdığı ve Hitler döneminde yayımlanan bu kitap; yazıldığı dönemde düşünce bazında kölelik ile özgürlük arasındaki mücadeleye ışık tutan ve bu mücadelenin dünya tarihi boyunca her dönem güncellenerek sürdüğüne dikkat çeken, mutlaka okunması gereken eserlerden.

Bir okuyucu olarak her kitabın, okunulacak belirli bir zamanı olduğuna inanmama rağmen, bu kitabın konusunun evrensel geçerliliği, kitabı zaman aşımsız hale getiriyor. Bir bakıma geçmiş zamanı aydınlatan, şimdiki zamana kılavuzluk eden bir kitap...

Zweig’ın bu kitabı başta olmak üzere; biyografi yazmasının ve tarihsel olayları aktarabilme başarısının temel sebebi, kendi döneminde yaşadıklarını ve tecrübelerini ön planda tutması olduğu söylenebilir. İki dünya savaşını da görmüş, bizzat savaşın yıkım ve tahribatını yaşamış; Nazi yönetiminin baskıları sebebiyle ırkçılığa maruz kalmış, kitaplarının basımı yasaklanmış, daha sonrasında kitapları yakılmış, “saf ırk” olmadığı gerekçesiyle ülkeyi terketmek zorunda kalmış biri olarak Zweig, bu kitapla Calvin döneminden yola çıkarak kendi zamanının ve hatta bütün zamanların “zorbalık ve diktatörlük” yönetimlerini eleştirerek bir çeşit “hatırlatma” ve “uyarı” yapmış oluyor.

Zweig, bu eserinde üç önemli ismi mercek altına alır ve bu isimler üzerinden zorbalığı ve düşünce özgürlüğünü sorgular. Jehan (Jean) Calvin, Miguel Servet ve Sebastian Castellio...

( Bu kısım spoiler içerebilir, kitapta geçen üç önemli karakterin tanıtılması gerekli olduğundan az da olsa "küçük" detaylara girmek zorunda kaldığımı belirtmek isterim.)

CALVIN...

Aslında belki de yaşananların tek sorumlusu Farel isimli bir rahip. Calvin’e cesaret veren, Cenevre’ye gitmesini, kiliseye yönelik öncüsü olduğu reformasyonu bitirmesini ve ruhani meclise başkanlık etmesini öneren de kendisi...

Calvin, Cenevre macerasından önce “Hristiyanlığın kutsal ilkeleri (Instituo)” isimli bir kitap yazar. Ve kitapta “kanun hükmünde kararname” vazifesi görecek, kilise vaizlerinin Tanrı’nın sözünü öğretme konusunda yetkili olmaları sebebiyle statü gözetmeksizin herkese hükmedebileceği, emir verebileceğini belirten cümleler yer alır. Bu cümleleri dikkate almayan Farel ve Cenevre yönetimi, 16. Yüzyıl Cenevre’sine ve dolayısıyla Avrupa’sına “karanlık bir dönem” yaşatacak bir zorbanın, bir diktatörün doğmasının sorumlusu olarak tarihe geçmiş olurlar.

Kendi yaşamında dünyevi zevkleri gereksiz gören bir anlayışa sahip olan Calvin, aynı yaşam tarzını Cenevre’de de benimsenmesini ister ve uygulatır. Hatta daha da ileri gider. Bu mizantropik ve sığ adam, insanları Tanrı’nın bir hatası olarak görür, insanların ahlak sahibi olmaları, disipline edilebilmeleri için özgürlüklerinin kısıtlanması gerektiğini savunur...

Katolik kilisesinin öğretilerine karşı Protestan kilisesinin başlattığı reformasyonu bitirmeye gelen Calvin, Cenevre’ye asıl geliş sebebini “belki de unutarak” diktatörlüğünü ilan eder, halkın yaşamına dair ne varsa hepsine “Tanrı adına” müdahale ederek kendince bir ahlak anlayışı ortaya koyar... Ve ne yazık ki Calvin döneminde tüm bu yasaklamalardan sonra uzun süre Cenevre’de sanatçı yetişmez. Kent adeta karanlıklara gömülmüş, “yaşayan” dünyadan kendini soyutlamış olur...

