Adı:
Cennet Yolu
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
677
Format:
Karton kapak
ISBN:
12345672121598
Kitabın türü:
Çeviri:
Vahdet Gültekin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar Yayınevi
Steinbeck, Cennetin Yolu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu paralel ilerletir. İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:

‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”

Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini benimsedikten sonra o topraklara gelip yerleşen aileleri tanıyoruz. İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.
656 syf.
·10 günde·8/10
“Dostum dostum
Güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe”
H. H. Korkmazgil

https://resmim.net/f/O8mytm.jpg

Bazen anlatılacak onca şeyi bir metafor fazlasıyla ifade eder. Bir anlam zenginliğinin meydana gelmesinin yanı sıra, muhatabınıza da heyecanlandırıcı bir iyilik etmiş olursunuz. Ben de eğer birilerine bu kitabı anlatacaksam, çok anlamlı bir tercih olan kapak resmini yani ağaç metaforunu kullanmak isterdim.

Bildiğimiz gibi insanlık tek bir kökten, ilk çift Âdem-Havva’dan çoğalarak devam ediyor. Genel insanlık durumunu bu kökten büyüyen bir ağaç olarak görürsek resimdeki gibi çeşit çeşit insanların dallanıp budaklanıp iç içe geçtiğini, çok çeşitli insan yapısıyla karmaşık bir yekûn ağı meydana getirdiğini söyleyebiliriz. Çiçek kısmına bakarsak da iyileriyle çiçek açıp ışık saçan, kötüleriyle yaprak döken, kurumuş kalmış insanlık ağacı temsilini anlayabiliriz. Tabi bir de rengi yanar döner olan arada kalmışları da var. Özelde bu insanlık durumuna, yani insanın bütünüyle bir ağacı simgelemesine kapaktaki ağaç resminden bakarsak; karmaşık psikolojik yapısıyla dalları iç içe geçmiş ve içinde barındırdığı iyi-kötü yan ile baharı da kışı da içinde taşıyan ağacı yani insanı görürüz. Roman da genel olarak tam da bunu dert ediniyor kendisine; insanın-kendisiyle, insanın-insanla olan iyi-kötü savaşımı.

Detaylı çizilmiş karakterler ve bu karakterlerin nitelikleri üzerinden sorgulanan anlamlar var. Örneğin: Cathy -ki isim çağrıştırması gibi kötü- ve Adam (Âdem) -ki simgesel olarak başka anlamları da olan- iyi karakterler var. Kötü olarak çizilen karakterlerle bize anlatılan bir şey var: Bu yapıda insanlar, yani içinde sadece kötülüğü besleyen kötü mizaçlı karakterlerin, kötülüğünün bir gaflet ya da yanılma olmaktan öte programlı kötülük olduğunu görüyoruz. Ruhunun karanlığını bir karakter gereği olarak sunmak… İntikamın soğuk yenen bir yemek olduğu söylenir ya hep, bu dahi bir motivasyon gerektirir. Çünkü insan yapısı gereği bunu unutacaktır. Steinbeck, romanın bir yerinde bir karakteriyle alakalı şöyle söylüyor: “Nefret tek başına yaşayamaz. Onu tetikleyecek, dürtecek ya da uyaracak bir sevgiye ihtiyacı vardır.” (Syf. 544)

Buradaki sevgi, işte o motivasyon ve devamından anladığımız kadarıyla bu sevgi; aynı zamanda kişinin, Dünya’nın geri kalanını düşman belleyerek kendine karşı geliştirdiği koruyucu bir şefkat. Bu mutlak kötülükteki marazi yan; tek bir yönü görme ve herkesin-her şeyin kötü ve çirkin olduğu vehmine kapılma, güvensiz olma lanetini üstünde taşıma. Romanda Adam’ın da dediği gibi tek rengi görme, diğer renklere kapalı olma hali. Bu yüzden de herkese ve her şeye karşı kin ve nefret içinde olma, öfke gibi geçici bir şey değil merhametten arındırılmış safi bir nefret, bir gaflete düşme, bir kusur işleme durumu değil kötülüğün sürekli olması durumu. Bu motivasyondaki kişiler, kötülüğü soğuk kanlılıkla, uzun vadeli planlarla, vaktini bekleyerek, unutmadan ve şaşırmadan işleyebiliyorlar. Bu planlar işlerken, yapılan küçük iyilikler bile büyük kötü planı işletecek birer çark olması dolayısıyla önemsiz ve anlamsız, zafere giden mübah yol olarak görülüyor.

