·
Okunma
·
Beğeni
·
14bin
Gösterim
Adı:
Çocukluğun Sonu
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053755111
Kitabın türü:
Çeviri:
Ekin Odabaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Çocukluğun Sonu
Son Nesil
Bilinmeyenin korkusu, geçmişten değil de gelecekten kalma bir hatıra olabilir mi?

1953'te yayımlanan Çocukluğun Sonu, Arthur C. Clarke'ın bir bilimkurgu yazarı olarak tanınmasını sağlayan, yirminci yüzyıla damga vuran önemli romanlardan biri. 2015'te televizyona uyarlanarak dizi haline getirilen ve bilimkurgu takipçileri için yeniden gündeme gelen bu eserin gücü, insanlığın geleceğine dair en özgün ve düşündürücü yorumlardan birini sergilemesinde gizli.

Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen Çocukluğun Sonu, ters köşeye yatıran bir "öteki" anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü, ütopya ve distopya arasındaki ince çizgiye dair, kalın harflerle tarihe geçen bir bilimkurgu klasiği…

"Böyle bir kitap yıllardır yazılmadı."
-C. S. Lewis-

"Ürkütücü derecede mantıklı, inandırıcı ve acımasız bir kehanet girişimi. Clarke gerçek bir usta."
-Los Angeles Times-
(Tanıtım Bültenindne)
256 syf.
·4 günde·9/10 puan
İthaki bilim kurgu serisinden okuduğum 10. kitaptı ve Arthur C. Clarke ile ilk tanışmam oldu. Bu tanışmadan gayet memnun ayrıldığımı söyleyebilirim. Yazarın verdiği mesajları ve kitabın alt metninde yer alan örtülü mesajları oldukça beğendim. Sizlerle de paylaşmak isterim. Şimdi kemerlerinizi bağlayın, uçuşa geçiyoruz.

Kitap dünyanın iki büyük süper gücü ABD ve SSCB'nin arasında olan uzaya çıkma yarışı ile başlıyor. Başlarda iki ülke arasındaki kıran kırana bir bilim-uzay mücadelesini bize aktarıyor yazar. Her ne kadar ülkemizde pek haberdar olmadan hayatlarımızı sürdürüyor olsak da bizim dışımızda birçok ülke uzay ve bilim alanında gizli bir savaş içerisindeler şu an. Bizse hala onların bizi kıskandığını düşünüyoruz maalesef. Düşünsenize, uzaya ve bilime dair ne gibi gelişmeler kat ediyoruz şu an? Koca bir hiç değil mi?

İnsanoğlunun uzaya çıkması ve uzayı keşfetmesi için en büyük girişimini yapacağı sırada uzaylıların gökyüzümüzde görünmeye başladığını düşünün. Tesadüf olamayacak kadar büyük bir olay değil mi?

Kitapta, dünyamıza istila eden uzaylılar kısa sürede yönetimi ele geçirerek insanlara emirler vermeye başlıyorlar. Verdikleri emirlerle dünyayı daha yaşanılır bir yere ve daha refah bir düzene geçiriyorlar. İnsanların mutluluğu artıyor ve günden güne zamanında hayal kurdukları her şeye kavuşuyorlar. Fakat Hükümdar ismi verilen bu uzaylılar kendilerini hiçbir şekilde insanlara göstermemeyi tercih ediyorlar. Bu durum biz insanlar tarafından kabul edilebilir bir durum mudur? Sizi yöneten ve bütün kararlarını veren uzaylıları görmeden onlara itaat etmek mümkün müdür?

İnsanoğlu kaderini bir başka ırkın eline bırakabilir mi? Kaderimizi bizim belirlememiz gerekirken neden başkaları veya başka güçler belirlesin?

Evet, eski çağlara göre dünyada tam anlamıyla bir "ütopya" yaşanıyordu; ama uzaylılar sırf refahımızı ve hayat standartlarımızı artırmak için dünyaya gelmiş olamazdı... Mutlaka bu uzaylıların bizden gizlediği ulu bir amacı olmalıydı. Bizden bu amacı büyük bir sır olarak saklıyorlardı... Uzaylıların sırrı neydi?

