Çölde Biten Rahmet Ağacı

·
Okunma
·
Beğeni
·
352
Gösterim
Adı:
Çölde Biten Rahmet Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 1962
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757663737
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı neşriyat
Çölde Biten Rahmet Ağacı, Safiye Erol Hanımefendi'nin 1962 yılı Ramazan ayı boyunca Yeni İstanbul Gazetesi'nde tefrika edilmiş eseridir. Başlangıçta iki kısım olarak düşünülmüş ise de Ramazan bittikten sonra devamını yazmamış değil, yazamamıştır.


Bir mütefekkir hanım romancının Hazret-i Peygamber gibi bir şahsiyetin hayatından bazı safhaları kendi dünyasında muhakeme edişinin bir sonucu olarak böyle bir eseri, güzel üslubu ile okumak ayrı bir zevk olacaktır. (Önsöz, Halil Açıkgöz)
112 syf.
Açıkçası ilk bakışta bazı dinî olayları içeren kitaplar gibi baskın, kesin çizgilerle anlatır korkusu olmadı diyemem fakat Safiye Erol her zamanki hanımefendiğiliyle harika yorumlarda bulunmuş. En sevdiğim kısım Hz. Hatice ile ilgili olan kısımdı. Olayların esasına hâkim olduğumuz için defalarca aynı şeylerin anlatılması zaman zaman insanı yorabiliyor. Safiye Erol bunun dışına çıkarak millî ve manevi kültürümüzün ışığında bir eser yazmış. Bu sebeple bir yerde Hz. İbrahim okurken, birkaç satır sonra Nietzsche alıntısı görebiliyorsunuz. İşte Cumhuriyet Dönemi aydın yazarlarının -bana göre- incisi olan Safiye Hanımefendi mevcudiyetimizi oluşturan, Avrupa dediğimiz olgunun temelindeki İbn-i Sina, Farabi ve İbn-i Rüşd ateşinin idrakinde bir kitap kaleme almıştır. Saygı ve minnetle.
112 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Kitap hakkında olumsuz düşüncelerimle başlayacak olsam da belirtmeliyim ki sadece mükemmel Türkçe nedeniyle Rahmetli Safiye Erol ve Ahiretliği Samiha Ayverdi'nin tüm eserlerini beğenirim.
Kitap Peygamber Efendimizin hayatından kesitleri anlatıyor. Her ne kadar kesitler desem de kitap çok sık konuyu dağıtıyor. Başlıktan çok daha farklı yerlerde kendinizi buluyorsunuz. Muhtemelen gazetede köşe yazılarından oluşmasından kaynaklı. Ayrıca tasavvuf anlayışı ile Peygamber efendimize yaklaşılıyor olması ve ileride derecede aşk üzerine kurulmuş olması da benim pek hoşuma gitmedi.

Ancak harika bir Türkçe ile muhtemelen duymadığınız bilgiler ile en önemlisi değişik yorumlama kabiliyeti ile okumaya değer bir kitap.
112 syf.
·10/10
Peygamber efendimiz (s.a.v)’in hayatını bir de Safiye Erol’un naif dilinden, onun kalpten bakış açısından okumak. Sadece daha uzun olsaydı keşke dedim, bi anda bitiverdi.. Tadı insanın damağında kalan kitaplardan.
112 syf.
·10/10
Enteresan bir yazar Safiye Erol. Elimde “Çölde Biten Rahmet Ağacı” kitabı var. Safiye Erol bir romancı. Romanlarını okumadığım gibi, ben onun ilk defa bir kitabını okumaya niyet ettim. Sayfaları çevirdikçe gördüm ki unutulmaya yüz tutmuş yeni kelimeler, yeni bağdaştırmalar heybeme doluyor: “Kıvıl kıvıl, çıkın, dolanıcı nesneyi sevmem, ay da batar gün de batar,” Konu eski. Belki söylem de eski. Ama bana yeni. Çünkü ilk karşılaşıyorum. Üslup güzel. Kadın yazarların kaleminden Hazreti İbrahim’i, Hazreti İsmail’i, Annelerimiz; Sâre’yi, Hacer’i, Âmine’yi, Hatice’yi ve Tabii ki Hazreti Peygamberi okumak bir farklılık. Çünkü anlatımlarında kadınsı ince duygular öne çıkıyor. Kitap sûret bakımından ince, sîret bakımından derin. Bir günde okuyup bitirdim. Safiye Erol bir felsefe doktoru. Batıyı iyi biliyor. Bu eseri bir nevi siyer tadında yazılmış. 1962 yılının Ramazan ayında 30 gün boyunca Yeni İstanbul gazetesinde bölüm bölüm yayınlanmış. Kitap otuz bölümden oluşuyor. Kitabın bütün bölümleri akıcı. Yer yer roman tadında, yer yer deneme tadında yazılmış. Ara ara yazar yorumlarıyla farklı bir tad katıyor kitaba.

