Adı:
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753636360
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Catcher İn The Rye
Çeviri:
Çoşkun Yerli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Gönülçelen
Gönülçelen
Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra. Çavdar Tarlasında Çocuklar', Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın. 993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger,1963'ten buyana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.
KAN KUSTUK KIZILCIK ŞURUBU İÇTİK DEDİK!!

gene sahaflara yaptığım gezilerden, seyyah olduğum dönemlerden ,o dükkan senin bu dükkan benim diyip fır döndüğüm günlerden birinde sahaf arkadaşlarımdan biri al oku diyerek tutuşturdu elimize.. tanıyordum elemanı güvenim de tamdı..aldık attık çantaya ..öve öve de bitirememişti kitabı.. öyle edebi değeri vardı , yok yazar inzivaya çekilmişti , fotosunu dahi çekememişlerdi falan fıstık.. dedim ki kendi kendime tamam bir bohem hayatı mı söz konusu..nerde bir sürgün , nerde bir toplumdan dışlanmışlık bir ötekilik var orda ben..atasporumuz ya bizim?!?!? birde mutluluk var ki anlatılmaz..yayınevi de beni kandıran değişkenlerden oldu.. yapı kredi yayınları.. az buzda netten yorumlara baktık..dedim tamam!! bir mutluluk efenime söyleyim bir müşkülpesent şahsın huzurla sonlanacak öyküsü..eve geliyordum turnayı gözbebeğinden vurdum diyerek ..viyadükten uçan hacı murat misali süzülüyordum (iniş takımları açılmayınca yere çakılıp atomize oldugum yerde benden geriye kalanlardan , enkazımdan bir jilet fabrikası kuracaklarını bilmeksizin)... gelgelelim ertesi gün başladık okumaya... bir terslik var! konya ovasında su kaynatmış anadola döndüm.. gitmiyor.. işin aksi birde öyle güvenmişim ki kitaba, işe gelirken yanıma başka ekipmanda almamışım..çay içiyorum ,sigara yakıyorum, gezip dolaşıp geliyorum , tüfekli tüfeksiz hareketler..YOK!! gitmiyor!! pazar günü okulun açtığı etüde ilgili öğretmeni kalkındırmak için aile baskısıyla yazdırılan, aileyle öğretmenin karşılıklı win - win ilkesiyle müreffeh geleceklere yelken açtığı buna karşılık pazartesi okula geri dönecek olan yaşıtları dışarda gezerken eğitim ve öğretime gark olmuş ortaokullu öğrenci bunalımı yaşıyordum.. bir üzüntü bir bunalmışlık.. okudum bitirdim ama kanser o gün yuva yaptı vücuduma.. yazarın okuduğum ilk (ve sanırım son ) kitabıydı ..
kullandığı dil olsun işlenen konu olsun bana cok uzak geldi..çevirmenin de bunda katkısı azımsanamaz( hele şu "lanet olası nasılda" kalıbıyla başlayan cümleler) ..konuya girip okuyacaklara spoiler vermek istemem ama bu kıvamda bunalım ve dertli insan edebiyatı okumak isteyenler bukowski limanına yelken açsınlar.. zira bu kitap bir "ekmek arası" ile kıyaslandığında ( konu bakımından) kete vs baklava kıvamında bir durum ortaya çıkıyor.. yani bu ülkede insanlar iddaa oynarak ev gecindiriyor , ne dramlar dönüyor..okuldan atılan bir gencin yaşadığı bu "çiki- çiki bunalım" cidden çok yavan..
Klasik zamanlarından tutun da modern ve günümüz post-modern anlatılarına kadar, ne çok kılıklara sokulmuştur roman. Ne türü olursa olsun yazarının aktarmayı hedeflediği bir gerçekliği vardır hep. Bir roman yazarı gerçekliğe nasıl yaklaşmalı, nasıl aktarmalı?

