Adı:
Cehenneme Övgü
Alt başlık:
Gündelik Hayatta Totalitarizm
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
279
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707069
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Cehenneme Övgü
Cehenneme Övgü
Cehenneme Övgü
Prisoners of Ourselve
Bazı eleştirmenlerin “şeytanın avukatı” sıfatını yakıştırdıkları Gündüz Vassaf’ın “gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısı”yla sunduğumuz Cehenneme Övgü’sü, içimizde büyütüp yaşattığımız küçük ‘totaliter dünyalar’ımızı afişe ediyor, daha doğrusu ‘yüzümüze vuruyor’. Totalitarizmin -anne karnındaki bebeğin beslenmesi gibi- bireyle toplumu bağlayan göbek bağıyla semirdiğini, hayata ilişkin algılarımızı ve kimi dayatılan kimisini de gönüllü olarak kabul ettiğimiz kavramları irdeleyerek gösteriyor. Cehenneme Övgü, yazarın kendiyle hesaplaştığı, herkesi de hesaplaşmaya çağıran, hatta kışkırtan bir kitap.
277 syf.
·Puan vermedi
Geçen sene okuduğum bu kitabı ara ara açar kısa okumalar yaparım. Geçenlerde kitabın ölümle ilgili bölümüne denk geldim. Genel bir incelemeden ziyade kitaptaki bu bölümün bende uyandırdıklarını paylaşmak istedim. Keyifli okumalar.


''Doğduğunda sen ağlamıştın, herkes bayram etmişti. Öyle bir hayatın olsun ki öldüğünde herkes ağlasın sen bayram et.''
Kızılderili Atasözü