Bu marazi yanı öteye koyarsak, insanın en büyük savaşı, içindeki iyiyle kötünün savaşıdır. Hangisini besler, ona yol verirse bireysel niteliği-tanımı da o olur. İnsan bunu fark etmeye başladığı anda savaşı da başlıyor. Bu yüzden eserdeki gibi; bir çocuk, içindeki marazlı yana rağmen Yaradan’ına, iyi olması ve herkesçe sevilebilmesi için ona fırsat vermesi duasında bulunabiliyor. Bu yüzden, bir adam, içindeki iyi-saf yandan dolayı kendine türlü kötülükler etmiş birine, nasıl o kadar kötü olduğunu anlayamadığı birine, içindeki adalet anlayışı yüzünden ihsanda bulunabiliyor. İşte romanın harika resmi; iyi-kötü olmanın savaşımı ve bunun için iradenin tamamen insana bırakılmış olmasının insanı ne kadar değerli bir muhatap kıldığı gerçeği. Bu minvalde tartışılan konu; insan, iyiliği-kötülüğü genetik olarak atalarından mı alır? Bu kişinin yaşaması gereken kaderi midir? Yoksa insan buna ‘hükmedebilir’ mi, ‘hükmetmeli’ mi, ‘hükmetsin’ mi?

İnsanın kendi içinde verdiği iyi-kötü olma savaşımında onun tercihini en çok etkileyen ana şeyin sevgi olduğu, baba-oğul ilişkisi üzerinden daha derin anlatılıyor. Küçük fidana hayatiyet veren can suyu, dallarına hayatı yürüten, bir ağaç olarak onu yeşertip yaşatan o şey, insan için sevgi. İnsanı karanlık olmaktan çıkaracak, içindeki vehim dumanını dağıtıp, ona diğer renkleri duyuracak, ona yaşam katacak ve içindeki iyi tarafı besleyecek olan şey... Romanın bize dediği bu. Bir çocuğa hassas bir anda söylenmiş “sana güveniyorum” sözü, yolunu aydınlatacak büyük bir ışık, doğru karar vermesine neden olacak bir güç ve vesveselerini yok edecek bir dayanak olabiliyor. Kalbini kırıp, onu sevdiğinizi göstermediğiniz sürece kötülüğü tercih etmesine neden olabileceğiniz gibi. Sevgisiz insan, ruhuyla karanlık, enerjisiyle tüketici görünüşüyle kaknem oluyor, bir ağacın kuruması gibi kuruyor.

Bu merak uyandıran etkileyici roman, temelde bu izlerin ardı sıra gidiyor. Alt resimde de iyi-kötü olma savaşını etkileyen şeyler var; kardeş rekabeti, kıskançlık ve sevilmeme durumlarının insanı getirdiği nokta. Arada bir, fazla detaylarla tempoyu düşürüp sıksa da genel olarak değerli gördüğüm, gerçek olana dokunduğu ve karakterlerine derinlik kazandırılarak işlendiği için etkileyici niteliği olan bir roman. Steinbeck, iyi bir gözlemci ve iyi bir anlatıcı, bunu okuduğum kitaplarından rahatlıkla söyleyebilirim. Bu romanı üzerinde epey emek harcayarak sistematik bir biçimde hazırladığı anlaşılıyor. Daha ilk başta anlatımlardan, kitabın ilerleyiş biçiminden bunu anlıyorsunuz. Ayrıca kurulan bazı diyaloglar, başarılı bir biçimde verilen iç muhasebeler, kendiyle savaş halinde olma durumu, psikolojik gerilimler ve bu halin etrafa yansımaları çok iyi anlatıldığı için bu özeni daha da iyi hissediyorsunuz. Zaten kendisi de "Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” gibi büyük bir laf etmiş :)

“Hikâyemiz tek bir hikâye. Bütün romanlar, bütün şiirler, içimizdeki hiç bitmeyen iyi-kötü çekişmesi temeli üzerine kuruludur. Ayrıca bana öyle geliyor ki, kötülük hiç durmadan yeniden canlanıyor; oysa iyilik, erdem ölümsüzdür. Kötülüğün hep yeni, taptaze bir çehresi vardır, oysa erdem dünyadaki her şeyden köklü ve saygındır.”

“Bundan başka hikâye yoktur. Her adam, hayatının tozuyla toprağını üstünden silkeledikten sonra geriye sadece en zor ve açık seçik sorular kalacaktır: İyi miydi, kötü müydü? İyi mi yaptım, kötü mü? “
671 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck... Kesinlikle en sevdiğim yazar. Gazap üzümleri adlı kitabı okuduktan sonra bütün kitaplarını okumaya karar verdim. İşçinin, emekçinin ve ezilenin yanında...kaplist düzeni harika eleştirmesi yazarı sevmemde ki en büyük etken. Cennetin doğusu'na gelince..
Karışık duygular ile okuduğum bir kitaptı. Hem ileride ne olacağını merak ettim, hem de bitmesin istedim bu yüzden azar azar okudum. Klasik kategorisine düşen ama hiç te o ağırlığı taşımayan, okuyucuyu sıkmayan bir eser. Habil ile Kabil'in hikayesinden esinlenmiş yazar. Kabil, yaptığının bedelini, hayatının sonuna kadar Cennetin doğusunda bir yerde yaşayarak ödemelidir. 
Asırlardır süren savaşları farklı kuşaklardan ama kardeş olan karakterler üzerinden işlemiş yazar. Ki bu savaşlar aslında insanın içinde yaşanır en çok - iyilik ile kötülük savaşır başta, güzellik ile çirkinlik, doğru ile yalan ve daha bir çoğu ama insan yapabileceğine, kendine inandığında da neyin galip geleceğini belirleyebilir. Çok mesajı ve sorusu var yazarın okurlarına, benim aklıma kazınan ise şu oldu: madem insan özürlü doğabilir, neden bu özür bedeninde değil de, ruhunda olmasın ki? Hani derler ya, herkes aslında iyi doğar diye, acaba gerçekten öyle mi sorusu geliveriyor okuyucunun aklına. Ben çok sevdim Steinbeck'i, diğer kitaplarını da okumaya karar verdim.. Keyifli okumalar herkese.
656 syf.
·68 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba inceleme yazmak haddim değilmiş gibi hissediyorum. Steinbeck'in hayatı boyunca elde ettiği kazanımlarını 671 sayfa boyunca bir imbikten damla damla damıtırcasına bize sunması çok özel bir durum.

Ne olay örgüsüne tek bir kelime eleştiri getirebilirim, ne karakterlerin derinliğine, ne kaleminin gücüne, ne yazarın birikimine, ne de kitabın barındırdığı felsefik derinliğe.

