Adı:
Çocuk Yasası
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836527
Kitabın türü:
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Londra’da yaşayan, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi’nin en başarılı ve ünlü hâkimlerinden Fiona Maye, özel hayatındaki kriz karşısında çaresizdir: Kocası Jack onu genç bir kadın için terk etmektedir. Fiona tam bu sırada kendini Adam Henry davasının hâkimi olarak bulur. On yedi yaşında bir lösemi hastası olan Adam, tedavisi için elzem olan kan naklini günah olduğu gerekçesiyle reddetmektedir. Onun kişisel haklarına saygı göstermekle bu hakları çiğneyerek hayatını kurtarmak arasında kalan Fiona, bir sonuca varabilmek için Adam’la görüşmeye karar verir. Bu görüşme ikisinin de hayatını değiştirecektir.
“Çocuk Yasası”, inançlarla kanunların kırılganlığına ve insanlar arasındaki mesafelere dair, içe işleyen, unutulmayacak bir roman. Roza Hakmen’in Türkçesiyle.
“Hayatımın en sıradışı, güçlü ve dokunaklı okuma deneyimlerinden biri... Bütünüyle çarpıcı, hassas dengeler üstüne kurulmuş, kusursuz işlenmiş ve çok güzel yazılmış bir roman.” Alberto Manguel
“Yaşayan en iyi yazarlardan biri olan Ian McEwan’dan önemli bir roman daha.” Washington Post
Bu sefer incelemeye birkaç zor soruyla başlamak istiyorum. Başkalarının düşünceleri veya fikirlerinin etkisinde kalmadan herkes elini vicdanına koyarak bu soruları içinden yanıtlamaya çalışsın lütfen. Eminim hepinizin bu sorulara vereceği bir takım ezberlenmiş cevapları hafızasında hazır bir şekilde duruyordur. Onları silin hemen. Benim istediğim ise, asıl sizin ne düşündüğünüz veya hissettiğinizdir. Hadi geçelim sorulara:

- Lösemi hastası olsanız ve inancınız size yapılacak olan tedaviyi yasaklıyor olsa hastanenin uygulayacağı tedaviyi reddeder miydiniz?

- İnancınız uğruna ölümü göze alır mıydınız?

- Hayati bir tedaviyi reddetmek intihar olarak nitelenebilir mi?

- Kürtaj yasaklanmalı mıdır? Kürtaj, yaşam hakkının bir ihlali midir? Peki ya, istemediğiniz bir çocuğu dünyaya getirmek zorunda mısınız?

- Çocuğun yaşam hakkı ne zaman başlar? Anne karnına düştüğü anda mı, yoksa tam olarak doğduğu anda mı? Yoksa yasal kürtaj süresi olan 10 haftadan sonra mı?

- Ötenaziye bakış açınız nedir, ülkemizde yasallaşmalı mıdır?

- 2014 yılından beri beyin ölümü gerçekleşen; ancak hem dini hem de yasal anlamda "canlı" sayılan Kenan Işık'a bakış açınız nedir? Sizce öldürülmeli mi, yoksa bu şekilde yaşatılmaya devam mı edilmelidir?

- 16 Ağustos 2018'de Antalya'nın Döşemealtı ilçesinde tali yoldan karşıya geçmeye çalıştığı sırada bir otomobilin çarpması sonrası beyin ölümü gerçekleşen ve ailesinin organlarının bağışlanmasını istediği Aleyna Budanır'a ve organ nakline bakış açınız nedir? Zira Aleyna'nın organlarından, kalbi 24 yaşındaki Burak Zeybek'e, karaciğeri ise 62 yaşındaki Kemal Çevik'e nakledilmişti. İnancınız kan naklini veya organ naklini yasaklıyor olsa Aleyna Budanır'ın kalbini veya karaciğerini reddeder miydiniz? Neden reddedeyim ki, diye sorgulamayın. Zira şahsen tanıdığım ve öldükten sonra organlarının bağışlanmasını kesinlikle istemeyen dindar tanıdıklarım var. Eminim sizin de vardır.