#49254255
#49258224
#49263498

SERVET...

Miguel Servet... İspanyol bir bilim adamı ve teolog... En önemli özelliği gerçekleri savunmak konusundaki kararlılığı... Calvin, diktatörlüğünün altın çağını yaşarken, Servet de “Christianismi restitutio” isimli kitabında Hristiyanlıkta “teslis” inancının olmadığını belirterek Calvin’in şiddetini üstüne çeker. Calvin, Tanrı sözü kabul edilen İncil’de de tek söz sahibi olduğunu varsaydığından Servet’in bu hadsiz açıklamasının cezasız kalmaması gerektiğine inanır...

#49304791

Bir “din adamına” ne kadar yakıştığı tartışılır hilelere, senaryolara, iftiralara başvuran Calvin, şeytan ve “sapkın”(ateist) olarak gördüğü Servet’i öldürtebilmek için bütün otoritesini seferber eder. Sonunda uzun bir hapis hayatı ve işkence dolu günlerden sonra, sahte kanıtlarla tarafsızlığı tartışılır bir mahkeme kararıyla yakılması kararı alınır ve kitabıyla birlikte yakılır...

Bir tarafta sadece düşüncelerini söylemekten başka suçu olmayan Servet, diğer tarafta elinde gücü ve otoriteyi bulunduran Calvin...Vicdan, zorbalığa yenilmiş olur böylece...Voltaire'in bu cinayet için yorumu şöyle olur: “Reform hareketi içinde ilk din cinayetidir.”

Bana göre Servet’in yakılarak katledilmesinin, Madımak otelindeki insanların yakılmasından, Avustralya’daki silahlı cami saldırısından veya Budistlerin Müslüman ve Hristiyanları öldürmelerinden hiçbir farkı yok... Hepsinin temel sebebi aynı... Farklı seslerin “din, siyaset” vs. adına susturulmak istenmesi... Tahammülsüzlük... Hoşgörü yoksunluğu... Bütün bunlar, fanatizmin insanlara neler yaptıracağının bir kanıtı maalesef... Düşünceler, dinler, yaşam tarzları, inançlar... ne kadar farklı olursa olsun bu kavramlar uğruna “insan katletmek” tasvip edilemez. Çünkü;

#49397046

Bütün dinler “semavi olsun ya da olmasın”, kutsal kitaplar, dinlerin temsilcileri Tanrı’nın varlığı konusundaki inkarı, büyük günahlardan sayar ve bu kişileri “sapkın” olarak nitelendirir ve ceza uygulanacağından söz eder. Yalnız burada belirtmem gereken, “sapkınlık”olarak nitelendirilen her neyse, mutlak olmadığıdır. Teslis inancının kabulü İslam dininde sapkınlık olarak değerlendirilirken, Hristiyanlıkta teslisi inkar etmek sapkınlıktır. Her inanç kendinden olmayanı sapkın ve günahkar kabul ettiğine göre, “sapkınlığın” göreceli bir kavram olduğu ortaya çıkar. Sapkın kavramını en iyi Castellio tanımlamış.

#49359650

CASTELLIO...

Sebastian Castellio... Vicdan ve düşünce özgürlüğüne inanan ve sonuna kadar savunan bir teolog...Servet’in katline kadar kendi halinde yaşayan Castellio, bu cinayete suskun kalamaz. Arkasına bütün kurumların desteğini almış, güç ve otorite sahibi Calvin’e tek başına itiraz eden bu “insan”, sadece din adına işlenen cinayete değil, dinin otoriteleştirilmesine, farklı düşüncelerin susturulmasına, “mutlak güç ve otoriteye” de tepkisini yüksek sesle söyleme çabasında... Tek başına bir ordu Castellio...Yazdığı “Hoşgörü Manifestosu” ile Calvin’e savaş açar...O’nu tabiri caizse köşeye sıkıştırır, kanıtlarıyla, açıklamalarıyla...

Ne var ki dünya tarihindeki bütün zorbalar, uyguladıklarını zorbalık olarak görmezler, onlar için bunlar birer ihtiyaç ve zorunluluktur. Calvin gibi düşünenler için, aynı düşüncede olmayanların sesini kesmek bir baskı veya yasaklama değildir. Bu, temsil ettikleri “kutsal” fikirlere, Tanrı’ya veya bir lidere hizmet etmek demektir. Bu yüzden Calvin, yaptıklarını İncil’e hatta Tevrat’a dayandırarak kendini savunur, “Tanrı’nın itibarını” kurtardığını ifade eder...Ve Servet’den sonra yenmesi gereken bir düşman daha kazandığını düşünür...Ta ki Castellio eceliyle ölene kadar...

#49441434
#49361948

Zorbalık dünya tarihi kadar eski...Calvinler, başka isimlerde, başka dinlerde, başka ülkelerde hep oldular... Olmaya da devam edecekler. Calvin’in şahsında kendilerini dinin, ülkenin, ideolojinin garantisi hatta kurtarıcısı olarak gören ve bu durumu baskıyla, korkutarak, özgürlükleri kısıtlayarak kitlelere kabul ettiren, elindeki otoriteyi ve bütün kurumları diktatörlüğü için kullananları da “hatırlamış” oluyoruz bir şekilde...

En belirgin özellikleri, kendi fikir ve düşüncelerinden farklı olan sesleri, kişileri yasaklamak ve susturmak olan zorbaların karşısına mutlaka er ya da geç bir Castellio çıkacaktır. Çünkü hepimiz için Castellio;

Vicdanların sesi... Kendi döneminden bu zamana kadar “herkesin” diktatörlüğe karşı durması gerektiğinin en güzel örneği...Tahribat ne kadar kötü olursa olsun, hala bir umut olabileceğinin kanıtı... Her türlü “dogmatik teröre” bir başkaldırı...Vicdanın zorbalığa karşı direnişi...

İncelemeyi Castellio’nun sözüyle bitirmek istiyorum.

İnsanın gerçeği araması ve bu gerçeği düşündüğü gibi dile getirmesi suç olamaz. Hiç kimse bir düşünceyi kabul etmeye zorlanamaz. Düşünceler özgürdür.

#49313669

Keyifli okumalar...
248 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bu sitede bu kadar sevilen ve okunan bir yazarın, belki de en iyi eserlerinden birisinin bu kadar az okunması beni çok şaşırttı. Bu öyle bir kitap ki sadece 1500'lü yılların Cenevresi'ni değil zorbalığın, faşizmin, diktatörlüğün olduğu her dönemi anlatıyor.

Kitap, Kalvinizm'in öncüsü Calvin'in İsviçre'de vaizken zamanla ülkenin tüm kurumlarında dini otoriteyi kurması, yaşayamadığı tüm güzelliklerin acısını halktan çıkarması, halkın ise bu zalim diktatöre karşı özgürlüğünü korkuları uğruna satması ile başlıyor. Tanıdık gelmiş olabilir. Okuduktan sonra daha da tanıdık gelecek.

Kendi öğretilerini tek doğru kabul eden, yargıyı, eğitim kurumlarını, dini kurumları istediği gibi dizayn eden, yasakçı, sansürcü, gülmeyi dahi sevmeyen, katı bir dindar olan Calvin asla hata yaptığını kabul etmiyor, asla uzlaşmıyor. Lutherci gelenekten gelen ve vaktinde sapkın olarak nitelendirilen bu entelektüel yenilikçi, güçlendikçe aynısını karşıt görüşlülere yapıyor. Kendi yorumuna karşı yorum yapan herkesi keyfi olarak cezalandırıyor. Tüm şehri tek tip insanların hakim olduğu bir nevi büyük bir kışlaya çeviriyor, disipline ediyor. Bunlardan en acısı ise Serveto'ya yaptıkları. Onun hakkında her türlü karalamayı yaparken, ona her türlü iftirayı atıp, onu zindanlarda ölüme terk ederken karşılığında yaptığı tek şey onun sözlerini çarpıtmak, aleyhinde din düşmanı ve sapkın diye hüküm vermek. Serveto'yu yakarken bile tek istediği onun fikirlerinden cayması ve kendini haklı sayması. Çünkü Calvin, egoist ve kibirli. Calvin, kendisine karşı yapılan her eleştiriyi dine yapılmış hakaret olarak gösteriyor. Çünkü Protestanlık onun için kendini korumak için giydiği bir zırh.

