CHP'ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza

·
Okunma
·
Beğeni
·
170
Gösterim
Adı:
CHP'ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derleniş Yayınları
"Yeni CHP, tekke-zaviyeleri, Fethullah’ı Ortaçağcılardan bile daha pervasızca savunur” ifadesinin yer aldığı kitapta sık sık Mustafa Kemal’in Altı Ok programı ve CHP’nin tarihsel köklerinden örnekler veriliyor.
Bazı bölümlerinde Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Vatan Parti Programı’ndan da alıntılarla Mustafa Kemal devrimciliği ve anti-emperyalist vurguların yapıldığı kitap, özellikle son süreçte CHP’nin yönetim katına gelen isimlerin geçmişten günümüze eylem ve söylemlerine yer veriyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylık sürecinin de anlatıldığı kitabın bir bölümünde Mehmet Bekaroğlu’nudan söz edilirken “Kurultay’da bir düzenbazlıkla parti yönetimine taşıdığı M. Bekaroğlu’ndan, Mustafa Kemal’e küfrettiği makalesinden, birkaç paragraf alıntı yapalım da bu adamın da ömrünü nasıl geçirdiği görülsün açıkça…” ifadeleri yer alıyor.
“Cumhuriyet düşmanları kurtarıcı olarak Yeni CHP’ye transfer ediliyor” ve “Sorosçu yönetim, bırakın ileriye gitmeyi sağa savrulmakta, AB-D uşaklığına hız vermektedir” denilen “CHP’ ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza…” adlı kitapta çözüm için “Tutulacak net yol: İkinci Kuvayimilliyeciliktir” değerlendirmesinde bulunuluyor:
“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.” (Hikmet Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir, 29 Ekim 1968)
“ŞU HALİYLE CHP’NİN CUMHURİYETÇİLİĞİ SAHTEDİR!”
Aynı zamanda HKP (Halkın Kurtuluş Partisi) Genel Başkanı olan Nurullah Ankut’un kaleme aldığı kitap şu sözlerle sonlanıyor:
“CHP’nin şu haliyle Cumhuriyetçiliği de, Mustafa Kemalciliği de, Halkçılığı da sahtedir. Hiçbir gerçekliği ve inandırıcılığı yoktur.
CHP yöneticileri iktidarı, muhalefetiyle o denli ilgisiz, sığ, bilinçsiz ve zavallıdırlar ki, Türkiye’nin hiçbir temel sorununu doğru görüp, doğru çözümleyememektedirler. Boş laflarla bir şey söylediklerini ya da muhalefet yaptıklarını sanmaktadırlar. Bir tek doğru teşhisleri var mı meselelerimiz hakkında? Bir tek olumlu yol göstericilikleri olmuş mu?
Bir kısmı türban, çarşaf savunuculuğu yaparak iblislerin Allah’la aldattıkları bilinçsiz, cahil kara halk yığınlarından oy alabileceklerini sanmaktadırlar. Oysa bilmemektedirler ki, bunlar kara çarşafı, sarığı, cüppeyi, Meclis ve mahkemeler dahil, Türkiye’nin bütün kurumlarında serbest bırakalım, bütün okullarımız imam hatip olsun deseler bile o kitlelerden bir tek oy alamazlar.
Zaten Tayyipgiller’le din alıp satmada yarışabilmeleri asla mümkün değildir. Adamlar her cümlelerinde, her adım atışlarında din sömürüsü yapmaktadırlar.”
Özgür Gülsoy
Özgür Gülsoy CHP'ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza'yı inceledi.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Yeni CHP tanımını artık herkes biliyor. Kısaca Y-CHP'yi eleştiren, teşhir eden bir kitap konusunda kısır bir dönemden geçerken, bu kısa ama öz kitap Y-CHP'yi CHP'ye oy veren insanlarımıza teşhir ederek görevini yerine getirmekte.
Tabii bu arada 1926'da Mustafa Kemal'e "İzmir Suikastı” adıyla anılan bir suikast girişiminde bulunulur. Bu suikastı Mustafa Kemal'in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nda yer alan eski
silah arkadaşları önceden haber alırlar. Fakat başarılırsa iyi olur bizce de, diye düşünerek Mustafa Kemal'e hiç haber vermezler. Yine bilindiği gibi suikast, tetiği çektikten sonra katili Yunan Adaları'na kaçırmakla görevli kılınan Kalıpçı Şevki'nin son anda panikleyip tuzağı İzmir Valisi Kazım Dirik'e haber vermesiyle başarısız olur. Kalıpçı paniklemese Mustafa Kemal daha 1926'da vurulup gidecek. Ve 1950'de tamamlanan karşıdevrim, 1926'da
başarıya ulaşıp iktidarı ele geçirmiş olacak.

Mustafa Kemal, Kazım Karabekir dahil olmak üzere kendisini satan bu hain silah arkadaşlarını İstiklal Mahkemesinde yargılatır. Ama, orduda yaratacağı olumsuz tepkiden dolayı onları idam sehpasına çıkaramaz. Ancak alt düzeydekileri cezalandırır, İzmir
ve Ankara'da. Onlar da gerekli gözdağını aldıkları için Mustafa Kemal'in sağlığında bir daha böyle alçakça işlere girişme cesaretini gösteremezler. Tefeci-Bezirgân Sermaye Mustafa Kemal'i ortadan kaldıramadığını görünce, onu içten, kalesinden kuşatmak girişimlerine ağırlık verir. En ateşli dost görünümünde Çankaya sofralarına usta temsilcilerini gönderir, sofranın değişmez müdavimleri kılığında Bu Antika ve 1924'te İş Bankası'nın kuruluşuyla birlikte ortaya çıkan Finans-Kapitalistler Sınıfının temsilcileri Mustafa Kemal'e öyle düzenbazca övgüler sunarlar ki Mustafa Kemal'in dostları bunların yanında gölgede kalır. Tabii bunlar bir yandan da bugün Tayyipgiller'in yaptığı gibi memleketin maddi varlıklarını, zenginliklerini yiyip yutmaya ağırlık verirler. Çankaya'da ve devlet yönetiminde giderek bunlar ağır basmaya başlarlar. 1932'de önderleri Celal Bayar'ı Iktisat Vekilliğine atatarak Türkiye ekonomisinin yönetiminin ellerine geçmesini sağlamış olurlar.

Tabi bundan sonra vurgun ve soygunları daha da hızlanır. Bu arada Mustafa Kemal'i eski gerçek dostlarından ve Kuvayimilliyecilerden uzaklaştırmayı başarırlar. Aynı zamanda da Mustafa Kemal'i Çankaya'ya hapsederek “Aman paşam, bir yığın düşmanin sana suikast yapmak için planlar hazırlıyor, mecbur olmadıkça ortalıkta görünmeyelim", diyerek onu halktan ve ülke gerceklerinden kopmasına yol açarlar.
Mustafa Kemal'i en iyi anlayan ve onun en yakını olan İsmet Paşa bu durumu giderek artan bir öfke içinde izlemektedir. Bir süre sonra sabrı taşar. Mustafa Kemal'e "Bunlar senden yüz bularak bu vurgun ve soygunları yapıyorlar, buna göz yummayalim", der.

İsmet Paşa bütün bu olumsuz gidişi, bu aşağılık vurguncuların sinif temellerini bir ölçüde de olsa zayıflatarak durdurabilmeyi dener. Toprak reformu planları hazırlar. Ve bunları Meclisten yasalaştırarak geçirip uygulatmayı düşünür. Yine bilindiği gibi Tefeci-Bezirganlar halk arasında “eşraf, ayan, ağa” olarak da anılır. Bunların çok önemli bir kısmı köylünün topraklarını borçlandırarak gasp etmiş toprak ağasıdırlar, köy ağasıdırlar aynı zamanda da.
İsmet Paşa'nın bu girişimi Tefeci-Bezirgan ve Finans-Kapitalistlerin ellerini çabuk tutmalarına yol açar. İsmet Paşa'ya karşı öylesine bir dedikodu, fitne kazanı kaynatırlar ki Çankaya da Mustafa Kemal kendisini en iyi anlayan, en sadık dostunu harcar.
Onu başbakanlıktan indirir, yerine Osmanlı dönemindeki Deutchel Bank memuru, İş Bankası kurucusu, yerli yabancı Finans-kapitalin ajanı Celal Bayar'ı getirir. Bu süreçte İsmet Paşa'ya karşı
hayli hakaretamiz söz ve davranışlarda bulunur, onu çok incitir.

1938'de Dolmabahçe'de ölüm döşeğinde iken bile İsmet Paşa'ya olan öfkesi bitmek bilmez. Öylesine oyuna getirip doldurmuşlardır Mustafa Kemal'i sadık dostuna karşı. Yaveri Abbas Gürer'e bulunduğu vasiyette; kendisinden sonra yerine Ismet Paşa'nın değil de Fevzi Cakmak'ın getirilmesini ister.
İsmet Paşa iyidir ama serttir, o yüzden dağıtıcıdır. Fevzi Çakmak yumusak başlıdır, birleştiricidir, gibi gerekçeler ortaya sürer. Düsünebiliyor musunuz; Kuvayimilliye'nin ilk günlerinde İstanbul
Hükümetinin ve Saltanatının memuru olarak kendini tutuklayıp İstanbul'a götürerek İngilizlere teslim etmek üzere Anadolu'ya gelen Fevzi Çakmak'ı kendinden sonraki devlet başkanı yapmak
ister. Yine hatırlanacağı gibi Fevzi Çakmak'ı o zamanki bu hainane girişiminden Kazım Karabekir vazgeçirir, o engeller.

Mustafa Kemal, daha doğrusu artık Atatürk olmuştur o süreçte, biz de öyle diyelim; Atatürk gerçek Kuvayimilliyeci sadık dostlarına karşı Antika ve Modern Parababalarının safina geçmiştir
artık. Yani Atatürk eğer yaşasaydı, 1950'de tamamlanacak olan karşıdevrimi daha 1938'lerde tamamlatacaktı. Başka türlü ifadelendirirsek; 14 Mayıs 1950'de iktidara gelen Bayar-Menderes Hükümeti 12 yıl önce iktidarı ele geçirmiş olacaktı. Giderek de CHP
Demokrat Parti'ye dönüşmüş olacaktı tabiî. Ayrıca, 7 Ocak 1946'da kurulan Demokrat Parti gibi bir Amerikanci Parababaları partisinin kurulmasına ihtiyaç kalmayacaktı onlar açısından.

Atatürk'ün ölümünden sonra CHP yönetimi ve ordu İsmet Inönü ve arkadaşlarına sahip çıkar. Atatürk'ün getirdiği Bayar ve ekibini ise iktidardan indirir. Ve Atatürk'ün yerine İsmet Paşa Cumhurbaşkanı olur.
Düsünebiliyor musunuz; Atatürk son yıllarında o denli kuşatilmis, sağlıklı düşünmekten alıkonulmuş ki CHP kadrolarının ve ordunun bile gerisine düşmüştür.
Ve iste bu sebepten biz “Atatürk" demiyoruz. “
Mustafa Kemal” diyoruz. Mustafa Kemal, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşımızın önderi ve Laik Cumhuriyet'in kurucusudur. Antiemperyalisttir, Yurtseverdir, Tam Bağımsızlıkçıdır. Laiktir.
Atatürk ise Çankaya'da Antika ve Modern Parababalarının eline tutsak düşmüş çaresiz, kafası karışık, düşünceleri bulanık. Kuvayimilliyeci gerçek dostlarına cephe almış; özetçe kandırılmış bir kişidir. İşte o bakımdan biz Mustafa Kemal'in devamcısıyız, meşru mirasçısıyız. Onun başlattığı devrimi mantıki sonucuna ulaştırmak için savaşıyoruz. O sonuç önce Demokratik Halk Devrimi, sonra da onu takip edecek olan Sosyalist Devrimdir.
Hatırlayalım; Mustafa Kemal ve en azından bildiğimiz yakın dostlarından Hüsrev Gerede Samsun-Havza-Amasya aşamasında Bolşevizme de sıcak bakıyorlar, Kurtuluşa giden önemli seçeneklerden biri olarak görüyorlardı onu. Hatta Mustafa Kemal, Kazım Karabekir'e yazdığı bir mektupta, o günlerde 190 bin kişilik silahlı, donanımlı ve deneyimli bir orduya sahip olan Ermenilerin katliam ve işgallerine son verebilmek için derhal Bolşeviklerle görüşelim ve Anadolu'da Bolşevizmi kurmak için birlikte yapmamız gerekenleri hemen planlayalım, diyordu. Kazım Karabekir fanatik bir Antikomünist olduğu için Başkumandan Mustafa Kemal'in bu ivedilik taşıyan önerisini ustaca bir manevrayla savuşturur: “Şu anda kış şartları çok yoğun. Bir askerî harekât yapabilmemiz zaten mümkün görünmüyor. En azından bahara kadar bekleyelim", diyerek işi savsaklamayı başarır. Yani
atlatmış olur Mustafa Kemal'i. Hüsrev Gerede de Bolşevikliği benimseyebilecekleri şeklinde bir öneride bulunur Kazım Karabekir'e yine bir mektupta.
Kazım Karabekir, anılarını anlattığı kitaplarında bu mektup metinlerini yayımlar ve "Eğer engellemeseydik bunlar Bolşevizmi
benimseyeceklerdi ve uygulamaya kalkacaklardı”, diyerek eleştirir Mustafa Kemal ve onu en iyi anlayan yoldaşlarını. Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının geçen yüzyıldaki en önemli karşıdevrimidir bu ve başarılarıdır.
19'uncu Yüzyıl'da Batıda 2 modern sınıf vardı, egemen üretim biçimi içinde dolaysızca rol oynayan. Hâkim durumda olan-devleti olan, ezen ve sömüren Burjuvazi. Altta da mahkûm durumda bulunan, çalışan, sömürülen ve ezilen İşçi Sınıfı. Geçimini sağlamak için işgücünden başka sahip olduğu dolayısıyla da satacak bir şeyi bulunmayan, sömürülen İşçi Sınıfını tutmak, ondan
yana olmak “sol” olmak demekti. Tepedeki hâkim, sömürgen Burjuvaziden yana olmaksa “sağ” demekti.
Ísçi Sınıfını tutan hareketler sol, kişiler solcu; Burjuvazinin sınıf çıkarlarını savunanlarsa sağ ve sağcı olurdu.

20'nci Yüzyılla birlikte bu durum farklılaştı. Şöyle ki; 20'nci Yüzyılla birlikte Burjuva Sınıfi kendi içinde farklı bölümlere ayrıldı. Sanayi Burjuvazisinin, Büyük Arazi Sahiplerinin, Ticaret Burjuvazisinin ve Finans erbabının-banka sermayedarlarının en irileri bankalar çatısı altında birleşerek “Finans-Kapital" adını alan bir yapı, bir kesim oluşturdular. Bunlara Türkçede "Parababaları Zümresi” denir. Burjuva Sınıfının altta kalanları ise yani diğer bölümü ise "Vahşi ya da Yaban Burjuvazi" olarak adlandırılır. Bunlara bizim küçükburjuva kalem erbabı "Orta Burjuvazi" der.
Her iskolundaki kârın, vurgunun, sömürünün ezici çoğunluğunu bu Parababaları denen zümre götürür. Altta kalanlarsa bunların beğenmediği yani çok kârlı bulmadığı işlerle uğraşır.

Demek istediğimiz; 20'nci Yüzyılla birlikte Finans-Kapital Zümresi dışında kalan Yaban Burjuvazi de bir anlamda ezilir ve Parababaları tarafından tahakküm altında tutulur.
Parababaları, Burjuvazinin çok küçük bir azınlığını oluşturur. Yaban Burjuvalarsa sayıca çokturlar.
20'nci Yüzyılla birlikte alttaki İşçi Sınıfı, Köylülük, Esnaf, Aydınlar ile birlikte Yaban Burjuvazi de Halk kapsamı içine girmiş olur. 19'uncu Yüzyılda ise toplumun Burjuva Sınıfı dışında kalan kesimi Halkı oluştururdu. 20'nci Yüzyıldaysa toplumun Finans Kapital Zümresi dışında kalan kesimi Halkı oluşturur, tabii Batı'da.
Bizim gibi Doğu ülkelerinde ise Sümerler Cağından kalma asalak ve sömürgen bir sınıf olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı da varlığını sürdürmektedir. Bu sınıf , Parababalarının, Finans Kapitalistler Sınıfının müttefikidir. Tayyipgiller
işte bu sınıfın siyasi plandaki temsilcileridir. Tabi
Tayyipgiller'in çok önemli bir Antika sermayedar kitlesi de bugün Finans-Kapitalistleşmişler ve Parababaları Zümresi arasına yükselmişlerdir. Mesela, geçenlerde Mecidiyeköy'de yaptığı arazi vurgunu ve kuralsız gökdelen inşaatıyla 10 işçimizin hayatını
kaybetmesine sebep olan Tayyip'in Imam Hatip'ten sınıf arkadaşı eski kuru gıdacı, bugünün Parababası Aziz Torun da bunların bir temsilcisidir. Tayyipgiller öncesi sadece "Torunlar Kuru Gıda" diye bir şirketle kuru gıdacılık yapan Aziz Torun, Tayyipgiller'in
iktidarıyla birlikte "kupon arazi" ve tatlı kârlı gökdelen inşaat vurgunlarıyla milyarlar vurmuş ve Parababaları Zümresi arasına dahil oluvermiştir.

Tayyipgiller'in "Havuzcu" işadamlarının tamamı böylesi yeni yetme namussuz, vicdansız, hayasız vurguncu Parababalarından oluşmaktadır.
Demek ki bizde 20'nci Yüzyılla birlikte "Halk", Finang-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirgânlar dışında kalan bölümüdür milletin.
Bu Antika ve Modern vurguncular sınıfı ve zümresi toplumun binde birini oluşturabilirler en fazla. Geriye kalan binde 999 ise Halkı oluşturur. 20'nci Yüzyılla birlikte sol demek halktan yana olmak; sag demekse Finans-Kapitalistler ve Tefeci-Bezirganlardan yana olmak demektir.

Yalnız halkın düşmanları sadece bu iki yerli zalim, sömürgen, asalak, vurguncu sınıftan ibaret değildir. Bu sömürgen, halk düşmanı sınıf ve zümrenin bir de Uluslararası veya Batılı büyük haydutlar dediğimiz, bilimsel adıyla söylersek "ABD ve AB Emperyalistleri’nden oluşan efendileri, ortakları vardır. Yani yerli vurguncular, halkımızı sadece kendileri sömürmüyorlar. Batılı efendilerine de halkımızın alınterini, yarattığı değerleri, ülkemizin doğal kaynaklarını ve vatanımızı peşkeş çekiyorlar.
Bizdeki sömürgen sınıflar, Batılı emperyalistlerin yani dünya çapında tekeller oluşturmuş büyük Parababaları çetelerinin Türkiye'deki yerli şubeleri konumundadırlar. İşte bu yüzden de sanayide, teknolojide bir türlü gelişemiyoruz. Onlar izin vermiyor buna. Sadece onların sanayi ürünlerinin montajını yapıyoruz.
Daha doğrusu bizdeki Parababaları yapıyor bunu. Batılılar, Türkiye gelişip kendilerine rakip olmasın diye bilimde, teknolojide, sanayide gelişmemize izin vermiyorlar. Vermezler de. Kendi haydut devletleri bu Batılı Parababalarının dünya çapındaki sömürü, soygun ve vurgunlarını organize etmekle, sağlamakla görevlidir.

Bu emperyalist devletler bu görevlerini şirketleriyle yaparlar, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi finans örgütleriyle yaparlar, CIA gibi casus örgütleriyle yaparlar ve ordularıyla yaparlar. Nüfusça dünyanın yüzde 15'ine sahip bu haydut emperyalist devletler, dünyanın geri kalanını yani nüfusça
yüzde 85'lik bölümünü, onların ülkelerini, vatanlarını, yeraltı, yerüstü kaynaklarını zalimce yağmalarlar, saldırırlar, katliamlar ve işgaller yaparlar. Ne acıdır ki, işte Ortadoğu da bugün onlar tarafindan cehenneme döndürülmüş durumdadır. Her gün binlerce masum insan katledilmektedir bu haydutların çıkarları, vurgunları sürsün diye.

Demek ki yerli vurguncu Parababalarıyla uluslararası haydut devletlerin Parababaları artık kaynaşık durumdadırlar. O bakımdan bunların her ikisine birden karşı olmadan birine karşı olamazsınız. Oldum derseniz tutarsız olursunuz. Yanılmış ve yanıltmış olursunuz.
Oyleyse 20'nci Yüzyıldan bu yana sol demek, ABD, AB Emperyalistlerine ve onların ülkemizdeki yerli ortaklarına, hain işbirlikçilerine karşı olmak demektir. Sağ demekse ABD ve AB Emperyalistleriyle onların Türkiye'deki işbirlikçisi olan Finans Kapitalistlerle Tefeci-Bezirgân Sermaye Sinifinin destekçisi, savunucusu olmak demektir. Onların insanlık dışı soygunlarına, vurgunlarına, katliamlarına, işgallerine arka çıkmak demektir. Bu gerçek matematiksel bir kesinlik taşımaktadır. Bu gerçeğin ışığında baktığımız zaman gerçek anlamda sol, solcu, devrimci olan kimdir?
ABD, AB Emperyalistleriyle onların yerli işbirlikçilerinin
oluşturduğu cepheye yani Karşıdevrim Cephesine savaş açmış olan biz gerçek devrimcilerdir. Tüm halkımızı uzun ve zahmetli bir mücadeleyle de olsa o insanlık düşmanı zalimler cephesine karşı devrim cephesinde örgütleyeceğiz, birleştireceğiz, ordulastıracağız.
Hikmet Kıvılcımlı, Milliyetçilik kavramını 1967'de şöyle açar:
“Milliyetçiliklerini yabancı sermayeye maske yapmak istemediler mi, konkret (somut] konularda sosyalistlerle yol arkadaşlığı etmek zorundadırlar.
Türkiye'de olsa olsa ancak 1000 kişide 1 kişi
gerçekten EMPERYALİZM ve KAPİTALİZM çıkarlarıyla kendi çıkarlarını paralel sayabilir."Türkiye'nin en az 40 yıllık yanılgısı ve yenilgisi, MİLLİYETÇİLİK sözcüğünün SOSYALİZM'den başka hiçbir anlama gelemeyeceğinin bir türlü kavranılmak istemeyişinden doğmuştur. Bu denklemi tersine çevirince de ayni sonucu buluruz.” (Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye'de Sosyalist
Konferansı İçin Çağrı, Sosyalist Gazetesi, Sayı 1, 20 Ocak
1967)
O zaman CHP'nin solluk iddiası (tabiî Bekaroğlu vb. gibi soytarıların da) tamamen bir kandırmacadır, bir düzenbazlıktır, sahtekârlıktır. Onlar, en domuzuna sağcıdırlar, Amerikancıdırlar, AB'cidirler. Özetçe, emperyalist uşağıdırlar. İktidar için, koltuk için o haydutlardan medet beklemektedirler.
Dolayısıyla da bir kez daha tekrarlayalım ki; bugünkü
CHP'nin Mustafa Kemal'in ve Birinci Kuvayimilliyecilerin kurup yönettiği CHP'yle zerre kadar ilgisi, benzerliği yoktur. Bugünkü CHP Birinci Kuvayimilliyecilerin CHP'sinin tam karşıtıdır. Eski
CHP Mustafa Kemal'in deyişiyle "bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı” verilen bir savaşın zaferi üzerine inşa edilmiş, o savaşın değerleriyle ideolojilendirilmiş bir CHP idi. Bugünkü ise ya da "Yeni CHP” ise emperyalizme yandaşlığı, uşaklığı, yerli işbirlikçi Parababalarının savunuculuğunu ideolojileştirmiş bir
partidir. Yani "Sahte CHP”dir bu.
Bu CHP'nin emperyalizmin bölgemiz ve ülkemizdeki projelerine karşı olmak şöyle dursun, onun destekçiliğini yapmanın dısında yapabileceği hiçbir şey kalmamıştır. Dolayısıyla da bu CHP adında Halk bulunmasına rağmen Halkın düşmanı, Batılı Emper
yalistlerle onların yerli ortaklarının dostu bir CHP'dir.
Bu CHP. Yeni Sevr'e giden yolda Meclisteki diğer Amerikancı partiler gibi AKP, MHP, HDP gibi Batılı Emperyalistlere taşeronluk yapabilir ancak.
CHP’nin şu haliyle Cumhuriyetçiliği de, Mustafa Kemalciliği de, Halkçılığı da sahtedir. Hiçbir gerçekliği ve inandırıcılığı yoktur.

CHP yöneticileri iktidarı, muhalefetiyle o denli ilgisiz, sığ, bilinçsiz ve zavallıdırlar ki, Türkiye’nin hiçbir temel sorununu doğru görüp, doğru çözümleyememektedirler. Boş laflarla bir şey söylediklerini ya da muhalefet yaptıklarını sanmaktadırlar. Bir tek doğru teşhisleri var mı meselelerimiz hakkında? Bir tek olumlu yol göstericilikleri olmuş mu?

Bir kısmı türban, çarşaf savunuculuğu yaparak iblislerin Allah’la aldattıkları bilinçsiz, cahil kara halk yığınlarından oy alabileceklerini sanmaktadırlar. Oysa bilmemektedirler ki, bunlar kara çarşafı, sarığı, cüppeyi, Meclis ve mahkemeler dahil, Türkiye’nin bütün kurumlarında serbest bırakalım, bütün okullarımız imam hatip olsun deseler bile o kitlelerden bir tek oy alamazlar.

Zaten Tayyipgiller’le din alıp satmada yarışabilmeleri asla mümkün değildir. Adamlar her cümlelerinde, her adım atışlarında din sömürüsü yapmaktadırlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
CHP'ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza
Baskı tarihi:
Kasım 2014
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346654
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derleniş Yayınları
"Yeni CHP, tekke-zaviyeleri, Fethullah’ı Ortaçağcılardan bile daha pervasızca savunur” ifadesinin yer aldığı kitapta sık sık Mustafa Kemal’in Altı Ok programı ve CHP’nin tarihsel köklerinden örnekler veriliyor.
Bazı bölümlerinde Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın Vatan Parti Programı’ndan da alıntılarla Mustafa Kemal devrimciliği ve anti-emperyalist vurguların yapıldığı kitap, özellikle son süreçte CHP’nin yönetim katına gelen isimlerin geçmişten günümüze eylem ve söylemlerine yer veriyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylık sürecinin de anlatıldığı kitabın bir bölümünde Mehmet Bekaroğlu’nudan söz edilirken “Kurultay’da bir düzenbazlıkla parti yönetimine taşıdığı M. Bekaroğlu’ndan, Mustafa Kemal’e küfrettiği makalesinden, birkaç paragraf alıntı yapalım da bu adamın da ömrünü nasıl geçirdiği görülsün açıkça…” ifadeleri yer alıyor.
“Cumhuriyet düşmanları kurtarıcı olarak Yeni CHP’ye transfer ediliyor” ve “Sorosçu yönetim, bırakın ileriye gitmeyi sağa savrulmakta, AB-D uşaklığına hız vermektedir” denilen “CHP’ ye Umut Bağlamış İçtenlikli İnsanlarımıza…” adlı kitapta çözüm için “Tutulacak net yol: İkinci Kuvayimilliyeciliktir” değerlendirmesinde bulunuluyor:
“İkinci Kuvayimilliyecilikte, cephe ne denli baş döndürücü, strateji ve taktik ne denli karmakarışık, hedef ne denli güç anlaşılır olursa olsun, Birinci Kuvayimilliyeciliğin devrimci, kutsal Mustafa Kemal gelenekli CUMHURİYET BAYRAĞI başımızdadır.” (Hikmet Kıvılcımlı, Cumhuriyet Bayramı Nedir, 29 Ekim 1968)
“ŞU HALİYLE CHP’NİN CUMHURİYETÇİLİĞİ SAHTEDİR!”
Aynı zamanda HKP (Halkın Kurtuluş Partisi) Genel Başkanı olan Nurullah Ankut’un kaleme aldığı kitap şu sözlerle sonlanıyor:
“CHP’nin şu haliyle Cumhuriyetçiliği de, Mustafa Kemalciliği de, Halkçılığı da sahtedir. Hiçbir gerçekliği ve inandırıcılığı yoktur.
CHP yöneticileri iktidarı, muhalefetiyle o denli ilgisiz, sığ, bilinçsiz ve zavallıdırlar ki, Türkiye’nin hiçbir temel sorununu doğru görüp, doğru çözümleyememektedirler. Boş laflarla bir şey söylediklerini ya da muhalefet yaptıklarını sanmaktadırlar. Bir tek doğru teşhisleri var mı meselelerimiz hakkında? Bir tek olumlu yol göstericilikleri olmuş mu?
Bir kısmı türban, çarşaf savunuculuğu yaparak iblislerin Allah’la aldattıkları bilinçsiz, cahil kara halk yığınlarından oy alabileceklerini sanmaktadırlar. Oysa bilmemektedirler ki, bunlar kara çarşafı, sarığı, cüppeyi, Meclis ve mahkemeler dahil, Türkiye’nin bütün kurumlarında serbest bırakalım, bütün okullarımız imam hatip olsun deseler bile o kitlelerden bir tek oy alamazlar.
Zaten Tayyipgiller’le din alıp satmada yarışabilmeleri asla mümkün değildir. Adamlar her cümlelerinde, her adım atışlarında din sömürüsü yapmaktadırlar.”

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • deniz çakır
  • M. Deniz Çakır
  • Ali
  • Özgür Gülsoy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0