Çocukluğun Soğuk Geceleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
34,6bin
Gösterim
Adı:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
67
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753632607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor. Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi.
65 syf.
·3 günde·10/10 puan
Bazı yazarların yazdıklarında yüreğe dokunan bir yan vardır. İşte Tezer Özlü de o yüreğe dokunan yazarlardan. Bu sebeptendir ki, kendisine edebiyatımızın “gamlı prenses”i denmektedir. Bana göre gamlı prenses tabirini sonuna kadar hak ediyor.

Çok değerli bir yazar. Yazar olmanın da ötesinde, çok değerli bir kadın. Sapına kadar, kadın. Sapına kadar, haklı bir kadın...

Bakmayın sürekli yaşamdan kaçtığına, defalarca intihar denemelerinde bulunduğuna. Yazdıkları, satırları, fikirleri hayatla dopdolu. Onu okuduğunuzda intihar etme fikrine değil, aksine yaşama fikrine daha çok sarılıyorsunuz. Çünkü Tezer Özlü her şeyden önce “yaşamış bir insan.” Daha çok yaşamak ve doyasıya hayatın tadına bakmak istemiş bir insan. Onun gamlı prenses olmasının sebebi, yaşadıkları, başından geçen acı olaylar değil, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarıdır, engellenmesidir. Geri zihniyetli insanlarla bir arada olup, hayatın gerçek değerini ve amacını kavrayamamış insanlarla ne kadar doğru bir yaşam sürülebilir ki zaten? Haklıydın Tezer Özlü. Sonuna kadar haklıydın; ama tıpkı Oğuz Atay gibi kimse gelip sana da haklı olduğunu söyleyemedi. Ancak sen öldükten sonra değerini kavrayabildi bu ülke. Böyle olmamalıydı elbette; ama ne yaparsın ki ülkemizin kaderi bu. Hep sonradan aklımızın başımıza gelmesi...

Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü’nün ilk romanı. Yaşamının başlangıcını bizlere sunduğu, çocukluk yıllarının ve gelişim sürecinin önümüze çırılçıplak bırakıldığı kısacık kitabı.

Kısacık dediğime bakmayın. Kitapta neler yok ki? Tezer Özlü’nün sobalı bir evde büyümesi, İstanbul sokaklarının eski görüntüsü, babasıyla, kardeşleriyle, kuzenleriyle olan ilişkisi, hatta babasıyla annesi arasındaki ilişki, düşlenen, erişilemeyen sevgililer, evlilikleri, sevmeden nikah masasında evet deyişleri, hastane koridorları, kaçma isteği... Hepsi var; ama şimdiki yazarların yaptığı gibi “sansürlü” değil. Tüm çıplaklığıyla. Ayrıntılarıyla...

Her şeyden önce cesur bir yazar. Böyle yazarlara bayılıyorum. Yukarıda da dediğim gibi, cesur bir yazar olmanın ötesinde, cesur ve güçlü bir kadın. Sözünü sakınmayan, doğru bildiğini söyleyebilen, hiç utanmadan isteklerini ve hislerini yazabilen bir kadın. Çünkü insan olmanın ne olduğunu, insan doğasının neyi emrettiğini çok iyi biliyor Tezer Özlü.

Onunla ilgili ne anlatsam, ne söylesem eksik kalacak gibi hissediyorum. Beni öylesine düşüncelerle dolduruyor ki, yaşadığı döneme gidip onunla bir akşam yemeği yemek, hatta sevgili olmak istiyorum. Tam olarak, “aşık olunacak bir kadın.” Bu arada çok mu kitabını okudum? Hayır, yalnızca okuduğum ikinci kitabı bu. Fakat tek bir cümlesini okumam bile onu anlamama yetiyor. Tekrar buluşmak üzere, sevgili Tezer.