Dünyada ilk ölüm hadisesi Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesiyle gerçekleşmiştir. Yani anlayacağınız ilk ölüm doğal sebeplerle değil, bir cinayet sonucunda vuku bulmuştur. Hem de kardeşin kardeşi öldürmesiyle. Bu bile esasında dünyanın ne menem bir yer olduğu hakkında bize ufak bir ipucu verecektir. Her şeyiyle bel bağladığımız bu dünya Allah’ın Adem’i cezalandırmak için gönderdiği dünya değil midir? Bu açıdan bakıldığında insanlık olarak bulunduğumuz konumun ciddi bir çelişkiden ibaret olduğunu görebiliriz. Celladına aşık insanlar gibiyiz. Dünyanın keskin dişlerine boynumuzu uzatmış öylece bekliyoruz. Sıramızı beklerken yanımızdakilerin durumu da açıkçası bizi pek ilgilendirmiyor. İlgilendirmemekten ziyade olanların karşısında adeta üç maymunu oynuyoruz. Görmüyor, duymuyor ve bilmiyoruz. Kendimizi sürekli bir şeylerle meşgul edebilmenin amacı ve gayreti içerisindeyiz. Radyasyondan koşarak kaçmaya çalışmak gibi bizim bu halimiz. Önünde sonunda bizi yakalayacak olan o ölümden kaçmanın yollarını arayıp duruyoruz. Ölümü hayatımızın akışında bir yere koymuyor, aksine onu unutabilmek için tam manasıyla karıncalar gibi didiniyoruz. Fakat unuttuğumuz bir şey daha var. Ölüm onu hiç düşünmeyenleri dahi ziyaret edebilecek kadar düşüncelidir.
Bilinmezlerle dolu olan bu hayat sinemasının başrolünü her defasında ölüm üstlenmemiş mi? Ölüm üstlendiği bu rolü hiç şaşmadan en iyi şekilde icra ede gelmiş tarih boyunca. Fakat insan olarak bizler bu filmin neresindeyiz? Figüran olmayı reddedenler daima bir iz bırakmış. Baki kalan bu kubbede o hoş sadayı bırakabilmenin peşine düşmüşler. Bugün bu isimler fikirleriyle olsun, eserleriyle olsun kanlı canlı bir insanmış gibi aramızdalar. Peki biz neredeyiz? Tabiri caizse saman gibi bir hayatımızın olduğunun farkında mıyız? Bu gidişli gelişli dünyada bizim konumumuz tam olarak nedir? Bir gece kulübünün giriş kapısında yer alan ‘’unutmak için içeceksen ödemeyi önceden yap’’ uyarısı özetliyor belki de tüm bu ahvalimizi. Günlük hayatımıza şöyle bir dönüp bakarsak kendimizi sürekli bir şeylerle meşgul ettiğimizin farkına varırız. Televizyon, sosyal medya, alkol, sonu gelmeyen eğlenceler, cümbüşler… Dışarıdan bakıldığında her ne kadar farklı şeylermiş gibi görünse de hepsinin sanki aralarında gizli bir anlaşma yapmışçasına ortaklaşa üstlendiği bir görev var: Unutturmak. Ölüm fikrinin bizi çıldırtmıyor oluşu da tam olarak bundan kaynaklı. Sürekli bir unutma faaliyeti içerisindeyiz. Ölümü unutma süreci ise en temel zihni süreçlerimizden biri olmuş durumda. Bu unutma süreci içerisinde yalnızca ölüm fikrinden değil insanlığımızdan da uzaklaşıyoruz esasında. Çünkü ölümü unuttuğumuz nispette insanlığımızdan da bir şeyler kaybediyoruz. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar en nihayetinde hiç yaşamamış gibi ölmeye mahkum oluyorlar. Çünkü bu insanlar ölüm fikrinin uçup gidici olan hayatımıza kattığı o anlamdan mahrum kalıyorlar. Sabah evden çıktığımızda annemiz olsun, eşimiz olsun ya da bir başkası olsun ona şöyle bir kıyıdan köşeden selam verir, kapıyı açar çıkar gideriz. Belki bunu bile yapmaz yılan gibi kıvrılırız o sıcacık yuvamızdan selamsız sabahsız. Fakat ölüm fikrinin hayatımızda bir yeri olmuş olsaydı işte o zaman mis kokusunu içimize çeke çeke karşımızdakine sımsıkı sarılırdık. Ticaretle uğraşıyorsak müşterimizi kazıklamanın yollarını aramaktan vazgeçerdik mesela. Siyasetçiysek millete bir yığın insan gözüyle değil her birinin bir başka dünyayı ihtiva ettiği anlayışıyla yaklaşırdık. Öğretmensek eğer, ‘‘memleketi ben mi kurtaracağım kardeşim’’ demeyi bir kenara bırakır ve her bir çocuğun bu memleket için bir umut ışığı olabileceği hayaliyle gül bahçelerine çevirirdik sınıflarımızı. Her ne iş üzereysek onu en iyi şekilde yapmaya çalışırdık anlayacağınız. En ufak bir canlıya dahi zarar vermekten imtina ederdik. Çünkü bilirdik ki tepemizde dönüp dolaşan ölüm adlı o bumerang her neye zararımız dokunduysa filmin sonunda bize misliyle ödetecek. Yalnızca içinde bulunduğumuz toplumun değil dünyanın bugün neden bu halde olduğuna dair bir fikrimiz oluşmuştur sanırım. Bunca hayal kırıklıkları, savaş, kan, vahşet, gözyaşı… İnsanlık olarak tüm bunlar unutkanlığımızın bir cezasıdır bizlere.
O zaman ölümü düşünelim dünyayı kurtaralım tarzı bir anlayış değil benimkisi. Keşke bu kadar kolay olsa her şey. Ölümü düşünmek, onu hayatımızın merkez noktasına koymak bir şeyleri değiştirecektir elbette. Ama her şey de o bir şeyden başlamaz mı? Şairin bir kitabında yer alan ‘’Kötülükleri bitiremeyiz belki ama iyilikleri çoğaltabiliriz’’ ifadesi yolumuzu aydınlatmalı. Yazımızın en başında da dediğim gibi ilk ölümün kardeşin kardeşi katlederek gerçekleştiği bu diyarda kötülük olmasın demek tam manasıyla bir saf niyetlilik olacaktır. O halde öncelikli olarak kendi içimize bir yolculuk yapacak, kendi dünyamızı değiştireceğiz. Kendi dünyasında en ufak bir şeyi dahi değiştiremeden başkalarını değiştirme sevdasına kapılanların akıbetlerinden ibret alacağız. Daha sonra iyilikleri çoğaltabilmek umuduyla yaşayacak ve bu amaç uğruna ter dökeceğiz. Bugün açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğun yanaklarından süzülen o gözyaşının tüm dünyadan büyük olduğunu anlayacağız böylelikle. Evine iki kuruş para götürebilmek umuduyla inşaat köşelerinde çalışan o yetimin omuzlarındaki yükün dünyadan daha ağır olduğunu kavrayacağız. Bir Filistinlinin üzerine doğru gelen tankı durdurmak için elinde tuttuğu o sapanın kaç nükleer bombaya denk geldiğini hesaplamak için kafa yoracağız. Tüm bunlardan sonra eğer kalmışsa üzerimizde yürek diye taşıdığımız o şeyden bir eser ve hala duruyorsa tepemizde akıl diye tuttuğumuz kırık dökük pusula, düşe kalka bulacağız kaybettiğimiz o merhamet yurdunu. İşte ölümü düşünmek budur. Bizden başkalarının da bu gezegende var olduğunu, tek derdi olanın biz olmadığını tüm zerrelerimizce anlamak ve hissetmek… Dert diye isyan ettiğimiz şeylerin bir hiç mesabesinde olduğunu görebilmek. Hayatımızın son demlerinde ‘’rüzgar gibi geçti’’ dememek için ölümün her şeyi silip süpürdüğü bu dünyada bir iz bırakabilme kaygısıyla iyilikleri çoğaltabilmenin peşine düşelim. Çünkü ölümün bir diğer adı da unutulmaktır.
277 syf.
·2 günde·8/10 puan
“Cehenneme Övgü- Gündelik Hayatta Totalitarizm” ya da İngilizce ismiyle “Kendilerimizin Tutsakları” 22 yıllık bir kitap. Hayatım boyunca bir çok defalar gerek alıntılarıyla, gerekse övgüleriyle karşılaştım Gündüz Vassaf’ın bu eseriyle. Okumak ama bu dönemde fırsat oldu.

Gündüz Vassaf’ın hayatı zaten yazarın künyesinde yazıyor. Boğaziçi Üniversitesinde öğretim üyesiyken 12 Eylül’den sonra istifa ederek ülkeden ayrılmış bir Psikolog yazarımız. Ve kitabın isminden de anlaşılabileceği üzere bolca totalitarizm eleştirisi var bu kitapta. Ama bildiğimiz tanımın dışında çıkarak ufkumuzu biraz aralamaya çalışıyor totalitarizm konusunda Vassaf.

Kitabın adı Cehenneme Övgü, bir nevi John Milton’un Kayıp Cennet’i gibi bir şey bekleyebiliriz belki şeytanı öven. Ya da “sizinle cennette olmaktansa cehennemde yanarım daha iyi” türünde son zamanlarda bolca kullanılan-aslında akıldan geçirilen- bir düşünceyle uyumlu olabilir bu kitap belki. Ama bu kitabın sadece ilgi çekmesi için konulmuş ismi aslında, evet cennet cehennem karşılaştırması da var kitapta diğer birçok şeyin yanında. Ama yazarın asıl amacı daha önce hiç düşünmediğimiz konularda zihni açarak, tehlikeli (?) düşünceleri genç dimağlara nüfuz ettirmek.

