·
Okunma
·
Beğeni
·
1.688
Gösterim
Adı:
Cthulhu'nun Çağrısı
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758426
Kitabın türü:
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Cthulhu’nun Çağrısı
Cthulhu
Cthulhu
Lovecraft'ın neden korku edebiyatının ustası olarak anılması gerektiğini gösteren; yabancılığın, dehşetin, tekinsizliğin anlatıldığı toplam yedi öykü var bu kitapta.

Korku ancak gördüğümüzde bilebildiğimiz bir şey midir? Yoksa bilmediğimizi gördüğümüz şey midir? Belli ki Lovecraft bunu sorguluyordu bu öyküleri yazdığı sırada. Hep korkularımızdan ve bilmediklerimizden bahsetmeye çalıştı. Çalıştı diyoruz, çünkü asla tam olarak bahsedilemeyeceğini biliyordu. Tıpkı bu öykülerde olduğu gibi, dehşeti tarif etmek mümkün değildi. Tarif eden ya mezarlığa düştü ya da akıl hastanesine; ya müzisyen oldu ya da ressam; ya aynaya baktığında başkasını gördü ya da denizin dibinde buldu kendisini.

Bu kitap bir dehşet davetiyesi, bir delilik güzellemesi.

Bu, Lovecraft'ın çağrısı…

“Lovecraft'ın eserleri modern korku edebiyatında bir dönüm noktası.”

- Clive Barker

“Lovecraft'ın üslubu ve hayal gücü büyüleyici.”

- Alan Moore

“Stephen King'den Colin Wilson'a, Umberto Eco'dan John Carpenter'a kadar çok farklı insanları etkileyen nadir yazarlardan. Olağanüstü.”

- Neil Gaiman

Dost Körpe'nin yenilenmiş çevirisiyle…
H.P. Lovecraft'a zamanında pek şan ve şöhret getirmese de bugün ismini hala anmamıza sebep kitabın ta kendisi. Cthulhu miti büyük ihtimalle yazılmış en büyük kurgu mittir ve okunmaya değerdir. Yazarın diğer eserleriyle birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkarılan işin kalibresi de belli olacaktır.

Bu kitabın içinde birden fazla hikaye var, Cthulhu'nun Çağrısı kitabın en yavan ve basit hikayesi ama aynı zamanda en son hikayesi ve zirve noktası. Dolayısıyla önemli, değerli. Kitapta yer alan hikayeler bugünün edebiyat anlayışına bayağı uzak, sıradışı ve kısa. Bu yüzden Paulo Coelho okumaya alışkın bir okur için alışma süreci sancılı olabilir. Neyse ki uzun ve ağır bir dil yok. Basit ama etkili bir tarzı var yazarın. Mesela Norveçli kaptanın karısına bıraktığı notları okurken her satırda biraz daha delirdiğini içten içe hissetmeniz ve sonunda varılan nokta tüyler ürpertici.

Cthulhu miti kesinlikle boş zaman bulduğunuzda sizi içine çekecek, hayalgücünüzü kuvvetlendirecektir.

Favori yazarlarımdan Lovecraft'ın bu eserini korku ve gotik temalara meraklı herkese tavsiye ederim.
Cthulhu mitosu ve yazarın hayal gücü mükemmel olmakla beraber malesef yazım stili sıkıcı ve yorucu. Lovecraftın bendeki yeri ayrı. Hem sevip hem de sevmediğim bir yazar. İlişki durumumuz çok karışık yani. İthaki keşke yeni kitaplarını da bassa da okusak. Alfa yayınevinin basım kalitesi malesef çok kötü.
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.106 Oy)7.675 beğeni21.574 okunma765 alıntı84.258 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.194 Oy)8.501 beğeni27.253 okunma767 alıntı132.936 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.750 Oy)6.062 beğeni15.955 okunma2.467 alıntı82.373 gösterim
  • Cesur Yeni Dünya
    8.5/10 (1.745 Oy)1.494 beğeni4.076 okunma914 alıntı29.514 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.850 Oy)8.791 beğeni24.101 okunma1.621 alıntı111.887 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.531 Oy)8.481 beğeni25.042 okunma2.281 alıntı108.100 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.640 Oy)18.190 beğeni41.229 okunma2.660 alıntı173.509 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.326 Oy)12.891 beğeni32.988 okunma3.097 alıntı138.643 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.189 Oy)3.703 beğeni12.261 okunma1.111 alıntı50.289 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.443 Oy)5.552 beğeni18.829 okunma773 alıntı96.257 gösterim
Onceki kitaplarinda olan yoruculyktan uzak, gercekten cok yaratici ve etkileyici hikayeler barindiran bir kitap. Kesinlikle beni etkiledi. Bazi eserlerini sıkıcı bulanlar tereddut etmesin cok akici hikayeler mevcut.
Okurken sizi içine çeken, her öyküsünde ayrı ayrı geren bir Lovecraft başyapıtı.
Umutsuz kemanın çığlıkları ve inlemeleri giderek yükseldi ve çılgınlaştı...
Modern İnsan Yaşam Ardındaki Güçler Hakkında Ne Biliyor ki?: Cthulhu’nun Çağrısı (İncelemem):
https://parttimegamersite.wordpress.com/...-cthulhunun-cagrisi/
Öyküler genel anlamda beklentimi karşılamadı. Cthulhu miti bilinen bir mit fakat kitaptaki en özelliksiz hikaye olabilir. Buna karşılık Lovecraft usta bir hikayeci olduğunu gösteriyor. Öykülerinde olay örgüsü Poe ile kıyaslanacak seviyede değil bana kalırsa. Ama mekan tasvirleri muazzam. Zaten bu öykü derlemesinde kapalı mekanlar ağırlıktaydı. El geçirilmiş bir alan, ev, kötülüğe açılan bir geçit hemen hemen her hikayede bu unsur vardı. Bunu çok iyi kullanmış Lovecraft. Özellikle uzaydan gelen bir madde ile bir evin renginin solup ölmesi nefis bir anlatıydı. Genel olarak olaylarda başarılı bulmasam da atmosferi çok iyi yaratıyor ve öykünün içine çekiyor.
Bu kitabı okumadan önce sırf Cthulhu ve onun mitosu hakkında olacağını sanıyordum ama yanılmışım. 7 adet öyküden oluşan bir derlemeymiş. Son öyküsü kitaba ismini veren öykü.

Tabii ki bu yanılma çok kötü bir durum oluşturmadı benim açımdan. Bütün öyküleri beğenerek okudum. Özellikle Herbert West ve Duvardaki Fareler öyküleri çok hoşuma gitti. Duvardaki Fareler öyküsünü daha önce Gotik Öyküler kitabında okumuştu. Bu kitabın içinde de görünce şevkle tekrardan okudum.

Korku severlerin okuması gereken güzel bir eser. Tavsiye ederim.
Ebediyetin bağrında uyuyan ölü değildir,
Ama tuhaf çağlardan sonra ölüm de ölebilir
H. P. Lovecraft
Sayfa 309 - Alfa Yayınları - Cthulhu'nun Çağrısı
Ph'nglui mglw'nafh cthulhu r'lyeh wgah'nagl fhtagn
(R'lyeh'deki evinde ölü Cthulhu düş görerek bekliyor)
Kasabanın haritasını önceden görmüştüm;
halkımdan insanların oturduğu evi nerede bulacağımı biliyordum.
Kasaba efsaneleri uzun ömürlü olduğundan denmişti,
beni tanıyacak ve iyi karşılayacaklardı; bu yüzden
Back Street’ten Circle Court’a doğru hızlı hızlı yürüdüm ve
kasabanın iri taşlarla döşenmiş tek yolundan yeni yağmış karlar
üzerinde yürüyerek Market House’un ardından başlayan
Green Sokağına ulaştım. Eski haritalar hâlâ işe yarıyordu ki hiçbir
güçlükle karşılaşmadım; Arkham’da bana, burada tramvay olduğunu
söylediklerinde yalan söylemiş olmalıydılar, çünkü başımın üzerinde
hiç tel görmemiştim. Öyle olsaydı bile, kar zaten rayları örtmüş olurdu.
Yürümeyi seçmiş olduğuma memnundum; çünkü beyazlara
bürünmüş kasaba, tepeden çok güzel görünmüştü; şimdi benim
insanlarımın oturduğu, Green Sokaktaki soldan yedinci ev olan,
1650’den önce inşa edilmiş, eski tarz sivri çatılı, ikinci katı çıkıntılı
evin kapısını çalmak için sabırsızlanıyordum.

Ulaştığımda evde ışık vardı; baklava dilimi şeklindeki camlarından
gördüğüm kadarıyla, ev hemen hemen eski haliyle korunmuş olmalıydı.
Ot bürümüş dar sokağa doğru çıkıntılı ikinci kat, sokağın karşısındaki
evin aynı şekilde çıkıntılı ikinci katına değiyordu neredeyse;
bu yüzden tamamen karsız, alçak eşikleri olan bir tünelde gibiydim.
Sokakta kaldırım yoktu, ama çoğu evin demir tırabzanlı birkaç
basamakla ulaşılan yüksek kapısı vardı. Tuhaf bir görünüşü vardı sokağın;
New England’a yabancı olduğumdan, daha önce bir benzerini görmemiştim.
Bu manzaradan da hoşlanmıştım ama karda ayak izleri, sokakta insanlar
ve perdeleri çekilmemiş birkaç pencere olsaydı daha çok hoşlanırdım.

Arkaik demir tokmağı çaldığımda, korku içinde olduğum söylenebilirdi.
Herhalde bana vasiyet edilen görevin tuhaflığı, akşamın ürkütücülüğü
ve ilginç adetleri olan bu eski kasabada hüküm süren
sessizliğin acayipliğiydi beni korkutan.
Kapıyı çalışıma cevap verildiğinde iyice korktum;
çünkü kapı gıcırdayarak açılmadan önce hiçbir ayak sesi duymamıştım.
Ama korkum uzun sürmedi, çünkü kapıda beliren gecelikli,
terlikli yaşlı adamın bütün endişelerimi dağıtacak kadar yumuşak
bir yüzü vardı; dilsiz olduğunu belirten işaretler yaptıktan sonra,
elindeki balmumu tablete sivri uçlu kalem kullanarak eski ve
tuhaf bir yazıyla hoş geldin yazdı.
Dışarı çıkıp bu inanılmaz derecede eski kasabanın
mehtapsız, dolambaçlı sokaklarına daldık;
perdeleri çekili pencerelerdeki ışıklar birer birer söner ve Sirius Yıldızı,
her kapı aralığından sessizce çıkarak cadde boyunca ilerleyen
yürüyüş alayına katılan kukuletalı, pelerinli şekillerden oluşan
bu kalabalığı yan gözle süzerken yürüyüşümüze devam ettik;
gıcırdayan tabelaları, Nuh Nebi’den kalma üçgen çatıları,
saz çatıları ve baklava dilimi pencereleri geçtik; çürüyen evlerin
birbirine yaslanarak birlikte ufalanmaya devam ettiği yerlerdeki
sarp sokakları aştık; aşağı yukarı hareket eden fenerlerin tekinsiz,
sarhoş takımyıldızları oluşturduğu açık alanlardan ve
kilise avlularından kayar gibi sessizce ilerledik.

Çıt çıkarmadan ilerleyen bu kalabalığın arasında dilsiz rehberlerimi takip ettim; inanılmaz derecede hafif dirsek darbeleriyle dürtüldüm ve
anormal derecede yumuşak göğüs ve karınlarla sıkıştırıldım
ama ne bir yüz gördüm ne de bir ses duydum.
İnsana ürküntü veren yürüyüş kolları yukarıya doğru,
hep yukarıya doğru yürüyorlardı; yürüyenlerin hepsinin,
kasabanın ortasında yer alan yüksek bir tepenin üzerindeki
büyük beyaz bir kilisenin de bulunduğu bütün yolların odak noktası
olan bir alanda toplanmakta olduklarını gördüm.
Bu kilise, yolun dağı aştığı noktada, alacakaranlıkta Kingsport’u
ilk defa gördüğümde gözüme çarpmış ve korkuyla titrememe yol açmıştı;
çünkü Aldebaran yıldızı bir an için kilisenin hayaletimsi
sivri kulesine takılıp kalır gibi olmuştu.

Kilisenin etrafında açık bir alan vardı;
burası hayal ürünü gibi gözüken sütun gövdeleriyle kısmen
bir kilise avlusu, kısmen de çevresindeki üçgen Çatılı, eski mi eski
evlerle ve karları rüzgârlarla süpürülmüş yarı yarıya taş döşeli zeminiyle
bir meydandı. Ölüm ateşleri mezarların üzerinde, nasıl oluyorsa
hiç gölge düşürmeden, dehşetli görüntüler sergileyerek dans ediyordu.
Kilise avlusunun ötesinde, artık hiçbir evin bulunmadığı bu yerde,
tepelerin doruklarını ve liman üzerinde parıldayan yıldızları görebiliyordum;
karanlığa gömülen kasaba ise görünmez olmuştu.
Sadece arada bir kalabalığa yetişmeye çalışan bir fener,
yılankavi dar sokaklarda ürkütücü bir şekilde aşağı yukarı hareket ediyor,
sonra sessizce kiliseye süzülüyordu. En geride kalanlar da dâhil herkes
karanlık kapıdan içeri süzülene kadar bekledim.
Yaşlı adam kolumu çekiştirip duruyordu, ama kapıdan en son girmeye kararlıydım. Eşiği aşıp insanla kaynayan karanlık kiliseye girerken,
dış dünyaya son defa bakmak üzere geri döndüm;
kilise avlusunun fosforlu ışıltısı tepenin üzerindeki
taş döşemeyi zayıf bir şekilde aydınlatıyordu.
Ve geri dönmemle yüreğimin korkuyla dolması bir oldu.
Çünkü rüzgârın karları silip süpürmüş olmasına karşın,
patikanın kapıya yakın kısmında biraz kar kalmıştı ve
geriye doğru attığım bu kaçamak bakış, karın üzerinde,
benimkiler de dâhil hiç ayak izi olmadığını görmeme yetmişti.
Kilise, içeri giren onca fenere rağmen zar zor aydınlanıyordu;
çünkü kalabalığın büyük çoğunluğu çoktan ortadan kaybolmuştu.
Kalabalık, yüksek sıralar arasındaki dar koridordan, kürsünün
hemen önündeki, kapağı ardına kadar açık bir geçide doğru akmış,
şimdi içeride sessizce kaynaşıp duruyordu. Yorgun adımları,
aşağıdaki karanlık, boğucu yer altı mezarının içine kadar
sersemce takip ettim. Bu gece yürüyüşçülerinin yılankavi kuyruğu zaten
çok korkunç görünüyordu; bir de kıvrılarak kutsal bir mezara girdiğini
gördüğümde duyduğum dehşet daha da arttı.

Sonra mezarın zemininde bir delik olduğunu fark ettim;
kalabalık buradan aşağı kayıyordu, bir an sonra hepimiz,
kaba yontulmuş taştan yapılma uğursuz bir merdivenden aşağı iniyorduk;
rutubetli ve acayip kokulu, helezoni, dar bir merdivendi bu;
üzerinden sular damlayan, harcı ufalanıp dökülen yeknesak
bir duvar boyunca tepenin derinliklerine doğru döne döne iniyordu.
Sessiz, insanın tüylerini diken diken eden bir inişti bu;
epey bir zaman sonra, duvarların ve basamakların, zemin
kayasından keskiyle oyulmuşçasına nitelik değiştirdiğini gözlemledim.
Beni en çok rahatsız eden şey, binlerce ayağın hiç ses çıkarmaması ve
hiçbir yankıya yol açmamasıydı. Bana asırlar kadar uzun gelen bir inişten sonra,
kim bilir hangi meçhul karanlık köşelerden çıkarak bu esrarlı kuyuya ulaşan
bazı yan geçitler ve tüneller bulunduğunu gördüm.
Çok geçmeden bu geçitlerin sayısı son derece çoğaldı;
bilinmez tehditleri barındıran günahkâr yer altı mezarları gibiydiler
ve genzi yakan çürüme kokuları dayanılmaz bir hal aldı.
Dağın içinden Kingsport topraklarının altına inmiş olmamız
gerektiğini biliyordum; bir kasabanın bu kadar yaşlı ve
yer altı kötülükleriyle kaynıyor olmasından dehşete düştüm.
Beytlehem’den, Babil’den, Memfis’ten ve insanlıktan daha eski
olduğunu insanların çok iyi bilmelerine rağmen Noel dedikleri,
Noel arifesinden yeni yılın ilk gününe kadar süren festival mevsimiydi.
Festival mevsimiydi ve ben en sonunda halkımın yaşamış olduğu;
festivallerin yasak olduğu o eski günlerde festivaller düzenlediği;
en eski sırların anısı belleklerinden çıkmasın diye torunlarına
her yüz yılda bir festival düzenlemelerini buyurduğu yere,
deniz kıyısındaki o eski kasabaya gelmiştim.

Halkım eski bir halktı; üç yüz yıl önce bu topraklara yerleşildiği zaman
bile eski bir halktı. Ve acayip bir halktı, Çünkü güneyin sersemletici
orkide bahçelerinden gizlilik içinde gelmiş koyu tenli bir halktı;
mavi gözlü balıkçıların dilini öğrenmeden önce başka bir dil konuşuyordu.
Şimdi dört bir yana dağılmış durumdalar ve ancak bugün yaşayan
hiçbir kulun anlayamayacağı gizemli ayinlerde bir araya geliyorlar.
O gece, efsanenin emrettiği gibi eski balıkçı kasabasına geri dönen
sadece bendim, çünkü sadece yoksullar ve yalnızlar unutmazlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cthulhu'nun Çağrısı
Baskı tarihi:
Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758426
Kitabın türü:
Çeviri:
Dost Körpe
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Cthulhu’nun Çağrısı
Cthulhu
Cthulhu
Lovecraft'ın neden korku edebiyatının ustası olarak anılması gerektiğini gösteren; yabancılığın, dehşetin, tekinsizliğin anlatıldığı toplam yedi öykü var bu kitapta.

Korku ancak gördüğümüzde bilebildiğimiz bir şey midir? Yoksa bilmediğimizi gördüğümüz şey midir? Belli ki Lovecraft bunu sorguluyordu bu öyküleri yazdığı sırada. Hep korkularımızdan ve bilmediklerimizden bahsetmeye çalıştı. Çalıştı diyoruz, çünkü asla tam olarak bahsedilemeyeceğini biliyordu. Tıpkı bu öykülerde olduğu gibi, dehşeti tarif etmek mümkün değildi. Tarif eden ya mezarlığa düştü ya da akıl hastanesine; ya müzisyen oldu ya da ressam; ya aynaya baktığında başkasını gördü ya da denizin dibinde buldu kendisini.

Bu kitap bir dehşet davetiyesi, bir delilik güzellemesi.

Bu, Lovecraft'ın çağrısı…

“Lovecraft'ın eserleri modern korku edebiyatında bir dönüm noktası.”

- Clive Barker

“Lovecraft'ın üslubu ve hayal gücü büyüleyici.”

- Alan Moore

“Stephen King'den Colin Wilson'a, Umberto Eco'dan John Carpenter'a kadar çok farklı insanları etkileyen nadir yazarlardan. Olağanüstü.”

- Neil Gaiman

Dost Körpe'nin yenilenmiş çevirisiyle…

Kitabı okuyanlar 80 okur

  • Fatih Çetin
  • Babür
  • Recep Berkay Peker

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.9 (2)
9
%2.9 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0