Cevdet Bey ve Oğulları

·
Okunma
·
Beğeni
·
19,1bin
Gösterim
Adı:
Cevdet Bey ve Oğulları
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
610
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704556
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Pamuk’a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor.

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul’un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey’in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey’in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu’na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk’a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor. Yazar romanını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda kâh hızlanan kâh yavaşlayan bir tempoda birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."

FRANKFURTER ALLGEMEINE

"Büyük bir başarı... Hiç duraksamadan en beğendiğim yirmi Türk romanı arasına alırım."
594 syf.
·22 günde·Beğendi·9/10 puan
Orhan Pamuk'un ilk ve aynı zamanda en uzun romanı. Olanı olduğu gibi anlattığı , postmodern olmayan , modern izler taşıyan fakat klasik bir anlatıma sahip olan romanı.

3 kuşak , yaklaşık 70 yılın anlatıldığı bu kitap için çok şey söylenebilir. Henüz 20li yaşların başında yazmaya başladığı , doğup büyüdüğü semtin geçmişinden izler taşıyan , görünen o ki kendi hayatından da izler taşıyan kitap.

Bir yönüyle Tanpınar'ın Huzur kitabı misali , gündelik hayatı anlatırken ülkenin siyasi panaromasını anlatan , bir yönüyle Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabı gibi çeşitli kısımlara ayrılan ve içinde günlük şeklinde anlatımlar olan , tutunamayan karakterlerin olduğu kitap.

Okuduğum 6. OP kitabı oldu , 4 tanesi daha okunmayı bekliyor. Yoksa siz önyargılarınızı aşamadınız mı ? Ne diyeyim kolay gelsin , edebiyat meraklıları için bulunmaz nimet olan bu verimli yazara bir şans vermeyecek misiniz ?

Cevdet Bey ve "Oğulları"

Öyle bir giriş kısmı vardır ki , henüz bekar olan Cevdet Bey ticarethanesinin ismini Cevdet Bey ve Oğulları olarak seçmiştir. Evleneceksin de , oğulların da olacak yani eminsin öyle mi ? Edebiyat işte , olur mu olur.. Peki olur mu , elbette haliyle olur..

Cevdet Bey , Osmanlının son dönemlerinde genç bir girişimci olarak , evliliği biraz öteler , ta 37 yaşına kadar. Dönem için oldukça geç bir yaş. Evlenir , 2 oğlu 1 kızı olur. Yalnız ve güçlü kahraman Cevdet Bey..

Sonrasında biz bir anda 30 sene ileriye sıçrarız ve 1930'lara ulaşırız. Oğullar girer devreye , özellikle de küçük oğul Refik , mühendis Refik , onun ve diğer 2 mühendis arkadaşının hikayesini okuruz en çok. Üçü de birbirinden çok farklı olan bu arkadaşları birer tutunma - tutunamama haleti ruhiyesi içinde çalkalanırken okuruz. Mühendis olmaları ise önemlidir , çünkü okuyanlar bilir ki Tutunamayanlar kitabının 2 ana karakteri Turgut Özben ve Selim Işık da birer mühendistir , OP bu mesleği bence bilinçli olarak seçmiştir kitabında.

Zengin bir ailede dünyaya gelen küçük oğlan Refik çoluk çocuğa karışmıştır ama bir türlü mutlu olamaz , hayatla yüzleşir ve bir tutunamayan olur. Abisi Osman ise ticaretle ve ailesiyle yetinir hiç düşünmez..

Refik'in bir arkadaşı Ömer mühendislik yolunda parayı bulur , önceleri bocalar ama sonra hayatını yoluna koyar. Diğer arkadaşı Muhittin ise şairdir , asıl tutunamayan ve savrulan odur , ta ki bir ideolojiye tutunana dek , sonrasında bambaşka biri olur , "milliyetçi" Muhittin. İntiharın eşiğinde dolaşırken hayatı bambaşka bir yön kazanır.

Cevdet Beyin oğulları , kızı , gelinleri , torunlarıyla örülüdür bu roman. Kızı da çok küçük yaşlarda isyankar iken , kısa bir Avrupa yolculuğundan sonra hayatı anladığını düşünür ve o da düzenini kurar evlenir.

Bu kitabın en önemli karakteri bence kesinlikle Refik'tir. Belki de Türk roman tarihinin en önemli birkaç karakterinden biridir. Çünkü o aşağıdan yukarı değil , yukarıdan aşağı yaşar. Herkes gibi olmamayı en çok o önemser. OP kendi edebiyat tutkusu ve arayışlarını , boşluklarını , zihin karmaşasını adeta Refik üzerinden anlatır.

Nedendir bilmem , yazarın en az okunan kitaplarından. Oysa en çok okunması gerekenlerden.

Sonra bir zaman sıçraması daha yaşarız ve 3. bölümde 70li yılların başına ulaşırız. Burada ise torunlar ön plandadır. Özellikle de Refik'in oğlu Ahmet. "Babasının oğlu" bir karakterdir , ya da genleri onu bu yola doğru itmiştir , bir bakıma da farklıdır babasından , ailesindeki herkesten. Genç idealist ressam Ahmet.

Cevdet Bey'in eşi Nigan hanım da kitabın başından sonuna evin anası , ninesi olarak hem aktif hem pasif , hem her şey hem hiçbir şey gibi bir karakterdir.

OP , ne kadar önemli bir romancı olacağının ilk işaretini bu ilk kitabıyla vermiştir. Okunmasını tavsiye ederim , iyi okumalar.
644 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Thomas Mann ile tanışma kitabım olmasını istediğim Buddenbrooklar'ı okumaya karar verince Orhan Pamuk'un Cevdet Bey ve Oğulları'nı bu kitaptan etkilenerek yazdığını öğrendim ve iki kitabı peş peşe okumaya karar verdim. Cevdet Bey ile Oğulları'nı on yıl sonra ikinci kez okuyuşumdu.


Buddenbrooklar bitince kendimce bazı
sebeplerden ötürü Cevdet Bey ile Oğulları'nı daha çok seveceğimi sanmıştım.Yanılmışım. Bu incelemede iki eseri kendi fikirlerime göre karşılaştırmak istiyorum.

Benzerlikleri:

Iki yazarın da ilk eseri.İki yazar da bu eserleri yaklaşik yirmi beş yaşlarında yazmış.İki yazar da edebiyat çevrelerine göre bu eserlerden sonra daha başarılı eserler yazmışlar. İki roman da yaklaşık 60-70 yıllık bir zaman diliminde geçiyor ve bir ailenin 3-4 kuşağını anlatıyor. İki romanda da birinci katmanda kisiler; ikinci katmanda siyasi ve sosyal unsurlarıyla değişen toplum anlatılmakta.Buddenbooklarlar'da Meng Caddesi'ndeki ev;Cevdet Bey ve Oğulları'nda ise Nişantaşı'daki konak aileyi bir arada tutan simge adeta canlı bir karekter gibi duruyor. İki eserde de bir ailenin parçalanışı daha doğrusu savruluşu anlatılıyor.

İste benim Buddenbrookları daha başarılı bulmam da burada başlıyor. Kitabın alt metni "Bir Ailenin Çöküşü". Ama bu çöküş öyle pek de tantanalı olmuyor romanda. O kadar doğal anlatılıyor ki sanki olması gereken
"oymuş" gibi. Hiçbir sebep bize sıralanmıyor, hissettiriliyor sadece. "Evet toplumsal normlar değişiyor, bireysellik ön plana çıkıyor ve herkes farklı bir karaktere sahip oldugu için aileyi bir arada tutmak güçleşiyor" diye
düşünüyoruz. Tabi dağılmayı hızlandıran
ölüm, evlilik gibi doğal sebepler de var ama bu konular da hayatın bir gerçeği olarak işlendiğinden asıl sebep gibi gözükmüyor gözümüze.