Gündelik hayatımızda totalitarizm 19 ayrı konu üzerinden hayatımızdaki somut ve soyut totaliter öğeleri inceliyor -sorular soruyor aslında. Sonda da bir yarım sayfada yapmamız gerekeni söylüyor. İsterseniz bu on dokuz konuya kısa kısa bakalım

İlk bölüm zaten kitabın bunca yıldır hala bir başucu kitabı olarak tanımlanmasına yol açan kısım belki de. Alıntıların büyük bir kısmı buradan geliyor. Ha bu arada kitabın tam anlamıyla bir alıntı membaı olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Gündüz Vassaf burada, o mükemmel üslubuyla, Geceyi totaliter gündüzün karşısına koyarak içimizdeki bir şeyleri tetikliyor. Evet işte bu diyoruz. Zalimin zulmü varsa, sevenin de gecesi var.

Sonra cehenneme övgü başlıyor. Kiliseden örneklerle cennetin – ya da dünyada cennetin- totaliter düzenin aracı olduğunu yönetme araçlarından birisi olduğunu, cehennemin ise özgürlük ve yaratıcılığın simgesi olduğunu söylüyor kısaca Vassaf.

Üçüncü bölümde kelimelerin etrafımıza kurduğu demir parmaklıkları anlatıyor yazar. Yalnız burada ilk bölümde Geceye ait olduğunu söylediği, “Seni Seviyorum” cümlesinin totalitarizmin başka bir aracı olduğunu anlatırken biraz kafamızı bulanıklaştırıyor.

Delilerden en iyi anlayanlardan birisi olarak 20.yüzyılın delilerinin de artık özgür olmadığını söylüyor dördüncü bölümde de. Nerede o eski deliler kıvamına geliyoruz biraz. Psikiyatrinin gücü gözümüze sokuluyor bu bölümde de.

19 bölüm epey uzun sürecek böyle, hızlanıyorum biraz müsaadenizle. Evlerimiz, kutu gibi , odaların isimleri bile bize bir şeyler dayatmak için. Ya kahramanlar, gerçekten ihtiyacımız var mı özgür bir toplumda kahramanlığa. Bilgi her yerde, üzerimize püskürtülen, gerçek olup olmadığını bile anlayamadığımız bu selden de kurtulmalı mıyız ki? Ya cinsiyet, seks- her dönemde günahların en büyüklerinden, ayrımcılıkları körükleyen, insanları vahşete iten bu kimlikler totaliterlerin oyuncakları değil midir?

Seçimler var bir de, abarttığımız bir başka gerçek. Seçmeme hakkımız yok mu bizim, diğer seçeneği dışlamama hakkı . Biz ve onlar olarak ayırmama hakkı insanları. Seçmek özgürlük mü gerçekten?

Hainler var bir de, dönekler, cehennemin en dibindekiler. Cervantes’e göre iğrenç insanlar. Peki Cervantes’in kendisi hiç ihanet etmemiş taraf değiştirmemiş mi? Ya bi bir nevi hain değil miyiz?

Ölümü yadsımamız mı lazım, içselleştirmemiz mi? Sanatı inkâr edebilir miyiz, yoksa totaliter bir oyuncak mı sanat da, mükemmellik esas mı sanat için? Anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar totalitarizmin düşmanı mı? Başka bir bakıştan gerçekten hoşlanmıyor mu bizi hizaya getirmek isteyenler?

Ya hedef, amaç, bunun için yapılan her şey, tüm planlarımız – tüm çabalarımız, o da mı totalitarizme hizmet ediyor? Çevremizdeki her şey gibi düğmelerle kumanda edilecek miyiz ilerde biz de? Peki şu anda öyle olmadığına emin miyiz? Fotoğraf çekmek de bizi totalitarizme mi taşıyor? Ya insan kibri, insan aklı, insan aklının kibri? Homo Sapiens olmak otomatik olarak totaliter olmak mı demek? Evrimimiz bunu mu gerektiriyor? Peki ya çocuk yapmak, böyle bir dünyaya çocuk getirmek mi, getirmemek mi daha özgür bir düşünce?

Ortalara doğru bir parça didaktikleşen – ama kesinlikle sıkıcı olmayan- yazarın kalemi kitabın sonlarında o ilk sayfaların bizi saran havasına bürünüyor tekrar. Zaman (Anı yakalamaya çalışmayıp anı yaşamak, anın içinde kaybolmak) ve Aşk (Aşkta totalitarizm) bölümleri de su gibi akıyor.

Kitapta sorulan bunca soruya, ortaya çıkan sorunlara Baudaliere’in dizeleriyle karşılık veriyor son olarak yazar. Spoiler elbette, ama isteyen bakabilir:) (#11454543)

Kitap bu kadar, bilindik şeyler, yeni şeyler, ufuk açıcı şeyler, zorlama şeyler, gereksiz şeyler, mucize şeyler, bazı şeyler… kitaptan ne alacağı okura bağlı. Kesinlikle göz ardı edilebilecek bir eser değil. Eskide kalmış da diyemeyiz, öyle bir toplumda yaşıyoruz ki insanlar Odysseia’da bile bir şeyler bulabiliyor günümüzle bağdaşabilecek. Gündelik hayatımızla ilgili farklı bir bakış arayanlar ya da Gündüz Vassaf’ın yetkin anlatımını ve mükemmel tespitlerini merak eden herkes okuyabilir bu kitabı.
279 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10 puan
'' Radyasyondan çok birbirinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.''