Bu soruları genişletmek ve konuyu sayfalarca uzatmak hiç de zor değil. En azından benim ilgi alanıma girdiği için uzun uzadıya sorular sorarak konuyu derinlemesine inceleyebilirim. Yine de kitabın ana hatlarından uzaklaşmamak gerektiği için sorularımı burada kesmekte fayda görüyorum.

Kitabın konusuna gelirsek, Londra’da yaşayan, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi’nin en başarılı ve ünlü hakimlerinden Fiona Maye isimli bir hakim, Jack ismindeki eşiyle özel hayatında kriz yaşamaktadır. Eşi Jack onu genç bir kadın için terk etmektedir. Bu noktada hakimlerin özel hayatlarıyla ilgili bir takım bilgilere de yer veren yazar, hakimlik mesleğinin kolay ve zor yanlarını da gözler önüne sermiş. Açıkçası hayatının kısacık bir döneminde hakim/savcı olmayı düşünmüş biri olarak, yazarın hakim Fiona'nın hayatını ve hayatında yaşadığı zorlukları objektif bir şekilde önümüze sunduğunu düşünüyorum. Tam olarak Fiona'nın özel hayatında yaşadığı zorlukları ve sıkıntıları yaşamamak için hakim/savcı olmayı reddetmiştim. Biliyorsunuz ki, günümüzde hakim/savcı olmak için sınava girmek yeterli. Neyse, bu konu sizi sıkacağı için çok da gereksiz ayrıntıya girmeyeyim...

Gelelim kitaptaki asıl meseleye. Fiona özel hayatında yaşadığı sorunlar esnasında kendini Adam Henry davasının hâkimi olarak bulur. On yedi yaşında bir lösemi hastası olan Adam, tedavisi için zorunlu olan kan naklini günah olduğu gerekçesiyle reddetmektedir. 17 yaşında olduğu için annesi ile babasına da bu durum sorulur ve annesi ile babasının da kan naklini reddetmesi ile Adam'ın hayatı inancı uğruna tehlikeye girmeye başlar. Bu noktada, Adam'ın kişisel haklarına saygı göstermekle bu hakları çiğneyerek hayatını kurtarmak arasında kalan Fiona, zor bir kararla karşı karşıya kalır.

Bildiğiniz üzere, bir Aile Mahkemesi'nin çocuklarla ilgili alacağı kararda esas görevi, her şeyden önce çocukların yetişkinliğe ulaştıklarında nasıl bir hayat yaşamak istedikleri konusunda en doğru kararı verebilmelerini sağlamaktır. Yani kısaca amaç, çocukların refahının sağlanmasıdır. Ancak kitabımızda Adam Henry isimli 17 yaşındaki çocuk kan naklini reddetmektedir. Buna gerekçe olarak ise, kendilerinin "Yehova'nın Şahitleri" olmalarını, dolayısıyla kan naklinin inançları gereği yasaklanmış olduğunu göstermektedir.

Yehova'nın Şahitleri'ne göre, kan insanın özüdür. Ruhtur, canın, hayatın kendisidir. Nasıl ki, can kutsalsa kan da kutsaldır. Kan her canlının minnet duyması gereken bir hayat armağanıdır. Kendi kanını bir hayvanın ya da başka insanın kanıyla karıştırmak, kirlenmektir. Tanrının armağanının reddidir. Bu yüzden de kan nakli reddedilmelidir.

İşte bu sebeplerden ötürü, Adam Henry kan naklini reddediyor ve hakim Fiona zor bir kararla karşı karşıya kalıyor. Fiona, ya Adam Henry'nin isteğini reddederek onun iradesine karşı gelerek kan naklinin yapılmasına onay verecek ya da göz göre göre bir çocuğun ölüme gitmesine göz yumacaktır. Gerçekten de düşünüldüğünde zor bir karardır. Devamıyla ilgili ne yazık ki bilgi veremiyorum. Sonucu merak edenlerin pek tabii kitabı okuması gerekiyor..