Eser Hazreti İbrahim’den başlıyor, Hacer’i, Sare’yi ve ismail’i anlatarak devam ediyor. Mekke’yi anlatıyor, Aristokrat takılan şımarık Mekkelileri. Ebrehe’yi, tevekkül ve teslimiyetiyle Abdulmuttalip’i anlatıyor. Abdullah’ın alnındaki nurdan bahsediyor. Bu nuru gören kızların Abdullah’ın peşinden koştuklarını ve ona evlenme teklifinde bulunduklarını yazıyor. Ama nur Amine’ye geçmiş bile. İlk mü’min kadın Hazreti Hatice sayılsa da asıl olarak ilk mü’min kadının Amine olduğunu, doğum anında yaşanılanlardan hareketle söylüyor. Amine ya da Hatice fark etmez sonunda ilk mü’minin bir kadın olduğunu vurguluyor. Yazarımız kadınlar üzerinde fazlaca duruyor. İslam’da kadının yerini sorguluyor. Ve uygulamalarda kadına karşı günümüz insanının tavır ve davranışlarından örnekler veriyor, haklı olarak ayetler eşliğinde eleştiriler getiriyor.

Yazar bir yerde şöyle diyor: “Müslüman kadınlar bilerek ya da bilmeyerek erkekte peygamberimizin vasıflarının izlerini ararlar, bulabildikleri nispette, mesut olur, bulamadıkları nispette bedbaht olurlar.” Dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi kadına sorarsanız sorun, ideal erkek tipi olarak peygamberimizin vasıflarını sayarlar, diyor.

Hazreti Hatice’ye üç bölüm ayırıyor ve diğer bölümlerde de ondan çokça bahsediyor. Bahsedilmeyecek bir aşk değil ama. Şimdi bunu yazarken, Sibel Eraslan’ın Çöl ve Deniz kitabını anmamak olmazdı. Yeryüzünde gerçek aşkı öğrenmek isteyenler bu kitabı da okusunlar. Okusunlar da Leyla ve Mecnun öykülerinin ne kadar yavan ve masal olduğunu görsünler.

Safiye Erol, Hazreti Hatice’den bahsederken şu bölüm müthişti: Hüzün yılı. Peşi peşine geliyor ayrılıklar. Hazreti Hatice vefat etmek üzeredir. Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Hatice'nin başındadır. Ağlayarak ona şöyle der: "Ey cümle âlem kadınlarının bezeneği, övüncü, cennet seni özler. Var, orada, Mirac gecesinden beri nikâhlım olan Asiye ve Meryem Hatunlarla, hem bundan sonra nikâhlayacağım Ayşe ve diğer kutlu kadınlarla, ortaklarınla buluş." Hatice annemiz hiçbir kıskançlık belirtisi göstermediği gibi şöyle cevap verir: "Ey benim sevgilim! Göklerde sürdüğün, benden sonra yeryüzünde süreceğin sefalar, hem sana, hem o hanımlara mübarek olsun. Onlar benim ortağım değil, kız kardeşlerimdir."
Aynı olayın bir başka rivayeti daha vardır. Orada ise olay daha farklı anlatılır. Hazreti peygamberin bu sözleri üzerine, Hazreti Hatice annemizin rengi uçmuş. Gözleri sonsuz elemle kaymış, süzülmüş, süzülmüş. Ruhundan kanaya kanaya can vermiş. Bu vak'a Hz. Fatıma annemize ukde olmuş, nihayet dayanamamış, sormuş: "Babacığım, sen annemi hiçbir zaman kıskançlıkla yaralamadın. Onun üstüne ne nikâhlı getirdin, ne cariye aldın. Nasıl oldu da onu ecel üstü böyle üzdün?" diye sormuş? Peygamberimizin çok güzel bir cevabı var. Ama onu da kitabın kendisine bırakayım.

İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:

“İnsanlar kendi akıllarına göre kendilerine kisveler biçerler ‘ben şöyle olmalıyım, ben böyle yaşamalıyım’ diye. Bir de takdirin onlara biçtiği kisve vardır… Fakat hayatta aklın ölçüleri değil, kaderin ölçülerinin hâkim olduğunu bilememişti. Bunu geç anladı. Ama anladı.”