Bugün Pazar. Önümde bilgisayarım dimağımda acı kahvem ve henüz bitirdiğim kitabın son cümlesi var. 2020'nin bitmesine günler kala uzun süredir hissedemediğim bu duyguyu hissettiğim için mutluyum.

Yıllardır aklımda olan fakat bir türlü okuyamadığım Vassaf'ı bulutlu bir İstanbul'un pazar günü bitirdim. Neden bunca zaman bekledim demek istemiyorum çünkü her şeyin zamanında güzel olduğunu yazın ortaya çıkan papatyalardan öğrendim.

Vassaf, kitabının her satırında gündelik hayatın totaliter imgelemlerini irdeliyor ve gün yüzüne çıkarıyor. Aslında çok basit görünen fakat yaşantımızı bir örümcek ağı gibi saran kavramları kendine özgü üslubuyla anlatıyor. Öyle ki elinizden ne altını çizdiğiniz keçeli kaleminizi ne de zihninizden Vassaf'ın cümlelerini bırakamıyorsunuz.

Sade üslubu ve vurucu cümleleri ile durup düşündüren ve başucu kitabı niteliğinden olan Vassaf'ı bir dizi, maç arasında hiç değilse ölmeden önce okuyalım.

Göğümüz mavi, umudumuz baki kalsın..
279 syf.
·17 günde
İrvın Yalom'un "Nietzsche Ağladığında" kitabını okuduktan sonra hem yazara hem kitaba aşırı derecede hayran olmuş ve kendisini seven herkesin bu muhteşem psikolog ve psikanalist Yalom'u okumaya davet etmiştim.

Gündüz Vassaf ile ilk tanışma kitabım "Cehenneme Övgü" Türklerin İrvın Yalom'u olarak gördüm ve Türk olmasından gurur duydum. Aynı zamanda da bu değerli psikolog yazarı önce Almanya, sonra Hollanda ve en son da Amerika'ya kaptırdığımız için üzüldüm. Yazara karşı hislerim tamamiyle "Ben sevdim eller aldı" oldu. Olsun, başında Türk Yazar ünvanı olduğu sürece yaşadığı ülkeler bir Türk psikoloğun da uluslararası olabileceğini bana gösterdi. Uluslararası yazarlarımız var ama hem psikolog hem yazar olarak tanıdığım ve sevdiğim ilk insandır. Bir de Mehmet ÖZ var değil mi ? :) Neyse konudan sapmayarak totaliter güçle arasında muhteşem bir savaş olan ve okuyucuyu bu savaşın tam içine sokan, psikolog olmasına rağmen kendi mesleğinin bile otoriteye hizmet ettiğini açıkça, dürüstçe ve yüreklice ifade eden muhteşem Türk'ün beni en çok etkileyen konu başlıklarına geçeyim.

Nietzsche Ağladığında bir roman olmasına rağmen Cehenneme Övgü tam olarak bir felsefe, düşünce ve sosyoloji kitabıdır. Nietzsche Ağladığında yarı gerçek yarı kurgu, Cehenneme Övgü ise gerçeğin ta kendisidir! O yüzden daha etkileyicidir. (Bence)




Geceye Övgü

İlk bölümün ilk konusu. Bir günün, gündüzüne ve gecesine olan bakış açım tamamen değişti diyebilirim. Gündüz robotlaşan insanın geceleri nasıl özüne ve özgürlüğüne döndüğüne okuyarak ve yaşayarak apaçık şahit oldum.

Özgürlük Cehennemindir

Totaliter güçlerin, bizi yönetenlerin yeryüzde vaadettikleri sahte Hasan Sabbah cennetine bir meydan okuma. Cehennemi bu dünyada da yok sayamazsınız ama hiçbir iktidar yönettiği halkına cehennemi vaadetmez. Günümüzde cehennem kendilerine inananların, cennet ise paralı askerlerin mekânıdır. Yeryüzünde gerçek bir cehennem, sahte bir cennetten iyidir. Ama bu durum hiçbir gücün hoşuna gitmez.

SÖZCÜK MAHPUSLARI

Kelimelerin kavga hatta savaş çıkaracak güçleri olduğunu bilseydiniz ne yapardınız? Bir daha asla konuşmazdınız değil mi? Oysa bazen bile bile kavga ve savaşları çıkarıyoruz konuşarak. Özellikle de kötü ve boş konuşarak. Sözcük Mahpusları susmanın ve suskunluğun erdemini en ince detayına kadar anlatan bir düşünce biçimi.


20. YÜZYIL DELİLERİ ARTIK ÖZGÜR DEĞİLLER

Bireysel delilik kişiye, toplumsal kolektif delilik topluma ve yöneticilere özgüdür. Delirip savaş, vahşet ve adaletsizlik yapan ülke halklarına ve yöneticilerine psikiyatristler destek verebiliyorken, özellikle de askeri psikiyatristler, bu sürüden ayrılmayı tercih eden bireyler delilik teşhisiyle aynı psikiyatristler tarafından raporla onaylı deli oluyor. Cehenneme Övgü'nün içinde deliliği de, özellikle bireysel özgür deliliğe yapılan övgüler ve düşünceler. Delillerim ve deliliğim beni bu yaşıma getirdi. Sen köşene çekil düşün, seni neler bitirdi?