Tezer Özlü ile ilgili hazırlamış olduğum ayrıntılı videoyu izlemek isterseniz buyurun: https://www.youtube.com/watch?v=T3Xge-gH6IU
67 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
İÇİNDE BİR ÇOCUK ÖLÜSÜYLE YAŞAYAN KADIN

Hep Zühre
Hep Leyla
Hep aşk
Hep cici bici
Hep kendini seven
Hep kendini öven, önemseyen
Hep şen şakrak, gülümseyen...
Rengarenk kahramanlarla dolu edebiyata bir de Tezer gerek:
Siyah beyaz film gibi, cam gibi keskin, yaralarını gizlemeyen yaralı kadın...
Karşımda çırılçıplak soyundu; utanmadı, saklanmadı, yargılayacağımdan korkmadı, suçlamalarıma inat gözüme soktu kendini...

Hayat, bizim seçtiklerimizden çok seçmediklerinizle başlıyor aslında.
Pembe pamuk helvalarıyla ve elma şekerleriyle büyütülen, prenses özeni ile büyütülen kız çocukları var...
Gecekondularda doğan büyüyen ve toprak yiyen, toz toprağın içinde yanık ten ve bembeyaz dişleriyle gülümseyen kızlar...
Daha bebekken tacize uğrayan...
Cami avlusuna bırakılan...
Beşikteyken kertilen...
Horlanıp aşağılanan ve dayak yiyen...
Mor çatılara sığınan...
Bilmem kaç koyuna satılan....
Kaç kadın varsa o kadar kadın hikâyesi var ...
Sizin de var hikâyeniz ( anlatmaya utandığınız, korktuğunuz, ayıplanacağınızı sandığınız, parmakla gösterilip dışlanacağınız hikayeniz var biliyorum, herkesin var )...

Bu kitap ne anlatır?
Tezer’i...
Çocukluğundan başlayarak gençliğini, korkularını, intihar girişimini, 5 yıl akıl hastanesinde yaşadıklarını, şizofren ataklarını, hastanelerde uğradığı tacizleri, erkeklere bakışını, cinselliği, evliliklerini, arkadaşlarını, ailesini, elektroşoklarda hissettiklerini, yalnızlığını, kusurlarını, kadere rıza göstermeyişini,ölmeden ölmelerini...

Biri de çıksın yazdıklarıyla seni hırpalasın istiyorsan Tezer’ i oku...
Üstesinden gelemediğim sorunlarım var diyorsan Tezer’i oku...
Bir hasta ruh nasıl korkar,
Bir kadın ne hisseder,
Erkekleri tanımak için kaç erkek tanıman gerek,
Merak ediyorsan Tezer oku...
..........
Dipsöz:Tanımıyorsan ;ayıplama, yargılama, suçlama...
67 syf.
·3 günde·5/10 puan
Kitabı okurken harika bir gün geçirmek umuduyla okuyacaksanız hiç elinize almayın.
Buram buram bunalım,karamsarlık,acı kokuyor.

Tezer Özlü, toplumun birey üzerindeki baskılarını çocukluk yıllarından başlayarak olgunluğa kadar işliyor.Yaşadıklarını, yaşattıklarını,gel-gitlerini, baskıcı ailesini, kardeşi ve kuzeni ile yaşadığı çarpık cinsel ilişkilerini büyük bir cesaretlikle dile getirmiş.
Kadınlık ve cinsellik kavramlarının yan yana gelmesinin bile ayıplandığı bu devirde, kitabıyla adeta kurallara başkaldırıyor, onlar sizin ön yargılarınız bunlar benim hayatım diyor gibi, belki de demek istiyor.
Kitabın özünden çok cesurluğu ön plana çıkıyor, o parlıyor.
Dağınık konuya, konuşma havasına müşkülpesent olmasanız bile eh be diyebilir ve o konuda mideniz bulanabilir, hatta bir ara sıkılma evresine gelip rafa kaldırabilirsiniz, garanti veriyorum..
Açıkçası biraz meraktan sonunu getirdim, yoksa yarım bırakacağım ilk kitap olabilirdi.