Kitabın konusu, mesleğimle ve ilgimi çeken konularla yakından ilgili olduğu için, ayrıca Selman Ç. tarafından da tavsiye edildiği için okuma kararı almıştım. Bu noktada Selman Ç.'ye teşekkürlerimi sunuyorum.

Son olarak, kitabın içerisinde ara ara sıkıcı ayrıntılara ve gereksiz hukuki olaylara yer verilmişse de konusu itibarıyla özgün olduğundan kitabı beğendim. İlgi çekici bir konusu ve düşündürücü bir etkisi var. Kitap, bizi aslında üç ana başlıkta düşünmeye davet ediyor: din/inanışlar, hasta hakları ve çocukların özgürlükleri. Ben bu konularda düşünmeyi seven biri olarak, açıkçası okurken yine bir hayli düşündüm. Size de tavsiye ederim, düşünmek güzeldir. En çok hoşuma giden alıntıyla incelemeyi sonlandırıyorum:

"Bir çocuk din uğruna kalkıp kendini öldürmemeli."
Pazar günü bana eşlik etmesi için elime aldım ve ne kadar iyi bir seçim yaptığımı kitabı kapattığımda anladım. Gerçekten insanın içine işleyen bir konusu var. Bir çocuğun dini inançları uğruna ölmek istemesi ne kadar mantıklı olabilir. Bir an o anne ve babanın yerine koyuyorsunuz kendinizi. Tek düşündüğüm her düşüncenin aşırı olanı zarar veriyor. Çok doğru bile olsa sorgusuz sualsiz inanmak her zaman kötü sonuçlara neden oluyor. İnan tabi ki ama düşünerek inan, sorgulayarak inan. Bu ara yeni yazarlar keşfetme günlerim. Ve her tanıdığım yeni yazarla çok güzel duygularla ayrılıyoruz. İyi ki kitaplar ve yazarlar var...
Evet yeni bir yazar ile daha tanışmış bulunmaktayım. Sizleri de tanıştırayım; insanı kendi içinde sorgulamalarla baş başa bırakan, düşündüren, ben olsaydım ne yapardım veya sen bunun yerinde olsan ne yapardın sorularını akıllara getiren yazar Ian McEwan Belki abartmış da olabilirim bilmiyorum ama bu kitabı okuyunca nedense bunlar belirdi aklımda. Bu tanışmadan memnun ayrıldığımı da belirteyim.

Kitap
Çocuk Yasası, madde 1(a) (1989)
“Bir mahkeme bir çocuğun… yetiştirilmesiyle ilgili… herhangi bir hususta karar verirken öncelikle çocuğun refahını dikkate alacaktır.” diye başlıyor.
Okumaya başladığınızda kendinizi direk konunun içinde buluyorsunuz. Biraz daha okuduğunuzda 20. sayfalarda falan ikinci bir konunun daha olduğunu fark ediyorsunuz. Bu iki konu birbirine paralel şekilde ilerliyor. Tabii aralarda irili ufaklı bir çok konu işleniyor. Sonuçta kahramanlarımızdan birisi hakim ve neredeyse günde 5-6 davaya bakıyor. Aralarda bu davalardan kesitler veriliyor duruşmalar vs.

Bir hakim- eşi- ve hastanede yatmakta olan lösemi hastası 17 yaşında bir çocuk...

Başlarda hakimin ve eşinin kendi aralarında yaşadıkları tartışmalar, anlaşmazlıklar, çekişmelere şahit oluyoruz. Durum böyle devam ederken hakimin karşısına dini inançlarından dolayı kendinie uygulanması gereken tedaviyi (kan nakli) reddeden bir hastasının dosyası çıkıyıor. Hakim acil karar vermek zorunda.
Burada bir dünya sorgulama yapılabilir. Başta da yazdım ben olsaydım ne yapardım veya siz hastanın yerinde, ailenin yerinde, hakimin yerinde olsaydınız ne yapardınız vs. hepsi akıllara geliyor.
Hastanın ailesi ve cemaati bu tedaviye karşı ve göz göre göre çocuğu ölüme götürüyorlar. Hastane ise buna karşı bir dava açıyor ve duruşma ertesi güne veriliyor. Duruşma öncesi hakimimiz hastayı ziyarete gidiyor ve bu bölüm kitabın en can alıcı noktalarından birisi.
Çocuk yasasına göre hakim çocuğun refahı için karar veriyor ama sonrası nasıl oluyor okuyup görmelisiniz.