Yeterince merakınızı celp ettiysem, kitapla ilgili görüşlerime ve eleştirilerime yer vermenin zamanı gelmiş demektir. Araştırmalarımda bu kitapta yer alan yaşam türünün birçok okur tarafından "ütopya" olarak nitelendirildiğini gördüm. Fakat buna kesinlikle katılmıyorum. Bu kitabın öngördüğü şey ütopya olamaz. Kısa vadede çözüm sağlayan bir yaşam tarzı insanlık için bir felakete sebep olabilir. Hele ki ırkım hakkında kararları ben alamıyorsam ve uzaylılar tarafından yönlendiriliyorsam bunun adına ne yazık ki ütopya diyemem. Çünkü ütopyamı ben kendim oluşturmalıyım.

Zihin açıcı ve çokça üzerine düşünülmesi gereken bir eser. Bir şaheser. Din, felsefe, siyaset, bilim ve uzay konularında daha önce duymadığınız özgünlükte fikirler yer alıyor içerisinde. İlginizi biraz olsun çekmesini sağladıysam mutlaka okumalısınız.
256 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bilimkurgu klasiklerinin okuduğum ikinci kitabıydı "Çocukluğun Sonu" , bu kitabı da Semih/Duvar/ önerdi :) Zaten çoğumuz Semih sayesinde başladık bilimkurgu klasiklerine ve iyi ki de başladık diyorum her yeni kitapta. (Bir kez daha teşekkürler Semih, yeni tavsiyelerini bekliyor olacağım, bilesin :))

Adıyla (1997 yılında, Cep Kitapları tarafından "Son Nesil olarak basımı yapılmış eserin), kapak tasarımıyla beni kendine çeken bir eserdi Çocukluğun Sonu. Zaten, bilimkurgu klasiklerinin kapak tasarımları sade ve hoş görünümüyle hem göze hitap ediyor hem de eserler oldukça etkiliyor okuyucuyu. "Maymunlar Gezegeni" beni ne kadar etkilediyse, "Çocukluğun Sonu" da o derece sarstı. Hem anlatım hem de yaşananlar bakımından tüm kitap boyunca merak duygum hep ön plandaydı. Tabi ki kitaptan bahsedeceğim, okuyacaklarınız sadece bir giriş niteliğindedir ve hiçbir ipucu içermeyecektir.

Bir uzaylı istilası (istila demek ne kadar doğru bilmesem de daha uygun bir kelime bulamadım) ile başlayan kitap, insan ırkının bu istilayı kabullenmesiyle ve Hükümdarlar'ı benimsemesi ile devam ediyor. Evet kedilerine Hükümdarlar diyorlar. Hükmediyor, uzaktan izliyor ama insanların işlerine doğrudan karışmıyorlar. Ve böylece hayat artık hiç eskisi gibi olmuyor. (Hem iyi hem kötü anlamda eskisi gibi olmuyor hiçbir şey...)

İnsanlar daha mutlu, maddi şartları daha iyiye gidiyor, cinayetler, suçlar bitiyor ve insan aklının değeri bilinmeye başlıyor, üretim artıyor ve her şey ucuzluyor bu sayede. İnsanlar istedikleri her şeyi yiyebiliyor ve her yere gidebiliyor. Kısacası her şey yolunda görünüyor gezegende. (Kim böyle güzel şartlarda yaşamını sürdürmek istemez ki dediğinizi duyar gibiyim.) Ama kitapta da yazdığı gibi "Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlamaz."

Hayatı, kaderi Hükümdarlar'ın elinde olan bir ırk var ortada. İnsanlar bu yaşam tarzından mutlu olsalar da merak her zaman olduğu gibi çalıyor kapıyı. Dünya, Hükümdarlar'ın "neye benzediğini" ve insanlardan ne istediğini öğrenmek istiyor, ne pahasına olursa olsun bunun açığa kavuşmasını beklemeye başlıyor. Nihayet yıllar sonra bir gün, Hükümdarlar insanların hazır olduklarını düşünerek yeryüzüne iniyor. Ve kendilerini göstermeyi kabul ediyor! İşte her şey o zaman başlıyor...

Kitap boyunca, Hükümdarlar'ın neden insanlara yardım ettiğini, bu ırktan ne istediklerini anlamaya çalıştım. Dünyanın ve insanların, uzaylıların gözüne nasıl göründüğünü kestirme çabaları sardı beni. "Ya bunlar gerçek olsaydı, insanlık bu canlıların eline bırakır mıydı kaderini?" düşüncesi zihnimi kurcaladı.

Her anlamda dolu dolu, özgün bir kurgu okudum. Kitabı bitirince, adı hakkında da uzun süre düşündüm. (Okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.) Ekonomi, din, siyaset, felsefe ve daha birçok konu üzerinde durarak güçlenen bir anlatımla karşılaştım. Samimiyetle söylemek gerekirse, böyle bir kitapla daha önce karşılaşmak isterdim. Yine bir "geç olsun güç olmasın" vakası oldu benim için Çocukluğun Sonu. Ütopya ve distopya konusuna hiç girmek istemiyorum, çünkü ben bir ütopya ya da distopya olduğunu düşünmüyorum eserin. Arka kapakta yazana katılıyor ve bir ince çizgide olduğunu kabul ediyorum.

(Bir de araştırınca kitaptan uyarlama mini dizi ile karşılaştım. Childhood's End bir buçuk saatlik üç bölümden oluşan bir mini diziymiş. Mutlaka izleyeceğim.) Kitap tabi ki tavsiyemdir :)
256 syf.
·14 günde·9/10 puan
Bilim kurgu klasiklerini tamamlamayı hedef edinen biri olarak yolculuğuma ilk bu kitapla başladım. Vallahi ne yalan söyleyeyim setteki kitapların üslubundan ve akıcılığından biraz endişe etmiştim ama bu kitap inanılmaz akıcıydı. Resmen elimden bırakamadım. Bırakmak zorunda kaldığımda da dakikaları saydım tekrar okumak için... Kitabı bitirdiğimde düşündüğüm tek şey "ben ne kadar muhteşem bir şey okudum ya" cümlesiydi. İnanılmaz kafa açan, imkansızı düşleterek insanlığa dair bir çok konuyu sorgulamanızı sağlayan ama bunu yaparken asla hikayeden kopmadığınız efsane bir kitap olmuş. Bayıldım. Arka kapaktaki "Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlayamaz" cümlesinin ne kadar şahane ve doğru olduğunu anladım. Kafamda oturmayan ve kabullenemediğim tek nokta ise insanlığın nasıl bu kadar kolay Hükümdarların hakimiyetini kabul ettiğiydi. Kendini öldürmeye ve bazen de feda etmeye bu kadar meyilli olan insan ırkının, böylesine çabasız bir teslimiyet doğasına aykırıydı bence. Tekrar tekrar aklıma takılan, olasılık dahilinde düşünmekte zorlandığım kısım bu oldu. Bunun dışında bayağı beğendim. Bilim kurgu klasiklerinden okuduğum ilk kitap oldu. Efsane bir başlangıç yaptım bence. :D
256 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap güzeldi fakat bir iz bırakıcılığı, etkileyiciliği yoktu benim için. Ben kitabı okuduktan sonra ütopya kitaplarının pek tarzım olmadığını fark ettim. Bu tarz kitapları sevenler için güzel bir kitap olabilir.
Evrenin ne kadar büyük olduğunu size hatırlatabilrcek bir kitap. Okurken sürekli Dünya'nın ötesinde neler olabileceğini düşündürüyor. Okurken kaç defa kendime 'acaba olabilir mi?' diye sordum. Hayal gücümü genişlettiğine inanıyorum.
256 syf.
·2 günde·9/10 puan
Bilimkurgu-ütopya karışımı güzel bir kitap an itibariyle bitti. Zeki varlıkların dünyamızı ziyareti ve daha sonra yaşananlar akıcı bir üslup ile aktarılmış. Olaylar zaman sırasına göre 4-5 karekterin gözünden anlatılıyor. Bu tarz sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap..