Türk Edebiyatının Lirik Prensesi denilmiş fakat benim için Manik Depresif Prenses olarak kalacak Tezer Özlü.
Hayran olunası tek şey kaleminin cesareti ve hastane kavramının bir çırpıda okunmasına rağmen bir hastaya hissettirdiği yoğun duyguları ele alış şekli.
İlginç...değişik bir yazar...
Okuduğum ilk kitabıydı, sanırım son olacak.
65 syf.
Tezer Özlü nün okuduğum ilk kitabı.Sürekli çevremde adını ve alıntılarını duyuyordum ama bir türlü okuma fırsatı bulamadım. Sağolsun doğum günümde kuzenim birkaç kitabını hediye olarak almış. Fakat Tezer Özlü yü yanlış kitapla tanımaya çalıştığımı düşünüyorum. Kitabın ilk bölümünde yaşadığı evi, okulunu, çocukluğunu ve gençlik dönemini anlatıyor. Kitapta belli bir düzen, olay ve kurgu sırası yok. Bu da kitaba yoğunlaşmakta zorluk yaşatıyor. Kitabın hastane bölümleri ama etkileyici bir şekilde anlatılmış. Kendi isteği dışında uyutulup tedavi edilmesi hatta elektroşok verildiği anlarda düşündükleri içimi acıttı. Ama sözleri cümleleri iyi bir kalemi olduğunu gösteriyor. Sanırım onunla tanışmak için sadece ilk tercihim bu kitap olmamalıydı. Yazarın anlatımı Pavese ve Svevo'nun etkisinde kaldığını gösteriyor ve tabi ki Kafka nın da. Onlar da psikolojinin derinliklerinde yüzen düşünürlerdir. Tezer Özlü yolculuğum devam edecek mutlaka.
67 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Biraz içinizi ısıtan, biraz mutlu eden, çok fazla hüzünlendiren yaşanılmış bir hayat. Çocukluğuma götürdü beni.
Yaşadığı şeyleri açık bir şekilde anlatışı...
Herkesten bir parça vardır kitapta ve maalesef hala da yaşanılan hayatları yansıtıyor.

Eski İstanbul sokaklarından ailenin içine, ilişkilerine giriyoruz. Birbirini sevmeyen anne ve baba, çocuklukta "meraktandır" diye düşündüğüm cinsellikle ilgili kuzeniyle yaşadıkları, evden uzaklaşma isteği, kurallara karşı kendince isyanı...

Sobalı, soğuk bir ev, gecenin soğuğunu kapmış "kara önlükler," banyo sırası, boşa yanan lambalar, düdük sesiyle uyanılan sabahlar...

Acaba yaşasaydı kendisi nasıl hissederdi bir zamanlar yaşamak ve dönmek istemediği o geçmiş hakkında yine böyle mi düşünürdü?
#41931741

Geçmiş ve geleceğe karşı düşüncelerini, bir yere bağlı kalmamayı özetlemiş bir bakıma şu cümlerle.
#41893558

Her türlü baskıya isyan eden, karşı gelen kadın... Gerek aile içi gerek toplumun bize yaşattığı…
#41916121

Hem çocukluğu, hem gençliği ile ilgli yazdıklarını gözümde canlandıra canlandıra yaşayıp, gerek hastanede gerek evde hastalığı ile anlattığı elektro şok anlarında sanki yanımdaymışım gibi okudum.

"Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz.
Ölmek istedim, dirilttiniz.
Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz.
Aç kalmayı denedim, serum verdiniz.
Delirdim, kafama elektrik verdiniz....”
demiş.

Çok fazla hüzünlendirecek, üzecek hatta ve düşüncelere itecek bittikten sonra.

Ve ben nihayet bir de Tezer Özlü kitabı okuyabildim.
Didem Mamak, Nilgün Marmara'nın Ayşe Gül Ünüvar tarafından yazılmış kitabı ve bir de Tezer Özlü. Arka arkaya okudum, hepsini de sevdim ama!!! Bir daha asla...
67 syf.
·Puan vermedi
T.Ö.: Konyak?