Ayrıca bir nokta da kadının eşi ile arasında olan durumda, kendi içinde yaşadığı çelişkiler de ayrı bir konu. Ünlü bir hakim. Eğer eşinden ayrılırsa ne olacağını, nasıl bir duruma düşeceğini falan sorguluyor kendi içinde. Aralarında nasıl bir son oluyor bunu da okuyup öğrenirsiniz artık :)
DİKKAT DİKKAT BU İNCELEME KİTABIN EN SEVDİĞİM KİTAPLAR ARASINA GİRİŞİNİN DELİLİ NİTELİĞİNDE GÖRÜLMELİDİR!!

Sitedeki birçok okuyan arkadaşımızın bu fikrime katılacağını düşünerek eğer kitap okumaktan Sonra ikinci güzel şey varsa o da kitap siparişi verirken kitap didiklemektir.Ben de son zamanlarda YKY’ye acayip takmış durumdayım.Manguelciğime dair hiçbir şey bilmezken Kelimeler Şehri kitabını sipariş verip üstüne bir de Ian Mcewan’ı eklemiştim.Epeydir kitaplığımdaydı uzun uzun bakıştık en son dedik ki bu işi bir resmiyete dökelim.Veee I Said yessss!!

Kitabın genel hatlarıyla Yüksek adalet divanı aile hukuku dairesinde ünlü ve başarılı hakim olan Fiona’nın etrafında geliştiğini arka kapağını okuyarak da öğrenebilirsiniz.Benim bahsetmek istediğim de bunlar olmayacak zaten.Kitapta geçen davalara ayrıca değinip aslında aile kurumunun çocuk üzerindeki etkilerine,bağnaz inançların insanları getirdiği noktalara,aslına bakarsanız bize hiç de uzak olmayan ülkemizde gayet gördüğümüz şeylere değinmek istiyorum izninizle.Size de böylece bizden olan ve çok naif bir yazarla karşı karşıya olduğumuzu göstermeliyim dedim.

DAVA 1:Anne ve baba kızlarının okulu konusunda fikir ayrılığına düşerler.Anne modern ve karma bir okulda eğitim almalarını isterken babası bağlı bulunduğu cemaatin inançları sebebiyle karma okulun çocukların kafasını karıştıracağını(Tahrik(!) olayının bu masumane ifade edilişi savunmadaki) aslında kadınların okumalarına da gerek olmadığını kendilerini yuvalarına adamalarını ifade ediyor.Karar metni ise oldukça manidar.Anne Lehine dava sonuçlanırken yeni idolüm Fiona hanımcığım kararı okurken kendisinin de bir kadın olduğuna ve içinde bulundukları davada bir kadın olarak onun ağzından çıkacak karara tabii olacaklarını dile getiriyor.Burada kendisine bir sürü alkış.Bir de kadınlar okuyup ne yapacak evine cocuklarına baksın diyen evrimleşememiş insan müsveddelerimiz size de çok tanıdık geldi dimiiiiii,evet evet aynı şeyleri düşünüyoruz.

DAVA 2 yi atlayıp izninizle direk dava 3 e geçmek istiyorum çünkü inançlarımızın bizi getirdiği noktalar insanı hayrete düşürecek cinsten.16 yaşında Adam isimli lösemi hastası bir gencin kan nakli olması gerekmektedir.Yehova Şahitlerinden bir anne babaya sahip olduğunu hemen belirtmek istiyorum.Ailenin inancına göre kan nakli Tanrının bahşettiği kanı kirletecektir.Acilen kan nakli olmazsa da Adam yani çocukları acılı bir şekilde ölecektir.Hastane ve ebeveynler arasında geçen dava Fiona’nın hakimin takdir yetkisini vicdanı ölcüsünde ne kadar doğru kullandığını bence hukuk uygulayıcılarına da çok net bir biçimde göstermiş bu kitapta.Adam’ın kan nakli olması yönünde karar verir anlayacağınız.Yani Tanrı’nın verdiği kanı kirletmemek için Tanrı’nın verdiği canın alınmasına göz yummak..Bilmiyorum ben anlamıyorum anlayanlar beri gelsin..