199 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Arthur C. Clarke’ın okuduğum ilk kitabı. Yazarın ismini daha önce de çok duymuştum. Kitabı okuyunca neden efsanevi bir Bilimkurgucu kabul edildiğini anlıyorum. 70 yıla yakın bir zaman önce yazılan bir kitapta yazdığı ve öngördüğü şeylerin bir çoğu günümüzde var olan ya da mümkün olan şeyler. Anlatmak istediklerini basit bir dille anlatıyor. Ne demek istemiş diye üzerinde düşünmeden gayet net şekilde anlayabildim.
Kitabın son bölümüne kadar, gelecekte olacak olaylar hakkında fikir yürütmemi sağlayan bir dil kullanılmış ve kitap sona erdiğinde aklımızdaki soruların da büyük kısmı tatminkar bir şekilde sona eriyor.
256 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İthakinin bilim-kurgu serisinden en sevdiğim kitap oldu Çocukluğun Sonu. Yazarın yazı diline bayıldım. Genelde bu tarz kitaplarda olayı anlamak ya da kitaba odaklanabilmek biraz zor olur. Yazarların yazı dili biraz ağır kaçabilir, yeni bir yazara başladığınız için acemilik çekebilirsiniz. Başlardaki bilimsel ifadeler, isimlerin çokluğu kafa karıştırır ve kitaba bi elli ya da yüz sayfa sonra kapılırız. Bu kitapta ilk sayfadan son sayfaya kadar hiç sıkılmadan okudum diyebilirim. Hatta son on sayfa kala kesinlikle bitmesini istememeye başladım ama tabii ki her güzel şey gibi bitti :)
Bu güzel eser ABD ve SSCB' nin uzay yarışıyla başlıyor. Hala daha bu yarışı görüyoruz. Bilim ve teknoloji hakkında büyük devletler sürekli bir yarış halindeler. Bilim sürekli önümüze yeni yenilikler çıkarıyor. Uzay da bu yeniliklerden biri ve belkide en bilinmezi. Her gün hakkında yeni bir bilgi edindiğimiz uzaya erişim çok da zor değil aslında. Düzgün planlama, sağlam bir matematik ve tabii ki biraz teknolojiyle uzay ayaklarımızın altında olabilir. Tabii birileri ya da bir şeyler tarafından engellenmezsek. Bu iki devletten biri tam uzaya gidip Ay' a bayrak dikecekken bir şey onları durmaya zorluyor. Gökyüzünde, dünyanın her yerinden görünebilecek devasa gemiler. Bu gemilerin sahipleri tabirimizce uzaylılar. Peki ne istiyorlar? Ele geçirmek? Her şeyi yakıp yıkmak? Tam tersine dünyaya huzuru getiriyorlar. 150 Yıl boyunca dünyamızda kalıyorlar. Savaş yok, kötülük yok, sosyal statü ya da bizi yöneten devlet insanları.. Çünkü Hükümdarlar (uzaylılar) her şeyi hallediyor. İnsanlığı büyük bir uyum içinde yönetiyorlar. Peki insanlar onları görmeden, neye benzediklerini bilmeden daha ne kadar bir ütopyadaymış gibi davranabilirler?
Yine yazılan o güzel hikayenin altında felaket mesajlar verilen bir eser oldu benim için. Din, siyaset, bilim, uzay, teknoloji her şeye dair bir fikir veriyor size. Hayal gücünüzün sınırlarını zorlayacak bu harika eseri buraya bıraktım. Umarım okuduğunuzda seversiniz :)
256 syf.
MERHABA DÜNYALI, BİZ DOSTUZ (!?)

