Adı:
Cengiz Han'a Küsen Bulut
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370540
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Cengiz Han
Cengiz Han
Ünlü yazar Aytmatov'un bu son romanı, aslında "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanın içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümdür. Fakat, on yıl kadar önce kaleme alınan o eserde, KGB'yi en çarpıcı örneklerle en ağır bir şekilde suçlayan bu bölüme izin verilmemiş, ya da Aytmatov bunu, "Dişi Kurdun Rüyaları" adlı daha sindirici romanını yazdıktan, bugünkü ortama ulaşıldıktan sonra ayrı bir roman halinde yayınlama fırsatını beklemiştir.Bugün heykelleri yıkılmakta olan Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır. Bu sobanın yakıtı yalnız insandır. Yaş, kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin...Bu romanında Aytmatov, "Gün Olur Asra Bedel"in kahramanlarından biri olan öğretmen Kuttubayev'in nasıl öldüğünü anlatıyor. Oysa, sözünü ettiğimiz büyük romanda resmi makamlar onun kalp sektesinden öldüğünü bildirmişlerdi.Kuttubayev'i suçlayan askerî savcı (KGB) en önemli delil olarak onun, Cengiz Han'la ilgili bir efsaneyi kaleme almış olmasını gösteriyor. Bu efsane, Avrupa'yı fethe giden Cengiz Han'ın Sarı - Özek'ten geçerken iki sevgiliyi idam ettirmesi olayıdır. Bu, hem çok güzel bir aşk hikâyesi hem de "diktatör karşısında bireylerin durumu" gibi evrensel bir konunun işlenmesidir. Anlatan Aytmatov olunca, orada, masal ve efsane aracılığıyla geçmişimizi, günümüzü hatta geleceğimizi apaçık görebiliyoruz.
Buradaki 1000. kitabım.
Beni anlatan bir roman varsa işte o Cengiz Han'a Küsen Bulut'tur. Çünkü ben de coğrafya öğretmeni Abutalip Kuttubayev'im; onun kadar mazlum onun kadar kırgınım...

Cengiz Han'a Küsen Bulut, Gün Olur Asra Bedel'in uzantısıdır. Orada akıbetini bilemediğimiz öğretmen Abutalip Kuttubayev'in hikayesini Cengiz Han'a Küsen Bulut'ta görüyoruz. Ben Cengiz Han'a Küsen Bulut'u yıllar önce okumuştum. Bir de geçen yaz tekrar okudum; ikincisi çok daha manidardı.

Ayrıca bu sitede okuduğumu beyan ettiğim 1000. kitap olmasını özellikle ayarladım.

Büyük Aytmatov, totaliter sistemleri haklı olarak yerin dibine sokarken ustalığını konuşturmuştur. Şahane bir sistem eleştirisidir. Gün Olur Asra Bedel'den sonra mutlaka okunmalı çünkü bir insan hakları beyannamesi adeta...

- İpucu içerir -

Mesleğinde terfi etmek için kendine vazife arayan KGB ajanı 'akdoğan bakışlı' Tansıkbayev aradığı kurbanı Sarı Özek'te bulur. Öğretmen Kuttubayev'i uydurduğu bir terör örgütüne üye olmakla suçlar ve tutuklar. Çünkü totaliter sistemlerde devlet bir sobadır, o ateş sürekli yanmalıdır ve odunlar da insandır. Kuttubayev, Kırgız halk destan ve masallarını derlemektedir. Orada geçen efsanelerden biri de Batı seferi sırasında Cengiz Han'ın üstünden hiç ayrılmayan ama diktatör Han'ın verdiği insanlık dışı bir ceza sonucu onu terk eden bulut efsanesidir.
Çok etkili güzel bir konu. Yazarın en beğendiğim kitabı bu oldu.Okurken, içimde gizlenmiş duygusal gerçeklik bulunduğu yerden çıktı ve meydan okudu; çaresiz kaldım.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.293 Oy)19.056 beğeni43.357 okunma3.023 alıntı182.853 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.275 Oy)9.241 beğeni25.607 okunma1.824 alıntı118.644 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.711 Oy)13.408 beğeni34.518 okunma3.410 alıntı145.987 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.884 Oy)8.839 beğeni26.318 okunma2.654 alıntı114.689 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.541 Oy)8.826 beğeni28.691 okunma836 alıntı139.578 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.448 Oy)8.026 beğeni22.772 okunma826 alıntı89.718 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.567 Oy)9.072 beğeni25.341 okunma1.508 alıntı126.527 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.698 Oy)11.443 beğeni28.494 okunma1.571 alıntı149.388 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.651 Oy)5.757 beğeni19.656 okunma836 alıntı101.138 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.990 Oy)5.400 beğeni17.313 okunma1.002 alıntı60.138 gösterim
Cengiz Aytmatov etkinliği vesilesi ile okuduğum bu güzel eser için, sevgili; Okuma Delisi / Emir ve Pınar Yiğitcan ‘a teşekkürlerimi iletiyorum.

