Çocukluğun Soğuk GeceleriTezer Özlü

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.073
Gösterim
Adı:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
65
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753632607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor.

Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi.
(Arka Kapak)
İÇİNDE BİR ÇOCUK ÖLÜSÜYLE YAŞAYAN KADIN

Hep Zühre
Hep Leyla
Hep aşk
Hep cici bici
Hep kendini seven
Hep kendini öven, önemseyen
Hep şen şakrak, gülümseyen...
Rengarenk kahramanlarla dolu edebiyata bir de Tezer gerek:
Siyah beyaz film gibi, cam gibi keskin, yaralarını gizlemeyen yaralı kadın...
Karşımda çırılçıplak soyundu; utanmadı, saklanmadı, yargılayacağımdan korkmadı, suçlamalarıma inat gözüme soktu kendini...

Hayat, bizim seçtiklerimizden çok seçmediklerinizle başlıyor aslında.
Pembe pamuk helvalarıyla ve elma şekerleriyle büyütülen, prenses özeni ile büyütülen kız çocukları var...
Gecekondularda doğan büyüyen ve toprak yiyen, toz toprağın içinde yanık ten ve bembeyaz dişleriyle gülümseyen kızlar...
Daha bebekken tacize uğrayan...
Cami avlusuna bırakılan...
Beşikteyken kertilen...
Horlanıp aşağılanan ve dayak yiyen...
Mor çatılara sığınan...
Bilmem kaç koyuna satılan....
Kaç kadın varsa o kadar kadın hikâyesi var ...
Sizin de var hikâyeniz ( anlatmaya utandığınız, korktuğunuz, ayıplanacağınızı sandığınız, parmakla gösterilip dışlanacağınız hikayeniz var biliyorum, herkesin var )...

Bu kitap ne anlatır?
Tezer’i...
Çocukluğundan başlayarak gençliğini, korkularını, intihar girişimini, 5 yıl akıl hastanesinde yaşadıklarını, şizofren ataklarını, hastanelerde uğradığı tacizleri, erkeklere bakışını, cinselliği, evliliklerini, arkadaşlarını, ailesini, elektroşoklarda hissettiklerini, yalnızlığını, kusurlarını, kadere rıza göstermeyişini,ölmeden ölmelerini...

Biri de çıksın yazdıklarıyla seni hırpalasın istiyorsan Tezer’ i oku...
Üstesinden gelemediğim sorunlarım var diyorsan Tezer’i oku...
Bir hasta ruh nasıl korkar,
Bir kadın ne hisseder,
Erkekleri tanımak için kaç erkek tanıman gerek,
Merak ediyorsan Tezer oku...
..........
Dipsöz:Tanımıyorsan ;ayıplama, yargılama, suçlama...
“ Çocukluğumun soğuk geceleri” Bu kitap ismi bile ne çok şey anlatıyor, bayılıyorum böyle kitap başlıklarına. Yazarın çocukluk ve gençlik yıllarında yaşadıkları anlatılmış ve anlatılırken de kimseden çekinilmemiş, mahrem anılar saklanmamış. Hangimiz cesaret edebiliriz ki ilk cinsel deneyimlerimizi anlatmaya. Tezer Özlü anladığım kadarıyla Manik Depresif bir kişilikmiş, mani döneminde evlilikler kaçmalar yaşanmış, depresif dönemde kendini edebiyata vermiş. Edebiyatın gücü ve gördüğü yardımlar sayesinde bu hastalığı hafifletmiş. 42 yaşında gencecikken, daha çok şey yazacakken kadınların belası meme kanserinden yaşamını yitirmiş.

Yazarların çoğunun psikolojik sorunlar bunalımlı yıllar yaşadığı bir gerçek, bu duruma büyük müzik ve bilim dehalarında da rastlıyoruz. Benim fikrim de bu tip insanlar olmasaydı insanlığın bu kadar gelişemeyeceği yönünde.