“Dikkat edilirse cemiyetlerde olduğu gibi ferdi hayatlarda da daima bir yoldan şaşma, yolu bulma macerası vardır. Anne baba terbiyesi, hoca telkini, bir ermişin nazarı… Yangınımızı söndürür, ayarımızı düzeltir. Bizi omuzlarımızdan kavrar, adımımızı selamet yönüne çevirir. Dünya serapları bizi efsunla kendine çektiği zamanlar, pınar başına dönüş yolunu kaybedecek kadar uzak gitmeyelim. Âmin ve Muîn”

“Aşk Kâbe’nin harîmi imiş. Cebrail bile içine giremez, etrafını tavâf edermiş. Bu kutsal bölgede daha fazla dolanacak mecalim kalmadı…”

“Namzet oldukları çileleri çekenler, lâyık oldukları mutluluk tacını nasıl olsa giyerler.”

“Hayrete ne mahal, madem ki Allah her şeye kâdirdir. Dehşete ne lüzum, madem ki Hakk’ın her fiilinde bir hikmet yatar.”

“Mekke der demez Kâbe’yi hayâl ettim. Kâbe der demez Hacc’ı canlandırdım. Hacc der demez gönül kapısı ardına dayandı, gönül der demez kalemi tutan elim gevşedi, ben benden gittim.”

“İslâmiyette yol çok. Akıl yolu, vicdan yolu, hak duygusu yolu. Amma İslamiyet, candan cana bir sirâyettir.”

“Kader kısmete razı olanlar, her tecelliye şükredenler ‘Yakîn’ mertebesini bulurlar, insan zaaflarını aşarlar. Olgunluk ve güzellik tahtına geçer, saadet çengelini takınırlar.”

Kitap 110 sahifeden ibaret. Bildiğiniz olayları bilmediğiniz yönleriyle okumak güzel olur.
"Bence İslâmiyet'in en muhteşem cephesi mânevî estetiktir, edeptir, denebilir. Fakat geniş muhitlerde edep anlayışının pek kısır kalmış olduğunu görüyorum. Mahcup ve itaatli tavır takınmayı bir 'edep' sayıyorlar. Beni sarmıyor. Edep tâcını başımdan düşürmeden cüretkâr ve serkeş olabilirim, yeter ki temizlik ve güzellik kültüründe köklenmiş bulunayım."
Safiye Erol
Sayfa 99 - Kubbealtı Neşriyâtı, 6.baskı, 2016.
"Müslüman kadınlar bilerek veya bilmeyerek erkekte Peygamberimizin vasıflarının izlerini ararlar, bulabildikleri nispette mesut olur, bulamadıkları nispette bedbaht olurlar."
Safiye Erol
Sayfa 38 - Kubbealtı Neşriyâtı, 6.baskı, 2016.
"Bâzı ruhlar, kendi negatiflerine rastlamadan kendilerini bulamazlar. Hazret-i Hamza böyle istîdatta idi. İbrâhim Ata mîrâsının damarlarında çağladığını bilmesi için Ebû Cehil'le kapışması lâzım gelmişti. O lahzada Kâbe'den fırladı. Tepesinden ayağına ter süzülerek bir solukta Resûlullah'ın yanına koştu. Dedi ki: 'Senin düşmanın Ebû Cehil'in kim olduğunu anladıktan sonra senin kim olduğunu bilebildim.'
Eşhedü... diye başladı, ikrar verdi."
Safiye Erol
Sayfa 64 - Kubbealtı Neşriyâtı, 6.baskı, 2016.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çölde Biten Rahmet Ağacı
Baskı tarihi:
Kasım 1962
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757663737
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kubbealtı neşriyat
Çölde Biten Rahmet Ağacı, Safiye Erol Hanımefendi'nin 1962 yılı Ramazan ayı boyunca Yeni İstanbul Gazetesi'nde tefrika edilmiş eseridir. Başlangıçta iki kısım olarak düşünülmüş ise de Ramazan bittikten sonra devamını yazmamış değil, yazamamıştır.


Bir mütefekkir hanım romancının Hazret-i Peygamber gibi bir şahsiyetin hayatından bazı safhaları kendi dünyasında muhakeme edişinin bir sonucu olarak böyle bir eseri, güzel üslubu ile okumak ayrı bir zevk olacaktır. (Önsöz, Halil Açıkgöz)

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • Onur BAYRAKTAR
  • Fatih Zeyrek
  • jurnal
  • Hanife
  • Gizem
  • Sait Köşk
  • Betül Bakır
  • Betül
  • Levent Göven
  • Fatih Başaran

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%64.3 (9)
9
%7.1 (1)
8
%14.3 (2)
7
%14.3 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0