Fakat tüm entelektüellerin sustuğu, korktuğu bir dönemde cesaretini kaybetmeyen biri var: Sebastian Castellio. Onun hakkında ne yazsam az gelir. Kitapta zaten muhteşem karakteri harika resmedilmiş. İkisinin mücadelesine ister vicdanın zorbalıkla mücadelesi, ister özgürlüğün baskıya direnmesi deyin. Neticede inandığı Hristiyanlık öğretileriyle bağdaşmayan her zalimliği yapan Calvin'e karşı aklıyla, kurnazlığı ile mücadele eden bir Castellio var. Ama zamanında Calvin neyi savunmuşsa gücü ele geçirince aksini de savunsa haksız çıkmıyor. Çünkü diktatörler kurumları, duyguları ele geçirdiği gibi gerçekleri de ele geçirir ve onu yalanla harmanlar. İşte bu tek taraflı propagandalar ile hep haklı çıkmaya çalışan, haksız konuma düşünce karşıdaki kişinin basımlarını yayınlatmayan, dini mahkemelerde görülmesi gereken davaları olmaması gereken mercilere taşıyan kişi toplumun güç sevdası yüzünden bir türlü zayıflamıyor. Hatta Castellio iyi niyetiili ve tüm fikirlere açık olduğundan, Protestanlık karşıtı fikirde olanlarla da diyalog kuruyor. Fakat bunlar öğrenilince toplumun da, ders verdiği üniversitenin de desteği iyice azalıyor. Ölmese akıbeti Serveto gibi olabilirdi.

Belki Calvin öldükten sonra öğretisi yumuşuyor, katılıklar törpüleniyor. Ama yazar Stefan Zweig'in yaşadığı dönemde başka baskıcı kişiler ortaya çıkıyor: Hitler, Mussolini ve nicesi. Günümüzde Hitler yok. Peki baskı bitti mi? Hayır çünkü baskılar kişide değil ona o gücü veren toplumlarda bitiyor. Ama unutmamak lazım. Calvin'in zulmü varsa Castillo'nun hoşgörüsü var. Çünkü kitabın sonunda da dediği gibi Kalvinizm'in etkili olduğu ilk yerler bugün hoşgörünün en çok olduğu yerler. Baskı aynı zamanda özgürlük talebini de doğuruyor. Bu kitap size karamsar gelebilir ama aynı zamanda umut da aşılıyor. Mutlaka okunmalı.
Mehmet Y.
Mehmet Y. Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e'yi inceledi.
248 syf.
Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı'da resmen içimi yaktı. Çünkü geçmişte bugünü gördüm...

Hitler Almanya'sından kaçan ve her türlü totaliter rejime karşı, insanlık onurunu ve özgürlükleri savunan Stefan Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı'da bizi 16. yüzyıl Cenevre'sine götürüyor. Calvenizmin kurucusu Calvin'in dini kullanarak nasıl bir diktatöre dönüştüğünü, en küçük bir muhalefete dahi tahammül edemeyip onları sistematik olarak nasıl yok ettiklerini anlatıyor. Maalesef görüyoruz ki diktatörlerin ruh hastalıkları da yöntemleri de aynı. Zaman ve mekan farklı, isimler farklı ancak yaşananlar neredeyse aynı. Masumlara hain damgası vurulması, onları savunanların da bu hainlikten nasibini alması. Güçlünün zorbalığı, haklının masumiyeti, kalabalıkların korkaklığı...

Kitap bir biyografik roman tarzında işliyor. Altı çizilecek çok yeri var. Servetto'nun yavaş yavaş yakılarak öldürülmesi ve vicdanı temsil eden Castellio'nun diktatör Calvin'e muhalefet etmesi ana hadiseler...