Hoşuma giden başka bir şey ise Mann'in burjuvazinin kokuşmuş zihniyeti
ile alttan dalga geçişi oldu. Bunu da açık açık değil hissettirerek yapıyor.

Dikkatimi çeken bir bölüm vardı: Tony Buddenbrook ikinci eşiyle evlenip
Hamburg'ta yaşamıştı bir süre. Buradaki
mutsuzluğunu açıklarken "Benim orada bir Buddenbrook olmamı hiç kimse önemsiyor diye yakınıyordu. Bir Buddenbrook olmayınca Tony için hayatin anlami da kalmiyordu. Hiçbir özelliği olmadan sadece soylu olduğu
için saygı beklemek...Bunu bulamayınca da buhranlar geçirmek... Zaten ben yazarın saf kalpli ve iyi niyetli gibi gösterilen Tony karakteri üzerinden sığ insanlarla dalga geçtiğini düşündüm hep.


Romanda beklentimi karşılamayan bir konu var: Karakterlerin iç dünyalarını, psikolojik durumlarını az görüşümüz. Sonlara doğru Thomas ile Hanno'nun sıkıntılarını kendi
zihinlerinden okuyoruz. Bu durum çok hoşuma gitti. Keşke diğer kahramanları özellikle kadınları da bu şekilde okuyabilseydik. Eminim böylece çok daha etkileyici bir roman olurdu.


Mesela Gerda Buddenbrook çok ilgi çekici
bir karekterdi. Gösterişi sevmeyen, çevresindeki insanlardan hoşlanmayan,
müziği kendine zırh yapmış bir kadın.
Gerda anlatılırken müzigin (özellikle Wagner) bir "leit motif" olarak işlenmesi de ayrıca hoşuma gitti. Güzel, soylu ve ahlaklı! olmanin kadınlar için yeterli olduğu bir çağda ve ortamda sanatçı ruhlu bir kadındı. Keske daha iyi tanısaydık. Eşi Thomas bir keresinde "onu anlıyorum ama hissettiklerini hissedemiyorum" diye düşünmüştü. Bu uçurumu bir de Gerda'dan dinlemek isterdim.

Hanno, en iyi yansıtılan ve çöküşün son halkası olan kişi. Baskın bir baba, ilgisiz bir anne, aşırı korumacı bir dadı, hastalıklar ve büyük beklentiler... Trajik sonu daha doğduğunda bize hissettirildi.

İşte bütün bu "hissetme durumları"nı ben Cevdet Bey ile Oğulları'nda yaşayamadım. Her şey neden öyle olduğuna dair açıklanmak istenmişti. Cevdet Bey'in ölümü bir dönüm noktasıydı zaten. Somut olarak
hissediliyordu hep. Bu ölüme geri dönüşler yapılıyordu. Savaşlar, ölümler hayatı doğrudan değiştiriyordu.

Buddenbrooklar'a göre kahramanlarin iç dünyasını daha çok gördük ama "zamanın kendisi" kahramaların önüne geçti sanki. Belki de benim böyle hissetmeme sebep bölümler arasında 20-30 yılık geçişler olmasıydı. Hiçbir kişiyi doğumdan ölümüne kadar izleyemedik.


Refik'in,Ömer'in,Muhittin'in "kendini arayan bunalımlı" hallerinden içim şişti.
Pamuk, bize sayfalarca bu üçlünün mutsuzluklarının sebeplerini kanıtlamaya çalışıyordu sanki. Çok fazla sürüyor bu kısım, çok uzatılmıştı bana göre. Bu kişiler üzerinden değil de Kurtuluş Savaşı'nı ve cumhuriyetin ilk yıllarını yaşamış, hızlı değişimlerin yıprattığı kişiler daha uzun anlatılsaydı ben daha çok severdim. Mesela Muhtar Bey'in bunalımları ve gözlemleri daha sahiciydi.

Ayşe: Tam doğruyu bulmak üzereydi, bir
İsviçre"ye gitti geldi bütün görüşleri değişti.Bu çok temelsiz, komik bir durum oldu.

Ahmet de bence cocuklugunu bilemediğimiz icin yarım kalan bir karekterdi.

En başarılı bulduğum karekterler Cevdet Bey ile Nigan Hanım'dı, sığdılar ama tam çağlarının kişileriydiler, hiç sırıtmadılar.

Romandaki İstanbul atmosferini sevdim.
Thomas Mann'e göre daha başarılıydı şehri anlatabilmek konusunda. Ayrıca tarihi olayları yansıtabilmesi de daha başarılıydı, diyologlar canlıydı. Konağın apartman soğukluğuna evrilmesi de hoşuma gitti.

Kemah'taki Alman mühendis ile yaşanan diyaloglar düsündürücüydü.


Sonuçta iki yazarı da genç yaşta böyle kapsamlı romanlar yazabildikleri icin basarili buldum. Iki eser arasında yaklaşık 80 yıllık bir edebiyat birikimi olduğu için Cevdet Bey ve Oğulları'na başlarken benim beklentim daha yüksekti. Bu yüzden ve yukarıda yazdığım sebeplerden Buddenbrooklar'ı daha çok sevdim.
  • Sessiz Ev
    7.9/10 (1.012 Oy)793 beğeni3.594 okunma3.633 alıntı22,4bin gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (1.417 Oy)1.021 beğeni4.944 okunma2.489 alıntı21,6bin gösterim
  • Kara Kitap
    8.3/10 (1.532 Oy)1.438 beğeni5bin okunma9,1bin alıntı39bin gösterim
  • Yeni Hayat
    7.7/10 (1.333 Oy)1.073 beğeni4.776 okunma7,6bin alıntı27bin gösterim
  • Yedinci Gün
    8.0/10 (722 Oy)599 beğeni2.365 okunma1.035 alıntı9,5bin gösterim
  • Amat
    8.5/10 (1.080 Oy)1.000 beğeni3.192 okunma1.233 alıntı14bin gösterim
  • Kar
    8.0/10 (2.188 Oy)2.086 beğeni8,7bin okunma8,1bin alıntı42,2bin gösterim
  • Bit Palas
    7.4/10 (503 Oy)363 beğeni2.704 okunma815 alıntı9bin gösterim
  • Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
    9.1/10 (1.169 Oy)1.269 beğeni3.583 okunma4.394 alıntı21,8bin gösterim
  • Benim Adım Kırmızı
    8.2/10 (2.609 Oy)2.444 beğeni9,7bin okunma8,1bin alıntı53,6bin gösterim
644 syf.
·14 günde·Beğendi
#heraybirorhanpamuk okuma etkinliğimizin ilk kitabı Cevdet Bey ve Oğulları. Orhan Pamuk’un da 22 yaşında yazmaya başlayıp, 4 yılda yazdığı ilk eseri. Kitap yorumum : https://youtu.be/OL6y_5k9dkQ
Üç nesil boyunca bir İstanbul ailesini anlatan, 1905-1970 yılları arasında İstanbul, Ankara, Erzincan’ın Kemah bölgesinde geçen bir çağ romanı. Seveceğimi biliyordum, her sayfasında kıymetli bir yazarı okuduğumu hissederek, keyif alarak ilerledim. Türkiye’nin de meşrutiyetten cumhuriyete giden yoldaki dönüşümlerini, insan profillerini Nişantaşı’nda yaşayan bu köklü aile üzerinden okumak çok lezzetliydi.
Kendisinin de sonsözünde belirttiği gibi, hem Thomass Mann’ın Buddenbrooklar’ı gibi bir aile romanı, hem de Anna Karenina gibi tarihsel bir çağ romanı.
Orhan Pamuk’a başlamak için de çok güzel bir eser. Mutlaka okumanızı öneririm.
594 syf.
·6 günde·5/10 puan
Bir Orhan Pamuk hayranı olarak beğenmediğim Orhan Pamuk eseridir. Çok uzun şeyler yazmayacağım. Sadece kitabın konusunu ve beğenmeme sebeplerimi buraya not edeceğim ki, ileride kitabı tekrar okuma kararı verirsem, o günkü Semih ile bugünkü Semih'in değişimini görebileyim.

Cevdet Bey ve Oğulları, Orhan Pamuk'un 22 yaşında yazmaya başlayıp 26 yaşında tamamladığı ilk romanıdır. Bu yönüyle değerlidir. Çünkü Orhan Pamuk'un Nobel ödülüne giden yolundaki ilk adımıdır.

Eserde Osmanlı Devleti'nin son zamanlarından 70'li yılların Türkiye'sine kadar uzanan bir zaman diliminde Cevdet Bey'in ailesi ve çevresindeki insanların yaşadıkları, değişen hayat koşulları, değişen insan karakterleri ele alınmış. Aslında kısaca, değişen Türkiye ve Türkiye insanının ayrıntılı bir resmi diyebiliriz...

Eserdeki karakterler oldukça gerçekçi. Onları gerçekçi yapan en önemli unsur, sıradan insanlar olmaları ve tamamen sıradan bir yaşantıya sahip olmaları. Kitapta anlatılan karakterleri, hemen yanı başımızda, hatta bizzat kendi içimizde görmek mümkün. İşte eser de aynen bu şekilde sıradan insanları ve sıradan hayatları olduğu gibi bize aktarmış. Bu yönüyle, ne edebi açıdan ne de sürükleyicilik açısından kitabı beğenmedim.

Tamam, bir Orhan Pamuk kitabından olağanüstü aksiyonlar, gerilimler veya ne bileyim büyüler vs. görmeyi beklemiyordum. Ama yine de kitabın heyecanlandıran bölümleri, sürükleyici olay örgüsü olur diye bekliyordum. Bir öykünün bile en önemli unsuru, heyecanlandıran anlara sahip olmasıdır. Tekdüze anlatılan ve heyecanlandırmayan, yaklaşık 600 sayfalık bir romana başarılı demek içimden gelmiyor.

Kitabın geneline nazaran, ilk bölümlerini daha çok beğendim. Çünkü konuya giriş kısımları ve karakter analizleri hoşuma gitti. Fakat ilerleyen sayfalarda, adeta Rus Klasikleri edasıyla, kitaba eklenen farklı karakterler ve karakter analizleri, "çorba"ya tat katması gerekirken, "çorba"nın tadını bozdu, diye düşünüyorum. Bu kadar ayrıntılı analizler yapmak ve her karaktere ayrıca önem vererek derinlemesine incelemek, haliyle okuru yoruyor. Hatta benim gibi yorulmayan bir Orhan Pamuk hayranını bile yordu. Yani bütün karakterlerin iç sıkıntılarını, hayattaki hedeflerini ve düşüncelerini ayrıntılı bilmemize gerek var mıydı, bilemiyorum...

Kitap okuma eylemi, keyifliyken gerçekleştirilen ve neticesinde keyif vermesi gereken bir eylemdir. Okurken keyif almadığınızı fark ettiğinizde, hem okuduğunuz kitaptan hem de ileride okumayı planladığınız kitaplardan uzaklaştığınızı hissedersiniz. Bu yönüyle "mesafe"ye sebep olan kitaplar, bana göre başarısız kitaplardır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
610 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Orhan Pamuk'a, 1979'da Milliyet Roman Armağanı'nı kazandırarak ilk ününü getiren (Ödül olarak kitabın basımı yapılmıştır) ve belki de Orhan Pamuk'un, Orhan Pamuk olma yolunda en önemli adımlarından biri olan eserimiz, adından da anlaşıldığı üzere Müslüman bir tüccar olan Cevdet Bey'in gençliğinden başlayarak, torunlarına kadar üç kuşağın hikayesini anlatıyor bizlere.

Kitapta, 1900'lü yılların başından başlayarak 70'li yıllara kadar süren, bir ailenin yaklaşık bir asırlık hikayesini okuyoruz. Anlatıldığı dönem itibariyle Cumhuriyet'in toplumsal, ekonomik ve kültürel yanları da net şekilde görülebiliyor.

Kitabın adından ve yukarıdaki cümlelerimden de tahmin edebileceğiniz üzere, kitapta tek bir ana karakter yok. Kitap her kuşak için bir bölüme ayrılmış, dolayısıyla üç farklı kuşak için üç farklı bölüm var. Ve her kuşakta daha fazla üstünde durulan karakterler var.

Orhan Pamuk'tan okuduğum Kar ve Masumiyet Müzesi kitaplarına kıyasla aşka en az yer verilen ve en durağan kitaptı. Hatta kitapta özellikle üzerinde durabileceğimiz bir olay da yok. Buna rağmen kitabı hiç sıkılmadan okuyabiliyoruz. Kişilerin gündelik yaşamları ve en fazla da yaşama bakış tarzları, hayat görüşleri, içlerinde yaşadıkları buhranlar ve yeni arayışlara yer verilmiş. Bence kitaptaki en güzel şey de, karakterlerin kendi içlerinde yaşadıkları bu hayatlar olmuş.

Son olarak Cevdet Bey'in oğlu olan Refik'in, kitapta genel olarak gördüğümüz iç sıkıntılarına güzel bir örnek olan şu alıntısıyla incelememi bitiriyorum. Keyifli okumalar...

"Her şeyin budalalık olduğunu biliyor, gene yaşıyorum."    #109795551
594 syf.
·23 günde·Puan vermedi
Kitabı bitirmenin mutluluğunu yaşıyorum. Uzun zamandır listemde olan Orhan Pamuk kitabıydı. Üç dönem Türkiye’yi anlatan geçmişe bir nevi ışık tutan bir eser olmuş. Kitap ilk bölümde Cevdet Bey’in hayatını anlatıyor abisi ile yaşadığı ayrılıkları hayata bakış açısını, görüşlerini ve isteklerini net bir şekilde öğreniyoruz. Ikinci bölümde oğlu Refik devreye giriyor ve başka bir kuşağın insanı olan Refik içsel bunalım ile zaman zaman benim de kendime sorduğum soru ile yaşıyor. “Bu hayatta ne yapmalı?” Babasından kalan şirkette dahi bulunmak istemeyen kendi hayatında başka bir yol ayrımına gitmek isteyen ülkesi için aydınlık çağı yakalamaya çalışan zaman zaman da ağır buhranlar geçiren Refik kendimi benzettiğim yönleri oldukça fazla. Son dönem karakteri olan Cevdet Bey’in torunu refik’in oğlu Ahmet. Ahmet de tüm bunların tersine sanat için yaşayan ressam. Onunda geçmişten gelen hisleri aynı yaptığım iş yeterli mi? Nereye kadar böyle devam edebilirim gibi sorular sonlandırıyor kitabı. Kısaca benim gibi içsel sorularını kendine dahi sormaya çekinen bir sürü okur için ışık tutma niteliğinde bir kitap olarak görüyorum. Kitabın son sözü resmen beni Orhan Pamuk’un beyninin nasıl çalıştığını, nasıl bir zeka olduğunu her defasında şaşırdığımı hayret ettiğimi tekrar tekrar yaşadım. Teşekkür ederim işık ailesine yaklaşır bir aydır benim hayatıma yoldaş olduğu için.
Cevdet Bey ve Oğulları Orhan Pamuk
610 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Postmodernizm Orhan pamuk'un sıradışı kitaplarından bir tane daha kitap fazlasıyla betimleme ve iç düşüncelerin yer aldığı kalınca bir kitap başlarken çok hevesliydim kitabı bitirmek de biraz zorlandım Abdülhamitin son döneminin âdet, usul ,konuşma ve hayat şartlarını anlatan pamuk siyasetten de geri kalmamış dönemi padişah ve milletvekillerini de kitabın içine harmanlayarak okuyucuya farklı bir bakış açısı kazandırmıştır
Kitapta anne babasını kaybetmiş sadece hasta bir abiye sahip olan asil bir tüccar Cevdet bey' in örnek, mutlu ve asilzade bir aile kurma düşüncesi romanın amacıdir geniş bir aile yaşamını ve şartlarını İstanbul'un Nişantaşı semtinde anlatan pamuk yine kalemini konuşturmuş.
Dönemin askeri darbelerine , siyasi ve ekonomik durumlarının yani sıra Cevdet bey ve ailesi 3 kuşak boyunca serüvenlerini anlatan Bu kitap evi çilenin renklerini zamanın akışını günlük sıradan konuşmalarını akılda yer eden kahramanlarını da saptanmıştır.
Aile büyüğü Cevdet bey'in ailesine düşkünlüğünü ve modern aile yapısı kitabın ana çizgilerinden bir tanesidir. Cumhuriyet döneminin etkisi ile Refik kahramanının sürekli edebiyat- siyaset ve kitapla uğraşması kitabın sanatsal yönüne agir basmış ve bu karaktere ters olan ağabeyi Osman'ın yanlizca kadın hayatı ve para tutkunu olması ayrı bir mesele anneleri nihan hanım evde değişme ve kötüye giden her şeyi Cevdet bey'in ölümünden kaynaklandığını ve sürekli ailesinin eski düzen ve birliğe sahip olmamasından yakınmaktadır. Kitap kalın ama bir o kadarda da merak uyandırıcı.
Eski dönem ve aile yaşantısını iyi bir şekilde anlatan kitabı merak edip okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim...
594 syf.
·Beğendi·8/10 puan
#CevdetBeyVeOğulları
#OrhanPamuk
#okudumbitti

Roman Nişantaşılı bir ailenin üç kuşak süren serüvenini anlatır.

İstanbul’da küçük bir dükkân sahibi olan Cevdet Bey işlerini büyütmek ve Batılı anlamda çağdaş bir aile kurmak ister.

Romanın ilk bölümlerinde 37 yaşında genç bir tüccar olan Cevdet Bey romanın ilerleyen bölümlerinde Nişantaşı’nda bir konak satın alır.

Bu konakta karısı, iki oğlu Osman ve Refik, iki gelini ve bir kızı ile yaşarlar.

Osman babasının işini devam ettirmek isterken Refik daha çok deli dolu ve neşelidir.

Refik’in zengin olmayı amaçlayan Ömer ve Şair olmayı amaçlayan Muhittin adında iki oğlu vardır, bu iki arkadaşıyla sürekli tartışır.

Cevdet Bey öldükten sonra Perihan ve Refik Cihangir’de bir apartman dairesinde yaşamaya başlarlar.

Cumhuriyet döneminin bir ailedeki etkilerini sıkmadan ustaca gösteren bir kitap. Sadece toplumsal etkilerini değil, bireylerin kişiliği üzerindeki etkilerini de anlatmış. Üç kuşaktan oluşan bir aileyi tanıtıyor bize yazar.
594 syf.
·32 günde·7/10 puan
Orhan Pamuk un ilk kitabı ama benim okuduğum ilk Pamuk kitabı değil. Kitap bir ailenin üç kuşak hikayesini anlatmakta. Açıkçası beni okurken biraz sıktı. Hatta yer yer kitaptan uzaklaşıp araya başka kitaplar da ekledim. Bazı bölümler özellikle siyasi içerikli anlatımların olduğu yerler gereksiz uzun ve sıkıcı geldi bana. Üç kuşağında hayatında bana bitmemişlik hissi verdi. Yarım kaldı hissi uyandı. Belki de yazarın ilk deneyiminden olmalı. Her kuşak kendi içinde bir karakterler üzerinden bir çok farklı düşünce yapısı ile kendi aralarında vermiş oldukları iğneleyici mücadele şeklinde sürüp gidiyor. Kitap bana her ne kadar bitmemiş hissi verse de gereksiz uzatmalar da mevcuttu. Çok fazla beğenemedim açıkçası ama aile hikayesi okumayı sevenlerin beğeneceğini umuyorum. Thomas Mann kitapları gibi kasvetli bir izlenim uyandırdı bende.
594 syf.
·10 günde·Beğendi·7/10 puan
Orhan Pamuk okumalarına baslamak icin yazarin ilk kitabi olan ve 22 yasinda baslayip 26 yasinda tamamladigi Cevdet Bey Ve Oğulları bekledigim gibiydi.

Çoğu kisinin de belirttigi gibi akiciligi olmayan, bazi karakterlerin icsel buhranlarini fazlaca abartildigi ama bunun yaninda 1900lerden baslayip 1970 lere uzanan 3 kusak ailenin çöküş süreci ve toplumsal yapinin farklılaşmasi çok çok güzel aktarılmış.

Aile yapisindaki degisimler, siyasi ve askeri duzene hafif de olsa dokunuslar, ahlak anlayisi, modernlesme sureci...bu anlamda iz birakan konular.

Ayrica yazarin sonsözü gayet iyi olmuş. Bazi konulara açıklık getirmiş. Kesinlikle okumadan gecmeyin.

Keyifli okumalar...:)
644 syf.
·6 günde·7/10 puan
Kitapta çokça bulunan karakter analizleri insanı kitaba daha çok çekiyor kesinlikle günümüzden bir sürü yüz de görebilirsiniz hatta belki kim bilir kendinizi bile bulabilirsiniz. Ben daha farklı bir kitap olacağını düşünmüştüm fakat beklediğimin kesinlikle çok çok üstünde bir kitap olmuş.
649 syf.
'Her yazarın ilk eserleri otobiyografik çizgiler taşır' ilkesine uygun bir romandı. Abdülhamid döneminin sonlarında ticarete başlayan ve harp dönemindeki şeker ticareti ile büyük paralar kazanan Cevdet Bey'in, eşinin, çocuklarının ve nihayetinde torunlarının hikayesi var. 1900'lerin başlarından 1970'lere kadar uzanan süreci, üç kuşağı, üç farklı bölümde anlatmış Pamuk. Ben en çok ilk bölümü sevdim; bir güne sığdırılan bir anlatımı vardı. Çok karakterli yapısı nedeniyle özellikle ikinci bölümde biraz durağanlaşan bir anlatımı varsa da eserin 20'li yaşların bir ürünü olduğu da göz önünde tutulursa başarılı bir eser olduğu söylenebilir.
Kimse kendi çabasıyla, topluma karşı çıkarak yükselmiyor. Herkes boyun eğerek, birinin himayesine girerek, kulluk ederek yükseliyor. Kimse kendi hesabına düşünmüyor. Düşünürse korkuyor...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cevdet Bey ve Oğulları
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
610
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704556
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Pamuk’a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor.

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul’un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey’in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey’in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu’na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk’a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor. Yazar romanını anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda kâh hızlanan kâh yavaşlayan bir tempoda birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."

FRANKFURTER ALLGEMEINE

"Büyük bir başarı... Hiç duraksamadan en beğendiğim yirmi Türk romanı arasına alırım."

Kitabı okuyanlar 3.111 okur

  • harunk
  • Özlem Eker
  • bayram Şahin
  • Gamze Tufan
  • RoadNotTaken
  • Eray Yılmaz
  • Gürsel kurşun
  • Sümeyye
  • Serpil Yıldız
  • Sevgi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1 (9)
9
%1 (9)
8
%2.1 (20)
7
%1 (9)
6
%0.4 (4)
5
%0.2 (2)
4
%0.1 (1)
3
%0.1 (1)
2
%0.1 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları