Çiftçilik Sanatı (Georgica)

·
Okunma
·
Beğeni
·
540
Gösterim
Adı:
Çiftçilik Sanatı
Alt başlık:
Georgica
Baskı tarihi:
Ocak 2006
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750810923
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çiftçilik Sanatı
Çiftçilik Sanatı
Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nden çıkan Çiftçilik Sanatı; çiftçiliğin savaş, siyaset ve insan emeğiyle ince ince dokunduğu ve her bir ilmeğinde Roma’nın ve Romalı olmanın gururunun duyumsatıldığı görkemli bir yapıt, yazarın doğa karşısında duyduğu derin saygıyı yeniden dirilten bir doğa şiiri...
280 syf.
·2 günde·10/10
İkinci eserini okuduğum Vergilius'u, ahlaksız Naso ile kıyasladığımda pek saf ve lirik bir şair çıkıyor karşıma.Bir tek çoban Corydon'un şarkısında azıcık cinsellik eğilimi görsem de, bu bile Naso'nun yanında pek çocuksu kalıyor. O daha çok kendini İmparatorluğun ölümsüzlüğüne adamış bir şair. Ve Georgica isimli bu eser, neden Roma'nın büyük olduğunu anlamamıza yarayacak bir eser. İlkin dönemin en büyük medeniyetinin tabiata duyduğu saygı ve şükranı gördüm bu şiirde. Her dizesinde tabiata ve tanrılara kendilerine verdiği nimetler için müteşekkir bir ulusun hislerine şahit oldum. Ve ikinci husus, dönemin büyük bir şairinin alışılagelmiş aşk, tutku, kahramanlık vs. gibi konulardan sıyrılarak çiftçilik hakkında böylesine muazzam bir eser yaratması yine Roma ve Vergilius hakkındaki hayranlığımı artırdı.

Georgica dört bölümden oluşuyor. Toprak işçiliği, ağaçlar, hayvancılık ve arıcılık olarak dört kitaba ayrılmış. Hepsinde çiftçiler için önemli öneriler var. Toprağın nasıl işleneceği, ne zaman ekileceği, aşılama, hayvanların bakımı, çoğaltılması, kovan bakımı, yer seçimi, hastalıklarla mücadele gibi hemen hemen bir çiftçinin bilmesi gereken pek çok bilgiye yer verilmiş. Tabi bunlar dizelere dökülürken kullanılan duygusal ve pastoral dil hemen dikkatimizi çekiyor. Nasıl çekmez belki de Latin edebiyatının en büyük pastoral şiirini okuyorsunuz.

Tabi ki kitabın yazıldığı dönem göz önünde bulundurulursa verilen bilgilerden bazıları günümüzde anlamını yitirmiş. Bazıları halen geçerliliğini korurken, bazıları ise tamamen batıl. Mesela arı sürüsünü kaybeden bir çiftçiye, bir öküzü burun deliklerini tıkayarak öldürmesi, cesedi sopalarla döverek pelte haline getirmesi önerilmiş ve bir süre sonra bu çürümüş cesedin içerisinden arı sürüleri çıkacağı iddia edilmiş.

Benim en çok hoşuma giden bölümler, hayvancılık ve arıcılık üzerine olanlardı. Hayvancılıkta, aşka yapılan göndermeler, her ne kadar hayvan olsalar da, aşk durumunda hissettiklerini açıklamaya çalıştığı dizeler inanılmaz keyifli ve anlamlı idi. Arıcılıkta ise işçilerin arı beyine sadakatleri, kollektif yaşam biçimleri gibi hususlardan yola çıkılarak arıların tabiatlarına düzülen övgüler oldukça hoştu.

