·
Okunma
·
Beğeni
·
1.902
Gösterim
Adı:
Cthulhu'nun Çağrısı
Baskı tarihi:
21 Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
475
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711256
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Baskılar:
Cthulhu’nun Çağrısı
Cthulhu
Cthulhu
Düşlerin dünyasına geçerek insanları uykularından çağıran kadim tanrı Cthulhu'nun esrarı, Lovecraft'ın müthiş hayal gücünün eseri meşhur "Cthulhu Mitosu"yla birlikte bugün bile pek çok esere ilham vermeye devam ediyor. Korku edebiyatının en sıradışı hikâyelerini barındıran bu kitap, okuyucunun hayal dünyasını derin, karanlık, bilinmez köşelere sürüklerken, edebi altyapısıyla da kendisine hayran bırakıyor. Lovecraft'ın ürpertici üslubunu Hasan Fehmi Nemli aktarıyor. "R'lyeh'deki evinde ölü Cthulhu düş görerek bekliyor."
(Tanıtım Bülteninden)
H.P. Lovecraft'a zamanında pek şan ve şöhret getirmese de bugün ismini hala anmamıza sebep kitabın ta kendisi. Cthulhu miti büyük ihtimalle yazılmış en büyük kurgu mittir ve okunmaya değerdir. Yazarın diğer eserleriyle birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkarılan işin kalibresi de belli olacaktır.

Bu kitabın içinde birden fazla hikaye var, Cthulhu'nun Çağrısı kitabın en yavan ve basit hikayesi ama aynı zamanda en son hikayesi ve zirve noktası. Dolayısıyla önemli, değerli. Kitapta yer alan hikayeler bugünün edebiyat anlayışına bayağı uzak, sıradışı ve kısa. Bu yüzden Paulo Coelho okumaya alışkın bir okur için alışma süreci sancılı olabilir. Neyse ki uzun ve ağır bir dil yok. Basit ama etkili bir tarzı var yazarın. Mesela Norveçli kaptanın karısına bıraktığı notları okurken her satırda biraz daha delirdiğini içten içe hissetmeniz ve sonunda varılan nokta tüyler ürpertici.

Cthulhu miti kesinlikle boş zaman bulduğunuzda sizi içine çekecek, hayalgücünüzü kuvvetlendirecektir.

Favori yazarlarımdan Lovecraft'ın bu eserini korku ve gotik temalara meraklı herkese tavsiye ederim.
Okurken sizi içine çeken, her öyküsünde ayrı ayrı geren bir Lovecraft başyapıtı.
Umutsuz kemanın çığlıkları ve inlemeleri giderek yükseldi ve çılgınlaştı...
Cthulhu mitosu ve yazarın hayal gücü mükemmel olmakla beraber malesef yazım stili sıkıcı ve yorucu. Lovecraftın bendeki yeri ayrı. Hem sevip hem de sevmediğim bir yazar. İlişki durumumuz çok karışık yani. İthaki keşke yeni kitaplarını da bassa da okusak. Alfa yayınevinin basım kalitesi malesef çok kötü.
Onceki kitaplarinda olan yoruculyktan uzak, gercekten cok yaratici ve etkileyici hikayeler barindiran bir kitap. Kesinlikle beni etkiledi. Bazi eserlerini sıkıcı bulanlar tereddut etmesin cok akici hikayeler mevcut.
Arkadaşlar daha kitabı satın almadım, şöyle bir durum var, ithaki yayınlarının kitabı 160 sayfa iken alfanın ki 475 sayfa civarında, bu neden oluyor bilen biri yazabilir mi?
Cthulhu,Necronomicon gibi bazı terimleri daha önce hiç duydunuz mu?Ya Bloodborne ve Darkest Dungeon oyunlarını?Tamam oyun bilmeyebilirsiniz diyelim ya Metallica'nın direkt olarak bu kitaba ithafen yazdığı Call of Cthulhu şarkısını ?Peki ama en azından Stephen King,Jose Luis Borges ve Edgar Allan Poe'nun korku edebiyatının en güçlü yazarlarından olduğunu biliyorsunuz değil mi? İşte onların çok fazla ilham aldığı kişi bu garip adam H.P.Lovecraft.

Kitaptan da bahsedeceğim elbet ama önce yazardan bahsetmek daha doğru gibi görünüyor.Lovecraft'ın çok sancılı bir çocukluk geçirdiği aşikar.Annesi ile ilişkisi hiç bir zaman iyi olmamış hatta genelde küçük kız kıyafetleri içinde gezdirilmiş ve bu travmalar da onun eserlerinde neredeyse hiç kadın karakter olmamasını biraz olsun açıklıyor.(Evet feministler Lovecraft'a hücüm!)Dünyada hatta ülkemizde korku edebiyatı denilince en son akla gelen isimlerden birisi bu üstad ama halbuki ilk akla gelmesi gereken kişi belki de o.Çünkü yarattığı bazı şeylere dünyada o kadar körü körüne bağlı olan ve hatta bir mezhep oluşturup tapan insanlar var ki bilseniz ağzınız bir karış açık kalır.

Kitaba gelecek olursak bir sürü kısa hikayeden oluşuyor ve bazıları türünün ilk örnekleri olduğundan yada Lovecraft'ın garip bir adam olmasından kaynaklı olarak pek ilgi çekici değiller hatta sıkıcılar.Ama öyle 2 3 tanesi var ki mesela Herbert West:Diriltici,Duvarlardaki Fareler ve tabi ki en ünlüsü ve en büyük etki yaratanı Cthulhu'nun Çağrısı.İşte bu üç öykü kitabı okurken geçirdiğim sıkıcı evreleri tamamiyle telafi etti.Korku ve Gerilim edebiyatının gerçek en ağır topu olan Lovecraft'ı sonunda okuduğum için minnettarım ve size de öneriyorum.
Bu kitabı okumadan önce sırf Cthulhu ve onun mitosu hakkında olacağını sanıyordum ama yanılmışım. 7 adet öyküden oluşan bir derlemeymiş. Son öyküsü kitaba ismini veren öykü.

Tabii ki bu yanılma çok kötü bir durum oluşturmadı benim açımdan. Bütün öyküleri beğenerek okudum. Özellikle Herbert West ve Duvardaki Fareler öyküleri çok hoşuma gitti. Duvardaki Fareler öyküsünü daha önce Gotik Öyküler kitabında okumuştu. Bu kitabın içinde de görünce şevkle tekrardan okudum.

Korku severlerin okuması gereken güzel bir eser. Tavsiye ederim.
Bu tarzı pek sevmesem de kült bi yazar olduğu için okudum, iyi ki de okumuşum. Öykülerde insan hem ürperiyor hem tiksiniyor. Yaratılan atmosfer oldukça gerçekçi. Hikayeler oldukça akıcı. Sonuç olarak çeviri de güzeldi aktı gitti.
Kitap birbirinden alakasız yedi adet öyküyü içeriyor ve kitaba adını veren hikaye en sonda yer alıyor. Yazım dili oldukça akıcı ve her hikaye birbirinden güzel. Gerilim ve merak her zaman üst noktada. Benim en sevdiğim hikayeler Erich Zann'ın Müziği, Herbert West - Diriltici - Duvarlardaki Fareler ve tabi ki kitaba adını veren Cthulhu'nun Çağrısı oldu. Lovecraft'ın yarattığı Cthulhu mitosu o kadar beğenildi ve ilgi gördü ki onun ölümünden sonra da bu mitosla alakali eserler çıkmaya devam etti. Sadece edebiyatı değil müzik, resim, sinema, bilgisayar oyunu gibi çok farklı mecraaları da etkiledi. Gerilim okumaktan hoşlanıyorsanız ya da okumayı düşünüyorsanız şiddetle tavsiye ederim. Kitabı okuduktan sonra Metallica'nın The Call of Ktulu adlı enstrümantel parçasını dinlemenizi öneririm. :)
Öyküler genel anlamda beklentimi karşılamadı. Cthulhu miti bilinen bir mit fakat kitaptaki en özelliksiz hikaye olabilir. Buna karşılık Lovecraft usta bir hikayeci olduğunu gösteriyor. Öykülerinde olay örgüsü Poe ile kıyaslanacak seviyede değil bana kalırsa. Ama mekan tasvirleri muazzam. Zaten bu öykü derlemesinde kapalı mekanlar ağırlıktaydı. El geçirilmiş bir alan, ev, kötülüğe açılan bir geçit hemen hemen her hikayede bu unsur vardı. Bunu çok iyi kullanmış Lovecraft. Özellikle uzaydan gelen bir madde ile bir evin renginin solup ölmesi nefis bir anlatıydı. Genel olarak olaylarda başarılı bulmasam da atmosferi çok iyi yaratıyor ve öykünün içine çekiyor.
O gece Baron pek çok felaketi düşledi;
Ve tüm savaşçı konukları, ki şeytan ve cadı
Biçimindeydiler, ve iri tabut kurdu,
Uzun süre kabuslardan silinmeyecekti.
Böylesine büyük güçlerin ya da varlıkların hala yaşadıkları düşünülebilir... Çok eski bir çağdan artakaldırkları... Öyle bir çağ ki, belki bilincin gelişen insanlık dalgası karşısında çok uzun süre önce geri çekilen şekiller ve biçimlerle ifade edildiği... Belirsiz anısı yanlızca şiirlerde ve efsanelerde barınan ve tanrılar, canavarlar, her türden hayali yaratıklar diye adlandırılan biçimlerle.
İnsanı derin düşüncelere sevk eden bu atmosfer öyküsü
Ekim 1923’te yazılmış olup Lovecraft’ın Aralık 1922’de
Massachusetts’teki Marblehead’e yaptığı ziyaret üzerine yazıldığı açıktır.
Kingsport kentinden her ne kadar ilk defa “Korkunç İhtiyar”da söz edilmiş
olsa da kent ilk defa bu öyküde Marblehead’le özdeşleştirilmiştir.
Lovecraft daha sonra öyküyü yazarken Margaret A. Murray’in The Witch-Cult in Western Europe (1921) (Batı Avrupa’da Cadı-Kültü) adlı kitabından
esinlendiğini kabul edecektir. Lovecraft ayrıca öykülerinde benzer
kavramlara yer veren Arthur Machen’i de o sıralarda keşfetmiştir.
Öykü ilk defa Weird Tales’ın 1925 Ocak sayısında yayımlanmıştır.

“Efficiunt Daemones, ut quae non sunt,
sic tamen quasi sint, conspicienda
hominibus exhibeant.”
-LACTANTIUS-


Yurdumdan Çok uzaklarda, büyüleyici doğu denizlerinin etkisi altındaydım. Alacakaranlıkta denizin kayaları dövdüğünü duyuyor,
Çarpık Çurpuk ağaçları bulutsuz bir göğe ve yeni doğmakta
olan yıldızlara doğru kıvrılarak yükselen tepenin ötesinde
uzandığını biliyordum. Atalarımın beni uzaklardaki eski kasabaya
çağırmış olması nedeniyle yeni yağmış, pek derin olmayan karlar
üzerinde yürüyerek Aldebaran yıldızının ağaçlar arasından göz kırptığı
yere doğru yükselen yol boyunca ilerlemeye devam ediyor,
daha önce hiç görmediğim, ama sık sık
düşlediğim eski kasabaya doğru gidiyordum.
Beytlehem’den, Babil’den, Memfis’ten ve insanlıktan daha eski
olduğunu insanların çok iyi bilmelerine rağmen Noel dedikleri,
Noel arifesinden yeni yılın ilk gününe kadar süren festival mevsimiydi.
Festival mevsimiydi ve ben en sonunda halkımın yaşamış olduğu;
festivallerin yasak olduğu o eski günlerde festivaller düzenlediği;
en eski sırların anısı belleklerinden çıkmasın diye torunlarına
her yüz yılda bir festival düzenlemelerini buyurduğu yere,
deniz kıyısındaki o eski kasabaya gelmiştim.

Halkım eski bir halktı; üç yüz yıl önce bu topraklara yerleşildiği zaman
bile eski bir halktı. Ve acayip bir halktı, Çünkü güneyin sersemletici
orkide bahçelerinden gizlilik içinde gelmiş koyu tenli bir halktı;
mavi gözlü balıkçıların dilini öğrenmeden önce başka bir dil konuşuyordu.
Şimdi dört bir yana dağılmış durumdalar ve ancak bugün yaşayan
hiçbir kulun anlayamayacağı gizemli ayinlerde bir araya geliyorlar.
O gece, efsanenin emrettiği gibi eski balıkçı kasabasına geri dönen
sadece bendim, çünkü sadece yoksullar ve yalnızlar unutmazlar.
Sonra tepenin ötesinde, akşam karanlığında olanca soğukluğuyla
yayılmış Kingsport’u gördüm; eski yel değirmeni kanatları ve
küçük kilise kuleleri, yatay çatı direkleri ve baca külahları,
rıhtımları ve küçük köprüleri, söğüt ağaçları ve mezarlıklarıyla
kar altındaki Kingsport’u; dik, dar, dolambaçlı sokakların
sonsuz labirentini ve kentin ortasındaki tepeyi taçlandıran
zamanın dokunmaya cüret edemediği baş döndürücü yükseklikteki kiliseyi;
bir çocuğun rastgele Çevreye saçılmış tahtadan oyuncak küplerini
andıran her yön ve seviyede gelişigüzel yayılmış kolonyal evlerin
karışık yığınını; kış mevsiminin beyaza boyadığı üçgen ve
balıksırtı çatıların üzerindeki gri kanatlar üzerinde asılı duran eskiliği;
Orion takımyıldızına ve arkaik yıldızlara kavuşmak üzere akşamın
karanlığında parıldayan kapı üzerlerindeki açık yelpaze şeklindeki
pencereleri ve küçük camlı pencereleri gördüm.
İnsanların eski zamanlarda içinden çıkıp geldiği ketum ve
anımsanmayacak kadar eski deniz çürüyen rıhtımları dövüyordu.

Yolun tepeyi aştığı yerde, çıplak ve rüzgârlara açık daha yüksek
bir tepe yükseliyordu; buranın, kapkara mezar taşlarının
dev bir cesedin çürümekte olan tırnakları gibi uğursuzca
karın içine saplandığı bir mezarlık olduğunu gördüm.
Üzerinde hiçbir iz bulunmayan yol ıpıssızdı ve ara sıra uzaklardaki
bir darağacının rüzgârda gıcırdamasını düşündüren
korkunç gıcırtılar duyar gibi oldum.
1692’de soydaşım dört erkeği cadılık suçlamasıyla asmışlardı;
ancak bunun tam olarak nerede olduğunu bilmiyordum.

Deniz tarafındaki yamaçtan döne döne inerken,
akşamları bir kasabadan yükselen neşeli sesleri duymak için
kulak kabarttım, ama bu sesleri duyamadım. Sonra aklıma mevsim geldi;
bu kadim Püriten halkın bana yabancı Noel adetleri olabileceğini ve
ocaklarının yanı başında sessizce dua etmekle
meşgul olabileceklerini düşündüm. Bundan sonra neşeli seslere
kulak kabartmayı ya da dolaşan birilerini görmek için etrafı kolaçan
etmeyi bir yana bırakarak yoluma devam ettim; loş ışıklarla aydınlatılmış
çiftlik evlerini ve gölgeli taş duvarları geçerek, eski dükkânlarla
sahil meyhanelerinin tabelalarının denizden esen tuzlu yelle gıcırdadığı,
perdeleri çekilmiş küçük pencerelerden sızan ışıkların aydınlattığı
kaldırım taşı döşenmemiş ıssız sokaklar boyunca sütunlu kapılardaki
tuhaf tokmakların parıldadığı yere geldim.
Kasabanın haritasını önceden görmüştüm;
halkımdan insanların oturduğu evi nerede bulacağımı biliyordum.
Kasaba efsaneleri uzun ömürlü olduğundan denmişti,
beni tanıyacak ve iyi karşılayacaklardı; bu yüzden
Back Street’ten Circle Court’a doğru hızlı hızlı yürüdüm ve
kasabanın iri taşlarla döşenmiş tek yolundan yeni yağmış karlar
üzerinde yürüyerek Market House’un ardından başlayan
Green Sokağına ulaştım. Eski haritalar hâlâ işe yarıyordu ki hiçbir
güçlükle karşılaşmadım; Arkham’da bana, burada tramvay olduğunu
söylediklerinde yalan söylemiş olmalıydılar, çünkü başımın üzerinde
hiç tel görmemiştim. Öyle olsaydı bile, kar zaten rayları örtmüş olurdu.
Yürümeyi seçmiş olduğuma memnundum; çünkü beyazlara
bürünmüş kasaba, tepeden çok güzel görünmüştü; şimdi benim
insanlarımın oturduğu, Green Sokaktaki soldan yedinci ev olan,
1650’den önce inşa edilmiş, eski tarz sivri çatılı, ikinci katı çıkıntılı
evin kapısını çalmak için sabırsızlanıyordum.

Ulaştığımda evde ışık vardı; baklava dilimi şeklindeki camlarından
gördüğüm kadarıyla, ev hemen hemen eski haliyle korunmuş olmalıydı.
Ot bürümüş dar sokağa doğru çıkıntılı ikinci kat, sokağın karşısındaki
evin aynı şekilde çıkıntılı ikinci katına değiyordu neredeyse;
bu yüzden tamamen karsız, alçak eşikleri olan bir tünelde gibiydim.
Sokakta kaldırım yoktu, ama çoğu evin demir tırabzanlı birkaç
basamakla ulaşılan yüksek kapısı vardı. Tuhaf bir görünüşü vardı sokağın;
New England’a yabancı olduğumdan, daha önce bir benzerini görmemiştim.
Bu manzaradan da hoşlanmıştım ama karda ayak izleri, sokakta insanlar
ve perdeleri çekilmemiş birkaç pencere olsaydı daha çok hoşlanırdım.

Arkaik demir tokmağı çaldığımda, korku içinde olduğum söylenebilirdi.
Herhalde bana vasiyet edilen görevin tuhaflığı, akşamın ürkütücülüğü
ve ilginç adetleri olan bu eski kasabada hüküm süren
sessizliğin acayipliğiydi beni korkutan.
Kapıyı çalışıma cevap verildiğinde iyice korktum;
çünkü kapı gıcırdayarak açılmadan önce hiçbir ayak sesi duymamıştım.
Ama korkum uzun sürmedi, çünkü kapıda beliren gecelikli,
terlikli yaşlı adamın bütün endişelerimi dağıtacak kadar yumuşak
bir yüzü vardı; dilsiz olduğunu belirten işaretler yaptıktan sonra,
elindeki balmumu tablete sivri uçlu kalem kullanarak eski ve
tuhaf bir yazıyla hoş geldin yazdı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cthulhu'nun Çağrısı
Baskı tarihi:
21 Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
475
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051711256
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Baskılar:
Cthulhu’nun Çağrısı
Cthulhu
Cthulhu
Düşlerin dünyasına geçerek insanları uykularından çağıran kadim tanrı Cthulhu'nun esrarı, Lovecraft'ın müthiş hayal gücünün eseri meşhur "Cthulhu Mitosu"yla birlikte bugün bile pek çok esere ilham vermeye devam ediyor. Korku edebiyatının en sıradışı hikâyelerini barındıran bu kitap, okuyucunun hayal dünyasını derin, karanlık, bilinmez köşelere sürüklerken, edebi altyapısıyla da kendisine hayran bırakıyor. Lovecraft'ın ürpertici üslubunu Hasan Fehmi Nemli aktarıyor. "R'lyeh'deki evinde ölü Cthulhu düş görerek bekliyor."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 94 okur

  • Ezgi

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%2.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0