Ç.Ö.: Teşekkür ederim, kullanmıyorum.

T.Ö.: Bunun yardımı olmazsa buraya dayanamazsın.

Ç.Ö.: Akıl hastanesine mi?

T.Ö.: Ben dünyayı kast etmiştim ama neticede o da akıl hastanesi sayılır. Hatta bana sorarsan başka bir dünyada delirenleri buraya yolluyorlar.

Ç.Ö.: İlahi Tezer Hanım çok hoşsunuz. Burada olmamıza sebep, çocukluğumuzun soğuk geceleri değil mi? Kitabın adındaki ‘soğuk’u mecazi anlamında yani ‘sevgisiz’ olarak kullandığınızı düşündüm hep.

T.Ö.: Sobalı bir evin soğukluğunu da kastettim ama sevgisizlik daha büyük bir problem tabi. “Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık, hiçbir sevgi yok gibi. Annem onu erkek olarak hiç sevmediğini her davranışıyla belli ediyor. Her sabah ve her gece öyle sevgisiz ki.” “bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor.” “Neden dost olmadan, erkek-kadın, karı-koca olmaya çabalıyoruz.”

Ç.Ö.: Peki bu soğukluğu kırabilecek biri olmadı hayatınızda?

T.Ö.: Birileri girip çıktı hayatıma ama “onları mutlu kılan araba, ev, müzik, deniz motoru, yaz akşamları özel kulüplerde, büyük ağaçlar altında düzenlenen bahçe partileri ve bedenlerinin geçici diriliği. Gençliği.” “Bu denli çözümsüz, dış olgulara bağımlı bir yaşamın içinde olmamak ne büyük bir mutluluk. O esir. Her gün yaşlanmaya, her gün kafasından ve gövdesinden bir şeyler yitirmeye esir. Her gün gelişen, her gün büyüyen, tüm çağlara varan bir bağımsızlığın, nesnelere dayanmayan bir özgürlüğün mutluluğuna hiç varamayacak. Anadili bile gelişmemiş. Düşünceleri, insan varoluşunun gerçeğini kavramaya yeterli değil.” Ama biri var. “Onunla yatarken, sanki aradan geçen uzun yıllarda ne bir erkek ne de büyük acılar var. Dipdiri kalmış bir sevgi, bir istek var yalnız. Yıllar, olaylar beni hiç yıpratmamış, aksine duygularıma yön vermiş. Güzelin, bir insanı sevmenin, bir insanın tenini okşamanın, bir insanla birleşmenin kutsallığını, bu kutsallığın tadına varmayı öğretmiş bana. Yatmaların hepsi aynı güzellikte değildir. Düşünüldüğünde insanın tüm bedenini titreten, boşalmaya vardıran yatmalar vardır. Onunla boşalmak öylesine doyumsuz ki, sanki bu ülkede güneş doğudan doğuyor ve gerçekten batıdan batıyor."

Ç.Ö.: Anılarınızı dinlerken huzursuz oluyorum. Aşk hayatınızı sorduğumda merak ettiğim şey bu anlattıklarınız değildi. Bu konuda Aziz Nesin’i haklı bulduğumu belirtmek isterim. (https://www.insanokur.org/...uzerine-dusunceleri/ )

T.Ö.: Sen değil miydin, ‘aşk, maske takmış cinselliktir’ diyen? Ben de maskelerden ve perdenin arkasından konuşmaktan nefret ediyorum. “Beynimle düşüncelerimi sınırlamam olanaksız.”

Ç.Ö.: Cevabımı aldım. Niyetim polemik değil, konuyu değiştiriyorum. Hem hayatın bu kadar içinde hem ölüme bu kadar yakın nasıl oluyor?