"Deli" sözcüğünü hafife almamalı, çünkü bu ayrıcalık pek az insana verilebilir.

BURADA YER, ŞURADA UYURUZ

Evlerimizin içine kadar haklı olarak girdin Gündüz hocam!


Özetle, bir asker için kışla neyse, vatandaş için de apartman dairesi odur. Kışla, kayıtsız şartsız bir disiplini aşılamaya yarayan üniformanın bir uzantısıdır. Aynı şey, bugün içinde yaşadığımız mekânlar için de geçerli.


KAHRAMANLAR TOTALİTERDİR

Özgürlük içinde yaşamaya cesaret edemediğimiz için, bu işi tapındığımız kahramanlara havale ediyoruz. Kraldan çok kralcı olmanın yazıya dökülmüş düşünceleri. Kahramanlara kahredip sövmenin tam zamanı.

ENFORMANYAKLIK

Enformasyon güçtür, der bir özdeyiş. Haber aldığımız oranda gücümüz artar. Enformasyon, yani bilgi akışı. Televizyon yayınlarının, ABD'nin Vietnam'dan çekilmesinde etkili olduğu düşünülür bazen. Bir gazete sinek öldürülebilir ama gazete aslında en büyük yazılı manipülasyon aracıdır. Erfarmanyaklık kısmında matbaanın icadından öncesi ile sonrası arasındaki fark açıkça ve berrakça düşünmeye sevk ediyor. İç ve dış dünyadan haber alamamak kadar aldığımız haberlerin oluşturduğu bilgi kirliliği manyaklığına dikkat çekiyor.


SENİN CİNSİYETİN NE?

Cinselliğin kadın-erkek olarak bedende değil, zihin ve düşüncede benimsenip kabul edildiğini savunuyor Psikolog yazarımız. Bireysel cinselliğin totaliter baskısı bir Devlet adamını cinsel bir skandal işleyip bir fahişe işe birlikte olup ifşa edildiğinde istifa edip bu istifanın da anında kabul edilmesine yok açar. Bir teröristle iş birliği yapmakla yazılı olmayan bireysel cinsellik kanununu ihlal etmenin sonucu aynıdır.

SEÇMEME ÖZGÜRLÜĞÜ

Dayatmaları ters anlayıp bir seçim yaptığımızı farzetsek de çoğu zaman bir kadını, bir erkeği, kısaca sevgiliyi, bir işi, bir rengi, hatta Ülker çikolatalı gofreti bile sevmemeyi seçmenin, daha doğrusu seçim yapma baskısından kurtulmanın erdemini yine otoriteye olan hıncıyla anlatmış yazar.

Kendisini seven herkesin bu kitabı da okumasını çok isterdim :) iyi okumalar.
279 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Edebi bir kişilik, çarpıcı düşünceler, yaratıcı fikirler, hafif bir dil.. Ve işte karşımızda ; Gündüz Vassaf'ın kaleminden Cehenneme Övgü..

Girişte yazdığım gibi, çarpıcı düşünceler. Neden? diye sorarsanız, size kitabın girişinden sonuna kadar birçok yerden alıntılama yapabilirim. Kitabın başlığı bile bu düşünceme kanıttır. Adam farklı düşünüyor, çarpıcı açıklamalar yapıyor. Bizler, insanlar olarak genel düşüncemiz cennet iyi, cehennem kötü olarak tasvir ederiz. Nitekim dini mitolojiler, kutsal kitaplar bize hep bunları öğretti. Ama gelin görünki Gündüz Vassaf alışagelmişin dışına çıkıyor. Hep bi muhalefet yaratma çabası oldukça hoşuma gitti okurken. Çünkü düşünüyorum, düşündürüyor, farklı pencereden bakmaya sebep oluyor. Genel olarak kitabı beğendiğimi söylebilirim,biraz da birkaç bölümü ele alarak İncelemeye devam edebilirim.

1. Geceye Övgü : Geceye övgüler övgüler.. “Geceleri kendimizi özgür hissediriz” diyor yazar. Bu bölümü okurken sanki kendim yazmışım gibi hissettim kendimi. Hatta o sırada arka fonda “Duman'dan - Geceler Bana 'Geceler Benim - çalıyordu”


3. Sözcük Mahpusları : Şöyle diyor Oğuz'cum Atay “Kelimeler albayım kelimeler, bazı anlamlara gelmiyor.” Yazar, Gündüz Vassaf ise aynı şekilde yaklaşıyor konuya. Sözcüklerin yetersiz kaldığı, kelimelerin gücünün yetersiz kaldığı ayrıca onların içine hapsolduğumuzu belirtiyor. Tabi kendine has, farklı bakış açısını her satırda bulabiliyorsunuz.


18. Şu Sihirli `Anʼ : İngilizce bir kalıp vardır, “We exist in moments, nothing more”. Türkçesi, “sadece anlarda varız, fazlası değil.” Bizler, gelecek için durmadan didiniriz ama acaba geleceğin bizi göreceği kessin mi? İşte orası meçhul.. Yazar, bu bölümde yukarıda anlattığım gibi, bulunduğumuz zamana önem verirken,yarına bugünden daha fazla önem vermemize üzüldüğünü belirtiyor.


Anlatılacak, üzerine durulacak daha birçok bölüm var. Ben bu üçü üzerine yazarken, diğerlerini de yazmayı isterdim ama uzunca okunmasını tavsiye ederim. İncelemem bu kadar, keyifli okumalar..
277 syf.
·10 günde·7/10 puan
Bu kitabı üçüncü kez okudum. İlkgençlik yılları için çok zihin açıcı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Çok boyutlu, fazlaca konuya değinen önemli bir kitap. Bence kendine "okur yazar" diyen herkesin okuması gereken, sizi başka şeyleri araştırmaya da yönlendirecek bir giriş niteliğinde.
280 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Anlatmak istediğini dallandırıp budaklandırmadan anlatan bir kitap Cehenneme Övgü. Günlük yaşantımızda çok da üstünde durmadığımız konular üzerine reddedilmeyecek şeyleri anlatıyor Vassaf. Anlatılanlara, eleştirilen şeylere sizin de (benim de) çanak tuttuğunuz garanti. Düzen böyle, hayat bu şekilde dizayn edilmiş sanki. Yazar da eleştirdiği şeylerin çoğunu kendi de yapmıştır. Kendisinin de kitap hakkında dediği gibi “Özünde zaten totaliter olan kelimeler, yapılar, kesin cümleler kullanmak zorunda olduğundan totaliterizmi yererken bile totaliter araçlar kullanmak zorunda kalmıştır.” aslında. Sırf bu yönüyle bile düşündürücü bir eser. Anlatılanların hemen hemen hepsine katılmamak, doğru olduklarını düşünmemek elde değil, çünkü çok arı bir şekilde açıklamasını yapıyor Vassaf. Ama işte bunlara bir çözüm getirmek, ne kadar doğru bulsak da maalesef çağımızda çok ama çok zor.

Kesinlikle çok güzel bir kitaptı. Ben hiçbir kitap için “başucu” tanımı yapmam, tarzım değil. O an hangi kitabı okuyorsam o, benim için başucu kitabımdır. Ama bu kitap, yapanlar için o nitelikte bir kitap bence. Diğer kitaplarını da okuma isteği oluştu bende. Kalemine sağlık.
277 syf.
·2 günde
Totaliter: demokratik hakların ve özgürlüklerin tümüyle baskı altında tutulduğu, siyasal erkin bir elde toplandığı, teröre, baskıya ve zulme dayalı (devlet yönetimi).
Totalitarizm: Bütüncüllük.

Aslında şunu en başta belirtmeliyim: İnceleme yazmayı becerebilenlerden değilim. Fakat bu kitabı bir kişiye de olsa okutmaya yarayacaksa, bir kişi de olsa görüp merak edecekse amacıma ulaşmış olacağım.

"Bir de hangi sayfasından başlarsan başla, okuyabileceğin romanlar vardır. İlk okumadan sonra eline alırsın ve herhangi bir sayfasını açıp okumaya başlarsın. Sonra da istediğin yerde bırakırsın. Eğer o okuduğun birkaç sayfa sana bir şeyler düşündürdüyse roman iyidir." (Hakan Günday, Piç)

Cehenneme Övgü bir roman değil evet ama yine ve yeniden her hangi bir sayfayı açtığınızda en sonuna kadar okuma isteği uyandıran bir kitap. Ben Gündüz Vassaf'ın bu eseriyle tanışalı 24 saat bile olmadı. Bir forum sitesinde sadece şu alıntıyı gördüğüm için okumaya karar vermiştim: "Yaşam, gecenin konusudur." Bu üç kelimelik alıntı yüreğimden bir yerleri ele geçirmiş ve ısrarla bu kitabı bir an önce okumam gerektiğini söylüyordu, ki önümde en kısa sürede bitirmem gereken iki kitap olmasına rağmen.

Daha ilk sayfada karşıma "GECEYE ÖVGÜ" bölümü çıktı. "Gece, düzen güçleri uykudadır." cümlesiyle başlıyor bu bölüm. Okudukça kendi içimde dile getiremediğim ne varsa Vassaf gözüme gözüme sokuyor. Her cümleden sonra bir süre tavana bakıp düşünüyorum. "Yaşam, gecenin konusudur. " cümlesiyle ilk bölümü bitirdiğimde neden bu kitabın içimde bir yerleri yakaladığı açıklık kazanıyor.

Daha ilk bölümün etkisini üzerimden atmamışken "ÖZGÜRLÜK CEHENNEMDİR" bölümüne geldim ve beni nelerin beklediğini tahmin bile edemeden okumaya devam ettim. Okuduğum her cümlenin altını çizmekten, aslında pdf olarak okuduğum için not düşmekten, kolum ağrıdı ve bu incelemeyi yazmaya karar verdim.

Gereğinden fazla uzadığının farkındayım. Yavaştan bitiriyorum. Eğer buraya kadar okuduysan incelemeyi, bir an önce bu kitabı pdf olarak indir ve okumaya başla. Dil olarak bir cümle de bile "acaba burada ne demek istiyor?" demeyeceksin. Gece, Özgürlük, Sanat, Seçimler, Kahramanlar ve hatta Cinsiyetler üzerine söyleyecekleri var Vassaf'ın.

Son olarak "Kahramanlar" bölümünde içten içe rahatsız olduğum cümleleri oldu elbet. Ama şu da var ki, haklı olduğunu biliyordum yazarın. Bu bölüme geldiğinizde ne demek istediğimi zaten anlayacaksınız.

Okuduğum onlarca kitap içinde Kafka'nın o meşhur aforizmasını kendi adıma söyleyebileceğim ender kitaplardan biri oldu kısaca:
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Sevgi ve kitapla yaşayın.
279 syf.
·10/10 puan
Merhaba, sevgili okur. Şu an burada bu incelemeyi okuyor olman benim için çok heyecan verici. Heyecan veren kısım benim yazdığım incelemeyi okuyor olman değil seni çok güzel bir kitapla tanıştırıyor olacak olmam. Gündelik hayatta, hayatımızın her anının parçası olan kavramlar, olgular ve mekanlar ve bunların birbirleriyle olan etkileşimden doğan her çıktının aslında arkasında yatan keskin gözlemlerle baş başa kalacağın bir kitap seni bekliyor. Neden banyoda yemek yemiyoruz ? Mutfaktan uyusak nasıl olur? Deli olmak ister misin? Neden çocuk yapıyoruz ? Kadın, erkek peki diğeri ? Aşk, çocuk yapmak, evlilik, delilik, mekan, söz, kahraman, hain, gece ve gündüz, cennet ve cehennem, düzen güçleri, homosapiens, sevgi, enformasyon, seçememek, amaç... Çok sık duyduğumuz, haklarında yüzeysel olarak bilgi sahibi olduğumuz kavramlarla gerçekten tanışmak istiyorsan hiç düşünmeden bu kitabı edin. Başucu kitaplarının arasında bir boşluk aç, yerleştirmek isteyeceğin yer orası olabilir. Yazar, kısa bölümler; sade ve özgün üslubuyla anlamamızı kolaylaştırıyor.
277 syf.
·4 günde·9/10 puan
“Cehenneme Övgü- Gündelik Hayatta Totalitarizm” Gündüz Vassaf’ın 1992 yılında yayınlanmış kitabı. Totalitarizmi merkeze alıyor Gündüz Vassaf ve hayatın değişik alanlarında totalitarizmin nasıl ortaya çıktığını, çevremizi nasıl etkilediğini, bizi nelerden mahrum bıraktığını tartışıyor bizimle. Güzel, ufuk açıcı denemeler bunlar, ben keyifle okudum.

Kitabın adı “Cehenneme Övgü”; zira -çoğunlukla korkumuzdan; grubun dışına çıkma, yalnız başına kalma, dışlanma korkumuzdan; biraz da tembelliğimizden- totalitarizme sıkı sıkı sarılarak kendi cehennemimizi nasıl oluşturduğumuzu ve içine nasıl hapsolduğumuzu tartışıyor bizimle. Bir başka açıdan da, tam tersine, çizilen sınırları elimizle çekip attığımızda kavuştuğumuz özgürlüğün -hayal ettiğimiz cennetteki gibi- koşulsuz mutluluk değil, cehennem azabı da getireceğine dair uyarıyor bizi… Zira yazarın tespit ettiği gibi Dante’nin İlahi Komedyası’nda bile hayal gücümüz Cehennem’de sınırsızca çalışır, hayal kurmanın sonsuz özgürlüğünü biz -acı da olsa- Cehennem’de tadarız. Dante’nin Cennet’i ise alabildiğine sıkıcı bir yerdir. Dolayısıyla övgü Cehennemedir.

Vassaf’ın amacı bizi düşünmeye sevk etmek. Özgürlüğümüzü gönüllü olarak başkalarının eline teslim etmeden önce durup düşünmemizi sağlamak. Farklı olmanın, farklı düşünmenin getirdiği özgürlüğün ve zenginliğin tadına varabilmek.

Günlük hayatın koşturmacası içinde üzerinde düşünme fırsatı bulamadığımız, aileden ve toplumdan öyle gördüğümüz için sorgusuz sualsiz kabullendiğimiz, ya da beğenilmenin yarattığı konforu terketmekten çekinerek risk almadığımız bir dolu konuda, “bir düşünün” diyor; “inandığını söylemek o kadar da zor değil” diyor; “içinde yaşadığımızı düşündüğümüz riskiz, hayali cennet gerçek değil” diyor; “kendimizi özgürleştirirsek henüz tanımadığımız o gerçek cennete daha da yaklaşacağız” diyor; “birbirimizi ezerek ilerlemek yerine hep beraber zenginleşeceğiz” diyor.

“Seçmek özgürlük değildir” diyor yazar; zira seçmek de seçenekleri belli olan bir oyunda taraflardan birini tutmaktır. Bu nedenle yapısı itibarıyla “seçmek” özgürlük getirmez, tam tersine özgürlüğün tanımına aykırıdır diyor. Bize söylediklerinin aksine seçerek özgür olamayız biz, başkalarının tasarladığı seçeneklerden birini seçmek zorunda kalmak yerine anlamaya ve uzlaşmaya değer vermemiz lazım diyor.

Velhasıl, son derece doyurucu, düşündürücü, zihin açıcı konuşmalar yapıyor bizimle; toplam 20 alt başlık altında. Hayata farklı bir göz ile bakmak gerektiğini hissettiğiniz her an kapağını açıp sayfalarını çevireceğiniz bir baş ucu kitabı olabilir.

Kitabın bana hatırlattığı çok beğendiğim bir sahne vardır Truman Show’da; show’un yaratıcısı eleştirileri yanıtlar:

“Ya siz sayın izleyici, yaşam sahnesinde size biçilmiş olan rolü oynayan bir oyuncu olmadığınızı söyleyebilir misiniz bana? Truman istediği zaman ayrılabilir programdan. Eğer hissettikleri belli belirsiz bir hırsın ötesine geçseydi, eğer gerçekten keşfetmeye sonuna kadar kararlı olsaydı onu engellememizin yolu yoktu.
Bence sizi gerçekte rahatsız eden şey sayın izleyici, Truman'ın sizin ifadenizle "hücre"sinin konforunu buna yeğliyor olmasıdır.” #57171970

Truman gibi sahte bir cennete hapsolmadan cesaretle özgürlüklere yelken açabilmek dileğiyle…
279 syf.
Okurken çokça keyif aldığım bir kitap olduğunu belirterek söze başlamak isterim...

Öncelikle, kamu yaşamı ve özel yaşam arasında kabul ettiğimiz sözgelimi ayrımı, bireysel yaşamımızdaki totalitarizm zerreciklerini su yüzüne çıkararak tahrif eden bir eserle karşı karşıyayız. Toplumsal düzeni sorgulama cesareti gösteren bireylerin düşüncelerini harekete geçirecek analizler, örnekler ve yorumlar içeren bir eser. Kişisel hayatımızın aslında ne kadar toplumsal olduğunu, totalitarizmin sadece bir yönetim stilinden ibaret olmadığını ve aslında hayatımızın "özel" sandığımız karar ve aşamalarında totaliter bir dünya algısının kendine nasıl yol bulup varacağı yere aktığını gösteren bir yapıt. Toplumsal ve kişisel olan arasında kurduğu bağdan hareketle, C. W. Mills'in "Sosyolojik Tahayyül" kavramını çağrıştıran bir hava sezinledim.

Eser, yirmi farklı başlık altında gündelik hayattaki totalitarizm desenlerini açığa çıkarmakla kalmıyor, okuyucuya eleştirel bir bakış sunuyor. Bu noktada, sunulan bakışın ucu açık olduğu iddia edilemez. Yazar, bir deneme tadında kendi düşüncelerini ve analizlerini güçlü bir vurguyla ortaya koymuş. Burada okuyucuya sunulan şey olağan durumlara farklı ve alternatif bir bakış; ve bu bakıştan esinlenerek, yapıt, bireylerin sorgulama pratiklerini pekiştiriyor. Bunlara ek olarak, Vassaf'ın okuyucuya çok rahat ulaşan sade ve temiz bir üsluba sahip olduğunu da görüyoruz.

Okuyun, okutun... Üzerine düşünülecek, notlar alınacak, kalemi elinizden bıraktırmayacak bir kitap.

Sevgiyle kalın
Ufaktım. Yaşadığım bir şeye yetişkinlerin inanmadığını, annemin de yanılabileceğini fark edince çok şaşırdım. Kendimi tutamayıp uzun süre güldüğümü hatırlıyorum.
Yirminci yüzyılda birer görüntü tüketicisi haline geldik hepimiz. Bir sahneyi asla donduramayacağımızı bir anı asla yakalayıp kayda geçiremeyeceğimizi fark etmiyoruz
Özgürlük, uyuşmazlığın bir fonksiyonudur. Hiçbir zaman uyuşmak zorunda kalmama sürecidir özgürlük. Özgürlüğün doğrulanması, anlaşma peşinde koşmamakla sağlanır.
Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.
Yaşamı böylesine özel, böylesine benzersiz kılan şey, her şeyin yalnızca bir kez olması. Bunu algılamak, ölümün bilincine varmakla mümkün olabilir ancak.
Irmağı geçerken bile at değiştirebilmeliyiz; düzen “böyle yapılmaz” diyor diye bundan çekinmemeliyiz. Daima bu olasılığa açık tutmalıyız kendimizi, bu olasılığın var olduğunu unutmamalıyız.
Doğa, çatışma içinde ve çatışma sayesinde ahengini sürdürebiliyorsa, biz de anlaşmayabiliriz. Kendi kendimize böyle bir borcumuz var. Anlaşmamak suretiyle yalancılıktan kurtulur, özgürleşiriz.
Gündüz Vassaf
Sayfa 189 - İletişim Yayınları E-pub
"Tanrının gerçeği" adına savunulan dinsel farklılıklar giderek hep yeni yorumlara, eza ve cefaya yeni dinlere ve din savaşlarına yol açmıştır. ütopyacı ufuklarla bezenmiş siyaset iktidarı ele geçirip koruma mücadelesinden başka bir şey değildir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cehenneme Övgü
Alt başlık:
Gündelik Hayatta Totalitarizm
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
279
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754707069
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Cehenneme Övgü
Cehenneme Övgü
Cehenneme Övgü
Prisoners of Ourselve
Bazı eleştirmenlerin “şeytanın avukatı” sıfatını yakıştırdıkları Gündüz Vassaf’ın “gözden geçirilmiş ve genişletilmiş yeni baskısı”yla sunduğumuz Cehenneme Övgü’sü, içimizde büyütüp yaşattığımız küçük ‘totaliter dünyalar’ımızı afişe ediyor, daha doğrusu ‘yüzümüze vuruyor’. Totalitarizmin -anne karnındaki bebeğin beslenmesi gibi- bireyle toplumu bağlayan göbek bağıyla semirdiğini, hayata ilişkin algılarımızı ve kimi dayatılan kimisini de gönüllü olarak kabul ettiğimiz kavramları irdeleyerek gösteriyor. Cehenneme Övgü, yazarın kendiyle hesaplaştığı, herkesi de hesaplaşmaya çağıran, hatta kışkırtan bir kitap.

Kitabı okuyanlar 4.460 okur

  • şule eş
  • B A
  • Y
  • Aynur asal
  • Yasemin Çürük
  • Burak Yılmazçelik
  • Arzu Kelceş
  • Funda Temel
  • Furkan Aydoğan
  • murɑt

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%19.4
25-34 Yaş
%39.7
35-44 Yaş
%30.2
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.4
Erkek
%44.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.5 (513)
9
%30.9 (489)
8
%18.9 (298)
7
%8.4 (132)
6
%2.9 (46)
5
%0.6 (10)
4
%0.6 (9)
3
%0.1 (2)
2
%0.4 (7)
1
%0.4 (7)

Kitabın sıralamaları