Her inceleme yazdığımda kendime bir müzik listesi oluşturur o şekilde incelemelerimi yazarım. Bu sefer liste hazırlamıyorum. Discman’i (Cd Walkman)’i açıyorum ve gözüm kapalı seçtiğim cdlerden bir tane seçiyorum ve şansa elime Modern Talking geliyor. Cd’yi veriyorum fırına ve melodiler akmaya başlıyor.. Ah o nostalji rüzgarları… İşte şimdi sizlerleyim, hazırsanız incelemeye başlayalım?..!

İlk satırları okuduğum da aklıma ilk olarak 007 serisi geldi. KGB ajanları ve öttürülen gizli ajanların hikayesi ile hemen kurguyu kurdum kafamda. Romanı okurken, kitabın dışına çıkmak böyle bir şey. Sonra hemen kendime geldim ve kitabın asıl konusuna odaklandım. Sayfalar hızlıca akmaya başladı ve konunun nasıl Cengiz Han’a bağlanacağını merak ediyordum. Çok güzel bağlandı… Aytmatov okuyorsanız dünya harplerine, Sovyet Rusya’ya , Nazi Almanyası’na biraz hakim olmanızda fayda var. Çünkü fazlasıyla oralarda geçen konuları ele alıyor. Sevdiğim konular üzerinden ilerledikçe daha da keyif almaya başladım..
İzlediğimiz filmlerde her zaman çifte ajanlar, devletin içindeki hainler vs. temalı birçok film izlemişizdir. Bu filmlerin içinde devletinin bekası için çalışan ve bayrak uğruna can veren insanların nasıl kolay şekilde harcandıklarına da şahit oluruz. Biliriz ki, Devlet’in olduğu yerde, daha çok devletçilik oynayan, üne-unvana daha meraklı ve bunu kullanmayı amaçlayan kişiler her zaman olur. Hikaye bu tema üzerine kurulu bir gerçekçilik sunuyor.

Özellikle ikinci dünya savaşı ve sonrasında yükselen Sovyet Rusya, kendi içinde aşırı derece yüksek milliyetçilik duyguları barındırır. İnsanlar kardeşlerini ihbar eder, kardeşler birbirini öldürür, bir parmak seni işaret ediyorsa, istersen dünyanın en mülayim insanı ol, bu soğuk coğrafya da hainsindir ve özel bir işleme bile gerek olmadan hemen kenarda bir duvar varsa kurşuna dizilir, şanslıysan işkence görmeden kafana bir kurşun sıkılırdı. Ailenin geri kalanları işaretlenir ve takibe alınırdı. Bu takip için özel birimlere gerek olmamıştır. Komşu dedikleriniz sizi satacakların en başındadır çünkü… İşte Abutalip Kuttubayev’in hikayesi bu konuların en acılarını barındırıyor. Donmuş Sarı-Özek ovalarında dolaşırken, geriye gidiyoruz.. Cengiz Han’a…

Tanımayanlar veya bilgisi olmayanlar için kısa bilgi: Cengiz Han, Moğol İmparatorluğu'nun kurucusudur. Cengiz Han, 13. Yüzyılın başında Orta Asya'daki tüm göçebe bozkır kavimlerini birleştirerek bir ulus haline getirdi ve o ulusu Moğol siyasi kimliği çatısı altında toplamıştır. Detaylı Bilgi İçin Buyrunuz: https://www.youtube.com/watch?v=uWT5YRa-W8A