Tüm bunlar olurken terzi kendi söküğünü dikemez zaten hiçbir zaman dikememiştir.Acaba dikmiş midir? Fiona aile kurumuna yönelik kararlar alırken kendi evliliğinden de darbe yer? Acaba dışarda ahkam kesebiliyorken çok kolay bir şekilde kendi hayatımızda bu mümkün mü aynı şekilde? Bilmem okuyunca siz kararı verin.Okuyup birçok şeyi sorgulamak için Harika bir kitap.Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar :))
Harika bir kitap okudum.
Kısacık bir kitap olmasına rağmen derinliği çok güzeldi.
İnandığımız din'in kurallarına uymak mı gerekiyor yoksa kendi sağlığımızı düşünürek mantığımızla mı hareket etmemiz gerekiyor ?
Toplum baskısı kendi hayatımızdan önemli mi yoksa kimin ne dediği çok mu daha önemli ? gibi bir çok konuyu sorgulamamızı sağlıyor kitap..
Çocuk Hakları Mahkemesi hakimi Fiona’nın ,inançları doğrultusunda ölümü seçmiş bir çocuğun herşeye rağmen kan naklinin yapılıp kurtulmasına vesile olduktan sonra yaşadıkları ve kitabın sonundaki kaçınılmaz ölümün sebebi olması etkileyiciydi.Tavsiye ediyorum okumanızı.
ÇOCUK YASASI

Yüksek Divan hakimi Fiona'nın , dini inançları gereğince löseminin tedavisi olan kan naklini kabul etmeyen 17 yaşındaki çocuğun, ailesinin ve kan naklinin şart olduğunu söyleyen hastane yönetiminin davasına nasıl bir karar vereceğini, ikilemlerini;çocuğun refahını düşünmeye çalışırken dinine karşı gelip kan nakli olması mi refah yoksa dini için ölmesi mi refah diye düşünürkenki kararsızlığını anlatıyor.
Tabi bir yandan da özel hayatında olan problemi nasıl çözeceğini düşünüyor. (Bu problemin kariyerini nasıl etkileyeceğini? İnsanların ona hangi gözle bakacağını? )
Ve beklenmedik bir ölüm Fiona'nın hayatını, düşüncelerini, duygularını;işinin sorumluluklarını, sınırlarını nasıl etkiliyor?.. Bütün bunları Fiona ile yaşayıp sorgulama imkanı veren, sanki bütün davaların kararını ben veriyorum gibi düşünmeme ve kendimi çıkmazda hissetmeme neden olan güzel bir kitaptı.

Keyifli okumalar:)
17 yaşında lösemi tanısı almış ve tedavisinde kullanılan ilaçlar kan değerlerini yaşam standartlarını tehdit edecek derecede düşürmesine rağmen dini inançları nedeniyle kan nakline izin vermeyen bir aile ve hayatı ilerleyen dönemlerde giderek kötüleşip ölecek olan bir çocuk düşünün. Siz olsanız inandığınız din böyle emrediyor diye hayatının kötüye gitmesine izin verebilir miydiniz? Ya da şöyle sorayım. Her bireyin yaşama hakkı olduğuna göre ve tedavisi de varsa göz göre göre tedaviyi ailesinin inançlarından dolayı reddetmesini siz nasıl yorumluyorsunuz?

Anne karnındayken bir mutasyon sonucu birbirine yapışık olarak doğan bebeklerden birisinin kalbi ikisini birden hayata devam ettirirken çok kısa bir süre içinde kalbi çalışanın yorgunluktan ölmesi sonucu diğerinin de hayatına mal olması durumunda inançlarınız gereğince canı tanrı verdi ancak o alabilir mi derdiniz yoksa yapılacak cerrahi işlem sonucu birinin hayatına son verdirilmesine izin verip diğerinin yaşamasına izin verir miydiniz?