T.Ö.: İlk intiharım… “Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı. Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun.” “Kurtardılar beni. İntihar düşüncesi peşimi bırakıyor. Çoğunluk gibi doğal ölümü bekleyeceğim.” “Yaşam, mutlak tutkularla dolu. Yaşamı sevmekle birlikte ölüme alışmak da büyüyor, gelişiyor. Güzellikler kazanıyor. Bu sevgiyi nasıl rahatlıkla uğurluyorsam, yaşamı da o denli rahat, o denli güzel uğurlamalı. Sevgilerimi doyumla devretmeliyim. Esintilerin yumuşaklığı, Akdeniz yağmurunun yoğunluğu gibi.”

Ç.Ö.: Sinir hastalığının bulaşıcı olduğunu, bir insanın umutsuzluğunu algılamakla bile geçebileceğini söylemiştiniz bir yerde. Sizi dinleyince bir tarafınızın umut dolu olduğunu görüyorum ve iyileşme de bulaşıcı bir kimliğe bürünüyor. Ama sizdeki umut hayatın bizzat kendisine gibi, insanlara karşı öyle değilsiniz.

T.Ö.: “Bir gün Guguk Kuşu filmini izliyoruz. Doktorlar, hastane düzenine başkaldıran, hastaların dış dünyada iyileşeceklerini savunan, bu yolda çaba harcayan bir hastayı elektroşoka yatıracaklar. Hemen sinema salonundan çıkıyorum. Seyirciler arasında benden başka elektroşok yiyen yok, diye geçiyor aklımdan. Yoksa onların da hemen filmi terk etmeleri gerekirdi. Bu insanlar Guguk Kuşu filmini de, Napolyon’un yaşamöyküsü filmini de limana yaklaşan beyaz bir yolcu gemisini de. Vitrinlerdeki yeni sonbahar giysilerini de aynı gözlerle seyredebiliyorlarsa, elimden ne gelir.”

Ç.Ö.: İnsanların bu kayıtsızlığı delirmekle ölmek arasında bırakıyor insanı gerçekten. Üçüncü ihtimal çok zor. Demesem içimde kalır: Allah birçok insanın belasını versin.

T.Ö.: Eğer varsa versin tabi.

Ç.Ö.: Sizi dinlerken şöyle bir şey hissettim: Yabancı bir ülkede iki yabancı. İşin garibi yabacılar birbirine de yabancı. Hem oraya hem birbirlerine yabancılar, pek anlaşamıyor gibi gözüküyorlar. Ama çoğunluğa karşı ortak yabancılıkları onları birbirlerine yakınlaştırıyor. Aynı dili konuşmasalar da aynı hali paylaşıyorlar. Anlattığınız dünya, anılarınız bana tamamen yabancı ama insanlara olan mesafenizi anlıyor, acınızı hissediyor gibiyim. Ölüme karşı duyarsızlığınızdan da antik tiyatronun merdiveninde güneşin batışını izlemenizden de payım var sanki.

T.Ö.: O zaman o kadar da yabancı sayılmayız.

Ç.Ö.: Ben de öyle düşünmüştüm. Neyse geç oldu müsaade isteyeyim. Neyzen Tevfik’e de sözüm var, daha ona uğrayacağım. Kendinize çok iyi bakın olur mu. Görüşmek üzere.

(NOT: Yazıda tırnak içindeki kısımlar yazara aittir ve kitaptan alıntılardır. Diğerlerinin kime ait olduğunu bilmiyorum.)
67 syf.
Öncelikle kitapta yazarın hayatı belirli dönemlere ayrılarak anlatılmadığından hayatına aşina olmayanlar için karışık ilerliyor,bu yüzden de kitabı okumadan önce yazarın hayatına göz atmakta fayda var.

Tezer Özlü anlatmaya çocukken bile çocuk gibi hissetmediğini, hayatı boyunca hatta çocukken ailesinin yanındayken bile nasıl yalnız hissettiğini, hiç bir yere ait olamadığını anlatmakla başlıyor. Belkide bu yüzdendir dünyayı dolaşması: kendi insanlarını ve dünyadaki yerini bulmak için.

Sonrasıdaysa hayata farklı bakış açısı hayatı farklı deneyimlemesine neden oluyor. Yaşama başka pencereden baktığından doğal olarakta hayatının belirli bir dönemi hastanede geçiyor. Bu dönemdeki duygu ve düşünceleriniyse aşağıdaki cümleleri özetliyor.

{<<<< Onların dünyasında iniş çıkışlar bu denli büyük değil. Onların dünyasında coşku delilik derecesine varmıyor. Onların dünyasında bunalım ölüm korkusuna, belki de ölüm isteğine dönüşmüyor. Duygusal coşkular yemek gibi beslemiyor onları. Onlar “başkaldırmayı” savunurken, belli bir düzenin akışındaki yerlerini korumaya çalışıyorlar. Onlar, dolmuşa biner gibi evlenip, iner gibi boşanmıyor. >>>}

Şimdide öylemi bilmiyorum diğer yazarlardan da anladığım kadarıyla elektroşok tedavisi doğru uygulanmadığından çok korkunç bir şey haline geliyor, insana hem fizyolojik, hemde psikolojik zararı dokunuyor. Tezer Özlü için bunun üzerine birde kötü hastane şartları ekleniyor. Hastaneyle ilişkisiniyse şöyle ifade ediyor:

{ <<<Beni iyileştiren ne şok. Ne de ilaçlar. Beni iyileştiren, bu kliniklere bir kez daha kilitlenme olasılığının verdiği büyük ve derin korku.>>> }

Kitabın dikkatimi çeken diğer yanıysa hiç bir şeyi sansürlemeden, her şeyi en yalın haliyle anlatması.
65 syf.
·Beğendi·10/10 puan
“ Çocukluğumun soğuk geceleri” Bu kitap ismi bile ne çok şey anlatıyor, bayılıyorum böyle kitap başlıklarına. Yazarın çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıkları anlatılmış ve anlatılırken de kimseden çekinilmemiş, mahrem anılar saklanmamış. Hangimiz cesaret edebiliriz ki ilk cinsel deneyimlerimizi anlatmaya. Tezer Özlü anladığım kadarıyla Manik Depresif bir kişilikmiş, mani döneminde evlilikler kaçmalar yaşanmış, depresif dönemde kendini edebiyata vermiş. Edebiyatın gücü ve gördüğü yardımlar sayesinde bu hastalığı hafifletmiş. 42 yaşında gencecikken, daha çok şey yazacakken kadınların belası meme kanserinden yaşamını yitirmiş.

Yazarların çoğunun psikolojik sorunlar bunalımlı yıllar yaşadığı bir gerçek, bu duruma büyük müzik ve bilim dehalarında da rastlıyoruz. Benim fikrim de bu tip insanlar olmasaydı insanlığın bu kadar gelişemeyeceği yönünde.

“Hiç Kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum” diyen Tezer Özlü bir deha değil ama kesinlikle farklı uçlarda ve hisleri çok kuvvetli bir insan. Kitap incelendiğinde; o keyfine yazmamış belli ki onun için yazmak, yaşamak için bir zorunluluk olmuş.

Cümleler çarpıcı ve şiirsel bir anlatım var, özellikle son iki sayfayı tekrar tekrar okudum şiir okur gibi. Azıcık müstehcen çok samimi, yaşamak için itiraflar...

Bir yazarı beğendiğim zaman tüm kitaplarını okumaya çalışırım bu yazar da onlardan.
67 syf.
·3 günde·9/10 puan
Ah Tezer Özlü, Türk Edebiyatının Gamlı Prensesi..
Türk Edebiyatının keşfedilmemiş şarkısı, bilinmeyen adası, kısık sesiyle insanlara sessiz sessiz haykıran minik kuşu; edebiyat sarayımızın en arka, en ücra odası..

Tezer Özlü ile tanışmam bu senenin Şubat ayında "Yaşamın Ucuna Yolculuk" kitabıyla olmuştu. Tesadüfen tanışmıştım ve o sıralar neredeyse tüm hayatım o olmuştu. Kısa bir kitap olmasına rağmen uzun sürede bitirmiştim. Kitap okuma merakı olan bir kız arkadaşım benden öneri istediğinde de nedendir bilmem o kitabını hediye ettim ve 15. sayfasına "Bu kadını sadece okuma, anla." diye bir not bırakmıştım. Siz de eğer Tezer Özlü okuyacaksınız sizlere de söylüyorum: "Bu kadını sadece okumayın, anlayın." Düz bir mantıkla okunduğunda oldukça basit bir kitap olarak görünebilir lakin derinine inip, anlamaya çalıştığınızda kendinizi direkt kahramanın yerinde bulacaksınız. Yani Tezer'in. Demem o ki kitabın başları sıkarsa sizi ve basit bir kitap olarak düşünürseniz kitabı sakın bir kenara bırakmayın insan kardeşlerim. Çünkü o kenara bıraktığınız o ince kitabın içersinde 7 milyar insanın içinde yalnız kalmış bir kadının sessiz bir haykırışı var. "Beni lütfen anlayın." diyen bir kadının sessiz haykırışı.

Kitabın içeriğine gelecek olursak kitap anı - otobiyografi türünde romanesk bir tutumla yazılmış, roman olarak da adlandırabileceğimiz; yazarın aile yapısını, aşklarını, evliliklerini, akıl hastanesinde yaşadıklarını, yaşadığı dönemi, çocukluğunu yetişkinliğini tüm açıklığıyla anlattığı eseri.
Dediğim gibi otobiyografi, anı ya da roman.. herhangi bir kategoriye sokmakta güçlük çekilen kitapta yaşadıklarını, gel-gitlerini, baskıcı ailesini, kardeşi ve kuzeni ile yaşadığı çarpık cinsel ilişkilerini büyük bir cesaret ve içtenlikle dile getirmiş. Elektro-şok tedavisi,
Sigara izmaritini yere attığı için hizmetli tarafından dövülmesi, deli gömleği giydirilerek karyolaya bağlanması, korkuları, sevemedikleri, sapkın ilişkileri, okurken daha nice tüyler ürperten olaylar.. Ve tüm bunları çok güçlü bir betimleme ile sunmuş bizlere. Okurken zihnimizde canlanmaması olanaksız. Anlatı arasına çok vurucu cümleler de serpiştirilmiş hayat, toplum ve siyasi olaylar hakkında. Çok mükemmel tweetler çıkarabileceğimiz bri kitap da diyebilirim. :)

Türk edebiyatında kadının merkezde olduğu ve cinsel ilişkiler bakımından yaşadıkları hep ayıplanır bildiğiniz üzere. En kuvvetli örneği Bihter Ziyagil. Toplumuzda Bihter'i herkes ayıplarken Behlül Bey hakkında kimse bir ayıplama da bulunmaz kolay kolay. Namus, sadece kadına has bir hususmuş gibi sanki, ahmakça. Bu durum hakkında Aziz Nesin'de 2 Şubat 1981 yılında bir dergiye yazdığı makale'de romandan bahsetmiş ve Tezer'e sormak isterdim demiş: "Bu kitabı annen,baban ve ağabeyin de okumuşlardır elbet .Bir şey demediler, herhangi bir tepki göstermediler mi? Sonra oğlun büyüyünce,ileride ne düşünecek senin için diye şimdiden düşünmüyor musun?" Bence bu soruya Tezer Özlü de kitabındaki şu alıntıyla cevap verirdi: “İçimdeki kıpırdanışları dinliyorum. Bir şeylere açılmak, bir yerlere koşmak, dünyayı kavramak istiyorum. Dünyanın bize yaşatılandan, öğretilenden daha başka olduğunu seziyorum.” (sayfa 25)

Kitabın 60. sayfasında "Bazı kitaplar, gerçek yaşamdan daha duyarlı, daha büyük boyutlara götürüyor beni." diyor Tezer Özlü. Siz de böyle düşünüyorsanız bu kitabı severek okuyabilirsiniz.


Eveet, benden bu kadar sevgili okurlar. Gidip Ramo seyredip Esra Bilgiç'e aşık olmam gerek. Hepinize şimdiden musmutlu, kitaplarla dolu seneler dilerim. Sağlıcakla kalın.
67 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Ne cesur kadınmışsın sen Tezer Özlü..Toplumda bugün bile hâlâ tabu olarak görülen ,konuşulmayan,yokmuş gibi davranılan cinsellik, dokunma,haz alma konularını açıkça ele almışsın.Üstelikte kendi hayatından örneklerle korkmadan anlatmışsın.

Okuduğum ilk kitabıydı yazarın.

Ev bölümünde kendi çocukluğu ;küçük sobalı evleri ,banyo günleri eve gelen misafirlerle, konuşmalarla beni de çocukluğuma götürdü.

Okul yılları, okullarda öğrendiklerimizin bizi ne kadar hayata hazırladığını !!!

Sevgisiz aileleri "Babamla annem arasında hiçbir sevgi, hiçbir sıcaklık yok gibi.Annem onu bir erkek olarak sevmediğini her davranışıyla belli ediyor."gösteriyor. Bu gün yok mu bu aileler? Bi sürü ama kimse itiraf edemiyor. Alışılmış kurallarla sessizce yaşamaya çalışıyorlar.

Belkide bu sevgisiz ortamdan kurtulmak için hep bir kaçma ,uzak dünyaları tanıma isteği duyuyor.Hatta o kadar ki sevmeden bu ortamdan kurtulmak için ilk evliliğini yapıyor

Her duyguyu o kadar yoğun yaşıyor ki gün geliyor bunları kaldıramıyor.Tedavi görecek duruma geliyor.Ve hayatında dönem dönem tekrarlanan hastane günleri başlıyor.O süreçte yaşadıklarını okumak çok güçtü.Hem yaşadığı acılar nedeniyle hem de hastane içinde doktor,hemşire,hastabakıcıların "akıl hastalarına" davranışları nedeniyle.
Umarım o hastanelerde aynı şeyler devam etmiyordur hâlâ.

Tüm bu acılara rağmen yaşamayı çok sevmiş ve yaşadığı anların tadını vermiş bence kısa hayatında

"Doyumsuz yaşamı kucaklamak istiyorum ."

Kısa bir kitaptı ama anlattıkları o kadar anlamlı ve ruhunuza etki ediyordu ki.

Seninle tanışmak zevkti Tezer Özlü....
67 syf.
·2 günde·9/10 puan
Tezer Özlü'nün hikayesi beni çok etkiledi.
Çok gerçek ve yüreğe dokunan bir kitap olduğunu düşünüyorum. Güçlü bir kadının hayat mücadelesi.
Yazarın çocukluğundan başlayarak gençliğine kadar anlattığı hayatının belli bir kısmı intiharlar, akıl hastanesi yazar bu depresif hallerini çok iyi yansıtıyor. Hisleri o kadar kuvvetli ki kısacık bir kitap ta bile okuyucularına yansıtabiliyor..
Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun...
Çünkü sinir hastalığı da bulaşıcı bir şey. Hem öyle mikrop almakla değil, bir insanın umutsuzluğunu derinden algılamakla bile geçebilir.
Tezer Özlü
Sayfa 40 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
67
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753632607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor. Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi.

Kitabı okuyanlar 8,3bin okur

  • Feride
  • Mert Kişot
  • Sevcan YÖRÜK
  • Vecihe Kapar
  • Bahar Üstündağ
  • h.
  • tû
  • Buket
  • Arwen Undòmiel

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.7
13-17 Yaş
%5.2
18-24 Yaş
%31.6
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%5.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.5
Erkek
%27.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.7 (452)
9
%13.8 (316)
8
%21.5 (493)
7
%19.1 (437)
6
%11.9 (272)
5
%5.8 (132)
4
%3.1 (70)
3
%1.9 (43)
2
%0.9 (21)
1
%1.4 (31)

Kitabın sıralamaları