İşte hikayemiz birden 13. Yüzyıla gidiyor… Çünkü Abutalip Kuttubayev ‘in yazdığı bir kitap, sorgu yargıcı Tansıkbayev ‘in bu kitabı yazdıysa kesin içinde bir şey vardır demesine yol açacaktır.. Cengiz Han, tam da o sıralarda bir sefere hazırlanıyordur. Bu sefer Avrupa Fethi üzerinedir. Yüce Han’ın karşısında kimse duramıyordur. Han bir buyruk verir fetih başlamadan önce ve kesinlikle uyulmasını emreder. Davullar çalar ve yer gök inler… Bu emirlere uyulmazsa olacak tek şey, ibreti alem olsun diye ölümdür. Bu buyruk ve konu içeriğini anlatmıyorum. O sizinle kitap arasındaki bir konu. Yazarsam spoiler olacaktır. Han, sefere çıkmadan önce onu bir bilge ziyaret eder.. Söylediği şeyler kellesini alabilecekken, ödüllendirilir ve gönderilir. Bu kehanet Bir bulut ve sefer hakkındadır diyor ve konuyu kapatıyorum. İşte tam bu sırada bir spoilerdan daha kurtuluyorsunuz… Şimdi doğaçlama yapıp, kitabı mecazen parçalayalım. Biz hazırız ya siz?

Aytmatov’un diline hayran kaldığımı belirtmek isterim. Yalın bir anlatımla, sizi kitaba bağlıyor. Dil ve örneklemeler usta işi. Ben biraz Dostoyevski tadı aldım. Bu ve benzeri tatları alanlar yorumda paylaşırsa sevinirim. Soğuk savaş dönemi, hesaplaşma dönemidir. Neyin hesaplaşması? Karşı görüşlerin, devlet sistemini eleştirenlerin ve onu yok etmek isteyenlere karşı açılan bir savaş. Biliyorsunuz ki, dışarıda da korku salan bir ordu vardır. İçeride ki ajanlarımız ünlü KGB ajanlarıdır. Bunun üzerine 1950’ler de nelerin yaşandığını detaylı bilirseniz, kitabı okumanız ve sindirmeniz o derece kolaylaşacaktır. Kapalı bir ülkedir Sovyet Rusya.. Komünizm ile yönetilmektedir ve halk bu sisteme inandırılmış, karşı gelenlere bizzat cezalar kesilmiş.. Park cezasından bahsetmiyoruz, toplu halde duvar dibinde kurşuna dizilme cezasıdır. İftiraların atıldığı ve bu iftiralar gerçek olmasa dahi karşılık bulduğu dönemlerdir. Yan bakmak bile Stalin’e karşı gelmek gibi bir eyleme dönüşmüştür. Bilirsiniz işte.. Kraldan çok kralcı olmak, yaranmacı olmaktır. Bunun sonucu para ve mevkidir. Oradan konuyu Cengiz Han’a bağlayalım.. Kudretli hükümdarların olduğu dönemlerde çok farklı değildir. Her zaman kulağa birileri bir şeyler fısıldar. Bu hiçbir zaman diliminde değişmez. Romanda şunu görüyoruz ki bu dönemde yapılan kadın tarifi, bizim şuan hoşuma gitmeyecektir. Özellikle savaş seferi tarifi yapılırken, kadının ayak bağı olduğunu betimleyen yazılar silsilesi bölümü.. Çünkü erkeklerin hakimiyeti her dönemde hissedilmiştir. Unutmayın, ilk insanlar dahil olay şu şekildedir; Erkek avlar, kadın bakar. Bu kadar basit. Neyse ki modern Dünya’da sıkıntılar olmasına rağmen, Kadının yeri çok daha güzel… Bu dönem işlenirken biraz, hoşunuza gitmeyecektir, belirtmek isterim. 1950 ler de geçen hikayemize döndüğümüzde ise Kuttubayev’in fazla seçeneği yoktur. Eğer o zindanlara düşmüşseniz; melek olsanız dahi yalan beyanlar verip, olmayan şeyleri itiraf etmeniz gerekmektedir. Ne yaparsanız yapın, sonu belli olan bir durumdur. İşin acı tarafı gerçek hayatta yaşanmış olaylar olduğundan içiniz acı ve keder dolacaktır. Gerçekler'in yerini yalanların aldığına insanlardır.. Bu hücrelerde kimin, kimi satacağı belli değildir, çünkü; acıya katlanmak hiçte kolay değildir....