Açlık, savaşlar, hastalıklar, şiddet, ekonomik krizler, sömürü düzenleri, diktatörlükler... Dünyanın gerçekleri... Peki ya bunların hepsinden kurtulabileceğinizi söylesem. Kabul eder miydiniz? Peki ya bunlardan kurtulabilmek için bir şeyleri feda etmek gerektiğini söylesem, kurtulacaklarınızın yanında, kaybedeceklerinizin hesabını tutar mıydınız yoksa sorgusuz sualsiz teklifi kabul mü ederdiniz? İyi düşünün...

Uzay yarışının kızıştığı bir dönemde, kimin uzayı keşfedeceği (hadi birbirimizi kandırmayalım, sonuçta hepimiz insanız, kimin uzayı sömürgeleştireceği) konusunda hummalı çalışmalar yapılırken ortaya çıkar Hükümdarlar. Devasa uzay gemileriyle önemli başkentlerin üzerinde arz-ı endam ederler. Bilinmezin getirdiği korku hali, ardından korkunun azalmasına paralel, korkulanın ne olduğuna dair iç kemirici bir merak duygusu, devamında ise insan olmanın ve de olmamanın getirdiği farklılığın tezahürü...

Kitap üç kısımdan oluşuyor. "Dünya ve Hükümdarları" adlı ilk kısım, dünyalıların Hükümdarlarla tanışmalarını ve onları tanımlamaya çalışmalarını işliyor. Bu kısımda ana karakterimiz BM Genel Sekreteri Stormgren. Hükümdarlar, daha doğrusu Dünya'nın Gözetmen'i olan Hükümdar Karellen, onun üzerinden dünyayla ilişki kurmakta. Henüz Hükümdarlar, kendilerini ortaya çıkarmak konusunda çekimserler, fakat onun da zamanının geleceği konusunda teminat vermekten geri durmuyorlar. Sadece insanların bu duruma alışmalarını, bu durumu kabullenebilecek seviyeye gelmelerini bekliyorlar. Sonuçta insanoğlu nelere alışmıyor ki değil mi ama? Bu sırada başta saydığımız o, kurtulmak uğruna nelerden vazgeçeceğimizi düşündüğümüz ya da düşünmediğimiz şeylerden dünyayı arındırmaya başlıyor Hükümdarlar. Bu da insanoğlunun gelişimi yolunda atılan adımlardan biri. Mesela bir boğa güreşi sahnesi var ki, orada yaşananlar beni gerçekten de etkiledi. İşte bunun gibi adımlarla dünyayı şekillendiriyor, insanoğlunu hizaya sokuyorlardı neredeyse...

İkinci kısım "Altın Çağ". Karellen yeryüzüne iner, kasabayı ziyaret eden vali edasıyla karşılanır, Clinton'ın burnunu sıkan çocuk misali, kucağına iki çocuk gönderilir ve onlarla babacan pozlar verir basına falan fıstık... Yine de bu yaratık, onca hazırlığa rağmen bazı insanların korkudan bayılmasına sebebiyet verir. Bu incelemede pek spoiler verme havamda değilim, onun için şöyle izah edeyim bu Hükümdarların görünüşlerini: Her ne kadar bazı insanlar, böylesi bir yaratığı ilk kez görüyor olsalar da, daha evvelden bazı insanlara göründükleri olmuş bu arkadaşların. Hatta biz onları başka şeylere benzeterek tasvir etmişiz... Okuyunca fark edeceksiniz zaten.

Altın Çağ demişken, dünya öylesi bir dönüşüm geçiriyor ki resmen Ütopyada yaşıyor insanlar. Savaşlar bitmiş, üretim mekanize bir hal almış, refah düzeyi tavan yapmış, suç oranları sıfıra yaklaşmış vs. Burada "bunca şeyin arasında bunu mu buldun" diyecek olabilirsiniz, ama ben şu eğitim meselesini çokça beğendim. Yirmi yaşından evvel nadir olarak üniversite bitiriliyor, sonrasında deneyim kazanıp, gezip tozup ufkunu genişlettikten sonra insanlar, yirmi beşlerinde tekrar okula dönüp üç yıl daha okuyor. Bunun yanında ilgi alanlarına yönelik olarak, hayat boyu eğitim alabilme imkanları da mevcut. Gençlikte hayatını "eğitim" adı altında ezberci, liseden hallice üniversitelerde geçirmek nerede, böylesi bir sistem nerede...

Bu kısımda, değinilesi daha birçok detay var ama incelemeyi uzatmamak (!) adına, yazarın öngörüsü yüksek biri olduğunu söyleyip, detayları kitabı okuduktan sonra fark etmenizi istiyorum. Yine de bir örnek verecek olursam, kitap 1953'te yayımlanıyor. DNA'nın keşfi de aynı yıl içerisinde. Kitapta, insanlığın gelişimiyle alakalı örneklerden biri, hata riski düşük bir, kandan yapılan babalık testi. Bu bağıntının evveli falan yoksa eğer, bu gerçekten de bir ileri görüşlülük örneği. Bilimkurgu sırf bu tip detaylar için bile sevilmeye değer...

Üçüncü ve son kısım ise "Son Nesil". Bir önceki bölümde saydığımız ve de sayamadığımız onca ütopik detayın yanında insanoğlu, bir armağan daha edinir fakat biz ona şu anda dahi sahibiz, sadece günümüzde bu bizi tamamıyla esir edebilecek düzeyde değil: Can sıkıntısı. Refah düzeyi yükselip, insanoğlu neredeyse "hiçbir şey yapmasa da olur" seviyesine geldiğinde, insanlığını kaybetmemiş bazı insanlar şu soruyu sorarlar kaçınılmaz olarak: Şimdi ne yapacağız? Hakikaten, Hükümdarlar insanlığa bütün kötü sayabileceğimiz olgulardan kurtulmayı bahşederken bizi bambaşka bir kötülüğe mi sürüklemişlerdi? Bunu bilinçli bir şekilde mi yaptılar yoksa bu kaçınılmaz ve de öngörülemez bir biçimde mi çıktı insanlığın karşısına? Düğüm son bölümde çözülecek elbette... Bu arada, ikinci bölümde karakterimiz Jan, onunla tanıştığımız o partide tanıştığımız çiftimiz Jean ve George Greggson ise son kısmın karakterleri. Son kısımda tasvir edilen bir Yeni Atina var ki, Antik Yunan'a selam çakar nitelikteydi bence. Burada da ister istemez şu soru geliyor aklımıza: İlerlemenin yolu, bazen geride bıraktığımız bir yerden geçiyor olmasın sakın?

Son olarak kitabın üç bölümlük bir mini dizisinin de yapıldığını söyleyerek bitirelim. Dizinin bazı sahnelerine şöyle bir göz attım, Hükümdarların nasıl canlandırıldığını görmek hoşuma gitti ama bana kalırsa siz yine de kitabı okumadan diziyi izlemeyin. Kitaptan alınacak keyfin, dizide tam manasıyla alınamayacağı hissine kapıldım zira.
256 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Başta beklentim oldukça düşüktü. Sayfaları çevirirken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, bir çırpıda bitirmek istedim. Daha iyi olamazdı. Son sayfaya kadar meraktan kıvrandım. Eklemek isterim ki kitabın adı da muhteşem bir seçim olmuş.
"Hiçbir ütopya, toplumun bütün bireylerine sonsuza dek tatmin sağlamaz. Maddi şartları iyileşen insanlık, gözünü daha yükseklere diker, bir zamanlar rüyasında bile göremeyeceği güç ve mülke burun kıvırmaya başlar."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çocukluğun Sonu
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053755111
Kitabın türü:
Çeviri:
Ekin Odabaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Çocukluğun Sonu
Son Nesil
Bilinmeyenin korkusu, geçmişten değil de gelecekten kalma bir hatıra olabilir mi?

1953'te yayımlanan Çocukluğun Sonu, Arthur C. Clarke'ın bir bilimkurgu yazarı olarak tanınmasını sağlayan, yirminci yüzyıla damga vuran önemli romanlardan biri. 2015'te televizyona uyarlanarak dizi haline getirilen ve bilimkurgu takipçileri için yeniden gündeme gelen bu eserin gücü, insanlığın geleceğine dair en özgün ve düşündürücü yorumlardan birini sergilemesinde gizli.

Dünya üzerindeki uygarlığımızın kaderini, insan neslinin akıbetini irdeleyen Çocukluğun Sonu, ters köşeye yatıran bir "öteki" anlatısı, farklı bir uzaylı istilası öyküsü, ütopya ve distopya arasındaki ince çizgiye dair, kalın harflerle tarihe geçen bir bilimkurgu klasiği…

"Böyle bir kitap yıllardır yazılmadı."
-C. S. Lewis-

"Ürkütücü derecede mantıklı, inandırıcı ve acımasız bir kehanet girişimi. Clarke gerçek bir usta."
-Los Angeles Times-
(Tanıtım Bültenindne)

Kitabı okuyanlar 1.747 okur

  • Ömer özdemir
  • A. Haşim Eşrefoğlu
  • Fatma Dayı
  • Ela
  • Burakcan alan
  • brkykrs
  • Selcen Gözler
  • kitabhanem
  • Alisa
  • Şule BULUT

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.3
13-17 Yaş
%13
18-24 Yaş
%26.1
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%18.8
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%50

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.3 (231)
9
%31.8 (269)
8
%22.3 (189)
7
%10.4 (88)
6
%4.3 (36)
5
%1.1 (9)
4
%0.9 (8)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları