Cogito - Sayı 25 (Nietzsche: Kayıp Bir Kıta)

·
Okunma
·
Beğeni
·
562
Gösterim
Adı:
Cogito - Sayı 25
Alt başlık:
Nietzsche: Kayıp Bir Kıta
Baskı tarihi:
Ocak 2001
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9771300288025
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Cogito'dan - Nietzsche: Trajik Esinli Yalvaç

Marc Crépon - Nietzsche'nin Yaşamı: Bir Zamandizin

Nietzsche:

Konumlama, Açımlama, Kuşatma

Ernst Behler - Yirminci Yüzyılda Nietzsche

Bernard Edelman - Nietzsche: Kayıp Bir Kıta

Peter Sloterdijk - Kentauros Yazını

Maurice Blanchot - Nietzsche ve Parçalı Yazı

Georges Bataille - Nietzsche'nin Gülüşü

Gilles Deleuze - Üstinsan: Diyalektiğe Karşı

Martin Heidegger - Nietzsche'nin Platonculuğu Tersine Çevirmesi

Hilmi Yavuz - Nietzsche ve Bengidönüş

Simone Goyard-Fabre - Nietzsche: Modern Devletin Eleştirisi

Cemal Bâli Akal - Nietzsche Spinoza'yı Nasıl Okudu?

Nietzsche: Defterlerden

- 'Zaman-Atom Öğretisi'

- 'Kemgözlü Bilgelik' / 'Oklar': Deyişler ve Değinişler

- Avrupa Nihilizmi

- Büyük Politika

Söyleşi

Horkheimer - Adarno - Gadamer - Nietzsche ve Biz

Can Alkor - Enis Batur - 'Tehlikeli Bir Adam' Nietzsche Üzerine Söyleşi

Nietzsche Okumaları

Gilles Deleuze - Michel Foucault - Nietzsche'nin Tüm Yapıtlarına Giriş

A. M. Celâl Şengör - Nietzsche ve 'Akla' İsyan

Elif Daldeniz - Zerdüşt: Tiksinti Duymayan İnsan

Güven Turan - Nietzsche ile Ateşlenen İmgelem

Oruç Aruoba - Nietzsche'yi Anlamak

Nietzsche Çevrilemez (mi?)

Nietzsche - 'Vom Lesen und Schreiben'

- 'Okuma ve Yazma Üzerine' - Çevirenler: Mahmut Sadi, Sadi Irmak, Osman Derinsu, Mustafa Tüzel, Ahmet Cemal, Dürrin Tunç, Oruç Aruoba

Tıpkıbasım:

Nietzsche Türkiye'de

Baha Tevfik - Nietzsche; Hayatı ve Felsefesi

Hürrem Seyfi - Nietzsche'de Ahlâk Telâkkisi

Hasan Cemil - Nietzsche'nin Zaratustra'sı

Peyami Safa - Nihilizm Devrinde miyiz?

Fuat Gedik - Nietzsche

H. Ziya Ülken - Nietzsche Ahlâkı

Sadi Irmak - Nietzsche Üzerine

Demir Özlü - Nietzsche ve 'Ecce Homo'

İ. Zeki Eyüboğlu - Nietzsche ve Anadolu Uygarlığı

Haldun Taner - Nietzsche Diye Biri

Can Alkor - Nietzsche: Uzak (?) Bir Geleceğin Çağdaşı
304 syf.
Dergi, Nietzsche meraklıları için çok iyi bir kaynak diyebilirim. Nietzsche'nin hayatının kronolojik bilgisinden sonra onun İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında Avrupa düşünce dünyasındaki keşfinin nasıl olduğuyla ilgili bir bölüm var. Bu bölümde yakın zamanda kitaplarını okuduğum iki yazarın bulunması ekstra hoşuma gitti: Bunlardan ilki Andre Gide. Yerleşik ahlak düzeniyle arası limoni bir yazar olan Gide bile Nietzsche'ye başta temkinli yaklaşmış ama 'Ahlaksız' kitabında doğrudan Nietzsche'nin fikirlerinden etkilenmiş. İkinci isim, benim daha çok beğendiğim bir yazar, Thomas Mann'dır. Mann, Hitler hükümetinden soluğu ABD'de almış, döneminin en büyük yazarlarından birisi, okuduğum kitapları son derece başarılıydı. Ancak Nietzsche'nin fikirler ve kendisinden etkilenerek yazdığı asıl eseri olan Doktor Faustus'u henüz okumadım. Buna karşın, moderniteye eleştirileri, yerleşik ahlak sisteminin sınırlarını zorlayan tarzıyla Nietzsche'nin etkisi hissedilebiliyor Mann'da. İlki, yani moderniteye eleştiri bilhassa Büyülü Dağ romanında, ikincisi yani yerleşik ahlak sistemine eleştiri veya onun sınırlarını zorlama ise Venedik'te Ölüm romanında kendini gösteriyor.

Derginin bir sonraki bölümde Bataille'den Deleuze'ye, Deleuze'den Heidegger'e çok sayıda yabancı düşünürün Nietzsche'nin fikirlerini farklı açılardan ele aldığını görüyoruz. Ben bunlardan Heidegger'in en zor anlaşılan isim olmasını beklerken asıl Bataille'nin bu konuda daha önde geldiğini gördüm. Sonraki bölümde Horkmeier- Adorno- Gedemer'in ve Can Alkor- Enis Batur'un Nietzsche üzerine söyleşileri bulunuyor. Söyleşi formatı farklı bir tat katmış bölüme. Ara bölümde Nietzsche'nin not defterlerinden ilgi çekici ve üzerinde düşünmeye değer sözleri bulunuyor; sonraki bölümde ise Celal Şengör, Peyami Safa, Oruç Aruoba ve Ziya Ülken gibi yerli isimlerin Nietzsche üzerine yorumlarının olduğu bölümle dergi sonlanıyor.

Nietzsche'nin not defterlerinden birkaç sözü alintılamak istiyorum:

- Küçük kötü düşünceler, insanı büyük kötü eylemlerden uzak tutar.
- Tanrı çok aşırı bir varsayımdır.
- Teselli arayana en iyi gelen teselli, onun durumu için hiçbir teselli bulunmadığı savıdır.
- Suç işleyenler arasında aramamalı alcaklari, hiç suç işlemeyenler arasında aramalı.
- Her sözcük bir önyargıdır.

Dergiden birkaç kişinin ele aldığı hususlar üzerinde de birkaç söz edecek olursak:

Elif Daldeniz, Nietzsche'yi eski dönemlerden moderniteye kadar düşünselliğin insanları bedenden tiksinti duymaya yönlendirerek aşkınlığı aramayı insanın asıl hedefi olarak gösterdiğini söylemiş. Bu dünya yani görünür alem yanıltıcıdır, insanın buradan kurtulmasi gerekir; asıl yurt insana, öteki dünya, kalıcılığın merkezi idealardır. Bu anlayışı başka işleyen isimlerin de fikirleri genel manada, Platonculuk, ardından Platonculukla harmanlanan Hristiyanlığın buna neden olduğunu ve aslında insanı adım adım çöküşe veya nihilizme götürdüğünün altı çizilmiş. Daldeniz, farklı olarak günümüzde hakim olan sanal gerçekliğin, Platon'un idealar aleminin yeni bir şekli olabileceği üzerinde durarak, modernite sonrası insanın hala bedenden tiksinti duyma alışkanlığını aşamadığıni belirtmiş.

Oruç Aruoba ise felsefenin temelinin "Ben neyim?" sorusuna yanıt bulma uğraşı olduğunu belirtmiş ve Nietzsche'nin bu uğraşı 20. yy'a taşıyan önemli bir isim olduğunu vurgulamış. Ve şunu söylemiş: "Nietzsche'den ancak kendini anlamaya çalışanlar bir şeyler anlayabilirler, anladiklarinda da, Nietzsche'yi değil, kendilerini anladiklarini anlarlar…" Katılmamak elde değil.

Nietzsche'nin yine notlarindan onun dinden çıkış sürecini kısaca görüyoruz: ailesi son derece dindar ve Nietzsche de gençlik yıllarına denk Mesih'i sayan bir yapıda, ancak din ve Tanrıyı farklı açılardan arastirdiginda tüm yapının sağlam temellere dayanmadigini fark ediyor ve dinle bağını koparıyor. Notlarindan bunun bir yıkım olduğunu yerine yeni bir şeylerin insa edilmesi gerektiğini fark ediyor. Ama inşa etmek yikmaktan çok daha zordur, o da bunun farkındadir ve biraz da hayatı boyunca bu yönde çaba sarfetmis yorumu yapılabilir. Ayrıca din, insana küçüklüğünden itibaren aile, çevre ve egitimle öyle bir bağ kuruyor ki, insanın kişiliğinin vazgeçilmez bir öğesi olduğu hissi vererek insanın salt mantıksal gerekçelere dayanarak ondan kopmasi birçok defa mümkün olamiyor veya çok zor oluyor. Bunu Nietzsche'nin notlarinda okuyabiliyoruz.

