Coşkuyla Ölmek

·
Okunma
·
Beğeni
·
3957
Gösterim
Adı:
Coşkuyla Ölmek
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
191
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511080
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı'nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve 'Neyse rüyaymış,' demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık. Mezarlıklara, servilere, süsenlere, nisan sonunda açan katırtırnaklarına, telaşlı karıncanın adımlarına yazık, mezar taşına konup da bağıran karganın sesine yazık, ölüme ağlayan şaire, yaşam var zanneden filozofun nefesine yazık, şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık, ağdaki balığa, lokantada onu bekleyen anguta, önce ön iki ayağını sonra arkadakileri ovuşturup bu hareketinden büyük kâr ve kisve uman karasineğe yazık, hortumunu sallayan koca file, sanatlı sıçrayışı ile dahi boşluğu dolduramayan yunusa yazık, grafon kâğıdından gelincik ve petunyalara, en pürüzsüz çakıl taşına, kum olmuş zavallıya, sağdan sağdan yürüyen eşeğin inadına, yol kenarlarındaki ısınmış dikenlere, kozalağın içindeki fıstığa, duvara yapışmış yosuna yazık, bu topu binyıllardır çevirip duran sema-i muğlâka, titreyen kanatlara, açılan göğe ve onun katmanlarına, havanın, suyun olduğu, olmadığı yerlere yazık."
(Tanıtım Bülteninden)
191 syf.
·9/10
"Beni yüzüstü gömün, çünkü yeterince gördüm!" (Hakan Günday)

Böyle bir cevheri yeni yeni tanıyan benden, yeni yeni tanıyacaklara özel olsun bu inceleme;

Şule Gürbüz, Dolmabahçe sarayında antika saatleri tamir eden bir yazarımızmış. Çok boyutlu ve çok katmanlı metinler yazmasının yanı sıra, karakter ya da kurguya değil daha çok düşünceye ve zihin akışlarına önem veren bir yazar. Edebiyatla harmanlanmış felsefeye de rastlayabiliyoruz, daha ziyade Varlık Felsefesi'ne. Bunda Londra'da almış olduğu Felsefe eğitiminin etkisi çok büyük. Anlayabildiğim kadarıyla birçok şeyin farkında olan nevi şahsına münhasır bir kişilik. Tek bir cümleyle dakikalarca düşündürebilir. Dili, insan zihnini meşgul eden sorular yumağından beslendiği için, çok yoğun. Yeraltı edebiyatıyla çok benzer de diyebiliriz. Gözlemlediğim, okuyucu toplama kaygısı olmayan, kendini bilen ve etrafını çevreleyen duvarlar arasında en ulaşılmaz yerleri bile sıvayabilen çok muteber bir yazar.

Çoğumuzun gündelik hayatında var olan konuları, -ki hemen hemen hepsine farklı bir pencere açan- farklı bir bakış açısı katarak, en güzel haliyle kaleme almış. Öyle uzun mu uzun altını çizeceğiniz satırlar olacaktır. An itibariyle, zamana tanıklığına, öğrenilmiş çaresizliğine, kendisine, yoğun bir sevgi ve hayranlık beslediğim bir yazar oldu kendisi.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde durup düşünmüşüzdür; kimimiz kendini öldürmeyi, kimimiz de kendini öldürenleri... Şule de 'kendini öldürmeyi düşünenleri' düşünmüştür diyebiliriz. Anlamları genellikle derin dalmalar sonucu kendini ele veren cümlelerinde, alegorik bir anlatım mevcut. Öyle bir his uyandırıyor ki insanda, başıma gelebilir, başımdan geçti, başından geçmişti... Her cümlesini not aldırıyor. Her insanın kendini bulabileceği, farklı lezzetler alabileceği, farklı cümlelerin altını çizebeleceği şahane bir kitaptı. Hani sırf inceleme olsun, laf olsun torba dolsun diye yazmıyorum bunları; tanışmayan çok şey kaybeder kanısındayım. Yazar resmen gençken ölememişliliğinin manifestosunu yazmış. Ayrıca mizah tarzını da çok beğendim. Acıya gülümsememizi istiyor bizden. Hemen ardından 'yeter bu kadar'ı da eksik etmiyor. İğneleyici bir mizah tarzı var. Daha ben ne diyeyim... Görmüş olduğu değere bakınca, hak ettiği övgüleri şuraya sıralamaktan alamıyor insan kendini...