İncelemeyi toplamam gerekirse; Sovyet Rusya’nın o dönemleri fazla seçenek sunmuyor. İtaat edecek, devlet için ve en önemlisi Stalin için çalışacaksın. Onu baş tacı edecek, anandan, babandan, çocuğundan önce tutacaksın.. İyi bir Yoldaş olacaksın.. Yoksa vatan haini bir yoldaş olarak sonunu hazırlayacaksın….!!

Bu eser, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından Kuttubayev’i anlatır. Aslında bu roman, o dönem itibari ile asıl romandan çıkartılır ve ileri ki yıllarda yani tehlikenin geçtiği yıllarda ayrı olarak yayınlanır.

Etkinlik için tekrardan teşekkür eder, Aytmatov okumayanlara hızlıca okumalarını tavsiye ederim..

Herkese iyi okumalar….
Cengiz Aytmatov, bu kitabında, esas olarak daha önce yazdığı ''Gün Olur Asra Bedel'' isimli kitabında bulunan fakat dönemin Sovyet yetkililer tarafından yayınlanmasına izin verilmeyen bölüm olan Abutalip Kuttubayev'in hikayesini anlatıyor.

Kitapta, Kuttubayev'in, Sarı-Özek ovasındaki Boranlı tren istasyonundan Sovyet gizli servis elemanları tarafından alınıp götürüldükten sonra,başına gelen acı olaylar anlatılmaktadır. Yazar, aynı zamanda da bu topraklarda yüz yıllar önce, Cengiz Han zamanında yaşandığı varsayılan efsanevi bir olayı anlatarak, bu olayla, Kuttubayev'in yaşadığı dönem olan Stalin devrinde yaşananlar arasında bir bağ kurmaktadır. Çünkü her ikisinde de devletin veya liderin selameti için bu suçsuz insanlar zarar görmektedir. Ama tüm bunların da sonlanacağı bir yer mutlaka vardır.

Okumak isteyenlere tavsiyem, önce ''Gün Olur Asra Bedel '' i okuyup, sonrasında bu kitabı okumalarıdır. Aksi takdirde kitabın içerdiği anlam tam olarak algılanmayabilinir diye düşünüyorum.
Ben kitabı beğenerek okudum ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.
Cengiz han o büyük komutan ve aynı zamanda hırsı ve idare yeteneği sayesinde Dünya'nın yarısını( o zamanda ki yaşam yerlerine göre) fethetmiş ayrıca Avrupa seferine de çıkmış ve bunu başarmak için aldığı birtakım kurallar vardır. Bir tanesi gözüme çarptı ve onu sizlerle paylaşmak istiyorum kadınların hamile kalması: Biliyorsunuz bir ordu için en önemli kural disiplin'dir ve Cengiz han kadınlar ve çocukların buna engel teşkil ettikleri için kadınların hamile kalmasını yasaklamıştır. Sizlere bahsettiğim sadece bir örnek bunun gibi olmasa'da Cengiz Han bu ve benzeri kurallar sayesinde o topraklarda egemenliğini sürdürdü.

Ve kitabımıza gelicek olursak bu kitap Gün Olur Asra bedel'in ikinci kitabıdır, ve onun devamı niteliğindedir. Kitap bence gerek konusu ve gerek dil'i bakımından olsun Gün Olur Asra Bedel'den bir tık geride kalsa da gayet okunması gereken güzel bir kitaptır. Kitap fazla uzun değil ve gayet kolayca okunabilir ama size önerim Önce Gün Olur Asra Bedel kitabını edinin ve onu okuduktan sonra bu kitabı okuyun yoksa aklınız karışabilir. Bu kitap ile Cengiz Aytmatov'dan okuduğum üçüncü kitap oldu ve umarım tüm kitaplarını okurum.
Bu kadar övmeden sonra
sanırım kitabı beğendiğimi söylememe gerek yoktur. Aytmatov okuyun, okutturun.