Kısmet olursa bu kitabı belki on beş, belki yirmi yıl sonra tekrar okuyup şu anda birikimimin yetmediği için kavrayamadığım neleri kavrayacağımı merak ediyorum.
656 syf.
Usta yazar Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu bu şekilde ilerletir. Aynı zamanda bir Habil ile kabil hikayesi olan hikaye iyinin ve kötünün ötesinde bir kapı açıyor bizlere .İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:
‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”
Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini muhteşem bir tasvirle resmediliyor . İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.
Cyrus Trask askerlik mesleğine hayran biridir ve askeri birlikteyken çatışma esnasında  bir kurşun bacağını paramparça eder. Hayatı boyunca bunu bir gurur olarak taşır ve ordudan çıkarılıp eve gönderilmesine rağmen askerliği bir meslek gibi yaşamaya devam eder. Hem kendini hem de çevresindekileri kendisinin bir askeri deha olduğuna inandırır. İki oğlunu da bu disiplinle yetiştirmeye başlar. Oğulları, Habil ve Kabil’in hikayesindeki gibi babaları ve birbiriyle çekişen karakterler olurlar. Roman, Cyrus’un  iki oğlu Charles ve Adam’ın  ( yanı Adem’in ) yaşam hikayeleri ile devam eder  ve yine İncil’deki hikayenin paralelinde Adam’ın sahip olacağı iki erkek çoğunun Aaron ve Cal’in yaşam öykülerine odaklanır.
İnanç, aidiyet, disiplin, dostluk, kıskançlık, aşk ve minnet, kabul edilme çabası, suçluluk, hırs ve ahlak duyguları romanda öne çıkan duygular. Her bir karakter bu duygularla ya da bu duygulara karşı savaşır. Samuel Hamilton ve çinli yardımcı Lee kitaptaki en aklı başında en bilge karakterlerdir. Zayıf bir adam olan Adam ile çocukları Aaron ve Cal üzerinde büyük etkileri olacaktır. Lee  ve Samel Hamilton’ın sohbetleri kitaptaki en güzel bölümlerdi.
John Steinbeck ‘in bu eseri hakkında kendi hayatından bölümler yer aldığına dair bilgiler var. Geniş bir aile olan Hamilton’lar gerçekte John Steinbeck’in ailesi Olive Hamilton’un ailesiymiş. Kitaptaki en güzel karakter Samuel Hamilton ise yazarın dedesiymiş. Böyle bir dedenin John Steinbeck gibi bir torunu olması kitabı okuyanlar için hiç de sürpriz değil. Karekterlerin çeşitliliği okuyucuda sıkıntı yaratmıyor zira geçişler fazlasıyla ustaca yapılmış .

Kitaptaki bir diğer söz yaratılış kitabında geçen timşel sözü bu sözü anlamayacaklar olanlar kitaptan da anlamayacaklar galiba . Adam (Adem’in ) ölürken ağzından çıkan son söz . Bu
söz ve kitabında son cümlesi oluyor . Timşel : hükmedebilirsin .


Adem’in karısı olan Cathy ( ilerleyen bölümlerde Kate olacak ) hiç bir zaman anlamayacağım ki , kitapta da bu sır kendini korumakta . Yapmış olduğu kötülüklerin nedenini hala anlamış değilim ne amaç uğruna ve niçin? Ve işin en kötü tarafı ise Adam’nın onun kötü olduğuna hiç inanmaması belkide yüreğinde öyle bir hayal kurmuştu ona inanmıştı öldüğünde bile hala o saf sevgi vardı .


Cennetin Doğusu’ nun filmide var . Filmi de izledim lakin kesinlikle kitaptaki hazzı almadım . İzlemek isteyenler olursa mutlaka önce kitabı okusunlar zira , kitap gereken tüm hazzı veriyor . Bitirirken evet ağladım tutamadım kendimi . Hepimiz iyinin ve kötünün çemberinde yaşarken bir çok şeyden habersiz yaşarız . Eylemlerimiz ne ölçüde iyi ne ölçüde kötü bilemiyoruz . Tek bildiğimiz bize öğretilen iyinin ve kötünün örnekleri. Hayatımız bu seçimlerden ibaret yani , iyiye ve kötüye hükmedebilir doğru seçimleri yapabiliriz sağ duyumuyuzu koruyarak ....

Keyifli okumalar ...
656 syf.
·36 günde·Beğendi·10/10
Steinbeck’in akıcı bir dille ve etkileyici bir üslupla yazılmış eseri. Romandaki karakterler ve olay örgüsü tekerrür etmektedir. Yaşanmışlıklar zamanla yoğrulup tekrar karşımıza çıkıyor bu da insanların ve olayların diğer romanlarda olduğu gibi olağanüstülük veya sıradışılık özelliğini yerle bir etmektedir.

Günlük yaşamda karşılaştığımız iyi insan kötü insan kavramlarını gerçekçi olarak sunmuştur. Bir insan, her zaman ne çok iyi ne de çok kötüdür. Bunun örneğini karakterlerinde göstermiştir. Örneğin; Cathy’in ailesine ve çocuklarına karşı kötü davranması, onları terk etmesi, ancak randevu evindeki manevi annesiyle şefkat dolu bir bağ kurması gibi...

Steinbeck’in değindiği noktalar, hayata ve insana karşı olan tespitler oldukça etkileyiydi.