“Hiç Kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum” diyen Tezer Özlü bir deha değil ama kesinlikle farklı uçlarda ve hisleri çok kuvvetli bir insan. Kitap incelendiğinde; o keyfine yazmamış belli ki onun için yazmak, yaşamak için bir zorunluluk olmuş.

Cümleler çarpıcı ve şiirsel bir anlatım var, özellikle son iki sayfayı tekrar tekrar okudum şiir okur gibi. Azıcık müstehcen çok samimi, yaşamak için itiraflar...

Bir yazarı beğendiğim zaman tüm kitaplarını okumaya çalışırım bu yazar da onlardan.
İnceleme yazmayacaktım ama dayanamadım. Öncelikle Tezer Özlü için şunu söylemem gerek, defalarca intihar girişiminde bulunmuş ve sürekli kurtarılmış. İlk intihar girişiminden sonra eve döndüğünde babasının ona uzattığı yemişleri göstererek "böyle güzel yemişler varken insan ölmeyi nasıl düşünür" sözünü çok beceriksizce, acınası ve yetersiz bulmuştum. Sonunda kendi karar verdiği bir ölümle değilde göğüs kanserinden ölmüştür ne yazık ki.. Çünkü bu değişmez isteğine saygım var. İntihara kesinlikle karşıyım. Ama bunu tercih edenlere ilginç bir saygı duyuyorum. Hele bu kitabı okurken yaşadıklarını öğrenince onu her seferinde kurtaranlara kızdım.

Çok gerçekçi yazdığını belirtmeliyim. Bu gerçekçiliğin yanısıra birde bunların gerçek olmadığını düşündürür okuyucuya. Hem bir belirsizlik, hem bir kesinlik vardır kitaplarında. Gerçekçidir. Ve bu gerçekler sizi çok acıtabilir.. Acıtmalıda. Zira acıtmıyorsa kendinizden şüphe etmeniz gerekir. Çünkü o Guguk Kuşu filmini izlemeye dayanamayıp, filmi yarıda bırakıp çıkacak kadar naiftir. Öyle naif birinin yaşadıkları acıtmalı elbette insanı..

Velhasıl Tezer Özlü edebiyatımızda bambaşka bir yere sahip olan ve bence olduğu yerinde sonuna kadar hak eden bir yazardır. İntihar girişimleri yüzünden bazı insanlar onu okumadıkları için zayıf bir kişiliğe sahip olduğunu düşünebilirler. Ama kitaplarını okuduklarında ne kadar güçlü, inatçı olduğunu göreceklerdir.

Tezer Özlü'yle tanışmalı :))
Tezer Özlü bu ilk romanında kendi hayatını tüm çıplaklığla yazıya dökmüş. Akıl hastanesinde geçirdiği günleri tasvir etme yeteneği olağan dışı. Sürekli uç yaşamayı yeğlemek, özgür olmayı ve kendi istediğini yapmak -"karşı çıkmak istediğim kurallar var" diyerek- çabasında geçirilmiş soğuk bir hayat. Olaylar arasında bir bütünlük ve zaman kavramı yok. Bunu bilerek mi yapmış yoksa o an aklına ne geliyorsa mı yazmış buna okuyunca siz karar verin. Keyifli okumalar.
Tezer özlünün en uzun şiiri, anlatısı şüphesiz ki çocukluğudur.Uzun ve soğuk...

Romanına kendisini odak alır.Bu açıdan doğallığı yakalar.
Öncelikle ‘taşra sıkıntısı’nın resmini çizer.Dar bir sokağa bakan, cansız ve sönük ışıkların aydınlattığı bir ev ve bu evde geçirilen erken gelen karanlık günleri anlatır.Benzer hayatlar sürmüş olanların ekleyebileceği imge için fazlasıyla boş alanlar yaratmıştır.Sadece bir kısmında çocukken cinsellikle ilgili bir kaç anısı var bu bölümü okuyunca kesinlikle travmatik bir çocukluk yaşadığına kanaat getiriyorum.
Merak ediyorum yaşam nedir aslında diyerek...

Sorgun'dayım, suyu seyrediyorum ama bu bi durgunluk değil aslında. Suyun haykırışı!
Ayaklarıma çarpan dalgalar eşliğinde denizi seyrediyorum. Birkaç çocuk koşturuyor kumsalda
Bi kadın gülümsüyor...

Sessizlik,dinginlik,suskunluk ya da siz ne derseniz işte o!
Yaşadığım bu an aslında bunlardan hiçbiri değil.

Gülümseyen kadın yanıma gelip oturuyor. Çekiniyorum biraz da aslında ama hissediyorum, o da benim gibi...

Anlatmaya başlıyor bir şeyler. Deniz güzel ama bu kadın kadar değil.

Çocukluğum diyor soğuktu,hele ki geceleri...
"Karanlık ve soğuk geceler"

Yüzüne bakıyorum gözlerine dudaklarına
Gülümsüyor tekrardan
Sonra anlatmaya devam ediyor.

Çok şey yaşamış çokta şey hissetmiş.
Bi adamla sevişmiş mesela
Sonra da bi' kadınla...

Yalnızlığını anlatıyor karanlık geceleri,soğuk ve yalnız odaları,elektroşok yemelerini,delirmelerini...

Ne kadar da çok şey yaşamış diyorum,ne kadar da çok!

Küçükken diyor intihar etmeye çalışmıştım sonra da kurtulduğum zaman babam yanıma gelip "Böyle güzel yemişler varken insan nasıl ölmeyi düşünür" dedi diyor.

Ikimiz birden basıyoruz kahkahayı. Aslında hayatta böyle..
Güzel değil ama birkaç küçük mutluluk bulalım da yaşamaya devam edelim değil mi?

Şimdi o güzel kadın,gülümseyen kadın kalkıp gitti yanımdan.
Kal diyemedim,nereye diyemedim sadece gidişini izledim.

Ha kim diye sorarsanız, ismi Tezer'miş...
Belki bir gün sizde gidersiniz Sorgun'a.
Belki bir gün sizin de yanınıza oturuverir...

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? (Franz Kafka)

Şimdi anladım niye böyle dediğini ve benim için bu kitap bir anlamda öyle oldu daha önce hiç böyle açık konuşan cesur bir yazar okumamıştım hele de bir bayan şaşkınlıkla okudum bir çok yerini gözlerim büyüdü okurken :)

Kitap 65 sayfa ama anlatılanlar piskolojik sorunları olan bir kadının hayatından, hayata bakış açınızı değiştirecek alıntılarıyla derlenmiş gibi bir çok cümleyi alıntılamak istedim ama yazmaya üşendim doğrusu :))

T.Ö gibi kadınlar var mı gerçekten diye düşündüm, her şeye baş kaldıran bir kadın #29756406 burda olduğu gibi.

Alıntıları ile anlatasım var doğrusu çünkü ifade edemiyorum taze bitmişken aklımda kalanlar bunlar yine çok sevdiğim bir alıntısını şuraya bırakayım #29807265

Bence bayanlar olarak mutlaka okunmalı doğrusu cesareti imrendiriyor insanı ve bana biraz da güçlü olmayı öğretti diyebilirim.

Etkinlik sayesinde erkene almıştım teşekkürler. https://beta.1000kitap.com/gonderi/28910925
Tezer Özlü.Türk edebiyatının "tez" düşünmüş "er" göçmüş yazarı.
"Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil." sözlerini alnınızda tamamen sizi tamamlayacak bir cümleye yer verin diye bir bölüm olsa yazdırırdım ve ölene kadar değiştirmezdim sanırım.

"Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni, kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı."

Kitaba gelecek olursak,özellikle kronolojik olmayan olaylar dizimi,sıklıkla başvurulan geri dönüş tekniği renk katmış.Elektroşok paragraflarını titreyerek okudum diyebilirim.Kitapta kendi kendi ile yetinmeyip başka yazarlara da yönlendirme yapması da gayet güzeldi.