Öykülerinde dünyaya, yaşama karşı kendi tutumlarını farklı farklı karakterler adı altında yer vermiş. Bazı noktalarda anlamak güç olsa da -genellikle ruha hitap noktasında- üzerine biraz düşündükten sonra, sayfayı çevirmemize müsaade ediyor. Kalemine ve insanın günlük yaşantısına çok hakim; sadece kadınların değil, erkeklerin de yaşam tarzına çok hakim biri.

Birçok cümlesi insanın göğsüne çörekleniyor resmen. Ezberi kötü olan bir benim bile, hala birçok cümlesini beynimde feveran ettirmesi, son dört sayfasını okurken kapıldığım tarifi zor o hissiyat... sözcüklerinin büyüsüne kapılmam, bunların tümü Şule'nin tam bir söz ustası olduğunun delilidir. Hayatın-ın tüm meşakkatliliğine karşın, bu kadar güçlü kalabilen bu kadın profilini, tanınması hususunda, öncelikli olarak hemcinslerine tavsiye ederim. Tüm bu koşturmacalar içerisinde girmiş olduğumuz kılıkların bizleri uzaklaştırdığı, boşluk hisssini, yokluk hissini, hiçlik hissini satır satır işlemiş.

" Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme, kurcalama idi. İnsanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi." Syf:159

Kitap 4 bölümden oluşuyor;
1- Ruhuna Fatiha
2- Akılsız Adam
3- Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi
4- Rüya İmiş

4 öykü karakterlerinin de çok benzerlik gösterdiğini söyleyebilirim. Her biri içinde yaşayan, içe dönük karakterler. Bunun için karakterlerin ayırt edici özellikleriyle not alarak ilerlemenizi tavsiye ederim.
Örnek veriyorum: Hayırsız evlat, gamsız dost, yeni damat...
Benim en beğendiğim ve bitmesini istemediğim öykü, 'Rüya imiş' başlığı altında olanıydı. Betimlemelerine okur kendini verebilirse çok şahane tablolar oluşturulabilir olduğunu düşünüyorum.

Popülerleşmemiş olmasına da ayrıca sevindim. Biliyoruz ki popülerlik beraberinde farklı sıfatlar da doğurabiliyor. Herkesin okumasının yanlısı da değilim, ne yalan söyleyeyim... Çünkü, her insanın kendini bulabileceği ama her insanın bitirebileceği bir kitap değildi. Çok bariz belliydi ki; acının rengini, huyunu suyunu bilmeyenleri ilgi alakadar eden bir kitap değildi. Baba-çocuk ilişkisinden, karı-koca ilişkisinden, arkadaş-dost ilişkilerinden doğabilecek içsel, ruhsal ve psikolojik sorunları irdeleyerek, öykü halinde bizlere sunmuş. Bu tarz okumaların hitap ettiği okurlara yazılmış seçkin bir kitap. Anlayacağımız okur kitlesini-tiplemesini kendi seçmiş Şule. Zaten kitaplarının çok tutulmamasının en temel sebeplerinden bir nedeni de budur kanaatimce. Herkese değil 'bazılarına özel' yazmış olması. Okuyanlarının bir çoğuna dudak uçuklatmasının da bundan kaynaklandığını düşünüyorum.

Esas itibariyle, kitabı uzun bir zamana yayarak okumamın; bana hem getirileri hem götürüleri oldu. Orta halli bir okuma sizlere tavsiyemdir. Ne çok hızlı ne çok yavaş, sindire sindire... Yazarı tanımak için güzel bir başlangıç olabilir.


Kitabı bana hediye eden; şeyma poyraz
Yazarı tanımam için çaba sarfeden; Habibe
En az benim kadar Şule'yi merak etmiş ve bir şeyler yazmamı isteyen dostuma; https://1000kitap.com/Muhammedckrr
Şükranlarımı sunuyorum.
Okumaya vakit ayırmış herkese teşekkür ederek, teşekkür merasimini sonlandırıyorum.