Ve kitapla tanışmama vesile olan Reşat Karakaş ‘a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
656 syf.
·6 günde·Puan vermedi
John Steinbeck’in İnci, Fareler ve İnsanlar, Asiler Otobüsü ve Gazap Üzümleri’nden sonra okuduğum beşinci kitabınoldu Cennetin Doğusu. Steinbeck yine hem karakterleri, hem olay örgüsü hem de anlatımıyla beni büyüledi. Gazap Üzümleri’nden sonra ev sevdiğim Steinbeck romanı ve genel olarak da en sevdiğim kitaplardan biri oldu Cennetin Doğusu. Kitapta Steinbeck, insanın, insanlığın temel sorunu olan iyilik ve kötülüğü sorgulamış. İnsan iyi ya da kötü mü doğar yoksa sonradan mı iyi ya da kötü olur? Kötü insanlar neden kötüdür? İyilik ve kötülük içten mi gelir? İyi ya da kötü olmak insanın elinde midir, ‘hükmedebileceği’ bir karar mıdır? Bunları sorgulayıp, çok çeşitli ve renkli, bir o kadar da gerçekçi karakterlerin hikayeleri üzerinden cevaplamış Steinbeck. Habil ile Kabil’in öyküsüne gönderme yapılan eserde, yazar kendi ailesine de yer vermiş. Ben çok severek okudum ve derinden etkilendim. Mutlaka ama mutlaka okuyun.
656 syf.
·Beğendi·10/10
Okuduktan sonra etkisinden uzun süre çıkamadım. İnanılmaz etkileyici bir hikaye ve betimleme... Steinbeck, bir röportajında bundan önce yazdığı tüm eserlerin bunun hazırlığı olduğunu, tüm tecrübesinin bu kitapta olduğunu söylemişti.
"Size bir şey söyleyeyim mi? Bu romanı herkesin okumasını ve beğenmesini müthiş istiyorum. Okumazlar, beğenmezlerse çok bedbaht olacağım."
Büyük yazarın içi rahat olabilir. Herkes okudu ve çok beğendi.
656 syf.
·11 günde·Puan vermedi
HARİKA. Size sadece bunu bile söyleyebilirim. Muhteşemdi. Kitap boyunca o kadar çok yerin altını çizdim ki hepsini yazsanız bir kitap çıkar yine, kitapta anlatılanlar, yazarın verdiği ince-anlamlı mesajlar, yazarın her daim ezilenden yana olması, iyi-kötü, güçlü ve güçsüzün savaşının ve yazarın o dönemi eleştirmesi, her şeyiyle harikaydı. Kitap 656 sayfa gözünüzü korkutabilir ama vaktiniz varsa kesinlikle en fazla 5 güne bitebilecek bir kitap. Kitaptaki tüm karakterler iyilik ve kötülükle mücadele halinde ve bunlara dair verilen savaşlar hayret verici ve çoook güzeldi. Tabii ki kitapta en en en sevdiğim karakterler Lee ve Cal. Lee’nin öğütleri, yardımlarını, çabalarını çok sevdim ve Cal sayesinde de insan sevgi uğruna neler yapabilir, sevginin eksikliği nasıl sonuçlar doğurabilir çok iyi gördüm. Aslında kitap hakkında saatlerce konuşabilirim çünkü gerçekten bayıldım. Ama buradan size sadece hemen alın ve okuyun diyorum. Zaten Steinbeck beni hiç yanıltmadı, gözüm kapalı okurum her kitabını,bunu da hemen #tavsiyeediyorum deyip gidiyorum.
Siz bu yazardan neler okudunuz, aranızda bu kitabı okuyan var mı? Haydi sohbete gelin konuşalım.
656 syf.
·19 günde·Beğendi·8/10
Konu Hamilton ve trak aileleri üzerinde dönüyor...Steinbeck kendi ailesinden esinlenerek yazmış bu romanı, Samuel Hamilton yazarın dedesiymiş.Olaylar Californiya'nın salinas vadisinde geçiyor...Birbirinden farklı iki kardeş.İyi ve kötü ..Habil ve Kabil örneği verilmiş....nobel ödülünü hak etmiş bir eser.
656 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı çok keyif alarak okudum. Okuyan herkesin kendinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum. Çok renkli ve geniş bir karakter çeşitliği var. Olay örgüsü öyle güzel işlenmiş ki zaman ve mekan geçişleri hiç rahatsız etmiyor. Gazap üzümlerini de keyifle okumuştum, ilk fırsatta diğer kitaplarını da okuyacağım.
677 syf.
·16 günde·Puan vermedi
J. Steinbeck'i çoğunlukla herkeste olduğu gibi Gazap Üzümleri ile tanıdım. Cennet Yolu adlı kitabını sahafta görünce çok sevinerek hemen aldım. Öncelikle bu kitabını yazarın kendisi de en iyi eseri olarak vurgulamıştır. Bunu belirtmek isterim. Benim elimdeki baskının önsözünde şöyle bir sözü var ''Şimdiye kadar yazdıklarım sadece denemeydi. Nem var nem yok hepsini Cennet Yolu' na koydum ''
Cennet Yolu ya da Cennetin Doğusu adıyla farklı baskıları bulunmaktadır. Kabil ve Habil hikayesinden esinlenerek bu kitabını oluşturmuştur. Bunlar zaten kitap hakkında genel bilgiler. Gel gelelim benim çok haddime değil inceleme yapmak. Sadece bende bıraktığı izlenimi yazıyorum.
Tahmin ettiğiniz gibi belki de dünyanın başlangıcından bitimine kadar hiç bir zaman bitmeyecek olan bir konunun tasviridir bu kitap. İyi nin ve kötü nün. Ama öyle böyle bir tasvir değil. Nerede olduğunu keşfedemediğin bir girdap içindesin sanki. Charles'e kötü derken bile bakmışsın onun tarafındasın. Adam'a Habil'in iç güzelliğini bulurken onun da hataları olduğunu keşfediyorsun. Kendi içinde ben neyim nerdeyim dedirten iyi ile kötünün iç içe olduğu sınırı çizemediğin bir kitap. Adam'ın çoçukları olan Cal ve Aron da tekrarlanan bir sorgulama devam etmekte. Hep Cal kötüymüş gibi algılanırken Aron'un annesinin aynısı olduğunu sezdiğimiz ve olamaz dediğimiz anlar. Kabullenememe duygusu (Aron ve Cal'in annesi kitaptaki gerçek kötülüğün simgesi asla içinde iyilik olmayan tek kişilik). Bence burda sorgulanması gereken babaların yaptığı evlat ayrımı en çok da kötü duyguları uyandıran ailenin kötü duygular oluşurken farketmeden bunun oluşmasına neden olmaları.
Hikaye dışında elimden hiç bırakmam istemediğim okurken beni içine çeken yazımıyla muhteşem bir kitap.
"Belki de herkes fazla zengin. Zenginlerin doyumsuzluğu kimsede yoktur. Bir adamı besle, giydir, iyi bir eve oturt, umutsuzluktan ölür."
John Steinbeck
Sayfa 347 - Remzi kitabevi
Hayatımı bir çeşit müzik olarak görüyorum; her zaman iyi bir müzik değil ama yine de bir formu ve ezgisi var. Uzun zamandır hayatım orkestra olmaktan uzak. Tek bir nota - değişmeyen bir keder.
John Steinbeck
Sayfa 340 - Can Yayınları
" İştahın bile bir sınırı vardır, " diyordu Samuel. Bütün bir cennet ve yeryüzü pastası bile, bazen insanı doyuramaz. "
John Steinbeck
Sayfa 185 - Remzi kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cennet Yolu
Baskı tarihi:
1973
Sayfa sayısı:
677
Format:
Karton kapak
ISBN:
12345672121598
Kitabın türü:
Çeviri:
Vahdet Gültekin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar Yayınevi
Steinbeck, Cennetin Yolu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu paralel ilerletir. İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:

‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”

Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini benimsedikten sonra o topraklara gelip yerleşen aileleri tanıyoruz. İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.

Kitabı okuyanlar 544 okur

  • Nurinaz
  • Gülsüm Doğrayıcı
  • Melek Güneş Geral
  • Silbus
  • ÜLKÜ ÇATAL
  • Mehmet Köneş
  • Nebülöz
  • KÜBRA ÖZDEMİR
  • Muhtesim Yiğit
  • Bulut SAYA

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.2 (3)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları