Cuma ya da Pasifik Arafı

·
Okunma
·
Beğeni
·
973
Gösterim
Adı:
Cuma ya da Pasifik Arafı
Baskı tarihi:
1 Ocak 2014
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755390642
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Vendredi ou les Limbers Du Pacifiique
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tournier yaşadığımız hayata anlam verebilmek için hikâyelere ihtiyacımız olduğunu düşünen ve
kolektiflik kazanmış hikâyeler denebilecek mitosları da ciddiye alan bir yazar. Temel kaygısı Batı kültürünün temel mitoslarını dönüştürerek bambaşka anlamlandırma ve yaşama imkânlarına işaret etmek! Yazdığı bu ilk romanda ise Batı modernliğinin “girişimci birey” kültünü, “vahşileri ve doğayı uygarlaştıran
beyaz adam” imgesini, “üretim, tüketim” tapınmasını ve “zaman, düzen, disiplin” kaygısını en özlü biçimde ifade eden Robinson mitini paramparça ederek, heyecan verici bir doğa/düşünce sentezini muştulayan çok farklı bir mitoloji inşa ediyor. Cuma ya da Pasifik Arafı Spinoza’dan Lévi-Strauss’a,
Hegel’den Sartre’a bir dizi düşünüre atıflar içeren bir düşünce romanı olmasının yanı sıra, bir macera romanı kadar da sürükleyici. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek. Düştüğü adada Batı kültürünü minyatür boyutlarda yeniden kuran Robinson’un, önce doğanın, sonra da kendine köle yaptığı ‘vahşi’ Cuma’nın “başkalık”larıyla yüzyüze gelmesi anlatılırken, bütün bir tarih Cuma’nın kahkahalarıyla yeniden yazılıyor aslında. Batı akılcılığının ipliği pazara çıkarılırken “başka” türlü düşünmenin ne denli mümkün ve gerekli olduğu gösteriliyor. Bu nefis romanı ve Deleuze’ün yazdığı sonsözü dikkatle,
tekrar tekrar okuyalım ve kendimize şu soruları soralım: Hayatımızda hem bireysel hem de toplumsal anlamda “başkaları” var mı gerçekten? Başkalarının olmadığı, olsa bile dikkate alınmadığı, ezildiği, yok sayıldığı bir hayat dayatılmıyor mu bizlere? Başkası yoksa ben var mıyım? Biz Ayrıntı Yayınları olarak Cuma’yı yayınlamaktan özel bir haz duyduğumuzu belirtiyor; edebiyata inanan ve sahici soruların peşinde olan herkese tereddütsüz öneriyoruz...
224 syf.
·7/10
Michel Tournier abimiz Fransız. Bu abimizin üslubu farklı. Daniel Defoe'nin yazmış olduğu Robinson Crusoe'yi kendi üslubuyla aktarıyor. Sadece edebi olarak değil, aynı zamanda felsefi olarak da kendini gösteriyor. Edebi olarak bol bol betimliyor, felsefi olarak da düşündürmeyi amaçlıyor. İşte bu özellikleriyle Fransız abimiz, kimi zaman Fransız bıraktırabiliyor.

Robinson Crusoe dizi olur uzunluğuyla, bu kitap film. Ki zaten Tom Hanks'in başrolde yer aldığı "Cast Away" diye bir film var, o tatta bir kitap bu. Kısa olmasına rağmen abartılı betimlemeleriyle sıkıyor. Betimlemeler uzun olması, bazen gözümün satır atlamasına sebep oluyordu.

Daha çok Robinson ile Cuma çatışması ekseni etrafında konu dönüyor. Robinson'un kendiyle çatışması söz konusu oluyor. Zaman kavramı anlamını yitiriyor; sahi, zamanı bilmediğimiz zaman akıp giden zamanda kaybolma olasılığımız çok zayıf olmaz mı? Bir kere zamanı bilmiyorsun, anlamıyorsun, her gün aynı günü yaşıyormuşsun hissine kapılıyorsun. Aslında Robinson da aynı böyle. Zamanın anlamı yok, hayatta kalma mücadelesi, dejavû yaşıyor Fransızca bu kelimeyle belirtmek gerekirse.

Robinson'un seyir defteri de, felsefe kitabı gibi. E kardeşim; Antik Yunan nasıl felsefesini geliştirdi? Tabii ki, engebeli oluşu ve engebeli olması ile saldırılara kapalı oluşu. Saldırılara kapalı olması, felsefede gelişmesini sağlar Antik Yunan'ın. Baktığımızda Robinson'un saldırısız bir adada mahsur kalması, onun felsefesini geliştirmesini sağlıyor. Robinson üzerinden yazar, kendi düşüncelerini aktarıyor aslında. Yazarı, özellikle Daniel Defoe'den farklı kılan da bu olsa gerek.

Daniel Defoe'nin kitabı 1719'da yayımlanırken, bu kitap 248 yıl sonra, 1967'de yayımlandı. Edebi metnin farklı bir üslupla kurgulanıp, üzerine felsefi üslubun yerleştirilmesi iyi bir düşünce. Adada yalnız bir insan, felsefe de yapmaya fırsat bulur elbet. Yer yer sıktığı da oldu, o da karmaşık bir yapıya sahip olduğu için, betimlemelerin çok olması gibi. Yazarın kitaba kattığı özellik ise, Robinson'un seyir defterine düşüncelerini sızdırması olsa gerek ya da benim gözümde böyle.
240 syf.
·9/10
Yazar, kitabında bildiğimiz Robinson hikayesini yeni bir bakış açısıyla yeniden kaleme almış. İlk Robinson'da batı kültürünün beklentilerini karşılayan, bu kültürün gereği olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapan ve mutlu sona bu doğrultuda ulaşan bir roman kahramanı anlatılırken bu kitapta "aslında ne olabilir"in cevabı aranmış. Kitabın maceradan çok felsefik yönünün ağır bastığını söylemeliyim.
Robinson, ilk kitapta olduğu gibi bir deniz kazası sonucu ıssız bir adaya tek başına düşer. Burada önce durumunu kabullenmez, ilk karşılaştığı hayvan olan keçiyi öldürür, adaya sırtını döner ve kendini kurtaracak bir gemi bekler. Ancak zaman geçtikçe kurtulma ümidi kaybolur ve adayı sahiplenme safhası başlar. Bu safhada batı kültürü ne gerektiriyorsa onu yapar, hayvanları evcilleştirir, tarlalar oluşturur ve ürünleri saklar. Bu arada gemiden kurtardığı silinmiş kitaplara düşüncelerini yazmaya başlar. Nihayet Cuma sahneye çıkar ve yeni bir safhaya geçişe neden olur.
Hikaye bu şekilde devam ediyor. Ancak dediğim gibi felsefik yönü oldukça ağır basan bir roman. Bu nedenle kolay okunan bir kitap değil, bununla birlikte felsefeye meraklı iseniz oldukça tatmin edici bir okuma vadediyor. 20 sayfalık sonsöz de kitaba yaraşır bir ağırlıkta.
240 syf.
·7 günde·9/10
Robinson Crusoe' nun post-modern bir altyapıyla, özgün hikayedeki ilerici-aydınlanmacı argümanları bir tarafa atıp adada aslında neler yaşandığını-yaşanması gerektiğinin anlatıldığı bir anti-romanı. Yalnızlık, ötekilik, ilericilik üstüne okunması gereken bir başyapıt olan bu roman Le Monde' un Yüzyılın Yüz Kitabı listesindeki eserlerden biridir.
"Dünyada bir şey çatlamıştır ve bir yığın şey, ben olarak yıkılmıştır."
Michel Tournier
Sayfa 79 - Ayrıntı Yayınları
"Beni kendi yüreğinin üzerinde bir mühür gibi,
Kolunun üzerinde bir mühür gibi koy;
Çünkü sevgi, ölüm gibi kuvvetlidir."
Michel Tournier
Sayfa 110 - Ayrıntı Yayınları
"Gün be gün yaşadığım sürece kendimi bırakıyorum, zaman parmaklarımın arasından kayıp gidiyor, zamanımı kaybediyorum, kendimi kaybediyorum."
Michel Tournier
Sayfa 50 - Ayrıntı Yayınları
"Tek dostları ölülerdi ve onlara hayatında seçkin bir yer vermesi doğru olurdu."
Michel Tournier
Sayfa 24 - Ayrıntı Yayınları
"Eğer insanı hayvandan ayırt eden şey, doğanın hayvana karşılıksız vermiş olduğu şeyleri -giysisi, silahları, rızkı- insanın yalnızca kendi üretiminden beklemesiyse temel sorun, asıl insanlık sorunu budur."
Michel Tournier
Sayfa 94 - Ayrıntı Yayınları
"Terk edilemez eşi yalnızlıkla evli olduğu zamanı artık hayal kurmadan tüketecekti."
Michel Tournier
Sayfa 35 - Ayrıntı Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cuma ya da Pasifik Arafı
Baskı tarihi:
1 Ocak 2014
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755390642
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Vendredi ou les Limbers Du Pacifiique
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tournier yaşadığımız hayata anlam verebilmek için hikâyelere ihtiyacımız olduğunu düşünen ve
kolektiflik kazanmış hikâyeler denebilecek mitosları da ciddiye alan bir yazar. Temel kaygısı Batı kültürünün temel mitoslarını dönüştürerek bambaşka anlamlandırma ve yaşama imkânlarına işaret etmek! Yazdığı bu ilk romanda ise Batı modernliğinin “girişimci birey” kültünü, “vahşileri ve doğayı uygarlaştıran
beyaz adam” imgesini, “üretim, tüketim” tapınmasını ve “zaman, düzen, disiplin” kaygısını en özlü biçimde ifade eden Robinson mitini paramparça ederek, heyecan verici bir doğa/düşünce sentezini muştulayan çok farklı bir mitoloji inşa ediyor. Cuma ya da Pasifik Arafı Spinoza’dan Lévi-Strauss’a,
Hegel’den Sartre’a bir dizi düşünüre atıflar içeren bir düşünce romanı olmasının yanı sıra, bir macera romanı kadar da sürükleyici. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek. Düştüğü adada Batı kültürünü minyatür boyutlarda yeniden kuran Robinson’un, önce doğanın, sonra da kendine köle yaptığı ‘vahşi’ Cuma’nın “başkalık”larıyla yüzyüze gelmesi anlatılırken, bütün bir tarih Cuma’nın kahkahalarıyla yeniden yazılıyor aslında. Batı akılcılığının ipliği pazara çıkarılırken “başka” türlü düşünmenin ne denli mümkün ve gerekli olduğu gösteriliyor. Bu nefis romanı ve Deleuze’ün yazdığı sonsözü dikkatle,
tekrar tekrar okuyalım ve kendimize şu soruları soralım: Hayatımızda hem bireysel hem de toplumsal anlamda “başkaları” var mı gerçekten? Başkalarının olmadığı, olsa bile dikkate alınmadığı, ezildiği, yok sayıldığı bir hayat dayatılmıyor mu bizlere? Başkası yoksa ben var mıyım? Biz Ayrıntı Yayınları olarak Cuma’yı yayınlamaktan özel bir haz duyduğumuzu belirtiyor; edebiyata inanan ve sahici soruların peşinde olan herkese tereddütsüz öneriyoruz...

Kitabı okuyanlar 50 okur

  • Muhammed Yıldırım
  • piktobet
  • ipek yeyalp
  • Burak
  • Pinar
  • Hüseyin yetim
  • 1K Denizli Okuma Grubu
  • Serkan Mutlu
  • Özden Yıldız
  • Hasan kapalen

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.8 (5)
9
%19 (4)
8
%14.3 (3)
7
%23.8 (5)
6
%4.8 (1)
5
%4.8 (1)
4
%4.8 (1)
3
%4.8 (1)
2
%0
1
%0