Cevâb Veremedi (Dıyâ-ül Kulûb)

·
Okunma
·
Beğeni
·
924
Gösterim
Adı:
Cevâb Veremedi
Alt başlık:
Dıyâ-ül Kulûb
Baskı tarihi:
Mayıs 2009
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
ISBN:
105700052553
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hakikat Kitabevi
Îsâ aleyhisselâma gönderilen ve hak kitâb olan İncîlin tahrîf edilmesi ile ortaya çıkan dört kitâb [Matta İncîli, Markos İncîli, Luka İncîli, Yuhannâ İncîli] hakkında bilgi vermekde, aralarındaki ihtilâfları açıklamakdadır. Kur’ân-ı kerîm ile İncîl karşılaştırılmakda, İncîlin tahrîf edildiği, hükümlerinin yürürlükden kalkdığı, Kur’ân-ı kerîmin bütün semâvî kitâbların hükümlerini yürürlükden kaldırdığı îzâh edilmekdedir. Îsevîlikdeki teslîs (üç tanrı) inancının yanlış olduğu, Allahü teâlânın bir olduğu, ilim ve kudret sıfâtları ilmî olarak açıklanmakdadır. Îsâ aleyhisselâmın insan ve Peygamber olduğu, ona tapılmıyacağı îzâh edilmekdedir. Yehûdîlik, Tevrât ve Talmud hakkında da bilgi verilmekdedir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
DİYÂ-ÜL-KULÛB
(KALBLERİN ZİYÂSI)
Allahü teâlâ vardır, birdir. Allahü teâlânın sıfât-ı sübûtiyyesi
sekizdir. Bunlardan birincisi, (Hayât) sıfatıdır.
Protestan râhibleri, İstanbulda islâmiyyetin aleyhine neşr et-
dikleri risâlelerden birinde:
(Hıristiyanlığın fazîlet ve üstünlüğü, günlük hayât ve dünyâ hâ-
kimiyyetine yakışacak te’sîrleri ile insanlar arasında çok sür’atli
bir şeklde yayılmasından anlaşılmakdadır. Allahü teâlâ hıristiyan-
lığı, diğer dinlerden üstün, hakîkî bir din olarak dünyâya gönder-
mişdir. Yehûdîlerin mahv olması, üzerlerine büyük belâların gel-
mesi ve yehûdî milletinin dağılıp bozulmasının sebebi, hıristiyan-
lığı inkâr etdikleri için, Allah tarafından kendilerine verilen açık
bir cezâdır.
İslâmiyyetin zuhûru ile hıristiyanlık nesh olup, hükmü kalkmış-
dır denilirse, acaba islâmiyyetdeki hayât kuvvetinin, yaşama şekli-
nin, insanların kalblerini kendi tarafına çekme kuvvetinin, hıristi-
yanlıkdaki bu kuvvetden dahâ üstün olduğu ortaya çıkmış mıdır?
Yâhud, islâmiyyetin zuhûru ile hıristiyanlar üzerine, yehûdîlerde
olduğu gibi, müdhiş belâlar gelmiş midir? Hıristiyanlık üçyüz sene
kadar devlet gücü olmadan yayılmışdır. İslâmiyyet ise, hicretden
sonra, din olma şeklinden çıkıp devlet gücüne sâhip oldu. Bunun
için, islâmiyyet ile hıristiyanlığın insanların kalblerine olan rûhânî
ve ma’nevî te’sîrlerinin hakîkî nisbetini tesbît etmek, güç bir işdir.
Fekat, Îsâ aleyhisselâm üç sene insanları dîne da’vet etmişdir. Bu
zemân içinde kendisine pek çok kimse tâbi’ oldu. Bunların içinden
oniki havârîyi seçdi. Başka bir zemânda “İncîl müjdeleyicileri” is-
mi ile, yetmiş kişi dahâ seçdi. Bunları, insanlara doğru yolu göster-
meleri için gönderdi. Dahâ sonra, yüzyirmi kişiyi de, bir yerde top-
lamışdır. Havârîlerin bildirdiklerine göre, Îsâ aleyhisselâmın öldü-
rülmesine kadar kırk gün içinde kendisine inanan 500 hıristiyanı
da dîne da’vet için gönderdiği Pavlosun mektûblarında açıkca ya-
zılıdır) demekdedirler.
Akıl sâhibi olan herkesin açıkça gördüğü gibi, kâinâta ibret