Nilgün Marmara'dan ufak bir kıssa ile son vermek istiyorum;
"Uçurumlar var,
var uçurumlar diyorum ben
insanla insan arasında,
kendiyle kendi arasında,
kendiyle başkası arasında..."
191 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Bazı yazarların edebiyat dünyasında yer bulabilmesi için okurun değerine ve ilgisine ihtiyacı vardır.Bu süreçte okur onay makamında bulunmakla asıl belirleyicidir.Yazar, tutulmak için beğeni sınırlarını okura göre belirler.Böyle yazarların kaygısının okur olduğunu söylemek ise oldukça zordur.O yüzden bizim, “Neden Şule Gürbüz ve onun gibi yazarlarımıza gerektiği değer verilmiyor, yeterli ilgi gösterilmiyor?” gibi sorularla bir sitem içerisinde olmamız yersizdir, diye düşünüyorum. Çünkü Şule Gürbüz kendini okuyucusuna, piyasa şartlarına, gündelik meselelere, konjonktüre… göre ayarlayan bir yazar değil.Şule Gürbüz’e, okurun seçtiği,popülerleştirdiği bir yazar olarak değil;okurunu seçen ve onları önemseyen,hayatın tüm güçlüklerine,zorluklarına karşı onları çok daha anlamlı bir dünyaya çekerek birçok yüzeysel meseleden,gereksizliklerden kurtaran bir yazar olarak bakmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Gürbüz, nevi şahsına münhasır kişiliğiyle kurduğu dünyasında kendini,benliği, hayatı, bilmeyi,anlamayı,ölümü,zamanı,varlığı,yokluğu,hiçliği… sorgularken; bunların anlamını-anlamsızlığını, önemini-önemsizliğini irdeleyerek okura çok farklı bir iklim sunuyor. Kitap boyunca, bu iklimde nefes alabilmek, yaşayabilmek; yoğun anlatıma,uzun cümlelere,ayrıntılı tasvirlere,cevaplandırılması güç sorulara alışkanlığınıza bağlı ,diyebilirim. Biçimsel olarak bakıldığında ise; bir hikaye mi okudum, bir deneme mi okudum, baştan aşağı bir şiirselliğin içerisinde bir düzyazı mı okudum; bir edebi metin mi okudum,bir felsefe metni mi okudum yoksa bir haftadır bir sanat eserinin üzerindekilere bakıp sanatçıyı mı anlamaya çalışıyorum,onu bıraktım kendimi mi anlamaya çalışıyorum; bilmiyorum. Benzer şekilde “Öyle miymiş?”i okuduğumda da böyle olmuştu.İşte; üslubuyla, duruşuyla, hayatıyla birçok yazardan ayrılan “Şule Gürbüz”ü okumanın beni getirdiği nokta bu.Bilinmezliğin ortasında kendinizle baş başa olduğunuzu fark ettirerek size zaten öyle olduğunuz halde niye öyle hissetmediğiniz üzerine düşünmenize yardımcı oluyor, Gürbüz. Düşünceler içerisinde kitabın nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Bu, Şule Gürbüz’ün sağlam bir yazar olmasının yanı sıra sağlam bir okuyucu olmasıyla ilgili.Onun için,hepimize okumayı yeniden öğretecek bir yazar diyebilirim.