Üzgünüm ama kendimden, ülkemden ve yaşadığım çağdan pek çok iz buldum bu kitapta...
mısra
mısra Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e'yi inceledi.
248 syf.
Zweig bu kitabı Castellio’nun biyografini yazmasının çok faydalı olacağını belirten Matmazel Rosset’in önerisi üzerine kaleme alır. Castellio’nun yaşamı ilgisini çeker, savaşa karşı olduğunu ancak vicdanları susturmaya yönelik her despot iradeyle savaşı soylu gördüğünü belirterek, bu savaşı veren soylu kişilerin anılarını canlandırma adına çalışacağını yazar teşekkür mektubuna ve 1936 yılında kitabı tamamlar.

Anlatılanlar 16. yy. Cenevre’de geçiyor. Katolik Kilisesine karşı başlatılan reform hareketleri içinde yer alan Protestan Jean Calvin, Zweig’ın mektupta bahsettiği vicdanları susturan despot iradedir. Zweig Calvin’i anlatırken zorba kimdir, neler yapar, neden yapar, hissettikleri nelerdir, neden taraftar bulur gibi sorulara karşılık buluyorsunuz. Zweig büyük olasılıkla bu kitabı yazarken Calvin’i kendi içinde bulunduğu dönemin faşist lideri Hitler’le özdeşleştirmiş olabilir diye düşünüyorum. Bu kitabı değişik coğrafya ve dönemlerde okuyanlar da mutlaka özdeşleştirecekleri bir despot, bir zorba bulacaklardır. Bu çağrışımı yakalayabilirseniz –ki bu zor olmayacaktır- kitapta yazılanlar daha anlamlı gelip, ilginizi çekecektir.

Calvin fikirlerini aykırı bulduğu Serveto’nun yakılarak cezalandırılmasını sağlar. Yüzlerce insanın engizisyon mahkemelerinde cezalandırılması o dönem için aslında normal bir durumdur ancak bu cinayet Avrupa’nın birçok yerinde tepkilere neden olur bir fanatiğin sadece kendi öğretisini yaymak için neler yapabileceğinin bir işaretidir.

Bu olay üzerine susturulan vicdanlar adına ses olan Castellio tüm gücü elinde bulunduran Calvin’e karşı büyük bir cesaretle bir tek o karşı çıkar. Tüm güçleri elinde bulunduran Calvin’e karşı tek silahı kalemidir. Onu destekleyecek cesur, güçlü dostları yoktur. Bu bağlamda çalışmasının sayfasına düştüğü ‘Sivrisinek file karşı’ notu yaptığının farkında olduğunu buna rağmen vicdanının sesini dinlemenin yaşamından önemli bulduğunu gösteriyor.

Dindeki farklı yorumların sapkın olarak değerlendirilmemesini, kendi öğretisini şiddetle, barbarlıkla kabul ettirmesinin suç olduğunu, dünyada bir değil birçok hakikatin bulunduğunu, insanların bir arada yaşayabileceklerini anlatan hoşgörü manifestosu yazar. Sonrasında da Calvin’i suçlayan çalışmasında Serveto’nun yakılarak öldürülmesinin cinayet olduğunu nedenleriyle açıklar. Castellio’nun bu çalışmalarındaki fikirleri kendi zamanını aşan evrensel özelliğe sahiptir. Bu yüzden günümüzde de çıkarılacak dersler vardır. Tarihin değişik dönemlerinde sabit fikirli diktatörler çıkmıştır. Ancak hiçbiri tek bir din, tek bir fikir, tek bir ulus gibi özgürlüğü kısıtlayan, köleleştiren bir düzen dünyaya hakim olamamıştır, mutlaka özgürlük savunucuları çıkıp direnecektir.

Stefan Zweig’in okuduğum ilk biyografi kitabıydı. Zweig tarihte yer alan bu olayın her ayrıntısını kendine özgü üslubuyla işlemiş, kitaptaki satırları edebi, tarihi, vicdani değerlerle bezeyerek büyük bir emek harcamış. Yazdıklarını büyük bir ilgiyle okudum. Serveto’nun anlatıldığı bölümde onun en insani ihtiyaçları için isteklerini duymayan, ona yapılan insanı alçaltan tutumlar ve duyarsızlıklar karşısında öfkelendim, utanç duydum, üzüldüm.

Zorba karşısında eğilmeyen dimdik duran, bu uğurda yaşamlarını hiçe sayan Castellio’yu, kitabıyla beraber yakılacağı meydanda bile fikirlerinin yanlış olduğuna dair kendisinden koparılmak istenen itirafta bulunmayarak geri adım atmayan Serveto’yu tanımak beni onurlandırdı. Her daim zorbaların karşısında duran Castellio’lar olmuştur ve olacaktır. Zweig’ın kitabı yazma sebebi adına okunmalı.

“Bir insanı öldürmek, asla bir öğretiyi savunmak demek değildir: Bir insanı öldürmek demektir:” (S 174)

“Ah, sizi gözü körler, siz gözü kararmışlar, siz kana susamışlar, siz iflah olmaz sahtekârlar! Hakikati ne zaman göreceksiniz? Ya siz fani yargıçlar, kendi keyfî kararlarınızla insan kanı akıtmaya ne zaman son vereceksiniz?” (S 178)

“Çünkü her yeni doğan insanla birlikte yeni bir vicdan doğar ve daima birileri çıkıp fikri görevini yerine getirmesi, insanlığın vazgeçilmez hakları uğruna eski kavgaya yeniden başlaması gerektiğini hatırlar ve her zaman bütün Calvin’lere karşı bir Castellio ayağa kalkar, iktidarın bütün zorbalığına karşı düşüncenin mutlak bağımsızlığını savunur.” (S 222)

“Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz. Kimse bir inanca zorlanamaz. İnanç özgürdür. “ SEBASTIAN CASTELLIO 1551
248 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir başyapıt! Bir başucu kitabı!
Vicdan Zorbalığa Karşı Ya Da Castellio Calvin'e.
Zweig'in şimdiye kadar okuduğum en değerli kitabı. İnsanı düşünmeye zorluyor. Karşı karşıya gelmekten korktuğum vicdanımla yüzleştirdi beni.
Zweig, her kitabını titizlikle yazmış. Genel olarak hep vicdanî konuları ele almıştır. Bu kitabında da titizliğinden ödün vermediğini, kitabı yazarken ve yazdıktan sonra fikir alışverişinde bulunduğu dostlarına yazdığı şu mektubunda da görüyoruz:
"İki aydır burada, kütüphanede, bulabildiğim bütün kaynakları okuyorum durmadan; çalışmalarım oldukça ilerledi. Tek endişem -Castellio'ya karşı duyduğum büyük ilgi dolayısıyla- Calvin'e haksızlık etmek, ona karşı düşmanca duygulara kapılmak." Bu nasıl bir hassaslıktır? Hem de bu kitabı 2.Dünya Savaşı döneminde, askerlik yaparken yazmıştır.

"Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz." Düşünce özgürlüğü, bu kitapta anlatıldığından daha sade daha yalın daha insanca daha güzel anlatılamaz.

Daha uzun daha güzel bir incelemeyi kesinlikle hakediyor. Ancak benim bu konuda pek kabiliyetim yok. Beni mazur görün.

Kesinlikle okumalısınız!
seulement zey
seulement zey Castellio Calvin'e Karşı ya da Bir Vicdan Zorbalığa Karşı'ı inceledi.
241 syf.
·5 günde·10/10 puan
Bir kadın, bir suçlu, bir soylu ve diğer birçok insanın iç dünyasından olayları anlatmayı bilen Zweig'ın bu toplumsal olayı bir yaptığı tahlillerle anlatan bu haliyle tanışmak aslında beni çok şaşırttı. Hani derler ya "İsmi kapakta yazmasa bile ona ait olduğunu bilirdim" ben bilmezdim. Hikayelerin yazarı olan Zweig değil de çok daha başka Zweig ile tanışacağınız bu kitapta, kalvinizmin kurucusu Jean Calvin ve Sebastian Castellio'nun yazılarla verdiği savaştan değil, gerçekten de bir vicdan ve zorbalığın verdiği savaştan, tarihin ise tüm tarafsızlığıyla izlediği bu savaşta adil veya zalim değil, sadece "tarih" olduğunu öğreneceksiniz. Kitabı bu incelemeyi okuyan herkese önermekle beraber, kitap hakkında konuşmayı da çok arzularım. Şimdiden iyi okumalar..
Kaan Özcan
Kaan Özcan Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e'yi inceledi.
248 syf.
·11 günde·9/10 puan
Güçlü olan Calvin'in diktatörlüğe bel bağlayarak yaptığı zorbalıkları iç çekerek okuyacaksınız. Castellio'daki vicdan ise bu zorbalığa karşı açılmış savaştır.
248 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Stefan Zweig'ın roman ve öykülerinin yanında biyografilerini de okumak ayrı bir keyif. Tarihin hep vasat, sorunlu ve anlaşılmaz kişiliklerini seçmesinin yanında anlatımı romanlaştırdığı için okuması gayet kolay ve sıkıcılıktan uzak oluyor. Bir de tabi seçtiği karakterleri tanımlarken ve onların başından geçen olayları anlatırken kendi döneminin dünyasını da üstü kapalı eleştiriyor. ( benim gibi Zweig hayranları anlar ancak bunu).
Kitaptan çıkartılması gereken ders ise, olayların ve karakterlerin, yüzyıllar sonra bile başka coğrafyalarda ortaya çıkması, aynı ruhların başka bedenlerde yeniden dirilmesi Dünyanın hiç değişmeyeceğinin bir göstergesi galiba.
248 syf.
·Beğendi·10/10 puan
VİCDAN ZORBALIĞA KARŞI

STEFAN ZWEİG
Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz...
Sebastian Castellio 1551

Sebastian Castellio'nun Basel nüshasında kendi el yazısı ile yazdığı not...
"Sivrisinek file karşı"
....
Castellio ile Calvin,
Hoşgörüsüzlüğe  karşı hoşgörü ,vesayete karşı özgürlük ,fanatizme karşı hümanizm, mekanikleşmeye karşı bireysellik, zorbalığa karşı vicdan...
Calvi'nin  din adına kurduğu diktatörlüğe ve  onun kanlı iktidarına karşı insanlık adına hayatını ortaya koymuş bir kahramandır SEBASTİAN CASTELLİO
....
....
Castellio'nun yolu Cenevre'de Calvin ile kesişir.
Teolog Castellio, İncil'in Fransızca tercümesini hazırlamıştır ve Calvin’den kitabın basımı için izin vermesini rica eder.
Lakin Calvin’in tepkisi sert ve onur kırıcı olur ayrıca çeviri de düzeltilmesini isteği yerler de vardır.
Castellio bunu kabul etmez çünkü hatası yoktur.
Mecburen şehirden ayrılır ve yoksulluk içinde hayatını devam ettirmeye çalışır.
.....
Zorbalığını  artıran Calvin bu kez  İspanyol Michael Serveto (iyi bir hekim ve koyu bir Hristiyandır) karşı karşıya gelir.
Teslis hakkında ki yanlışlıkları eserinde işleyen Servato'yu yanarak ölüme mahkum eder Calvin.
Serveto’nun ölümü bazı vicdanları oldukça rahatsız eder.
Ve Castellio "Hoşgörü Manifesto"nu yayınlayarak Calvin'e savaş açar.
Şiddet karşısı aklından başka silah kullanmak istemez onurludur.
Kılıçlar çekilir
Savaş başlar....
Devamı kitapta...
Kitaptan alıntılar;
* Sebastian Castellio'nun da bu en önemli gününde,arkasında kendi gölgesinden başka kimsesi ve mücadeleye giren bir sanatçının ayrılmaz mülkünden başka bir serveti yoktur; yılmaz ruhunda saklı eğilip bükülmez vicdanından başka.
* Castellio'nun Calvin'e karşı meydan okuyuşunu, aklı olan her insanın gözünde unutulmaz kılacaktır.
* Castello 'ya göre insanlığa bu tür barbarlıklardan kurtaracak tek şey vardır :hoşgörü.
* Castello Luther'in sözlerinden ayrıntılı bir alıntı yapar;dünyanın krallar beden üzerinde hak sahibi olabilirler ama Tanrı, hiçbir dünyevi gücün ruhlara hükmetmesini istemez.
*Calvinin her türlü muhalefete karşı sabırsız ve hassas bir kulağı vardır. İnsanların  korku içinde açık açık konuşmaktan çekilmeleri yeterli değildir. Calvin, duvarların ,kapalı pencerelerin ardında güçlükle bastırılan tepkileri hissetmektedir.
*Ama ruh  gizemli bir elementtir.Hava gibi elle tutulmaz ve gözle görülmez bir şeydir; her biçime, her formüle uyar görünür.
*15 .yüzyılda da tıpkı bizim yüzyılımız gibi kendi  zorba ideolojileri ile aşırı biçimde gerilmiş olmakla birlikte böyle özgür,dürüst ruhlarla da tanışmıştır.
*Luther, ilgam vererek ve Reformu harekete geçirmiştir;canwin düzenleyici olarak bunun bin parçaya bölünmeden ayakta kalmasını sağlamıştır.
*Calvin'nin öğretisine ve hayata dair konularda hiçbir şekilde özgürlüğe tahammülü yoktur.
*Hiçbir diktatörlük ,güç olmaksızın düşünülemez ayakta kalamaz.
*Yasak,yasak ,yasak: korku verici bir ritim.
*Bir protestan engizisyonunun ihlas edilmesi imkansız bir şey olarak görünür onlara. Dünya tarihine geçecek bu ilk adımı, Servato'yu yakmakla Calvin atmış olur.
Davut Ufuk ERDOĞAN
Davut Ufuk ERDOĞAN Calvin'e Karşı Castellio ya da Köleliğe Karşı Özgür Düşünce'yi inceledi.
248 syf.
·2 günde
benzer düşünce ekollerinin farklı savunucularının çıkar ve insani fayda zeminlerinde nasıl ayrıştığını ve günümüz fikir ve ekol gruplarının toptancı yaklaşımlarının nasıl sorunlu ve problemli yaklaşımlar oldunu gösteren belli yerlerde duyduklarınıza inanamayacağınız belli yerlerde kendinizi iç muhasebeye yönlendireceğiniz gücün ve hırsın nasıl azgınlaştırıcı bir noktaya ulaştırdığını gösteren güzel bir kitap. keyifli okumalar...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Castellio Calvin'e Karşı
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
212
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058079922
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pruva Yayınları
Baskılar:
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin
Castellio Calvin
Calvin
Castellio Calvin
İnsanlık -evrenin yaşına göre kısa, insanın yaşına göre uzun- tarihi boyunca hiçbir uygarlık, hemen ve kolayca ‘değer' üretememiş, toplum için vazgeçilmez ilerleme(ler) kaydedememiş... Tam tersine en küçük insanî geliş­me­ler, ‘değer'ler ağır bedeller ödenerek kazanılmış. Günümüz Avrupa uygarlığının bugünkü düzeye ulaşması için de çok ciddi mücadeleler yaşanmış, çok ciddi mesailer harcanmış, çok ciddi bedeller ödenmiştir.

Stefan Zweig, monografik incelemelerinde genellikle, günümüz Avrupa'sının harcına önemli katkılar yapan dü­şünce ve eylem adamlarına yönelir. Castellio Calvin'e Karşı'da Zweig, 16. yüzyılın reformist Avrupa'sında, öz­gür düşüncenin ender savunucularından Sebastian Castellio'nun Jean Calvin'le Hristiyanlık, Protestanlık ve Kalvinizm düzleminde inanç, düşünce, yorum ve anlayış farklılıklarının sebep olduğu amansız mücadeleyi şiirsel bir dille anlatıyor.

Elinizdeki kitap, günümüz Batı uygarlığının inanç, vicdan ve özgürlük anlayışının üzerinde yükseldiği temel dinamiklerin anlaşılmasına Ortaçağ'dan bir perspektif sunuyor. Aynı zamanda bu perspektif, uygarlık düzleminde fark­lı toplumların dünü, bugünü ve yarınıyla ilgili varoluşsal sorunlarına, ‘niçin' ve ‘nasıl' sorularını esas alarak cevaplar düşündürüyor.

Hiç kuşkusuz kitabın satır araları iyi okunduğunda Batı'nın, kendi dışındaki toplumları nasıl gördüğünü de ya­ka­layacağız.

Kitabı okuyanlar 833 okur

  • Mehtap Yılmaz
  • İSRA BATAR
  • Asosyal tanrıça
  • Tony Hoffmiller

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0