Sağlıcakla kalın =)
Bu roman, "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanın içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümmüş.Bu eserde, KGB'yi (Eski Rus İstihbarat Örgütü) en çarpıcı örneklerle en ağır bir şekilde suçlayan bu bölüme izin verilmediği için veya Aytmatov bunu ayrı bir roman halinde yayınlamak için hürriyet günlerini beklemiştir. İlerleyen yıllarda Cengiz Han'a Küsen Bulut adı altında kitaplaştırılmış olan bu eser Cengiz Han hakkında bir efsaneyi de barındırıyor. Gelecek kuşaklara aktarmak için efsaneleri öğrenmeye kafa yoran, bunları bir kitap altında toplamaya çalışan, bu nedenle KGB'nin dikkatini çeken eski savaş esiri, öğretmen Abutalip Kuttubayev'in tutuklandıktan sonra tren vagonundaki çektiği işkenceyi anlatılırken, araya serpiştirilen kendi derlediği ve başını derde sokan efsaneyi oluşturuyor. Eser kısa fakat çok sürükleyici bir roman. Yazarın ve çevirenin üslubu da okunmasını zevkli hale getirmiş. Konu akıcılığı ve yazarın gözümüzün önünde olayları canlandırması zaten muhteşem. Okumaya başlayanların bir gecede bitireceği bir roman. Gün Olur Asra Bedel'i tam anlamıyla okumuş olmak istiyorsanız bu kitabı da okumanızı tavsiye ederim.
Bu yazarı gercekten herkes okumali. Gün Olur Asra Bedeli okurken de merak etmistim Abutalip Kuttubayev'in akibetini. Öldüğünü öğrenmiştik orada ama yaşadıkları hakkında tek kelime yoktu.
Müfettiş Tansikbayev'i zaten sevememiştim. Bu kitaptaysa resmen tiksindim. Üzücü olan ki bu tiplerin aramizda yaşıyor olması, daha üzücü olansa azımsanamayacak kadar cok olması. Bir insan nasıl bu kadar yalaka, vicdansız menfaatci ve daha bir sürü kötü sıfata sahip olur şaşırmamak elde değil.
Aytmatov geçmiş ile şimdiki zamanı öyle bir harmanlıyor ki sanki Cengiz han emirlerini size veriyor. Bütün kitaplarında rastlıyoruz buna. Doğruları üst-üste koyabilen kişiler mutlaka başarılı olur. Hata yapan da hatasının bedelini öder. Tıpkı Cengiz han gibi. Mutlaka okuyun tüm Aytmatov eserleri gibi bu da sayfa sayısının az olmasına rağmen size çok şey katacak bir kitap.
Eveleyip geveleyip uzatmaya gerek yok. 1k kitap kardeşliği etkinliği sağolsun. Iyi okumalar şimdiden.
Gün olur asra bedelin ardına o dönemde yazılamayıp, sonradan iliştirilebilmiş uzun bir öykü, Abutalibimizin öyküsü.

Öncelikle çok etkilendiğimi söylüyorum arkadaşlar, beni saran yoğun duygular ile birlikte otobüs yolculuğunda dağlara tepelere bakarken elimden düşüremedim ve kitabı o arada bitirivermişim..

Çok güçlü bir kaleme sahip Aytmatov..Duygusal anlamda bir romanın, bir kitabın beni zor etkileyeceğini düşünürüm ama bu kitap beni içine aldı, derinden sarstı.

Gün olur asra bedelden akıbetini merak ettiğimiz sevgili Abutalipin macerasını, tutuklanma sürecinde yaşadıklarını, hissettiklerini ve sonlarını anlatıyor kitap.

Bizi, abutalibin ölümünü, gün olur asra bedelde ne kadar da güzel geçiştirmişlerdi bir miyokard enfarktüsü ile. Ah kahrolasılar demek istiyorum çok üzüldüm cidden..Ailesi, oğulları sarı özek bozkırında dört gözle babalarının yollarını gözlerken bir anda ölüm haberi gelmişti Boranlı’ya..Kalp demişlerdi..Ama inanmadık tabi ki, ardında ne vardı hep merak ettik, sevgili eşi Zaripa oğullarına bu acıyı söyleyemedi bile nasıl söylesin, oralardan kaçıp kendine, daha doğrusu biricik oğullarına yeni bir hayat verebilmek için çabaladı..kaçtı eskiden, acıdan kaçmakta buldu çareyi, en azından çocukları için yapmalıydı bunu..

Tansıkbayev ne çektirdin bize, başka işin yok muydu da geldin ıssız Sarı Özek bozkırına, Boranlı’ya. Güzelim aileyi mahvettin,, hiç düşünmedin değil mi onlar ne yapacak, bu küçük çocuklar ne yapacak ilerde, varsa yoksa terfi almaktı senin o zavallı düşüncen, başkalarına terfinle ziyafetler verdirip adından bahsettirmekti değil mi..Ama sana sorsak sen de suçlu değilsin demi? Sen sadece sosyalist enternasyonelin, ‘komünizmin, yüce tanrı Stalin’in yeryüzünde ilerlemesini durdurmak isteyenlere yönelik kendini sürekli bileyen acımasız bir çarkın vidasıydın’ değil mi, emir kuluydun sen de değil mi..