İnşallah ben “Şule Gürbüz” okumaya devam edeceğim.Sizleri de beklerim.İyi okumalar…
191 syf.
·Puan vermedi
Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki, insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle. Bilinen beylik şeyler, evlenmek, işe girip çalışmak, yorulmak, hastalanmak, yaşlanmak, umduğunu bulamamak ve gitmek istemek…’”
.
.
.
“Hayatla her anlaşmaya varan, varamayanın kederini artırır, onun garipliğine bir ilmek daha atar.”
.
.
.
“Günlük hayatımız günlük değil de ömürlük yaşanan bir yorgunluk ve kırıklık olarak akşamları üstümüze çöküyor, bir günü daha yuvarlamış olmak daha ne kadar ve neler kaldığını bilmemekle manasız bir bitiriş olarak, yemediğim meyvenin soyulmuş kabuğu gibi önümde, yanımda duruyordu.”
.
.
. “Sabah oldu. Hep olur. Ölmez sağ kalırsak sabah olur. Sabah, gecenin gençleşmiş, kuvvete gelmiş, hayallerinden arınmış ve hatta şimdi onları inkar eden halidir.”
.
.
.
🥀
191 syf.
Kitaba dair incelemeleri okumak isterken, henüz tek bir yorum yapıldığını görünce şaşırdığımı söylemeliyim. Bu benim Şule Gürbüz'e olan sevgimle alakalıdır fakat akademisyenlik yapan, boş zamanlarını antika saatleri tamir ederek geçiren bu değerli yazarın, kara mizahı andıran öyküleri muhakkak daha çok okurla buluşabilmeliydi. Gerçi bir yazarın çok okunuyor oluşu ile kaliteli oluşu doğru orantılı değil; ama Gürbüz daha çok övgüyü hak edenlerden. Size Marquez, Oğuz Atay ve ye yer Ahmet Hamdi Tanpınar okuyormuş hissi verdireceğini inandığım bir yazardan bahsediyorum. Kambur, Zamanın Farkında ve Coşkuyla Ölmek hepsi birbirinden güzel kitaplar.
İnsan coşkuyla nasıl ölür? Kieslowski’nin güzel filmi Veronique’nin İkili Yaşamı filmini izleyenler bilir. Müziğe tutkuyla aşık genç Veronique'nin, sahnede arya söylerken yaşadığı haz ile kalp krizi geçirerek yere yığılıp öldüğü sahneyi. Sanırım bu anlatır coşku içinde ölmeyi bir yanı acıyı barındıran şeyden bile keyif alabilmek. Kara mizah bu işte. Okurken güldüğünüz esnada “bir dakika, evet gülüyorum ama burada acı bir şey de var.” diyerek duraksatabilen öyküler. Şule Gürbüz kitaba bu ismi verirken bunu düşünmüş müdür bilemiyorum ama ben her öyküde bu mizahın getirdiği hüznü yaşadım.
Coşkuyla Ölmek, dört farklı öyküden oluşuyor. Ruhuna Fatiha, Akılsız Adam, Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi ve Rüya İmiş. Öyküler her yanıyla Entellektüalizasyon dediğimiz yasak dürtülerin, anıların veya yaşantılarını düşünsel yetiler, kitabi bilgiler ile açıklamaya çalışan ama özünde ne yaşadığını bilemeyen saf bir savunmanın öyküsü. Kahramanlar kendince akıllı, bilgili ama özlerindeki değersizliğin farkında değiller. Ruhuna Fatiha’da, her şeyi bildiğini sanan ve derin cümleler kuran adamın, lokanta hikayesindeki aldanışı ve düştüğü komik durumlar günümüz insanının sığlığının bir özeti aslında. Süslü ve derin cümleler arkasında kalmış gerçeği, trajedileri hatırlatıyor bize.
Akılsız Adam ve Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi birbirinin devamı gibi gözükseler de birbirinden bağımsız öyküler. Refik İyisoy, fikri yapısı, düşünsel duruşu ile mazimizi temsil ediyor, görüşleri çok değerli ama kapalı bir kutu. Akılsız adamın oğlu Sadullah İyisoy ise özünden kaçarak yabancı memleketlerde yaşarken düştüğü çıkmazı deliliğin kıyılarından okuyorsunuz. Zaten babasının cenazesinde bu iki farklı hayatın kesişmesini yakalayabiliyorsunuz.
Çok şey yazılabilir bu değerli öyküler için ama Şule Gürbüz, satır aralarına sığdırdığı güzel bilgiler, farklı yazar ve eserleri arasında ama aşağıda linkini verdiğim röportajda, öykülerindeki kurguyu ve metaforları kendisi daha güzel aktarmış Şule Gürbüz. Dilerim bu güzel kalem, daha uzun yıllar bizlere yeni kitaplar vermeye devam eder.

http://www.okuryazar.tv/...rbuz-coskuyla-olmek/
191 syf.
"İnsan dertli değil, derdin kendisidir..."
(Kitaptan Alıntılar)

Geçen yıl okumuştum kitabı, yazarın bence çok ilginç,bol kelime örgülü, kimine göre ustaca ama bana göre yorucu bir anlatım dili vardı.