nazarı ile bakıldığında, kâinâtdaki bütün işlerin ve hâllerin bir ni-
zâm [düzen] içinde, değişmeyen kanûnlara bağlı olduğu görülür.
O kanûnları koyan ve aynı şeklde hıfz eden bir Hâlıkın [yaratıcı-
nın], ya’nî vâcib-ül vücûd olan, Allahü teâlânın lâzım olduğu,
akl-ı selîm sâhibi olanlarca hemen anlaşılır. İşte cenâb-ı Hak, bu
mebde-i evvel (Her şeyin ilk başlangıcı) ve keyfiyyeti, nasıl oldu-
ğu akl ile anlaşılamıyan, ezelî ve ebedî olan, mutlak yaratıcıdır.
O, bütün kemâlâtı ve üstünlükleri kendisinde toplamışdır. Ehad-
dir, ya’nî zâtında, fi’llerinde ve sıfatlarında birdir. Benzeri yok-
dur.
Allahü teâlâ birdir, ezelîdir, ebedîdir ve kadîmdir. Her dürlü
değişmekden uzakdır. Ondan başka her şey, bu varlık âleminde,
zemân geçmesi ile eskiyerek bozulur ve değişmelere uğrar. Allahü
teâlâ ise, her dürlü değişiklikden berîdir, uzakdır. O, hiç değişmez.
“Bir, bir dahâ, iki eder” sözü zemânla hiç değişmiyeceği gibi, asr-
lar ve zemânın geçmesi de, Allahü teâlânın birliğini, ilmini ve kud-
retini değişdirmez.
Akl gibi bir ni’met verilmek ile, diğer mahlûklar içinden seçil-
miş olan insan, yeryüzünde yaratıldığından beri, Allahü teâlânın
var olduğunu anlamakdadır. Bu hakîkat, her din ve mezhebde, de-
ğişik bir şekl ile açıklanarak, ortaya konmuşdur. Fekat, insanların
aklları değişik, anlama kâbiliyyetleri farklı olduğundan, herkes ya-
ratıcıyı aradığında, Onu kendi tabîatına, meşrebine, ilm ve idrâkı-
na uygun bir tarzda tesavvur etmişdir. Onu kendi anlayışına ve
meşrebine göre ta’rîf etmişdir. Çünki insan, aklının aczi ve noksan-
lığı sebebi ile anlamadığını, bilmediğini, bildikleri gibi sanmışdır.
Hakîkati bulduk diyenlerin çoğu, mecûsîlik, putperestlik gibi şer-
rin, bâtıl şeylerin tam içine dalmışlar, bu sebeb ile şirk ve dalâlete
düşmüşlerdir.
İNCÎL DENİLEN DÖRT KİTÂB
HAKKINDA İNCELEMELER
Protestan papaz, neşr etdiği bir risâlede şöyle demekdedir:
(İncîllerin târîhinden habersiz olan müslimânlar, hıristiyanların
ellerinde olan İncîllerin aslının olmadığını, hıristiyanların İncîlde
Muhammed aleyhisselâmın peygamberliği hakkında vârid olan,
ba’zı İncîl âyetlerini gizlemek için, İncîli tahrîf etdiklerini, değiş-
dirdiklerini iddiâ ederler. Buna şu cevâb verilir: İmâm-ı Buhârî,
Şah Veliyullah-ı Dehlevî, Fahreddîn-i Râzî ve Hindistân âlimle-
rinden Seyyîd Ahmed ve diğer âlimler, bugün kullanılan İncîlle-
rin hazret-i Muhammedin “sallallahü aleyhi ve sellem” zemânın-
dan evvel kullanılan İncîl nüshalarının aynı olup, tahrîf edilme-
miş olduğunu beyân etmişlerdir. Bugün Avrupanın ba’zı meşhûr
kütübhânelerinde bulunan çok eski İncîl nüshaları da, bu sözü-
müzü tasdîk ederler. Bundan dolayı, eğer müslimânların ellerin-
de bulunan İncîllerde ve o İncîllerin asr-ı se’âdetden evvel muh-
telif lisânlara yapılan tercemelerinde, İncîlin tahrîf iddiâlarını
kuvvetlendirecek bir delîl varsa, hepsini müslimânların ortaya
koymalarını isteriz.)
Biz müslimânlar, onların bu da’vetlerini memnûniyyet ile kabûl
edip, istedikleri delîlleri birer birer ortaya koyacağız.
Bilindiği gibi, hıristiyanlık akîdesinin [inancının] esâsı olan
(Kitâb-ı mukaddes), (Ahd-i Atîk) ve (Ahd-i Cedîd) ismiyle iki
kısma ayrılır: (Ahd-i Atîk=Eski Ahd) ismindeki kısmı, Semâvî
kitâb olan Tevrâtdan alındığı bildirilen parçalar ile, ba’zı Benî
İsrâîl Peygamberlerine isnâd edilen hikâyelerden meydâna gel-
mişdir. (Ahd-i Cedîd=Yeni Ahd) ise, İncîl denilen dört kitâb ile,
ba’zı havârîlerin ve Pavlosun etraflarındaki yerlere gönderdikle-
ri iddiâ edilen ba’zı mektûblardan, risâlelerden ibâretdir. Ahd-i
Atîk kitâblarının tahrîf edildiği, hıristiyanlar tarafından da, tas-
dîk edilmişdir. Bu husûsda geniş ma’lûmât almak isteyenler,
Rahmetullah Efendinin “rahmetullahi aleyh” arabî (İzhâr-ül-
hak) kitâbına ve bunun türkçe tercemesi olan (İbrâz-ül-hak) ki-
tâbına mürâce’at edebilirler. Biz burada, Ahd-i Atîk ile ilgili ge-
niş ma’lûmât vermiyeceğiz. [Yehûdîler, nasrânîlere eziyyet ve
işkenceyi artdırdılar.
KUR’ÂN-I KERÎM ve
BUGÜNKÜ İNCÎLLER
Protestanlar, İncîllerin emr ve teblîglerinin, Mûsâ aleyhisselâ-
mın dîninin emr ve teblîglerinden dahâ üstün olduğunu, kendi gö-
rüşlerine göre isbât etmeğe çalışıyorlar. Dahâ sonra, Kur’ân-ı kerî-
min emrlerinin de, İncîllerin emr ve teblîglerinden dahâ üstün olup
olmadığını incelemeğe başlıyarak diyorlar ki: (Her da’vânın kıy-
met ve ehemmiyyeti, [o da’vâyı isbât için] ortaya konulan delîlle-
rin sağlamlık ve kuvveti nisbetindedir. Bütün akl sâhibleri günlük
işlerini, bu kâidelere uydurarak düzeltmişlerdir. Meselâ, bir üstâd
eskilerine nazaran, dahâ kuvvetli ve mermîyi dahâ uzağa ulaşdıran
yeni bir tüfek keşf etdiğini iddiâ etse, harb silâhlarını temâmlama-
sı îcâb eden bir devlet, onu tecribe etmeksizin kabûl etmez. İslâ-
miyyetin, hıristiyanlıkdan dahâ üstün ve fazîletli olduğu iddiâsı da,
aynen buna benzemekdedir. Bu konuda islâmiyyet bir imtihâna tâ-
bi tutulmadan, bir terâzîde tartılmadan, islâmiyyetin körü körüne
kabûlünde acele etmek, akl kârı bir iş ve hikmetin îcâb etdirdiği bir
şey değildir. Bunun için, Kur’ân-ı kerîmin emrlerinin İncîlin bildir-
diklerinden efdâl ve üstün olup olmadığını inceden inceye araşdır-
mak ve doğru bir şeklde tecribe etmek îcâb eder. Eğer hakîkatde
Kur’ân-ı kerîmin, zan edildiği gibi, büyüklüğü ortaya çıkarsa; hiç
düşünmeden İncîli terk etmek ve Kur’ân-ı kerîme yapışmak lâzım
olur.)
CEVÂB: Bu sözleri yazan kimsenin, bunları, bağlı bulunduğu
protestan misyoner teşkilâtı tarafından vazîfeli olarak, kaleme al-
mayıp da, sâdece doğruyu ortaya koymak maksadı ile yazdığını bil-
sek, bu yazısının sonundaki insâflı sözlerinden dolayı kendisine te-
şekkür ederdik. Fekat herkesin ma’lûmu olduğu ve kendisinin de
i’tirâf etdiği gibi protestan misyoner cem’iyyetinden, ma’îşetini
te’mîn etmek maksadı ile yapdığı bir işe riyâ karışdırmamasını hâ-
tırlatırız. Bununla berâber, ortaya koyduğu ölçü, doğru bir söz ol-
duğundan, biz de memnuniyyet ile kabûl ederiz. Ancak karşılaşdı-
rılması aşağıda anlatılacak olan delîllere işâret etmek üzere,
Kur’ân-ı kerîmde ve İncîlde bulunan ba’zı âyetlerin birbiriyle kar-
şılaşdırılması ve mukâyesesi îcâb eder.
Ey, insan adını taşıyan varlık,
kendine gel, uyan gafletden artık!
Se’âdet yolunu görmezsen nâdân,
Niye vermiş sana bu aklı Yezdân?

Niçin geldin fânî cihâna, böyle!
Yalnız yimek içmek mi, söyle?
Bilirsin, bir rûh da vardır insanda,
Psikoloji olayları meydânda.

Muhakkak, dünyâya gelen ölüyor.
O zemân rûhlar aceb n’oluyor?
İleriyi görmek, elbet insanlık.
Bunu sağlar sanma hıristiyanlık.

İslâmı kötüler onlar dâimâ.
İncîlde böyle mi söyledi Îsâ?
İslâmı bilmiyorum dersin,
Nasıl münevverlik iddiâ edersin?

Gençlik geçdi, sanki tatlı bir rü’yâ.
Bütün ömür de, bir sâatdır güyâ.
İslâmı tahkîr ediyorsun bugün.
Anlamadan verilir mi hiç hüküm?

Din dersine lüzûm yokmuş lisede,
Böyle mi söyleniyor kilisede?
Biraz müslimânlığı da et merak.
Din büyüklerinin sözüne bir bak.

Okusan anlarsın, sen de, o zemân,
Ne diyor Muhammed aleyhisselâm.
Diyor ki, HER ŞEYİ YARATAN BİRDİR.
ÎSÂ da, ANASI da, âciz kuldur.

Kur’ân-ı kerîm, kelâm-ı Rahmândır.
Âyetleri, âlemlere ihsândır.
İlm, fen, cümle fezâil kaynağı.
Ona uy, dilersen felâh bulmağı.

Hergün okuyorsun, gazete, kitâb.
Bunları kim yazmış, iyice bir bak!
Çoğunu dinsizler düzmüş gizlice.
İslâma iftirâ saçıyor, nice.

Kur’âna, mantıkla çatamıyanlar,
Alçakça yalanlar uyduruyorlar.
Doğru din kitâbı okuyan insan,
Hakîkati anlar, olur, müslimân!
DÖRT İNCÎL ARASINDA GÖRÜLEN
TENÂKUZ VE İHTİLÂFLAR
Mevcûd İncîllerde görülen yanlışlıklar, tenâkuzlar ve tahrîfler,
hesâb edilemiyecek kadar çokdur. Bunlardan bir çoğu (İzhâr-ül-
hak) kitâbında anlatılmışdır. Ayrıca, Alman müsteşriklerinden Jo-
iser, David, Miel, Kepler, Matse, Bred Schneider, Griesbach, Hug,
Lesinag, Herder, Strauss, Hauss, Tobian, Thyl, Carl Butter ve da-
hâ nice araştırmacının yazdıkları ve hâlâ da yazıp da neşr etmekde
oldukları kitâblarda bu husûsda tafsilâtlı bilgi çokdur. Biz burada
onlardan ba’zılarını zikr etmekle iktifâ edeceğiz.
Îsânın “sallallahü alâ Nebiyyinâ ve aleyhi ve sellem” nesebi
hakkında, Matta ve Luka İncîlleri arasındaki ihtilâf büyükdür.
Matta İncîlinde, Îsâ aleyhisselâmın babaları olarak yazılı ismler
şunlardır: (İbrâhîm, İshak, Ya’kûb, Yehûdâ, Fâris, Hasron, İrâm,
Aminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Dâvüd, Süley-
mân, Rehobeam, Abiya, Asâ, Yehaşafat, Yorâm, Uzziyâ, Yotam,
Ahaz, Hazkiyâ, Manesse, Amon, Yoşiyâ, Yekonyâ, Şaltoil, Zeru-
bâbel, Abihûd, Elyâkim, Azor, Sâdok, Ahîm, Elliud, Eliazer, Mat-
tan, Ya’kûb, Yûsüf (Meryemin zevci)).
Lukâ İncîlinin üçüncü bâbının yirmiüçüncü ve sonraki âyetle-
rinde ise: (Târuh, İbrâhîm, İshak, Ya’kûb, Yehûdâ, Fâris, Hasron,
Arâm, Aminabad, Nahşon, Salmon, Buaz, Obid, Yesse, Dâvüd,
Nâtân, Mattasa, Mînân, Milya, Elyâkîm, Yonan, Yûsüf, Yehûdâ,
Sem’ûn, Lâvî, Metsâd, Yorîm, Eliazâr, Yuşâ, Eyr, Elmodam, Ko-
sam, Addi, Melkî, Neyrî, Şaltoil, Zerubâbel, Risa, Yuhannâ, Yehû-
dâ, Yûsüf, Şemî, Mattasiya, Mahat, Nâcay, Heslî, Nahum, Amos,
Metasiya, Yûsüf, Yannâ, Melki, Lâvî, Metsat, Heli, Yûsüf (Merye-
min zevci)) olarak yazılıdır.
1 — Mattaya göre, Îsâ aleyhisselâmın babası denilen Yûsüf,
Ya’kûbun oğludur. Lukaya göre ise, Helinin oğludur. Matta, haz-
ret-i Îsâya yakın bir kimsedir. Luka da Petrusun talebelerindendir.
Bunlar, kendilerine yakın olan bir zâtı, inceleyecek, araştıracak
kimselerdendirler. Böyle olduğu hâlde, Îsâ aleyhisselâmın dedesi
dedikleri kimseyi tahkîk edib doğrusunu yazamazlar ise, yazdıkla-
rı diğer rivâyetlerin doğruluğuna, nasıl itimâd edilir, bunlara kim
inanır?
RİSÂLELER HAKKINDA BİR İNCELEME
Hıristiyanlar, Îsâ aleyhisselâmı [hâşâ] tanrı kabûl etdikleri gibi,
havârîleri ve Pavlosu da, resûl, Peygamber kabûl etmekdedirler.
Onların yazdıkları risâleleri, mektûbları da, vahy ile bildirilmiş ilâ-
hî kitâblar, risâleler kabûl etmekdedirler. Bunun için bu risâleler
(Kitâb-ı mukaddes)in Ahd-i cedîd kısmında dört İncîlden hemen
sonra yer alır.
Dört İncîlin temâmlayıcısı olan ve dört İncîlin ekleri denilen bu
risâlelere nazar edilirse, gerek birbirleri ile, gerekse İncîller ile pek
çok tenâkuz ve ihtilâfları vardır. Bunlar, tek tek anlatılacak olsa,
Kitâb-ı mukaddesin temâmından dahâ büyük cildler yazılması îcâb
ederdi.
Bunlara ba’zı misâller verelim:
Pavlosun îmân ediş şeklindeki ihtilâflar için Rahmetullah efen-
di (İzhâr-ül-hak) kitâbında buyuruyor ki:
Pavlosun nasıl îmân etdiği hakkında Resûllerin işlerinin doku-
zuncu, yirmiikinci ve yirmiüçüncü bâblarında pekçok ihtilâflar var-
dır. Ben bunları (İzâlet-üş-şukûk) ismli kitâbımda on vech üzere
beyân etdim. Fekat, bu kitâbımda, bunlardan üçünü zikr etmekle
iktifâ edeceğim:
1 — Resûllerin işlerinin dokuzuncu bâbının yedinci âyetinde:
(Onunla berâber yolculuk eden adamların nutku tutulup durdular.
Sesi işitiyorlar. Fekat kimseyi görmüyorlardı) demekdedirler.
Yirmiikinci bâbının dokuzuncu âyetinde ise: (Benimle berâber
olanlar gerçi nûru gördüler. Fekat bana söz söyliyenin sesini işit-
mediler) demekdedir.
Yirmialtıncı bâbda ise sesin işitilip işitilmediği husûsu hiç bir
şey söylenmiyerek kapalı geçilmişdir. Bu üç ifâde arasındaki tenâ-
kuz meydândadır.
2 — Aynı kitâbın dokuzuncu bâbının altıncı âyetinde, (Rab ona
dedi ki: Kalk şehre gir, ne yapman îcâb ediyorsa sana söylenecek)
demekdedir.
Yirmiikinci bâbın onuncu âyetinde, (Rab bana: Kalk Şâma git,
orada ne yapılması lâzım geleceği sana söylenir) demekdedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cevâb Veremedi
Alt başlık:
Dıyâ-ül Kulûb
Baskı tarihi:
Mayıs 2009
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
ISBN:
105700052553
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hakikat Kitabevi
Îsâ aleyhisselâma gönderilen ve hak kitâb olan İncîlin tahrîf edilmesi ile ortaya çıkan dört kitâb [Matta İncîli, Markos İncîli, Luka İncîli, Yuhannâ İncîli] hakkında bilgi vermekde, aralarındaki ihtilâfları açıklamakdadır. Kur’ân-ı kerîm ile İncîl karşılaştırılmakda, İncîlin tahrîf edildiği, hükümlerinin yürürlükden kalkdığı, Kur’ân-ı kerîmin bütün semâvî kitâbların hükümlerini yürürlükden kaldırdığı îzâh edilmekdedir. Îsevîlikdeki teslîs (üç tanrı) inancının yanlış olduğu, Allahü teâlânın bir olduğu, ilim ve kudret sıfâtları ilmî olarak açıklanmakdadır. Îsâ aleyhisselâmın insan ve Peygamber olduğu, ona tapılmıyacağı îzâh edilmekdedir. Yehûdîlik, Tevrât ve Talmud hakkında da bilgi verilmekdedir.

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Levent Kızılay
  • Ali Savut
  • İsmail aktay
  • MUSTAFA ŞAHİN
  • Rukiye Gül Bakırhan
  • Aydan akkök
  • Özgür Köktürk
  • Güler Sarihan
  • Rojin Turay
  • İsmet İstanbul

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%0
8
%25 (1)
7
%0
6
%0
5
%25 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0