Ah o insanlara neler yaptınız, su an diyorlar değil mi ; eşitliğe adalete komünizm demişlerse komünist oluvereyim, yahu ideoloji de ideoloji bırakın bu maskeleri, fanatikliği, kavramların altını arayın, geçmişten gelen çevrenizle hareket etmeyi, bu ideolojileri okuyup anlamış numarası yapmayı bırakın, kendinize Aydın süsü vermeyi de bırakın, birkaç bir şey okudunuz diye megalomaniye de gerek yok, siz sadece o insanlar neler çekmiş bunları görün..

Ne yaptı bu adam, bir mankurt efsanesi yazdı, bir sarı özek infazı yazdı diye mi bütün bunlar?..Ama Sarı Özek infazı sizin için sadece Cengizhan ve iki aşığa yaptıklarını anlatan bir destan değildi, öyle anlamak istemediniz, bir suç bulmanız lazımdı illa ki, yoksa nasıl terfi alacaktınız? O infazı anlatan destana da güçlü (!) yönetimin kötülenmesi dediniz, kolektif amaca itaatın karalanması dediniz, devlet çıkarlarının insan hayatından üstünlüğünün baltalanması dediniz, ne güzel de kulp uydurursunuz değil mi? İnsanların naçizane hayatlarını acınası çıkarlarınız, hedefleriniz için bitirirsiniz ve gram dahi düşünmezsiniz, vicdanınız da çok rahat olur bir de, bahaneler sayarsınız onlarca.

Ne acı bir durum.. Artık sistematik bir şekilde uydurulmuş suçlara katlanamayan Abutalibin tek istediği; trenle kendi sonuna doğru ilerlerken, içinden bir güç bulup pencereden gönül bağıyla bağlandığı toprakları, eşini, çocuklarını, dostlarını görmesiydi..ve istediğini buldu Abutalip, son bir kez gördü tüm bunları ve gayri ihtiyari bir sekilde diyeceğim artık buna, hayatına son verdi..

Herkese iyi okumalar, Aytmatov sen bir harikasın!
Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir.. gider gelirdi... Gün Olur Asra Bedel romanında Sarı-Özek bozkırında yaşamış ve Boranlı'da öğretmenlik yapmış Abutalip Kuttubayev'in yarım kalan hikayesi anlatılıyor bu kitapta. Mustafa Kutlu'nun Uzun Hikaye'sinin çekilmiş filminde, karısı, öğretmen Ali'nin eve daktilo getirdiğini görünce şöyle diyordu. "Bilmez misin, yazıp çizenlerden hoşlanmaz bu adamlar." Kenan İmirzalioğlu ise "Merak etme, zaten L harfi basmıyormuş. Sosyalist yazamazmışız." diye içini rahatlatıyordu karısının. Yazıp çizmek... Yani okumak, yani düşünmek, yani hayal etmek. Yani biz edebiyat severlerin yaşama tutunma, yaşamı sevme sebebi. Peki kim bu yazılıp çizilmesinden hoşlanmayan adamlar? Uzun Hikaye'de bu adamlar sosyalizm karşıtı devlet görevlileriydi. Bu kitapta ise bizzat sosyalistler. Yani gücü ve ideolojinin fanatik takipçilerinin ellerine teslim ettiği iktidarı ellerinde bulunduran düzen adamları. İstedikleri yegâne şey düzeni ayakta tutmak. Düzeni ayakta tutmak için yapılabilecek en iyi şey ise Aytmatov'un da dediği gibi düzene karşı olacak birilerini bulmak, böylece düzen için savaşabilmek.

Abutalip Kuttubayev sosyalizm karşıtı olmaktan, savaş zamanında davasına ihanet etmekten, daha doğrusu yazıp çizmekten tutuklanır. Oysa onun tek amacı çocuklarının asimile olmaması için eskilerin masallarını, efsanelerini anlatmaktı. Gün Olur Asra Bedel'de mankurt efsanesini anlatan Kuttubayev'in burada da Cengiz Han'a Küsen Bulut efsanesi anlatılmakta. Kitap hem Stalin'i hem de Cengiz Han'ı anlatarak diktatörü ve onların temsil ettiği ideolojileri sorguluyor. Ama yazar, Stalin'e ve sosyalizme nefret kusarken Cengiz Han'a sadece soğuklukla yaklaşıyor ve bulutu ona küstürerek zaferlerini bitirmekten başka hiçbir şey yapmıyor. Sanırım bu yazarın doğduğu yer olan Kırgızistan'da ve o coğrafyada Cengiz Han'a duyulan büyük saygı ve sevgiden kaynaklı olsa gerek.

Tutuklama sebebi kadar sorgu süreci de saçma ve akıl dışı yöntemlerden oluşuyor. Askeri savcı Tansıkbayev terfi etmek ve sadece daha iyi, daha yeni bir ev alıp oraya misafirlerini davet edebilmek amacıyla Kuttubayev'in daha da çok üstüne gidiyor, üzerine uğraştığı "dava"yı büyük bir olaymış gibi lanse etmeye çalışıyor. Bunun için de Kuttubayev psikolojik işkenceye tabi tutuluyor. Karanlıklara aydınlık olan ışığı bile işkence aleti olarak kullanabilen bir kurum KGB.

Bütün kitaplarını efsanelerle süsleyen ve böylece gelecek kuşağa halkının hikayelerini aktaran Aytmatov bu kitapta da aynısını yapıyor ama kitap ince bir kitap olduğundan adeta anlatılan efsane asıl hikayenin önüne geçiyor. Ve Cengiz Han ile ilgili bölümü sanki bunu Aytmatov değil de gerçekten Abutalip Kuttubayev yazmış gibi hissettim ben. Daha önceki efsanelerden aldığım tadı alamadım nedense.
Gün Olur Asra Bedel'i okumadan bunu okumanızı tavsiye etmem. Çünkü kitapta az da olsa Gün Olur Asra Bedel karakterleri olan Yedigey'den, Kazangap'tan ve Zarife'den bahsediliyor. Cengiz Aytmatov'un en az beğendiğim kitabı bu oldu. Yine de öğretici ve dolu doluydu. Keyifli okumalar...
Gün Olur Asra Bedelle başlayan Sarı-Özek bozkırındaki tren yolculuğum Cengiz Han'a Küsen Bulut'la devam etti. Cengiz Aytmatov'un bozkırı, oranın masallarını, efsanelerini, aşklarını, insanların mücadelelerini anlatışını tıpkı kendi toprağımı anlatırmış gibi samimi bulurum hep.

Cengiz Aytmatov okurken; hiç gitmediğim sarı sıcak bozkırda güneşin batışına şahit olur, bilge bir büyükten Orta Asya'nın masallarını dinler gibi hissederim. Abutalip'in çocuklarına anlattığı masalları, bir ananın Mankurt oğlunu arayışını, Cengiz Han'ın tepesinden ayrılmayan, Gök-Tengri'nin yeryüzünde tek hakim olarak onu kıldığının emaresi olarak saydığı halde ona küsen bulutu... Mümin Dede'nin torununa anlattığı Maral Ana efsanesini dinler gibi...
Bozkırda yaşanan aşklara şahit olur, Danyar'ın Cemile'ye söylediği türküyü duyarım. Tolgonay Ana'nın hasattan sonraki ilk ekmeğinin kokusu yayıla yayıla gelir sanki burnuma...

Dünyadaki en masum duyguları öyle bir içtenlikle anlatır ki Cengiz Aytmatov, gözünüzden süzülen birkaç damlaya engel olamazsınız. Aynı şekilde dünyada var olmuş ve hâlâ var olan kötü insanları da tüm gerçekçiliğiyle anlatır. En sonunda iyiliğin insanın içinde olup bir yerden gelmeyeceğine, dünyada da insan kadar Şeytan'la işbirliği içinde olan başka cinsin bulunmadığına kanaat getirirsiniz bu bozkır yolculuğunda.
Aytmatov'un bu romanında ,Gün Olur Asra Bedel 'in kahramanlarından Öğretmen Kuttubayev'in nasıl öldüğü anlatılıyor.Cengiz Han ile ilgili bir efsaneyi kaleme almış.
Abutalib Kuttubayev, Savaşte esir olmuş, kurtulmuş ama kendi memleketinde düşencelerinden dolayı mahkum olmuş bir öğretmen.
Tansıkbayev, Stalin ve rejimine yaranmak ve kendi mevkisini arttırmak için suçlayacağı kişiler yarayan bir sorgu yargıcı.
insanların başka insanları kullanarak bir yerlere gelme isteği.
Eser kısa fakat sürükleyici bir roman. Yazarın ve çevirenin üslubu da okunmayı güzel hale getirmektedir.
Gün Olur Asra Bedel 'i okuduysanız onun tamamlayıcısı kitabi da okumak isteyeceksiniz.
"Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider gelirdi..."