Karakterler ise oldukça bunaltıcıydı. Ama altı çizilecek bir sürü söz sıkıştırmıştı hikayelere, o sözler olmasa kitabı okurken kaybolup giderdim belki de...
Garip bir etki bırakmıştı bende yazarın bilindikleri söküp atan anlatım dili...
191 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Can evimden vuran cümleler vardı kitap da, ama siz benim gibi kulağınızda kulaklıkla okumayın dikkatiniz dağılıyor.....................................
191 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Her ay en az bir tane Türk kadın yazar okumaya çalışıyorum. Coşkuyla Ölmek, uzun zamandır okuyacağım kitaplar listesindeydi, nihayet bu ay şehir kütüphanesine eklenince hemen ödünç alıp okudum.
Hemen okudum diyorum ama sayfa sayısına aldanıpta bir çırpıda göz ucuyla okunur geçilir sanmayın. Son aylardaki en zor okumamdı.
Kitap 4 öyküden oluşuyor, her biri insan doğasının farklı bir yanına çevrilmiş. Yine de biribirinden ayrı sesler çıkaran öyküler değil bunlar, genel anlamda kitabın tamamında bütünlük söz konusu. Bir öyküden diğerine hiç duraksamadan geçebilir ve yabancılık hissetmezsiniz.

Öykülere kısaca değinecek olursam en sevdigimle başlayıp kafama göre sıralayarak ;

RÜYA İMİŞ: Kitaptaki son ve en iyi öykü. Evliliğe karşı zaten olumlu olmayan tutumumu iyice sivriltti diyebilirim. Bütün o zorlu okumanın sonunda nispeten daha rahattı ve başka bir tadı vardi. Bu öyküde ilerledikçe, hem dertlendirip kederlendirecek hem de tebessüm ettirecek cümleler (özellikle çılgın teyze) okuyorsunuz. Kendi içinden yazacağım şu alıntı en iyi özeti olacaktır: "Hayat evlenmek demekti, karı ya da koca demekti, çocuk ve ev demekti. Gerisi hep bunların etrafında, bunları sağlama almak için bir tuhaf gezinme, eşinme, kurcalanma idi. İnsanın belgeseli yapılsa seyredilemeyecek kadar gönül yorucu bir sıkkınlık verirdi."

RUHUNA FATİHA: Kitabın ilk öyküsündeki kahramanımız, bir yandan halini tavrını çok önemseyen diğer yandan aldanmaya meyilli, huzursuz ve kırılgan.
Nitekim hem lokantadaki dervişlik macerasında hem de evdeki boyacılarla olan mücadelesinde kaybeden taraf oluyor. Tam kendi kendini yiyip bitirecek derken, bir bakıyoruz ki hop ayaklanmış aynen devam.Hani derler ya 'kıvrıl ama kırılma' diye, işte aynen öyle. Alıntı:“Aldatılmada, insandan umudu kesmenin eşsiz huzuru vardı.”

‘AKILSIZ ADAM’ ve 'AKILSIZ ADAM’IN OĞLU SADULLAH EFENDİ’ :İkinci ve üçüncü öyküler birbiriyle bağlantılı yazılmış. ‘Akılsız Adam’, kitapta beni en zorlayan kısımdı. Baba olmak, hayatını çocuğu üzerinden tarif etmek, çocuğunu bir proje olarak görmek genel olarak hikayenin kemikleriydi. Ancak bütün o sayfalar dolusu anlatılan esas olgu (tam olarak anladığımı söyleyemem) 'geneli değil ayrıntıları merkeze almayı' anlattı.
‘Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi’ de bu kez oğlu karşımıza çıkıyor . Böyle bir babadan normal bir oğul beklentim zaten yoktu. Babasının her ayrıntıya hakim olmasının zıttı olarak hiç bir şey görmeyen, hissedemeyen bir adam. Öyle ki karısının çirkin olduğunu bile mahalle bakkalı söyleyince fark ediyor, tuzsuz yemekler yiyor eklemek için bir sebep göremiyor zira tat almak , acı, sevinç hiç ama hiç bir şeyin onun için anlamı yok. Usulca delirişini izliyoruz.
191 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Kitap doğum günümde hediye olarak gelmişti. Uzun süre kitaplıkta okunmak için bekledi. Okuduğum ilk Şule Gürbüz kitabı. Dili sade değil yazarın, edebi tarafı ağır basan cümleleri var. Sayfalar hızla okunup geçilemiyor... Kitap dört uzun öyküden oluşuyor. Öykü başlıkları şöyle:
Ruhuna Fatiha
Akılsız Adam
Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi
Rüya İmiş

Karakterler genel anlamda dışa dönük değiller. Kendi iç dünyalarında istedikleri hayatı yaşamamış ve yaşamadıklarının da bilincinde olan kişiler. Maalesef hayatları o akışla sona kadar devam ediyor. İstemedikleri bir yaşantıda yaşayamayarak devam eden yaşamlar...
191 syf.
Lisedeyken neden bilmem bazı anlar
yirmi üç yaşına gelince öleceğimi hissederdim şimdi ise yirmi üç yaşım geride kaldı ve ben ölmedim belki bu durumun nedeni liseyi yatılı okumanın verdiği yalnızlıkla kendimi ölüme yakın hissetme hâli olabilir, bilmiyorum.
Daha yeni yeni hayatın ne olduğunu tanımlamaya çalışırken ölmek, gençken ölmek... İnsan bunu bile merak ediyordu. O gidince en çok kim ağlayacaktı mesela (insanları kıyaslamayı bırak lütfen esra ) ya da kim onu nasıl anacaktı?
"İhtiyar coşkusuz ölür, genç eğer ölürse coşkuyla ölür. İtiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim.  Çoşkuyla ölmek isterdim. Kendi gözümde kendim ancak böyle tam ve gerçek olabilirdim. Çok istedim, çok. Her yılı acaba bu yıl ölebilecek miyim diye umarak geçirdim. Bazı yolculuklarda, bazı hallerde öleceğim içime doğdu ama ölmedim." İşte tam bu satırları okurken aynaya bakıyor gibiydim gördüğüm kendimdi, başkası değil satırların arasında duran bendim işte...

Hikayeleri okurken yaşadığım daha doğrusu en çok yaşadığım duygu; kendi boşluğumda debelenmek oldu... Sadullah Efendi savrulurken, ben de savruldum, o sordu ben cevaplayamadım. Akılsız adam boş beklentilerle doldu taştı, ben yoruldum.

Kısa bir süre de olsa, hikayelerine ortak olduğum karakterler hiç uzak değildiler, balkona çıksam başımı uzatsam bir Hikmet Bey görebilirdim mutlaka, ne de olsa aynı hayata doğmuştuk. Hiçbirinin beni şaşırtacak bir sonu olmadı, tam istediğim gibi tam da hayatta olduğu gibi, aynı belirsizlik içinde kıvranırken bıraktım ben onları...

Hayatın delirten sıradanlığını okumak güzeldi fakat yaşamak, bunu şuan için hayretimi diri tutarak aşmaya çalışıyorum.
191 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Şule Gürbüz'ün toplamda 6 ama kitapçılarda sadece 4 tane olan külliyatını bitirmenin verdiği haz; paha biçilemez. Şule Gürbüz okuyunca, bazı kitapların zor görünse de ne kadar kolay olduğunu hissedersiniz. Yorumlara aldırış etmezsiniz. Size bu yeteneği kazandıran bir kalemdir.Bu öykü kitabı da güzel ve okumaya değerdi. Etkisini sonradan hissettiren güzel bir kitaptı. Elinizde kalemle uzun cümleleri çizerek, anlamlar çıkartarak okuyun. İyi ki varsın Münzevi Kadın. Keyifli Okumalar.
Bazı bazı satır aralarında İsmet Özel’in Münacat’ını görür gibi oldum. Yaşamak suçunu, saklı kalan gençlik ölümünü ve intihara imrenişini imrenerek okudum. Her ne kadar öykü kitabı olsa da fazlasıyla şiirseldi. Şule Gürbüz’ün dünyaya bir yazardan çok şair nazarıyla baktığını gördüm. Elbette kendine has..


Akılsız Adam’ın bir tutunamayan değil tutunmak istemeyen, dünya ile barışmaya ona karışmaya ve alışmaya yanaşmayan, hayretini, ürkekliğini, tiksintisini ve dahi coşkuyla ölemeyişinin verdiği pişmanlığını, oğlu Sadullah Efendi’nin kendisinin değil de dünyanın yansıması oluşunu anlatırken, bu kederli merakı ve sıradanlaşmış hayretsizliğe olan küskünlüğü Şule Gürbüz öyle güzel ifade etmiş ki aklıma çiviler çaktı. “Telgraf çiçeğinin adını, sümbülteberin şairde açtığı yarayı, iğde kokusunun aniden ağlatışını, trenleri ve hatmi çiçeklerini, güneş ister sanılan küpe çiçeğinin gölge merakını ve az suyla kifâf buluşunu hiç mi hiç merak etmedi. Selim-i Salis’in kırılan boynu ve Zaharya’nın Hüseyni takımı onu hiç ürpertmedi, çayın ılık suya küsüşü ve renk vermekten kaçınması, ağaçların fazla meyvelerini atması ve bu meyvelerin düştükleri yerden hep dönüp de bu ağaçlara bakması ona hep tabii geldi.”