Dini inançlarınızla hayatta kalmanızı sağlayan şeyler çeliştiğinde ne yapardınız?Siz sorularıma cevap verirken bende sizlere birazcık kitabın genel konusundan bahsedeyim. Bu konuyla ilgili düşüncelerinizi paylaşırsanız memnun olurum. :))

Londra’da yaşayan, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesinin en başarılı ve ünlü hakimlerinden Fiona Maye , kocası Jack’in onu genç bir kadınla aldatmasıyla ilgili sorunlar yaşamaktadır. Bu sırada kendini Adam Henry adında lösemi hastası olan ve inançlarından dolayı kan naklini reddeden birisinin davasında hakim olarak bulur. Ve bu dava esnasında bir hakimin gözünden yaşadığı zorlukları, hayat şartlarını da göstermiştir yazar bize. Ki bir zamanlar bende hakim olmak isteyip sonra doktor olmaya hatta beyin cerrahı olacağım diye tıp fakültesine yazıldım. İyi yapıp yapmadığımı hala sorguluyorum ki zira ülkemizde bilime yatırım yapılmaması beni fazlasıyla üzüyor. Neyse biz kitabımızdan sapmayalım. Adam tedavisi esnasında kan değerleri onun hayatını elinden alacak şekilde düşmesine rağmen kan naklini reddeder.

Kendi inançları olan Yehova’nın Şahitlerine göre “kan insanın özüdür. Ruhtur, canın, hayatın kendisidir. Nasıl ki can kutsalsa kan da kutsaldır. Kan, her canlının minnet duyması gereken hayat armağanıdır. Kendi kanını bir hayvanın ya da bir başka insanın kanıyla karıştırmak kirlenmedir, bozulmadır. Yaradanın harikulade armağanının reddidir. Bu yüzden de Tanrı, Tekvin, Levililer ve Resullerin işlerinde özellikle yasaklamıştır.” dedikleri için tedaviyi reddetmektedirler.
Adam ise daha 17 yaşında olduğu için ve Aile Mahkemelerinin görevi de çocukların erişkinleğe ulaştığında çocuğun refahını sağlamaktır. Bu nedenle Mrs. Fiona Adam Henry ile onun gerçekten inancına bağlı olduğu için mi ya da çevresindeki din adamlarının ve ailesinin baskısı altında kaldığı için mi böyle bir karar verdiğini merak ettikten sonra görüşmeye gider. Ve bu görüşmeden sonra ikisinin de hayatı değişir.

Kitapta Adam’ın bu olay karşısında hissettikleri, Hakim Fiona’nın sergilediği tavırlar, hayatlarını nasıl etkilediği çok güzel bir şekilde anlatılmıştır. Yer yer bazı kısımları gereksiz bulsamda ana hatlarıyla ele aldığı konu çok güzeldi. Ve bir doktor adayı olarak hem doktor gözüyle hem de bir hakim gözüyle olaylara bakmayı denedim. Umarım sizde beğenirsiniz. İyi okumalar
Çok çarpıcı.. Kitap o kadar gerçek ki. Dünyanın her yerinde her gün, her an ne acılar çekiliyor ve biz bunların farkında olmadan hayatımıza devam ediyoruz.

Baş karakterimiz Fiona çok gerçek bir insan. Duyguları çok acik ve net. Şunu da ayrıca belirtmeliyim ki erkek bir yazarın, bir kadın karakteri bu kadar derinlemesine yazması çok etkileyici.

Kitap gerçek olaylardan esinlenmiş (birebir isim veya olay kesinlikle kullanmamış). Bu tip olayların gerçekten yaşanıyor olması çok iz bırakıyor bence okuyucuda. Son derece yalın, naif bir dille ama tum duygusal boyutlarıyla kaleme almış Ian McEwan.

Yazar aynı zamanda belli konularda çok detay vermiş. Örnegin hakimin karar yazısını yazarken yaptığı alıntıların tamamında derin incelemeler ve yoğun bir çalışma yattığını görebilirsiniz. Tüm bu bilgileri ise son derece özet bir şekilde az ama gerçekten öz cümleler ile ifade etmiş olması muazzam bir yetenek. Bundan sonra da kitaplarını okuyacagimdan eminim.

Çok etkileyici.. şiddetle tavsiye ederim.
Yazarının çok övündüğüm Fındık Kabuğu hâlâ zihnimi kuşatsa da McEwan okuma gerekliliğim beni Çocuk Yasası'nı okumaya itekledi, ardındansa bu kitabın elimde sürünmesine de sebep oldu. Yine de kitabın hak ettiği okumayı yerine iade ettim.

@minimalokurlar dan biri olarak okumam gereken bir kitaptı Çocuk Yasası. İlk minimal kitabımı okumuş oldum.

Çocuk Yasası, henüz reşit olmayan çocukların anayasa önündeki dava süreçlerinde şahit olunan ailevi ve toplumsal boyutlardaki olaylara istinaden savunuculuğunu ve hukuki yaptırımının etkilerini mevzu edinmiş bir kaygı yazarı olan McEwan'ın toplumsal eleştiri kitabı.

Ana karakterlerden mahkeme hakimi Fiona'nın özel hayatına ilişkin bir girişle oluşturulan kurguda reşit olmayan çocukların haklarını gözeterek karşılaştığı davalarda vereceği kararlar işleniyor. Diğer yanda ise davaya konu olan çocukların yaşadıklarını ele alıyor.

Kitaba hakim olan konu; lösemi teşhisi konulan Adam Henry'nin kendisi ve anne-babasının dini inanışlarından dolayı yapılacak olan kan naklinin reddi ve bu reddin mahkemedeki sonuçları, Adam'ın değişimi.

Uzun bir süreçte okuduğum için henüz ilk sayfalarında sıkılsam da kitabın sonlarına doğru vermek istediği mesajı ve kaygıyı hissettim. Dinin, inancın, aile faktörünün, toplumsal baskının insan yaşamı üzerindeki su götürmez etkisini düşününce yaşamak gerekliliğinin tek bir kalıpta sürmesi izlenimine kapıldım. Din ya da siyasi yahut da her ne faktörse hastalıklı yaşam sürecinde etkili olmasın. Olması gereken neyse o olsun.

Bir de kalıpların kabuğundan sıyrıldığımız an iyileşmek için tutunacak bir dal veya yardım istemek de bu süreci hızlandırdığı için ister reşit olunsun, ister henüz bir çocuk. Ardı gelmediği vakit neysek o olduğumuz yere tekrar döneriz. Çünkü o arayışta aranılan bulunulamamıştır. Güçsüz kalınmıştır. Gerekliliğini hor gördüğümüz faktörler yırtılıp atılınca oraya dönüş de zor olmuştur.

Haliyle Adam Henry için zor ve dermansız bir süreç. İlgiyle ve beğeniyle okudum, Çocuk Yasası'nı. Beklentiye kapılmadan okuyunca bu okuma deneyimimin karşılığını aldım. Kesinlikle okunmalı.
Yazar, reşit olmayan bir çocuğun inançlarından dolayı nakil yerine ölümü tercih etmesi ve ailesininde bunu desteklemesini konu alıyor. Bir kez daha gördüm ki sorgulamadan inanmak bize hiçbir şey kazandırmıyor. İnanırken araştırmak ve sorgulamakta gerekiyor. Konusu bildik olsa da kurgusu farklı olan bu kitabı okumanızı öneririm. Keyifle okuyun.
Londra’da yaşayan Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi’nin hâkimi Fiona Maye davalarda insanlar hakkında önemli kararlar verirken kendisini özel hayatındaki kriz içinde bulur. Kocası Jack onu genç bir kadın için terk etmektedir. Fiona tam bu sırada Adam Henry davasının hâkimidir. On yedi yaşında bir lösemi hastası olan Adam, tedavisi için gerekli olan kan naklini günah olduğu gerekçesiyle reddetmektedir. Onun kişisel haklarına saygı göstermekle bu hakları çiğneyerek hayatını kurtarmak arasında kalan Fiona'nın verdiği karar ve sonrasında yaşananlar film tadında devam ediyor. Kitap sürükleyici ve hiç sıkmıyor.
Mutluluk toplumsaldı. Bir çocuğun ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkilerinin oluşturduğu karmaşık ağ mutluluğun en temel unsuruydu.
Ian McEwan
Sayfa 19 - YKY, 5. Baskı
Oğlan olsun kız olsun, bir insan için en alçaltıcı şey, iyi bir eğitimden ve düzgün bir işte çalışma onurundan mahrum edilmekti.
Ian McEwan
Sayfa 16 - YKY
Kemana ya da herhangi bir enstrümana başlamak bir umut eylemiydi, bir gelecek ima ediyordu.
Ian McEwan
Sayfa 84 - YKY, 5. Baskı
Her hayat Tanrı'nın armağanıdır. Ve Tanrı onu istediği zaman geri alabilir.
Ian McEwan
Sayfa 62 - Yapı Kredi Yayınları, 6. Baskı
İnancı olmayınca dünya ona kim bilir ne kadar açık, güzel ve ürkütücü gelmişti.
Ian McEwan
Sayfa 146 - YKY, 5. Baskı
Dünyaya düzgün biçimlenmiş uzuvlarının hepsi yerli yerinde gelmek, acımasız değil sevgi dolu bir anne babanın evladı olmak, coğrafi ya da toplumsal tesadüfler sayesinde savaştan ya da yoksulluktan kurtulmuş olmak tamamen şansa bağlıydı. Dolayısıyla rahat rahat erdemli olabilmek de.
Ian McEwan
Sayfa 29 - YKY

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çocuk Yasası
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750836527
Kitabın türü:
Çeviri:
Roza Hakmen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Londra’da yaşayan, Yüksek Divan Aile Hukuku Dairesi’nin en başarılı ve ünlü hâkimlerinden Fiona Maye, özel hayatındaki kriz karşısında çaresizdir: Kocası Jack onu genç bir kadın için terk etmektedir. Fiona tam bu sırada kendini Adam Henry davasının hâkimi olarak bulur. On yedi yaşında bir lösemi hastası olan Adam, tedavisi için elzem olan kan naklini günah olduğu gerekçesiyle reddetmektedir. Onun kişisel haklarına saygı göstermekle bu hakları çiğneyerek hayatını kurtarmak arasında kalan Fiona, bir sonuca varabilmek için Adam’la görüşmeye karar verir. Bu görüşme ikisinin de hayatını değiştirecektir.
“Çocuk Yasası”, inançlarla kanunların kırılganlığına ve insanlar arasındaki mesafelere dair, içe işleyen, unutulmayacak bir roman. Roza Hakmen’in Türkçesiyle.
“Hayatımın en sıradışı, güçlü ve dokunaklı okuma deneyimlerinden biri... Bütünüyle çarpıcı, hassas dengeler üstüne kurulmuş, kusursuz işlenmiş ve çok güzel yazılmış bir roman.” Alberto Manguel
“Yaşayan en iyi yazarlardan biri olan Ian McEwan’dan önemli bir roman daha.” Washington Post

Kitabı okuyanlar 140 okur

  • Mete Karahan
  • Sevim Duloğlu
  • Buse
  • Savcı Yukay
  • nalân
  • Carpe Diem
  • thdikmen
  • İlayda Erden
  • Rengin B
  • Dilek Eken

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%25
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%22.9
45-54 Yaş
%8.3
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%76.1
Erkek
%23.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.8 (9)
9
%23.1 (15)
8
%32.3 (21)
7
%23.1 (15)
6
%3.1 (2)
5
%1.5 (1)
4
%0
3
%1.5 (1)
2
%1.5 (1)
1
%0