Ah Aytmatov ah ,yine kederi şiir gibi sunmuştun bu hikayende satır satır bize. Hüzün yağmurları yağdırmıştın üzerimize, her düşen damla yüreğimizi hem yıkadı hem dağladı!
Ah o tren ah o istasyon ve işte o an... O saniyelerle sınırlı o an... O iki çocuk , Zarife...
Gün Olur Asra Bedel'in devamı olan bu incecik kitabı okuduktan sonra siz de Cengiz Han'a küsen bulut gibi, yön değiştirip, küseceksiniz bu adaletsiz , güce hakim olma uğruna canları harcayan dünyaya!!!
Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakacak insan olmazsa soba söner. Sönen yanmayan bir sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da devlet olmadan yaşayamazlar. Sobayı tutuşturan yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmelidirler. Her şey buna bağlı!
O saatlerde herkes et suyundan çorbasını içiyor, koca kazanlardan çıkardıkları iri et parçalarını iştahla atıştırıyordu. Et kokusu, aç dolaşan bozkır hayvanlarının ağzını sulandırıyor, onları obanın yakınlarına kadar çekiyor, şurada burada bu hayvanların gözlerinin parıltısı görünüp kayboluyordu. Üzüntü veren, dokunaklı iniltiler de duyuluyordu uzaktan uzağa.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cengiz Han'a Küsen Bulut
Baskı tarihi:
1990
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370540
Kitabın türü:
Çeviri:
Refik Özdek
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Cengiz Han
Cengiz Han
Ünlü yazar Aytmatov'un bu son romanı, aslında "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanın içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümdür. Fakat, on yıl kadar önce kaleme alınan o eserde, KGB'yi en çarpıcı örneklerle en ağır bir şekilde suçlayan bu bölüme izin verilmemiş, ya da Aytmatov bunu, "Dişi Kurdun Rüyaları" adlı daha sindirici romanını yazdıktan, bugünkü ortama ulaşıldıktan sonra ayrı bir roman halinde yayınlama fırsatını beklemiştir.Bugün heykelleri yıkılmakta olan Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır. Bu sobanın yakıtı yalnız insandır. Yaş, kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin...Bu romanında Aytmatov, "Gün Olur Asra Bedel"in kahramanlarından biri olan öğretmen Kuttubayev'in nasıl öldüğünü anlatıyor. Oysa, sözünü ettiğimiz büyük romanda resmi makamlar onun kalp sektesinden öldüğünü bildirmişlerdi.Kuttubayev'i suçlayan askerî savcı (KGB) en önemli delil olarak onun, Cengiz Han'la ilgili bir efsaneyi kaleme almış olmasını gösteriyor. Bu efsane, Avrupa'yı fethe giden Cengiz Han'ın Sarı - Özek'ten geçerken iki sevgiliyi idam ettirmesi olayıdır. Bu, hem çok güzel bir aşk hikâyesi hem de "diktatör karşısında bireylerin durumu" gibi evrensel bir konunun işlenmesidir. Anlatan Aytmatov olunca, orada, masal ve efsane aracılığıyla geçmişimizi, günümüzü hatta geleceğimizi apaçık görebiliyoruz.

Kitabı okuyanlar 1.570 okur

  • Didem
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • Hüseyin Cantürk
  • Tuğçe Zeynep Ünal
  • Zahide ÜNAL
  • Nazife Semerci
  • Şerife Çaylak
  • Emel
  • Burcu Altınok
  • Onur Tepeli

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4
14-17 Yaş
%7.5
18-24 Yaş
%21.5
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.5
Erkek
%42.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.8 (186)
9
%23.2 (128)
8
%22.5 (124)
7
%13.1 (72)
6
%3.4 (19)
5
%2 (11)
4
%0.5 (3)
3
%0.2 (1)
2
%0.4 (2)
1
%0.7 (4)

Kitabın sıralamaları