Böyle acıtarak uyandıran kitaplar iyi ki var!
191 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Sule Gürbüz’ ü en iyi yine kendi anlatıyor. Bir edebiyatçı olarak görmüyor kendisini, felsefe temelli yazılar içerir kitapları. Röportajında şöyle der: “Felsefi metin ya da başka anlamlarla da okunabilecek direk metinler veremediğim için hikâye olarak tanımlanan ama benim hem öyle tanımlamadığım, öyle de yazmadığım metinler yazıyorum.”.
Bir defa okunup kenara okunacak kitaplar değil onun kitapları. İnanılmaz derin ve katmanlı. O yüzden elinin altında olmalı hep, dönüp dönüp okumalı.
Özel bir yorum yapamıyorum Coşkuyla Ölmek için ve hatta diğer okuduğum kitapları için de öyleydi.
Bu yazarı ve kitaplarını tavsiye ediyorum, mutlaka daha geç olmadan tanışın.
Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi.
“Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Coşkuyla Ölmek
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
191
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511080
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
"Beklemek, bir şeyin yoluna ve haline girmesini beklemek, beklerken olacak olanın olması için gereken her türlü başka hale geçişlere, kalışlara tahammül etmek ne zor şeydi. Başı da, ortayı da, sonu da bilip beklemek ne tahammülü güç şeydi. Tanrı'nın da yaptığı bu muydu? Baş, orta, son belli, helak kaçınılmaz, ancak önemli olan o zamanı geçirmek, o zamandan geçmek. Ve geldiğinde gelmemiş gibi, bilmemiş gibi, yaşamamış gibi gelmek, rüyayı görüp uyanmak ve 'Neyse rüyaymış,' demek ve aynı yerden uyumaya devam etmek. Yaşamaya da, ölmeye de yazık. Bu ölüm için yaşamaya, bu yaşamak için ölmeye yazık. Mezarlıklara, servilere, süsenlere, nisan sonunda açan katırtırnaklarına, telaşlı karıncanın adımlarına yazık, mezar taşına konup da bağıran karganın sesine yazık, ölüme ağlayan şaire, yaşam var zanneden filozofun nefesine yazık, şen taklalarla ilk senelerinde koşup zıplayan, ağaçlara tırmanırken seyredilip seyredilmediğini kontrol eden kedinin tırnaklarına yazık, ağdaki balığa, lokantada onu bekleyen anguta, önce ön iki ayağını sonra arkadakileri ovuşturup bu hareketinden büyük kâr ve kisve uman karasineğe yazık, hortumunu sallayan koca file, sanatlı sıçrayışı ile dahi boşluğu dolduramayan yunusa yazık, grafon kâğıdından gelincik ve petunyalara, en pürüzsüz çakıl taşına, kum olmuş zavallıya, sağdan sağdan yürüyen eşeğin inadına, yol kenarlarındaki ısınmış dikenlere, kozalağın içindeki fıstığa, duvara yapışmış yosuna yazık, bu topu binyıllardır çevirip duran sema-i muğlâka, titreyen kanatlara, açılan göğe ve onun katmanlarına, havanın, suyun olduğu, olmadığı yerlere yazık."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 286 okur

  • Ayşe Belpınar
  • Meliha
  • Gamze
  • Gökhan Çay
  • Nuran Bayar
  • Osman Bodur
  • BEROZOĞLU
  • Mustafa Birbilen
  • Hatice Güzeltürkmen
  • Aram Noras

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.5
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%19.6
25-34 Yaş
%41.3
35-44 Yaş
%26.1
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.8
Erkek
%36.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.7 (33)
9
%26.1 (31)
8
%21.8 (26)
7
%11.8 (14)
6
%5 (6)
5
%4.2 (5)
4
%1.7 (2)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0.8 (1)