İlk elden, ne kadar objektif olmaya çalışırsa çalışsın, kullandığı dil daha mükemmel, daha eksiksiz, daha kestirmeden, daha iyi iletişim kuran başka bir dil karşısında eksik kalacaktır. Başta Tolstoy, Dostoyevski gibi Rus devleri ile en üst seviyesine varan bu objektif, hikayeyi mükemmel bir biçimde aktaran, kendi fikirlerini en iyi biçimde ifade eden yazar anlayışı, 20 yüzyılla kendini bambaşka tekniklere bırakmaya başladı. Kafka hikaye ve romanlarında okura kasıtlı tuzaklar kurdu, en basit bir durumu içinden çıkılmaz labirentlerden oluşan bir gerçekliğin içine yerleştirdi, dil ile kasıtlı olarak yanlış anlaşılmalar yaratmayı hedefledi. Joyce sanki okurun elinde İrlanda'da yaşadığı dönemde kullanılan argo terimlerini de içeren bir kültürel rehber mevcutmuş gibi yazdı. Musil daha da ileri gitti ve takip edilebilmesi için psikolojiden, felsefeye mükemmel bir entelektüel birikimi zorunlu kıldı.

Avrupalı yazarların kültürel seviyesiyle başa çıkamayacağının bilincinde olan A.B.D.'li yazarlar ise, ülkelerinin temel yapı taşı olan pragmatizme yönelerek tamamen farklı bir evrim geçirdiler: Hemingway geçmişin edebiyatının tüm şatafatını bir kenara bırakarak bir savaş muhabiri gibi yazmaya başladı. Salinger ise dil mücadelesinden tamamen vazgeçmek için kendine özgü çok ilginç bir teknik geliştirdi: Kullandığı dili tamamen subjektif, o şekilde kullanıldığı için de eleştirilemez bir zırha bürünmüştü. Çünkü diğer yazarlardan farklı olarak bu yegane romanını bize, bir erişkin anlatıcı değil, ergenlik döneminin sonuna gelmiş genç erişkin aktarıyordu. Bir ergene vasat, kırık dökük bir dil kullandığı, kurgusu berbat bir roman ile karşımıza çıktığı için kimse kızamaz ya... Üstelik, o deneysel egoların spontanlığı ve aşırı duygusallığı içinde insan gerçekliğine ulaşma fırsatını, kendine özel anlatım şekliyle yakalamış oluyordu. Ölümüne üzülmemek gereken bir dosttur o, çünkü uzun ve dolu dolu bir hayat sürdü ve belki hak ettiğinden bile çok ilgi gördü, erkenden unutulmazlık rütbesine yükseldi. Üstelik bunu hayatının son kırk yılında hiçbir şey yazmadığı, vaktini özel hayatı hakkında yazanları dava etmekle ve gözlerden uzak kalabilmek için gereken her şeyi yapmakla geçirdiği halde başardı. Bu kadar münzevi olma isteğine karşılık bu kadar popülarite kuşu, ancak bir A.B.D.'li yazarın başına konabilir. Oysa o bunu, her gerçek yazar gibi hiç istemiyordu. Ve tesadüfe bakın ki, yarın (27 ocak) onun, bu münzevi dostun ölümünün yedinci yıl dönümü. Nur içinde yat huysuz ihtiyar.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.300 Oy)19.062 beğeni43.374 okunma3.023 alıntı182.915 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.544 Oy)8.828 beğeni28.696 okunma836 alıntı139.633 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.715 Oy)13.413 beğeni34.526 okunma3.412 alıntı146.048 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.282 Oy)9.247 beğeni25.619 okunma1.826 alıntı118.705 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.450 Oy)8.028 beğeni22.775 okunma826 alıntı89.764 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.569 Oy)9.076 beğeni25.346 okunma1.509 alıntı126.576 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.887 Oy)8.844 beğeni26.322 okunma2.657 alıntı114.744 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.654 Oy)5.761 beğeni19.657 okunma836 alıntı101.182 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.416 Oy)3.916 beğeni12.965 okunma1.194 alıntı52.965 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.011 Oy)6.357 beğeni16.802 okunma2.897 alıntı86.071 gösterim
Kitap ergenlik dönemini başarılı bir şekilde atlatamayan, yaşadığı ortama ayak uyduramayıp kendi iç dünyasında çatışmalar yaşayan Holden'in dördüncü kez okuldan atıldıktan sonraki birkaç gününü anlatıyor.

Kitabın dili çok sempatik ve eğlenceli. Holden'in deyimiyle "Bittim!" :) Yer yer argo ve küfür olsa da çok fazla rahatsız etmiyor. Tek rahatsız olduğum şey "yani" kelimesini sık sık kullanması oldu.

Kitabı bir ergenin saçmalıkları gibi algılayabilirsiniz ya da topluma yabancılaşmış, insanların samimiyetsizliklerinden tiksinen, gözlemleri sonucu çok güzel tespitlerde bulunan zeki bir çocuk olarak da görebilirsiniz. Bu tamamen sizin bakış açınıza göre değişir. Benim için ikinci seçenek geçerli. :)

Keyifle okuyun, mutlu kalın. (:
"Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta-yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum.; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben,çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim.''

İsmi yukarıdaki paragraftan geliyormuş. Kitaba başlamadan önce heralde tarım işçisi olarak çalışan çocukların yaşamını anlatıyor sanıyordum.

Kitap, günlük konuşma diliyle yazıldığı için bana çok samimi geldi. Bu samimilik okumayı baya akıcılaştırıyor.

Holden'nın, okuldan atıldıktan sonraki 3 gününü kendi ağzından dinliyoruz. 17 yaşındaki bir gencin, bu 3 günde yaşadıkları size aşırı gelebilir. Ki kitap ahlak dışı ve açık saçık bulunduğu için yasaklanmış.

Holden, neredeyse her şeyden nefret eden bir çocuktur, herkesi iki yüzlü, sahtekar ve samimiyetsiz görür. Ama kardeşi Phoebe'nin yeri ayrıdır. Onu çok sever. Tam herşeyi bırakıp, kendi başının çaresine bakmayı düşünürken kardeşinin parktaki mutlu hallerini görüp gitmekten vazgeçer.

Bana göre kitapta asıl anlatılmak istenen, kendine özel iç dünyası her gencin, topluma uyum sağlamak için bir çıkar yol bulma çabaları ve sonunda bu çabaların boşa çıkması sonucu yıkıntılar yaşaması diyebilirim.

Çokca ders çıkarabilecek bir kitap. Keyifli okumalar.
Benim naçizane fikrim; eğer bir yazar klasik anlatım tekniklerini bir kenara bırakıp bambaşka bir tarz yaratır, karakterleri gerçeğe yakınlık gösterir, ilgi çekici ve daha önce ele alınmamış konuları işlerse o edebi eser birkaç adım önde olur. Saydığım kriterler bu kitapta mevcut olduğundan kitabın bende önemi var.

Holden'ın, New York'ta başıboş birkaç gününü adeta yaşadım. 17 yaşındaki bir ergenin bu tip gözlemlerini herkes yapabilir mi bilemiyorum ama bu şekilde kelimelere dökmek Salinger’a nasip olmuş. Okuması kolay ve akıcı. Müthiş etkileyici. Eser benden geçer not aldı. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.
Okumak zorunda olduğum için okudum diyebilirim. Kitaptan hiç zevk almadım desem umarım kitap severler bana kızmazlar. Konusu da bir gencin oradan oraya ve birbiriyle bağlantısız şekilde koşturması...
Gönülçelen dandik adıyla da çevrilmiştir. çavdar tarlası hikayenin temasının alegorik bir biçimde ele alındığı çavdar tarlasından yadigardır… çağrışımlar. hangimiz gençliğimizi anarken çağrışımlar sarmalına dalmalıyız ki. Her ne kadar ergen kitabı olarak değerlendirilse de aksine büyüklere ithaf edilen bir masaldır. Holden’ın içinde olduğu larva kısmımıza hitap eder. henüz bir tırtılken sürünmelerimiz hafifçe dişlediğimiz yaprakçıklar arasına bir yolculuk. ilk defayı anlatır. büyümenin üzerimize oturmayan kalıbına dokunmayı. ilkliği ilikler yetişkinliğin üniformasına.kalıbına dar gelen bir ruhun can çekişmeleri daha çok. holden tüm konuşmalarıyla yüzeyselliğin, farkındalığın ve farksızlığın dibini eşeler. çavdar tarlasında rüya yakalayıcılarına tutulup hayali gökyüzünden gerçeğin sert zeminine düşmeyi de istemez. bizi ne zaman kandırdılar merak eder. ben de merak ettim sonra.defalarca sayıklamışımdır "catch me in the rye holden" diye. sesinizi aradığınız bir çağa sağır kalmamak için okuyun ve holden’a yakalanın derim.
DİKKAT!!! BU İNCELEME ESER MİKTARDA KÜFÜR ve ARGO İÇERİR. LÜTFEN ÇOCUKLARINIZI EKRAN BAŞINDAN ALINIZ!!! (+18)
Bu okulu hiç sevmiyorum. Hatta okulun alayı mallarla dolu. Gerçi ben okumayı da sevmiyorum. Okul okumayı tabi ki. Okulun bok gibi yurdunda kalıyorum. Oda arkadaşım var bir de. Salağın adı yok. Daha doğrusu var da ne önemi var. Sonuçta o bir salak. Siz ona salak diyebilirsiniz. Ben öyle diyorum.
Okuldan atıldım lan bugün. Şimdi ne halt edecez bilmiyorum valla. Anama ne diyecem. Pederi düşünmüyorum bile. Salla gitsin ya. Aziziye'nin(Konya'da bir cami) oradaki çay ocağına gideyim bari. Herifçioğlu közde çay yapıyor. Yanına bir de simit. Tamamdır, karnımızı doyurduk işte. Herifçioğlu dediğim cingenoğlu(çingene)
Bugün eve gidemem. Bari gazino yapalım biraz. Muhacir Pazarı'ndaki(Konya'da bir semt) gazinolara gittim. Ulan sabaha kadar konsomatris bütün paramı çırptı be. Para da kalmadı. Bari Rıza abinin dükkanına gideyim. Gitmez olaydım. Lavaboda bu Rıza abi saçlarımı okşamasın mı? Hemen fırttım. Ne demişler, zaman kötü kolla götü....
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Şimdi inceleme sırası...
Diyeceksiniz ki bu yukarıdaki saçma sapan şey de ne. İşte size Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının kısa bir özeti. Bu hikayedeki olayların aynısı ya da bir benzerini kitapta okuyacaksınız zaten. Kitap, ergen bir çocuğun okuldan atılışını ve yaşadığı maceralardan sonra bir daha dönmek istemediği evine geri dönüşünü anlatıyor. Yalnız oldukça arabesk bir anlatım ve hikaye ile. Kimse kusura bakmasın yok argolu bir dili varmış, yok küfürler olabilirmiş... Geçelim bunları bir kalem dostlarım. Görüyorsunuz her şey orada, görüyorsunuz.
Yukarıdaki hikaye ne kadar arabeskse bu kitap da o kadar arabesk. Amerikan arabeski işte. Arabesk hayat her yerde aynı işte.
Aslında bu bir kitaptan ziyade bir film olabilirmiş. Ha. bu arada bu kitabı bitirdim. Sıkıldım mı? Evet. Ama çok çok da değil. Bu kitap ne kattı bana? Koca bir hiç. Okumalı mısınız? Elinizde başka kitap yoksa boş durmaktan iyidir. Çok kitabınız varsa bu kitabı okumak tam bir zaman kaybı. Bir şey daha... Kitapta argo ve küfür mevcut. Bu yüzden benim kısacık metnimdeki küfür ve argolar sizi rahatsız etmesin. Her şey edebiyat için sonuçta değil mi? İyi okumalar.
Bu arada kitaptan galiba alıntı yapacak hiçbir cümle bulamadım. Evet, evet.. Bulamadım.
İncelemeyle alakalı fotoğraf ve videolar için blogumu ziyaret edin.

https://okunmuskutuphane.blogspot.com.tr/...lar-jd-salinger.html
Kitabın adından etkilenip okumaya karar verdim ama pek ilgisi olduğunu söyleyemeyeceğim. Klasik ergen konuşma biçimi beni rahatsız ediyor. Derin mesajlar içerdiği ve ergenlik çağındaki bir bireyin ruh halini yansıtan mesajlar vermiş. Alıntısını yapmak istediğim her yer paylaşılmış. :)
Kardeşine düşkünlüğü ve sonunda ne olacak acaba diye okudum. Okunmasa olmaz diyebileceğim bir kitap olmadı benim için ne yazık ki...
Tabi ki kimseyi etkilemek değil niyetim. Yapılan incelemelerin bir kısmını kontrol ettim. Çok beğenen arkadaşlarımız var.
Keyifli okumalar dilerim.
Kitapta genç (ya da ergen demeliyim çünkü 17 yaşına henüz girmemiş) kahramanımız Holden Caulfield'in dördüncü okulu olan Pencey'den de atılmasının ardından yaşadığı birkaç gün anlatılıyor. Holden'in kendi ağzından. Bu sebepten dolayı kitap baya akıcı ilerliyor. Zaten böyle kitapları severim, çünkü bir insanla karşılıklı oturmuşsunuz da sadece o anlatıyor siz dinliyormuşsunuz gibi.
Çeviriden midir bilmiyorum ama çok fazla "felaket, lanet" kelimeleriyle betimlenmişti cümleler. Bu durum çok hoşuma gitmemişti ama "bittim buna" samimi geliyordu.
Kitabı okurken kendimi hep Amerikan yapımı gençlik türünde bir film izlermiş gibi hissettim. Belki içinizde öyle hissedenler de olmuştur.
(Spoiler) Holden'e göre insanlar hep samimiyetsiz ya da onun deyimiyle tam bir sahtekârlar. Kardeşi Phoebe'nin deyimiyle de Holden'in sevdiği bir şey yok, her şeyden nefret ediyor. Holden ise ölen kardeşi Allie'yi sevdiğini söylüyor. Phoebe, o öldü diye bu duruma karşı çıkınca da "bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın?" diye sert bir şekilde karşı çıkıyor. Holden'in deyişiyle "bitmiştim buna" :) Belki de kitapta en beğendiğim yerlerdendi bu konuşma.
Kısa kesmek istiyorum. Okurken zaman zaman aklınızdan bu kitabı okuyacağınıza pişman olacakmış gibi hissedebiliyorsunuz, çünkü açık seçik konulara girildiği çok fazla oluyor. Ama bir yandan da Holden'in içinde gerçekten öyle düşünceler var ki bazı konular hakkında, bakış açınız değişiyor ve o konu üzerinde düşünmeye başlıyorsunuz siz de. Bu yüzden de pişmanlığınız gitgide azalıyor sona doğru. Ben öyle düşündüm.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim :)
Çavdar Tarlasında Çocuklar ülkemizde, ilk defa 1967’de “L’Attrape-cœurs” adlı Fransızca çevirisinden “Gönülçelen” adıyla, Adnan Benk tarafından çevrilmiş; fakat yıllar sonra Yapı Kredi Yayınevi özgün başlığa yakın bir şekilde Coşkun Yerli çevirisiyle, “Çavdar Tarlasında Çocuklar” olarak yayımladı. Çavdar Tarlasında Çocuklar öyle pek yaşananları ön planda tutan bir roman değil, Holden başlı başına bir olay olduğu için daha çok onun düşünceleri ve hisleri kitapta yer kaplıyor. Kitabı okuyan herkesin Holden'ı bu kadar sevmesine neden olan şey ne? Cevap, sanırım, onun özel bir çocuk olmasında saklı. Dünyayı olduğu gibi görebilmesi, gözlemleri ve kötümser duruşu onu gerçekçi, sevilesi ve spesifik bir karaktere dönüştürüyor. Kitap kısa olduğundan, yavaş yavaş, sindire sindire okumanız sizin için daha faydalı. Bana kalırsa biraz ilgi isteyen bir roman bu. Bitirdikten sonra, savuşturup bir tarafa atılacak tarzda değil. Büyük bir çerçeveden bakacak olursak Salinger’in 1949’da yazdığı romanın dünyasıyla günümüz dünyası arasında pek de bir fark yok.
Biraz farklı, üzerinde düşünülmüş, sürükleyici, size kendinizi sorgulatacak bir roman arıyorsanız, fazla uzağa gitmeyin derim. Çavdar Tarlasında Çocuklar, mutlaka içinde sizden de bir parça barındırıyordur.
"Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."

Bu kitap bir insan gibi ama sırlarını saklamayan bir insan.. Bütün sırları ortada. Güzel bir insan fotoğrafı..

J.D. Salinger, insanlardan kaçan, yalnızlığı seven biri. New York’ta doğup New York’ta ölmüştür. Kalabalık olan şehirden bunalmıştır. Ki kalabalık şehirler derin yalnızlıklardır. Yabancı kalmaktır. Hasret duymaktır. New York’tan bu yüzden kaçmaz mı? Ve İlgiden.. Öykülerinden biri ‘’Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün’’ ben şöyle düşündüm: Muz, tropikal iklimi sever, yani yağmuru yani doğayı. Balık, denizde yaşar, su, hayat ve mavilik. Balık ne kadar farkında olmasa da insan farkındadır, Salinger farkındadır.. Mükemmel Bir Gün, günün mükemmeliyeti nasıl olur? Mavi bir denizde mi, yeşil bir doğada mı? New York ve ‘’ Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim..’’ Kaçma isteği yok mu? Var.. Yazarı böyle tanıyorum. Belki de kendimi..

Kitap, Türkiye’de ‘’Gönülçelen’’ olarak tanınır Yapı Kredi Yayınlarına kadar ve nihayet ‘’Çavdar Tarlasında Çocuklar’’… Salinger: ‘’Çocukluğum o kitaptaki oğlanınkine çok benzer geçti... İnsanlara bundan bahsetmek büyük bir ferahlama getirdi.’’ Zaman aynasından geriye dönüp baktığımızda insan özlem duyarak geriye bakmaz mı? Birkaç kelam dökülmez mi? Kim bilir, belki de bir kitap.. Romanda yer yer kendinden izler vermektedir. Bu romanı kendini ele vermeden başka nasıl yazabilirdi ki? Ya da yaşamadığın bir şeyi..
Kitap, güncel dili kullanıyor, sokak aralarında, izmarit altında, ciddi mekânlarda kısacası hayatın her alanında konuşulan konuşma diliyle yazılmış ve samimi geliyor. Mizah yönü de yok değil, hem de fazladan var.. Salinger’in ruh dünyasını anladığın zaman roman daha bir başka oluyor.


‘’Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, 'Tanıştığıma memnun oldum' demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.’’ Hayatta kalmak istiyorsanız diyor. Kısa bir örnek vermiş ama biz genişletebiliriz. Ruh hayatı ve yaşanılan, görünen hayat.. Topluma uy, söylenenleri tekrar et, toplum için değişik, spesifik bir yanın varsa ‘’lütfen sessizce bir yana koy, kimse görmeden..’’ demek istiyor olabilir.


'' Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. Çok büyümüş olmanız filan değil demek istediğim.'' Bu, değişen ve dönüşen insanların ortak paydası değil mi? Yavaş yavaş kendinden kopup başkası olma problemi..
Holden, özgün ve sevilir. Ablasına verdiği değer okurken içimizi nasıl ısıtıp rahatlatıyor.. Holden, bazen isyanımızdır, bazen söylemek istediklerimiz, bazen sakındıklarımızdır.. Ve masumiyet samimiyet ile birleşir bazen hareketlerinde bazen de söylediklerinde.. Holden’in, her şeyi yapması, istediğini söylemesi, karşıdakinin yüzünü yüzüne vurması, . Evet, Holden, içimizde ki benlik..
Kibrin ve gösterişin kaynağına da inerek öğretici tespitler de yapmaktan geri durmaz: '' İnsanlar gerçekte nasıl konuşuyorsa, o biçimde birbirlerinin sözlerini filan kesmeleri oyunda çok fazlaydı. Bir şeyi çok iyi yapıyorsanız, bir süre sonra, dikkatli olmazsanız gösteriş yapmaya başlıyorsunuz. Ve sonunda da iyi olmaktan çıkıyor yaptığınız.'' İnsan ölümü çok değişik bir şey hem var hem yok. Yaşar Kemal, insanı ne güzel anlatmış: “İnsan, evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.” Ve Salinger’in sözü: ‘’Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?’’ İyi insanları anlatan ne güzel iki söz. Yüreği kocaman olan insanlar iyidir ve iyiler unutulmazdır..


Gelen eleştirilerden bazıları, çok küfürlü bir dil kullandığı, dini kötülediği, cinsel ilişkiden sıkça rastgele bahsettiği gibi eleştirilerdir. Belki de yazar gerçekliği tüm yanlarıyla anlatmaya çalışmıştır. Gerçekliği arayan aynı tablo ile karşı karşıya kalmıyor mu?

Sözlerimi Salingerle bitirmek istiyorum: ''Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu..''
Keyifli Okumalar
Tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ''Tanıştığıma memnun oldum'' demek beni öldürüyor. Ama hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.
“Öldü biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?”
Eskiden onu pek akıllı sanırdım, o aptallığımla tabii. Öyle sanmamın nedeni; tiyatro, edebiyat bütün bu zırvalıklar üzerine çok şey bilmesiydi. Birisi bu konularda çok şey biliyorsa onun aptal olup olmadığını anlayabilmeniz epey zaman alıyor.
Demek istediğim şeyi anlatamıyorum. Anlatabilsem de, anlatmayı isteyeceğimden pek emin değilim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753636360
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Catcher İn The Rye
Çeviri:
Çoşkun Yerli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çavdar Tarlasında Çocuklar
Gönülçelen
Gönülçelen
Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra. Çavdar Tarlasında Çocuklar', Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın. 993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger,1963'ten buyana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

Kitabı okuyanlar 6.445 okur

  • BD
  • Henryk Sienkiewicz
  • Serap singer
  • Merve Tel
  • E. Ö.
  • İrem Karaca
  • Fildişi Kulesi Sakini
  • güzin g
  • Ö...
  • Seyhan Özkul

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%20.1
14-17 Yaş
%10.6
18-24 Yaş
%26.2
25-34 Yaş
%23.2
35-44 Yaş
%14.5
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.7
Erkek
%30.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.3 (412)
9
%14.7 (315)
8
%21.1 (450)
7
%18.6 (397)
6
%11.2 (239)
5
%6.2 (133)
4
%4 (85)
3
%2.1 (44)
2
%1.4 (30)
1
%1.5 (32)

Kitabın sıralamaları