Son olarak Nietzsche'nin devlet üzerine fikirlerinin ele alındığı bir bölümde, devlet üzerine dikkat edilesi yorumlar okuruz: devletin de din gibi gücün peşinde olan bir yapı olduğu, ahlak gibi onun da zehirli igneleriyle insanı uyuşturarak evcillestirdigini ve herkesi benzer kılarak egemenliğini kurduğunu görürüz. Modern devlet bu bölümde "cehennemi bir psikolojik makine" olarak tanımlanır. Haliyle tüm putlari kirmakla görevli olan Nietzsche'nin bir hedefi de modern devlettir. Bundandir ki Alman devletine belki de tek eleştiri yapan Alman'dir döneminde. Herkes devleti putlastiriyorken o, 1870'de Almanya'nın kazandığı büyük zaferle herkes sarhoşken o geleceğin yıkımıni haber verir kendisini anlamayan kulaklara. Bununla birlikte Nietzsche genel olarak eşitliğe karşıdır. Eşitlik, bir tuzaktır putlarin oluşumu için ve insanların onların önünde eğilerek biat etmesi için. Bundan dolayı Nietzsche, Hristiyanliga, Hristiyanlığın şekil değiştirmiş hali ve burjuva devletine tepki olarak doğan ve bu açıdan Yahudi dinine benzer dediği sosyalizme ve ayrıca feminizme de karşıdır.

Nietzsche, her insanın kendisine yarayacak fikirler bulacağı evrensel bir filozof olduğunu düşünüyorum en basit ifadeyle. Herkese bu dergiyi öneririm.

İyi okumalar.
304 syf.
·68 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı insanlann ölümlerinden sonra doğduklarını söyleyen ve buna bizzat kanıt oluşturan Friedrich Nietzsche'yi çarpıcı şekilde anlatabilen ve yazarlarının algı açıklığını profesyonel bir duruşla yansıtan çok çok değerli bir eser. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
Nietzsche'yi, sadece ak kağıt üzerine siyah puntolarla basılmış olanı anlayarak, ve içerikteki her verinin ne olduğunu söyleyerek anlamak kesinlikle olanaksızdır.
Kabaca belirtmek gerekirse, olanaksız, Nietzsche'nin yaşamına bir has­talık şeklinde girmiştir. Bugünden baktığımızda olup biten ne kadar trajik gözükürse gözüksün, 1880'lerde Nietzsche'nin geleceği daha da trajik gözü­küyordu. Kendiside, tüm bunların ağlamaksızın anlaşılamayacağını, Zerdüşt'ün sevinç çığlıklarıyla söylüyordu: o sıralar, önünde kendisini bekle­yenin yükü altında yaşıyordu. Nietzsche'nin yaşamındaki en çarpıcı olay, hastalığının, varoluşundaki kötümserliği haklı kıldığı sırada, Schopenha­uer'in·felsefesini terk etmesidir. Nietzsche, kolay olduğu sürece yaşama "hayır" dedi: fakat yaşam olanaksıza dönüştüğündedir ki ona "evet" dedi. Zerdüşt döneminde yazdığı şu birkaç sözcüğü kendisi de unutamıyordu: "Trajik özelliklerin yok olup gitmesini görmek ve buna gülebilmek; derin kavrayışa, heyecana ve hissedilen sempatiye rağmen - bu tanrısal birşey­dir." Genelde, gülmek, olanaksızın verdiği tepkidir; eğer sempati kişinin kendisini tehlikeye sokmuyorsa. Olanaksız ister kayıtsız kalanlara, ister sempatinin beni yakınlaştırdığı varlıklara zarar versin, olanaksıza gülebili­rim: bu durumda olanaksız, olanaklıya temelde ilişmemiş olur. Bana zarar veren olanaksıza gülmekle, yok olup gittiğimi biliyor olmama gülmekle ben, kendi olanaklı oluşuyla alay eden bir tanrıyımdır. Yaşamı olanaksızın menziline sokmuyorumdur artık; ve böylelikle de, Aristoteles'in arınma kuramı uyarınca trajedide doğanın yaptığı gibi, olanaksızdan sakınırım. Zerdüşt, gülmeyi kutsal kılmıştır. Şimdi ısrarla şunu diyebilirim: gülme hafifliktir ve eğer Nietzsche'nin kendisi gülmüş olsaydı, asıl amacını ıska­lamış olurdu. Amor fati'nin dansı andıran saydamlığı ve hafifliği elde edil­memiş olurdu. Hiç sakınmaksızın, yaşamı olanaksızın menziline sokmak tanrısal bir dostluk anı gerektirir.
Nietzsche'nin söylediğine göre, Sokrates geldiği zaman dünyanın seyri değişti: Sokratvari erdem, daha son­ra da Hıristiyan ahlakı, yaşamın tehlikelerini yok etmenin 'salt düşsel bir bi­çimi olan 'kendi kendini unutuş' içinde insanları boğdular. O zaman, onlar da bu 'kendi kendini unutuş' içinde, İsa'nın, uğruna çarmıha gerildiği sevgi vaadini dinlediler. Önünde daha aciz ve uysal olmak amacıyla, kendi kendi­lerini yıkarak mutlak kudret ve sonsuz yüceliği atfettikleri bir Tanrı'ya tapınmaya koyuldular. Hıristiyanlık ruhlara cehennem azabı ve günah zehrini akıtabilecekti. Bugün, Tanrı öldü... Hegel bunu 1802'de söyledi ve büyük meydanda, deli -kuşkusuz henüz gençken, Zerdüşt- fenerini sallayarak Tan­rı'yı aradı ve onu bulamadı; o zaman bağırmaya başladı: "Onu öldürdük, he­pimiz Tanrı'nın katilleriyiz". Belki de deli, Tanrı'dan yoksun kalan dünyaya "fazla erken" gelmişti. . . Bununla birlikte, kesin olan bir şey varsa, o da Tan­rı'yı öldürme günahının sürüp gittiği ve İdeal'in bir "iskelet tıkırtısı" çıkara­rak sönmeye yüz tuttuğudur. İnsanlar, belki de avutulamaz varlıklardır... Fakat her zamankinden daha fazla teselliye ve dinsel yüceltmeye ihtiyaçları vardır. Putlara ihtiyaç duyarlar. Öyleyse, bütün aşkın değerler ortadan kaldırıldığından, onlar da kendi eserlerine tapınmaya başladılar: 'Devlet'.
Doğa, ne biçim tanır ne de büyüklük; yalnızca bilen için şeyler şu büyük­lükte ya da şu küçüklüktedir. Sonsuzluk doğadadır: doğanın sınırı yoktur, hiçbir yerde. Yalnızca bizim için vardır sonlu olan. Zaman sonsuzca bölüne­bilirdir... sonsuzluk en kaynaktaki olgudur.
Öyleyse soru şudur: 'Bengidönüş', varoluşsal ve etik bir felsefi argüman mıdır; bir yazınsal metafor mu? Bir Bilimsel proje mi, yoksa Metafizik bir spekülasyon mu?