Çocukluğun Soğuk Gecelerinin verdiği etki ise için ise şöyle diyebilirim, Tezer Özlü okuyan ve etkilenmeyen biri varsa; onun insanlığından şüphe duymak gerekir benim için.Kendine özgü ve biricikliğiyle Türk Edebiyatında farklı bir yeri var ve var olacak hep.Unutulmayacak.
Kitabı bitireli yaklaşık bir buçuk saat olmuş. Bitirdikten hemen sonra kapattığım gözlerimi açalı ise beş dakika oldu. Kafamın içindeki dağınıklığı hatta darmadağınıklığı toparlayabilmem için bir buçuk saat yetersiz gelmiş gibi hissediyorum. Hâlâ kafamda onlarca ses,düşünce ile susmaları, durmaları konusunda savaşıyorum. Mağlup mu galip mi olacağım meçhul. Bir aralık buluyorum ve hemen kaleme koşuyorum bakalım ne yazacağım,nasıl yazacağım,kime yazacağım,okunsun diye mi yazacağım... Sorular,sorular.. Ah Tezer Özlü,ah ! Öyle bir dağıtıyorsun ki beni toparlanamıyorum.

Yazdıklarının kurgu ve gerçeklik arasında gidip geldiği anlattığı kurgunun bile hayatımızdaki gerçekliklere denk geldiği bir Tezer Özlü yazını. Benim de okuduğum ikinci kitabı. İlk kitap hikayelerden oluşuyordu bu ise roman türünde yayımlanan bir eser. Gerek anlatım, gerek kişiler, gerekse anlatılanlar bana ilk kitabı anımsattı. Kişilere yabancı değildim çoğuyla ilk kitapta tanışmış ve o günden bugüne arkadaşlık ediyordum. Bu kitapla da arkadaşlığımız daha da ilerledi tabi.

Çocukluğumdan bu yana hastanelere olan aşinalığım sebebiyle üçüncü bölümde yapılan betimlemeler ve olaylar bedenimin sarsılmasına ve bir ara kitabı bırakıp hava almaya çıkmama sebep oldu. Tam bu cümleyi yazdıktan sonra kafamın içinden eski çekmecelerinin açılma sesleri gelmeye başladı. Yapamam. Şimdi toparlanmaya çalışırken o çekmecelerin açılmasına izin veremem. O yüzden bitirmeliyim incelemeyi.

Ve bitirirken yine Tezer Özlü'nün kitapta geçen cümlesini eklemek istedim buraya. "Acılarla ve yoksulluklarla dolu dünyalar." diyordu yazar hiç bir zaman bu cümleyi yazarken ne düşünüp ne hissettiğini bilemeyeceğim ama acılar ve yoksulluklar ile dolu olan dünyayı değiştirmek için sonuna kadar mücadele edeceğim. Sizleri de bu mücadeleye beklerim.

Keyifli okumalar. :)
TEZER ÖZLÜ OKUMA ETKİNLİĞİ #30470541 sayesinde bu kitabı plandığımdan erken okumuş ve bu durumdan mutlu olmuş bulunmaktayım.
Bayramınızı kutluyor ve melankolik kitabın melankolik incelemesine başlıyorum. Bu bir karakter incelemesidir. Şimdiden iyi okumalar 

Soğuktan korkan, mutsuz küçük bir kız çocuğu. Babasının otoritesi, abisinin yalnızlığı ve annesinin saydamlığıyla büyüyen , “Her sabah ve her gece öylesine sevgisiz ki.” Diye düşünen bir kız çocuğu karşılıyor bizi önce. İlk intiharını çocukken hap içerek gerçekleştiriyor.

Bu çocuk yavaş yavaş büyüyor , gittiği okul bir rahibe yuvası . her şeyi sorgulayan , asla uysal olmayan o asi beyni yadırgıyor burayı. Rahibelerin bakireliğini sorguluyor , onları anlamaya çalışıyor , onlar için mutsuz oluyor , kadın olma yolunda ilerlerken kendi cinsel dürtülerine rahibelerin aksine düşmanca değil , dostça tutunuyor. Seviyor; en derinlerde , en ilkel benliğimizin içinde olan cinselliğini ,kadınlığını. Rahibeleri umutsuzluk için de seyrediyor. “ ... kendilerinden daha da derin, bir uçurumu andıran manastır karanlığında yitiyorlar.” Diyor onlar için . Asla o uçurumdan atlamak istemiyor.

Cinselliğini adeta yemek yemek kadar normal karşılayan ve her gün aynı yemeği yemek istemeyen bir kadın karşılıyor bizi. Eşlerinden neredeyse hiçbirini sevmiyor. Kendini otobüs değiştirir gibi eş değiştiren birisi olarak gören bir kadın ruhuyla yoluna devam ediyor.

Deliliği tatmadan bir canlılık yerleşiyor içine , çiçek açmayı bekleyen bir tomurcuk gibi neşeli , kıpır kıpır ... “ Caddelere çıkmak, doymak bilmediğim sokaklara bakmak,yeni köşeler keşfetmek ,yabancı insanları seyretmek, doyumsuz yaşamı gözlerimden yüreğime indirmek istiyorum.” Diyerek ifade ediyor içinde ki yaşama sevincini , belki uzun süre böyle hissedemeyeceğini biliyor ve tadını çıkarmak istiyor , bu yeni duyguya tutunmak istiyor. Her şeyden çok çabuk sıkıldığı gibi bu duygudan da sıkılıyor ve deliliğin kollarına kendini atıyor.

Akıl hastanelerinin elektroşok odalarındaki uzun , acılı bekleyişleri , ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiyi, hatta bu çizginin tam ortasında olmayı , vücudunun her hücresinde elektrik akımını hissederek yaşayacağı yıllar başlıyor. Tek aktivitesi sigara içmek oluyor , günde dört paket sigara içiyor, yetmiyor. Belki de yaşamdan en çok burada nefret edip , en çok da burada özlem duyuyor. Burada geçirdiği geceler belki de yalnızlığını ve mutsuzluğunu en yoğun yaşadığı saatler ve asla bitmiyor. “Geceler çok erken gelir hastanelere. Ama bitmek bilmez. Gün doğmak bilmez.”

Delilikten vazgeçişi ya da deliliğini artık saklamaya başlaması ona edilen işkencelere tahammül edememesi üzerine baş gösteriyordu. Artık kendi doğrularını savunmayacaktı, düşündüklerini yapmayacaktı , kendini tutacaktı. Bu sahte dünyada belki de tek gerçek onun delice düşünceleriydi. Çünkü gerçekler insanı deli ediyordu , umutsuzluk insanı deli ediyordu mantık ve bilgi ve içinde yaşadığımız çağ insanı deli ediyordu ve karşımızdaki insanlar mantıksızlığı akıllılık olarak görüyordu. Çıt çıkarmayan zihinlerde monoton hayatlar yaşanıyordu. Bağıran , çığlık atan fikirlere “delilik” diyorlardı.
Fiziksel acı onun deliliğini susturmasına neden oldu ve hastane günleri geride kaldı.

Sonrası aşk , sonrası güzellik. Ama çevresinde ki delilerin her zaman farkına vardı. Yine de sesli söylemedi. Yine deliliğini içinde yaşadı asla sesini çıkartmaya cesaret edemeyen sus pus olan delilere şahit oldu ve onlara kendi beyninde yoldaşlık etti.

Çevrenizde her zaman deliler olacaktır ve onlar bir gün mutlaka dünyayı yönetecekler. Çünkü gerçekler , gerçek hisler , duygular ve düşünceler bir gün mutlaka açığa çıkacak. O zamana kadar kendinize iyi bakın ve içinizde bir deli olduğunu sakın unutmayın.
Bazen doğduğumuz coğrafya, sahip olduğumuz aile, akrabalarımız, arkadaşlarımız ve bazen bedenimiz bize yabancı, ait olmadığımız bir dünya gibi gelir. Bunu hemen hemen hayatının en az bir döneminde herkes hissetmiştir. Genelde sorgulayan insanlar varlığını anlamlandırmaya, bir neden bulmaya, sahip olduğu çevredeki hatta kainattaki rolünü kavramaya çalışır. Bu çaba çoğu zaman hayat boyunca devam eder ve insanı anlamını bulamadığı bir varoluşta, aidiyet duygusu olmadan yaşamaya mahkum eder. İşte böyle bir hayata sahip olan Tezer Özlü; hiçbir yere, hiçbir kimseye ait olmadan ruhunun sahip olduğu özgürlüğü akıllılık ve delilik sınırlarında hiçbir kalıba, kurala, toplum normlarına bağlı kalmadan yaşamıştır. Çocukluğun Soğuk Geceleri eserinde ise yaşamına dair önemli kesitleri anılarının bir derlemesi olarak okuyucuya sunar.

Kitapla ilgili düşüncelerime gelecek olursak; öncelikle beklentimden çok çok farklı çıktığını söyleyebilirim. İyi ya da kötü buldum diye keskin bir şey söyleyemem. Arada kaldım daha çok ve bunun sebeplerini sıralamam gerekirse; otobiyografi olarak nitelendirilen bu eser tam anlamıyla zamana bağlı sıralı bir yaşam öyküsü değil. Zaman akışı tekniği denilmiş. Bu teknikle yazılmış kitaplarda çok daha fazla yorulur okuyucu; bu kitapta öyle bir durum yok. Roman olarak katagorize etmek de güç; bu konularda çok ahkam kesmek istemiyorum...

Neden arada kaldım peki? Bana göre kitabın havasına uymayan bir anlatım tarzı var. Yer yer hayran kalınacak cümleler ile dalıp giderken, yer yer duygusuzca yazılmış çıplak cümlelerle kendime geldim. Bu yüzden hissettiklerini, yaşadıklarını anlasam da içimde hissedemedim; o atmosferi koruyamadım. Yusuf Atılgan ‘ın Aylak Adam kitabındaki yazım tarzına çok benzetsem de o beğeniyi yakaladığımı söyleyemem. Kısa kısa net cümleler, aralarda duygu aktarımı, kırgın yıkık dökük hisler… Buna rağmen kitap bir bütünlük içinde olmasa da yazarın çocukluğunun soğuk gölgesinde kalan yaşamını, çevresinin batı özentiliğini, intihar girişimlerini, sevgisiz evlilik ve birlikteliklerini, çocukluğundan itibaren sevgiye değil bir erkeğe gereksinim duyduğunu, kalıplara sığmadan yaşadığı cinselliği cesurca kaleme almasına hayran kaldığımı söyleyebilirim.

Çocukluğunda sevgiden uzak kaldığı bir aileye sahip olması, ardından gelen psikolojik sorunlar(manik depresyon), erkeklere yaklaşımı, Hayalet Oğuz, hayatı boyunca direndiği burjuvazi yaşam, okuduğu okuldaki rahibelerin bakireliği, doğadan uzak kaldığı şehir hayatı, hastanede maruz kaldığı insanlık dışı davranışlar, elektroşoklar yazarın hayatında iz bırakmış üzücü gerçeklerden sadece bir kaçı.

Yazarın mahrem duygularını ve erkeklere duyduğu daha çok bedensel hisleri olduğu gibi aktarması okuyuculardan bazılarını rahatsız etmiş olsa da bana göre doğrularıyla yanlışlarıyla hayatının her noktasını kabullenmesi ve cesaretle okuyucuya aktarması yazarın kendine has çizgisini oluşturmakta.

Tezer Özlü etkinliği için Ömer Gezen ‘e teşekkür ediyorum. Kitaptan çok beğendiğim bir paragraf ile kapanışı yapıyorum. Hoşça kalın…

‘’Pazar günleri…Şimdilerde…Sokak aralarından geçerken…gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim..evlerin pencere camları buharlaşmışsa…odaların içine asılmış çamaşır görürsem… bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek…………isterim hep. ‘’
Otobiyografik ögeler barındıran bir kitap bu; öyle şeyler var ki hangisi gerçekten yaşanmış, hangisi kitap için yazılmış ayıramadım. Düz, kurallı cümleler hakim kitabın büyük bölümünde bu çok hoşuma gitti. Kitapta yer, zaman ve olaylar iç içe. Tezer Özlü olayları, zamanı değil de yaşadıklarını, hissettiklerini öne çıkarmak istemiş olmalı. Özellikle hastanede kaldığı zamanların anlatımı çok etkileyici. Değinmek istediğim bir kaç alıntı var kitaptan.
İlk kez intiharı dener Tezer Özlü ve eve geldiğinde babası ona 'Böyle güzel yemişler varken, insan nasıl ölmeyi düşünür?' der. İnanılır gibi değil!!
Hastaneye pek çok kez yatırılmış intihar girişimleri nedeniyle. Şu satırlardan neler hissettiği çok acı bir şekilde anlaşılıyor. 'Arkadaşlarım beni görmeye geliyor. Kimi çiçek, kimi meyve getiriyor. Sonra onlar kentin yaşamına dönüyor. Ben hastanenin sonsuz yalnızlığına. Geceler çok erken gelir hastanelere. Ama bitmek bilmez. Gün doğmak bilmez.' 'Uyanmak çıldırmak demek. Uyanmamalıyım.' 'Direnmeliyim. Beni iyileştiren ne şok, ne de ilaçlar. Beni iyileştiren bu kliniklere bir kez daha kilitlenme olasılığının verdiği büyük ve derin korku.'
Bunları yazan biri üç beş sayfa sonra nasıl olur da hayata bağlı, umutlu cümleler kurar? Şaşırıyorsunız okuyunca. Üstelik cinsel deneyimlerini ülkemizde böyle özgürce yazma cesareti olduğu için ayrı bir övgüyü hak ediyor.
Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış!
Bir şeylere açılmak, bir yerlere koşmak, dünyayı kavramak istiyorum. Dünyanın bize yaşatılandan, öğretilenden daha başka olduğunu seziyorum.
Bizim insanlarımızın insan sevmesi, insan okşaması çocukluktan engelleniyor. Saptırılıyor. Çarpıtılıyor.
Seyehat eden,büyük kentlere gidip gelen bu insanlara özlemle bakıyorum."Bir gün uzak dünyaları ben de tanıyacağım."diye geçiyor içimden.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çocukluğun Soğuk Geceleri
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
65
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753632607
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü'nün bu ilk romanı, yaşamın yalnızca başlangıcını oluşturmakla kalmayan, sürekli dönülen, belki de hiç çıkılamayan çocukluğu yansıtıyor. Yetişkinlerin, tıpkı çocukluğa olduğu gibi, farklılığa da aman vermeyen dünyasına karşı yazar anıların çıplak gerçekliğine sığınıyor.

Tezer Özlü, Türk edebiyatının nostaljik prensesi.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.512 okur

  • Ayşegül Yeni
  • İrem Güven
  • Özge Atmaca
  • Barış
  • Aziru
  • Siçil
  • Alâ Günlük
  • Fatih Karakaya
  • Elif Yardımcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%5.2
18-24 Yaş
%31.6
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%5.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.5
Erkek
%27.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.9 (98)
9
%16.4 (77)
8
%24.9 (117)
7
%19.6 (92)
6
%8.7 (41)
5
%4.3 (20)
4
%1.7 (8)
3
%1.7 (8)
2
%1.1 (5)
1
%0.6 (3)

Kitabın sıralamaları