Arıbeyidir işleri gözeten, saygı beslenir kendisine,
etrafını sarar tebaası vızıldaya vızıldaya, küme
küme sıkışırlar yanına,
çok kez de omuzlarına alıp kaldırırlar, bedenlerini
siper ederler savaşta,
can atarlar yaralanıp ölmek için onurlarıyla

Roma'nın büyüklüğünü ölümsüz kılmayı arzulayan Vergilius'un bunu hakikaten gerçekleştirdiğini söyleyebilirim. Bir ülkede çiftçiliğin dahi büyük bir anlamla yapılması ve buna dair, büyük bir şairin, büyük bir destan yaratması oldukça anlamlı geldi bana. Düşünün dönemin Roma'lı aydını bu işlerle uğraşıyor. Kendisine karşılıksız veren tabiata övgüler düzüyor. Ve en önemlisi bunu yaparken, iktidar tarafından da destekleniyor. Ve eminim amacı da bir taraftan çiftçiye bir mefkure kazandırmak. Özellikle tabiatın kırıma uğratıldığı bu memlekette yaşayan biri olarak, Vergilius'un dizeleri, beni bunlar üzerine düşündürdü. Saygılar.
Ya, mutlu ihtiyar, bakacaksın işte böyle tarlalara !
Bozulmadalar kumlardan, çakıllardan; bataklık da
Yaymada çamurlu sazlarını durmadan otlak yerlerine :
Ama kalan yer yeter. Güven sen hep sağlam sürülerine
Kurtulacaktır onlar komşuları ezip geçen dertten de
Semiz koyunları alıp giden o yabancı bitkilerden de
Sen yanında bildik ırmakların, yanında kutlu çeşmelerin
Çıkar tadını, mutlu ihtiyar, rahatça, yoğun serinliğin
Tatlı bir mırıltıyla uğralıyacak gündüz şekerlemeni
Çiçek çiçek bir söğüde doğru uçan arıların sesleri
Sonra, yüksek bir kayada, yeşilliği budarken, bir anda
Oduncunun o cânım türküsü yükseliverecek açık havada
Sonra, bütün güvercinlere inat, üstünde karaağaçların
Başlıyacak şakımaya can dostların, sevgili kumruların
Sadece onlar ortaklaşa büyütür yavrularını,
sadece onların kenti tek çatılıdır, güçlü yasalar
altında ömür süren sadece onlardır.

Vatan nedir sadece onlar bilir, tanırlar ev
tanrılarını,
kışın geleceğini hiç unutmadan, yazın durup
dinlenmeden çalışırlar,
kazandıkları ne varsa koyarlar ortaya.
Arıbeyine gösterilen saygıyı, kendi kralına
göstermemiştir Mısır,
ne o koca Lydia, ne Parthia halkı ne de Media'nın
Hydaspes'i

Arıbeyi sağken herkes tek yürektir;
ölmesiyle birlikte ant bozulur, talan edilir
toplanan ballar,
söküp atılır peteklerin çitleri.

Arıbeyidir işleri gözeten, saygı beslenir kendisine,
etrafını sarar tebaası vızıldaya vızıldaya, küme
küme sıkışırlar yanına,
çok kez de omuzlarına alıp kaldırırlar, bedenlerini
siper ederler savaşta,
can atarlar yaralanıp ölmek için onurlarıyla.
Aklıma gelmişken, neşeli gençlerin sayısı arttı mı
sürüde, erkeklerini çöz;
ilk sen yolla sığırlarını Aşk’ın kollarına,
birinden ötekini doğurtarak destek ol soylarına.
Zavallı ölümlüler için yaşamın en güzel günleri
hemen geçip gider;
sinsice gelir hastalık, hüzünlü yaşlılık ve çile,
amansız ölüm kapıp götürür bizi bütün
merhametsizliğiyle.
Gövdesini değiştirmek isteyeceğin bir damızlık
hep bulunur:
Hep değiştir zaten, sonra kayıplarına oturup
ağlama,
öğüdümü tut, sakın ihmal etme, her yıl sürü için
seç yeni bir ana.
Ama güçlenmelerini sağlamanın tek yolu,
uzak tutmaktır onları Aşk'ın, kör tutkunun dürtmesinden,
ister öküz yetiştir, istersen at, ne seçersen artık.
Bu yüzden boğaları uzaklara götürür insanlar, ıssız otlaklara salar,
dağların ardına, geniş ırmakların ötesine
ya da ahırda tutar onları, ağzına kadar dolu yemliklerin yanında.

Çünkü dişi gördüler mi başlarlar yanmaya güçten kesilirler azar azar,
tatlı tatlı göz süzdü müydü dişisi, akılları gider başlarından,
ne otlakları düşünür artık, ne otları,
boynuz boynuza dövüşmeye zorlar kibirli aşıklarını.
Kendisi ulu Sila'da otlarken bütün güzelliğiyle.

Rakipler göğüs göğüse çarpışır durur var güçleriyle,
oraları buraları yaralanır sürekli, kara bir kan yıkar gövdelerini,
eğip boynuzlarını toslaşırlar böğüre böğüre;
ormanlar yankılanır böğürtülerinden, uzaktaki Olympus yankılanır.
Aynı ahıra koyamazsın artık bu cengaverleri birlikte,
yenilen gider uzaklara, sürgün olur hiç bilmediği diyarlara,
uğradığı yüz karası duruma, mağrur rakibin açtığı yaralara yana yakıla,
en çok da intikamını bile alamadan yitirdiği aşklarına,
ahırına baka baka veda eder gider ata krallığına.

Artık tek derdi güç geliştirmektir:
Sert kayalar arasına, çiçeksiz otsuz yatağına uzanır gece boyu,
tüylü yapraklarla, dikenli otlarla beslenir,
sınar kendini, öfkelenmeyi öğretir boynuzlarına,
ağaç kütüklerine toslaya toslaya,
rüzgarları yarar boynuzlarıyla vura vura,
yalandan savaşır kumları saça saça.

Toplayıp bütün gücünü yeniden canlanınca,
atılır öne, eğip başını öyle bir saldırır ki hazırlıksız düşmanına:
Açık denizlerin ortasından ağarmaya başlar ya dalgalar,
ta derinlerden çeker göğsünü içeri uzun uzadıya,
yuvarlana yuvarlana gelip de çarpar ya
kükreyerek sahile, kayaların arasından,
dağ gibi yükselerek uzanır yatar ya, kara kumlar
kusar sonra çukurdaki yataklarından.

Yeryüzünde ne kadar insan varsa, ne kadar hayvan,
suda yaşayanlarından tutun, sürülere, türlü renkteki kuşlara kadar,
hepsi, ama hepsi bu çılgın arzuyla koşar, bu ateşe;
aynıdır Aşk hepsinde!
Ya bir delikanlıya ne olur dersin, o deli aşk
körüklediğinde ulu aşk ateşi iliklerine?

Emin ol, bir gece vakti kör karanlıkta yüzüp geçer boğazları,
kopan fırtınalarla birbirine karılan suları;
üstünde gümbür gümbür gürler göğün koca kapıları,
dalgalar çarpar uçurumlara, inler yankıları.

Ne zavallı ana babası çağırabilir onu geriye,
ne de ölümü bekleyen sevgili, âşığının o zalim cesedi üstünde.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çiftçilik Sanatı
Alt başlık:
Georgica
Baskı tarihi:
Ocak 2006
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750810923
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çiftçilik Sanatı
Çiftçilik Sanatı
Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi’nden çıkan Çiftçilik Sanatı; çiftçiliğin savaş, siyaset ve insan emeğiyle ince ince dokunduğu ve her bir ilmeğinde Roma’nın ve Romalı olmanın gururunun duyumsatıldığı görkemli bir yapıt, yazarın doğa karşısında duyduğu derin saygıyı yeniden dirilten bir doğa şiiri...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 2 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0