Hemen belirtmeliyim: 'Bengidönüş', Nietzsche için, metafizik bir anlam taşımaz. Zerdüşt, insanlara 'yeryüzüne bağlı kalmaları' için yalvarır: 'Yalva­rırım size kardeşlerim' der, 'yeryüzüne bağlı kalın ve inanmayın size dünya­ ötesi umutlardan söz açanlara. . . '• Dolayısıyla, eskatolojik, öte-Dünya'sal bir
yorumu içermez. Dahası, kozmolojik bir düz yorumu da içermez. Keith An­ sell-Pearson'un belirttiği gibi, 'Bengidönüş'ün bir tür çevrimsel Zaman kon­septi ile açıklanması, bizi sadece 'ezici bir fatalizm'e, 'her şeyin beyhudeli­ği'ne götürmekten öte bir anlam taşımaz4• Nietzsche'nin, kozmolojik yoru­ma hak verdirtecek sözleri yok değildir gerçi. Örneğin Zerdüşt'te, 'olan her şey yalan söyler' der Nietzsche, 'her gerçek eğridir; zaman bile bir çevrim'dir.'Bengidönüş'ün bir kozmolojik yorumu olamayacağını, ilk kez Georg Simmel dile getirmiştir. Bernd Magnus ve Alexander Nehamas da, Nietzsche'nin 'Bengidönüş' öğretisine bilimsel (kozmolojik) tutarlılık kazan­ dırma konusundaki çabasının, öğretinin, varoluşsal ve etik anlamda gerçek özüne aykırı düştüğü görüşündedirler.

Peki, Nietzsche 'Bengidönüş'ü, bir kozmolojik varsayım ya da bilimsel bir sav olarak nasıl bir önesürüşle temellendiriyor? Nachlass'da, Dün­ya'da, ya da sonlu bir uzam ve sonsuz bir zamanda, sınırlı bir güç nicelik­leri (kuanta) olduğunu, henüz sonul bir aşamaya gelinmediğini, erke'nin sonsuz bir sürekliliği olduğunu ve korunduğunu, değişimin bengisel oldu­ğunu, bütün olası güç kombinasyonlarının, bir zamanda gerçekleşmek zorunda bulunduğunu, ve bu güç konfigürasyonlarının, bengisel olarak geri dönüş zorunluluğuyla karşı karşıya bulunduğunu bildirir Nietzsche. Zaman'ın bir başlangıcı olmadığını ve bu güç niceliklerinin bengisel ola­rak geri dönen aynı konfigürasyonda kendilerini yinelemek zorunda ol­duklarını söyler.
"Ne kadar da kötü kokar, put!" diye bağırır Zerdüşt. Devletin putperest­leri nasıl da hoşnutturlar, bu pis koku içinde! Devlet, Kilise gibi bir "kalpa­zanlar" dünyasıdır; "yozlaşmış kişilerin mizaçlarına uygun bir tepki"yi dile getirir ve Zerdüşt, bu "büyük çirkinlik, büyük başarısızlık, büyük felaket" önünde titrer. Baş dönmesi ve tiksinti basar onu: "Pencereleri kırın ve dışarı atlayın" diye yol gösterir yırtıcı bir çığlıkla: Çünkü eninde sonunda, "ancak orada, devletin bittiği yerde başlar insan"·
'Bengidönüş' öğretisi, yani sınır tanımadan sonsuza dek her şeyin dur­madan yok olup yeniden doğması'! Nietzsche, Ecce Homo'da', 'Bengidönüş' düşüncesini (Gedanke) böyle tanımlar... Yine Ecce Homo'da, Zerdüşt Böyle Buyurdu'nun ana düşünü'nün (Grundkonzeption), 'Bengidönüş' düşüncesi olduğunu bildirir ve onun 'erişilebilecek o en yüksek olumlama ilkesi' oldu­ğunu söyler. Bu öğreti, Nietzsche'nin, 'varlık' kavramını kökünden yadsıya­ rak, onun yerine 'oluş'u koyduğu temel koyucu argümanının bir çıkarsama­ sıdır. 'Oluş'tur (Werden) yok olup yeniden doğma'yı imleyen, 'varlık' (Sein) değil! Nietzsche için varlık adına bir tek şey vardır, o da oluş-halinde­ olan'dır (Werdende). Nietzsche gibi söylersek, 'Bengidönüş'ü olanaklı kılan, 'oluş'a 'evet' deyiş'tir...
Nietzsche'nin ilkin ve öncelikle bir "maddeci" olduğu unutulmuşa benzi­yor. Onun kültürüne, trajik mizacına, yaşam öyküsüne ya da korkunç sonu­na bakarak yanıltıyoruz kendimizi, sanki bir maddeci her zaman kaba, ba­yağı ve ilkel olmalıymış gibi! Nietzsche bir maddecidir, ve herhalde içlerinde en tutarlısı; fakat yalnızca, onun için madde "ölü", yansız ya da devinimsiz değildir: bir "güç istenci" ile hareketlenen "güçlerle" dağıtılan enerjidir mad­de. Başka türlü söylenirse, madde sadece -onsuz varolamayacağı gibi- "ni­celiksel" değil, aynı zamanda "niteliksel"dir; çoğalmak için mücadele eder, yönetilen ya da yönetendir, "egemenlik merkezlerinden" meydana gelir ve işte bu, başlangıçta, "güç istenci"dir. "Nietzsche'nin sistemi" bir kaos kura­mıyla başlar ve bir canlı kuramıyla devam eder.

Aslında, yaşam yalnızca kaosun içinde bir istisna -hiçbir zaman meyda­ na gelmeyebilirdi- değil, fakat aynı zamanda bir "hata"dır. Evrenin içinde güçler, zamanın ve mekanın dışında, en mutlak kayıtsızlık içinde, olabilecek en "insanlıkdışı" biçimde hareket ederlerken, bütün canlı varlıklar varoluşla­rının koşullarını sağlama almak, beslenmek, çoğalmak ve en büyük gelişmeyi hedeflemek zorundalar. İşte bu bir "istenç" öngörüyor: bir organizma, ev­renin güçlerinin soğukkanlı mücadelesini altüst ederek, yaşamak "istiyor". Başka türlü söylenirse, "istenç" olarak canlı, oluş olarak kaosu yanlışlıyor. Bütün soru, Güç istencinin canlıda nasıl hareket ettiğini, nasıl "vücutsallaş­tığını", ya da canlının evrene nasıl katıldığını, onu hangi dönüşümlere tabi kıldığını bilebilmek olacak.

Fakat, eğer bu belirli anlamda canlı, evren karşısında bir hata ise, insan hataların hatasıdır. Doğa amaçsız, ahlaksız, değersiz, kör bir güç istenciyle hareketlenerek -bir protoplazma yaşamını ahlaksallaştırmaz ve mümkün olan en uzun varoluşu hedefler- nasıl gidiyorsa öyle giderken, insanın biyolojik gelişmişliği ona tepkiselliği, bilinci ve "düşünceyi" sağlar. İnsan dünya­yı yeniden yaratabilir, onu işaretlerle inşa edebilir ve hatta bir "öteki dünya" yaratarak onu ret bile edebilir. Daha da kötüsü: insan güç istencini içine döndürebilir, olumsuzlayabilir, kendine karşı çevirebilir ve onu hiçlik isten­ cine dönüştürebilir. Ayrıca, insanın enerjisi ikirciklidir: etkin ya da geriletici olabilir ve bu ikirciklilik Nietzsche'ye göre tarihin "motorunu" oluşturur. O halde, "yaşama" olan yakınlık ve uzaklıklarına göre etkin ve geriletici halk­lar vardır.

Acelecilik etmeyelim: Nietzsche fizikçi olarak "başlar", biyolog olarak sürdürür ve antropolog olarak bitirir.
Nietzsche bizler gibi, "iyi demokratlar", "iyi yurttaşlar", "iyi işçiler", "iyi vergi mükellefleri" gibi konuşmuyor; bizim bulunduğumuz yerden değil, fa­kat ne politik, ne ahlaki, ne devlete dair, ne metafizik ne de akli olan, yeni­den başlamak için yıkmaktan ve bozmaktan çekinmeyen aktif bir Güç İstenci'nin oluşturduğu bir "başka yerden" konuşuyor. Şu en önemli soruda bu­radan gelmektedir: kim "iyileştirmek" istiyor, kim "iyileştirebilir", kim bu "iyileşmeye" tahammül edecek güce sahip?

Kesinlikle kitleler değil, kesinlikle zayıflar ve dışlanmışlar değil. Hiçlik istencini istediler aslında onlar, ondan besleniyorlar, çünkü yaşamlarına ge­rekli bu istenç. Eğer bu hastalıktan kurtulup iyileşselerdi, bundan ölürlerdi de mutlaka. Onlardan "üstün bir birlik", "kolektif bir varlık" oluşturdukları yönündeki inancı kaldırın; yalnızlık, adanmışlık, vatan, kamu yararı yanılsamalarını kaldırın onlardan, sürücül içgüdüyü sökün, onları evrenin geçici olduğuna, sonunun olmadığına, karmaşık ve anlaşılmaz bir dünyada yaşadı­ ğımıza ikna edin, parçalanırlar. Halkın bireysel özgürlük gücü yok; projesiz, programsız, ortak kadersiz, güvensiz, mutluluk vaatleri olmaksızın yaşaya­mıyor. Bunlar olmadan anarşi, terör ve kendini yokediş içinde soluyor. Af­ yona ihtiyaci var -dine, paraya, çalışmaya, ulusal gurura-; afyonu kaldırdığınızda o hiçlik içinde çözülecektir; sürünün birliğini kırdığınızda her hay­van kendi köşesinde ölmeye gidecektir.

"İyileştirmek" isteyen, "iyileştirebilen", kendisini bekleyen tehlikeyi göz ardı etmeyen üstün insandır, "üstinsan"dır. Hiçbir şey yatıştırıcı kesinlikleri, araçların ve amaçların rahat dünyasını, nedenselliğin ve mantığın sakin ev­renini terk etmekten daha korkunç değildir; ve bunun karşısında, hiçbir şey "iyiliğin" var olduğuna, "kötülüğü" alt etmek gerektiğine ve insanlığın ahlaki ve maddi gidişatını daha iyi hale getiren "Büyük Adamlar"a minnet duymak gerektiğine inanmaktan daha basit olamaz. Etna'ya dalmak için, doğanın insanlıkdışılığını, ahlakdışılığını, kestirilemezliğini kabul etmek için başka bir ruh yapısına sahip olmak gerekir. Kim kendisini sürekli parçalanmaya, ken­disinin dağılma ve yeniden yapılanmasına yem etmeye tahammül edebilir? Kim kendisini kaosun bir yankısı haline getirebilir ve kendi bedeninde ve ruhunda güçlerin oynamasına izin verebilir? Trajik bir kahraman, kendisi­nin üzerine çıkmış bir insan. Nietzsche'nin "politika"nın karşısına koyduğu şey, kendilerini uzakta, yükseklerde tutan yalnızların kaderidir; varoluşları­nın, oluşun işitilmedik, inanılmaz yolunu göstererek insanlığı "kurtardığı" yalnızların kaderi. Sanatçı, filozof veya Buda, İsa, Sezar veya Bonapart: her biri kendi biçiminde büyük ve gözüpekti; ve her biri kendisini Dionysos'a uzanan tehlikeli yola adadı.

Kesin olarak ne istenebilir? Zayıflamış, fakirleşmiş, çalışmanın kölesi olmuş, bayağı ve açgözlü efendilere itaat eden, güçlerini boşa harcayan bir insanlık mı, yoksa "üstün insanlar" yaratan bir insanlık mı? Gezegensel bir sürüye indirgenmiş, aynı saçmalıkları koro halinde "meleyen" bir insanlık mı, yoksa yeniden canlandırıldıklarında kendi büyüklüğünü tanımayı bile­cek bir insanlık mı? Nietzsche'nin büyük politik projesi kesinlikle kitleleri baskı altına almak ya da onları sömürmek değil, ama onları kendilerinden daha büyük olanın "hizmetine sokmak": "yararcı" ziyan, "lüks", "majeste­ nin fazlalığı".

Bizler bu terimlerle düşünmeye alışık değiliz tabii. Kültürel olarak, ta­rihsel olarak, bütünüyle söylersek "kendiliğinden" bir şekilde, kendimizi en fazla sayıdaki [insanın] mutluluğuna adarız; kendimizi insan hakları suna­ğında kurban etmeye hazırız; halkların özgürleşme hareketlerini savunuruz, insanlığın özgürleşimine, demokratik pedagojiye, bilimsel hümanizme ina­nırız ve şiddetten, katliamlardan, soykırımlardan ve tekno-bilimsel emper­ yalizmlerden tiksinme konusunda birbirimizle yarışırız. Yüksek sesle özgür­lük, onur ve insanlık istediğimizi haykırırız. İtiraf edelim: bu ne kadar da kolay, ne kadar da rahat, bu nasıl da bize kendimizin iyi bir imajını veriyor! Düşman nasıl da kolayca tarif ediliyor ve nasıl da kolayca yenilirdi eğer..., eğer gerçekten onun nerede saklandığını bilseydik, eğer onu saklayan mas­keleri tanısaydık!

Ama düşman nerede, düşman kim; kim bayağılığı istiyor, kim paranın zaferini sağlıyor; kim bizim cesaretimizi kırmak, bizi dışlamak, bize parya gibi davranmak için ısrarla, inatla, zahmetle çalışıyor? Duyumu ince olan, kulak kabartma ve sessizlikte durma zahmetine giren biz az sayıdakiler başka bir ses duyacağız, Nietzsche'nin bize yavaşça fısıldayan sesini: korunma­ ya ihtiyacı olanlar zayıflar değil güçlülerdir. Zayıflar kazandılar çünkü biz kendi çıkarlarımıza karşı onları savunmaktan utanıyoruz ve bu, kendimizi kurban etme pahasına oluyor. Onların şenliklerine, gösterilerine, gülünç ih­tiyaçlarına katılmamız gerekli; kurtlarla birlikte ulumalı ya da onların karşı­ sında utançla susmalıyız; bu utanç onların en büyük zaferidir. Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar.
Bir kez daha, bunu düşünmeye cesaret ettiği, akıntıya karşı giderek anti­ hümanist ve anti-liberal olduğu için Nietzsche'ye minnettar olmak gerekir. Küçük erdemler yüzeyi örtsünler, buna asla bir şey yapılamaz.
Cogito Dergisi
Sayfa 58 - Bernard Edelman
Nietzsche, 1878'de, kendi deyimiyle "devlete bir göz attığı" zaman, ho­mo politicus'un zeka geriliği onu şaşkınlığa uğratır. Halka yönelik laf ebeli­ğindeki bolluğu gözlemlerken, Voltaire'in bir cümlesini hatırlar: "Ayaktakı­mı, akıl yürütme işine burnunu soktuğu zaman, her şey kaybedilir". Yaygın­laşan demokratikleştirme onu büyüler ve kafasına saplanıp kalır. Ve moder­nitenin siyaset dünyası -kumanda etmenin, hükmetmenin artık bilinmediği, hiyerarşik bağlılığın tüm itibarını kaybettiği, ulusal orduların insanlar ara­Sından en iyilerini heder ettiği, ulusçulukların acımasız düşmanlıklar doğur­duğu, barışçıllığından dolayı pörsümüş yumuşak ruhların, savaşçının çetin erdem'ini unuttukları dünya...- ona yaşamın özünde bulunan hiyerarşiye meydan okuyor gibi gelir. Modern devletin bunaklara özgü dönekliği içinde, yaşamın yüksek değerleri düşüştedir. Ve Nietzsche ona, yaşamın taşkınlığı­nın putperest bir esin gücüyle gürlediği, Alessandro Borgia'nın utanç verici günah şehri Vatikan'ı tercih eder.
Jaspers'in Nietzsche'ye özgül yaklaşımı 1935 tarihli Nietzsche'sinin ilk basımının önsözündeki ilk cümlelerde kendini gösterir ve bu filozofu ele al­manın uygun yöntemi üzerine bir araştırma olarak nitelendirilebilir. Ni­etzsche'yi okumak kolay gibi görünür: "Hangi pasajı okursanız okuyun he­men anlaşılabilir, yazdığı hemen her sayfa ilginçtir, yargıları büyüleyicidir, dili baş döndürücüdür, en kısa bir okuma bile karşılığını verir." Ne var ki, çok geçmeden, okur "görünürde hiç kimseyi bağlamayan çok çeşitli yargı­lar"la karşılaşmaktan "tedirgin olur" ve "Nietzsche'nin önce bir şeyi, sonra bir başka şeyi, sonra da tamamıyla farklı bir şeyi söylemesini çekilmez" bu­lur. Jaspers'in bu durumda önerisi aslında onun bütün Nietzsche yorumu­nun özünü oluşturur:

"Salt Nietzsche okumasını bir yana bırakıp, onu çağımızı böylesine temsil eden birisi kılan entelektüel deneyimlerle bütünüyle ilgilenerek elde edeceğimiz içselleştirmeye yönelik bir incelemeye girişmeliyiz. O zaman Ni­etzsche, kendi sınırlarına ve kendi kaynaklarına doğru yol alan insanlık yazgısının simgesi haline gelir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cogito - Sayı 25
Alt başlık:
Nietzsche: Kayıp Bir Kıta
Baskı tarihi:
Ocak 2001
Sayfa sayısı:
304
Format:
Karton kapak
ISBN:
9771300288025
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Cogito'dan - Nietzsche: Trajik Esinli Yalvaç

Marc Crépon - Nietzsche'nin Yaşamı: Bir Zamandizin

Nietzsche:

Konumlama, Açımlama, Kuşatma

Ernst Behler - Yirminci Yüzyılda Nietzsche

Bernard Edelman - Nietzsche: Kayıp Bir Kıta

Peter Sloterdijk - Kentauros Yazını

Maurice Blanchot - Nietzsche ve Parçalı Yazı

Georges Bataille - Nietzsche'nin Gülüşü

Gilles Deleuze - Üstinsan: Diyalektiğe Karşı

Martin Heidegger - Nietzsche'nin Platonculuğu Tersine Çevirmesi

Hilmi Yavuz - Nietzsche ve Bengidönüş

Simone Goyard-Fabre - Nietzsche: Modern Devletin Eleştirisi

Cemal Bâli Akal - Nietzsche Spinoza'yı Nasıl Okudu?

Nietzsche: Defterlerden

- 'Zaman-Atom Öğretisi'

- 'Kemgözlü Bilgelik' / 'Oklar': Deyişler ve Değinişler

- Avrupa Nihilizmi

- Büyük Politika

Söyleşi

Horkheimer - Adarno - Gadamer - Nietzsche ve Biz

Can Alkor - Enis Batur - 'Tehlikeli Bir Adam' Nietzsche Üzerine Söyleşi

Nietzsche Okumaları

Gilles Deleuze - Michel Foucault - Nietzsche'nin Tüm Yapıtlarına Giriş

A. M. Celâl Şengör - Nietzsche ve 'Akla' İsyan

Elif Daldeniz - Zerdüşt: Tiksinti Duymayan İnsan

Güven Turan - Nietzsche ile Ateşlenen İmgelem

Oruç Aruoba - Nietzsche'yi Anlamak

Nietzsche Çevrilemez (mi?)

Nietzsche - 'Vom Lesen und Schreiben'

- 'Okuma ve Yazma Üzerine' - Çevirenler: Mahmut Sadi, Sadi Irmak, Osman Derinsu, Mustafa Tüzel, Ahmet Cemal, Dürrin Tunç, Oruç Aruoba

Tıpkıbasım:

Nietzsche Türkiye'de

Baha Tevfik - Nietzsche; Hayatı ve Felsefesi

Hürrem Seyfi - Nietzsche'de Ahlâk Telâkkisi

Hasan Cemil - Nietzsche'nin Zaratustra'sı

Peyami Safa - Nihilizm Devrinde miyiz?

Fuat Gedik - Nietzsche

H. Ziya Ülken - Nietzsche Ahlâkı

Sadi Irmak - Nietzsche Üzerine

Demir Özlü - Nietzsche ve 'Ecce Homo'

İ. Zeki Eyüboğlu - Nietzsche ve Anadolu Uygarlığı

Haldun Taner - Nietzsche Diye Biri

Can Alkor - Nietzsche: Uzak (?) Bir Geleceğin Çağdaşı

Kitabı okuyanlar 37 okur

  • Mazlum yazan
  • Yalın Tunalı
  • Hasan Sonuç
  • İrem meltem özcan
  • Emel Kalender
  • Mete Akın Çağlar
  • Dilekkdk
  • H. Nil
  • Dicle
  • Nurdan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (6)
9
%25 (5)
8
%20 (4)
7
%20 (4)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5 (1)